AİHM’den Dikkat Çeken Karar: Selahattin Demirtaş Siyasi Saiklerle Tutuklandı

AİHM, Türkiye’nin beş ayrı temel hakkı ihlal ettiğine karar vererek, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2019’da yeniden tutuklanmasının hukuki değil, siyasi nedenlerle yapıldığına hükmetti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Edirne Cezaevi’nde 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili kritik bir karara imza attı.

8 Temmuz 2025 tarihli kararında mahkeme, Demirtaş’ın 2019’daki yeniden tutuklanmasının “hukuki değil, siyasi” nedenlerle yapıldığını belirterek Türkiye’yi mahkûm etti.

AİHM, kararında Demirtaş’ın tutukluluğunun asıl amacının kamuoyunu susturmak ve demokratik tartışmayı bastırmak olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, bu tespitle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin beş temel maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Madde 5/1 – Kişi özgürlüğü ve güvenliği: Demirtaş’a yöneltilen suçlamalar makul şüpheye dayanmıyor. Tutuklama hukuki değil, keyfi olarak değerlendiriliyor.

Madde 5/3 – Tutukluluğun gerekçelendirilmesi: Dört yılı aşkın süreyle devam eden tutukluluğa dair yeterli ve ilgili gerekçeler sunulmadı.

Madde 5/4 – Tutukluluğa itiraz hakkı: Anayasa Mahkemesi’nin 4 yılı aşkın süre karar vermemesi ve avukatların dosyaya erişiminin engellenmesi, etkili başvuru hakkını ortadan kaldırdı.

Madde 18 + Madde 5/1 – Hakların kötüye kullanılamaması: AİHM, tutuklamanın esas amacının ifade özgürlüğünü ve siyasal faaliyeti bastırmak olduğunu vurgulayarak bunun açıkça siyasi bir karar olduğunu tespit etti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı. Son kararla birlikte AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi gerekçelere dayandığı yönündeki kanaatini bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldu.

(Kaynak: Karar Gazetesi)

Paylaşın

Bahçeli’den Özel’in TRT Çağrısına Destek: Yargıya Güven Artar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, şeffaflık ilkesi doğrultusunda, Ekrem İmamoğlu duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısına destek verdi.

Devlet Bahçeli, muhalefetin bu talebinin “makul ve meşru” olduğunu belirterek, duruşmaların canlı yayınlanmasının yargıya olan güveni artıracağını vurguladı. Yargı süreçlerinin hızla tamamlanması gerektiğini ifade eden Devlet Bahçeli, “İddianameler bir an önce bitirilmeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bizleri takip eden bütün vatandaşlarımızı yürekten selamlıyorum. Kırılmadan, kırışmadan, kıvırmadan, kısır heveslere kapılmadan her defasında yenilenerek mücadeleleri geride bıraktık. Yeri geldi candan geçtik ama ülkülerimizden, ülkemizden ve ilkelerimizden asla ödün vermedik. Her şeyden önce Türkiye dedik.

6 Temmuz günü aldığımız kara haber ile kahrolduk. Pençe Kilit Bölgesi’nde bir mağarada metan gazı zehirlenmesine bağlı olarak 12 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum… Ülkemiz huzur menziline doğru mesafe alırken dedikodu iklimini sıcak tutmaya çalışanları göz ardı etmiyoruz. Fitnebazların tehditlerini bozmak, bayatlamış tuzaklarını işlevsiz hale getirmek için teyakkuz halindeyiz.

Orman yangınları milletimizi derinden yaralamıştır. Özellikle İzmir’deki yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığı il valisi tarafından açıklanmıştır. Orman yangınlarını istismar edip ortamı germeye çalışmak utanmazlıktır. Birbirinden uzak mesafelerde pek çok yangının çıkması ayrıca ele alınmalıdır. Devletimiz yangınlarla mücadele halindedir. Hayatını riske atan kardeşlerimiz başta olmak üzere ilgili bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Uzun süredir dile getirdiğimiz temiz siyaset ertelenemez mükellefiyettir. Siyaset alanının aklanmaya ihtiyacı var. Mahalli yönetimlerde tuz kokmuştur, emanet heba edilmiştir. CHP’deki belediyelerin yolsuzluk batağına saplanması bu partiyi neredeyse bu partiyi organize şebekeye çevirmiştir. Gayri ahlaki ve gayrihukuki ilişkiler teker teker deşifre edilmelidir.

Adana ve Adıyaman belediye başkanları yolsuzluk soruşturması ile yakayı ele vermiştir. İSKİ skandalının kat kat büyüğü mevcut CHP yönetimini sarıp sarmalamıştır. Emanete sahip çıkmayanlar erdemden bahsetmemelidir. Çalan çırpan, devlet kasasını boşaltanların adalet sözleri neyse suya yazılan odur. CHP’li başkanların hesap vermesi hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sonucudur.

İtirafçılar yine CHP maskesi takanlardır. İddianameler süratle hazırlanmalı, kovuşturmalar etkin şekilde, en kısa sürede tamamlanmalıdır. Savcılara güvenimiz tamdır ve gece gündüz çalıştıkları bellidir. Tavı kaçan yargı süreçlerinin siyasi kutuplaşmayı beslemesi muhtemel akıbettir. Yargı süreçlerin uzaması sakıncalıdır ve gerek yoktur. Adli yılın başlaması ile Bu ağır yükü ülkemizin gündeminden çekip çıkaralım.

Duruşmaların canlı yayınlanmasını talep etmişti muhalefet. Biz de bu beklentinin makul ve meşru şekilde değerlendirilmesini bekliyoruz. Suçlamaların odağındaki şahıslar Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmamalıdır. Türkiye tarihi sürecin tam ortasındadır.

“Sokağa davet edeceğim günü ben bilirim, Mısır’daki meydanı izlediğiniz gibi izlersiniz” demişti Özgür Özel. Ölçüyü kaçırdığını görüyorum. Sokakta gezebilirsin, germeye gerek üretmeye gerek yok. Önüne geçen yok, haydi buyur sokak sokak gez de görelim, boyunun ölçüsünü alalım. Bu sokak merakı seni suça iterse karşında Türkiye Cumhuriyetini bulursun, milleti bulursun.

“CHP’nin rayından çıkması düşündürücüdür”

Mısır örneği vermesi densizlik ve gaflettir. Hakkında başlatılan soruşturma isabetlidir. Hayırdır Özgür Bey darbe mi düşünüyorsun? Sandıkla yapamadığını silahlar gölgesinde mi planlıyorsun? Bu dil sakıncalıdır, sakattır. Böyle demokrasi anlayışı, özgürlük bağlılığı olamaz. Tutuklananlarla ilgili esir tanımı kullanması aymazlık ve ayıptır. DEM’in Türkiye partisi olma çabası memnuniyet vericidir. CHP’nin ise rayından çıkması düşündürücüdür.

CHP’nin yanında yöresinde sıraya giren partilerin yönetici ve vekillerinin iktidara, insan onuruna saldırmaları ifade ve düşünce özgürlüğü ile nasıl ifade edilecektir. Malum tv’lerde, sağda solda sabah akşam fütursuzca konuşanların güvencesi nedir. Rüşvet ile mücadele konuşulurken bu kenelere neden göz yumuluyor. Fitne yayan muhaliflere katlanmak zorunda mıyız. Bunlar siyaset değil düşmanlık yapıyor. Gündelik polemiklerin, sürekli şaibe içeren beyanların, azgınlaşan parti ihtirasların ülkemizde ne var ne yok yutmasına müsaade edemeyiz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Yüzde 88’i Çölleşme Riskiyle Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) desteğiyle hazırlanan bir raporda; Türkiye’nin yüzde 88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi. Raporda, 21. yüzyılın sonunda Türkiye’de yağış oranları yüzde 30 oranında düşeceği vurgulandı.

Raporun yazarlarından Dr. Kelly Helm Smith, “Kuraklık sadece bir hava olayı değil; sosyal, ekonomik ve çevresel buhranlara da yol açabiliyor” diyor ve ekliyor: “Asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanıp hazırlanmayacağımız.”

Birleşmiş Milletler (BM) desteğiyle hazırlanan yeni bir rapor, son iki yılda tarihin en ciddi kuraklıklarından birkaçının gerçekleştiğini tespit etti. Raporda Türkiye’nin 2030’da ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapıldı.

Raporda Akdeniz bölgesine özel bir bölüm ayrılıyor ve hava sıcaklıklarındaki artışla yağışlardaki düşüş dikkate alınarak iklim değişikliğinin ana merkezlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Akdeniz ikliminde kuraklığın normal olduğu ancak sıklığı ve etkisinin 1950’lerden bu yana hızla arttığı belirtiliyor.

Rapora göre bölgede ortalama hava sıcaklıklarının 2050 yılında 2-3 derece, 2100 yılında 3-5 derece arasında artması bekleniyor. Her 2 derecelik sıcaklık artışı, bölgede suya erişimin yüzde 15’e kadar varan oranda azalması anlamına geliyor.

Raporda ayrı bir yer ayrılan Türkiye de, çöl iklimine benzeyen bir iklimin görülmesi olasılığının artması nedeniyle bu kuraklıktan etkilenme potansiyeli en yüksek ülkeler arasında görülüyor. Akdeniz havzasında iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkisi ve olası risklerini incelemek için raporda üç ülke baz alınıyor: İspanya, Fas ve Türkiye.

“Türkiye yarı kurak ve toprak parçalanmaya yatkın. Ülkenin yüzde 88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya” ifadelerinin yer aldığı rapora göre, 21. yüzyılın sonunda Türkiye’de yağış oranları yüzde 30 oranında düşecek.

Eş zamanlı olarak sıcaklıklar da artacak ve 2100 itibarıyla ülkenin batısı ve güneyinde ortalama sıcaklıklar 4-5 derece daha fazla olacak.

2019’da Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) göre su konusunda sıkıntılar yaşayan ülke kategorisinde olan Türkiye, 2030’da “su fakiri” ülke kategorisinde olma riskiyle karşı karşıya. Bu da, nüfusun ve tarım alanlarının yüzde 80’inin beş yıl içinde kuraklık riskiyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor.

Raporda, 2022’deki aşırı kurak geçen mevsimlerin ardından Türkiye’de 2023 yılında ciddi bir kuraklık görüldüğünü, bunun etkilerinin de özellikle tarım alanında hâlâ devam ettiği belirtiliyor. Türkiye’de su kaynaklarının yüzde 75’i tarım alanında kullanılıyor.

2030’da olası kuraklık göz önüne alındığında, rapor, su kaynaklarının kullanımı ve hatta farklı kaynaklara yönelme konusunda ülkede ciddi yatırımlar yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

2025 yılının Ocak ayı da, son 24 yılın en kurak Ocak ayı oldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ortalama Ocak ayı yağışının yüzde 6’sını alırken diğer bölgeler de sadece yüzde 30’unu aldı.

Somali’den Avrupa’ya kadar pek çok ülke, iklim değişikliğinin daha da belirginleştirdiği bu kuraklıklara tanık oldu. “Sessiz bir katil” olarak nitelendirilen kuraklığın “yavaşça hayatımıza girdiği, kaynakları tükettiği ve yaşamları mahvettiği” belirtilen raporda, kuraklığın yoksulluk ve ekosistem çöküşü gibi sorunları daha da ağırlaştırdığı aktarılıyor.

Raporda kuraklığın Afrika, Akdeniz, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki etkilerine dikkat çekilirken, Somali’de bu yılın başında 4,4 milyon kişinin kriz düzeyinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.

Raporun yazarları, bu “yeni normale” hazırlanmaları için hükümetlere daha güçlü erken uyarı sistemleri de dahil olmak üzere çeşitli tedbirler almalarını tavsiye ediyor.

ABD Ulusal Kuraklık Azaltma Merkezi’nin kurucu direktörü Dr. Mark Svoboda, “Bu yavaş ilerleyen küresel bir felaket ve şimdiye kadar gördüklerimin en kötüsü” diyor ve ekliyor:  “Bu rapor kuraklığın yaşamları, geçim kaynaklarını ve hepimizin bağımlı olduğu ekosistemlerin sağlığını nasıl etkilediğinin sistematik olarak izlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.”

“Dünyadaki Kuraklık Noktaları” adlı rapor 2023’ten 2025’e kadar kuraklıktan en ciddi şekilde etkilenen yerleri tespit etti. Bu süre zarfında iklim değişikliğinin ısıtıcı etkileri, küresel hava durumunu değiştiren doğal iklim olayı El Niño tarafından daha da kötüleştirildi.

Pasifik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde deniz yüzey sıcaklığı ortalamanın üstüne çıktığında ekvator boyunca rüzgarlar değişime uğruyor. El Niño denen bu durum tipik olarak Güney Afrika, Güneydoğu Asya, Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya gibi tropikal bölgelerde kurak koşullara neden oluyor.

Kuraklık kaynaklı kıtlık

Kenya, Etiyopya ve Somali’de yağmurlu olması gereken mevsimlerde üst üste yıllarca yağmur yağmaması sonucu Ocak 2023’te Afrika Boynuzu bölgesi son 70 yılın en kötü kuraklığıyla karşı karşıya kaldı. Bundan bir yıl önce de kuraklığın yol açtığı kıtlık nedeniyle Somali’de yaklaşık 43 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Botsvana’daki su aygırlarının kuru nehir yataklarında mahsur kalması, Zimbabve ve Namibya’da yeterli gıdaya erişemeyen kişileri beslemek ve aşırı otlatmayı önlemek için öldürülen fillerle birlikte Afrika yaban hayatı da bu kuraklıktan etkilenmiş durumda.

Raporda kuraklığın en savunmasız toplulukları ve kadınları daha çok etkilediği, toplum üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu aktarılıyor.

Bunun örneklerinden biri olarak da Doğu Afrika’nın kuraklıktan en çok etkilenen dört bölgesinde ailelerin geçinebilmek için başlık parasına yönelmesiyle birlikte çocukların zorla evlendirilmesi vakalarının iki katına çıkması gösteriliyor.

Raporun başyazarı Paula Guastello, “İnsanların kuraklıkla başa çıkmak için başvurduğu mekanizmaların, bu kuraklıkta işe yaramamaya başladığını gördük” diyor ve ekliyor: “Okuldan alınan ve evliliğe zorlanan kızlar, karanlığa gömülen hastaneler ve kirli su bulmak için kuru nehir yataklarında çukur kazan aileler… Bunlar ciddi birer kriz işareti.”

Rapora göre düşük ve orta gelirli ülkeler yıkımın en ağır yükünü taşırken diğer ülkeler de bundan etkileniyor. Örneğin İspanya’nın zeytin hasadı iki yıl süren kuraklık ve rekor sıcaklıklar nedeniyle yarıya indi.

Amazon havzasında rekor seviyeye düşen su seviyeleri balıkları öldürdü ve nesli tükenmekte olan yunusları daha fazla risk altına soktu. Binlerce kişinin kullandığı su kaynakları da bundan etkilendi.

Hatta kuraklık dünya ticaretini de etkiliyor: Ekim 2023 ile Ocak 2024 arasında Panama Kanalı’nda su seviyesi o kadar düştü ki günlük gemi geçişleri 38’den 24’e indirildi.

Raporun yazarlarından Dr. Kelly Helm Smith, “Kuraklık sadece bir hava olayı değil; sosyal, ekonomik ve çevresel buhranlara da yol açabiliyor” diyor ve ekliyor: “Asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanıp hazırlanmayacağımız.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

TFF Duyurdu: Süper Lig’de Yabancı Oyuncu Kuralı Değişti

TFF, önümüzdeki sezonun geçerli olacak 12+2 yabancı kuralında değişiklik yapıldığını duyurdu. TFF, daha önce en az 2 oyuncunun 2003 ve sonrası doğumlu olması şartını, en az 2002 doğumlu olarak güncelledi.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu’ndan (TFF) 2025/26 sezonunda geçerli olacak 12+2 yabancı kuralında değişiklik yaptı. TFF’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“TFF Yönetim Kurulu’nun 07.07.2025 tarih ve 46 sayılı toplantısında alınan kararla Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı’nda, Kulüp Lisans ve Finansal Sürdürülebilir Talimatı’nda, 2025-2026 Sezonu Süper Lig Müsabakaları Statüsü’nde ve 2025-2026 Sezonu TFF 1. Lig Müsabakaları Statüsü’nde değişiklik yapılmasına karar verilmiştir.”

TFF’den daha önce yapılan açıklamaya göre takımların kadrolarındaki 14 yabancı futbolcudan 2’sinin 1 Ocak 2003’ten sonra doğmuş olması gerektiği belirtilmişti.

Paylaşın

PKK’nın “Silah Bırakma” Töreni Canlı Yayınlanmayacak

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği (KCK), güvenlik nedeniyle silah bırakmanın gerçekleşeceği tören alanına gazetecilerin alınmayacağını, törenin canlı yayınlanmayacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Daha önce yapılan duyurularda silah bırakma töreninin gazeteciler tarafından izleneceği bildirilmişti.

PKK’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinde gelecek günlerde yapması beklenen silah bırakma töreninin güvenlik nedeniyle gazetecilere kapatıldığı kararı duyuruldu.

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği’nden (KCK) konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Değişen güvenlik durumu sebebiyle, Süleymaniye’de gerçekleşmesi planlanan törenle ilgili detayların kısa sürede değiştirilmesi gerekiyordu.

Tören planlandığı gibi gerçekleşecek ancak canlı yayınlanmayacak ve basın mensuplarının katılması mümkün olmayacak. Bunun için çok üzgünüz ve bu acil son dakika değişikliği için anlayışınızı rica ediyoruz. Törenin yapılacağı yerin yakınında, törenden sonar video kayıtlarının yayınlanacağı bir ekran kurulacaktır.

Sizi bilgilendirebilmemizin tek yolu bu olacak. Oraya davetlisiniz. Bazılarınız yöntemdeki son dakika değişikliği nedeniyle törene katılmamaya karar verebilir; Bu kararı tamamen anlıyor ve saygı duyuyoruz ve verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz.”

Suriye, İran, Irak ve bazı Avrupa ülkelerinde koordine olan KCK, PKK’yı da kapsayan bir çatı örgütü olarak biliniyor.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansına konuşan PKK sözcülerinden Zagros Hiwa, Süleymaniye’de bir grup PKK’lının dağlardan inerek silahlarını sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların gözetiminde imha edeceğini, sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Hiwa, törene katılacak kişi sayısının henüz netleşmediğini, bu sayının 20 ila 30 arasında olabileceğini söylemişti.

Daha önce ulusal ve uluslararası çeşitli yayın kuruluşlarında silah bırakma töreninin 10-12 Temmuz arasında yapılacağına ilişkin bazı haberler yayımlanmıştı.

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” adını verdiği yeni çözüm süreci, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Mayıs ayında kendini feshettiğini açıklaması ve silah bırakacağını duyurması ile karşılıklı somut adımların beklendiği bir aşamaya geçilmişti.

Geçen hafta DEM Parti’den yapılan açıklamada, yaklaşık 40 kişiden oluşan PKK’ya mensup bir grubun sembolik bir törenle silah bırakacağı bildirilmişti.

PKK’dan yapılan açıklamada örgütün silahsızlanma yönünde başka adımlar atması için “Öcalan’a yönelik tecrit rejimine son verilmesi ve silahlı mücadele stratejisini terk eden gerillanın Türkiye’deki demokratik siyasete yeniden entegre edilmesini sağlayacak anayasal, hukukî ve siyasî adımların atılması gerektiği” belirtilmişti.

Paylaşın

Haziran Ayında En Çok “DİBS” Kazandırdı

Haziran ayında, aylık en yüksek reel getiri tüketici fiyat endeksi ile indirgendiğinde yüzde 2,82 ile DİBS’te gerçekleşti. Aynı dönemde, borsa 1,10 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Haziran 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,73 , tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2,82 oranlarıyla DİBS’te gerçekleşti.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından euro yüzde 1,50, mevduat faizi (brüt) yüzde 0,98 ve külçe altın yüzde 0,62 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,70 ve BIST 100 endeksi %2,16 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise; Euro yüzde 2,59, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,06, külçe altın yüzde 1,71 ve Amerikan Doları yüzde 0,36 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; BIST 100 endeksi yüzde 1,10 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Külçe altın, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,35, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,33 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,03, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,49 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 22,37, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 21,37 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 18,29, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 18,96 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 40,31, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 29,29 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 14,41, euro yüzde 4,31 ve DİBS yüzde 0,16 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 2,62 ve BIST 100 endeksi yüzde 27,81 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 5,43 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Euro yüzde 3,87, DİBS yüzde 7,70, Dolar yüzde 10,26 ve BIST 100 endeksi yüzde 33,48 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

TL’nin Reel Değeri Tarihin En Düşük Seviyesinde

Sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Hakan Kara, 200 TL’lik banknotun dolar karşısındaki değerinin tarihsel olarak en düşük seviyeye gerilediğini belirtti.

Yüksek enflasyon ve Türk lirasındaki sert değer kaybının etkileri, banknot kullanımında da belirgin şekilde hissedilirken, eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu.

“En büyük banknotumuz 200 TL = 5 $. Tarihin en düşük seviyesi. Bu bir tercih.” ifadelerini kullanan Kara, bu durumun geçmişte yalnızca 2001 ekonomik krizinde yaşandığını hatırlatarak, “Bundan önceki en yakın dip değer 2001 krizinde yaşanmıştı (6,6 $).” dedi. Paylaşımında, doların kendi içindeki enflasyonu hesaba katmadığını da not düşen Kara, bu bağlamda mevcut değersizleşmenin daha da çarpıcı olduğunu ima etti.

Kara’nın yorumunda öne çıkan bir başka başlık ise, devletin para politikası tercihine dair olası bir niyet okumasıydı. “Bu bir tercih. Nakit kullanımı azaltılarak kayıt dışılığın önlenmesi amaçlanıyor.” diyen Kara, banknotların alım gücündeki düşüşün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yapısal ve yönetsel bir tercihin sonucu olabileceğini vurguladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre Haziran 2025 itibarıyla 200 TL’lik banknotlar tedavüldeki toplam paranın yüzde 85’ini oluşturuyor. Ancak bu yüksek oran, TL’nin alım gücündeki erime nedeniyle artık günlük harcamalarda yetersiz kalabiliyor. 2015 yılında tek bir 200 TL’lik banknotla alınabilen bir ihtiyaç sepeti için bugün en az 2.400 TL’ye, yani 12 adet 200 TL’lik banknota ihtiyaç duyuluyor.

Kara’nın paylaşımına eşlik eden grafik, 200 TL’lik banknotun yıllara göre dolar karşısındaki değerini gözler önüne seriyor. Grafik, 200 TL’nin nominal değil reel olarak da ciddi oranda değer kaybettiğini ortaya koyuyor. Kara’nın bu değerlendirmesi, enflasyonla mücadele sürecinde izlenen para politikası tercihlerinin toplumun günlük yaşantısına etkileri açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti Erdoğan İle Görüştü

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde görüştü.

Haber Merkezi / Yaklaşık 1 saat süren görüşmede, Milli İstihbarat Başkanı (MİT) İbrahim Kalın ve AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala da yer aldı.

DEM Parti’den görüşmeye ilişkin kısa bir yazılı açıklama paylaşıldı: “İmralı Heyeti üyelerimiz Pervin Buldan ve Mithat Sancar, bugün Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Beştepe’de görüştü. Heyetimiz, sürecin geldiği yeni aşama ve bundan sonra yapılacaklar konusunda görüş ve önerilerini aktardı. Görüşmede, sürecin ilerlemesi konusunda karşılıklı iradenin devam ettiği vurgulandı.”

“Tarihi bir görüşme”

DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Buldan ve Sancar, görüşme öncesi de gazetecilere açıklama yapmıştı.

Pervin Buldan, ziyarete ilişkin olarak şunları söylemişti: “Bu ikinci görüşme. Tarihi bir görüşme bizim açımızdan. Çünkü süreç yeni bir aşamaya giriyor artık. Ve bu yeni aşamada istişarelere ihtiyaç var, görüş alışverişine ihtiyaç var. Bu nedenle bugün Sayın Cumhurbaşkanı kendi heyetiyle, biz de heyet olarak bütün bunları konuşacağız, tartışacağız. Gerekli adımların atılması açısından bir istişarenin sağlanması önemlidir. Dolayısıyla hayırlı ve verimli bir toplantı olmasını temenni ediyoruz. Bu görüşmeye biz, çok büyük bir anlam biçiyoruz.”

Mithat Sancar, “Bu görüşme önemli gerçekten. Biraz önce sayın eş genel başkanlarımızla da istişare ettik. Sürecin yeni bir aşamaya geldiği biliniyor. Bu yeni aşamanın özellikleri, sonrasının gereklilikleri konusunu bugün sayın Cumhurbaşkanı ile ve heyeti ile istişare edeceğiz. Bu konuda görüşlerimizi açıklayacağız, kendilerini dinleyeceğiz” demişti.

Mithat Sancar, metan gazına maruz kalan 19 askerden 12’sinin ölümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok derin üzüntü yaşadık. Biz Sayın Öcalan ile görüşmedeyken bu haber geldi. Öcalan’ı da bizi de derinden üzdü. Bu tür acıların yaşanmaması için zaten bu yolu ilerletmek gibi bir görevimiz var. Hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan ise “Ben de özellikle yaşamını yitiren, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten çok üzücü bir haber aldık, bugün sayının 12’ye ulaştığını duyduk. İşte barışın kıymeti burada belli oluyor. Barış sürecinin ne kadar kıymetli olduğunu biz bu tür durumlarda daha iyi anlayabiliyoruz. Bundan sonra hiçbir insanımızın yaşamını yitirmemesi için barışın ilerlemesi gerekiyor” açıklamasını yapmıştı.

Buldan ve Sancar 6 Temmuz Pazar günü İmralı Adası’nda PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir araya gelmişti. DEM Parti’nin daha önce duyurulmayan Öcalan görüşmesi 2,5 saat sürmüştü.

Partiden yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı: “Öcalan görüşmemizde sürecin yeni bir aşamaya geçmekte olduğunu vurguladı. Atılacak yeni adımlarla birlikte sürecin gereklerini yerine getirme hususunda herkese, hepimize sorumluluklar düştüğünü ifade etti.”

Paylaşın

Siyasi Operasyonlar Türkiye’nin Risk Algısını Yükseltiyor

Belediyelere yönelik operasyonlar, yerel seçimlerde, muhalefetin elde ettiği başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olduğu değerlendirilirken, sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Uluslararası ekonomi yayıncılığının önde gelen kuruluşlarından Bloomberg, son dönemde Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere ve muhalif siyasetçilere yönelik artan operasyonların, Türkiye’nin yatırım ortamı ve risk profili üzerindeki etkilerini analiz eden dikkat çekici bir haber yayımladı.

Haberde, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik tutuklama süreci ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın ardından muhalefet üzerindeki baskının dozunun belirgin biçimde arttığı vurgulandı. Gözaltı ve tutuklamaların sadece siyasetle sınırlı kalmayarak gazetecilerden öğrencilere, sosyal medya içerik üreticilerinden karikatüristlere kadar genişlediğine dikkat çekildi.

Bloomberg analizinde, yaşanan gelişmelerin Türkiye’deki hukuk devleti algısını ciddi şekilde sarstığı ve bu durumun siyasi istikrar üzerinde baskı oluşturduğuna işaret edildi. Özellikle muhalefet çevreleri tarafından, yerel seçimlerde elde edilen başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olarak değerlendirilen bu sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Analizde, Türkiye ekonomisinin halihazırda ciddi zorluklarla mücadele ettiği bir dönemde siyasi baskıların tırmanmasının, ekonomi yönetiminin yeniden güven tesis etme çabalarını sekteye uğratabileceği ifade edildi. Bloomberg, piyasalardaki ilk tepkiye de dikkat çekerek, Türk Lirası’nın hafta başında ABD Doları karşısında yüzde 0,2 değer kaybettiğini not etti.

Bloomberg’in haberinde yer alan bir diğer çarpıcı tespit ise, siyasilerin ağırlıklı olarak yolsuzluk, cumhurbaşkanına hakaret, İslam’a veya ulusal değerlere yönelik söylemler nedeniyle suçlandığı oldu. Bu suçlamaların hükümete yakın medya organları tarafından sıkça kamuoyuna servis edildiği ifade edildi.

Haberde, yaşanan baskı ortamının kısa vadeli etkilerin ötesine geçerek, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli ekonomik hedeflerine de zarar verebileceği uyarısı yapıldı. Hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü alanlarında derinleşen tedirginliğin, doğrudan yabancı yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulandı.

Bloomberg’e göre, mevcut siyasi atmosfer, Türkiye’nin ekonomik toparlanma sürecine ciddi bir risk unsuru olarak eklenmiş durumda.

Paylaşın

Muhittin Böcek Geçici Olarak Görevden Uzaklaştırıldı

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında tutuklanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, geçici olarak görevden uzaklaştırıldı.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek için “hakkında rüşvet alma suçu nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanması üzerine Anayasa’nın 127. maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır.”

Ne olmuştu?

CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, belediyelere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, iş insanı Yusuf Yadoğlu’nun ifadeleri doğrultusunda rüşvet iddiasıyla tutuklandı.

Yadoğlu’nun, Böcek’in oğlu Gökhan Böcek üzerinden bazı maddi işlemler gerçekleştirdiğini ileri sürdüğü soruşturma kapsamında, Böcek savcılıktaki ifadesinde suçlamaları kesin bir dille reddetti.

Böcek, oğlunun yurtdışında olduğunu ancak planlı bir seyahatte bulunduğunu ve kaçma niyeti olmadığını belirtti. Rüşvet iddialarıyla ilgili ise “Bir ev için kimseye minnet edecek durumda değilim” diyerek kendisini savundu.

CHP’li 13 başkan tutuklu

İlk operasyon 30 Ekim’de Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e yönelik gerçekleştirildi. Özer, “PKK üyeliği” iddiasıyla tutuklandı ve yerine kayyum atandı.

17 Ocak’ta Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat “rüşvet ve ihaleye fesat” suçlamalarıyla tutuklandı. Şubat sonunda Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler de benzer suçlamalarla cezaevine gönderildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonda ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan tutuklandı. Suçlamalar arasında “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak”, “rüşvet almak”, “ihaleye fesat karıştırmak” ve “terör örgütüne yardım” iddiaları yer aldı.

3 Haziran’da Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Adana Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin de tutuklanan isimler arasına katıldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne uzanan soruşturmalarda, 1 Temmuz’da eski Başkan Tunç Soyer de “ihaleye fesat karıştırma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarıyla tutuklandı.

Son olarak Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında tutuklandı.

Paylaşın