Komplo Teorilerine İnananlar Gerçekte Nasıl Hareket Ediyor?
British Journal of Social Psychology’de yayımlanan yeni bir araştırma, komplo teorilerine inanan kişilerin bu inançları doğrultusunda her zaman harekete geçmediğini ortaya koydu.
Haber Merkezi / Araştırmaya göre, bir kişinin komplo teorisine dayanarak eyleme geçme olasılığı; inancından ne kadar emin olduğuna, konuyu ne kadar önemli gördüğüne ve bu inancı günlük kararlarında ne ölçüde kullanılabilir bulduğuna bağlı.
Komplo teorileri genel olarak, küçük ve gizli bir grubun topluma zarar vermek veya olayları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için faaliyet gösterdiği düşüncesine dayanıyor. Önceki araştırmalar, komplo teorilerine inanmanın aşı karşıtlığı veya belirli siyasi adaylara oy verme gibi somut davranışlarla ilişkili olabileceğini göstermişti. Ancak bir komplo teorisine inanmak ile bu inanç doğrultusunda harekete geçmek arasındaki istatistiksel ilişkinin çoğu zaman zayıf ve değişken olduğu görülüyordu.
İnanç ile Eylem Arasındaki “Zayıf Bağ” Açıklanıyor
Texas Christian Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Javier Granados Samayoa, geçmiş araştırmalarda elde edilen sonuçların birbirinden farklı olduğuna dikkat çekti.
Granados Samayoa, “İnsanlar komplo teorilerine inanmanın davranışları öngörüp öngörmediğini merak ediyor. Meta-analizlere baktığınızda arada bir ilişki olduğunu görüyoruz; ancak bu ilişki genellikle mütevazı ve değişken. Bazen oldukça güçlü, bazen ise oldukça zayıf” dedi.
Bu değişkenliğin nedenlerini anlamaya çalışan Granados Samayoa ve meslektaşı Dolores Albarracín, “inanç gücü” kavramına dayanan bir model geliştirdi. İnanç gücü, insanların kendi düşüncelerine ve inançlarına ilişkin yaptıkları üstbilişsel değerlendirmeleri ifade ediyor.
Granados Samayoa, tüm komplo inançlarının aynı özelliklere sahip olmadığını belirterek araştırmada üç temel unsura odaklandıklarını söyledi: kişinin inancından ne kadar emin olduğu, bu inancı ne kadar önemli gördüğü ve inancın günlük kararlarını yönlendirmede ne kadar “eyleme geçirilebilir” olduğu.
Üç Ayrı Çalışmayla Test Edildi
Araştırmacılar, inançların tutumları, tutumların ise davranışları şekillendirdiği hipotezini test etmek amacıyla üç kapsamlı çalışma gerçekleştirdi.
1. Çalışma: Büyük Yer Değiştirme Teorisi
1.959 katılımcıyla gerçekleştirilen ilk çalışmada, “gizli bir yapının Beyaz Amerikalıları azınlık durumuna düşürmeye çalıştığı” yönündeki Büyük Yer Değiştirme Teorisi’ne yönelik inançlar incelendi.
Sonuçlar, inancından daha emin olan ve bu inancı günlük kararları açısından daha kullanışlı gören kişilerin göçmen karşıtı eylemleri destekleme eğiliminin daha yüksek olduğunu gösterdi.
2. Çalışma: COVID-19 Aşı Komploları
2.572 yetişkinin katıldığı ikinci çalışmada, COVID-19 aşılarının “mikroçip içerdiği” veya “DNA’yı değiştirdiği” yönündeki komplo iddiaları ele alındı.
İnancın kendileri için önemli ve günlük yaşam açısından uygulanabilir olduğunu düşünen katılımcıların aşıya yönelik daha olumsuz tutum geliştirdiği ve aşı olma olasılıklarının belirgin biçimde daha düşük olduğu tespit edildi.
3. Çalışma: Derin Devlet Teorisi
1.551 kişinin katıldığı üçüncü çalışma ise siyasi alana odaklandı. Araştırmacılar, “derin devletin Donald Trump’ın siyasi faaliyetlerini engellemeye çalıştığı” yönündeki inancı inceledi.
Üç ay sonra gerçekleştirilen takip görüşmelerinde, bu inanca kesin olarak inanan, inancı önemli bulan ve günlük siyasi davranışları açısından eyleme geçirilebilir gören kişilerin siyasi kampanyalara para bağışlama veya çevrim içi siyasi içerik paylaşma gibi faaliyetlere daha sık katıldığı görüldü.
Tüm Komplo İnançları Aynı Değil
Bulguları değerlendiren Granados Samayoa, komplo teorilerine inanmanın tek başına davranışları açıklamak için yeterli olmayabileceğini vurguladı.
Araştırmacıya göre iki kişi aynı komplo teorisini destekleyebilir; ancak inancın kesinliği, kişinin hayatındaki önemi ve eyleme geçirilebilirliği, bu inancın gerçek bir davranışa dönüşüp dönüşmeyeceğinde belirleyici rol oynayabilir.
Bir komplo inancı günlük yaşam açısından önemli veya kullanışlı görülmüyorsa, kişinin davranışlarını yönlendirmek yerine yalnızca zihinsel bir düşünce olarak kalabilir.
Komplo Teorileriyle Mücadelede Yeni Bir Yaklaşım
Araştırmacılar, elde edilen verilerin korelasyona dayalı olduğuna ve bu nedenle kesin bir nedensellik ilişkisi kurulamayacağına dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle, araştırma komplo inançlarının doğrudan belirli davranışlara neden olduğunu kesin olarak kanıtlamıyor.
Bununla birlikte çalışma, komplo teorileriyle mücadelede farklı bir yaklaşımın mümkün olabileceğine işaret ediyor. İnsanların temel inançlarını doğrudan değiştirmek zor olsa da bu inançların günlük kararlarla ilgisiz veya eyleme geçirilemez olduğunu fark etmelerini sağlamak, söz konusu inançların zararlı davranışlara dönüşmesini sınırlayabilir.
Araştırmanın temel mesajı ise şu: Bir komplo teorisine inanmak ile o inanç doğrultusunda harekete geçmek aynı şey değil. İnancın ne kadar güçlü, önemli ve eyleme geçirilebilir görüldüğü, düşüncenin davranışa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor.





























