Rusya’dan “Avrupa’nın Başkentleri Hedef Alınacak” Uyarısı

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Rusya, Almanya’ya Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), aralarında Tomahawk füzelerinin de bulunduğu uzun mesafeli silahlarını konuşlandırma kararının, Avrupa başkentlerini Rus füzelerinin hedefi hâline getirebileceği tehdidinde bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, ABD’nin kararının bir “paradoks” oluşturduğunu söyledi. Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

Washington ile Berlin’in yayınladığı ortak açıklamada, SM-6 ve Tomahawk seyir füzeleri ile Avrupa’daki tüm füzelerden daha uzun menzile sahip hipersonik silahların Almanya’ya konuşlandırılacağı belirtilmişti. İki ülkenin ortak duyurusuna göre silahlar 2026’dan itibaren Almanya’ya getirilecek. Füzelerin “Avrupa’nın güvenliği” için konuşlandırılacağı belirtilirken, Rusya bu adıma “askeri yanıt” vereceğini duyurmuştu.

Söz konusu kararın duyurulmasının ardından ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Rus mevkidaşı Andrey Belusov, bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Rus Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Görüşmede, güvenlik tehditlerinin engellenmesi ve gerilimin tırmanması olasılığı riskinin düşürülmesi ifade edilmiştir” denildi.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sözcülerinden biri ise, Austin’in Moskova ile “iletişim hatlarının ayakta tutulmasının taşıdığı anlamı” vurguladığını kaydetti.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Söz konusu adımı savunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, kararın “çok iyi bir karar” olduğunu söylemiş ve ABD füzelerinin Almanya’nın savunmasına katkıda bulunacağını kaydetmişti.

Ancak karar, Almanya’da tartışma yaratmış bulunuyor. Sol Parti anlaşmayı “son derece problemli” şeklinde nitelerken, Sol Parti’den kopan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise kararın “çok tehlikeli” olduğunu söyledi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise, Konuşlandırma Almanya’yı hedef haline getiriyor” diye tepki verdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Zirvesi: Erdoğan’dan “Terör Tehlikesine Dikkat Çekeceğiz” Açıklaması

NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gideceği ABD’ye hareketinden önce açıklamalar yapan Erdoğan, Zirveden beklentimiz milli güvenlik hassasiyetleri gözeten ittifakı gözeten neticelerin elde edilmesi” dedi ve ekledi:

“Savunma sanayideki engellerin kaldırılması mühimdir. Görüşmelerde dünyada artan terör tehlikesine dikkat çekeceğiz. NATO’nun gayretlerinin artırılmasının gerektiğinin altını çizeceğiz. Ukrayna’da NATO’nun savaşın tarafı haline getirilmemesi için ilkeli duruşumuzu sürdürüyoruz. Silahların konuştuğu her gün bizim ne kadar isabetli bir yerde durduğumuzu göstermekte.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere “TUR” ile saat 10.00’da Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başkenti Washington’a hareket etti.

Erdoğan’ı Esenboğa Havalimanı’ndan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, Ankara Valisi Vasip Şahin ve diğer ilgililer uğurladı.

Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Çağatay Özdemir ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan da Washington’a gitti.

Erdoğan’ın, zirve kapsamında katılımcı bazı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Erdoğan, hareketinden önce Esenboğa Havalimanı’nda düzenlenen basın toplantısında soruları yanıtladı. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:

“Zirve’de NATO’nun savunma yapılanmasını tahkim etmek amacıyla istişarelerde bulunacağız. NATO’nun kuruluşunun 75. yıl dönümü nedeniyle Zirvemiz ayrı bir anlam taşıyor.

Zirveden beklentimiz milli güvenlik hassasiyetleri gözeten ittifakı gözeten neticelerin elde edilmesi. Savunma sanayideki engellerin kaldırılması mühimdir. Görüşmelerde dünyada artan terör tehlikesine dikkat çekeceğiz. NATO’nun gayretlerinin artırılmasının gerektiğinin altını çizeceğiz. Ukrayna’da NATO’nun savaşın tarafı haline getirilmemesi için ilkeli duruşumuzu sürdürüyoruz. Silahların konuştuğu her gün bizim ne kadar isabetli bir yerde durduğumuzu göstermekte.

Türkiye NATO’nun misyonlarına ve harekatlarına en fazla katkı sağlayan ilk 5 ülkeden biri. İmkan ve kabiliyetler NATO’nun bel kemiği ülkelerin başında yer alıyoruz. Ortak değerlerimizin samimiyet testinden geçmekte olduğu Gazze’deki katliamları gündeme taşıyacağız. Uluslararası camianın İsrail’i durdurmakta yetersiz kaldığını vurgulayacağız. Bu meseleleri ikili görüşmelerde de ele alacağım.

KKTC, bizim nezdimizde Türk devletlerinin tam üyesi konumunda. Başta Azerbaycan olmak üzere onların yaklaşımı da bizimle aynı konuma geldi. Son Suşa zirvesinde de KKTC orada bulundu. Bundan sonra da bizler KKTC’yi tam üye noktasında nasıl taşırız gayretinde içindeyiz. Hukukumuzun olduğu Türk devletleri ile de bunu geliştiriyoruz.

Şu an itibariyle NATO’nun ilk 5 ülkesinden biriyiz. Bunu mali destek noktasında ve NATO’ya güç katma noktasında söylüyorum. Türkiye’nin durumu, 5 ülke derken laf olsun diye demiyoruz. NATO üye ülkelerinin bakışı da böyledir. NATO’daki konumumuzu güçlendirerek devam ettiriyoruz. Yeni genel sekreterin oraya gelişinde Türkiye’nin rolü üst düzeyde oldu. Kendisi ile Amerika’da ayrıca görüşmemiz olacak.

“Filistin konusunda istediğimizi alamadık”

NATO ile İsrail Filistin konusunda istediğimizi alabilmiş değiliz. Şu anda ABD’deki görüşmelerimizde inşallah bunları tekrar gündeme getirip beklediğimiz neticeyi alırız. Görüşmelerle birlikte kendilerini bu noktada da uyaracağız.

Doha’da ciddi görüşmeler oldu. O gün uçakla dönüş yaparken MOSSAD başkanı da Doha’ya gitmişti. Bazı adımlar atılmıştı. O adımlar noktalanmadı. Sabırla takip ediyoruz.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “Yahudi Karşıtlığı” Uyarısı

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Dini Özgürlükler Raporu’nda İsrail’in Gazze’deki eylemleri sonrası Türkiye’de Yahudi karşıtlığının arttığına yer verildi. Raporda antisemitik söylem ve nefret söyleminin devam ettiği ifade edildi.

Raporda Türkiye’nin azınlıklarla ilgili bazı olumlu adımlarına da yer verildi. Türkiye’nin ülkedeki Uygur Müslümanları’nı korumaya istekli olduğunu gösterdiğini yazan ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılı boyunca hiçbir Uygur’un Çin’e sınırdışı edilmediğini kaydetti.

Rapor için üst düzey ABD elçilik ve konsolosluk yetkililerinin yıl boyunca Dışişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü dahil hükümetten yetkililerle din özgürlüğü konularını görüşmek üzere düzenli olarak temaslarda bulunduğu kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılında 200 kadar ülkede inanç meselelerini incelediği Dini Özgürlükler Raporu’nu yayınladı. VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre; Raporun Türkiye bölümünde, özellikle Hamas’ın 7 Ekim saldırısı ile İsrail’in Gazze’deki eylemleri sonrası Yahudi karşıtlığının arttığına yer verildi.

“Yahudi vatandaşlar, hükümetin İsrail karşıtı söyleminin açıkça antisemitik halk protestolarına ivme kazandırdığını söyledi” denilen raporda 18 Ekim’de Samsun Atakum Belediye Meclisi Üyesi Süleyman Sezen’in 17 Ekim’de Gazze’deki bir hastanede meydana gelen ve başlangıçta “yanlış bir şekilde” İsrail’in sorumlu tutulduğu patlamayı kınarken Hitler’i Yahudiler’i öldürdüğü için övmesi hatırlatıldı.

AK Partili Meclis Üyesi Sezen, “Hitler’i bir kez daha rahmetle anıyorum. (…) Dünya Yahudiler’den temizlendikten sonra barışa ve huzura kavuşacaktır” demişti.

1 Ocak 2023 ile 31 Aralık 2023 arası dönemi kapsayan rapor antisemitik söylem ve nefret söyleminin sosyal ve yazılı medyada devam ettiğini kayda geçirdi ve “Ekim ayında İsrail-Hamas çatışmasının tırmanmasının ardından, İslami Yeni Akit gazetesinde yer alan bir köşe yazısında hükümete İsrail ordusunda görev yapan Türk Yahudileri’nin vatandaşlıklarının iptal edilmesi çağrısı” örnek verildi.

Şubat ayında İstanbul polisinin IŞİD Horasan (IŞİD-K) ile bağlantılı 15 şüpheliyi şehirdeki sinagog ve kiliseleri hedef almayı planladıkları iddiasıyla tutuklaması da raporda yer aldı.

2023’ün Mart ayında Üsküdar Amerikan Lisesi ile Ulus Musevi lisesi arasındaki futbol maçında öğrencilerin Nazi selamı vermesi de rapora girdi.

Rapora göre hükümetin, özellikle İsrail-Hamas çatışmasına ilişkin Filistin yanlısı protesto dalgaları sırasında ekstra güvenlik taleplerine duyarlı olduğunu söyleyen Yahudi Cemaati üyeleri, hükümetin resmi söyleminin İsrail’in politikalarını ve liderliğini güçlü bir şekilde eleştirdiğini ancak bunun Yahudiler’e karşı nefret söylemi oluşturduğunu düşünmediklerini söyledi.

Ancak Yahudi temsilciler, yasanın “kin ve düşmanlığa tahriki” suç saymasına rağmen hükümetin halk arasında veya sosyal medyada nefret söylemini kovuşturmadığını ve yetkililerin yasayı Müslümanlar nefret söylemine maruz kaldığında uyguladığını da savundu.

“Ceza kanunu dine küfrü yasaklamakta ve dini inançlara karşı alenen saygısızlık göstermek de dahil ‘kin ve düşmanlığa tahrik’ için ceza öngörmekte ve ‘bir din tarafından kutsal sayılan değerlere hakareti’ suç sayıyor” hatırlatması yapılan raporda, başka eleştiriler de sıralandı.

Rapora göre bu eleştirilerin bazıları şu şekilde; “Hükümet, özellikle de yalnızca Ermeni Apostolik Ortodoks Hristiyanlar’ı, Yahudiler’i ve Rum Ortodoks Hristiyanlar’ı kapsayan 1923 Lozan Antlaşması’nın hükümet tarafından yorumlanması kapsamında, gayrimüslim dini azınlık olarak tanınmayanların haklarını sınırlamaya devam etti.

Aleviler, devlet tarafından tanınmayı hak eden bir dini inanç olduklarını ifade etmeye devam ederken, hükümet Alevi ibadetini dini değil kültürel olarak sınıflandırmaya ve Yargıtay’ın 2018’de bu yönde verdiği bir karara rağmen Alevi ibadethanelerini (cemevleri) tanımamaya devam etti. Diyanet İşleri Başkanı 2018’de camilerin hem Aleviler hem de Sünniler için uygun ibadet yerleri olduğunu söyledi.

Heybeliada’daki Rum Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu kapalı kalmaya devam etti.

Hükümet Sünni olmayan dini gruplara cezaevlerinde din görevlisi sağlamadı; ancak bu grupların din görevlileri savcının izniyle mahkumları ziyaret edebildi ve onlara vaaz verebildi.

Hükümet, Sünni Müslüman din adamlarına eğitim vermeye devam ederken, diğer dini grupların ülke içinde din adamı yetiştirmesini kısıtladı. Rum Ortodoks ve Ermeni Ortodoks Patrikhaneleri ülke içinde resmi teoloji eğitimi verememeye devam etti.

2020’de müzeden camiye dönüştürülmesi planlanan beşinci yüzyıldan kalma Kariye Kilisesi, restorasyon süresince yıl sonunda kapalı kalmaya devam etti.

Ocak ayında 17 İranlı Hıristiyan’ı tutuklayan ve İran’a geri gönderilmek üzere geri gönderme merkezlerinde tutan Bolu’daki hükümet yetkilileri, daha sonra evde ibadet etmeyi bırakmayı kabul ettiklerini bildirmeleri üzerine bu kişileri serbest bıraktı.

Altıncı yüzyılda kilise olarak inşa edilen ve hükümet tarafından 2020 yılında camiye dönüştürülen Ayasofya’nın hasar gördüğüne dair haberler gelmeye devam etti.”

ABD Dışişleri Bakanlığı, Yehova’nın Şahitleri’nin 2023 yıllık raporuna da atıfta bulunarak, “Hükümet zorunlu askerlik hizmetine alternatif sivil hizmet sağlamadı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Yehova’nın Şahitleri lehine verdiği kararlara uygun yasal değişiklikler yapmadı.

Raporda ayrıca Yehova Şahitleri’nin imar kısıtlamaları ve bina şartnameleri nedeniyle uygun ibadet yerleri kuramadıkları ve grup üyelerinin kapı kapı dolaşarak ya da halka açık yerlerde vaaz verdikleri için para cezalarına çarptırıldıkları belirtildi” denildi.

Olumlu adımlar

Raporda Türk hükümetinin azınlıklarla ilgili bazı olumlu adımlarına da yer verildi. Hükümetin ülkedeki Uygur Müslümanları’nı korumaya istekli olduğunu gösterdiğini yazan ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılı boyunca hiçbir Uygur’un Çin’e sınırdışı edilmediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Eylül’de Yahudiler’in yeni yılı Roş Aşana için “en içten” dileklerini ilettiği rapora girdi. Aralık ayında da Erdoğan’ın Hanuka Bayramı vesilesiyle ülkenin Yahudi vatandaşlarını tebrik ettiği hatırlatıldı.

Mart ayında Süryani Ortodoks cemaatinin, Türkiye’nin kurulduğu 1923 yılından bu yana yeni inşa edilen ilk kilise olan İstanbul’daki Mor Efrem Kilisesi’nin inşaatını tamamladığı belirtilen raporda, “Mor Efrem, 8 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlar ve üst düzey din adamlarının konuşmalarıyla resmen açıldı ve ardından 15 Ekim’de Süryani Patriği tarafından dini takdis edildi” denildi.

Rapor için üst düzey ABD elçilik ve konsolosluk yetkililerinin yıl boyunca Dışişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü dahil hükümetten yetkililerle din özgürlüğü konularını görüşmek üzere düzenli olarak temaslarda bulunduğu kaydedildi.

Büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin, Rum Ortodoks, Ermeni Apostolik Ortodoks, Yahudi, Süryani Ortodoks, Protestan, Alevi, Keldani Katolik ve Bahai İnanç dahil çeşitli Müslüman ve dini azınlık liderleri ve cemaat temsilcileriyle biraraya geldiği kaydedilen raporda, “Görüşülen konular arasında azınlık nüfusunun azalmasına yönelik baskılar; patrikhanelerin yasal statülerinin olmaması; Doğu Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapatılmaya devam edilmesi; İsrail, Yunanistan ve Ermenistan ile jeopolitik sorunlardan kaynaklanan sosyal ayrımcılık; Aleviler’in dini bir inanç olarak tam olarak tanınmaması; zorunlu din eğitimi ve Protestan Hıristiyanların giriş yasakları ve sınırdışı edilmeleri yer aldı” denildi.

Paylaşın

Türkiye Savunma Harcamalarını Artırdı; ABD’den Memnuniyet Açıklaması Geldi

ABD, Türkiye’nin yüzde 2’lik savunma harcaması hedefini ilk kez tutturmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi. NATO, üye ülkelerden gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) yüzde 2’sinden fazlasını savunmaya ayırmalarını istiyor.

Türkiye’nin, NATO’da GSYH’nin en az yüzde 2’sinin savunmaya ayrılması hedefini ilk kez tutturduğu açıklandı Geçen 10 yılda ortalama yüzde 1,58’de seyreden ve yüzde 1,86’yla hedefe en fazla 2020’de yaklaşan Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda da yüzde 2’nin üzerinde kalması bekleniyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), gelecek ay Washington’da yapılacak NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Zirvesi öncesi Türkiye’nin yüzde 2’lik savunma harcaması hedefini ilk kez tutturmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Büyükelçi Jeff Flake’in şu sözlerine yer verdi: “Türkiye’nin, NATO savunma harcaması hedefini ilk defa gerçekleştirerek başarı kaydettiği bu tarihi ana tanıklık etmek harika. Bu muhteşem ortaklık için Türkiye Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı’na teşekkürler.”

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Büyükelçilik, paylaşımda ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın görüşlerine de yer verdi.

O’Brien sosyal medya hesabından, “Rekor sayıda müttefikin GSYH’nin yüzde 2’si oranında savunma harcaması taahhüdünü yerine getirmesi veya aşmasıyla NATO gerçekten her zamankinden daha güçlü. Bu yıl Fransa, Karadağ, Norveç ve Türkiye’nin de katılımıyla 23 müttefik bu önemli taahhüdü yerine getirmiş oldu” ifadelerini paylaştı.

NATO, üye ülkelerden gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) yüzde 2’sinden fazlasını savunmaya ayırmalarını istiyor. Türkiye’nin geçen hafta, NATO’da GSYH’nin en az yüzde 2’sinin savunmaya ayrılması hedefini ilk kez tutturduğu açıklandı. 32 üyeli ittifakta hedef tutturan ülke sayısı 23’e çıktı.

Geçen 10 yılda ortalama yüzde 1,58’de seyreden ve yüzde 1,86’yla hedefe en fazla 2020’de yaklaşan Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda da yüzde 2’nin üzerinde kalması bekleniyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçen hafta açıkladığı verilere göre, savunma harcamalarında Polonya (yüzde 4,12), Estonya (yüzde 3,43) ve ABD (yüzde 3,38) ilk üçü oluştururken son üç sırada Lüksemburg ve Slovenya (yüzde 1,29) ile İspanya (yüzde 1,28) yer aldı. Türkiye’nin yüzde 2,09 oranıyla Fransa ve Hollanda’nın hemen önünde yer aldığı tabloda NATO’nun iki yeni üyesi Finlandiya (yüzde 2,41) ve İsveç (yüzde 2,14) de hedefi tutturanlar arasında yer aldı.

NATO Zirvesi 9-11 Temmuz’da Washington’da yapılacak. Zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması bekleniyor.

Paylaşın

ABD’den Hizbullah’a “İsrail’i Tutamayabiliriz” Mesajı

ABD’nin Hizbullah’a “İsrail’i kontrol altında tutamayabiliriz”, Hizbullah’ın ise Washington yönetimine, “İsrail’e ciddi darbe vurabilecek kapasitede olduğunu ancak savaş istemediği” mesajı gönderdiği bildirildi.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, geçen haftaki açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da belirtmişti. Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu.

Amerikan habercilik kuruluşu Axios, ABD Başkanı Joe Biden’ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein’ın mesajı Lübnan’a yaptığı ziyarette ilettiğini aktardı. Hochstein, 18 Haziran’da başkent Beyrurt’ta Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’yle bir araya geldi.

Görüşmede Biden’ın danışmanı, Berri’den mesajı Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a iletmesini istedi. Hochstein, mesajında Hizbullah’dan gerginliğin daha fazla tırmanmaması için bir şekilde İsrail’le dolaylı yollardan iletişime geçerek anlaşmaya varmasını talep etti.

Danışman ayrıca ABD’nin İsrail’in karar mekanizması üzerinde yetkisi olmadığını ve savaşa giden süreci durduramayabileceğini savundu. Hochstein, bu konuda Hizbullah’ın ABD’ye güvenerek hareket etmemesi gerektiğini söyledi.

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen bir Batılı diplomat, Hizbullah’ın Washington yönetimine gönderdiği yanıtta, “İsrail’e ciddi darbe vurabilecek kapasitede olduğunu ancak savaş istemediğini belirttiğini” söyledi.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı’yla başlayan Gazze savaşında, Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar da son dönemde yoğunlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, geçen haftaki açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da belirtmişti. Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu. İsrail ordusu da Lübnan’da askeri harekat düzenlenmesine yönelik operasyonel planların onaylandığını açıklamıştı.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, dün ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’la yaptığı görüşmenin ardından, Lübnan sınırındaki gerilimde Washington’dan tam destek istediklerini belirtmişti. Blinken ise önceliklerinin Hizbullah’la gerginliğin daha fazla tırmanmamasını sağlamak olduğunu söylemişti.

Diğer yandan Amerikan medya kuruluşu CNN, Hizbullah’la geniş çaplı savaş başlaması halinde Washington yönetiminin, özellikle İsrail’in savunma sistemi Demir Kubbe’yi ayakta tutmak için gerekli desteği sağlayacağını aktarmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan ABD’ye Uyarı: Cezasız Kalmayacak

Ukrayna’nın, Kırım Yarımadası’na düzenlediği füze saldırısı sonrası Rusya, ABD’yi misilleme konusunda uyardı. Kırım’a yapılan saldırıda 4 kişi ölmüş ve 151 kişi de yaralanmıştı.

Ukrayna, Kırım Yarımadası’nı Lockheed Martin şirketinin ürettiği ATACMS füzeleriyle vurmuştu. ATACMS füzeleri 300 kilometre (186 mil) uzaklıktaki hedefleri vurmaya olanak tanıyor.

Kırım’daki saldırıya Rusya’nın tepkisinin ne olacağı sorusuna Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Vladimir Putin’in 6 Haziran’da ABD ve müttefiklerine yakın bölgelere konvansiyonel silah tedariki konusundaki sözlerini hatırlattı.

Rusya, Ukrayna’da başlattığı savaşla Batı ile arasında, 1962 Küba Füze Krizi’nden bu yana yaşanan en büyük gerilimi tetikledi.

Ancak Rusya’nın 2014 yılında ilhak ettiği ve dünyanın büyük bir kısmı tarafından Ukrayna’nın bir parçası olarak görülmesine rağmen şu anda Rusya toprağı olarak kabul edilen Kırım’a yapılan son saldırıdan doğrudan ABD’yi sorumlu tutmak, gerilimi bir adım daha ileri götürdü.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Avrupa’daki muhataplarıma ve özellikle de Washington’daki basın sözcüsüne, hükümetlerinin neden Rus çocuklarını öldürdüğünü sormalısınız. Bu soruyu onlara sorun” dedi.

Rus yetkililere göre Pazar günü Sivastopol’a yapılan saldırıda en az iki çocuk öldürüldü. Sivastopol yakınlarındaki bir plajda insanların koşuşturduğu ve bazı yaralıların şezlonglarda taşındığı görüldü. Rusya silahları ABD’nin tedarik ettiğini, Amerikalı askeri uzmanların da silahları yönlendirdiğini ve silahlar için veri sağladığını söyledi.

Saldırının ardından ABD’nin Moskova Büyükelçisi Lynne Tracy Rusya Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı ve Washington’un “Rusya’ya karşı hibrid bir savaş yürüttüğü ve aslında çatışmanın bir tarafı haline geldiği” suçlamaları kendisine iletildi.

Rus yetkililer tarafından Tracy’ye, saldırının “cezasız kalmayacağının” ve misilleme tedbirlerinin kesinlikle uygulanacağının söylendiği kaydedildi.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya da Sivastopol’da sivilleri hedef alan saldırının cevapsız kalmayacağını söyledi; “Rusya Federasyonu, Batı tarafından beslenen, büyütülen ve finanse edilen Kiev’deki neo-Nazi rejimi hiçbir tehdit oluşturmayana kadar halkını ve ulusal güvenliğini korumaya devam edecek” dedi.

Rusya Federasyonu Soruşturma Komitesi’nin soruşturmaya başladığını kaydeden Nebenzya, “ABD’nin bu suça doğrudan karıştığı gerçeği her türlü şüphenin ötesinde” iddiasında bulundu.

“Kiev kararlarını kendi verir”

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan açıklamada ise hedeflerle ilgili Kiev’in kendi kararlarını verdiği kaydedildi. Pentagon sözcülerinden Binbaşı Charlie Dietz, “Ukrayna kendi hedef kararlarını verir ve kendi askeri operasyonlarını yürütür” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’nden bir sözcü de her türlü sivil can kaybının bir trajedi olduğunu bildirdi. Sözcü, Rus güçleri tarafından öldürülen binlerce masum Ukraynalı’nın da bu kayba dahil oldığunu hatırlattı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller ise Pazartesi günlük basın brifinginde yaptığı açıklamada, Tracy’nin Rus yetkililere, ABD’nin sivil can kayıplarından duyduğu üzüntüyü ilettiğini açıkladı. Miller, Washington’un Ukrayna’ya topraklarını savunabilmesi için silah sağladığını ve bu topraklara Kırım’ın da dahil olduğunu söyledi.

“Rusya, egemen Ukrayna topraklarını işgal etmeyi ve sivillere yönelik saldırılarını durdurursa, bugün bu savaşı ve başlattığı savaşın neden olduğu acıları durdurabilir” diyen Miller, saldırıda kimlerin sorumlu olduğuna dair bir değerlendirme yapmayacağını kaydetti.

ABD’nin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı bazı ABD silahlarını kullanmasına izin vermesi ve İngiltere’nin Kiev’e aynı şeyi İngiliz silahlarıyla yapabileceğini önermesinden bu yana Kremlin, bu hamleleri ciddi bir tırmanış olarak gördüğüne dair çeşitli mesajlar gönderdi.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin taktik nükleer silahların konuşlandırılması için tatbikat emri verdi; ABD ve müttefiklerinin vuruş mesafesine konvansiyonel füzeler yerleştirebileceğini öne sürdü ve Kuzey Kore ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladı.

Putin Perşembe günü yaptığı açıklamada Rusya’nın Kuzey Kore’ye silah sağlayabileceğini ve bunun Batı’nın Ukrayna’yı silahlandırmasına benzer bir adım olacağını söylemişti.

Kırım’daki saldırıya Rusya’nın tepkisinin ne olacağı sorusuna Peskov, Putin’in 6 Haziran’da ABD ve müttefiklerine yakın bölgelere konvansiyonel silah tedariki konusundaki sözlerini hatırlattı. “Elbette ABD’nin barışçı Ruslar’ın ölümüne neden olan çatışmalara müdahil olmasının bazı sonuçları olacaktır” diyen Peskov, bu sonuçların ne olacağını ise zamanın göstereceğini kaydetti.

Washington, Kiev’in Rusya’yı yaklaşık 300 kilometre menzili olan ATACMS ve ABD tarafından tedarik edilen diğer uzun menzilli silahlarla vurmasını hala yasaklıyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD Ve Avrupa Birliği’nden İsrail’e “Hizbullah” Uyarısı

ABD ve Avrupa Birliği (AB), Hizbullah’a saldırı başlatması ihtimaline karşı İsrail’e uyarılarda bulunuyor. İsrail, Lübnan sınırı boyunca Hizbullah’la günlük çatışmalara giriyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 47 artarak 37 bin 598’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 121 artarak 86 bin 32’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail askerleriyle Filistin topraklarını gasp eden yerleşimcilerin saldırılarında 7 Ekim’den beri 553 Filistinli hayatını kaybetti.

ABD’li Avrupalı yetkililer, Gazze’deki savaşın genişlemesi ve İsrail’in İran destekli Hizbullah militan grubuna karşı Lübnan’da bir saldırı başlatması ihtimali konusunda uyarıda bulunuyor.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bugün Lüksemburg’da gazetecilere, savaşın yayılma riskinin her geçen gün arttığını söyledi. Borrell, “Maalesef savaşın genişlemesinin arifesinde olduğumuzu düşünüyorum” dedi.

Borrell ayrıca insani yardım akışını kolaylaştırmak için Gazze’de ateşkese ihtiyaç olduğunu belirterek, “Gazze’ye insani yardım ulaştırmak imkânsız hale geldi” ifadesini kullandı.

Borrell’in açıklamaları, ABD’nin en üst düzey askeri yetkilisinin İsrail’in Lübnan’a saldırmasının, Hizbullah’a yardım için İran’ı da içine çekecek daha geniş bir çatışma riskini arttıracağı uyarısında bulunmasından saatler sonra geldi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Charles Q. Brown gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran’ın Hizbullah’a daha fazla destek vermeye meyilli olacağını” söyledi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu dün Gazze’de Hamas’a karşı yürütülen savaşın “yoğun aşamasının çok yakında sona ereceğini” söyledi. Ancak İsrail’in muhtemelen Lübnan sınırına asker kaydıracağını da ekledi.

İsrail’in Kanal 14 televizyonuna verdiği mülakatta Netanyahu, birliklerin kuzeye kaymasının ülkenin Hizbullah’a karşı savunma pozisyonunu güçlendireceğini ve Lübnan-İsrail sınırı yakınlarındaki çatışmalardan kaçan İsrailliler’in evlerine dönmelerine olanak sağlayacağını söyledi.

Netanyahu, Hizbullah’la çatışmaya diplomatik bir çözüm bulunmasını ümit ettiğini ancak İsrail’in “birkaç cephede birden savaşabileceğini ve bunun için de hazırlandıklarını” sözlerine ekledi.

Gazze’deki savaş ve daha geniş bir çatışma riski, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin ile bugün Washington’da yapacağı görüşmelerin odak noktası olacak.

Gallant dün Washington’a hareket etmeden önce “Gazze’de, Lübnan’da ve daha fazla bölgede gerekli olabilecek her türlü eyleme hazırız” demişti.

Netanyahu, İsrail güçlerinin Refah’taki saldırılarını tamamlamasıyla birlikte Gazze’deki çatışmaların azalmasını beklerken, İsrail’in öngörülebilir bir gelecekte orada askeri bir varlığa sahip olmayı beklediğini vurguladı.

“Ayrıca mümkünse yerel Filistinliler’le ve belki de bölge ülkelerinin dış desteğiyle, Gazze Şeridi’nde insani yardımları ve daha sonra da sivil işleri yönetecek sivil bir yönetim oluşturmak istiyoruz” dedi.

Netanyahu, Hamas’ın ya da Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi’nin Gazze’nin yönetiminde rol almasına karşı olduğunu yineledi. ABD daha önce İsrail’i bölgedeki askeri işgalin uzun sürmemesi yönünde uyarmıştı.

İsrail Başbakanı ayrıca, Gazze’de Hamas’la savaşan İsrail güçlerine silah sevkiyatının hızı konusunda ABD ile yaşanan anlaşmazlığın yakında çözüleceğine inandığını söyledi.

Netanyahu, “Yaklaşık dört ay önce, ABD’den İsrail’e gelen silah tedarikinde dramatik bir düşüş yaşandı. Her türlü açıklamayı aldık ama temel durum değişmedi. Son günlerde duyduklarım ışığında, bu sorunun yakın gelecekte çözüleceğini umuyor ve buna inanıyorum” diye konuştu.

ABD’li üst düzey yetkililer geçen hafta Netanyahu’nun iddiası karşısında şaşkınlıklarını dile getirmişlerdi. İsrailli yetkililer silah teslimatının hızlandırılması için Amerikalı muhataplarıyla “en üst düzeyde ve her seviyede” lobi yaptıklarını söylemiş, Netanyahu da “Aylardır bu durumda bir değişiklik olmayınca bunu kamuoyuna açıklamaya karar verdim” diyerek Washington’u kızdırmıştı.

ABD’li yetkililer ise Netanyahu’nun neyi kastettiğinden haberdar olmadıklarını söylediler. ABD, İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü ve dokuzuncu ayına giren savaşta İsrail’in başlıca silah tedarikçisi konumunda.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Hizbullah’a Karşı İsrail’e Tam Destek

ABD, Hizbullah’la savaş durumunda İsrail’e tam destek güvencesi verdi. İsrail, Hizbullah’ın, Hayfa limanı da dahil olmak üzere çeşitli yerlerdeki askeri ve sivil bölgeleri göstere görüntüleri yayınlamasının ardından, Hizbullah’la savaşa girmeye hazır olduğunu duyurmuştu.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 101 artarak 37 bin 551’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 169 artarak 85 bin 911’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, bu hafta Washington’da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Beyaz Saray Ortadoğu Koordinatörü Brett McGurk’le bir araya geldi.

Amerikan medya kuruluşu CNN, görüşmede İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalar, İran ve Gazze’de ateşkes müzakereleri dahil çeşitli konuların ele alındığını aktardı. Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Amerikalı üst düzey yetkililer, toplantıda Hizbullah’la topyekun savaş çıkması halinde Joe Biden yönetiminin Tel Aviv’e tam destek vereceğinin iletildiğini belirtti.

İsrail-Lübnan sınırındaki gerginliğin düşürülmesi için farklı senaryolar üzerinde fikir alışverişi yapıldığı da aktarıldı. Bu kapsamda çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen Lübnanlıların ve İsraillilerin evlerine dönmelerine dair görüşmeler gerçekleştirildiği ifade edildi.

CNN’in 20 Haziran’daki haberinde de geniş kapsamlı bir savaş başlaması halinde Biden yönetiminin İsrail’e savunma desteği vereceği belirtilmişti. Ancak ABD’nin bölgeye asker konuşlandırmayı düşünmediği aktarılmıştı.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı’yla başlayan Gazze savaşında, Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar da son dönemde yoğunlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, çarşamba günkü açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

İsrail ordusu da Lübnan’da askeri harekat düzenlenmesine yönelik operasyonel planların onaylandığını açıklamıştı. Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da söylemişti.

Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu. İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalarda toplamda en az 347 Hizbullah mensubu, 63 Lübnanlı sivil, 19 Emel Hareketi, 13 Hamas, 15 İslami Cihad mensubuyla 14 İsrail askeri ve 10 İsrailli sivil öldürüldü.

İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) paylaştığı rakamlara göre 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’la çatışmalar nedeniyle Lübnan sınırındaki en az 53 bin İsrailli evlerini terk etti. Lübnan Sağlık Bakanlığı da İsrail sınırındaki en az 94 bin sivilin saldırılar sebebiyle yerinden edildiğini bildirdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

MSB’den F-16 Açıklaması: Sözleşme İmzalandı

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 32 aydır beklenen F-16 savaş uçaklarının tedarikine ilişkin, “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında sürdürülmektedir” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / Türkiye ABD’li Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16 savaş uçakları için satın alma talebini ilk kez Ekim 2021’de dile getirmiş; 40 adet yeni F-16 uçağı satın almak ve filosundaki 79 uçağın da modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu.

Türkiye’nin 32 aydır beklediği F-16 savaş uçaklarının satışında sona yaklaşıldı. Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamada, ABD’den F-16 tedariki konusunda, “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında sürdürülmektedir” denildi.

ABD Büyükelçisi Jeff Flake, 6 Haziran’da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Türkiye’nin son nesil F-16 Blok 70 savaş uçaklarını alması ve mevcut F-16 filosunu modernize etmesi konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldı” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi ve Askeri İlişkiler departmanı ise Türkiye’nin Ocak ayında satın alımında anlaştığı F-16 savaş uçaklarına dair “ABD, Türkiye’nin, sadece en yakın müttefiklere ve ortaklara temin edilen, şimdiye kadar üretilmiş en ileri yeni F-16 Blok 70 savaş uçaklarını satın alması konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldığını açıklamaktan gurur duymaktadır. Bu, ABD’nin Türkiye ile tesis ettiği güvenlik ortaklığına olan sarsılmaz bağlılığının en son örneklerinden yalnızca biri” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Türkiye ABD’li Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16 savaş uçakları için satın alma talebini ilk kez Ekim 2021’de dile getirmiş; 40 adet yeni F-16 uçağı satın almak ve filosundaki 79 uçağın da modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu.

Uzun süre ABD Kongresinin itirazlarına takılan satış, Ocak 2024’te Türkiye’nin İsveç’e NATO vizesi vermesinin hemen ardından ABD Başkanı Joe Biden’ın girişimiyle onaylandı. ABD daha önce uçak ve mühimmatlarının toplam satış bedelinin 23 milyar doları bulabileceğini, ancak sözleşme aşamasında ortaya daha düşük bir tutar çıkabileceğini belirtmişti.

Paylaşın

ABD’nin “Gazze” İçin Hazırladığı Taslak Metin İfşa Oldu

ABD Başkanı Joe Biden’ın, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Ürdün ve Filistin Ulusal Yönetimi’ne savaş sonrası Gazze için “daha dar kapsamlı bir çerçeve önerdiği” öne sürüldü.

“Arap Altılısı” olarak da anılan grup, nisan ayında savaş sonrası Gazze’nin yönetimine dair bir plan taslağı hazırlamıştı. Buna göre Arap devletleri, uluslararası alanda tanınan bir Filistin devletinin kurulmasını, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te bir barış gücü kurulmasını, İsrail ve Filistin Ulusal Yönetimi arasında iki yılda tamamlanacak bir barış görüşmesi başlatılmasını öngörüyordu.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 77 artarak 36 bin 731’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 221 artarak 83 bin 530’a yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail’in tanınmış haber sitelerinden Times of Israel (ToI), Washington’ın diplomatik manevra alanını koruyabilmek ve esnek davranabilmek için Arap ülkelerinden iki devletli çözüme dair belirli bir zaman sınırı koymamalarını istediğini yazdı.

Haberde, ABD Başkanı Joe Biden’ın, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Ürdün ve Filistin Ulusal Yönetimi’ne savaş sonrası Gazze için “daha dar kapsamlı bir çerçeve önerdiği” ifade edildi.

“Arap Altılısı” olarak da anılan grup, nisan ayında savaş sonrası Gazze’nin yönetimine dair bir plan taslağı hazırlamıştı. Buna göre Arap devletleri, uluslararası alanda tanınan bir Filistin devletinin kurulmasını, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te bir barış gücü kurulmasını, İsrail ve Filistin Ulusal Yönetimi arasında iki yılda tamamlanacak bir barış görüşmesi başlatılmasını öngörüyordu.

Ancak İsrail ve Batı medyasında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın taslak metni gerçekçi bulmadığı için reddettiği yazılmıştı. Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir Arap diplomat, ToI’ye bunu doğrulayarak, ABD’nin Arap devletlerinin geliştirmeye çalıştığı geniş kapsamlı iki devletli çözümü desteklediğini fakat taslaktaki önerileri “tamamen gerçekdışı bulduğunu” söyledi.

Ancak Arap yetkili, Washington’ın bu taslağı bir alternatif sunmadan reddedemeyeceğinin farkında olduğunu, bunun yerine yeni bir metin hazırladığını belirtti. Adının açıklanmasını istemeyen bir Amerikalı diplomat, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “İsrailliler ve Filistinliler için barışı destekleyecek ilkelere dair ortak açıklama” adlı metnin Washington’dan onay aldığını söyledi.

Yetkili, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın 10-12 Haziran’da Mısır, İsrail, Ürdün ve Katar’a yapacağı ziyaretlerde bu metinden hareketle müzakere edeceğini aktardı.

Metinde, Gazze ve Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi kontrolünde yeniden birleşmesinin sağlanması planlanıyor. Filistin Ulusal Yönetimi’ne bu geçiş döneminde uluslararası ortaklardan yardım aktarılması öngörülüyor. Ayrıca İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi ve Filistinlilerin savaşta kaçtıkları yerleşim bölgelerine dönmelerine izin verilmesi isteniyor.

Taslakta en dikkat çeken maddelerden biri de Arap Barış Girişimi çerçevesinde 1967 sınırları temel alınarak bağımsız bir Filistin devletinin kurulması talebi. Bununla ilgili madde şu şekilde:

Filistinliler kendilerine ait bağımsız, bütünlüğe sahip ve sürdürülebilir bir devlette onurlu ve güvenli şekilde yaşamayı hak ediyor. İsrailliler de 4 Haziran 1967 sınırları temelinde müzakere edilen iki devletli bir çözüm kapsamında, karşılıklı anlaşma sağlanan takaslarla ve Arap Barış Girişimi’nde öngörüldüğü üzere Filistinli mülteciler için adil ve mutabık kalınan bir çözümle güvenlik içinde yaşama, kabul görme, tanınma ve bölgeye entegre edilme hakkına sahip.

Haberde, Biden’ın daha önce 1967 sınırlarına sıcak baktığını ifade ettiği fakat ABD’nin ilk kez Arap Barış Girişimi’ne de destek verdiğinin görüldüğü değerlendirmesi paylaşıldı. Metinde ayrıca Suudi Arabistan ve İsrail arasında normalleşme ihtimalinin bölgede barış için önemli olduğuna dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

İsrail-Filistin çatışmasının sona erdirilmesi için koordineli bir bölgesel çaba gerekli. Suudi Arabistan ve diğer Arap devletleriyle İsrail arasında normalleşme ve iki devletli bir çözüme doğru somut ilerleme kaydedilmesi ihtimali, herkesin yararına olacak barış, güvenlik ve bölgesel entegrasyonun sağlanması için umut verici bir yoldur.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ToI’ye yapılan açıklamada, söz konusu taslak metne dair “Bu, son aylarda Arap ortaklarımızla yürüttüğümüz daha büyük bir beyin fırtınası çalışmasının bir parçası” dendi.

Diğer yandan Amerikan gazetesi Wall Street Journal (WSJ), ABD’nin ateşkes teklifini kabul etmesi için Hamas’a baskı uygulama çabalarının ters teptiğini yazdı. Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen yetkililere dayandırılan haberde, Biden’ın Katar ve Mısır üzerinden Hamas’ı “tehdit ettiği” savunuldu.

İddialara göre Katar ve Mısır, İsrail’le ateşkesi kabul etmemesi durumunda Hamas’a malvarlıklarının dondurulacağını, yaptırım uygulanacağını ve örgütün liderlerinin Doha’dan çıkarılacağını söyledi.

Bu mesajların Biden’ın talebiyle iletildiği ancak istenen sonuca ulaşılamadığı belirtildi.  Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin, tehditlerin ardından perşembe günü yaptığı açıklamada taleplerinin karşılanmadığı bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini söylediğine dikkat çekildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın