Eğitimde Çöküş: İlk 500’e Türkiye’den Hiçbir Üniversite Giremedi

Türkiye üniversiteleri dünya sıralamasında gerilemeye devam ediyor. Shanghai Ranking’im listesine göre; Türkiye’den hiçbir üniversite dünya sıralamasında ilk 500’e giremedi.

Shanghai Ranking’in (ARWU) 2025 yılı üniversite sıralaması yayımlandı. Listede Türkiye’den 11 üniversite yer alırken, İstanbul Üniversitesi ülke sıralamasında liderliğini korudu. Ancak bandlar, Türkiye’nin kurumlarının dünya genelinde üst sıralarda olmadığını gösteriyor; yani listede yer almak başarı sayılırken, üst düzey rekabetten oldukça uzaktalar.

Shanghai Ranking, üniversiteleri değerlendirirken sadece güncel yayın performansına değil; akademik kapasite, araştırma gücü, uluslararası görünürlük, tarihsel birikim ve mezunların etkisine de bakıyor. Bu kriterler sayesinde global ölçekte prestijli kurumlar belirleniyor.

İstanbul Üniversitesi: 501–600 bandı, Türkiye’de lider konumda.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ): 601–700 bandı, ikinci sırada.
Ankara Üniversitesi: 701–800 bandına yükseldi.
Hacettepe Üniversitesi: 701–800 bandında.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa: 701–800 bandında yer aldı.
Koç Üniversitesi: 701–800 bandında.

Ege Üniversitesi: 801–900 bandında.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ): 701–800 bandında yer aldı.
Atatürk Üniversitesi: 901–1000 bandında.
Gazi Üniversitesi: 901–1000 bandındaki yerini korudu.
Marmara Üniversitesi: 901–1000 bandında.

Uzmanlar, Türkiye’nin üniversitelerinin listede yer almasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak üst sıralara çıkmak için akademik araştırma ve uluslararası görünürlük konusunda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

Türkiye, Kadın İstihdamında Avrupa’nın En Alt Sıralarında

Avrupa Birliği ve Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü ülkelerinde kadınların işgücüne katılımı yüzde 45 – 60 arasında değişirken, Türkiye, alanda en alt sıralarda yer alıyor.

Türkiye nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan kadınlar, sosyal ve çalışma hayatında giderek daha az yer alıyor.

TÜİK verilerine göre, 2024 yılı sonunda 85 milyonu aşan nüfusun yüzde 49,9’unu kadınlar oluştururken, bu büyük potansiyel ekonomiye ve üretime yeterince katılamıyor. Özellikle genç kadınlar, işgücü piyasasından hızla uzaklaşıyor.

TÜİK’in istihdam ve işsizlik verileri, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. 15-34 yaş grubundaki okumayan ve çalışmayan kadın sayısı 4 milyon 684 bine, oranı ise yüzde 39,5’e yükseldi. Bu, en verimli çağdaki her 10 kadından yaklaşık 4’ünün üretim ve toplumsal refaha katkı sağlamadığı anlamına geliyor.

Genç kadın işsizliği de alarm veriyor. 15-24 yaş arası genç kadın işsizliği yüzde 30,6 iken, üniversite mezunu genç kadınlarda bu oran yüzde 28 olarak kaydedildi. 15-29 yaş aralığındaki genç nüfusun 4 milyon 55 bininin ne eğitimde ne de istihdamda olduğu belirtilirken, bu grubun yüzde 77’sini (3 milyon 116 bin kişi) kadınlar oluşturuyor.

Uluslararası verilerle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin bu alandaki gerilemesi daha belirgin hale geliyor. Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde kadınların işgücüne katılımı yüzde 45-60 arasında değişirken, Türkiye en alt sıralarda yer alıyor.

Çalışma çağındaki kadınların sadece üçte biri işgücünde bulunuyor. Eğitimde ve istihdamda olmayan kadınların oranı ise AB ortalamasının neredeyse dört katı seviyesinde. Bu durum, toplumsal refahın artmasını engellerken, atıl işgücünün büyümesine zemin hazırlıyor.

Veriler, kadınların kayıtlı istihdamda erkeklerin çok gerisinde kaldığını gösteriyor. Kayıt dışı çalışmaya daha fazla maruz kalan kadınlar, sosyal güvenlik sisteminin dışında kalıyor. Bu durum, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yoksulluğun kadınlar üzerinde yoğunlaşmasına neden oluyor.

Çalışma çağındaki her 4 kadından neredeyse 3’ü toplumsal ve ekonomik yaşamın dışında kalarak ekonomik bağımsızlıklarını yitirmiş durumda.

(Kaynak: ANKA)

Paylaşın

İstanbul’da Evlenmek Hayal Oldu!

İstanbul’da düğün, beyaz eşya, mobilya ve kiralık ev gibi temel kalemleri kapsayan toplam evlilik maliyeti geçen yıla göre yüzde 44,2 artarak 850.095 lira oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı, 2025 yılı için İstanbul’da evlenmenin ortalama maliyetini açıkladı.

Buna göre, İstanbul’da yeni bir ev kurmanın ve salonda düğün yapmanın toplam maliyeti 2024 yılına göre yüzde 44,2 artarak 850 bin 95 TL oldu. Kır düğünü ile evlenmenin maliyeti ise yıllık yüzde 30,2 artarak 981 bin 895 TL oldu.

2024 yılında düğün için salon kiralama fiyatı ortalama 70 bin TL olarak hesaplanırken 2025 yılında bu fiyat yüzde 88,3 artarak ortalama 131 bin 800 TL olarak hesaplandı. Kır düğünü alanı kiralamanın maliyeti ise geçen seneye göre yüzde 12,2 artış göstererek 263 bin 600 TL oldu.

Evlilik döneminin önemli masraf kalemlerinden beyaz eşya harcamaları, bir yılda tam yüzde 36,1 arttı. Masraflar 142 bin 870 TL’ye ulaştı. Mobilya masrafları da yüzde 25,7 artarak 185 bin 905 TL oldu.

Evlenirken İstanbul’da kiralık ev tutma maliyeti kira, depozito ve emlak komisyon ücreti dahil olmak üzere 2024 yılında 96 bin 424 TL iken 2025 yılında yüzde 40,7 artış göstererek 135 bin 628 TL olarak hesaplandı.

Paylaşın

BM: Afrika, IŞİD’in Merkez Üssü Haline Geldi

Özellikle Batı Afrika’daki Burkina Faso, Mali ve Nijer gibi ülkelerde etkinlik kazanan IŞİD’in, bu bölgede 8 bin ila 12 bin arasında silahlı militanı olduğu tahmin ediliyor.

20 Ağustos 2025 tarihinde toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) raporunu masaya yatırdı.

Raporda, örgütün küresel tehdit olarak varlığını sürdürdüğünü ve taktiklerini modern dünyaya adapte ettiği belirtildi.

Raporda IŞİD’in propaganda, finansman ve yeni üye kazanma süreçlerinde yapay zeka ve sosyal medya platformlarını aktif olarak kullandığı aktarıldı.

Terörle Mücadele Komitesi İcra Direktörlüğü’nden Natalia Gherman, “IŞİD’in yapay zekayı kendi etki alanını genişletmek için kullanması, bu tehdide karşı daha yenilikçi yöntemler geliştirme zorunluluğunu doğuruyor” dedi.

Raporda ayrıca, örgütün gelecekte daha karmaşık siber saldırılar düzenlemek amacıyla siber güvenlik uzmanları devşirmeye çalıştığı da belirtildi.

BM raporuna göre, IŞİD’in coğrafi ağırlık merkezi Ortadoğu’dan Afrika’ya kaymış durumda. Özellikle Batı Afrika’daki Burkina Faso, Mali ve Nijer gibi ülkelerde etkinlik kazanan örgütün, bu bölgede 8 bin ila 12 bin arasında silahlı militanı olduğu tahmin ediliyor.

BM Genel Sekreter Temsilcisi Vladimir Voronkov ise “Afrika, IŞİD’in terör propagandası ürettiği ve yabancı savaşçıları kendine çektiği bir merkez haline geldi” ifadelerini kullandı.

Ayrıca Nijerya ve Libya’da yakalanan militanların, kıta genelinde IŞİD’e bağlı karmaşık lojistik ve finansal ağların varlığını itiraf ettiği vurgulandı.

Örgütün zayıflatıldığı düşünülse de, Irak ve Suriye’de hâlâ yaklaşık 3 bin silahlı militanının bulunduğu ve bölgedeki güvenlik boşluklarından faydalanarak gizli operasyonlar düzenlediği belirtildi.

Rapor, Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan ve çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 35 bin kişinin yaşadığı kampların durumuna da dikkat çekti.

BM, bu kampların zorlu yaşam koşulları nedeniyle “radikalleşmenin beşiği” haline gelme riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Raporda, IŞİD’in Horasan kolunun (IŞİD-H) yaklaşık 2 bin militanıyla Afganistan ve Orta Asya ülkeleri için en ciddi tehditlerden biri olmaya devam ettiği kaydedildi.

BM, sadece liderleri hedef almanın IŞİD’i bitirmek için “yeterli olmadığını” belirterek, örgütün ideolojisinin yayılmasına neden olan temel sorunların çözülmesi ve “gençlerin radikalleşmesini önleyecek” kapsamlı stratejilerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın

Beyoğlu Belediyesi CHP’de Kaldı

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine CHP’nin adayı Sefer Karaahmetoğlu, başkan vekili seçildi.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada, İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz” dedi.

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine bugün Beyoğlu Belediyesi’nde Başkan Vekili seçildi. Kazanan isim, CHP grubunun adayı Sefer Karaahmetoğlu oldu.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Burada biz bir zafer kazanmadık. Beni burada gördüğünüz her gün demokrasinin bir utancını hep beraber yaşayacağız.

İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamalarıyla soruşturma yürütüyor.

Güney’in de aralarında bulunduğu 17 kişi pazartesi günü tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Tutuklananlar arasında Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun şoförü Recep Cebeci, İBB Medya AŞ Başkanı Murat Ongun’un akrabası İbrahim Can Yaman ve sosyal medyada “Ekrem Edit” hesabını yöneten Mahir Gün de bulunuyor.

Tutuklanmasının ardından salı günü Güney, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

Paylaşın

Çelik’ten Özel’e “AK Parti, Organize Kötülük Örgütü” Tepkisi

Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösteren Ömer Çelik, “CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak AK Partimiz için kullanıyor” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel çok ciddi bir ‘siyasi navigasyon’ problemi yaşıyor. Özgür Özel AK Partimize ‘organize kötülük örgütü’ demiş ve yine adresi şaşırarak CHP’ye söyleyeceği sözleri AK Partimize söylemiş. Özgür Özel siyasi adreslerin, kavramların ve siyasi tabelanın yerini şaşırma konusunda büyük bir performansa sahip. CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak Ak Partimiz için kullanıyor.

Oysa çok partili hayata geçtiğimizden beri demokrasi karşıtı ‘organize işler’ CHP’den sorulur. Cuntaları destekleyen ‘organize milli irade sabotajları’nın adresi CHP’dir. Milletin sandıkta verdiği oyu hedef alan ‘organize demokrasi düşmanlığı’ CHP siyaseti olarak markalaşmıştır. Bugün de Özgür Özel yönetimi milletin kaynaklarını ‘organize bir kötülükle’ gasp edenlerin savunma merkezi haline gelmiştir. Özgür Özel’in CHP ile özdeşleşmiş konulara partimizi karıştırması hadsizliktir. ‘Organize kötülük’lerin nerede olduğunu görmek istiyorsa, siyasi navigasyon güncellemesi yapması yeterli olacaktır.”

Özgür Özel ne demişti?

CHP Lideri Özgür Özel, CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Özlem Çerçioğlu ayrıksı bir vakadır. Buradaki bir kişi bile 1 adım geri atmadı. Biz kendisinin gözünün içine bakarak sorduk, korkutuğun bir şey var mı? Korkuyorsun tabii ama yanlışın var mı diye sorduk. Yok dedi. Özlem Çerçioğlu gitti, sığındı. AK Partili olunca hapisten kurtuldu. Ben Özlem Çerçioğlu hırsızlık yaptı demem, görmem lazım. Özlem Çerçioğlu, kendine güvenmek yerine namertliğe başvurup ‘Beni alın, suçlamayın’ dedi.

Suçu, günahı bağımsız mahkemelerde ispatlanır inşallah. AK Parti gibi bir organize kötülük örgütünün içine sığınmış. Ne biliyorsa açıklasın. Bu parti korkusuzlar partisi. Bu durumu Aydın’da meydan tasdik etti zaten. Allah kimseyi Özlem Çerçioğlu’nun durumuna düşürmesin. Aydın tarihinin en büyük mitingi ona tepki olarak yapıldı.”

Paylaşın

Cumhur Reyonu: İktidarın Enflasyonu Düşük Gösterme Planı

Ekonomist Mahfi Eğilmez, zincir marketlerde kurulacak olan “Cumhur Reyonu”ndaki ürünlerin, TÜİK tarafından enflasyon hesaplamalarında referans alınabileceğini, böylece manşet enflasyonun olduğundan düşük gösterilebileceğini söyledi.

Zincir marketlerde özel olarak oluşturulacak “Cumhur Reyonu” köşeleriyle temel gıda ürünlerinin sabit ve düşük fiyatlarla satışa sunulması planlanıyor. Proje kapsamında un, şeker, bakliyat, yağ ve sebze-meyve gibi en çok tüketilen ürünlerin doğrudan kamu depolarından temin edilmesi; aracıların devre dışı bırakılarak maliyetlerin düşürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanması hedefleniyor.

Gıda enflasyonunu sınırlamayı hedefleyen uygulama, dar gelirliler için destekleyici bir adım olarak sunulsa da, ekonomistler projenin kalıcılığı, kapsayıcılığı ve enflasyon hesaplamalarına olası etkileri konusunda farklı görüşler dile getiriyor.

Karar’dan Berfu Kargı’nın aktardığına göre; Ekonomist İris Cibre, Cumhur Reyonu uygulamasını kamu eliyle yürütülen sosyal destek politikası açısından ilk etapta olumlu bulduğunu belirtti. Gıdada dar gelirli kesime yönelik fiyat müdahalesinin önemli olduğunu vurgulayan Cibre, uygulamanın kalıcılığı ve hedef kitleye etkin erişimi konusunda ise bazı soru işaretlerine dikkat çekti.

Cibre, “Harcama kapasitesi görece yüksek olanlar da bu reyonları kullanıp arzı yok edecektir bence. Asıl yararlanması gereken kesimi nasıl ayırd edeceksin ki? ?” ifadelerini kullandı.

Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel ise Cumhur Reyonu’nun CHP’li belediyelerin yürüttüğü Kent Lokantası uygulamasına bir yanıt niteliği taşıdığı öne sürüldü. Bu kıyasa da değinen Cibre, Kent Lokantaları’nın geniş kesimlere erişen başarılı bir sosyal politika örneği olduğunu belirterek, “Cumhur Reyonu tek başına bir reyon. Erişilebilirlik, kalite ve tedarik istikrarı gibi unsurlar burada daha kırılgan olabilir” dedi.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise konuya farklı bir açıdan yaklaştı. Eğilmez, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, söz konusu ürünlerin fiyatlarının TÜİK tarafından enflasyon hesaplamalarında referans alınabileceğini, böylece manşet enflasyonun olduğundan düşük gösterilebileceğini öne sürdü. “Bundan amaç fiyatları buradan alıp enflasyonu düşük göstermek olabilir” dedi.

Cibre ise bu yoruma yanıtında, enflasyon sepetinde yıl ortasında değişiklik yapılmadığını hatırlatarak, seçili ürünlerin önceden belirlendiğini ve teknik olarak böyle bir sapmanın çok mümkün olmadığını dile getirdi.

Cibre’ye yanıt veren Eğilmez ise şu ifadeleri kullandı: “Sepet değişimine gerek yok İris Hanım. Mesela beyaz peynirin fiyatını eskiden zincir marketin normal reyonundan alıp sepete koyarken şimdi bu reyondan alıp sepete koyacak. Fiyatları nereden aldığını açıklamadığı için sorun yok.”

Gazeteci İnan Mutlu ise projeye daha eleştirel bir yaklaşım getirdi. Uzun yıllardır tarım politikalarının yerli üreticiyi zayıflattığını savunan Mutlu, sosyal medya hesabında şu ifadeleri kullandı:

“İktidarda olduğun 20 yıldan uzun süredir yerli tarımı tasfiye et. Bütçede tarıma destek ödemelerini yüzde 1’in altına düşür. Kendi çiftçine vermediğin parayı ithalata harca. Sonra ben size ucuz ürün satacağım diye propaganda yap. Sahi, gıda enflasyonu düşmüyor muydu?”

Yeni Şafak gazetesinde yer alan bilgilere göre, Cumhur Reyonu uygulaması 55 binin üzerindeki zincir marketin yaklaşık yüzde 10-15’lik alanında hayata geçirilecek. Ürünler kamu tedarik sistemine dahil edilen depolardan temin edilecek, böylece lojistik ve aracı maliyetleri ortadan kaldırılarak fiyatlar sabit tutulmaya çalışılacak. Marketlerin yanı sıra pazar esnafı ve yemek üretim merkezlerinin de bu sisteme entegre edilmesi planlanıyor.

Reyonda yer alacak ürünler arasında başta un, şeker, yağ, bakliyat ve temel sebze-meyve çeşitleri olmak üzere 100 ila 150 kalem temel tüketim ürünü bulunacak. Hedef, gıda fiyatlarının ağırlıklı olduğu enflasyon sepetinde istikrar sağlamak ve dar gelirli yurttaşın temel tüketim yükünü hafifletmek.

Paylaşın

Konferans Ligi: Beşiktaş, Turu İstanbul’a Bıraktı

UEFA Konferans Ligi Play-Off Turu ilk maçında İsviçre temsilcisi Lausanne ile Beşiktaş, La Tuiliere Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma, 1-1 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Hakem Sigurd Smehus Kringstad’ın yönettiği karşılaşmada Beşiktaş’ın golünü 45. dakikada Milot Rashica, Lausanne’nin tek golünü ise 83. dakikada Bryan Okoh kaydetti.

Turun rövanş karşılaşması, 28 Ağustos Perşembe günü saat 20.00’de Dolmabahçe’de oynanacak.

45. dakikada Jurasek’in sol kanattan kale önüne yaptığı ortada Abraham’dan önce kaleci Letica uzanarak meşin yuvarlağı çeldi. Ceza sahası hafif sağ çaprazında Rashica’nın sol ayağıyla yaptığı düzgün vuruşta top ağlarla buluştu. 0-1

83. dakikada sağ kanattan Olivier Custodio’nun kullandığı köşe atışında ceza sahası içinde Okoh’un vuruşunda top ağlarla buluştu. 1-1

Stat: La Tuiliere

Hakemler: Sigurd Smehus Kringstad, Runar Langseth, Ole Andreas Haukasen

Lausanne Sport: Letica, Mouanga, Sow, Okoh, Poaty (Fofana dk. 90+2), Soppy (Butler-Oyedeji dk. 63), Roche, Custodio, Lekoueiry (Alban Ajdini dk. 85), Sene, Diakite (Sigua dk. 85)

Beşiktaş: Ersin, Paulista, Uduokhai, Emirhan, Rashica (Taylan Bulut dk. 84), Orkun (Kartal Kayra Yılmaz dk. 84), Ndidi, Jurasek (Emrecan Terzi dk. 68), Rafa Silva, Joao Mario, Abraham

Goller: Okoh (dk. 83) (Lausanne Sport), (Rashica (dk. 45) (Beşiktaş)

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat Hesaplarında Erime Devam Ediyor

15 Ağustos ile biten haftada Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 440,5 milyar lira seviyesine geriledi. Merkez Bankası (TCMB), yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervleri önceki haftaya göre 2,1 milyar dolar seviyesinde artarak 176,5 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 15 Ağustos haftasında 458,5 milyar lira seviyesinden 440,5 milyar lira seviyesine geriledi. KKM düşüş hızı yüzde 3,9 olarak kaydedildi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 15 Ağustos ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre, Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 3 milyar 321 milyon dolar artışla 90 milyar 928 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 8 Ağustos’ta 87 milyar 607 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.

Bu dönemde altın rezervleri ise 1 milyar 176 milyon dolar azalışla 86 milyar 758 milyon dolardan 85 milyar 582 milyon dolara indi.

Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 15 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 2 milyar 145 milyon dolar artışla 174 milyar 365 milyon dolardan 176 milyar 510 milyon dolara çıktı ve üst üste ikinci haftada rekor seviyeye ulaştı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Mansur Yavaş” Açıklaması: Hedefimiz Aynı, Gerisi Teferruat

Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın olası Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin, “Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da, ben de milletimize karşı sorumluyuz. Hedefimiz aynıdır, gerisi teferruattır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi gibi Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’ya konuştu. Altaylı’nın İmamoğlu’na sorularından öne çıkanlar şöyle:

Yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olarak katılabileceğinize inancınız var mı? Yoksa 2028’de olmasa da bir gün Cumhurbaşkanı olacağım diye mi düşünüyorsunuz?

“Milletin iktidar yürüyüşünü engelleyemeyecekler. Öncelikle bunu sağlam bir biçimde ifade edeyim. Milletimizin verdiği haysiyet mücadelesindeki sarsılmaz iradesini gördükçe inancım hep en yüksek seviyede kalıyor. Burada verilen mücadele sadece benim adaylık mücadelem değil. Halkımızın istediği adayla seçime gitme ve ülkeyi yönetecek kişileri seçme mücadelesidir. Yani seçme hakkı mücadelesidir. Sandığı tekmelemeye çalışanlara karşı koyulan bir tavırdır. Demokrasiyi kurtarmanın derdindedir milletimiz. Bugüne kadar bize hiç oy vermemiş ve belki de hiç oy vermeyecek yurttaşlarımızın ve hatta farklı partilerdeki, iktidar partilerindeki siyasetçilerin bile gönlünden geçenin bu mücadeleyi bizim kazanmamız olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu darbe girişimi başarılı olursa, ki ihtimal vermiyorum, tüm siyasi oluşumlar ve siyasetçiler anlamını yitirecek. Benim derdim ne yapıp edip Cumhurbaşkanı olmak değildir. Bize bu görevi millet verdi. Benim derdim görevimi başarıyla gerçekleştirmek. İster Cumhurbaşkanı, isterse sade bir vatandaş olarak Allah ömür verdikçe ben bu millet için mücadele edeceğim. Biz bu yüzden önce adalet, önce hürriyet diye haykırıyoruz. Mücadelemiz Cumhuriyetimizin, demokrasimizin, devletimizin ve milletimizin geleceği mücadelesidir.”

Mansur Yavaş’ın ‘Ekrem Başkan içerideyken adaylık konuşmam’ tavrını nasıl buluyorsunuz? Bazıları siz serbest kalırsanız aranızda bir rekabet olacağını düşünüyor. Böyle bir rekabet olur mu? YSK’dan adaylığınıza yeşil ışık gelmez ise diploma davasını kaybetmeniz bile buna neden olabilir. Aday Mansur Bey mi olmalı?

“Mansur Başkan, millet iradesine ve partimize kurulan bu kumpasa karşı sağlam duruşuyla ve mücadelesiyle bir CHP’li nasıl olmalıdır sorusunun cevabını ortaya koymuştur. Kendisinin tavrı bu iradeden geliyor. CHP’lilerin ve milletimizin iradesi 15,5 milyon oyla Cumhurbaşkanı adayımızı belirledi ve bana bir görev verdi. Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da ben de milletimize karşı sorumluyuz. Millet ne görev verirse yapacak, mücadeleye koşacak irade hepimizde mevcuttur. Biz bu ortak akıl ve sarsılmaz hedefimiz doğrultusunda birbirine sıkıca sarılmış iki yol arkadaşıyız. Hedefimiz aynıdır. Genel Başkanımız Özgür Özel ve Mansur Başkanımızla yolculuğumuz vatanımızın ve milletimizin geleceği mücadelesidir.

Gerisi teferruattır. Mansur Başkanım Türkiye’nin bir değeridir. Kendisine bir kez daha bu mücadeledeki yol arkadaşlığı için yürekten teşekkür ediyorum. Birlikte yürüyecek çok uzun bir yolumuz var.”

Diploma davanız için ne düşünüyorsunuz? 33 yıl sonra iptal edileceği aklınıza gelir miydi? Ve aynı durumdaki öğrenciler arasında sadece size evrakta sahtecilik davası açıldı?

“Sırf kendi koltuklarını garantiye almak için yaptıkları bu müdahale 18-19 yaşındaki Ekrem’den bile korkan bu iktidarın en utanç verici işlerinden birisi olarak tarihimize geçmiştir. Fatih Bey, bizim yıllarımızda üniversite okumak hem zor hem de üzülerek söylüyorum ki şimdikinden daha kıymetliydi. Bir genç düşünün. Sabah akşam çalışıyor, sınavlarını veriyor, hakkıyla diplomasını alıyor ve 33 yıl sonra bu diploma iptal ediliyor. Bunun adı hırsızlıktır.

Hakkımla İstanbul Üniversitesi’ne geçtim ben. Ne evrakta sahteciliği? Canımı dişime taktım çalıştım. Hem okulumu okudum hem de ailemin işlerine yardım ettim. O yıllarda bizim derdimiz iyi bir evlat, başarılı bir öğrenci, ülkesine faydalı bir vatandaş olmaktı. Bu hayallerle, bu duyguyla okudum ben üniversiteyi. Şimdi benim alın terimle, hakkımla aldığım diplomayı Cumhurbaşkanı adayı olduğum için geri almaya çalışıyorlar. Bunun sebebi evrakta sahtecilik değil, bunların diploma hırsızlığıdır.

Sırf bizden korktukları ve kendi ikballerini korumak istedikleri için benimle beraber onlarca arkadaşımın da diplomasını iptal edecek kadar vicdanlarını, ahlaklarını, haysiyetlerini yitirmiş, kul hakkından da bir haber zavallılar bunlar. Ne dedik? Bugün benim diplomama el koyan yarın gelir milletimizin tapusuna, bankadaki parasına el koyar. Bunların zihni böyle çalışıyor. Devletin gücünü kendi güçleri zannediyorlar. Bakın, mezuniyet töreninde çıktı Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Onur derecesiyle çift ana dal bitiren genç bir kardeşimiz ‘Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanının diplomasının alındığı bir yerde bu diplomanın değeri yoktur’ dedi ve diplomasını yırttı.

Allah aşkına, bu çocuğa bunu yaşatmaya, bu duyguyu hissettirmeye ne hakkınız var? Bu yalnız diploma hırsızlığı değil, aynı zamanda umut hırsızlığıdır. Biz milletimizde kaybolmasını istedikleri umudu yeniden inşa etmeye geliyoruz.”

Parlamenter sisteme dönüş konusundaki fikirleriniz neler?

“İlk seçimden sonra mecliste yeterli çoğunluğu bulduğumuz anda hemen, tereddütsüz. Meclisin bu kadar itibarsızlaştırıldığı, istişarenin bu kadar bir yana bırakıldığı, liyakatin yerini sadakatin aldığı, her şeyin bir kişinin iki dudağının arasına bırakıldığı bugünkü tek adam rejiminde kalmaya devam ettiğimiz bir gün bile fazla. Ülkenin enerjisini yeniden harekete geçirebilmek, bu ülkeyi hak ettiği refaha ve huzura kavuşturmak için bugünkü ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız. Doğrusuyla ve yanlışıyla Türkiye’nin 150 yıllık parlamenter sistem tecrübesi yerine bir kişinin ağzından çıkacak laflara bırakamaz.

Cumhurbaşkanının yürütme erkini elinde tuttuğu, meclisin güçsüzleştirildiği, bakanlıkların bile külliyeden gelen emirleri uygulayan birer memuriyet makamına dönüştüğü bu sistem ne milletimizin demokrasi talebine ne de devletimizin örfüne uymaz. Meşveretten kaçan, adaletten sapan, hürriyete göz koyan, arkasında milleti bulamaz. Güçlü bir demokrasi, sağlam bir hukuki sistem, gelişmiş bir ekonomi istiyorsak, güçlü bir parlamenter sisteme ve kuvvetler ayrılığına ihtiyacımız var.

Öte yandan parlamenter rejimler sorunsuz değildir. Hem bizim hem de başka demokrasilerin parlamenter sistem deneyimlerinden çıkarılacak dersler var. Parlamenter sistemin istikrarsızlığa yol açmayan, yürütmeyi hakim kılmayan, hükümet kurulmasını imkansızlaştırmayan bir versiyonuna ihtiyaç var. Bunun için de meclisin denetim işlevini güçlü biçimde yerine getirebildiği ve hükümetlerin yapıcı güvensizlik oyuyla değiştirilebildiği bir parlamenter sisteme ihtiyacımız var. Zamanı geldiğinde önerimiz bu yönde olur.”

Demirtaş’ın ve Kavala’nın sizden önce serbest kalma ihtimali var mı?

“Öncelikle şunu söylemek isterim. Demirtaş’ın da Kavala’nın da, benim de, benimle birlikte hapsedilen arkadaşlarımın da cezaevine hiç girmemesi gerekirdi. Hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz tabii ki ama Sayın Demirtaş, Sayın Kavala ve Sayın Atalay gibi ben ve arkadaşlarım da hukuki bir mülahaza ile değil siyasi hesaplarla içeri alındık. Karşımızda muhalefetsiz ya da seçimi kazanamayacak kuvvette bir muhalefetin olduğu bir siyasi rejim isteyen bir Cumhurbaşkanı olduğu için hepimiz içerideyiz.

Muhalif olmasaydık ya da iktidarın çizdiği sınırlarda muhalefet etseydik cezaevinde olmayı bırakın el üstünde tutulurduk iktidar tarafından. Sorunuzun cevabına gelince umarım Demirtaş da, Kavala da, Atalay da bir an önce serbest bırakılır. Onlar bırakılırken biz içeride tutulursak niye onları bıraktınız demem. Bırakılmalarına sevinirim. Sayın Demirtaş ve Sayın Kavala, ikisi de ülkemiz için önemli isimler. Dışarıda olmaları adaletin gereği olacaktır.

Aynı zamanda yol arkadaşım ve Türkiye’nin önemli bir değeri olan Gezi davası sebebiyle 3 yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a yönelik hak ihlali sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yeniden yargılama kararına uyulması ve Tayfun Kahraman’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”

Paylaşın