Okyanuslardaki Su Sıcaklığı Kayda Geçen En Yüksek Düzeyde

Dünya’nın oksijeninin yarısını üreten ve düzenli hava hareketlerini oluşturan iklim değişikliğinin etkisiyle ısınan okyanuslarda su sıcaklığı şu ana kadar kayda geçen en yüksek düzeyine çıktı.

Bilim insanları, okyanusların şu sıralarda neden bu kadar ısındığını inceliyor fakat kesin olarak söyledikleri şey şu: İklim değişikliği, okyanusların, küresel ısınmaya sebep olan sera gazlarından giderek artan miktarda emerek ısınmasına yol açıyor.

Dr Burgess “Ne kadar çok fosil yakıt kullanırsak, okyanuslar o kadar daha fazla ısıyı emecektir. Bu da istikrarın sağlanması ve ısının düşürülmesinin çok daha uzun zaman alacağı anlamına geliyor.

Sulardaki ısının bu kadar yükselmesi gezegenin sağlığı açısından çok vahim sonuçlara yol açıyor. Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğini izleyen kuruluşu Copernicus, bu hafta günlük ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının 2016 yılının aynı dönemindeki son rekoru aştığını duyurdu.

Deniz yüzeyi sıcaklığı, yılın bu döneminin ortalamasının çok üzerinde 20,96 dereceye kadar çıktı. İklim dengesi açısından hayati öneme sahip olan okyanuslar, sıcaklığı emiyor, Dünya’nın oksijeninin yarısını üretiyor ve düzenli hava hareketlerini oluşturuyorlar.

Suların, ısındıkça, karbondioksit emme kapasitesi azalıyor. Bu da gezegenin ısınmasına yol açan atmosferdeki gazların miktarının daha fazla olması demek. Suların ısısının artması aynı zamanda buzulların eriyerek okyanuslara karışması ve deniz seviyelerinin yükselmesini de hızlandırabilir.

Isınan okyanuslar ve sıcak hava dalgaları deniz canlıları, örneğin balıklar ve balinalar gibi türlerin soğuk su arayışıyla göçmesine, bu da beslenme zincirinin bozulmasına yol açıyor. Uzmanlar bu nedenle sulardaki balık sayısının azalabileceği uyarısında bulunuyor. Suların ısınmasının bir başka sonucu da köpek balıkları gibi türlerin değişimden huzursuz olarak saldırganlaşması.

Meksika Körfezi’ndeki Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nde okyanusların ısınmasını gözlemleyen uzmanlardan Dr Kathryn Lesneski “Okyanusun suyu, içine girdiğinizde banyo suyu gibi. Şu anda Florida açıklarındaki mercan kayalıklarında yaygın beyazlaşma görülüyor ve birçok mercan resifi öldü bile” diyor.

İngiltere’de Plymouth Deniz Laboratuvarı’ndan Dr Matt Frost kirlenme ve aşırı avlanmaya da işaret ederek “Okyanuslar üzerinde oluşturduığumuz baskı tarihin en yüksek düzeyinde” diyor. Bilim insanları ayrıca okyanus sıcaklığı rekorunun zamanlamasını da kaygı verici buluyor.

AB’nin Copernicus İklim Değilikliği kuruluşundan Dr Samantha Burgess, okyanusların en sıcak olduğu ayın Ağustos değil Mart olması gerektiğini söylüyor. “Bu rekorun Ağustos’da kırılmış olması, suların önümüzdeki Mart ayında ne kadar daha ısınacağı konusunda beni endişelendiriyor” diye sürdürüyor.

Yukarıdaki grafikte şu anda okyanus sıcaklıklarının yılın bu dönemindeki ortalamalarından ne kadar yüksek olduğu görülebiliyor. Kırmızı çizgi 2023’ü temsil ediyor.

İklim değişikliğinin İskoçya kıyılarındaki etkilerini gözlemleyen İskoç Deniz Bilimleri Birliği’nden Profesör Mike Burrows “Bu değişimin ne kadar hızlı yaşandığını görmek korkutucu” diyor.

Bilim insanları, okyanusların şu sıralarda neden bu kadar ısındığını inceliyor fakat kesin olarak söyledikleri şey şu: İklim değişikliği, okyanusların, küresel ısınmaya sebep olan sera gazlarından giderek artan miktarda emerek ısınmasına yol açıyor.

Dr Burgess “Ne kadar çok fosil yakıt kullanırsak, okyanuslar o kadar daha fazla ısıyı emecektir. Bu da istikrarın sağlanması ve ısının düşürülmesinin çok daha uzun zaman alacağı anlamına geliyor.

Geçen hafta kırılan deniz sıcaklığı rekoru, son olarak 2016’da Mart ayında aşılmıştı. Üstelik sıcak hava hareketi El Niño’nun en güçlü olduğu günlerde. El Niño, sıcak suların Güney Amerika’nın Batı sahillerinde yüzeye çıkarak küresel sıcaklıkların yükselmesine yol açan doğal bir iklim hareketi.

Şu an da yeni bir El Niño’nun başlangıcındayız. Fakat bilim insanları henüz çok kuvvetli olmadığını söylüyorlar. Bu da önümüzdeki aylarda El Niño kuvvetlendikçe okyanus ısısının, ortalamanın daha da üzerine çıkabileceğine işaret ediyor.

Bu yıl okyanus ısısı ortalaması rekoru kırılmadan önce İngiltere, Atlas Okyanusu’nun kuzeyi, Akdeniz ve Meksika Körfezi’nde bir dizi deniz ısınması dalgası yaşandı. Profesör Burgess “Yaşanan deniz sıcaklığı dalgaları, beklemediğimiz, sıradışı yerlerde yaşandı” diyor.

Birleşik Krallık sularında Meteoroloji Dairesi ve Avrupa Uzay Kurumu verilerine göre bu Haziran ayında su sıcaklığı ortalamanın 3 ile 5 derece üzerindeydi.

Florida’da deniz yüzeyi ısısı geçen hafta 38,44C’ye, bir sıcak su banyosu ile kıyaslanabilecek bir düzeye ulaştı. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Olayları kurumuna göre, normal olarak burada suyun sıcaklığının bu mevsimde 23C ile 31C arasında olması gerekiyor.

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin verilerine göre deniz sıcaklığı dalgalarının sıklığı 1982 ile 2016 yılları arasında iki mislime çıktı ve bu dalgaların yoğunluğu ve süresi de 1980’den bu yana arttı. Son yıllarda hava sıcaklıkları dramatik artışlar gösterdi ama suların ısınması daha uzun sürüyordu. Şimdi okyanus sıcaklığındaki artışın da hızlandığına dair belirtiler var.

Bir teoriye göre de okyanusların derinliklerinde depolanmış büyük miktarlarda sıcaklık belki de El Niño ile bağlantılı olarak su yüzüne çıkıyor olabilir. Bilim insanları deniz yüzeyinin sıcaklığının, sera gazları nedeniyle artmaya devam edeceğini biliyorlardı ama yine de bu sıcaklığın neden bu yıl geçen yılların çok üzerinde çıktığını araştırmayı sürdürüyorlar.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Dünya Nüfusunun Yüzde 81’i İklim Değişikliğinden Etkilendi

İklim değişikliği günlük ortalama sıcaklıkları önemli ölçüde artırırken 6,5 milyardan fazla kişi ya da dünya nüfusunun yüzde 81’i, bu durumdan etkilendi. İklim Değişimi Endeksi adlı bir ölçüm aracı geliştirildi.

Bu araç, Avrupa ve ABD hava tahminlerini, gözlemlerini ve bilgisayar simülasyonlarını kullanarak iklim değişikliğinin, dünyadaki sıcaklıklar üzerindeki etkisini gerçek zamanlı hesaplıyor.

İklim değişikliğinin etkisini ölçmek için bilim insanları, kaydedilen sıcaklıkları, iklim değişikliğinden kaynaklanan ısınmanın olmadığı daha soğuk olan simüle edilmiş bir dünyayla karşılaştırıyor. Bu simülasyon 1,2 Santigrat derece daha soğuk.

İnsan kaynaklı küresel ısınma Temmuz ayını dünya yüzünde 5 kişiden 4’ünü etkileyecek kadar sıcak hale getirdi. Yeni bir araştırmaya göre 2 milyardan fazla kişi iklim değişikliğinin tetiklediği ısınmayı günlük olarak hissediyor.

Kar amacı gütmeyen İklim Merkezi’nin yayımladığı yeni bir rapora göre, iklim değişikliği günlük ortalama sıcaklıkları önemli ölçüde artırırken 6,5 milyardan fazla kişi ya da dünya nüfusunun yüzde 81’i, bu durumdan etkilendi.

İklim Merkezi Başkan Yardımcısı Andrew Pershing, “İklim değişikliğini gerçekten neredeyse her yerde hissediyoruz” dedi.

Araştırmacılar Temmuz ayında 4 bin 711 kentin 4 bin 19’unda iklim değişikliği izlerine rastladı. Diğer uzmanlar da Temmuz ayının kayıtlara geçen en sıcak ay olduğu görüşünde.

ABD’de 244 milyondan fazla kişi iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. ABD’de en az 244 milyon kişi Temmuz ayında iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. ABD’de iklim değişikliğinden en çok etkilenen yer ise Florida eyaleti.

Çalışmaya göre tropik kuşakta yaşayan 2 milyar kişi için Temmuz ayının her gününün, eski Temmuz aylarına oranla daha sıcak olma ihtimali üç kat arttı. Buna Suudi Arabistan’daki Mekke ve Honduras’taki San Pedro Hula gibi milyonlarca kişilik nüfusu olan kentler de dahil.

İklim değişikliği etkisinin en yoğun hissedildiği gün 10 Temmuz’du. Rapora göre 10 Temmuz’da 3,5 milyar kişi küresel ısınmadan kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. Bu Maine Üniversitesi’ne göre küresel düzeyde en sıcak gün olan, 7 Temmuz’dan farklı.

Çalışma hakem incelemesinden henüz geçmedi çünkü Temmuz ayı daha yeni sona erdi. Ancak çalışma diğer grupların da kullandığı hakem incelemesinden geçen iklim parmakizi metotlarını kullandı. Bu nedenle Ulusal Bilimler Akademisi tarafından geçerli kabul ediliyor. Associated Press haber ajansına konuşan iki iklim uzmanı da araştırmanın güvenilir olduğu görüşünü doğruladı.

İklim Merkezi bir yıldan uzun süre önce, İklim Değişimi Endeksi adlı bir ölçüm aracı geliştirdi. Bu araç, Avrupa ve ABD hava tahminlerini, gözlemlerini ve bilgisayar simülasyonlarını kullanarak iklim değişikliğinin, dünyadaki sıcaklıklar üzerindeki etkisini gerçek zamanlı hesaplıyor.

İklim değişikliğinin etkisini ölçmek için bilim adamları, kaydedilen sıcaklıkları, iklim değişikliğinden kaynaklanan ısınmanın olmadığı daha soğuk olan simüle edilmiş bir dünyayla karşılaştırıyor. Bu simülasyon 1,2 Santigrat derece daha soğuk.

Princeton Üniversitesi’nden iklim bilimci Gabriel Vecchi, “Şimdiye kadar hepimiz sıcak hava dalgalarının küresel ısınmadan kaynaklanıyor olduğunu biliyorduk. Ancak maalesef bu ay bu çalışmanın da gösterdiği gibi gezegendeki insanların büyük çoğunluğu, küresel ısınmanın ‘aşırı sıcaklık etkisini’ hissetti” dedi.

ABD’de 22 şehir iklim değişikliğinin aşırı ısınmayı üç kat arttırmasının muhtemel olduğu en az 20 gün geçirdi. Bu şehirler Miami, Houston, Phoenix, Tampa, Las Vegas ve Austin.

ABD’de Temmuz ayında iklim değişikliğinden en çok etkilenen kent ise Florida’daki Cape Coral oldu. Fosil yakıt tüketimi Temmuz ayı sıcaklık artışını 4,6 kat daha mümkün kıldı. Temmuz boyunca 31 günün 29’unda iklim değişikliğinin önemli izlerine rastlandı.

ABD’nin kuzeyinde Temmuz ayında daha az iklim değişikliği etkisi görüldü. Araştırmacılar Kuzey Dakota, Güney Dakota, Wyoming, kuzey California, New York’un kuzeyi, Ohio, Michigan, Minnesota ve Wisconsin’de iklim değişikliğinin önemli etkilerine daha az rastladı.

İklim Merkezi Başkan Yardımcısı Pershing, ABD’nin güneybatısı, Akdeniz ve Çin’deki sıcaklık dalgalarının, iklim değişikliğini inceleyen uluslararası girişim World Weather Attribution tarafından özel bir incelemeye tabi tutulduğunu, ancak Karayipler ve Orta Doğu gibi yerlerin çok büyük iklim değişikliği sinyalleri alınmasına rağmen dikkat çekmediğini belirtti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Çevre Örgütü Germanwatch: 2023 Yılı Yenilenebilir Kaynakları Tükendi

Kaynak kullanımının bu yoğunlukta devam etmesi halinde ise 2030 yılında iki gezegene ihtiyaç olacağını belirten, çevre örgütü Germanwatch, dünyanın bu yıl için yenilenebilir kaynaklarının Çarşamba günü itibarıyla halihazırda tüketilmiş olacağını duyurdu.

Aşırı kaynak tüketimine ve ekolojik ayak izine ilişkin ülkeler arasında ise önemli farklar göze çarpıyor. Yeryüzünde bütün insanlar ABD’deki yaşam biçimini benimsemiş olsaydı 5,1 yerküreye ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.

Germanwatch, ulaşım emisyonları ve aşırı arazi kullanımına yönelik olarak bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

Çevre örgütü Germanwatch, dünyanın bu yıl için yenilenebilir kaynaklarının Çarşamba günü itibarıyla halihazırda tüketilmiş olacağını duyurdu. Bonn merkezli örgütün Küresel Ayak İzi Ağı’nın (GFN) güncel araştırmasının sonuçlarına dayanarak yaptığı açıklamaya göre, insanlık, dünyanın 1,7 katı büyüklüğünde bir gezegene sahipmişçesine yaşıyor. Kaynak kullanımının bu yoğunlukta devam etmesi halinde ise 2030 yılında iki gezegene ihtiyaç olacak.

Germanwatch’ın siyasi direktörü Christoph Bals, 50 yılı aşkın süredir yeryüzünün doğal kaynaklarının kesintisiz her yıl aşırı kullanımının söz konusu olduğunu ifade etti. Bals, “Yine de bu aşırı kullanımda son birkaç yıldır artış olmaması, hatta bu yıl hafif bir gerileme görülmesi sevindirici” diye konuştu.

Aşırı kaynak tüketimine ve ekolojik ayak izine ilişkin ülkeler arasında ise önemli farklar göze çarpıyor. Yeryüzünde bütün insanlar ABD’deki yaşam biçimini benimsemiş olsaydı 5,1 yerküreye ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor. Aynı şekilde Çin’deki yaşam tarzının 2,4 yerküre, Almanya’dakinin ise 3 yerküre anlamına geleceği kaydediliyor.

Bu yıl için kaynak kapasitesinin halihazırda Mayıs ayında aşıldığı Almanya’da yerkürede aşırı yüklenmeye neden olan faktörlerin başında ulaşım, elektrik ve endüstriyel tarımın neden olduğu yüksek karbon emisyonunun geldiği belirtildi. Germanwatch, ulaşım emisyonları ve aşırı arazi kullanımına yönelik olarak bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

Tren iklim dostu, ancak bütçe dostu değil

Örgütün atıfta bulunduğu çalışmaya göre, uçak iklime en çok zarar veren ulaşım aracıyken trenle seyahat etmek uçmaya göre 28 kata kadar daha fazla iklim dostu. Ancak genellikle uçak bileti fiyatlarını iki katını bulan tren bileti fiyatları, iklim dostu olduğu kadar bütçe dostu değil.

Germanwatch iklim dostu ulaşım sorumlusu Jacob Rohm, “hava trafiği için öngörülen adaletsiz vergi muafiyetlerinin federal bütçeye yıllık 4 milyar euro katkı sağlayacağını” hatırlatarak, bununla da “Avrupa’daki demiryolu ağının ve tren hizmetlerinin önemli ölçüde genişletilebileceğini” savunuyor.

Germanwatch ayrıca, Avrupa’nın soya gibi hayvan yemi hammaddelerine ya da biyoyakıtlara olan talebinin dünya çapında ormansızlaşmanın belirleyici nedenleri olduğunu vurguluyor. Örgütün tarım politikaları sorumlusu Katharina Brandt, Almanya’nın ithalatının her yıl 43 bin hektar tropikal ormanın yok olmasında payı olduğunu belirtiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İklim Değişikliği: Okyanuslar Renk Değiştiriyor

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Modis-Aqua uydusu, dünya okyanuslarının yarısından fazlasında maviden ağırlıklı olarak yeşil tonlara kademeli bir geçiş olduğunu tespit etti.

Renk değiştiren alan Dünya’daki karaların tamamından daha büyük.

Okyanusun rengindeki değişiklik, ekosistemlerinin durumundaki bir değişikliği yansıtabilir. Koyu mavi daha az yaşam olduğunu gösterirken, daha yeşil tonlar fitoplanktonların daha fazla faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.

Okyanusta değişen renkleri daha derinlemesine incelemek için Pace adlı bir NASA görevinin Ocak 2024’te fırlatılması planlanıyor. Bu görev plankton, aerosol, bulutlar ve okyanus ekosistemini izleyecek.

Okyanus rengindeki garip değişimler bilim insanlarının araştırmalarını hızlandırdı.

Uydu verileri, son 20 yılda okyanusların yüzde 56’sında maviden yeşile doğru renk değişimleri yaşandığını gösteriyor. Değişiklikler özellikle ekvatora yakın tropikal bölgelerde belirgin.

Araştırmacılar okyanuslarımızdaki bu ince yeşillenmenin, iklim değişikliğinin su altındaki yaşam üzerindeki etkisine işaret ettiğini söylüyor.

Okyanus neden yeşile dönüyor?

NASA’nın Modis-Aqua uydusu, dünya okyanuslarının yarısından fazlasında maviden ağırlıklı olarak yeşil tonlara kademeli bir geçiş olduğunu tespit etti.  Renk değiştiren alan Dünya’daki karaların tamamından daha büyük.

İngiltere’nin Southampton kentindeki Ulusal Oşinografi Merkezi’nden BB Cael ve meslektaşları NASA’dan gelen verileri analiz etti ve yeşil renklenmenin iklim değişikliği nedeniyle değişen ekosistemlerin bir işareti olduğuna inanıyor.

Bu değişimlerin ne olduğu ve kesin nedeni henüz doğrulanmadı, ancak BB Cael bunun büyük olasılıkla, çoğu besin zincirinin temelinde yer alan canlılarla, yani fitoplanktonlarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Bu organizmalar aynı zamanda soluduğumuz oksijenin büyük bir kısmının üretilmesinde ve atmosferimizin dengelenmesinde hayati bir rol oynamaktadır.

Çalışmada, “İklim değişikliğinin etkileri yüzey deniz mikrobiyal ekosisteminde şimdiden hissedilmeye başlandı” deniyor.

Çalışmanın yazarlarına göre okyanusun rengindeki değişiklik, ekosistemlerinin durumundaki bir değişikliği yansıtabilir.

Koyu mavi daha az yaşam olduğunu gösterirken, daha yeşil tonlar fitoplanktonların daha fazla faaliyet gösterdiğine işaret ediyor. Bu da suyun yüzey katmanlarında neler olup bittiğinin bir resmini çiziyor.

Ancak okyanusun rengi, yüzeydeki klorofil seviyelerinin büyük oranda farklılaşmasıyla yıldan yıla değişebilir.

Bu da maviden yeşile geçişin iklim değişikliğinden etkilenip etkilenmediğini ayırt etmeyi zorlaştırıyor.

Bilim insanları, herhangi bir eğilim tespit etmeden önce okyanusun rengini izlemenin 40 yıl kadar sürebileceğini düşünüyor.

Farklı uydular renk değişimlerini de farklı şekillerde ölçüyor. Bu da her birinden elde edilen verilerin çoğu zaman birleştirilemeyeceği anlamına geliyor.

Okyanusta değişen renkleri daha derinlemesine incelemek için Pace adlı bir NASA görevinin Ocak 2024’te fırlatılması planlanıyor. Bu görev plankton, aerosol, bulutlar ve okyanus ekosistemini izleyecek.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

“İklim Değişikliğinde Yeni Bir Döneme Girildi” Uyarısı

Nisan ayında küresel okyanus sıcaklığı 21.1 santigrat derece yükseldi. Pasifik sularını soğutarak küresel sıcaklıkları düşüren El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu. Antarktika’daki deniz buzunun rekor düzeyde küçüldü.

Kuzey Kanada’dan kaynaklanan orman yangını dumanı Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi tehlikeli noktasına getirdi.

Mercan resiflerinin ölmesi, daha şiddetli poyrazlar. Tüm bunlar, iklim değişikliğini gösteren bazı olaylar. Bilim insanları iklim değişikliğinde yeni bir döneme girildiği uyarısı yapıyor.

Potsdam İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden Stefan Rahmstorf, “Fosil yakıt kullanımı nedeniyle gezegenimizin giderek ısınması beklenmedik bir durum değil, ancak bu durum biz insanlar ve bağımlı olduğumuz ekosistemler için tehlikeli.” diyor.

İklim değişikliğini gösteren bazı olaylar:

Okyanus sıcaklığının 21.1 santigrat dereceye yükselmesi

Gezegenin büyük bir kısmı, karbondioksit ve metan gibi gazların neden olduğu ısınmanın yüzde 90’ını emen okyanuslarla kaplı.

Nisan ayında küresel okyanus sıcaklığı 21.1 santigrat derece yükseldi. Bu durumun nedeni olarak sera gazı emisyonları ile erken El Nino oluşumunun birleşimi gösterildi.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Kuzey Atlantik’teki “olağanüstü sıcak” okyanus sıcaklıklarını ve İrlanda, Birleşik Krallık ve Baltık Denizi yakınlarındaki “aşırı” deniz ısı dalgalarını gösteren veriler yayınladı.

Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi

Kuzey Kanada’dan kaynaklanan orman yangını dumanı Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi tehlikeli noktasına getirdi.

Yüksek orman yangını dumanı seviyeleri Batı Yakası’nda sıkça görülen bir durum. Ancak bilim insanları, iklim değişikliğinin orman yangınlarını ve dumanını daha yoğun hale getireceğini ve değişimin Doğu Yakası’nın daha fazla görüleceğini tahmin ediyor.

El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu

Pasifik sularını soğutarak küresel sıcaklıkları düşüren El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu. Uzmanlar, El Nino’nun güçlenmek için normalden daha fazla zamana sahip olacağını söylüyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü, önümüzdeki beş yıldan en az birinin, 2016’da yaşanan olağanüstü güçlü El Nino’yu geçerek kayıtlardaki en sıcak yıl olma ihtimalinin yüzde 98 olduğunu tahmin ediyor.

Küçülen Antarktik deniz buzu

Bilim insanları, Antarktika’daki deniz buzunun rekor düzeyde küçüldüğüne dikkat çekiyor. Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’ne göre, buz tabakasının 27 Haziran’da kapladığı 11,7 milyon kilometrekare, 1981-2010 dönemi ortalamasından neredeyse 2,6 milyon kilometrekare daha azdı.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

En Sıcak Haziran Ayı Yaşandı; Buz Seviyesinde Rekor Düşüş

2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’u büyük farkla aşarak en sıcak haziran ayı olduğu açıklandı. Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı.

En yüksek sıcaklıklar Kuzeybatı Avrupa’da ölçülürken, bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin uydu izleme sistemi, geçen ayın dünya genelinde yaşanan en sıcak haziran olduğunu duyurdu.

CNN International’da yer alan habere göre, Copernicus’tan yapılan yazılı açıklamada 2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’unu büyük farkla aşarak en sıcak haziran olduğu belirtildi. Yani en sıcak dokuz haziran ayının hepsi son dokuz yılda yaşandı.

Kuruma göre bu durum, insan kaynaklı iklim krizinin, gezegendeki sıcaklıkları daha önce görülmemiş seviyelere çıkardığının kanıtı.

En yüksek sıcaklıklar ise özellikle Kuzeybatı Avrupa’da ölçüldü.

Copernicus ayrıca, Kuzey Atlantik’teki olağanüstü sıcaklık ve Pasifik’te güçlenen El Niño’nun etkisiyle okyanus yüzey sıcaklıklarının haziran ayında kayıtlara geçen en yüksek sıcaklık olduğunu tespit etti.

Bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Teksas ve güney kesiminin bazı bölgeleri haziran ayının sonlarında üç haneli Fahrenheit sıcaklıkları ve aşırı nemle birlikte endişe verici bir sıcak hava dalgası yaşadı. Orta Amerika’ya kadar uzanan sıcak hava dalgası, mart ayından bu yana Meksika’da en az 112 kişinin ölümüne neden oldu.

Buz seviyesinde rekor düşüş

Climate Central adlı araştırma grubuna göre ise yazın en sıcak günleri olarak kabul edilebilecek aşırı sıcak günler, ABD’nin 195 bölgesinde 1970 yılına kıyasla daha sık görülüyor. Bu yerlerin yaklaşık yüzde 71’i artık her yıl en az yedi ek aşırı sıcak günle karşı karşıya.

Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı. Copernicus’a göre, Antarktika çevresindeki günlük deniz buzu miktarı yılın bu dönemi için “eşi benzeri görülmemiş düşük” seviyelerde kaldı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Zafer Kızılkaya, Goldman Çevre Ödülü’ne Layık Görüldü

Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kızılkaya, dünyanın en önemli çevre ödüllerinden biri olarak görülen ve Yeşil Nobel olarak da adlandırılan Goldman Ödülü’ne layık görüldü.

Zafer Kızılkaya ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Okyanusların korunması gezegenimizin geleceğini belirleyecek” dedi. Akdeniz’de yaptıkları araştırma sonucunda Gökova’nın en az balık olan ve Türkiye’de ekosistemin en çok tahrip edildiği yer olduğunu tespit ettiklerini belirten Kızılkaya, bölgede kurdukları sistem sayesinde yasa dışı balıkçılığı yüzde 90’dan fazla engellediklerini söyledi.

Dünyanın en önemli çevre ödüllerinden biri olarak görülen ve Yeşil Nobel olarak da adlandırılan Goldman Ödülleri bu yıl Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Brezilya, Zambiya, Finlandiya ve Endonezya’dan çevre aktivistlerine verildi. ABD’nin San Francisco kentinde Pazartesi günü düzenlenen törende su kirliliğine, monokültüre ve aşırı avlanmaya karşı faaliyetler yürüten çevrecilere 150 biner dolarlık ödülleri takdim edildi.

Ödülün Türkiye’deki sahibi Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kızılkayaoldu. Goldman Ödülleri’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada, Zafer Kızılkaya’nın yerel balıkçılık kooperatifleri ve yetkililerle yaptığı iş birlikleri sayesinde Türkiye’nin deniz koruma alanları ağını Akdeniz kıyılarının 310 mili boyunca genişlettiğine dikkat çekildi.

Goldman Çevre Vakfı tarafından her yıl dünyanın farklı bölgelerinden altı çevre aktivistine ödül veriliyor. Bu ödülü daha önce alanlar arasında Brezilya Çevre Bakanı Marina Silva ve Kolombiya Devlet Başkanı Yardımcısı Francia Marquez gibi isimler de bulunuyor.

Ödüller neden verildi?

Kızılkaya ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Okyanusların korunması gezegenimizin geleceğini belirleyecek” dedi. Akdeniz’de yaptıkları araştırma sonucunda Gökova’nın en az balık olan ve Türkiye’de ekosistemin en çok tahrip edildiği yer olduğunu tespit ettiklerini belirten Kızılkaya, bölgede kurdukları sistem sayesinde yasa dışı balıkçılığı yüzde 90’dan fazla engellediklerini söyledi.

Brezilyalı çevreci Alessandra Korap Munduruku, İngiliz Anglo American şirketinin Amazonlar’daki maden ocağı projesine karşı mücadelesi nedeniyle, Zambiya’dan Chilekwa Mumba, bakır madeni kaynaklı deniz kirliliğine karşı kazandığı hukuk mücadelesinden dolayı, Finlandiya’dan Tero Mustonen endüstriyel inşaatlar ve turba yakımına karşı çalışmaları nedeniyle, Endonezyalı aktivist Delima Silalahi de Sumatra’daki yağmur ormanlarına yönelik girişimleri için ödüle layık görüldü.

ABD’den Diane Wilson da kimya firması Formosa Plastics’in Meksika Körfezi’ni plastik atıklarıyla kirletmesine karşı yaptığı çalışmaları nedeniyle ödüllendirildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da Her Yıl 238 Bin Kişi Hava Kirliliği Nedeniyle Ölüyor

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporuna göre, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’da her yıl  en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybediyor.

Raporda ayrıca, hava kirliliğinin Avrupa’da her yıl 18 yaş altı bin 200 çocuk ve gencin erken ölümüne yol açtığına dikkat çekildi.

Avrupa Çevre Ajansı, kamuoyuna bugün açıkladığı raporunda, havadaki zararlı maddelerin sadece yetişkinler için değil aynı zamanda çocuklar açısından da büyük bir çevre riski oluşturduğuna işaret ediliyor. Raporda, bunun çocuk ve gençlerin yaşam beklentisini dramatik bir şekilde düşürdüğü kaydedildi.

Ajansın raporunda, erken ölümlerin yanı sıra kötü hava kalitesinin çocuk ve gençlerin ilerleyen yaşlarında hastalıkları da beraberinde getirdiği vurgulandı. Çocukların anne karnından yetişkinliklerine kadar hava kirliliğine karşı savunması olduğu belirtilen raporda, “Son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ile İtalya’da hava kirliliği seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği seviyenin üzerinde seyrettiği” not düşüldü.

Raporda yer alan veriler, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’ı kapsıyor. Ajansın geçen Kasım ayında açıkladığı rapora göre 2020 yılında söz konusu ülkelerde tüm yaş gruplarından en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybetti.

Bilanço aslında daha büyük olabilir

İngiltere ve Ukrayna gibi birçok Avrupa ülkesi ise rapora dahil edilmedi. Uzmanlar bu nedenle Avrupa çapındaki bilançonun aslında çok daha kötü olduğunu tahmin ediyor.

Hava kirliliğinden etkilenen çocuk ve gençlerin toplam nüfustaki oranının “nispeten düşük” olduğuna işaret edilen raporda, buna rağmen çocukluktaki kronik rahatsızlıkların ileriki zamanlarda büyük bir yüke dönüşeceği tespiti yapıldı.

Avrupa Çevre Ajansı, raporunda öncelikle okullar ve anaokulları, spor tesisleri ve toplu taşıma alanlarında hava kalitesinin iyiliştirilmesini önerdi. Hava kirliliğinin erken doğumlara ve düşüklere yol açabilecek bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Ajans, kötü havanın doğumdan sonra astım ve diğer solunum yolu hastalıkları da dahil olmak üzere çeşitli sağlık sorunları riskini artırdığı uyarısında bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Uzmanlardan “Bu Yıl Rekor Hava Sıcaklıkları Görebiliriz” Uyarısı

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo’ysa henüz net bilgiler olmamakla birlikle rekor sıcaklıkların beklenebileceğine vurgu yaptı. Buontempo, sonbaharla birlikte görülmeye başlayacak El Nino etkilerinin, yılın sonlarına doğru kendisini daha fazla hissettirebileceğini belirtti.

Şu ana kadar meteorolojik ölçümlerin yapılmaya başlandığı dönemden bu yana kayda geçen en yüksek sıcaklıkların 2016 yılında yaşandığı biliniyor. Küresel ısınmanın etkilerinin El Nino’yla birleşmesi dünya genelinde rekor sıcaklıkların kaydedilmesine neden olmuştu. Küresel ısınma nedeniyle son 8 yıldır dünya genelinde rekor düzeyde sıcaklık artışları kayda geçiyor.

Uzmanlar, El Nino adı verilen atmosferik olayların geri dönüşüyle birlikte 2023 ve 2024 yıllarında rekor sıcaklıklar görülebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yapılan bilimsel değerlendirmeler ve tahminlere göre, Pasifik Okyanusu’nda sıcaklıkların genel olarak düşmesine neden olan La Nina atmosfer olaylarının ardından dünya şimdi yeniden sıcaklıkları arttıracak El Nino’yla karşı karşıya kalacak. Uzmanlar El Nino’nun etkilerini bu yılın sonlarına doğru hissettirmeye başlayacağını belirtiyor.

El Nino adı verilen atmosfer olayları sırasında ekvator hattında esen rüzgarlar hafifliyor ve bu da okyanuslardaki su sıcaklığının artmasına neden oluyor.

El Nino genel etkileri olarak rekor düzeyde sıcaklıkların yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo’ysa henüz net bilgiler olmamakla birlikle rekor sıcaklıkların beklenebileceğine vurgu yapıyor.

Buontempo, sonbaharla birlikte görülmeye başlayacak El Nino etkilerinin, yılın sonlarına doğru kendisini daha fazla hissettirebileceğini belirtti.

Şu ana kadar meteorolojik ölçümlerin yapılmaya başlandığı dönemden bu yana kayda geçen en yüksek sıcaklıkların 2016 yılında yaşandığı biliniyor. Küresel ısınmanın etkilerinin El Nino’yla birleşmesi dünya genelinde rekor sıcaklıkların kaydedilmesine neden olmuştu.

Küresel ısınma nedeniyle son 8 yıldır dünya genelinde rekor düzeyde sıcaklık artışları kayda geçiyor. Londra merkezli Imperial College Grantham Enstitüsü’nden Friederike Otto da El Nino’nun küresel ısınma etkileriyle birlikte rekor düzeyde sıcaklık artışlarına neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Otto, “Eğer El Nino atmosferde El Nino olayları yaşanırsa bu 2016’dan daha sıcak günler göreceğimiz anlamına gelir” değerlendirmesini yapıyor.

AB Copernicus tarafından yayımlanan son rapore göre, son 5 yıl yaşanan en sıcak 5 yıl olarak hali hazırda kayda geçmiş durumda. Avrupa kıtasında da rekor düzeyde sıcak havalar 2022 yılının yaz aylarında yaşanmıştı. Copernicus, dünya sıcaklık ortalamasının fosil yakıtların kullanılmaya başladığı endüstri devrimi öncesine göre ortalama 1,2 derece yükseldiğini belirtiyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Yakın Zamanda Su Kıtlığı Yaşanabilir” Uyarısı

ABD’nin New York kentinde üç gün sürecek olan Birleşmiş Milletler Su Konferansı başladı. 1977’den beri yapılacak ilk büyük Birleşmiş Milletler su zirvesine binlerce delege katılıyor.

Zirveden hemen önce ortaya konan raporda dünyanın “vampirce aşırı su tükettiği ve aşırı geliştiği, kör bir şekilde tehlikeli bir yolda ilerlendiği” ifade edildi. Raporda, aşırı kullanım ve iklim krizi sebebiyle yaşanacak bir su krizinin an meselesi olduğu ve yakın zamanda su kıtlığı yaşanabileceği konusunda uyarıda da bulunuldu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Su Konferansı nedeniyle yayınladığı video mesajda, suyun bir insan hakkı olduğunu, dünyanın geleceğinde daha iyi şartların oluşması ve küresel kalkınmanın sağlanması için kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Guterres, dünyada su kullanımında aşırı tüketimin sürdürülebilir bir durum olmadığının altını çizdi.

Guterres, “Suyun başı büyük dertte. Aşırı tüketim ve yanlış kullanım yollarıyla insanlığın can damarını kurutuyoruz. Vampir gibi suyu tüketiyoruz. Suyu küresel ısınma yoluyla buharlaştırıyoruz. Su akışındaki dengeleri bozduk, ekosistemleri yok ettik, yer altı sularını kirlettik” dedi.

Genel Sekreter, dünyanın yaşadığı doğal afetlerin suyla bağlantılı olduğunu kaydederek “Dünyada yaşanan her dört doğal afetten üçünün suyla bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dünyanın dörtte birinin güvenli su hizmetleri veya temiz içme suyu olmadan yaşadığını biliyoruz. 1,7 milyar kişi temel sağlık koşullarından yoksun durumda. Yarım milyar insan açıkta dışkılarını yapmak zorluğuyla yaşıyor. Milyonlarca kız çocuğu sadece evlerine su taşımak için her gün saatlerini harcıyor” dedi.

BM Genel Sekreteri Guterres, bugün başlayan Su Konferansı’na katılan üye devletler ve uluslararası toplumun, suyun dünyanın sürdürülebilirliği için hayati önemini, barışı ve uluslararası işbirliğini teşvik etmek için önemli bir araç olduğunu kabul ettiklerini belirterek, “Amaç su kullanım kapasitesinde büyük bir artış sağlamanın yollarını bulmak” dedi.

“Su sorununu çözemeyiz”

Guterres, öncelikle dünyadaki su açığının kapatılması gerektiğini vurgulayarak dört kilit alanda harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Guterres, hükümetlerin herkese eşit su erişimini sağlayan ve aynı zamanda su tasarrufunu teşvik eden planlar geliştirmesi gerektiğini, geliştirdiği bu planların uygulamaya geçmesini sağlamasını, değerli bir kaynak olan su kullanımını ortaklaşa yönetmek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

Guterres, su ve sanitasyon sistemlerine büyük yatırım ihtiyacının karşılanması için kalkınmaya yatırımı artırmayı amaçlayan küresel finans alanında gerekli reformların yapılması gerekliliğini vurgulayarak, “Uluslararası finans kurumları, suyun finansmanını arttırmak ve hızlandırmak için yaratıcı yollar geliştirmeli, suya erişimde çaresiz durumdaki ülkeleri desteklemek için su ve sanitasyonun finansını genişletmeye devam etmelidir” dedi.

Guterres, su kaynaklarının kullanımındaki altyapı sorununa da dikkat çekti. Su konusunda 21. yüzyılda yaşanan bu acil durumun başka bir çağdan kalma altyapıyla yönetilemeyeceğini belirterek, “Afetlere dayanıklı boru hatlarına, su dağıtım altyapısına ve atık su arıtma tesislerine, suyu geri dönüştürmenin ve korumanın yeni yollarına yatırım yapılması gerekir” dedi.

Uluslararası topluluğun su kullanımını azaltan iklim şartları nedeniyle bir küresel bilgi sisteminin kurulması gerektiğini belirten Guterres, “Küresel ısınmayı 1,5 santigrat derece ile sınırlamak, gelişmekte olan ülkelere iklim adaleti sağlamak için hiçbir çabadan kaçınmayın” dedi.

Nasıl katkıda bulunabilirsiniz?

BM, zirve vesilesiyle su krizine karşı bireysel olarak alınabilecek önlemleri de ortaya koydu. İşte önerilen bazı basit eylemler:

Daha kısa duş alın ve evinizdeki su israfını azaltın: Evsel atık suyun yüzde 44’ünün güvenli bir şekilde arıtılmadığı düşünüldüğünde, daha kısa duşlar almak bu değerli kaynağı korumak için harika bir yoldur.

Yerel nehirlerin, göllerin veya sulak alanların temizlenmesine katılın: Bir ağaç dikin. Bu eylemler su ekosistemlerini kirlilikten korumaya, sel riskini azaltmaya ve suyu verimli bir şekilde depolamaya yardımcı olabilir.

Tuvaletler, sanitasyon ve mensturasyon arasındaki kritik bağlantı konusunda farkındalık yaratın: Bulunduğunuz toplumda, okulunuzda veya iş yerinizde konuşmalar başlatarak tabuları yıkın.

Paylaşın