Merkez Bankası Enflasyonla Mücadelede Neden Ve Nerede Hata Yapar?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu toplandı. Yüzde 55’e varan bir enflasyona karşılık TCMB yüzde 14’lük politika faizini sabit bıraktı. Piyasa beklentisi de faizin sabit tutulacağı yönündeydi. 

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Merkez Bankası’nın faiz kararı sonrası BBC Türkçe için değerlendirmelerde bulundu:

“Enflasyon konusunda o kadar hatalı adımlar atıldı ve enflasyon öylesine kontrolden çıktı ki bu noktada artık yakın geçmişteki gibi 5-10 puanlık bir faiz artışı gelse bile ne kadar etkili olacağı şüphe götürür. Öte yandan Fed’in dün başlattığı faiz artırım döngüsüne yüzde 60’lara yükselmesi beklenen bir enflasyonla ne kadar kayıtsız kalabiliriz o da tartışılır.

Enflasyonu düşürmenin bedeli

Enflasyonla etkin mücadele edebilmek için merkez bankasının politika faizini zamanında ve yeterli dozda yükseltebilmesi gerekir. Faiz artışı, ekonominin bilinçli olarak yavaşlatılması, insanların daha az harcama yapabilmeleri ve iş imkanlarının azalması anlamına gelir.

Kısa vadeli de olsa bu bedele katlanacak iradeye sahip olabilmek kolay değil. 1980’de ABD enflasyonunu yüzde 15’ten devralıp 3 sene içinde yüzde 3’e düşüren zamanın Fed Başkanı Volcker’ın aldığı kararların ağırlığı ile ofisinde dört dönerken yerdeki halıyı aşındırdığı söyleniyor.

Enflasyonla mücadelenin bedeli ağır olduğu gibi enflasyon arttıkça ve kemikleştikçe faizlerin gelmesi gereken seviye de yükseliyor. Doz arttıkça ekonominin resesyona girme tehlikesi artıyor.

Merkez Bankası enflasyonla mücadelede neden ve nerede hata yapar?

  • Ekonomiyi hatalı okuma: Siyasi bağımsızlığa sahip bir merkez bankasının enflasyona müdahalede geç kalmasının temel sebebi ekonominin içinde bulunduğu noktayı hatalı okumasıdır. Geriye dönüp baktığımızda bu tür hataları tespit edebilmek daha kolay olsa da içinde yaşarken ekonominin kokusunu doğru alabilmek sanıldığından çok daha zor.
  • Siyasi baskı: Merkez bankasının faiz artırımlarında geç kalmasının altında yatan bir diğer sebep hükümet kanalından gelen düşük faiz beklentileridir. Hükümet neden böyle bir baskı yapar? Çünkü enflasyonu düşürmek için gerekli olan faiz artışı “acı reçetedir”. Yüksek faiz, meyvelerini kısa vadede vermez. Enflasyon bugünden yarına düşmez. Kısa vadede talep yavaşlar, işsizlik artar. Bu durum hükümetin yeniden seçilme şansını azaltır.
  • İktisat prensiplerini hatalı yorumlama: Merkez bankasının enflasyonla mücadelede başarısız olmasının altında yatan bir diğer önemli sebep iktisadi prensiplerle desteklenmeyen adımların atılmasıdır.

Yukarıdaki üç sebep içinde en kolay düzeltilebilir olanı ekonomiyi hatalı okumanın getirdiği geç kalmadır. Çünkü hata fark edildiği anda merkez bankası doğru politikayı devreye sokar. Hatada ısrar etmez. Fed bugün bu örneğe yakın bir tutum sergiliyor.

Ülkemizde enflasyonun kontrolden çıkmasının altında ise yukarıdaki sebeplerin üçünün de payı var. Bu da maalesef enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.

Kamuoyunu enflasyonla mücadeleye hazırlamak gerekiyor

Enflasyonla mücadelede kamuoyunun merkez bankasının neden faiz artırdığını anlaması ve bu mücadelede merkez bankasının yanında olması çok önemli. Bu tür bir iş birliği başarıyı hızlandırıyor, ödenecek bedeli azaltıyor.

Şu sıralar ABD medyasında yoğun bir seferberlikle enflasyonun olumuz etkileri, toplumda yarattığı tahribat, faiz artırımlarının enflasyonu nasıl düşüreceği ve neden gerekli olduğu halka anlatılıyor. Toplum, içilmesi gerekilen acı reçetenin yan etkilerine hazırlanıyor.

İlaçtan korkmanın bedeli daha ağır

Yüksek faizin ekonomiyi daraltma tehlikesi halkı ve karar alıcıları yıldırabilir. Merkez Bankası’na ve hükümete faizlerin düşmesi yönünde baskı yapılabilir. Kamuoyunun bilinçlendirilmesi bu nedenle önemli.

Enflasyon hastalığında faiz ilacının denenmiş ve ispatlanmış bir ilaç olduğunu hatırlayıp ilacı yarım bırakmamak ve yola devam etmek gerekiyor.

Bugün Türkiye’de gelmiş olduğumuz nokta ilaçtan korkmanın bedelinin daha ağır olduğunu bizlere net bir şekilde gösteriyor. Biz o hatayı yaptık. Yüksek faizin kısa vadede yarattığı bedeli ödemek istemedik. Fakat bu durum daha fazla refah ve istihdam artışı olarak bize dönmedi.

Yüksek enflasyon alım gücünü törpüledi, gelir dağılımındaki adaletsizlik arttı. Ekonomik büyüme sürdürülebilir olmadığı için işsizlik kayda değer ve istikrarlı bir düşüş göstermedi. Tüm bunları hatırlayıp, hatalarımızdan bir ders çıkarıp tıpkı 2001 sonrası dönemde olduğu gibi tekrar acı ilacı içmeye hazırlanmamız gerekiyor.”

Paylaşın

Süper Lig’de 30. Haftanın Hakemleri Belli Oldu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Süper Lig’de 30. Hafta karşılaşmalarını yönetecek hakemleri açıkladı. Buna göre, ligin zirvesini ilgilendiren Çaykur Rizespor – Trabzonspor maçında Volkan Bayarslan düdük çalacak.

Haber Merkezi / Yine ligde üst sıraları ilgilendiren Beşiktaş – Hatayspor karşılaşmasını Yasin Kol, Gaziantep FK – Galatasaray maçını Arda Kardeşler, Fenerbahçe – Konyaspor karşılaşmasını ise Halil Umut Meler yönetecek.

İşte Süper Lig’de 23. haftanın maçlarını yönetecek hakemler:

18 Mart Cuma

20.00 Çaykur Rizespor – Trabzonspor: Volkan Bayarslan
20.00 Fatih Karagümrük – Kayserispor: Kadir Sağlam

19 Mart Cumartesi

13.30 Yeni Malatyaspor – Kasımpaşa: Ali Şansalan
16.00 Göztepe – Alanyaspor: Zorbay Küçük
16.00 Adana Demirspor – Başakşehir: Yaşar Kemal Uğurlu
19.00 Beşiktaş – Hatayspor: Yasin Kol

20 Mart Pazar

13.30 Antalyaspor- Giresunspor: Mustafa Kürşad Filiz
13.30 Demir Grup Sivasspor – Altay: Atilla Karaoğlan
16.00 Gaziantep FK – Galatasaray: Arda Kardeşler
19.00 Fenerbahçe – Konyaspor: Halil Umut Meler

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) , bugünkü toplantısında politika faizini yüzde 14’te sabit bıraktı. Böylece banka, son üç toplantıda faizi sabit tutmuş oldu. Piyasa beklentisi de faizin sabit tutulacağı yönündeydi. 

Açıklamada, yüzde 54,44 ile 20 yılın zirvesine ve TCMB’nin yüzde 5’lik hedefinin 11 katına yükselen enflasyonun nasıl düşürüleceğine dair somut bir ifade yer almadı. Kararın ardından dolar/TL, 14,70’ten 14,79’a yükseldi. Euro/TL de 16,25’ten 16,37’ye yükseldi.

Bankadan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Çatışmaya dönüşen jeopolitik riskler ve salgında varyantlar, küresel ve bölgesel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizliklerin daha da artmasına yol açmaktadır.

Küresel talepteki toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının daha da belirgin hale gelmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini değerlendirmektedir.

Bu çerçevede, iktisadi faaliyet, işgücü piyasası ve enflasyon beklentilerinde ülkeler arasında farklılaşan görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası iletişimlerinde ayrışma gözlenmekle birlikte, merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını halen sürdürmekte, varlık alım programlarını azaltarak devam ettirmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, bölgesel farklılıklar ortaya çıksa bile dış talebin de olumlu etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir.

Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler yakından takip edilmektedir.

Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir.

Kurul, uzun vadeli Türk lirası yatırım kredileri de dâhil olmak üzere kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşmasının finansal istikrar açısından önemli bir rol oynayacağını değerlendirmiştir.

Enflasyonda yakın dönemde gözlenen yükselişte, sıcak çatışma ortamının yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar ve talep gelişmeleri etkili olmaktadır.

Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan ve kararlılıkla sürdürülmekte olan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.

Alınmış olan kararların birikimli etkileri yakından takip edilmekte ve bu dönemde fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir.

Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Haram, Zehir, Zıkkım olsun!

Aydın’ın Nazilli İlçesi’nde halka seslenen İYİ Parti Lideri Akşener, iktidarın ekonomi politikalarını ve çok maaşlı bürokratları eleştirerek, “11 maaş alan müdürler var bu ülkede, yan gelip yatıyorlar. Haram olsun, zehir olsun, zıkkım olsun.” dedi.

Konuşmasında, Türk Telekom’un hisselerinin 1.6 milyar dolara yani 24 milyar liraya Varlık Fonu’na devredildiğini bu para ile haririlerin borçlarının ödendiğini söyleyen Akşener, “24 milyar lira ile yoksul kadınlara bir sene boyunca ayda 500 lira destek verilebilirdi. Çiftçiye iki katı bir yıllık para ödenebilirdi.

Bu para ile bütün girdi maliyetleri yüzde 50 düşürülebilirdi. Tarım üretiminde şahlanabilirdik. Devlet okullarında okuyan öğrencilerimize bir yıl boyunca sabah kahvaltısı ve öğlen yemeği verilebilirdi. Bunları yapmak yerine haririlerin borcunu sildiler. 24 milyar lirayı vatandaşın cebinden aldılar” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin herkesin birbirine hakaret ettiği bir dönemden geçtiğini belirten Akşener, konuşmasının devamında, “Uzun zamandır herkesin birbirine hakaret ettiği bir süreçten geçiyoruz. Herkesin birbirine hakaret ettiği bir ortama ben hayır diyorum. Vatandaşlarımız ile el ele vererek kutuplaştırma düzenini değiştireceğiz. Bu değişim helal oy ve demokrasi ile gelecek” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener, Aydın programına Nazilli’den başladı. Sabah saatlerinde parti otobüsü ile Nazilli’ye gelen Akşener, Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan ve partililer tarafından karşılandı. Akşener, daha sonra beraberindeki heyetle Nazilli Uzun Çarşı’da bulunan esnafları ziyaret etti, meydanda açıklamalarda bulundu:

“Aranızda olmaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bugün Nazilli burada gibi görünüyor. Bugün, hayatımda ilk defa bir geleneği beraber yaşadık. Pazar duası. Bereketli olmasını diliyorum. Allah hayırlı bol kazanç nasip etsin. İki yılı geçti il il, ilçe ilçe esnaf dolaşıyorum. Bu ziyaretlerin içinde kadınlarımızla karşılaşıyorum, kazan kaynatmakta zorlanıyorlar.

O gün dükkanların içinde bugüne kadar herhangi bir partiyi hiç yermedim. Kendi partimi hiç övmedim. Türkiye çok uzun zamandır şuculuk, buculuk üzerinden öyle bir kavga ettirildi ki, seçmen velinimet olmaktan çıktı. İsterim ki hepsi buraya gelsin, size hesap versin. İşte o zaman seçmen velinimet olur. Çok uzun zamandır herkesin birbirine hakaret ettiği bir süreçten geçtik, ben buna ‘Hayır’ diyorum. Biz sizinle el ele verip Türkiye’deki bu kutuplaşma düzenini değiştireceğiz. Neyle değiştireceğiz? Demokrasiyle sandıkta değiştireceğiz.

Telekom gitti biliyor musunuz? 1.6 milyar dolara Telekom’un hisselerini Varlık Fonu’na bıraktılar. Halbuki 2026 yılında kendiliğinden devlete geçecekti. Ama Hariri bunların arkadaşı, beraber tatil yapıyorlar. Dünyanın en büyük soygunu yapıldı bu ülkede. En son 1.6 milyar doların karşılığı 124 milyar lira. Ayda beş yüz lira ev kadınlarına para verilebilirdi. Çiftçilere iki katı bir yıllık para ödenebilirdi. Tarım üretiminde şahlanabilirdik.

Öğrencilere, ilköğretimden lise son sınıfa kadar devlet okulunda okuyan bütün çocuklara sabah kahvaltısı ve öğle yemeği verilebilirdi bir yıl boyunca. 124 milyar lirayı sizin benim cebimizden aldılar. ‘Haram olsun, zıkkım olsun’ demeyeyim de ne diyeyim? 11 maaş alan müdürler var bu ülkede, yan gelip yatıyorlar. Haram olsun, zehir olsun, zıkkım olsun.”

“Çocuğuma harçlık veremiyorum”

Akşener’in mikrofonu uzattığı bir kadın, 3 yetim çocuğu olduğunu söyleyerek, “Kimine 5 yerden maaş gidiyor, kimine de…Benim çocuğum delik deşik ayakkabıyla gidiyor. Ben çocuğuma harçlık veremiyorum sabahleyin. Delik deşik ayakkabıyla gidiyor. 2 senedir kan kusuyorum, kan. Sabaha kadar konuşuyorum. Kendi kendime delirdim. Vallahi, billahi delirdim. 3 tane çocuğum, yetimim var. Eşime söz verildi, dilekçe yapıldı ölüm aylığı için. 6-7 ay bizden prim ödememizi istediler, prim ödedik. Ondan sonra da bize tekmeyi attılar. Aklımı yitirdim artık.” diyerek isyan etti.

Mikrofonu alan Akşener, “Onlar seni burada duymaz. Ben senin sesini duyuracağım. En önemli ceza sandığa gideceksiniz, derdi olan sandıkta cezalandıracak” dedi. Daha sonra bir kuyumcu dükkanına giren Akşener, işlerin nasıl olduğunu sordu. Sektörün kötü durumda olduğunu belirten kuyumcu esnafı şu ifadeleri kullandı:

“İnsanımız kendi karnını doyuramıyor ki, gelsin alışveriş yapsın, takısını alsın. Vatandaşlar düğünde takı takıp, sonra geri iade etmek istiyorlar çünkü insanımızın alım gücü yok artık. Evine ekmeği zor götüren bir insan bu durumda gelip de düğünde takısını alması mümkün değil. Bu yüzden bizim sektörümüzde artık bu yüzden yavaşladı.

Hani diyorlar ya, ‘yastık altındaki altınları çıkarın’ onlar zamanında ülke çok iyi durumdayken yapılmış altınlardı ve onları koruyamıyorlar şuan. Koruyamadıkları için de zaten şuan yastık altındakileri de çıkarın diyorlar. Çıkardıkları için de zaten bu durumdayız. Pandemiden dolayı da iyice işler kötü. Pandemide belli bir birikimimiz olduğu için zaten bu dükkan ayakta.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Köşene Çekil’ Çağrısı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “20 yıldır iktidardasın kardeşim; ülkeye hizmet etmekten çok kendine, ailene, yakın çevrene, yandaşlarına hizmet ettin. Artık çekil, köşene çekil. Ülkeyi kişisel çıkar peşinde koşmayan, ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlar yönetsin.” dedi.

Erdoğan’ın, “Muhalefet, ‘Seçimi kazanırsak ülkedeki mültecileri göndereceğiz’ diyor, biz göndermeyeceğiz” ifadelerini de değerlendiren Kılıçdaroğlu, “Erdoğan sığınmacıları vatandaş yapıp oy mu kullandıracak?” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yetkin Report’tan gazeteci Murat Yetkin’in sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı daha önce Suriye’de barış sağlanınca geri dönebileceklerini, hatta Suriye içindeki kampların bu amaca da hizmet ettiğini söylemişti? Söylem değişikliğini neye bağlıyorsunuz?

“Erdoğan ilk defa böyle bir şey söylüyor. Ben bunun altında seçim hesabı olabileceğinden kuşkulanıyorum. Sormak gerekiyor: Sen sığınmacılara vatandaşlık verip, onlara oy kullandırarak koltuğunu mu korumak istiyorsun? Kendi vatandaşlarından değil, Suriyelilerden, Afganlardan medet umarak koltuğunu korumaya çalışan bir anlayış Türkiye’yi yönetemez. Sığınmacılara vatandaşlık vermek istiyorsan gidelim referanduma, halka soralım. Bakalım halk istiyor mu sığınmacılara vatandaşlık verilmesini?”

Siz de ilk defa söylüyorsunuz böyle bir şeyi, yani vatandaşlık için referandumu.

“Evet, ilk defa söylüyorum. Büyük şehirlerden başlayarak sığınmacı gettoları oluşmaya başladı. Sorumlu bir devlet adamı getto oluşumlarının tehlikelerinin de farkında olur. Ama Erdoğan sadece koltuğunu korumaya çalışıyor, artık Türkiye’yi yönetemiyor, böyle bir noktaya geldi.”

Seçim yasasındaki değişiklikler çerçevesinde mi görüyorsunuz sığınmacıları göndermeyeceği çıkışını?

“Seçim yasasındaki değişikliklerin amacı seçimlerde adaleti sağlamak için değil, koltuğunu korumak için… Seçim yasasıyla oynayarak koltuğunu korumayı başkaları da daha önce denedi ama hiçbiri başaramadı. Bir iktidar artık yolcuysa, halk onu gönderir, yasalarla oynayarak kendisini de koltuğunu da kurtaramaz.

Erdoğan’ın artık bir şeyi görmesi lazım. 20 yıldır iktidardasın kardeşim; ülkeye hizmet etmekten çok kendine, ailene, yakın çevrene, yandaşlarına hizmet ettin. Artık çekil, köşene çekil. Ülkeyi kişisel çıkar peşinde koşmayan, ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlar yönetsin.”

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Ev Kirasında Fahiş Artışa Düzenleme Geliyor

İstanbul başta olmak üzere Türkiye genelinde ev kiraları yükselmeye devam ederken, fahiş ev kirası artışına karşı bir dizi uygulama yapılması planlanıyor. İktidara yakınlığıyla bilinen Sabah gazetesi, kiralardaki fahiş artışa karşı yapılacak düzenlemeleri duyurdu.

Konut kiralarının artmasını fırsat bilen ev sahipleri mevcut kiracılarını evlerinden çıkararak evlerini çok daha yüksek tutarlara kiralayacakları yeni kiracılar bulmak istiyorlar. Evden çıkmayı kabul etmeyen kiracılara ise sözleşmelerin çok üzerinde oranlarda zam yapılmak isteniyor.

İktidara yakınlığıyla bilinen Sabah gazetesinde yer alan haberde ev kiralarında artış ve fırsatçı ev sahiplerine karşı yapılacak düzenlemelere ilişkin bilgilere yer verildi.

Fahiş artışa ‘tavan’ talebi

TÜFE üzerinde artış ve kira parasında ek zam isteyen ev sahiplerine yönelik şikayetler tüketici hakem heyetlerini, sektör temsilcileri, ilgili kurumları harekete geçirdi. Kiracıya verilen yasal haklar uygulanmadığı durumlarda Tüketici Hakem Heyeti’ne, taraflar arasında anlaşmazlıklarda mahkemeye dava başvurusu yapılabilir.

Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar, kirasını düzenli ödeyen, enflasyon oranında artıran kiracıların sözleşme sürecinden önce evden çıkarılmasının yasal olarak mümkün olmadığını belirterek, “Ev sahiplerinin bunun aksine talepleri olması durumunda kira miktarına göre il ve ilçelerdeki tüketici hakem heyetlerine, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması Genel Müdürlüğü, Maliye, CİMER’e şikâyette bulunmalılar. Kira sözleşmesine ödeyecekleri bedeli, süreyi mutlaka yazmalılar” dedi.

Sektör temsilcileri de kirada fırsatçılığın son bulması için geçici olarak zam sınırlaması, tavan getirilmesini önerdi. Ayrıca, 5 yılı dolan kiracılardan rayiç bedel isteme süresinin 8 yıla çıkarılması da talepler arasında yer alıyor.

Ev kirasında sözleşme sona erdirilemez

Kiracı ve kiralayan arasındaki anlaşma, kiracının hakları da Borçlar Kanunu’na göre belirleniyor. Kanuna göre, Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında kiracı aleyhine herhangi bir değişiklik yapılamıyor. Konut ya da işyeri kiralarında kiracı, sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulanmazsa sözleşme aynen devam eder. Yenilenmeyen kontratlar aynı şekilde 1 yıl süreyle daha geçerli olur. Bu durumda mal sahibi, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez.

Sektör temsilcileri, “Çocuğum evlenir, kendim taşınacağım” gerekçesiyle evin boşaltılmasını isteyen ev sahiplerinden noterden yazı istenmesi uyarısında bulunuyor. Kiracılar, bu koşulla çıkarıp 2 ay sonra kiraya veren ev sahiplerinden 1 yıllık kira kadar tazminat, taşınma masrafı alabilir.

Paylaşın

DSÖ: Kovid 19 Vakaları Dünya Genelinde Yüzde 8 Arttı

Dünya Sağlık Örgütü, (DSÖ) bir ay süren düşüşün ardından tekrar artmaya başlayan Kovid 19 vakalarının ‘buzdağının görünen kısmı’ olduğunu söyleyerek, salgın karşısında ‘uyanık’ olunması için çağrı yaptı.

Euronews’ta yer alan habere göre; DSÖ, 7-13 Mart arasında haftalık vaka sayısının küresel çapta yüzde 8 arttığını açıkladı. Örgüt, bazı ülkelerin test sayılarını düşürmesine karşın 11 milyon vaka ve 43 bin can kaybının görüldüğü martın ikinci haftasının ocak ayından sonra ilk artışı işaret ettiğini vurguladı.

Bulaşın yayılmasında Omicron varyantının etkili olduğu vurgulandı ve bazı ülkelerdeki düşük aşılama oranı ise yanlış bilgilenmeye bağlandı.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Vakalardaki artış, bazı ülkelerde testlerin azaltılmasına rağmen gerçekleşiyor, bu da gördüğümüz vakaların buzdağının sadece görünen kısmı olduğu anlamına geliyor” dedi.

Son dönemde özellikle Çin’de artan vakaların ardından sert karantina kuralları uygulanmaya başladı. Binlerce kişinin yaşadığı kentler tamamen kapatıldı.

Bir dizi uzman ise Avusturya, Almanya, İsviçre, Hollanda ve Birleşik Krallık’ta mart ayının başından bu yana artan vakalarla Avrupa’nın başka bir koronavirüs dalgasıyla karşı karşıya olduğuna dair endişelerini dile getirdi.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, hastaneye yatış oranlarının azaldığı gerekçesiyle kısıtlamaları gevşetme kararı almıştı. Bu kapsamda dışarıda maska takılması ve izolasyon kuralları yeniden düzenlendi.

Paylaşın

AİHM’e Başvurularda Türkiye Rusya’nın Yerini Aldı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Rusya’yı bugün resmen üyelikten çıkartması, Moskova’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatına yönelik sorumluluklarının da sonunu getirdi.

Son yıllarda AİHM’e yapılan başvuru sıralamasında sürekli ilk sırada yer alan Rusya’nın üyeliğinin son bulmasıyla ikinci sırada yer alan Türkiye bu ülkenin yerini aldı.

Strasbourg Mahkemesi’nde 2021 yılı sonu itibarıyla karar için bekleyen şikayetlerde, Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alırken, Türkiye 15 bin 251, Ukrayna 11 bin 372 ikinci ve üçüncü sıraları aldı. Romanya 5 bin 690 ve İtalya 3 bin 646 ile 4. ve 5. sıralarda.

2021 yılı itibarıyla AİHM bekleyen yaklaşık 70 bin davanın yüzde 70’ini Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Romanya’dan gelen başvurular oluşturuyordu.

AİHM’de 2021’de açıklanan mahkeme kararlarında daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye, ifade özgürlüğü alanında yine en fazla mahkumiyeti alan ülke olmuştu. AİHM, geçen yıl 31 davada Türkiye’yi ifade özgürlüğü şikayetinde insan hakları ihlalinden mahkum etmişti.

AİHM, Rusya aleyhine açılan bütün davaların incelenmesini askıya aldı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Rusya’nın resmen üyelikten çıkartılması yönündeki kararının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de bir açıklama yaptı. AİHM, Rusya aleyhine açılan bütün davaların incelenmesini askıya aldığını duyurdu.

Rusya’nın üyelikten çıkması ne anlama geliyor?

Rusya’nın komünizmin yıkılışının ardından doğu Avrupa ülkelerinde siyasi sistemlerin demokratikleştirilmesine yardımcı olan Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkması sembolik önem taşıyordu.

Ancak Moskova’nın üyelikten çıkmasının en somut sonucu 145 milyonluk Rus halkının bundan böyle konseyin yargı kolu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) korumasından yararlanma hakkının ortadan kalkması.

Rusya’nın üyelikten çıkmasıyla üye ülkelerdeki cezaevi ve karakolları haber vermeden teftiş etme hakkına sahip bağımsız uzmanlardan oluşan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi, bir daha bu ülkeye ziyaret gerçekleştiremeyecek.

Üye ülkelerin anayasa ve yasalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygunluğunu denetlemekten sorumlu Venedik Komisyonu, yine Moskova hakkında bağlayıcı kararlar veremeyecek.

Öte yandan Rusya’nın üyelikten çıkması konseyin bütçesinde yılda yaklaşık 500 milyon euro yani yüzde 7’lik gibi önemli bir azalmaya sebep olacak.

Rusya’nın üyelikten çıkartılma süreci nasıl işledi?

Rusya’nın, Ukrayna’ya yönelik askeri saldırıları nedeniyle Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi’nde ve Parlamenterler Meclisi’nde temsil hakkı 25 Şubat’ta askıya alınmıştı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 10 Mart’ta konseyin tüzüğünün 8. maddesi kapsamında AKPM’den Rusya’ya yönelik alınabilecek yeni yaptırım kararlarını görüşmesini istemişti. Rusya, 28 Şubat 1996’da Avrupa Konseyi üyesi olmuştu.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

ABD Merkez Bankası, Üç Yıl Sonra Faiz Artırdı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkez bankası Federal Reserve (Fed), enflasyondaki rekor artışa karşı, beklenen adımı atarak faiz oranını 25 baz puan artırdı. Üç yıllık aradan sonra ilk kez faiz artırımına giden Fed, faiz oranını 0-0,25’ten 0,25-0,50 aralığına yükseltti.

Fed’in bu yıl içinde altı faiz artırımı daha yapabileceği ve faiz oranını yıl sonuna kadar yüzde 1,875’e yükselteceği tahmin ediliyor.

Enflasyonda artış, büyümede düşüş beklentisi

Fed, enflasyon tahminini de yükselterek 2022 sonu itibarıyla yüzde 4,3 olarak açıkladı. Yıllık hedef daha önce yüzde 2 olarak belirlenmişti. Aralık ayı itibarıyla yüzde 4 olarak tahmin edilen ekonomik büyüme beklentisi de yüzde 2,8’e indirildi.

ABD’de enflasyon, 1970’ler sonrasının en yüksek seviyelerine çıkarak Şubat ayında yüzde 7,9 olarak kaydedilmişti. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle tavan yapan petrol fiyatları da ekonomide endişeleri artırıyor.

Bazı iktisatçılar, Fed’i faiz artırımı kararında yavaş davranarak riskleri artırmakla eleştirmişti. Fed’in faiz kararı gelişmekte olan ülkelerde de merakla bekleniyordu.

ABD’nin faizi artırması, doların bu ülkelerin para birimleri karşısında değer kazanmasına yol açıyor. Bu ülkelerin de para birimlerinin değer kaybını önlemek için faiz artırımına gitmesi bekleniyor.

Türkiye’de de Merkez Bankası Para Politikası Kurulu yarın toplanarak faiz kararını görüşecek. Fakat ekonomistler bir faiz artışı beklemiyor.

Paylaşın

Babacan: Erdoğan Ve Bahçeli Kendi Kazdıkları Kuyuya Düşecek

Cumhur İttifakı’nın Meclis’e sunduğu seçim yasasını değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Açık açık ifade ediyorum. Erdoğan ve Bahçeli, kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşecek. Seçim günü geldiğinde, halkımızın iradesi, her türlü siyaset mühendisliği ürünü formülü yıkıp geçecek.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Biz sadece ve sadece halkımızın sağduyusuna güvenerek bu yola çıktık. Halkımızın yoğun ilgi ve teveccühüyle de yolumuza devam ediyoruz. Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum: Masa başında üretilen formüllerle, entrikalarla seçim kazanılmaz. Seçim meydanda kazanılır. Onun için Erdoğan ve Bahçeli’ye hodri meydan diyorum.” ifadelerini kullandı.

Babacan, açıklamasının devamında, “Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli baş başa verip, jübile seçimlerine nasıl gireceklerini konuşmuşlar. Ancak, görünen köy kılavuz istemez. Sonuç şimdiden ülkemize hayırlı olsun. Önümüzdeki seçimler, Sayın Bahçeli’nin çeyrek yüzyıllık genel başkanlık kariyerinin de jübilesi olacak. Biz kendilerini, er ya da geç, kendilerine yakışan bir şekilde uğurlayacağız. Ardından, ülkemizi en kısa sürede, huzura, zenginliğe ve adalete kavuşturacağız. Önümüzdeki seçimler, devletin elindeki tüm imkanların, iktidardaki parti lehine seferber edildiği son seçim olacak.

İktidar ortaklarının aklına harita mühendisliği yapmak gelmiş. Seçimi, mevcut kurallarla artık kazanamayacaklarını nihayet anladıkları için, seçimin kurallarını değiştirme gayretine düşmüşler.Fakat yine yanılıyorlar! Çünkü seçimi, mevcut seçim sistemi yüzünden kaybedeceklerini zannediyorlar. Oysa kaybetmelerinin asıl nedeni, seçim sistemi falan değil. Kaybedecek olmalarının asıl nedeni, evirilip içine düştükleri zihniyet. Kaybeden kendi zihniyetleri, bu otoriter zihniyet olacak.” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde seçim kanunu tasarısı, dış politikadaki diplomasi trafiği ve aile hekimlerinin talepleri vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Seçim yasalarıyla oynamaktan medet umanlar, halkın çoktan vermiş olduğu bir kararla inatlaşmaya çalışıyorlar. Beyhude. Halkın desteğini kaybedip, seçimi matematik formülleriyle kazanacaklarını zannediyorlar. Vay yavrum vay… Uğraşsınlar, mümkün değil. Açık açık ifade ediyorum. Erdoğan ve Bahçeli, kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşecek. Seçim günü geldiğinde, halkımızın iradesi, her türlü siyaset mühendisliği ürünü formülü yıkıp geçecek.

Biz sadece ve sadece halkımızın sağduyusuna güvenerek bu yola çıktık. Halkımızın yoğun ilgi ve teveccühüyle de yolumuza devam ediyoruz. Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum: Masa başında üretilen formüllerle, entrikalarla seçim kazanılmaz. Seçim meydanda kazanılır. Onun için Erdoğan ve Bahçeli’ye hodri meydan diyorum.

‘Jübile seçimlerine nasıl gireceklerini konuşmuşlar’

Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli baş başa verip, jübile seçimlerine nasıl gireceklerini konuşmuşlar. Ancak, görünen köy kılavuz istemez. Sonuç şimdiden ülkemize hayırlı olsun. Önümüzdeki seçimler, Sayın Bahçeli’nin çeyrek yüzyıllık genel başkanlık kariyerinin de jübilesi olacak. Biz kendilerini, er ya da geç, kendilerine yakışan bir şekilde uğurlayacağız. Ardından, ülkemizi en kısa sürede, huzura, zenginliğe ve adalete kavuşturacağız. Önümüzdeki seçimler, devletin elindeki tüm imkanların, iktidardaki parti lehine seferber edildiği son seçim olacak.

İktidar ortaklarının aklına harita mühendisliği yapmak gelmiş. Seçimi, mevcut kurallarla artık kazanamayacaklarını nihayet anladıkları için, seçimin kurallarını değiştirme gayretine düşmüşler. Fakat yine yanılıyorlar! Çünkü seçimi, mevcut seçim sistemi yüzünden kaybedeceklerini zannediyorlar. Oysa kaybetmelerinin asıl nedeni, seçim sistemi falan değil. Kaybedecek olmalarının asıl nedeni, evirilip içine düştükleri zihniyet. Kaybeden kendi zihniyetleri, bu otoriter zihniyet olacak.

Ukrayna’da yaşanan gelişmeler nedeniyle, diplomaside yoğun bir trafiğin yaşandığı günlerden geçiyoruz. Dış politikanın, günübirlikçi zihniyete terk edilemeyecek kadar önemli bir konu olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Dış politikanın, bir kişinin duygu ve dürtüleriyle yönetilemeyeceği bir dönemdeyiz. Bu nedenle, başta Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri olmak üzere, diğer devletlerle yürütülen görüşmeleri çok yakından takip ediyoruz. Uluslararası alanda, ülkemizin ağırlığına duyulan ihtiyacın arttığı bir dönemde; iktidardaki zihniyetin kapasitesinin küresel gelişmeleri taşıyamaya yetmediğini görüyoruz.

‘Türkiye’yi AB sürecine yeniden sokacak siyasi akıl DEVA Partisi’nde’

Türkiye’yi, Avrupa Birliği sürecine yeniden sokacak siyasi aklın DEVA Partisi’nde olduğu özgüveniyle hareket ediyoruz. Tam demokrasiye varacağımız bu rotada vatandaşlarımızın hukuk güvenliğini ve refahını yükselteceğiz. Avrupa’yla ekonomik iş birliğimizi güçlendirerek, Avrupa ülkelerinden ülkemize akacak doğrudan yatırımların artmasını sağlayacağız. Asya’yla, Afrika’yla, tüm dünya coğrafyasıyla iyi ilişkilere dayanan bir anlayışla ülkemizin çıkarlarını koruyacağız.

Sağlık sistemini yönetmenin en iyi yolu, insanların hastalığa yakalanmasını önleyecek tedbirleri baştan alabilmektir. Koruyucu hekimlik sistemi güçlendirilmelidir. Hastanelerin üzerindeki yük hafifletilmeli, sağlık çalışmalarında gereken kaynaklar ve verimlilik arttırılmalıdır. Hükûmete, hekimleri hedef alan tüm eylem ve söylemi terk etmesi gerektiğini söylüyoruz. Sağlık hizmetleri geriye gidiyorsa tek sebebi kötü yönetimdir. Kimse suçu sağlık çalışanlarımıza ve hekimlerimize atmaya çalışmasın. Bu çağrımın bir numaralı muhatabının Sayın Erdoğan olduğunu ve dün yine kürsüden hekimlere nefret boca eden Bahçeli olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum.

İnanıyorum ki önümüzdeki 14 Martlar hekimlerimizin eylem değil bayram yapacağı bir gün olacak. Önümüzdeki yıllar sağlık çalışanlarımızın insanca yaşadığı yıllar olacak. Aile hekimlerinin iş güvencelerini ortadan kaldıran, sözleşmelerinin feshini kolaylaştıran ve ifade özgürlüklerini kısıtlayan Ceza Yönetmeliği’nin derhal değiştirilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

Paylaşın