5,4 Saatlik Yıla Sahip Dünya Büyüklüğünde Gezegen Keşfedildi

NASA’nın Gezegen Araştırma Uydusu’nu (TESS) kullanan uluslararası bir araştırma ekibi, 117 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın yörüngesinde Dünya büyüklüğünde bir gezegen olan TOI-2431 b’yi keşfetti.

Haber Merkezi / Keşfi önemli kılan gezegenin büyüklüğü değil, gezegenin yıldızının etrafında inanılmaz derecede hızlı dönmesi. TOI-2431 b, ana yıldızının etrafındaki bir tam turunu sadece 5,4 saatte tamamlıyor, bu bilinen herhangi bir gezegen için kaydedilen en kısa “yıllardan” biri.

Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse, Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşü 365 gün sürerken, bu uzak gezegen aynı zaman diliminde 1.600’den fazla “yıl” yaşıyor.

Gezegen yıldızına da oldukça yakın, sadece 0,0063 AU uzaklıkta, yani yaklaşık 933.000 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Bu yakınlığın aşırı sonuçları da var.

Gezegenin yüzey sıcaklığı yaklaşık 2.000 Kelvin’e (yaklaşık 1.727°C) ulaşıyor; bu sıcaklık çoğu kaya ve metali eritebilecek kadar yüksek. Bilim insanları, gezegenin yüzeyinin muhtemelen erimiş olduğunu ve sıvı kaya ve metalden oluşan bir yüzey oluşturduğunu düşünüyor.

TOI-2431 b, Dünya büyüklüğünde olmasına rağmen, gezegenimizden oldukça farklı. Dünya’nın yarıçapından yaklaşık 1,53 kat, kütlesinden ise 6,2 kat daha büyük olan bu gezegen, Dünya’dan önemli ölçüde daha yoğun.

Santimetreküp başına 9,4 gramlık yoğunluğu, çok daha ağır malzemelerden oluştuğunu, büyük bir demir çekirdek veya diğer yoğun metaller içerebileceğini düşündürüyor.

Yakınındaki yıldızdan gelen yoğun kütle çekim kuvvetlerinin gezegenin şeklini değiştirmiş olması da muhtemel.

Ekip, TOI-2431 b’nin gelgitsel olarak deforme olduğunu, en kısa ekseninin en uzun ekseninden yaklaşık yüzde 9 daha kısa olduğunu ve bu durumun ona Dünya gibi mükemmel bir küre yerine biraz daha düzleştirilmiş bir görünüm verdiğini tahmin ediyor.

Bir diğer ilgi çekici nokta ise, bu gezegenin sonsuza dek var olmayacak olmasıdır. Ekip, TOI-2431 b’nin yaklaşık 31 milyon yıllık bir gelgitsel bozunma zaman ölçeğine sahip olduğunu hesapladılar; bu, benzer kısa dönemli gezegenler arasında bilinen en kısa dönem.

Bu, gezegenin yavaş yavaş yıldızına doğru sarmal bir şekilde ilerlediği ve sonunda yok olacağı anlamına geliyor; ancak gezegenin nihai yok oluşu milyonlarca yıl sürecek.

Amsterdam Üniversitesi’nden Kaya Han Taş liderliğindeki keşif ekibi, TESS verileri, yer tabanlı teleskoplar ve özel spektrograflar da dahil olmak üzere birden fazla gözlem yöntemi kullanarak gezegenin varlığını doğruladı.

Paylaşın

Türkiye’de İşçilerin Yüzde 86’sı Sendikasız

Türkiye’de 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçiden sadece 2 milyon 429 bin 527’si sendika üyesi. Başka bir ifadeyle Türkiye’de işçilerin yüzde 85,8’i sendika üyesi değil.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2025 yılı temmuz ayına ilişkin verileri, Türkiye’de kayıtlı işçi sayısında artış yaşanırken sendikalı işçi sayısındaki dikkat çekici düşüşü ortaya koydu.

Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre, işçi sayısı artarken sendikalaşma oranı geriledi. 2025’in ocak ayından bu yana sendikalı işçi sayısı 2 milyon 524 bin 547’den 95 bin kişi azalarak 2 milyon 429 bin 527’ye geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olarak kaydedilen sendikalı işçi oranı, temmuz ayında yüzde 14,02’ye düştü.

Ocak ayında 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçi sayısı, temmuz ayında 461 bin 410 kişi artarak 17 milyon 326 bin 143’e yükseldi. Ocak ayında 2 milyon 524 bin 547 olan sendikalı işçi sayısı ise temmuz verilerine göre 2 milyon 429 bin 527’ye düştü. Bu düşüşle birlikte sendikalı işçi sayısında yaklaşık 95 bin kişilik bir azalma kaydedildi.

Aynı dönemde sendikalaşma oranı da geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olan sendikalılık oranı, temmuz itibarıyla yüzde 14,02’ye düştü. En fazla üyeye sahip sendika 284 bin 541 işçiyle Türk Metal Sendikası oldu. Türk Metal’i, 263 bin 999 üyeyle Hizmet-İş Sendikası ve 224 bin 289 üyeyle Öz Sağlık-İş Sendikası takip etti.

Verilere göre 20 iş kolu arasında en fazla işçinin çalıştığı alan 4 milyon 526 bin 306 işçiyle “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolu oldu. Bu iş kolunu, 1 milyon 967 bin 588 işçiyle “metal” ve 1 milyon 857 bin 769 işçiyle “inşaat” sektörleri izledi.

Paylaşın

İsrail, Suriye’de Neyi Hedefliyor?

Suriye’nin güneyinde yer alan Süveyda da Dürziler ile Şam yönetimi ve Şam yönetimine destek veren Sünni Bedevi aşiretleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişi hayatın kaybetti.

Kurtuluş Aladağ / İsrail’in de Dürzileri korumak adına dahil olduğu çatışmalar, başta ABD olmak üzere, bölgede etkili olan güçlerin araya girmesiyle şimdilik ateşkesle sonlanmış görünüyor.

Peki İsrail, çatışmalara neden dahil oldu ve Suriye’de ne yapmak istiyor?

Güvenlik ve stratejik kontrol: İsrail, özellikle Golan Tepeleri ve çevresindeki tampon bölgenin kontrolünü elinde tutarak sınır güvenliğini sağlamayı hedefliyor.

1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana işgal ettiği Golan Tepeleri’ni 1981’de ilhak eden İsrail, bu bölgedeki varlığını güçlendirmek ve Suriye’deki yeni yönetimden gelebilecek tehditleri önlemek istiyor.

Esad rejiminin devrilmesiyle (8 Aralık 2024) 1974 Ateşkes Anlaşması’nın çöktüğünü savunan İsrail, tampon bölgeyi işgal ederek “radikal unsurların” sınırlarına yaklaşmasını engellemeyi amaçlıyor.

Suriye’nin askeri kapasitesini zayıflatma: İsrail, Suriye ordusunun altyapısını hedef alan hava saldırılarıyla (örneğin, Şam, Hama, Humus’taki askeri üsler ve T4 hava üssü) Suriye’nin askeri gücünü sınırlamak istiyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, İsrail, 8 Aralık 2024’ten bu yana Suriye’ye 470’ten fazla hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırılarda, Suriye ordusunun savaş uçakları, mühimmat depoları, hava savunma sistemleri ve donanma üsleri hedef alındı.

İran etkisini azaltma: İsrail, Suriye üzerinden İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a silah sevkiyatını engellemeyi hedefliyor.

Dürzi topluluğunu koruma ve kullanma: İsrail, Suriye’deki Dürzi azınlığı (nüfusun yüzde 3’ü, çoğunlukla Süveyda ve Golan’da) koruma gerekçesiyle Suriye’ye müdahalelerde bulunuyor.

İsrail, Dürzileri Şam yönetimine karşı mobilize ederek Suriye içinde istikrarsızlık oluşturmak istiyor.

Türkiye’nin nüfuzuna karşı mesaj: İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını (örneğin, T4 üssüne hava savunma sistemleri konuşlandırma planları) kendine tehdit olarak görüyor.

2 Nisan 2025’te Şam, Hama ve Humus’ta askeri üslere yönelik İsrail saldırıları, Türkiye’ye verilmiş bir “mesaj” olarak yorumlanıyor.

Bölgesel istikrarsızlığı sürdürme: İsrail’in Suriye’yi zayıf ve bölünmüş bir şekilde tutarak bölgesel rakiplerinin güçlenmesini önlemek istiyor.

Suriye’nin yeniden inşasını engellemek, azınlıklar arasında gerilim oluşturmak (örneğin, Dürziler ve Sünniler arasında) ve federal bir yapı önererek merkezi otoriteyi zayıflatmak, İsrail’in Suriye’de uzun vadeli stratejileri arasında yer alıyor.

Golan Tepeleri’nde kalıcı kontrol: İsrail, Golan Tepeleri’ni (jeostratejik konum ve su kaynakları) “sonsuza kadar” elinde tutmayı planlıyor.

Sonuç olarak, İsrail, Suriye’de, bölgesel hegemonyasını koruma, rakiplerini (İran ve Türkiye) zayıflatma ve Golan Tepeleri’ni kalıcı olarak kontrol etme odaklı bir stratejiyi yansıtıyor.

Paylaşın

DEVA Partisi’nden İstifa Eden İki Milletvekili CHP’ye Katıldı

Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA Partisi) istifa eden Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.

Haber Merkezi / İki milletvekiline rozetlerini CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Bakırköy’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde taktı.

Cem Avşar kimdir?

1988 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde dünyaya gelen Cem Avşar, aslen Malatyalıdır. Cem Avşar, lisans eğitimini Almanya’da Berlin ve İngiltere’de Anglia Ruskin Üniversitesi’nde ekonomi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine 2020 yılında Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Cem Avşar, DEVA Partisi’nde 2021’de Başdanışmanlık, 2022’de ise Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı görevlerini üstlenmiştir.

Cem Avşar, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden Tekirdağ 3. sıra milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM milletvekili seçilmiştir. Cem Avşar, TBMM’de çevre, enerji, altyapı ve şehircilik alanlarında çalışmalar yürütmüştür.

Evrim Rızvanoğlu kimdir?

1980 yılında Van’da dünyaya gelen Evrim Rızvanoğlu, lisans eğitimini California State Üniversitesi’nde, yüksek lisansını ise Florida International Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine, 9 Mart 2020’de Ali Babacan tarafından kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Evrim Rızvanoğlu, 2021’de DEVA Partisi’nde Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiştir.

Evrim Rızvanoğlu, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Meclis’te iklim krizi, ekoloji, gençler ve kadın hakları gibi konularda aktif çalışmalar yürüten Evrim Rızvanoğlu, 27 Haziran 2025’te DEVA Partisi’nden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurmuş, istifa gerekçesi olarak siyasi yaklaşımındaki farklılaşmaları göstermiştir.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Düştü

Haziran ayında 85,1 olan tüketici güven endeksi temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Haziran ayında 85,1 iken Temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -1,8 azalışla 83,5’e, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 68,2’ye, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -4,2 azalışla 79’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 102,3’e geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Açıklaması: Duruşumuzu Muhafaza Ediyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, “duruşumuzu muhafaza ediyoruz” dedi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı süreç için dün başladığı parti ziyaretlerini sürdürüyor.

İbrahim Kalın, bugün de İYİ Parti Grubu’na ziyarette bulundu.

İbrahim Kalın’ı partinin grup toplantı salonunun kapısında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile grup başkanvekilleri Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez karşıladı.

Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü.  Görüşmenin ardından Müsavat Dervişoğlu, TBMM’den ayrılırken gazetecilerin sorusu üzerine, şunları söyledi:

Bilmediğimiz bir şey öğrenmedik. Elbette ki görüşmeyi önemsiyoruz. Duruşumuzu muhafaza ediyoruz. PKK’nın ideallerinin hukuki ve anayasal zemin bulmaması için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Biri Kürt diğeri Alevi iki Cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” önerisiyle ilgili soruya ise Dervişoğlu, “Söyleyene sorun” karşılığını verdi.

Paylaşın

Aziz Yıldırım: Fenerbahçe’yi Çok Kötü Günler Bekliyor

Fenerbahçe’nin geleceğine ilişkin ciddi kaygılar taşıdığını vurgulayan Aziz Yıldırım, “Fenerbahçe’yi çok kötü günler bekliyor. Kimse umursamıyor” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım, yaptığı açıklamalarla sarı-lacivertli kulübün mevcut durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Yıldırım, Fenerbahçe’nin geleceği konusunda ciddi kaygılar taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi: “Fenerbahçe’yi çok kötü günler bekliyor. Kimse umursamıyor. Dün bir yerde yemekteydim. Tamer Yelkovan’ın akrabasının ufak kızını gördük. Sorduk, sınıfında iki tane Beşiktaşlı, geri kalan hepsi Galatasaraylıymış. Hepinize söylüyorum bunu. Benim dediğimi iyi anlayın.”

Kendisinin başkan adayı olup olmamasının önemli olmadığını belirten Aziz Yıldırım, “Burada benim olmam ya da olmamam ayrı bir konu. Ali Koç veya oradaki başkan kimse başkanlıktan ayrıldığı anda sen ne yapacaksın? Sen, ‘Ben başkan olmaya adayım, ben yönetim kuruluna girmeye adayım’ diyeceksin” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Neden Cumhurbaşkanı Da Kürt Olmasın?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin, “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, açıklamasında savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki göstererek, “Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz” ifadelerini kullandı. Tuncer Bakırhan, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Tarihi anların yaşandığı ve karanlıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hâlâ operasyon görüntüleri geliyorsa; Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlilikte bile ‘aman Kürt nefes’ almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa; dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa; bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa; yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa; sandıktan çıkan irade eziliyorsa; DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa; medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa; Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına ‘terörist’ diye manşet atan savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın, biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.”

“Diyoruz ki yargı, beyaz Toroslardan inmelidir” diyen Bakırhan, “Hukuk, Kürtçe düşmanlığını mahkum etmelidir. Ana dilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cübbeler, siyasetin ellerinde olmaktan çıkmalıdır. Savaşı değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyor. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, açıklamasında, “Türkiye’nin 100 yıllık yapısal sorunlar ile günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil, aralarındaki bağı anlamaktan, görmekten geçiyor” diye konuştu.

CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: “Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını ortaya koyar.”

“Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın?”

Bakırhan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi ve ekledi: “Önümüzdeki dönem siyasal denklem, zemin neye müsait olur onu çok bilmem ama tabii ki ülkemizde bulunan bütün renklerin, farklılıkların yönetimde yer alması, temsil edilmesi kıymetlidir, değerlidir.”

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Devlet Bahçeli’nin birkaç ay önce MHP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun” dediğini aktarmıştı.

Bahçeli de dün yaptığı yazılı açıklamada, “Türkiye’mizi yoran, yıpratan, enerjisini çalan, fahiş mahiyetli sosyal ve ekonomik maliyetlere neden olan etnik ve mezhep temelli dayatmalara karşı Terörsüz Türkiye’nin adım adım ilerlediği bir dönemde, iki Cumhurbaşkanı Yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olabileceği değerlendirilmiştir” diyerek bu kulisi doğrulamıştı.

Ancak önerinin çarpıtıldığını belirten Bahçeli, “Bu fikri ve siyasi teklifi Lübnan’la ilişkilendirmek bir defa çarpıtma ve samimi bir düşünceyi kasten saptırmadır. Türkiye’yi, Lübnan veya benzeri bir başka ülkenin karmaşık ve kaotik istikrarsız yapısına çevirmeye gücü yetecek, buna cesaret ve teşebbüs edecek hiç kimse olamaz, olamayacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Hazine’nin Borcu 11,5 Trilyona Yükseldi

Merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 11,5 trilyon lira seviyesinde yükseldi. Borç stokunun 5,3 trilyon liralık kısmı TL, 6,1 trilyon lira tutarındaki bölümü ise döviz cinsiden oluştu.

Haber Merkezi / Ayrıca, hazine alacakları, şubat sonu itibarıyla 32,1 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 11,1 milyar lirayla mahalli idareler oluşturdu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Merkezi yönetim borç stoku 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 11.462,4 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 5.309,7 milyar TL tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 6.152,7 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri de açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Hazine Alacak stoku, 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 32,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Hazine alacak stoku içerisinde en yüksek pay 11,1 milyar TL ile mahalli idarelere aittir. 2025 Haziran ayı sonu itibarıyla Hazine alacaklarından toplam 7,8 milyar TL tahsilat gerçekleştirilmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Ortalama Kira 20 Bin Lirayı Aştı

Haziran itibarıyla, Türkiye genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 liraya ulaşırken, ortalama kira bedelleri de 20 bin lirayı aştı. Kiracı oranı ise yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi.

İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin liraya yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin lira seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 lirayı buluyor.

Yaz aylarında hız kazanan taşınma hareketliliğiyle birlikte Türkiye’de kiracılık oranı da dikkat çekici biçimde artıyor. Haziran 2025 itibarıyla ülke genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 TL’ye ulaşırken, ortalama kira bedelleri 20 bin TL’yi aştı. Uzmanlar, artan konut maliyetleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa’da kiracılık oranı en yüksek ülkeler arasına girdiğini vurguluyor.

İstanbul Gayrimenkul Değerleme verilerine göre büyükşehirlerde kiralar ciddi oranda yükseldi. İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin TL’ye yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin TL seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 TL’yi buldu.

Gayrimenkul İktisatçısı Dr. Ahmet Büyükduman’ın aktardığına göre, Türkiye’de kiracı oranı son 20 yılda yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi. Bu artışla Türkiye, Avrupa’da kiracı oranı en yüksek altıncı ülke konumuna geldi. Eurostat verilerine göre, kiracılıkta başı çeken ülkeler arasında yüzde 52,3 ile İsviçre, yüzde 46,8 ile Almanya ve yüzde 38,9 ile Danimarka bulunuyor.

Buna karşılık, Sırbistan (yüzde 2,5), Litvanya (yüzde 2,9) ve Karadağ (yüzde 3,3) gibi ülkelerde kiracı oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye’de konut sahipliği oranı da düşüş eğiliminde. Dr. Büyükduman, bu oranın 20 yıl önce yüzde 61 seviyesindeyken bugün yüzde 56’ya gerilediğini belirtti. Buna rağmen, kira ödemeden bir başkasının evinde yaşayanların oranı yüzde 15 civarında seyrediyor. Bu grup da dahil edildiğinde, Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 71’e çıkıyor.

Büyükduman, konut sahipliği ile ülkelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. “İsviçre, Almanya ve Avusturya gibi yüksek gelirli ülkelerde kiracılık oranı oldukça yüksek. Buna karşılık, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan gibi düşük gelirli ülkelerde konut sahipliği daha yaygın. Gelir arttıkça kiracılığın da arttığı bir yapı gözlemleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de kiracılık oranındaki artışın sadece ekonomik nedenlerle değil; demografik dönüşüm, yaşam tarzı değişiklikleri, kırsaldan kente göç ve miras intikallerindeki gecikme gibi faktörlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Paylaşın