IŞİD’in Suriye Ve Irak Lideri Ebu Hatice Öldürüldü

Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak ve Suriye sorumlusu Ebu Hatice olarak bilinen Abdullah Mekki Muslih el-Rafiei, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğü duyuruldu.

Haber Merkezi / IŞİD, 2014 yılında Irak’ın kuzey ve orta kesimlerinde kontrolü ele geçirdi. 2017 yılında bölgedeki kontrolünü kaybeden IŞİD, özellikle Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Ninova gibi birkaç eyalete ve Suriye sınırında güvenlik tehdidi oluşturmaya devam ediyor.

Irak Başbakanı Muhammed Şii el-Sudani, Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak ve Suriye sorumlusu Ebu Hatice olarak bilinen Abdullah Mekki Muslih el-Rafiei’nin Irak Ulusal İstihbarat Servisi üyeleri ve ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğünü duyurdu.

Sudani, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Iraklılar karanlık ve terör güçlerine karşı etkileyici zaferlerini sürdürüyor” ifadelerini kullanırken, Ebu Hatice’nin “Irak ve dünyadaki en tehlikeli teröristlerden biri” olduğunu da sözlerine ekledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir güvenlik yetkilisi ise, Arap basınına yaptığı açıklamada, operasyonun Enbar vilayetinde bir hava saldırısıyla gerçekleştirildiğini söyledi.

IŞİD, 2014 yılında Irak’ın kuzey ve orta kesimlerinde kontrolü ele geçirdi. 2017 yılında bölgedeki kontrolünü kaybeden IŞİD, özellikle Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Ninova gibi birkaç eyalete ve Suriye sınırında güvenlik tehdidi oluşturmaya devam ediyor.

İktidara geldiğinden bu yana ılımlı bir imaj çizmeye çalışan Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Lideri Ahmed Şara, bir zamanlar Irak’ta El Kaide ile birlikte ABD güçlerine ve müttefiklerine karşı eylemler düzenlemişti.

ABD ve Irak, geçen yıl ABD liderliğindeki koalisyonun Irak’taki askeri misyonunun Eylül 2025’e kadar aşamalı olarak sona erdirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı ve ABD güçleri yaklaşık 20 yıldır konuşlandıkları bazı askeri üslerden çekilmeye başlamıştı.

Iraklı siyasi liderler ise, bu anlaşma sağlandığında IŞİD tehdidinin kontrol altına alındığını ve Washington’un kalan IŞİD hücreleriyle mücadelede desteğine artık ihtiyaç duyulmadığını ifade etmişti.

Paylaşın

NATO, ABD Olmadan Varlığını Sürdürebilir Mi?

1949 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunma sağlamak amacıyla kurulan NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ABD (Amerika Birleşik Devletleri) olmadan varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği, son dönemin en popüler tartışma konularından biri.

Kurtuluş Aladağ / NATO’nun askeri kapasitesinin büyük bir kısmını üstlenen ABD, aynı zamanda, örgütün toplam savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 70’ini karşılar (2023 itibarıyla). NATO’nun Avrupa’daki askeri varlığı ise, özellikle nükleer caydırıcılık (ABD’nin nükleer şemsiyesi), istihbarat paylaşımı, lojistik destek ve ileri teknoloji silah sistemleri, büyük ölçüde ABD’ye dayanır.

Avrupa ülkeleri arasında bir köprü görevi görerek, NATO’nun “Kuzey Atlantik” karakterinin korunmasını sağlayan ABD, ayrıca, NATO’nun siyasi ve stratejik liderliğini de üstlenir. NATO’nun en üst düzey askeri komutanı olan SACEUR (Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı) her zaman bir ABD’li general olmuştur.

ABD olmadan NATO’nun karşılaşacağı zorluklar

ABD’nin NATO’dan tamamen çekilmesi veya katkısını azaltması durumunda, NATO’nun karşı karşıya kalacağı temel zorluklar şu şekilde sıralayabiliriz:

Askeri kapasite: Avrupa ülkeleri, NATO’nun toplam savunma harcamalarının sadece yüzde 30’unu karşılamaktadır (2023 itibarıyla). ABD’nin çekilmesi durumunda, bu yükün Avrupa ülkeleri tarafından karşılanması anlamına gelir. Ancak, birçok Avrupa ülkesi, savunma bütçelerini artırma konusunda siyasi ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Örneğin, NATO’nun GSYİH’nin yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini 2023 itibarıyla 11 üye ülke karşılayabildi.

ABD, NATO’nun nükleer caydırıcılık kapasitesinin temelini oluşturur. Avrupa’da ise sadece İngiltere ve Fransa nükleer silahlara sahiptir, bu ülkelerin nükleer silah kapasiteleri ABD nükleer silah kapasitesi ile kıyaslanamayacak derecede sınırlıdır.

ABD ayrıca, NATO’nun hava savunma sistemleri, uydu istihbaratı, insansız hava araçları ve siber güvenlik gibi kritik alanlarda lider ülke konumundadır. ABD’nin NATO’dan çekilmesi durumunda, Avrupa ülkelerinin bu açığı kapatması yıllar alabilir.

Siyasi birlik: ABD’nin çekilmesi, NATO içinde bir liderlik boşluğu oluşturabilir. Avrupa ülkeleri arasında stratejik öncelikler ve çıkarlar konusunda sık sık anlaşmazlıklar yaşanmaktadır (Örneğin, Almanya’nın enerji politikaları, Fransa’nın Avrupa özerkliği vurgusu, Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine odaklanması). Bu durum, NATO’nun karar alma süreçlerini sekteye uğratabilir.

Güvenlik tehditleri: NATO için temel tehdit algısı, özellikle 2014 Kırım ilhakından ve 2022 Ukrayna işgalinden sonra, Rusya’dan gelmektedir. ABD’nin çekilmesi, NATO’nun Rusya’ya karşı var olan caydırıcılığını zayıflatabilir.

NATO ayrıca, Çin’in son yıllardaki yükselişini bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. ABD’nin çekilmesi, NATO’nun Çin’e yanıt verme kapasitesini de azaltabilir.

ABD olmadan NATO’nun varlığını sürdürmesi için gerekenler

ABD’nin çekilmesi durumunda NATO’nun varlığını sürdürebilmesi, Avrupa ülkelerinin aşağıdaki adımları atmasına bağlıdır:

Savunma harcamalarının artırılması: Avrupa ülkelerinin, NATO’nun yüzde 2 GSYİH hedefini karşılaması ve hatta aşması gerekecektir. Bu, özellikle Almanya, İtalya ve İspanya gibi büyük ekonomiler için kritik önemdedir.

Avrupa savunma özerkliği: Avrupa Birliği, NATO’ya paralel olarak kendi savunma kapasitesini güçlendirebilir. AB’nin PESCO (Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği) gibi girişimleri, Avrupa ülkelerinin ortak askeri projeler geliştirmesine olanak tanıyabilir. Ancak, AB’nin NATO’dan bağımsız bir savunma örgütü haline gelmesi, uzun vadeli bir hedef olarak görülmektedir.

Nükleer caydırıcılığın yeniden düzenlenmesi: Avrupa’nın nükleer caydırıcılık kapasitesini artırmak için İngiltere ve Fransa’nın nükleer silahlarını daha aktif bir şekilde paylaşmasını gerektirebilir. Ancak, bu durum siyasi ve hukuki zorluklar da (örneğin, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması – NPT) oluşturabilir.

Yeni stratejik ortaklıklar: ABD’nin çekilmesi durumunda, NATO’nun Kanada, Avustralya ve Japonya gibi Atlantik ötesi veya Hint – Pasifik bölgesindeki müttefiklerle bağlarını güçlendirmesi gerekebilir. Bu, NATO’nun küresel bir savunma örgütü olarak yeniden konumlanmasını sağlayabilir.

ABD’nin NATO’dan çekilmesi durumunda ortaya çıkabilecek olası senaryolar

NATO’nun zayıflaması ve dağılması: Eğer Avrupa ülkeleri, ABD’nin çekilmesinin oluşturduğu boşluğu dolduramazlar ise, NATO’nun caydırıcılığı ciddi şekilde zayıflayabilir. Bu, üye ülkeler arasında güven kaybına ve nihayetinde örgütün dağılmasına yol açabilir.

Avrupa Merkezli bir NATO: Avrupa ülkeleri, ABD’nin çekilmesini bir fırsat olarak görerek NATO’yu yeniden yapılandırabilir.

Yeni bir güvenlik oluşumu: ABD’nin çekilmesi, NATO’nun yerini alacak yeni bir Avrupa güvenlik (örneğin, AB Savunma Birliği) oluşumunu hızlandırabilir.

Sonuç olarak, NATO’nun ABD olmadan varlığını sürdürebilmesi, Avrupa ülkelerinin siyasi iradesine, ekonomik kaynaklarına ve tehdit algılarına bağlıdır. Şu anki koşullarda, ABD’nin çekilmesi NATO’yu ciddi bir krize sokabilir, ancak bu durum, Avrupa’yı daha özerk bir savunma politikası geliştirmeye zorlayarak uzun vadede olumlu sonuçlar da doğurabilir.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a “Sandık” Çağrısı: Gel, Mertçe Hesaplaşalım

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, isim vermeden Erdoğan’ı işaret ederek, “Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz” dedi ve ekledi:

“Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım. Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sancaktepe Belediyesi Koru Parkı’nın açılış törenine katıldı. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı:

“Ekrem’e çelme takacaklar, Ekrem’i engelleyecekler, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar… Şu saçımın teli bile titremiyor. Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz. Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım.

Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar. Bayrama 23 Mart’tan sonra muhteşem bir bayram havasıyla gireceğiz. Sizler çok güzel günleri hep birlikte yaşayacaksınız.

Ben, partileri ayırmam. Belediye başkanlarının her birisi, milletin oyu ile seçildi. Başka partinin adayı da milletin oyuyla seçildi. Ayırt etmem. Bunu ayırt eden kişileri ayırıp, ona göre yargıyı ya da birtakım uygulamaları farklı bir şekilde yönlendiren insanların aklına diyorum ki: Sizin o kötü aklınız, biz göreve geldiğimiz günden itibaren, bu ülkeyi terk edecek.

Bu ülkenin üzerindeki kara bulutları, hep beraber yok edeceğiz. Bu vesileyle, haksızlığa uğrayan Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i, Beşiktaş belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ı ve Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Onların özgürlükleri için de mücadele edeceğimi, buradan tekrar beyan ediyorum.”

Paylaşın

Türkiye, Nüfusundan Daha Fazla “Acil” Başvurusu Yapan Tek Ülke

Sağlık sektöründe yönelik özelleştirme politikaları, sağlık hizmetlerine erişimi zorlaştırdığı gibi, hizmet kalitesi konusunda da tartışmaları beraberinde getirdi.

Haber Merkezi / Özelleştirme politikaları sağlık hizmeti kalitesini artmadığı gibi, ticarileşmenin getirdiği ciddi sorunlar da ortaya çıkmıştır.

Bu sorunlardan biri de, hastanelerde randevu bulunamaması, randevu bulamayan hastalar çözümü acil servise başvurmakta arıyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile, Tıp Bayramı’nda sağlık sisteminin mevcut sorunlarına dikkat çekti:

“Tıp Bayramı kutlanırken sağlık sisteminde sorunlar devam ediyor, sağlık emekçileri hak ve çalışma koşullarında iyileştirme istiyor.

Sağlık sistemimiz topluma eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmaktan çok uzakta. Koruyucu hizmetler aksıyor. Birinci basamakta çalışan aile hekimleri hasta bakıp reçete yazma ve rapor düzenlemekten koruyucu uygulamalara, hasta takibine, hastaları bilgilendirmeye fırsat bulamaz durumdalar.

Türkiye’deki ortalama hekime başvuru sayısı 11,4 ile Avrupa ortalamasının iki katı. Kışkırtılmış sağlık talebi nedeniyle hastanelerde randevu bulunamıyor, randevu bulamayanlar çözümü acil servise başvurmakta arayınca; Türkiye, nüfusundan daha fazla sayıda acil başvurusu olan tek ülke olarak sağlık tarihine geçiyor. Aciller bu nedenle sorun yumağına dönüşmüş halde.

Sağlık Bakanlığı hekimleri ve sağlık emekçilerini koruması gerekirken yaşanan sistemsel sorunları hekimler üzerinden çözmeye çalışıyor ve hekimler hedef haline geliyor.

Hekime yönelik şiddet halk sağlığını tehdit eder bir noktaya ulaştı. Hekimler artık şiddet görme olasılıklarının olduğu branşları tercih etmiyor, klinisyenler risk alacak işlemlerden haklı olarak kaçınıyorlar, branş ve meslek değiştirenler artıyor. Hatta gelecek güvencesi ve şiddetsiz ortamda mesleğini yapabilmek adına yurtdışına gitmeye çalışıyor.

Sağlık sistemine yeteri kadar kaynak ayrılmıyor. Kamu cari sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 7,4 iken, Türkiye’de ise sadece yüzde 3,6’dır.

2025 yılı bütçesinde Sağlık Bakanlığı’na ayrılan pay sadece %6,9’dur. Buna göre, yıl boyunca her bir yurttaşın sağlık hizmeti için yalnızca 11 bin 784 TL ayrılmıştır. Bakanlık bütçesinden sağlık emekçilerine ödenecek maaş ve ücret çıkartıldığında ise geriye kişi başına yalnızca 4 bin 460 TL kalmaktadır.

Sağlık hizmetleri özelleştirilmektedir. 1995 yılında tüm hastaneler arasında özel hastane sayısı sadece 141 iken bu sayı 2004’te 253, 2015’te 562 ve en güncel olarak 2023’te 565 olmuştur.

1995 yılında özel sektör hastanelerindeki yatak sayısı toplam hastane yatak sayısı içinde %4,1 iken, bu oran 2010 yılında %14 ve 2015’te %21 seviyelerine çıkmıştır. Bu oran günümüzde de korunmaktadır.

Özelleştirme politikasıyla sağlık hizmeti kalitesinin artmamış, ticarileşmenin getirdiği ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Yenidoğan Bebek Çetesi bunun örneğidir.

Şehir olmayan yerlere yapılan Şehir Hastanelerine ödenen hasta ve görüntüleme garantilerinin sağlık sisteminin iyileşmesinden çok bu hastaneleri inşa eden ve işletenlerin durumunun iyileşmesine katkı sağladığı eleştirileri yoğun biçimde gündemde yer almaktadır.

Sağlık sektöründe özelleştirme politikalarının artışı, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırmakta, eşitlik, verimlilik ve hizmet kalitesi konusunda tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Tüm sağlık emekçilerinin Tıp Bayramını kutlarken TTB’nin haklı çağrısına katılıyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkün!”

Paylaşın

Trump, Putin’den Ukraynalı Askerleri Bağışlamasını İstedi

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den, Rus askerleri tarafından kuşatılan Ukraynalı askerlerin hayatlarının bağışlanmasını istediğini söyledi.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile çok iyi ve verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı. Donald Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Bu korkunç, kanlı savaşın sonunda sona erme ihtimali çok yüksek, ama, tam şu anda, binlerce Ukrayna askeri, Rus askeri tarafından tamamen kuşatılmış durumda ve çok kötü ve savunmasız bir durumda. Başkan Putin’den hayatlarının bağışlanmasını şiddetle rica ettim. Bu korkunç bir katliam olurdu, II. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş bir katliam. Tanrı hepsini korusun!!!”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’da ateşkes için ABD önerilere katıldıklarını; ancak herhangi bir ateşkesin çatışmanın temel nedenleriyle ilgilenmesi gerektiğini ve pek çok ayrıntının çözülmesi gerektiğini söyledi.

Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko ile yaptığı görüşmenin ardından Kremlin’de düzenlediği basın toplantısında gazetecilere “Düşmanlıkların durdurulması önerilerine katılıyoruz. Ancak bu ateşkesin uzun vadeli barışa yol açacak ve bu krizin asıl nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde olması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz” dedi.

Savaşı sona erdirme çabaları için ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür eden Putin, “Fikrin kendisi doğru ve biz de kesinlikle destekliyoruz. Ancak tartışmamız gereken konular var. Amerikalı meslektaşlarımızla da konuşmamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu. Konuyu görüşmek için Trump’ı arayabileceğini söyleyen Putin, “Biz bu çatışmanın barışçı yollarla sona erdirilmesi fikrini destekliyoruz” dedi.

Ukrayna’ya askeri sevkiyat yeniden başladı

ABD, ateşkes başlığındaki mutabakat sonrası Ukrayna ile istihbarat paylaşımını da yeniden başlatıyor. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, ABD’nin Ukrayna’ya askeri malzeme sevkiyatının ülkesi üzerinden yeniden başladığını ve Ukrayna ordusu tarafından kullanılan Starlink uydu sisteminin çalıştığını belirtti.

Sikorski, Ukraynalı mevkidaşı Andrii Sybiha ile başkent Varşova’daki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Polonya’nın güneydoğusunda, Ukrayna sınırına yakın Rzeszow – Jasionka havalimanındaki uluslararası askeri ve insani yardım merkezinden silah sevkiyatının yeniden başladığını duyurdu.

Bu gelişme Ukrayna ve ABD’li yetkililerin 11 Mart’ta Suudi Arabistan’da yaptıkları görüşmenin hemen ardından geldi. Polonya Dışişleri Bakanlığı önünde gazetecilere konuşan Sikorski, “Jasionka üzerinden silah sevkiyatları önceki seviyelere döndü. Anladığım kadarıyla Starlink de çalışıyor” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı ise Suudi Arabistan’da ABD ile yapılan görüşmelerin sonuçlarının “çok önemli, neredeyse tarihi” olduğunu belirtti. Sybiha, “Ukrayna, bu savaşı sona erdirmek ve adil, kalıcı bir barış sağlamak isteyen en önde gelen ülkedir” diye ekledi.

Paylaşın

Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’ne Veda Etti

UEFA Avrupa Ligi son 16 turu rövanş maçında Rangers ile Fenerbahçe, Ibrox Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma Fenerbahçe’nin 2 – 0 üstünlüğüyle sona erdi.

Haber Merkezi / Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanan ilk karşılaşma Rangers’ın 3-1’lik üstünlüğüyle sona erdiği için karşılaşma uzatmalara gitti. Uzatmalarda da skor değişmedi ve maç penaltı atışlarına kaldı.

Penaltı atışları Rangers’ın üstünlüğüyle sona erdi. Rangers, çeyrek finalde Atletic Bilbao ile karşılaşacak.

Karşılaşmanın normal süresi içerisinde Fenerbahçe’nin gollerini 45 ve 73. dakikalarda Sebastian Szymanski kaydetti.

İlk karşılaşmada Rangers’ın gollerini 6. dakikada Cyriel Dessers, 42 ve 81. dakikalarda Vaclav Cerny, Fenerbahçe’nin tek golünü ise 30. dakikada Alexander Djiku kaydetmişti.

Maç öncesi son basın toplantısında konuşan Fenerbahçe çalıştırıcısı Jose Mourinho, “dezavantajlı” olduklarını kabul etmişti. Oyuncularına ‘Yarın bu turu atlayacağız” değil “Çıkacağız ve buna bir şans vereceğiz” mesajı verdiğini aktarmıştı.

Portekizli çalıştırıcı maç öncesi mesajlarında buna da değindi ve “Biliyoruz ki takımımız 18 maçtır iyi sonuçlar alan bir takım ve geçen haftaki maçta Rangers’a karşı oynayan takım biz değiliz aslında” demişti.

“Rangers bizden daha iyi bir takım değil ve bence tur atlama şansımız var” diyen Mourinho şöyle devam etmişti: “Avrupa’da neredeyse 200 maçım var ama dürüst olmak gerekirse kendi sahamda iki farkla kaybettiğimi hatırlamıyorum.

Bu yüzden ikinci maça böyle çıkma deneyimim hiç olmadı. Ama kendi sahamda iki farkla kazanmışken, deplasmanda üç farkla kaybettim. Zayıf olan tarafken kazandım. Favoriyken, kaybettim. Başıma her şey geldi.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: Bu Ülkede Artık Kan Ve Gözyaşı Akmasın İstiyoruz

TBMM’de milletvekilleri ile iftar programında konuşan Erdoğan, “Terörsüz Türkiye hedefi çalışmalarında kısa sürede kayda değer mesafeler aldık. Çok fazla uzamadan, gerilime, provokasyona mahal vermeden işi yokuşa sürmeden inşallah beklenen neticenin süratle alınacağı kanaatindeyim” dedi ve ekledi:

“İlk günden veri gayemiz açık. Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz. Evlatlarımıza terörsüz bir ülke bırakmak istiyoruz. 40 yıllık terör belasının kökünün kazınmasını istemeyenlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz. Terörden nemalanan kirli odaklarla da mücadele ediyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de milletvekilleri ile iftar programında konuştu. “Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sizlerin şahsında Gazi Meclisimizin çatısı altında milli iradenin temsilcisi olarak fedakarca görev yapan milletin emanetini yere düşürmeyen eskisi ve yenisiyle tüm milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. Burada görev yapmış, milleti layıkıyla temsil etmiş, ancak daha sonra ebediyete intikal etmiş milletvekillerini de rahmetle anıyorum.

Neredeyse yarısına geldiğimiz Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayının milletimizle birlikte tüm Müslümanlara, tüm insanlığa hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında, 2003 yılı Mart ayı ile 2014 yılı Ağustos ayı arasında 11,5 yıl boyunca milletvekili olarak çatısı altında görev yaptığım Türkiye Büyük Millet Meclisimizde bulunmaktan her zaman şeref ve bahtiyarlık duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza gönüllerimizi buluşturduğumuz bu güzel iftar programına vesile olduğu için ayrıca teşekkür ediyorum. İftarımızın aynı zamanda 85 milyonun birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin, kader ortaklığının sembollerinden biri olduğuna inanıyorum.

Her zaman söylediğimiz gibi siyaset özü itibariyle ülkeye ve millete hizmet yarışıdır. Millete hizmet yolu uzun ve meşakkatli bir yoldur. İktidar muhalefet fark etmeksizin hepimiz emanetini taşıdığımız, iradesini temsil ettiğimiz aziz milletimizin hizmetkarıyız. Bunu ne kadar iyi yapabilirsek milletimizin hayır duasına mazhar oluruz.

“Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz”

Terörsüz Türkiye hedefi çalışmalarında kısa sürede kayda değer mesafeler aldık. Çok fazla uzamadan, gerilime, provokasyona mahal vermeden işi yokuşa sürmeden inşallah beklenen neticenin süratle alınacağı kanaatindeyim. İlk günden veri gayemiz açık. Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz. Evlatlarımıza terörsüz bir ülke bırakmak istiyoruz. 40 yıllık terör belasının kökünün kazınmasını istemeyenlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz. Terörden nemalanan kirli odaklarla da mücadele ediyoruz.

Tüm vekillerimizin aynı hassasiyeti göstereceklerine inanıyorum. Gelin el ele verelim. Türkiye düşmanlarını bir kez daha hüsrana uğratalım. Kadostro mühendisliği peşinde koşanları tarihin çöp sepetine birlikte atalım. Destekleriniz için sizlere ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Putin’den Trump’ın Ukrayna’da Ateşkes Çağrısına Şartlı Onay

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düzenlediği bir basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin ateşkes önerisine prensipte katıldığını ancak bazı şartların hala müzakere edilmesi gerektiğini Söyledi.

Haber Merkezi / Ateşkesin olası ihlallerini izlemek için bir mekanizma kurulmasının gerekliliğini vurgulayan Vladimir Putin, Ukrayna’nın 30 günlük ateşkesi asker seferber etmek ve yeniden silahlanmak için kullanıp kullanamayacağı konusundaki endişelerini dile getirdi.

Putin, “Çatışmaların durdurulması yönündeki önerilere katılıyoruz, ancak ateşkesin kalıcı barışa yol açması ve krizin temel nedenlerini ortadan kaldırması gerektiği varsayımından hareket ediyoruz” dedi. Putin, ABD’nin Ukrayna’yı ateşkesi kabul etmeye ikna etmiş gibi gözükse de Kiev’in motivasyonunun muhtemelen savaş alanındaki durumdan kaynaklandığını belirtti.

Kursk bölgesine giren Ukrayna güçlerinin önümüzdeki günlerde tamamen kuşatılış olacağına dikkat çekti. Putin, “Bu şartlar altında Ukrayna’nın en az 30 gün süreyle ateşkes sağlamasının faydalı olacağına inanıyorum” dedi.

Putin, bu açıklamayı, Trump’ın Ukrayna’nın kabul ettiği 30 günlük ateşkesi görüşmek üzere Moskova’ya giden elçisinin varışından birkaç saat sonra yaptı. Putin ayrıca, Trump’a “Ukrayna’daki anlaşmaya bu kadar önem verdiği için” teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya, olası bir ateşkesi gözlemlemek üzere NATO üyelerinden herhangi birinin barış gücünü kabul etmeyeceğini açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmesi öncesinde gazetecilere açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’nın Ukrayna ile 30 günlük ateşkesi kabul etmesi çağrısını yineledi. Rusya’nın ABD müttefiklerine saldıracağını düşünmediğini söyleyen Trump, “Böyle bir şey olmayacak. Bunun olmamasını sağlayacağız” dedi.

Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada Kremlin’in ABD’nin Ukrayna’nın destekleyeceğini söylediği 30 günlük ateşkes önerisini kabul etmesini umduğunu söylemişti.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Moskova’daki görüşmelerde sunduğu ateşkes önerisi, bu hafta başında Suudi Arabistan’da yapılan görüşmelerde Ukrayna tarafından kabul edilmişti.

Putin’in üst düzey dış politika yardımcısı Yuri Uşakov ise, ABD’nin Ukrayna’daki savaşı durdurmak için önerdiği 30 günlük ateşkesin Moskova’ya “hiçbir şey” sunmadığını, ancak Kiev güçlerine çok ihtiyaç duydukları bir savaş molası vereceğini söyledi.

Şubat 2022’de on binlerce askerle Ukrayna’ya giren Rus güçleri, 2024 ortalarından bu yana ilerleyişini sürdürüyor ve Ukrayna topraklarının neredeyse beşte birini kontrol ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ateşkes önerisine dair açıklamalarını değerlendirdi. Zelenski, “Putin (ateşkesi) reddetmeye hazırlanıyor.” derken, Putin’in bu fikrini ABD Başkanı Donald Trump’a doğrudan söylemekten korktuğunu ifade etti.

Ukrayna’ya askeri sevkiyat yeniden başladı

ABD, ateşkes başlığındaki mutabakat sonrası Ukrayna ile istihbarat paylaşımını da yeniden başlatıyor. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, ABD’nin Ukrayna’ya askeri malzeme sevkiyatının ülkesi üzerinden yeniden başladığını ve Ukrayna ordusu tarafından kullanılan Starlink uydu sisteminin çalıştığını belirtti.

Sikorski, Ukraynalı mevkidaşı Andrii Sybiha ile başkent Varşova’daki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Polonya’nın güneydoğusunda, Ukrayna sınırına yakın Rzeszow – Jasionka havalimanındaki uluslararası askeri ve insani yardım merkezinden silah sevkiyatının yeniden başladığını duyurdu.

Bu gelişme Ukrayna ve ABD’li yetkililerin 11 Mart’ta Suudi Arabistan’da yaptıkları görüşmenin hemen ardından geldi. Polonya Dışişleri Bakanlığı önünde gazetecilere konuşan Sikorski, “Jasionka üzerinden silah sevkiyatları önceki seviyelere döndü. Anladığım kadarıyla Starlink de çalışıyor” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı ise Suudi Arabistan’da ABD ile yapılan görüşmelerin sonuçlarının “çok önemli, neredeyse tarihi” olduğunu belirtti. Sybiha, “Ukrayna, bu savaşı sona erdirmek ve adil, kalıcı bir barış sağlamak isteyen en önde gelen ülkedir” diye ekledi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: İsrail, Filistinlilere Karşı “Soykırım Eylemleri” Gerçekleştirdi

İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kurucu anlaşması olan Roma Statüsü ve Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ndeki “soykırımcı eylemler” kategorilerden biri olan “doğumları engellemeye yönelik önlemlere” başvurduğu belirtildi.

İsrail’in Cenevre’deki BM Daimi Misyonu, “temelsiz”, “ön yargılı” ve “güvenilirlikten yoksun” olduğunu iddia ettiği bu suçlamaları “kategorik olarak reddettiklerini” bildirdi. Misyonun açıklamasında, “İsrail ordusunun bu tip suistimalleri katiyen yasaklayan somut yönetmelik ve politikaları bulunmaktadır” denildi.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, İsrail’in Gazze’deki çatışmalar sırasında kadınlara yönelik sağlık tesislerini sistematik olarak tahrip ederek, Filistinlilere karşı “soykırım eylemleri” gerçekleştirdiği ve cinsel şiddeti bir savaş stratejisi olarak kullandığı kararına vardı.

BM’nin İşgal Altındaki Filistin Toprakları, Doğu Kudüs ve İsrail’e İlişkin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’ndan gelen raporda, İsrail güvenlik güçlerinin Ekim 2023’ten bu yana Filistinlileri cezalandırmak için zorla halk içinde soyma ve cinsel saldırı eylemlerini kullandığı ifade edildi.

Komisyonun açıklamasında, “İsrailli yetkililer, Roma Statüsü ve Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan soykırım eylemlerinin kategorilerinden biri olan doğumları engellemeyi amaçlayan tedbirleri de uygulayarak, Gazze’deki Filistinlilerin bir grup olarak üreme kapasitelerini kısmen yok etti,” ifadeleri yer aldı.

Komisyon, bu eylemlerin, tıbbi malzemelere erişimin kısıtlanması nedeniyle anne ölümlerindeki artışa ek olarak, imha etme yoluyla insanlığa karşı suç teşkil ettiğini dile getirdi.

İsrail’den tepki: Temelsiz ve ön yargılı

İsrail’in Cenevre’deki BM Daimi Misyonu, “temelsiz”, “ön yargılı” ve “güvenilirlikten yoksun” olduğunu iddia ettiği bu suçlamaları “kategorik olarak reddettiklerini” bildirdi. Misyonun açıklamasında, “İsrail ordusunun bu tip suistimalleri katiyen yasaklayan somut yönetmelik ve politikaları bulunmaktadır” denildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise raporun bulgularını reddederek, bunların taraflı ve antisemitik olduğunu savundu. Netanyahu, “Birleşmiş Milletler, Hamas terör örgütünün işlediği insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına odaklanmak yerine, bir kez daha İsrail devletine asılsız suçlamalarla saldırmayı tercih ediyor,” dedi.

Komisyon, Haziran 2024’te yayımladığı bir önceki raporunda, Hamas dahil Filistinli silahlı grupları 7 Ekim 2023’teki baskında işkence ve aşağılayıcı muamele gibi ciddi hak ihlalleri gerçekleştirmekle suçlamıştı.

Uluslararası Adalet Divanı Ocak 2024’te aldığı kararda, BM Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olan İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini engellemek için önlem almasının zorunlu olduğuna hükmetmişti.

İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü’ne ise taraf değil. Roma Statüsü, soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili olarak bireylere yönelik dava açılabilmesi için UCM’ye yetki veriyor.

Güney Afrika, Gazze’deki eylemlerinden ötürü Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine soykırım davası açmıştı.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısının ardından İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda, bu bölgedeki sağlık yetkililerinin verdiği bilgilere göre şu ana kadar 48 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Hamas’ın İsrail’de düzenlediği baskında yaklaşık bin 200 kişi ölürken 251 kişi de rehin alınmıştı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Soruşturmalar” Tepkisi: Savcı O

Bursa’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çekerek, “FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o” dedi ve ekledi:

“Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı aday adayı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim çalışmaları kapsamında Bursa’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere verilen bayram ikramiyesine ilişkin “3 bindi 4 oldu daha ne olacak” sözlerine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Halkına fırça atarak söylüyor. 3.000′ liraydı 4.000 oldu. Daha ne olacak diyor? Daha ne olacak diyor? Bu bakış açısı ne biliyor musunuz? Bizdeki terbiye, bizdeki terbiye, anlayış ki zaten öyle. Bizdeki anlayış milletin parasını millete dağıtmak anlayışı. Burada saygıdeğer başta Bursa ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlarımız ve diğer belediye başkanlarımız, bütün her bir arkadaşımız prensibimiz, ilkemiz milletin ihtiyaçları için milletin parasını millete adil olarak dağıtma prensibidir. O ahlaktan asla vazgeçmeyiz.

Sevgili dostlar, bunlar ise emekliye bile verilen maaşı kendi parası gibi verdiğini düşünerek o emekliye hakaret etmeyi normal görüyor. Bu var ya dünyada, yeryüzünde görülmüş bir şey değil. Bu edebin, edebin ayaklar altına alınması demektir. Utanç duyulacak bir durumdur.

Emekçiler ve iş insanları ekonomik, siyasi, hukuki ortama güvenmedikleri için, önlerini göremedikleri için zor durumdalar. Ve bu ülkede düşünsenize üreten insanı, sanayiciyi, istihdam sağlayan, bu ülkenin üreten insanlarını bile korkutmayı, baskı altına almayı kendine siyasi strateji gören bir akılla karşı karşıyayız. Ama bunların umurunda değil. Bunların umurunda olan tek şey ne biliyor musunuz?”

Ekrem İmamoğlu, kendisini hedef alan Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: “Kendine ait zannettiği koltuğunu korumak, saraydan çıkmamak. Millet seni evine yollayacak, evine yollayacak. Millet adaletsizliğin pençesinde, can derdinde. Sevgili hemşehrilerim, gelir dağılımında adalet yok, eğitimde adalet yok, sağlıkta adalet yok. Devlet kurumlarının uygulamalarında, işe alımlarda adalet yok. Yahu seçimden bu yana neredeyse 2 sene geçiyor, öyle değil mi? Genel seçimlerde zorda kalınca mülakatı kaldıracağım demedi mi?

Ya devletin başındaki insan sözünü tutmaz mı ya? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, sevgili gençlerin ve hanımefendilerin, beyefendilerin haykırışından sonra bunu söylemek ayıp ama mahkemelerde adalet yok. Mahkemelerde adalet yok. Bu iktidarın elini kolunu soktuğu hiçbir yerde adalet yok. Bunların içinde adalet duygusu kalmadığı gibi amacı adaleti sağlamak olan yüce Türk yargısının saygıdeğer, namuslu hakimlerini, savcılarını bile zor durumda bırakıyorlar.

Hedef alınan kent lokantalarını da işaret eden İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti sağlamak için uğraşan her kişiye düşman oluyorlar. Sevgili dostlarım, insanlarımız zor şartlarda kendi paralarıyla, onurlarıyla bir öğün karınlarını doldurabilsinler diye biliyorsunuz, gurur da duyuyorum, kent lokantaları açtık, kent lokantaları. Burada ve bulunmayan Türkiye’nin her yerindeki yerel yönetici arkadaşlarım kent lokantası markasıyla her yerde kent lokantalarını açtılar.

100 metre ve iktidarın, hükümetin düştüğü acizliğe bak. Bütün güçleriyle nereye saldırıyorlar? En büyüğü 100 metrekare olan kent lokantasına saldırıyorlar. Demediklerini, yapmadıklarını bırakmadılar. Hâlâ da uğraşıyorlar. Hâlâ da orada gitti yemek yedi diye bir insana soruşturma açıyorlar. Yahu utanılacak bir durumdalar, utanılacak.

Memleketimizi sıkıntıya sokuyorlar. Biz neyle uğraşıyoruz, onlar neyle uğraşıyorlar? Biz, işte bütün belediye başkanlarımız dar gelirli ailelerin çocukları okul öncesi eğitim alabilsin, anneleri iş bulup çalışabilsin diye kreşler açtık, açmaya devam ediyoruz. Onlar ne yapıyor? Kapatmak için uğraşıyorlar. Kapatmak için genelge yazıyor belediye başkanlarına. Sonra yaptıkları hatayı, milletin tepkisini görüyorlar.

Kendileri bunları geri nasıl çeviririz diye kıvır kıvır kıvırıyorlar. Yahu bir memleket, ülkenin yöneticileri bir ülkenin yöneticileri. İmamoğlu geliyor. Tarihi gençler yazacak, gençler. Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri yazacak.

Bu ülkede hiçbir zaman, burada çok saygıdeğer geçmiş dönemlerde bakanlık yapmış büyüklerimiz var, hiçbir dönemde hiçbir siyasi anlayış bir başka siyasi anlazyışın hizmetine, değer gören hizmetine, savaş açar mı? Topla tüfekle saldırır mı? Kreşe saldırıyorlar. Kent lokantasına saldırıyorlar. Niye biliyor musunuz? Onların dev proje, mega proje dedikleri, milletin cebindeki parayı boşaltan projeleri, kent lokantası, 100 metrekarelik kent lokantası, bir küçücük kreş onların mega projelerini tuş etti diye, yendi diye, saldırılar ondan.”

‘İktidar’ vurgusu yapan Ekrem İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biraz sıcak, bir de bu güzel insanların sıcaklığı, eğer bunalan varsa kolları sıvasın, ceketini çıkarsın. Zaten 23 Mart’ta da hep beraber çıkaracağız. Bir örnek daha vereceğim sevgili hemşehrilerim. Hani hizmete olan saldırıdan bahsettik ya, küçük çocuğu olan, küçük çocuğu olan annelere ulaşımı ücretsiz yapacağım dedim. Kıymetli Bursalı hemşehrilerim, İstanbul zor bir şehir. Birçok şehirden çok daha yüksek seviyede geçim sıkıntısı olan bir şehir aslında.

Hatırlayın, 2023 seçiminde, 2019 seçiminde İstanbul’da Cumhurbaşkanı her seçimde gelip onlarca miting yaptı ve bu mitinglerde bana hitaben dedi ki: “Kimin parasını kime veriyorsun?” Ben ne dedim? “Milletin parasını millete veriyorum kardeşim! Millete veriyorum! Sana mı soracağım?” dedim. Bunlar milletin hakkına girmeyi, milletin hakkının kendi yetkisinde olduğunu düşünmeye o kadar alışmışlar ki milletin parasını millete vermemizi akılları almıyor.

Onlardaki kriter ne biliyor musunuz? Milletin parasını kendi yakını olan bir avuç insana vermek. Onların derdi bu. Biz, biz bu yola milletin hakkını millete vermek için çıktık. Bu büyük ve aziz milletin, benim kıymetli dostlarım, geçim derdi çekmeden, gelecek endişesi duymadan yaşama hakkına kavuşsunlar diye yola çıktık. Hakkı var, öyle değil mi? Hakkı var. Ne yapacağız?

İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Milletin hakkını millete vereceğiz. Bu milletin en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca ulaşmaya, afetlere karşı güçlü bir şekilde karşı koymaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte iktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin mahkemelere gözü kapalı güvenmeye hakkı yok mu?

Elbette var. İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin kökeni, inancı, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin kendini güvende hissettiği, huzurlu bir ortamda yaşamaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte ne olacak sevgili gençler? İktidar olacağız, iktidar. Millet hakkını alacak. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak. Milletin hakkı milletin olacak.”

“Savcı aramayın, savcı o”

Kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çeken İmamoğlu, şöyle konuştu: “Olan şeyleri anlatamıyorum çünkü hem dedikoduya girebilir, bir dedikodu olmadığından eminim. Yani öyle davalar var ki, öyle saldırılar var ki utanç verici. Ha, bildiğim bir şey var. Bu davaların kağıt üzerinde takip eden bir savcısı var ama davaların gerçek savcısını herkes biliyor.

FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o. Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne boyun eğdirirsek, millete de boyun eğdiririz diye düşünüyorlar. Ama ne biz boyun eğeriz, ne de bu aziz millete boyun eğdirecek, bırak kişiyi, ne devlet, ne başka bir unsur, anasının karnından doğmadı, doğmayacak. Bu aziz millet büyüktür. Bizler bizler zalimin değil, bizler bizler yalnızca milletin iradesi karşısında boyun eğeriz.

Bakın, ben 2019’dan bu yana her Allah’ın günü bir soruşturmayla, bir davayla karşı karşıyayım. Sevgili başkanlarımız, deneyimli politikacı büyüklerimiz, devletin farklı aşamalarında görev yapmış dostlarımız, abilerimiz, ablalarımız, belediyemiz son 6 yılda 1.200 teftiş, inceleme, soruşturma geçirdi. Hepsinden elleri boş döndüler, hepsinden.

Ama içlerini öyle bir korku bürümüş ki bana dava açmadan duramıyorlar. Şimdilik şimdilik 25 yıl hapis, 5 kez de siyaset yasağı isteniyor hakkımda. Belli ki belli ki belli ki Ekrem’den böyle kurtulursak önümüzdeki 5 seçimi garanti alırız diye düşünüyorlar. Herhalde matematiğini böyle hesap ettiler. Yahu sizin Ekrem İmamoğlu ile hesabınız olsa, olmasa ne olur?

Üniversite diploması ile ilgili başlatılan soruşturma ve yürütülen tartışmaları da hatırlatan Ekrem İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Gözlerime bakın. Milletin sizinle hesabı var, milletin! Bu büyük milletin sizinle hesabı var! O hesabı görecek. Öyle sabırsızlar ki öyle sabırsızlar ki Beni izliyordur diye kameraya baktım ha yanlış anlamayın. Beni izliyor onun için kameraya baktım. Ya da izleyen arkadaşları görsün. 35 yıl sonra benim diplomamı iptal ettirmeye çalışıyorlar. Öyle aceleri var ki, öyle aceleri var ki; savcılık 2. kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır.

Savcılık ikinci kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır, acele et. Halbuki üniversite bu konuda zaten 5 yıl önce karar almış. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili hiçbir usulsüzlük yoktur demiş 5 yıl önce. Ama davanın asıl savcısı var ya Ankara’da, malum şahsın acelesi var. 23 Mart’tan önce diplomayı iptal edilsin diyor. Ekrem karşıma rakip çıkmasın. O günü bugünden kesmek istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını da kendi belirleyecek aklı sıra. Cumhuriyet Halk Partisi’nden senin karşına bu Ekrem’in önünü kesersen, bu partide milyonlarca Ekrem var, milyonlarca Ekrem var. Bunu bilmiyor. Ama ama meselenin, bakın burayı iyi dinleyin. Anneler, babalar, hanımefendiler, hayatını bu ülkeye feda etmiş, görevler yapmış beyefendiler, meselenin beni aşan önemli yönleri var. Fakültenin verdiği, üniversiteden, üniversitesinden Yükseköğretim Kurumu’na, Milli Savunma Bakanlığından Yüksek Seçim Kurulu’na, pek çok devlet kurumunun geçerli kabul ederek işlem yaptığı bir diploma bu.

Böyle bir resmi belge, 35 yıl sonra bir kişinin siyasi amaçları, siyasi ihtirası, siyasi çıkarlarıyla iptal edilirse artık bu ülkede hiç kimse elindeki resmi evraka güvenemez. Benim 35 yıllık diplomamı iptal ettirmeye çalışanlar başarılı olursa yarın da sizin 40 yıllık, 50 yıllık, 60 yıllık zeytin tarlalarınıza, aileden kalma tarım alanlarınıza, bağınıza, bahçenize, bankadaki paranıza çöker bunlar, çöker bunlar.

İktidarın kendisi değil, devlette, yargıda etkisi olan, adamını bulan her şahıs bir kumpas kurar, elinizdeki 40 yıllık, 50 yıllık tapuyu, mahkeme kararını iptal ettirir. Devletin verdiği evraklar siyasi amaçlarla, kişisel hırslarla, ihtiraslarla böyle kolayca geçersiz ilan edilirse bu milletin devletine güveni kalır mı? Kalmaz. Beni, Ekrem’i seçim yarışı dışına itmek için Türkiye Cumhuriyeti, hepimizin canını vermeye hazır olduğu, bu memleket için kendini feda etmeye hazır olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu hale düşürmeye razı bunlar.

Aynı zamanda 572 yıllık İstanbul Üniversitesi’ni rezil etmeye bile hazırlar. Oradaki bilim insanlarını, oradaki dekanları, rektörleri, oradaki akademisyenleri rezil etmeye hazırlar. Onları itibarsız etmeye hazırlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Allah sizi ıslah etsin. Allah sizi bir an önce bu memleketin başından uzaklaştırmamıza yardım etsin. Yüce Allah’a güveniyorum. Yüce Allah’a sığınıyorum. Milletimize güveniyoruz.”

Erdoğan’a Bursa’dan “Çık karşıma mertçe yarış” sözleriyle seslenen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “23 Mart’ta gerçekleştireceğimiz ön seçim, sevgili hemşehrilerim onun için çok önemli. İktidar için de işte onun için önemli. 23 Mart’ı onun için takip ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partililerin güçlü iradesi ortaya çıkmasın diye, millet bizim iktidar kararlılığımızı görmesin diye her şeyi yapıyorlar. Onların kirli planları varsa, bu milletin, bu canım milletin tertemiz yüreği var, tertemiz. Onların kendi savcısı, kendi yargısı varsa…

Onların kendi savcısı veya kendi yargısı olduğunu düşünüyorlarsa bilinmelidir ki yüce Türk yargısının çok güvenilir hakimleri, savcıları bu durumdan rahatsızdır. Onlar günü gelecek bu ülkenin adil yargı sisteminin neferleri olacaklar. Ama söyleyeyim, aynı zamanda bu milletin de vicdanı var. Ne yaparsan yap, millet sandıkta hükmünü verecek. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. Bu davaların öz savcısı, ey bu davaların öz savcısı Erdoğan! Yargının, kurumların arkasına saklanma. Bursa’dan söylüyorum, çık karşıma mertçe yarış! Bırak benim diplomamı, mertçe yarış.

Bizim milletimiz… Bizim milletimiz… bakın bizim milletimiz yarışta kaybedeni de sever, kazananı da sever. Yeter ki mertçe yarış. Ama kazanmak için her yolu mübah gören, mertlikten ayrılanın bu milletin gönlünde yeri olmaz. Bakın, her yolu mübah görmenin, her yolu mübah görmenin aslında bu memleketin vicdanında, geçmişinde açtığı yaraları çok iyi biliyor bu insanlar. Bizde güzel bir söz vardır. Güzel bir söz vardır, halkımız bunu çok kullanır. Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme. Bu…”

Paylaşın