HDP’li Oluç: Krizin Faturasını Halk Ödüyor

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Grup Başkanvekili Oluç, “İktidarın yaşadığı bir akıl tutulması var ve bunun faturası her gün bu toplumdaki dar gelirlilere, orta sınıfa, işçiye, emekçiye, emekliye, engelliye, kadına, gence, çiftçiye, köylüye kesiliyor. Faturayı halk ödüyor.” dedi.

Haber Merkezi / Saruhan Oluç, açıklamasının devamında, “Yani Türkiye ekonomisindeki çöküşün sorumlusu bu iktidarın yanlış politikalarıdır. Savaş bunların üzerine ek yük bindirmektedir ama esas itibariyle yanlış ekonomik politikalar bu duruma getirmiştir.” ifadelerini kullandı.

Akaryakıt ürünlerine gelen zamlara da değinen Oluç, “ÖTV’yi kaldırın demiştik. Bir kez daha söylüyoruz. Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın. Litre bazında en az 7 liralık bir fark ortaya çıkacak. Bu ise nereden ödenebilir?

Bütçedeki vergi istisnalarından ve faiz giderlerinden. Yani sizin bu 5’li çetenize ve onlarla çalışan 30 holdinge ödediğiniz vergi istisnalarından karşılayın bunu. Onlar biraz kaybetsin, siz biraz kaybedin, kasanızı doldurmaktan biraz uzaklaşın ama halk rahatlasın, halk kazansın.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, derinleşen ekonomik krize ilişkin TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Yağ kuyrukları ve Maliye Bakanı Nebati’nin açıklamalarını da değerlendiren Oluç, şunları söyledi:

“Şu anda yağ, benzin ve ucuz ekmek kuyrukları ile bu ülkenin fotoğrafı ortaya çıkıyor. Türkiye ekonomisi her gün biraz daha fazla eriyor. Kan kaybı, organ yetmezliği ile birleşiyor.

“İktidarın yaşadığı bir akıl tutulması var ve bunun faturası her gün bu toplumdaki dar gelirlilere, orta sınıfa, işçiye, emekçiye, emekliye, engelliye, kadına, gence, çiftçiye, köylüye kesiliyor. Faturayı halk ödüyor.

Peki, iktidar hangi önlemleri alıyor? Ortada bir şey yok. Kuyruklar oluşuyor, insanlar ekmek ve kuru soğana muhtaç hale geliyor. Mum yakarak akşamı geçirmeye çalışan insanlar ortaya çıkmaya başladı. İktidar ne yapıyor? Ortada bir önlem yok.

Bütün mirası yedikleri için alabilecekleri önlem de kalmadı. O nedenle Türkiye ekonomisi gün be gün daha kötü duruma gidiyor.

O kadar çaresiz hale geldi ki iktidar; zamlara müdahale edemeyince bu sefer “stokçuları bitireceğiz”, “dış mihrakları ezeceğiz”, “domates patates teröristlerini yakalayacağız”, “tam ekmek alamıyorsanız yarım ekmek alın” söylemleri ile bu dönemi geçirmeye çalışıyor. Algılarla hakikatin önüne geçmeye çalışıyorlar. Kabul edilebilir bir durum değil.

“En güçlü dönem bu”

20 gün önce AKP Genel Başkanı Erdoğan “Ekonomideki en güçlü döneme giriyoruz” dedi. En güçlü dönem bu. 20 gündür zam yağmuru devam ediyor.

Türkiye dünya sefalet endeksinde birinci sıraya geldi. İkinci sıradaydı şimdi Arjantin’in de önüne geçti. Elektrik öyle zam gördü ki şimdi neredeyse lüks haline geldi. Yağ ve buğday kıtlığı başladı.

Bu iktidarın başarısı nedir söyleyelim; üç haneli enflasyonu yarattılar, iki haneli işsizliği sabitlediler, dış ticaret açığında patlama yaşanıyor, cari açıkta artış var. İşte karşılığı da ucuz ekmek kuyrukları, yağ kuyrukları. İktidarın Türkiye’yi getirdiği durum bu.

Krizi şimdi Ukrayna-Rusya savaşına bağlayıp bizim hatamız değil demeye çalışıyorlar, öyle değil tabii. Bütün millet bunu görüyor.

Dolar kur krizi sizin eseriniz, büyük ekonomist Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz enflasyon” zırvasının sonucu. 31 Aralık gecesi zam üstüne zam yaptığınızda savaş yoktu. Niye o zamları yaptınız? 20 Aralık’ta kur korumalı mevduatı ilan ettiğiniz zaman savaş yoktu, niye yaptınız?

Yani Türkiye ekonomisindeki çöküşün sorumlusu bu iktidarın yanlış politikalarıdır. Savaş bunların üzerine ek yük bindirmektedir ama esas itibariyle yanlış ekonomik politikalar bu duruma getirmiştir.

“Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın”

ÖTV’yi kaldırın demiştik. Bir kez daha söylüyoruz. Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın. Litre bazında en az 7 liralık bir fark ortaya çıkacak. Bu ise nereden ödenebilir?

Bütçedeki vergi istisnalarından ve faiz giderlerinden. Yani sizin bu 5’li çetenize ve onlarla çalışan 30 holdinge ödediğiniz vergi istisnalarından karşılayın bunu. Onlar biraz kaybetsin, siz biraz kaybedin, kasanızı doldurmaktan biraz uzaklaşın ama halk rahatlasın, halk kazansın.”

Paylaşın

Benzin Ve Motorine Bir Zam Daha!

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS), sosyal medya hesabından, bu geceden itibaren benzinin litresine 57 kuruş, motorine ise 1,44 TL zam geldiğini duyurdu.

Haber Merkezi / EPGİS’ten yapılan açıklamada, “Pompa satış fiyatlarına yansıyacak şekilde artış olmuştur” denildi. Petrol fiyatlarındaki ve dolar kurundaki artışlar nedeniyle akaryakıta yarın gece de zam gelmesi bekleniyor.

Yapılacak zamla birlikte İstanbul’da benzinin litre fiyatı 19,23 liraya; Ankara’da 19,33 liraya ve İzmir’de ise 19,36 liraya yükselecek. Motorinin litre fiyatı ise İstanbul’da 21,18 liraya, Ankara’da 21,29 liraya ve İzmir’de 21,3 liraya çıkacak.

Akaryakıt fiyatlarındaki son artışla birlikte motorinin litre fiyatı benzini geride bıraktı. Küresel piyasalarda motorin talebinin yüksek olması ve en fazla üretimin yapıldığı rafinerilerin Rusya’da bulunması nedeniyle söz konusu ürüne benzinden daha fazla zam yapıldı.

Akaryakıt fiyatları, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatlarının ortalaması ile dolar kurundaki değişiklikler baz alınarak rafineriler tarafından hesaplanıyor.

Bu hesaplanma sonucunda dağıtım firmalarınca uygulanan fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösterebiliyor.

Paylaşın

Şubat’ta En Az 106 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2022 Şubat ayı iş cinayetleri raporunu yayımladı. Rapora göre Şubat ayında en az 106 işçi hayatını kaybetti. Şubat ayındaki iş cinayetlerinin beşte biri inşaat işkolunda üçte biri de sanayi işkolunda gerçekleşti.

”Açlığa, işsizliğe, zamlara, iş cinayetlerine karşı direnen ve örgütlenen Farplas, Adeka İlaç, Yemek Sepeti, Pas South, TOKİ Emlak Konut Düşler Vadisi Şantiyesi, Çankaya Belediyesi, Haskan İplik, Bossan Halı, Reis Carpet, Angora Halı, Shag Rugs, Krom Evye, Bosal, Ağaç A.Ş., Finans Şehir Şantiyesi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İstiklal Şantiyesi, Technomix, Coca Cola Piya Meşrubat, İpek Mekik Halı, Bakırköy Belediye, Hacettepe Hastanesi, Tekzen, Uğur Tekstil, DNZ Plastik ve Kuzenler Boru ve adını sayamadığımız Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen işçi direnişlerini selamlıyoruz.” diyerek başlanan raporda en fazla ölüm nedenleri yüksekten düşme, ezilme/göçük, trafik/servis kazası, kalp krizi, Covid-19, patlama/yanma, zehirlenme/boğulma, intihar, şiddet ve nesne düşmesi/çarpması olduğu belirtildi.

Şubat ayında en çok ölüm inşaat/yol, tarım/orman, taşımacılık, ticaret/büro/eğitim, sağlık, madencilik, tekstil, metal, konaklama, belediye/genel işler, gemi/tersane ve güvenlik işkollarında meydana geldi. En fazla ölüm nedeni olarak yüksekten düşme, ezilme/göçük, trafik/servis kazası, kalp krizi, Covid-19, patlama/yanma, zehirlenme/boğulma, intihar, şiddet ve nesne düşmesi/çarpması olarak belirtilen raporda yüksekten düşme nedenli ölümlerin yarıdan fazlasının inşaat işkolunda olduğu ifade edildi.

Şubat ayında üç çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Çocuk işçilerden birisinin tarım işçisi diğerinin ise moto kurye olduğu açıklandı. Şubat ayı içerisinde 51 yaş ve üstünde çalışırken ölen 31 emekçi bulunuyor. Meclis raporunda ölümlerin yaş gruplarına göre dağılımı şu şekilde veriliyor: 15-17 yaş grubunda 3 işçi, 18-27 yaş grubunda 14 işçi, 28-50 yaş grubunda 51 işçi, 51-64 yaş grubunda 26 işçi, 65 yaş ve üstü yaş grubunda 5 işçi ve yaşı öğrenilemeyen 7 işçi bulunuyor.

Hayatını kaybeden 106 işçi

Şubat ayında hayatını kaybeden işçilerin isimleri ise şu şekilde sıralandı: Osman Güngör, Hayati Ömür Ercedoğan, Faruk Yetkin, Mümin Sakin, Eshabil Keçe, Mustafa Hızır, İsa Çetinçakmak, Ercan Kala, Ahmet Şaşoğlu, Abdulkadir Onurlu, Hayri Altun, Gökhan Öztürk, Mehmet Emir, Emin Karanfil, Ümit Kurt, Kadir Ulama, Murat Bakan, Adil Dinler, Hanifi Öztürk, Mehmet Kızıltaş, Kenan Okurer, Jasim Waka, Uday Vehid, Majid Elseydi, Ahmed ., Ertan Erkan, Güngör Arslan, Ö.D., Şeyda Yazgan, Gülsüm Kuyar, Yılmaz Şahin, İsmail Karahan, Ahmet Yetiz, Neşe Gökdağ, Pınar Zeytin, Erhan Merzifon, Hasan Onur, Mevlüt Akbaba, Alparslan Demiroğlu,

Harun Alpözen, Doğukan Akyiğit, Emrullah Erol, Rüzgâr Necat Beyhan, Murat Selvi, Hasan Bulut, Yüksel Eroğlu, Maşallah Öksüz, Mehmet Yılmaz, Halil İbrahim Çolak, Mustafa Sarıçiçek, Zafer Milli, Abdullah Aslan, Muhammet Cabran, Ahmet Alış, Ahmet Kartal, Niyazi Çerkeşli, Çelebi Şaban, Hasan Ramadan, Nuh Turan, İsa Demir, Nizamettin Erdem, İhsan Dayar, Hekim Gülalan, Şaban Ali Köse, Duran Temur, İbrahim Ş., Asım Akyel, Atilla Bagceci, Memduh Çakmak, Ziya Ada, Recep Yağmur, Necati İpekçi,

Stevan Kokaji, Erkin Şeydanur, Selahattin Kanay, Hüseyin Hellaç, Soner Şimşek, Wendri ., Yücel Ulaşkın, Nurcan Kahraman, Büşra Hamamcı, Yücel Karadeniz, Sami Oflaz, Vahdettin Boğadur, Murat Özcan, Ceylan Öner, Ahmet Şahin, Güney Sarıkaya, Ali Diyapoğlu, Ahmet Rüştü Bayar, Bahadırhan Bıyıklı, Seyit Ahmet Aksu, Cihat Özoğul, Halil Kapan, Nurseven Baştürk, Mehmet Gül, Cengizhan Tetikişçi, Salih Demirkaya, Şahin Sesli, Ramazan Çalışkan, Şaban İmanlı, Harun Yılmaz, Gürbüz Bozkurt, Ahmet Çetin Genç ve ismi öğrenilemeyen iki işçi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), iş kazalarını iş cinayeti olarak tanımlıyor…

Paylaşın

Kovid 19 Kaynaklı Can Kaybı 6 Milyonu Aştı

Yaklaşık 220 ülkeye yayılan yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 6 milyonu aştı. Sağlık bakanlığının açıkladığı verilere göre ise Türkiye’de can kaybı 95 bin 549.

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) pandemisine dair verilerin derlendiği Worldometers internet sitesine göre, dünya genelinde hayatını kaybedenlerin sayısı 6 milyon 21 bini geçti. En fazla can kaybı 984 bin 20 ile ABD’de kaydedildi.

ABD’yi 652 bin 207 ile Brezilya, 515 bin 133 ile Hindistan, 356 bin 281 ile Rusya, 319 bin 859 ile Meksika, 211 bin 108 ile Peru, 162 bin 8 ile İngiltere, 155 bin 887 ile İtalya, 150 bin 172 ile Endonezya, 139 bin 275 ile Fransa, 139 bin 91 ile Kolombiya, 137 bin 948 ile İran izledi. Türkiye’de resmi olarak bildirilen can kaybı ise 95 bin 549.

446 milyondan fazla vaka

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19), ilk kez Çin’de Aralık 2019’da tespit edilmiş, kısa sürede 200’den fazla ülkeye yayılmıştı. Dünya genelinde şu ana kadar 446 milyon 721 bin 728 vaka tespit edilirken, virüs bulaşan 379 milyon 869 bin 871 kişi sağlığına kavuşmuş durumda. Halen 60 milyon 831 bin 275 hastanın ise tedavileri sürüyor.

Türkiye’de son 24 saatte 27 bin 671 vaka, 170 can kaybı

Türkiye’de son 24 saatte 348 bin 146 Kovid 19 testi yapıldı, 27 bin 671 kişinin testi pozitif çıktı, 170 kişi yaşamını yitirdi. İyileşenlerin sayısı ise 50 bin 241 oldu. Öte yandan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 19-25 Şubat 2022 tarihleri arasında illere göre her 100 bin kişide görülen korona virüsü vaka sayılarının haritasını paylaştı.

Buna göre, 19-25 Şubat haftasında 100 binde Kovid 19 vaka sayısı İstanbul’da 646,49, Ankara’da 1275,52, İzmir’de ise 662,39 oldu. Vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il ise şöyle: Kırşehir, Aksaray, Eskişehir, Bolu, Bilecik, Ardahan, Sivas, Ankara, Isparta, İstanbul.

Paylaşın

ENAG, Şubat Ayı Enflasyon Raporunu Yayımladı

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayına ilişkin enflasyon raporunu internet siteleri üzerinden yayınladı. ENAG’a göre, Tüketici Fiyat Fiyat Endeksi (E-TÜFE) şubat ayında yüzde 5.44 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 123.80 olarak gerçekleşti. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise, yıllık enflasyonu yüzde 54,44 açıklarken, şubatta yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de yüzde 7,22 arttı. ÜFE’de yıllık bazda artış yüzde 105,01 oldu. Şubat ayında yıllık çekirdek enflasyon ise yüzde 44,05 açıklandı.

Enflasyonu üç haneli olarak açıklayan ENAG’ın raporuna göre, ”Yaşanan bölgesel savaşın finansal riskleri giderek daha da artıracağı ve söz konusu riskler tüm ekonomileri etkileyecek niteliklere sahiptir ve başta da Türkiye ekonomisini derinden etkileyecek kalıcı ve yapışkan bazı sorunlara yol açacağı çok açıktır” denildi.

ENAG’ın şubat ayı enflayon raporu şöyle:

Raporda, ”Emtia piyasasında petrol, doğalgaz ve değerli metallerin fiyatlarındaki artışın tüm grubun fiyatlarını enerji maliyetlerindeki artışa paralel olarak yükselttiğini gözlemliyoruz. Savaş sürecinin seyrine göre hem FED hem de ECB tarafında Mart ayı ve daha sonrasında beklenen faiz artışlarının daha büyük bir likidite krizine sebep olmaması için faiz politikasının yeniden gözden geçirilme olasılığının da ortada olduğunu belirtebiliriz” denildi.

ENAG’a göre, ”Yeni sistemik risklerin oluşması ile birlikte imkânsız üçlünün yani enflasyon, kur ve faizi aynı anda baskılamanın/hedeflemenin adından da anlaşılacağı üzere imkânsız olması, yaşanan kur şokunun etkilerini artan fiyatlar ve yükselen nominal faiz oranlarıyla gözlemlemeye devam ediyoruz.

Öte yandan, döviz kurunu döviz arzıyla baskılamanın ise sonucunun bütçe dağınıklığı ile yüksek enflasyon oranı olduğu aşikardır. Derecelendirme kuruluşu Fitch’in, Türkiye’nin kredi notunu ‘BB-‘den ‘B+’ya indirdiğini ve not görünümünü ‘negatif’e çekmesi yabancı finansal yatırımlar yanında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını da olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

Önümüzdeki aylarda en büyük ihracat ve ithalat ortaklarımızdan olan Rusya ile ekonomik bağların ciddi bir sınavdan geçeceğini ve buradaki herhangi bir dengesizlik halinin tüm ekonomi kalemlerinde baskı oluşturabileceğini ve bu baskının da kur, enflasyon ve faizler üzerindeki negatif  etkisinin daha da etkin bir şekilde hissedileceğine dikkat çekmek isteriz” şeklinde belirtildi.

Paylaşın

Erdoğan / Herzog Görüşmesiyle İlgili Çarpıcı Analiz

2003’ten beri ilk kez bir İsrail Cumhurbaşkanı bu çarşamba Türkiye’ye geliyor… İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve eşiyle birlikte İsrail’den bir heyet Türkiye’de temaslarda bulunacak. İki günlük ziyarette Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşecek Herzog’un bu ziyareti İsrail kamuoyunun gündeminden düşmüyor.

Sözcü’nün aktardığına göre; İsrail’in çok okunan gazetelerinden Jerusalem Post, bir dönem Türkiye’de de görev alan deneyimli diplomat Dr. Alon Liel’in iki ülke arasındaki normalleşme sürecini mercek altına aldığı yorumları okurlarıyla paylaştı.

Liel, 2008’den beri Türkiye’ye ziyaret edecek ilk İsrailli lider Herzog’un ziyaretinin kritik bir önemi olduğunu söyledi. Liel, Türkiye’nin son bir buçuk yıldır İsrail’le yakınlaşma çabası içinde olduğunu söylerken, “İsrail yönetimi Erdoğan’ın attığı bazı adımlara basitçe inanmadı. Fakat Herzog’un geçen yılın Temmuz ayında göreve gelmesiyle bu durum değişti” yorumunu yaptı.

“Erdoğan, izolasyondan kaçması gerektiğini hissetti”

Geçen yıl Türkiye’de gözaltına alınan İsrailli turistlerin serbest bırakılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde yumuşama sinyalinin verildiğine dikkat çeken Liel, “Son birkaç ayda Herzog, normalleşmeye ikna olmaya başladı ve denemeye karar verdi. Şimdi de durum bu noktada” derken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı bölgesel ve küresel hatalar yaparak bölgede yalnızlaştığına da dikkat çekerken, “Bölgesel yalnızlık da ekonomiyi kötü etkiledi. Erdoğan, bu izolasyondan kaçması gerektiğini hissetti. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in yakınlaşmasının Erdoğan’ın ülkesinin kapılarını Herzog’a açmasında rol oynadı” dedi.

“Erdoğan fark etti”

Deneyimli diplomat, “Erdoğan bölgesel olarak geriye düşerken İsrail de ilişkileriyle yükselmeye başladı. Erdoğan Orta Doğu piramidinde İsrail’in Türkiye’nin üstünde olduğunu fark etti ve birinin yakalaması umuduyla bir halat fırlattı” yorumunu yaptı. İsrail’in bu ziyaretten kaybedecek bir şeyi olmadığını dile getiren Liel, “Kazanç sağlanabilecek bazı alanlar var. Sonuçta Türkiye halen ekonomik açıdan büyük bir ülke. Ekonomi alanında ve Suriye konusunda kazanç elde edebiliriz. Ayrıca ilişkiler normalleşirse Orta Doğu’da diplomatik açıdan büyük atılımlar da elde edilebilir. Türkiye, İsrail tarafına katılırsa İran-Katar ekseninin karşısında büyük bir etki yaratabilir” dedi.

Liel sözlerini, “Bence bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Şu anda elimiz muslukta. Erdoğan bize yakınlık gösterdi, biz de musluğu açtık. İsrail şimdi Türkiye’nin yakınlığındaki ciddiyeti test edecek. Eğer Erdoğan bizim beklentimizi karşılamazsa ya da sözlerini tutmazsa bu musluğu kapatırız” diyerek sonlandırdı.

Paylaşın

Bakan Koca Açıkladı: İşte İllere Göre Haftalık Vaka Sayıları

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 ilin Kırşehir, Aksaray, Eskişehir, Bolu, Bilecik, Ardahan, Sivas, Ankara, Isparta, İstanbul olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 19-25 Şubat 2022 tarihleri arasında illere göre her 100 bin kişide görülen korona virüsü vaka sayılarının haritasını paylaştı.

Buna göre, 19-25 Şubat haftasında 100 binde Kovid 19 vaka sayısı İstanbul’da 646,49, Ankara’da 1275,52, İzmir’de ise 662,39 oldu.

Vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il ise şöyle: Kırşehir, Aksaray, Eskişehir, Bolu, Bilecik, Ardahan, Sivas, Ankara, Isparta, İstanbul.

Vaka yoğunluğu 12 Şubat 18 Şubat tarihleri arasında en çok artan 10 il ise sırasıyla; Amasya, Kırşehir, Aksaray, Denizli, Yozgat, Çorum, Samsun, Tunceli, Eskişehir, Artvin

Vaka yoğunluğu 5 Şubat 11 Şubat tarihleri arasında en çok artan 10 il Amasya, Osmaniye, Karaman, Burdur, Adıyaman, Çorum, Kırşehir, Hatay, Kayseri, Samsun olmuştu.

Vaka yoğunluğu 29 Ocak-4 Şubat tarihleri arasında en çok artan 10 ilin Samsun, Tokat, Ordu, Uşak, Artvin, Giresun, Karabük, Amasya, Çorum ve Adana olduğu açıklanmıştı.

Vaka yoğunluğu 22-28 Ocak tarihleri arasında en çok artan 10 il Elazığ, Uşak, Iğdır, Tokat, Kırklareli, Rize, Kırıkkale, Isparta, Bayburt, Manisa olmuştu.

Bakan Koca’nın paylaştığı verilere göre 15-21 Ocak arasında vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok Erzurum, Bursa, Çankırı, Yalova, Erzincan, Uşak, Batman, Elazığ, Siirt, Bayburt’ta artmıştı.

Bir önceki hafta vaka yoğunluğuna göre en çok artış Bingöl, İstanbul, Bolu, Rize, Kocaeli, Erzurum, Ankara, Bilecik, Tunceli ve Trabzon olmuştu.

Paylaşın

Turizmde Savaş Korkusu: Rusya Ve Ukrayna’dan Talep Durdu

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgalinden itibaren Ukraynalılar ve Ruslar seyahat rezervasyonlarını iptal etmeye başladı. Bu, pandemi öncesinde turizmin, GSYİH’nın yüzde 10’unu oluşturduğu Türkiye için yeni bir sıkıntı anlamına geliyor.

Turizmin canlanması için 2022’ye büyük umutlar bağlanmıştı. Keza geçen yıl Türk lirasının önemli ölçüde değer kaybetmesi ve enflasyonun şubat ayında yüzde 50’nin üzerine çıkmasıyla sektör hareketlenmeyi bekliyordu.

Turizm Bakanlığı rakamlarına göre, Ukrayna ve Rusya’dan gelen ziyaretçiler, geçen yıl Türkiye’ye gelen tüm turistlerin dörtte birinden fazlasını oluşturuyor ve genellikle Akdeniz ve Ege’deki turkuaz plajları tercih ediyor.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Kuk, “Rusya ve Ukrayna bizim için çok önemli pazarlar.” diyor.

Geçen yıl yaklaşık 4 buçuk milyon Rus ve iki milyon Ukraynalı turist Türkiye’yi ziyaret etmişti. TURSAB bu yıl 7 milyon Rus ve 2 buçuk milyon Ukraynalı bekliyordu, ancak Kuk ‘bu rakamların muhtemelen yeniden gözden geçirilmek zorunda kalacağını’ söylüyor.

“Hem insani hem de ticari açıdan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş buradaki herkesi tedirgin ediyor.” diyen Kuk, “Normalde mart ayında, yaz rezervasyonlarında yoğunluk olurdu ancak talep durdu.” ifadelerini kullanıyor.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da “Böyle devam ederse çok ciddi bir sorun olacak” uyarısında bulunuyor. Ayrıca Bağlıkaya, “Olabildiğince sakin bir şekilde beklemeye çalışıyoruz.” sözleriyle sektörün ‘beklemede’ olduğuna işaret ediyor.

Turist olarak gelip mülteci konumuna düştüler

Bu arada Ayasofya Camii’nin önünden geçen Rus turistler ise rehberlerini takip ediyor, başlarını öne eğiyor ve röportaj taleplerini reddediyor. Hatta aralarında Kiev’den gelen genç bir çift de dahil olmak üzere birkaç Ukraynalı da bulunuyor.

‘Turist olarak gelip mülteci durumuna düşen’ ve gözyaşları içerisinde şimdi üçüncü bir ülkeye gitmek istediklerini belirten genç çift, “Belki de ABD olur” diyor. Gençler, isimlerinin açıklanmasını istemiyor.

Ruslara uygulanan yaptırımlar Türk acenteleri etkiledi

Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar nedeniyle durum, İsmail Yitmen’in olduğu gibi Türk seyahat acenteleri açısından oldukça zor. Ayasofya’nın karşısında bulunan ofisinde konuşan Yitmen, kapıldığı umutsuzluğu şu sözlerle ifade ediyor:

“Benim gibi Rusya ile çalışan seyahat acenteleri şu anda gerçekten sıkıntı çekiyor. Oteller için ödediğim depozit miktarını hesaba katarsak, şu ana kadar zararım 12 bin dolardan fazla.”

Eğer daha fazla grup rezervasyonunu iptal ederse Yitmen’in kaybı 75 bin dolara kadar çıkabilir. Yitmen, “İki ay sonra bir grubun Türkiye’ye gelmesi gerekiyordu ama SWIFT transferleri durdurulduğu ve parayı alamadığımız için iptal edildi. Otellerin parasını çoktan ödemiştik.” diye konuştu.

Bazı Rus bankaları, bankalararası işlemlerde hızlı ve güvenli bir şekilde iletişim kurulmasını sağlayan SWIFT mesajlaşma sisteminden de çıkarıldı. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamadı ve diğer birçok ülkenin aksine Türkiye hava sahasını Rus uçaklarına kapatmadı.

Koronavirüs pandemisi başlamadan önce turizm sektörü, 2015 ve 2016 yıllarında meydana gelen terör saldırıları nedeniyle yara almıştı. Ayrıca Türkiye’nin turizm endüstrisi, güneydoğu sınırındaki Suriye ve Irak’taki savaşların etkisinden uzun süre kurtulamadı.

“Rus füzeleri sizi de vurabilir”

Arkadaşlarıyla birlikte halı dükkanının hemen arkasında oturan Hasan Düzen, “Irak ve Suriye’de savaş başladığında çok yakın olduğumuzu düşündükleri için Avrupalı ve Amerikalı turistler gelmez oldu.” diye konuştu.

Aynı durumun Rusya’nın, Ukrayna işgalinden sonra da olacağına inandığını söyleyen Düzen, “Haritaya baktıklarında Karadeniz’i görecekler ve çok yakın olduğumuzu düşünecekler. Neden risk alsınlar ki?” sorusunu yöneltiyor.

Kendi ülkelerindeki savaşın Türkiye’ye de sıçramasından korktuklarını belirten Ukraynalı çift, endişelerini şu sözlerle anlatıyor: Burada kalamayız, burası güvenli değil, çok yakın. Rusların füzeleri sizi de vurabilir.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Danıştay, Kanal İstanbul’un Bir İhalesini İptal Etti

Danıştay 13. Daire, Kanal İstanbul projesi kapsamında “Halkalı-Ispartakule Arası Demiryolu Hattı İnşaatı” ihalesini hukuka aykırı bularak iptal etti. “Pazarlık usulü” yöntemiyle yapılan ihalede gerekli açıklık ve rekabetin sağlanmadığı belirtilen kararda, ihalenin Kamu İhale Kanunu’nun 21/b fıkrasında aranan “ivedilik şartını” taşımadığı vurgulandı.

Danıştay, kararın “kesin nitelik” taşıdığına dikkat çekerek “karar düzeltme yolu”nun da kapalı olduğuna hükmetti. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü, “Halkalı-Kapıkule Yeni Demiryolu İnşaatı Kapsamında Halkalı-Ispartakule Arası (Kanal İstanbul Geçişi) Demiryolu Hattı İnşaatı ile Elektromekanik Sistemlerinin Temini ve Yapımı” ihalesini 28 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirmişti.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; İhalede doğal afet, salgın hastalık, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden durumlarda uygulanan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesi kapsamında ilansız olarak pazarlık usulü yöntemi uygulandı. İhale konusu yapım işi, “ivedi” olarak yapılması zorunlu olan işler arasında gösterildi.

Bakanlık, bu kapsamda ihaleye 9 firma davet ederken 5 firma da teklif verdi. Ekonomik açıdan en uygun teklif, 3 milyar 111 milyon 362 bin 15 TL bedelle Gülermak-Yapı ve Yapı-Taşyapı ortaklığından geldi. İhaleyi, bu ortaklık kazandı. Söz konusu hattın, Küçükçekmece Gölü ile ileride yapılacak Kanal İstanbul projesinin altından geçecek şeklinde çift tüp tünel şeklinde yapılması planlandı.

Ancak Modifalt İnşaat Makina Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti, işin açık ihale ile yapılmamasının yasaya aykırı olduğu iddiasıyla dava açtı. Ankara 18. İdare Mahkemesi, 14 Ekim 2021 tarihinde ihalenin iptali talebini reddetti. İşin yapım tekniği açısından özellik arz eden bir iş olduğunu ve ivedilik şartının gerçekleştiğini vurgulayan mahkeme, bu nedenle pazarlık usulü yapılmasında hukuka aykırılık olmadığını savundu. Ancak davacı şirket, bu karara itiraz etti.

Bakanlığın gönderdiği savunma

Danıştay’a savunma gönderen Bakanlık, ihalenin yapım tekniği açısından özellik arz ettiğini belirterek özel teknolojik/teknik ekipmanların temin süresinin uzun olduğunu iddia etti.

Halkalı-Kapıkule demiryolu hattının tüm fazlarıyla tek bir entegre demiryolu sistemi olarak açılmasının planlandığını belirten Bakanlık, aksi takdirde projenin tamamlanan kısımlarının atıl olarak bekleme riski bulunduğunu savundu. Bakanlık, tüneli barındıran bu hat kesiminin yapımının diğer işlere yetiştirilmesinin devam eden işlerin kredi sözleşmelerinde idarece taahhüt edildiğini de kaydetti.

Danıştay ihaleyi iptal etti

İtirazı görüşen Danıştay 13. Daire, oyçokluğuyla dava konusu işlemin iptaline ve idare mahkemesinin kararının kaldırılmasına hükmetti. Danıştay, “kesin” olarak verilen karara karşı “düzeltme yolu”nun da kapalı olduğunu karara yazdı.

Kararın gerekçesinde, pazarlık usulünün uygulanabilmesi için 21. maddenin (b) bendinde sayılan şartlardan bağımsız olarak bunlarla birlikte aranması gereken şartlardan olan “ivedilikten” kastın, hem ihale sürecinin bir an önce tamamlanması hem de ihale konusu işin kamu hizmetinin kesintiye uğramaması için mümkün olan en kısa zamanda bitirilmesi anlamı taşıdığı ve yapım tekniği açısından özellik arz ettiği ileri sürülen işlerde de aynı şartın birlikte aranacağı belirtildi.

Bu bakımdan dava konusu işin bitirilme süresinin “1170” gün olarak belirlenmesinin ivedilik şartı ile bağdaşmadığı vurgulanan kararda, “Davalı idarenin pazarlık usulü ile ihale yapma gerekçelerinin işin süresinin 1170 gün olarak belirlenmesi hususu göz önüne alındığında istisnai bir yöntem olan pazarlık usulü ile ihaleye çıkılması için geçerli sebep olarak görülemeyeceği anlaşılmaktadır” denildi.

“Rekabetin sağlanmasında kamu yararı var”

Bu itibarla ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarda ve zamanınında karşılanabilmesi için açıklık ve rekabetin sağlanmasının kamu yararı açısından gerekli olduğu ifade edilen kararda, “4734 sayılı Kanun’un 21/b maddesinde belirtilen şartların oluştuğuna dair hukuken geçerli bir neden gösterilmeksizin söz konusu ihalenin pazarlık usulü ile gerçekleştirilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığından, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir” sonucuna varıldı.

Paylaşın

Petrolün Varil Fiyatı 139 Doları Gördü

Rusya’nun Ukrayna’yı işgali nedeniyle artan petrol fiyatları, olası bir yasaklama ihtimali ile de hareketlenmiş durumda. Brent ham petrolün varil fiyatı da 2008 yılından bu yana en yüksek seviye olan 140 dolara yaklaştıktan sonra bir miktar geriledi.

ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülke, Rusya’ya 24 Şubat’tan bu yana yıpratıcı ekonomik yaptırımlar uyguluyor. Rusya’nın büyük gelir elde ettiği enerji alanında ise yaptırımların güç olduğu belirtiliyordu.

Ancak Reuters haber ajansına konuşan Birlik içinden bir kaynak, son 24 saatte yasaklama fikrine daha açık bir konuma gelindiğini söyledi. Benzer bir yasak için ABD Kongresi de bir adım atabilir.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Demorkat Başkanı Nancy Pelosi, Rus petrollerinin alımını yasaklayabilecek bir yasa tasarısı konusunda araştırma yapıldığını söyledi.

İşgal nedeniyle artan petrol fiyatları, olası bir yasaklama ihtimali ile de hareketlenmiş durumda. ABD ham petrolünün fiyatı yüzde 8 yükselerek Pazar gecesi 130.50 dolar seviyesini gördü. Brent ham petrolün varil fiyatı da 2008 yılından bu yana en yüksek seviye olan 140 dolara yaklaştıktan sonra bir miktar geriledi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın haftasonu başladığı Avrupa turunda önemli gündem maddelerinden biri bu olası yasak olacak. Blinken, Avrupa ve ABD’nin, Rus petrolünü hedef alacak bir yaptırım konusunda “etkin bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.

‘Rus gazı ve petrolü Ukrayna kanı kokuyor’

Ancak Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, bu adımın “sürdürülebilir” olmadığı gerekçesiyle anlamsız olduğu görüşünü savundu.

Alman medyasına konuşan Baerbock, “Üç hafta sonra Almanya’da kullanılacak birkaç günlük elektriğimiz kaldığını görürsek bu yaptırımın bir yararı olmaz” diyerek durumun ülkesi açısından kırılganlığını dile getirdi.

Baerbock, ülkesinin ağır bir ekonomik bedel ödemeye hazır olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Eğer yarın Almanya’da ve Avrupa’da elektrikler giderse bu tankları durdurmaz.”

Almanya, petrolünün yüzde 42’sini, doğalgazın ise yüzde 55’ini Rusya’dan ithal ediyor. Rusya petrolünü halen alan şirketlerden Shell, elde ettiği kârı Ukrayna’ya yardım için kullanacağını duyurdu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba, Pazar günü CNN’e verdiği röportajda, Shell ve diğer enerji devlerinden, Rusya petrolünü almamasını istedi. Kuleba, “Rus gazı ve petrolü Ukraynalı kanı kokuyor” dedi.

Paylaşın