Demir Çelik Fiyatları Tüm Sektörleri Zorluyor!

Son dönemde tüm dünyada yaşanan hammadde sıkıntısı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Petrol ürünlerinden gıdaya, pamuktan demir çeliğe kadar çok sayıda ürün grubunda yaşanan yüksek fiyat artışları tüketicinin karşısına zam olarak çıkıyor.

Özellikle çelik ve demir gibi ürünlerde önemli tedarikçi ülkelerden olan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş da büyük bir belirsizlik yarattı. Bu yüzden otomotiv, inşaat ve beyaz eşya gibi sektörlerin vazgeçilmezi olan demir-çelik ürünlerinde hem tedarik sorunu hem de fiyatlama problemi yaşanıyor.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan, uzun süredir çelik fiyatlarında artış yaşandığını ve savaşın başlaması ile beraber bu artışın hızlandığını, son günlerde yüzde 50’lik yükseliş gerçekleştiğini söyledi. Aslan, geçtiğimiz dönemde Rusya-Ukrayna tarafında 830 dolar, Uzakdoğu’da 750 dolar olan çeliğin ton fiyatının 1000 doları gördüğünü belirtiyor. Ancak fiyatlar savaşla beraber aniden 1500 dolar çıktı. Bu Avrupa’da 1500 Euro oldu. Savaş başlamadan önceki son 3-4 aylık dönemde fiyatlar yaklaşık yüzde 30 artış göstermişti.

Milyarlarca dolarlık ihracat kapasitesi

Dünyadaki önemli çelik üreticileri arasında yer alan Türkiye, ithal ettiği hurdayı çelik üretiminde kullanıyor. Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre 2021’de sektörün ihracatı 22,4 milyar dolar oldu. Bu büyüklük Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 9,9’una denk gelirken sektör, otomotiv ve kimyanın ardından üçüncü büyük ihracatçı konumunda. Ayrıca çelik sektörü 22,3 milyar dolarlık ihracatla bu alanda lider olan otomotiv sektörü için de oldukça stratejik bir öneme sahip.

Çelikle beraber demir ve alüminyum gibi metallerin ihracat büyüklüğü ise 8,6 milyar dolar. Yani sadece demir ve çelik gibi ürünlerin ihracatından 2021’de Türkiye’ye gelen para 30 milyar doları aşıyor. Ancak ihracatın yapılabilmesi için Türkiye, önemli oranda hurda ithal ediyor. Buradaki üretim için yapılan ithalat oranı yüzde 80’in üzerinde.

Fiyatlarda düşüş zor

Rusya ve Ukrayna pazarında yaşanan sıkıntıların uzun dönemde Türkiye’nin çelik sektörü için olumlu olacağını belirten Aslan, “Özellikle Avrupalı üreticiler bu savaştan çok etkilendi. Zira Rusya ve Ukrayna’dan ürün alamadılar. Bu açığı Türkiye, Hindistan ve Çin zamanla kapatacaktır. Ancak bu dönemde yaşanan tedarik sorunları iz bırakıyor. Savaş bitse bile fiyatlarda hissedilebilir bir düşüş beklemiyoruz. Çünkü çelik ve demir üretiminde en önemli maliyet kalemlerinden bir de enerji. Ve enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin kısa sürede çözülmesi mümkün görünmüyor. ABD ve Avrupa bazı alternatif çözümler arıyor. Bunlar da zaman alacaktır. Ayrıca uzun dönemde hammaddede son üç aydaki gibi benzer bir fiyat artışı da öngörmüyoruz” diye konuştu.

Son tüketici hissedecek

Aslan’ın altını çizdiği önemli noktalardan biri ise son tüketiciye olan etkiler. Üretilen yassı çeliğin boru imalatında, beyaz eşya sektöründe ve makine üretiminde kullanıldığını belirten Aslan, “Diğer tarafta da yassı olmayan yani uzun mamuller var. Bunlar da inşaat gibi sektörlerde kullanılıyor. Ve burada da fiyatlar ton başına 750 dolardan 950 dolara geldi. Hatta Avrupa’da 1150 Euro’ya çıktı. Bunlar otomotiv, makine, altyapı, inşaat ve çok sayıda sektör için yeni zamlar demek” şeklinde konuştu.

Bir konutta yüzde 10

İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Başkanı Tahir Tellioğlu da hammadde girdi fiyatlarında yaşanan artıştan şikayetçi. İnşaatta çimento ve demirin en önemli iki unsur olduğunu anlatan Tellioğlu, metrekare büyüklüğü ne olursa olsun bir inşaatta toplam maliyetin yüzde 10’unu çimento, yüzde 10’unu ise demirin oluşturduğunu söyledi.

Yaklaşık bir yıl önce demirin ton fiyatının 6 bin lira olduğunu ancak şu anda demirin ton fiyatının 16 bin liraya geldiğini ve bu maliyetlerle kimsenin başa çıkamadığını belirten Tellioğlu, “Bizim en büyük girdi maliyetimizi arsalar oluşturuyor. Demir ve çimento toplam maliyetin içerisinde küçük gibi görünse de aslında önemli bir yük. Ve fiyatlar sürekli artıyor. Bu konuda yapılması gereken en önemli düzenleme en azından demirdeki KDV oranının yüzde 18’den yüzde 8’e indirilmesi. Çünkü demirsiz inşaat olmaz” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan inşaat maliyeti endeksine göre bu yılın Ocak ayında maliyetler 2021 yılı ocak ayına göre yüzde 79,91 oranında artış göstermişti.

Konut fiyatları önlem alınmazsa artacak

Gerekli adımların atılmaması durumunda Haziran ayına kadar konut fiyatlarında yüzde 30’luk bir artışın daha yaşanacağını belirten Tellioğlu, “Evet burada küresel bir krizden bahsediyoruz. Enerji maliyetlerinin geldiği nokta belli. Ancak bunun yanında stokçuluk ve başka unsurlar da var. Küresel piyasalardaki fiyat artışı yüzde 50 ise maalesef Bunu bize yansıması 2-3 kat fazla oluyor. Yani fiyat artışı yolda artıyor. Burada bazı üreticilerin fiyatlara ‘köpük’ koyduğunu biliyoruz. Tüm ürünlerde bunun önüne geçilmesi lazım. Eğer gerekli düzenlemeler yapılırsa, vergi indirimleri uygulanırsa ve üretici sektörlerle görüşüp fiyat indirimleri sağlanırsa fiyatlarda artış olmayacağı gibi yüzde 20 düşüşte sağlanabilir. Ancak bunlar olmazsa yaz aylarında bu maliyet artışının etkisi konut sektörüne de yansıyacaktır” dedi.

Üretim hızla düşüyor

Tellioğlu’a göre bu konudaki diğer bir tehlikede 5 yılda 1,5 milyondan 600 bin seviyelerine gerileyen yıllık konut üretiminin artan maliyetlerle daha da aşağı inmesi. Bu durumda arz sıkıntısının daha da büyüyeceğini aktaran Tellioğlu, piyasada maliyetleri azaltacak ve üretimi arttıracak tedbirlerin acil olarak uygulanmasını talep ediyor.

Maliyet artışları büyük projeleri ve üreticileri daha çok etkiliyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan, “Kimse ocak ayında yaptığı anlaşmaya uyamıyor. 2-3 aylık stoklarla iş yapılıyor. Siz bir yıllık tedarik anlaşması yaptıysanız 3 ayda değişen fiyatlarla baş edemezsiniz” şeklinde konuştu.

Enflasyona da yansıyacak

Son günlerde yaşanan fiyat artışlarının yaz sonunda enflasyona yansımaya devam edeceğini belirten ÇİB Başkanı Adnan Aslan, durumu şöyle anlatıyor: “Benim Ukrayna’dan 980 dolara daha önceden verdiğim sipariş iptal oldu. Ben de iç pazara yöneldim aynı ürünü 1530 dolara almak zorunda kaldım. Ancak ürünü bugün teslim alamıyorum. Yani parasını verseniz bile ürünü bulamıyorsunuz. Ürün için haziran ve temmuz ayına anlaşma yapabiliyorsunuz. Bu ne demek? Ben yüksek fiyattan bu ürünü aldım ancak bana üç ay sonra gelecek. Ve ben ona göre üretim yapacağım. Daha sonra o günün fiyatıyla bu ürün diğer sektörlere satılacak. Yani otomotiv de ya da beyaz eşya da ürünler yüksek maliyetle üretilecek. Beyaz eşya da kullanın daha az olabilir ama çelik kullanımı yüksek olan ürünlerde bu daha fazla görülebilir. Yani özellikle yaz sonunda enflasyonda bunun etkisini daha fazla hissedeceğiz.”

Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçılar Derneği (EVSİD) Başkanı Talha Özger de, “Hammadde fiyatları sürekli artıyor. Ve bu artış durdurulamıyor. Tencere ve tava gibi ürünlerde de yaz aylarında yüzde 60’a yakın zamlar görebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Açlık Sınırı 5 Bin 738, Yoksulluk Sınırı 17 Bin 349 Liraya Yükseldi

Enflasyon, yoksulluk ve açlık sorunu büyütmeye devam ediyor. Temel gıda maddelerinin fiyatlarında yüzde 17’nin üzerinde artış yaşanan martta dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 5 bin 738 liraya kadar yükseldi. Yoksulluk sınırı da 17 bin liranın da üzerine çıktı.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak belirlediği açlık sınırı ile gıdanın yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissine kapılmadan karşılayabilmesi için yapması gereken gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesapladığı yoksulluk sınırı araştırmasının Mart 2022 sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, açlık sınırı martta bir önceki aya göre 601 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 428 lira artarak 11 bin 611 liraya yükselirken yoksulluk sınırı da toplam bin 29 lira yükseldi.

Geçen yıl mart ayına göre ise açlık sınırı 2 bin 342 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 3 bin 432 lira lira arttı. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı da son bir yılda toplam 5 bin 774 liralık artışla 17 bin 349 lira oldu.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede ise şu ifadelere yer verdi;

Açlık sınırı, yaşanan bu artışla birlikte 2022 yılı için belirlenen 4 bin 253 liralık asgari ücretin bin 485 lira üzerine çıkarken, emekli aylıklarına ve çalışanların ücretlerine yılbaşında yapılan zamları da anlamsız kıldı. Çalışanların yüksek enflasyon karşısında üç ayda eridiği için çalışanların yıl sonu beklenmeden yeniden belirlenmesini talep ettiği asgari ücret dört kişilik bir ailenin ancak 22 günlük dengeli beslenmesine yetebilecek bir noktaya düştü.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 68 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 15 bin 303 yeni vaka tespit edilirken, 68 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,32 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,07 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 288 bin 140 test yapılırken, 15 bin 303 yeni vaka tespit edildi. 68 kişi hayatını kaybederken, 18 bin 965 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,32 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,07 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 733 bin 931’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 24 Mart verilerine göre, dün 298 bin 461 test yapılmıştı. Dün, 16 bin 894 vaka tespit edilirken, 77 kişi hayatını kaybetmiş ve 19 bin 553 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Çiftçinin İktidardan 211 Milyar Lira Alacağı Var

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anlalya, Kumluca Toptancı Hali’nde düzenlenen “Kumluca Expo İhtisas Domates Fuarı”nın açılışında yaptığı konuşmada, çiftçinin kazanmasının toplumun her kesimi için kazanç olduğunu söyledi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Tarım artık stratejik sektördür, pandemi bize gerçeği gösterdi ki tarımı olmayan, tarımı gelişmemiş bir ülke bir şekliyle açlığa mahkum olabilir. Tarım ürünlerini dışarıdan getirmek zorunda kalabilir” diye konuştu.

Türkiye’nin toprağı, güneşi, suyu ve çalışkan insanlarının olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, buna rağmen arpa, mercimek, pamuk, et ve canlı hayvanın dışarıdan alındığını dile getirdi.

Tüm üreticilerin neden yurt dışından ithalat yapıldığını düşünmesi gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Değerlerimiz, imkanlarımız, bereketli topraklarımız, çalışan insanımız var, evet o zaman neden dışarıdan getiriyoruz. Neden bir açlık, yoksulluk kriziyle karşı karşıya kalıyoruz. Bunu hepinizin düşünmesini isterim. Çözümü var, çözümsüz bir sorun yoktur. Sorunu çözmekte samimiyseniz sorunu yaşayanı, çiftçiyi dinleyeceksiniz” dedi.

Gübre, yem, naylon, ilaç ve elektriğe yapılan zamları herkesin bildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Nasıl aşacağız, çözeceğiz? Çözümün adresi siyaset kurumudur. Siyaset çözecek bunu. Siyaset de akılla, bilgiyle birikimle bunu çözecek” ifadesini kullandı.

Planlamasız hep beraber domates, soğan ekildiği için ertesi yıl herkesin iflas ettiğini savunan Kılıçdaroğlu, devletin havza bazlı planlama yapması gerektiğini ifade etti.

Planlama yapılırsa herkesin üretim yapıp alın teri dökeceğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“O zaman dışarıdan almaz, ürettiğimiz ürünleri dünyanın her yerine ihraç ederiz. Herkes çalışıyor, biz gidiyoruz ‘Hep birlikte Afrika’da arazi kiralıyoruz. Afrika’da üreteceğiz.’ Türkiye, bizim vatanımız değil mi, bizim bayrağımız yok mu? Bu ülkede ekip biçmeyecek miyiz, kazanmayacak mıyız? Bunun olması lazım. İşin özeti maliyet artı makul kar eşittir taban fiyat.”

“Rusya ve Ukrayna’ya 80 milyonu alamadık”

Üretilen ürünün daha çok Rusya ve Ukrayna’ya ihraç edildiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, orada savaş çıktığını, ihracatçının alacağı olan 80 milyon doları alamadığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, iktidarın devreye girmesi, üreticinin hakkını ve hukukunu koruması gerektiğini ifade etti.

Ukrayna, Rusya ilişkilerinin sürdürülmesi gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Eskiden karşılığını dolar olarak alıyordunuz, şimdi savaştan dolayı ruble vereceğiz diyor. Ruble dolar karşısında sürekli değer kaybediyor. Değer kaybetmesi üreticinin hakkını alamaması demektir” dedi.

“Çiftçinin iktidardan 211 milyar lira alacağı var”

Kılıçdaroğlu, Ziraat Bankası, kamu bankaları, hatta tüm bankaların devreye girerek üreticiye en az iki yıl faizsiz kredi açması, “Sen al, üret, ihraç et.” demesi gerektiğini dile getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir devlet olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, “CHP var ya, hep eleştiriyor.’ diyorlar. Sorunun nasıl çözüleceğini üç öneri olarak paylaştım. ‘Paramız yok’ diyorlar. Bu siyasi bir tercihtir. Elin oğluna dünyanın parasını veriyorsunuz, çiftçiye gelince vermiyorsun. Arabanız, buzdolabınız, çamaşır makineniz, evde koltuğunuz da olmayabilir ama günde üç sefer yemek yemek, karnınızı doyurmak zorundasınız. Onun için tarım sektörüne önem vermek lazım.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, milli gelirin en az yüzde 1’inin çiftçiye verilmesi gerektiğinin yasalarla belirtildiğini, çiftçinin iktidardan 211 milyar lira alacağı olduğunu söyledi.

Paylaşın

10 Vekilin Dokunulmazlık Dosyası TBMM’de: 9 HDP, 1 DBP

TBMM Başkanlığı’na Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 9,  Demokratik Bölgeler Partisi’nden (DBP) de 1 milletvekiline ait 10 dokunulmazlık dosyası sunuldu. Meclis’e gönderilen Cumhurbaşkanı fezlekeleri, Anayasa Adalet Karma Komisyonu’na sevk edildi.

Haber Merkezi / Dosyalar arasında HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca, HDP Siirt Milletvekili Sıdık Taş, HDP Van milletvekilleri Murat Sarısaç ile Tayip Temel, HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü, HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay ve DBP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’a ait dosyalar bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

CHP’li Salıcı’dan ‘Seçim Kanunu’ Yorumu: Korkunun Ecele Faydası Yok

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Cumhur İttifakı’nın Seçim Kanunu teklifi hakkında, “Masa başında formül peşinde koşuyorlar. Boşuna kürek çekiyorlar. Korkunun ecele faydası yok” ifadelerini kullandı.

Partisinin Antalya’da düzenlediği “Büyük Örgüt Buluşması”nda bir grup gazetecinin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Salıcı, iktidarın “sandıktan çıkan mesajı almadığını gördüklerini” dile getirerek, Millet İttifakı’nda oy oranı düşük partilerin seçime nasıl gireceği tartışmaları hakkında da, “Biz formül buluruz. Yani ittifak yerinde duruyor. Nasıl şekillenir onu göreceğiz” diye konuştu.

Doğu Masası kapsamında partilerine katılan vatandaşların büyük bir kısmının geçmişte AKP’ye oy vermiş kişiler olduğuna dikkat çeken Salıcı, “Doğu ve Güneydoğudaki iki partili sistem olmayacak. Van ve Diyarbakır’dan kesin milletvekili bekliyoruz” dedi.

“Masa başında formül peşinde koşuyorlar”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Seçim Kanunu teklifi ile ilgili, “Korkunun ecele faydası yok yasası. Masa başı mühendislikleriyle seçim kazanmaya çalışıyorlar. Seçim masa başında kazanılmaz, seçim sahada kazanılır” söyleminde bulunan Salıcı, “Biz sahada çalışıyoruz, onlar masa başında formül peşinde koşuyorlar” ifadesini kullandı.

AKP ve MHP’nin teklifi hazırlarken 2018 seçim sonuçlarını göz önünde bulundurduğunu kaydeden Salıcı, şöyle devam etti: “Türkiye, 2018 Türkiyesi değil ki. 2018 Türkiyesi’nde bizim 11 büyükşehrimiz yoktu. Biz bir yerel seçim başarısı yaşamış değildik. 2018’de aldığımız oy yüzde 22.65’ti. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın en sevdiği kişiye anket yaptırın. Herhalde Cumhuriyet Halk Partisi’nin oyu yüzde 22.65 çıkmaz. Çok çok daha yukarıda çıkar. Dolayısıyla boşuna kürek çekiyorlar.”

İstanbul’da yerel seçimin iptal edilerek tekrarlandığını hatırlatan Salıcı, “Sonuç, vatandaş döndü tokadı vurdu. Sandıktan çıkan sonuca riayet edeceksin. Sandıktan çıkan mesajı almadıklarını görüyoruz. Ya da bu mesajdan ders almadıklarını görüyoruz” ifadesini kullandı.

“Genel Kurulda değişiklik bekliyorum”

Salıcı, “Seçim Yasası’nda genel kuruldaki görüşmeler sırasında değişiklik bekliyor musunuz?” sorusuna da şu yanıtı verdi: “İki parti oturup konuşuyor. İki partinin konuştuğu bir yasa teklifinin Meclis’e gelmesi bir yılı buldu. Biz bu arada altı siyasi parti oturduk geleceğe dair Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metnini hazırladık ve kamuoyuna açıkladık. (…) İki parti arasında yapılan hesaplarla ilgili, birbirlerine dair hesaplarla ilgili sıkıntı var. Genel kurulda da değişiklik önerileri verilebilir. Biz son haline bakarız. Değişiklik mümkün. Çok iyi anlaşıyor olsalardı bir sene sürmezdi Meclis’e gelmesi.”

“İttifak yerinde duruyor, formül buluruz”

Salıcı, “Millet İttifakı’nın milletvekili seçimleri için nasıl bir yol izleyeceğine” ilişkin bir soruyu ise şu sözlerle yanıtladı: “Biz formül buluruz. Önce şunun yapılması lazım. Bu kanun Genel Kurul’dan böyle mi geçecek? Kanun geçer, geçmiş olduğu haliyle biz meseleyi tartışırız. Diğer siyasi partiler de geçmiş olduğu haliyle tartışır. Süreç yürür. Yani ittifak yerinde duruyor. Nasıl şekillenir onu göreceğiz.”

“İktidarın Millet İttifakı’nı bozmak amacıyla çeşitli saldırılarda bulunduğunu” öne süren Salıcı, “İttifak bunları atlattı. Bir güven duygusu siyasi partiler arasında oluşmuş durumda ki böyle bir metne imza attılar. Bundan sonra ciddi bir engelle karşılaşmadan yürüyecektir” ifadesini kullandı.

“Masa, adayını çıkaracak ve arkasında duracak”

Salıcı, Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin soru üzerine de, “O konuşulmuyor şu an. Masada bir aday belirlenecek. Masada belirlenen aday, aday olacak. Seçimin tarihi belli mi, seçimin tarihinin belli olmadığı yerde adayı niye konuşalım” dedi. Salıcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili sorular üzerine de şunları söyledi:

“Burada önemli olan ittifakın sürmesi, birbiriyle diyaloğun devam etmesi, geleceğe dair mutabakatın devam etmesi, bütün bu sürecin sonucunda da masa kendi adayını çıkaracaktır ve çıkardığı adayın arkasında da duracaktır. Yani biz, isim konuştuğumuz zaman, ya da isimler üzerine yorum yaptığımız zaman içeriği kaçırmış oluyoruz. Tabii Türkiye’yi geleceğe dair bir fikir yönetecek, belirleyecek. Masanın adayı olan kişi o fikrin taşıyıcısı olacak. Seçilecek olan aday o fikrin uygulayıcısı olacak. Ortaya önce fikir konmalı.”

Paylaşın

Altı Muhalefet Lideri İkinci Defa Buluşuyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi liderleri, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde ikinci defa bir çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

Ahlatlıbel’de yapılan ilk görüşmeden yaklaşık 1.5 ay sonra gerçekleşecek ikinci buluşmada masada “Parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritası”, “Olası bir ittifakın ilke ve değerleri” ile “Seçim sonrası uygulanacak politikalar konusunda üzerinde çalışılacak konular”ın olması bekleniyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan 12 Şubat’ta Çankaya Belediyesi’nin Ahlatlıbel tesislerinde bir araya gelmiş, yaklaşık 5 saat süren görüşmede Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni’ne nokta koyarak metnin 28 Şubat’ta açıklanması kararı almıştı.

Görüşmeden sonra yapılan açıklamaya göre liderler ayrıca ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ve seçimlerden sonra uygulanmaya başlanacak politikalar konusunda ortak çalışma yapılacak konu başlıklarının belirlenmesinde uzlaşmıştı.

Görüşmenin ardından planlandığı gibi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni 6 partinin genel başkanının katılığı bir programla 28 Şubat’ta kamuoyuna açıklandı. Ardından 27 Mart’ta yapılacak ikinci buluşma için hazırlıklar başladı.

“2. Liderler Buluşması”na ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan görüşme öncesi 5 genel başkanı ayrı ayrı ziyaret ederek toplantının gündemine dair görüş alıverişinde bulundu.

Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre Babacan’ın sunduğu taslak gündemde “Parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritası”, “Olası bir ittifakın ilke ve değerleri ne olmalı?” ve “Seçim sonrası uygulanacak politikalar kapsamında ele alınacak tematik konular ne olmalı?” başlıkları yer aldı.

Geçiş sürecinin yol haritası ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ konusunda uzlaşan partilerin seçimi kazanmaları durumunda parlamenter sisteme geçiş takvimini, Cumhurbaşkanı’nın geçiş sürecinde ülkeyi nasıl yöneteceği, yetkilerini nasıl kullanacağı, bu yetkileri kullanırken kendisini destekleyen partilerin iradesini hangi metotlarla yönetim sürecine katacağı gibi başlıkları içeriyor.

6 liderin buluşması her ne kadar “ittifak” olarak yorumlansa da henüz ittifakın adı da yapısı da konuşulmuş değil. Olası bir ittifakın ilke ve değerleriyle ilgili çalışma kapsamında da kurulacak ittifakın yapısı, mekanizmalarının da yer alacağı ilke ve değerler üzerinde de konuşulup uzlaşılması gerekiyor. Ayrıca seçime doğru giderken başta ekonomi olmak üzere dış politika, sosyal politika gibi belirlenen bazı temel konularda ortak hedef ve ilkeleri içeren tematik çalışmalar yapılması öneriliyor.

Liderler bu gündem önerilerinde anlaşmaları durumunda, söz konusu 3 başlıkla ilgili çalışma başlatılması talimatı verecek. Bu çerçevede partiler görevlendirmeler yapacak, çalışma komisyonları oluşacak.

Seçim kanunu

6 liderin buluşmasında AK Parti ve MHP’nin hazırladığı seçim kanunu teklifinin resmi gündem başlıkları arasında yer alması beklenmiyor. Liderlerin konuyla ilgili değerlendirme yapabileceği konuşulurken bu konunun kanun Meclis’ten geçtikten sonra ele alınacağı ifade ediliyor.

Kaynaklar, “Teklifin Meclis’ten nasıl çıkacağının görülmesi gerek. Son hali görülmeyen bir düzenlemeyi konuşmak doğru olmaz.

Aylarca barajın yüzde 7’ye düşürülmesi gündemdi. Ancak teklif ittifak sürprizi ile geldi. Son dakika Meclis Genel Kurulu’nda da önergelerle değişiklik yapılması mümkün. O nedenle teklifin nasıl yasalaşacağını görmek gerek” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı adayı

Muhalefet liderlerinin ilk buluşmasında Cumhurbaşkanı adayının gündeme gelmediği, sadece “bu konuyu değerlendirmek için erken olduğu” görüşünde uzlaşıldığı ifade edilmişti. Ortak Cumhurbaşkanı adayı konusunda genel bir eğilim olsa da liderlerin bu konuyu daha ilerideki buluşmalarda ele alabileceği ifade ediliyor.

6 muhalefet lideri 12 Şubat’taki ilk buluşmasını Çankaya Belediyesi’nin Ahlatlıbel tesislerinde gerçekleştirdi. DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’ın ev sahipliği yapacağı ikinci buluşma için otel, restoran gibi farklı seçenekler değerlendirildikten sonra en son DEVA Partisi’nin Mustafa Kemal Mahallesi’ndeki Genel Merkez binasında karar kılındı. Yemekli buluşma için DEVA Partisi genel merkezindeki geniş bir toplantı salonunun kullanılması bekleniyor.

Paylaşın

NATO Zirvesinin Türkiye İçin Yansıması Ne Oldu?

NATO’nun Brüksel’deki olağanüstü zirvesinden Ukrayna’ya destek ve doğu kanadının güçlendirilmesi kararları çıkarken, bu çerçevede Türkiye’nin ve Karadeniz’in İttifak için öneminin arttığı, diğer yandan Ankara’nın ince bir çizgi üstünde sürdürdüğü denge politikasının ileride zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

İttifak’a üye devlet ve hükümet başkanlarını Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ilk kez yüz yüze getiren dünkü zirveden birlik görüntüsünün yanı sıra caydırıcılığı artırıcı bazı yeni tedbir kararları da çıktı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Bugün müttefik ülke liderleri, Ukrayna’ya daha fazla destek verme konusunda anlaştı” diyerek, Ukrayna’nın kendini savunma hakkına yardım edeceklerini vurguladı. Stoltenberg ayrıca, NATO’nun yeni bir güvenlik gerçeği ile karşı karşıya olduğunu belirterek, özellikle ittifakın doğu kanadında daha fazla ekipman ve malzemeyle NATO’nun varlığının güçlendirileceğini ifade etti.

Doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye

NATO Zirvesi ile birlikte aynı gün içinde AB ve G7 zirvelerinin de gerçekleştirilmesi de Rusya’ya karşı “birlik ve sağlam duruş” mesajı olarak yorumlanıyor.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle Avrupa’nın jeopolitik ve güvenlik çerçevesinde çok ciddi ve kalıcı bir değişim olduğunu vurguluyor.

Peki bu değişim Türkiye’yi nasıl etkiler ve NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi kararı Türkiye’nin önemini artırır mı?

Ülgen, bu soruları “Bu değişim Rusya’yı yeniden bir tehdit olarak gören ve bu tehdide cevap için strateji arayan bir Avrupa’yı karşımıza çıkardı. Bu açıdan baktığımızda muhakkak ki Türkiye gibi NATO içindeki en güçlü ordulardan birine sahip ve coğrafi olarak da kritik konumdaki bir ülkenin önemi bu olaylar sonrasında arttı” diye yanıtlıyor.

Bunun son dönemde Türkiye’ye yönelik artan diplomasi trafiğiyle de görülebileceğini belirten Ülgen, doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye’nin İttifak için öneminin artmasının Ankara’nın şimdiye kadar takip ettiği denge politikasını nasıl etkileyeceği sorusuna karşılık ise şunları söylüyor:

“Türkiye’nin politikası zaten buydu. Yani Türkiye, Rusya ile NATO arasında eşit uzaklıkta olan bir ülke değil, Türkiye zaten bir NATO ülkesi. Ama tabii Türkiye’yi diğer NATO üyelerinden Rusya politikasında ayıran bir boyut vardı; o da Türkiye hala Rusya ile diplomatik ilişkilerini koruyan ve yaptırım uygulamayan bir İttifak üyesi.”

Ülgen, bunun kısmen NATO’ya da bir faydası olduğunu ve Türkiye üzerinden Rusya ile bir diyalog imkanına kavuşulduğunu, ancak uzun vadede Türkiye’nin bu durumu sürdürmekte zorlanabileceğine işaret ediyor. Sinan Ülgen, Türkiye’nin bu dikkatli tutumunun ve bir taraftan da Rusya’yı gözetmesinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunun önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türkiye’nin takip etmesi gereken ince bir çizgi var. Türkiye yaptırım uygulamıyor ve evet, şu anda Türkiye üzerinde (yaptırım için) çok büyük bir baskı da yok. Türkiye’nin niye bu politikayı izlediği anlayışla karşılanmış gibi duruyor. Ama tabii ki Türkiye’nin Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan bir ülke olarak görülmemesi de lazım. Burada ince bir çizgi var ve buna dikkat etmek gerekecek.”

Güvenliğin bölünmezliği ilkesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında dikkat çektiği, “güvenliğin bölünmezliği ilkesi” ve savunma sanayi alanında Türkiye’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısı da Türkiye-NATO ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir husus olarak görülüyor.

Erdoğan, “Türk savunma sanayi ürünlerinin başarıları ortadayken bu alanda karşılaştığımız engellemelerin hiçbir makul gerekçesi olamaz. Savunma sanayimizin önüne bizzat bazı müttefiklerimiz tarafından konan kısıtlamaların artık kaldırılması ortak menfaatimizedir” demişti. Erdoğan ayrıca “Müttefikler arasında gizli-açık ambargoların bırakın uygulanmasını, gündeme dahi gelmemesi gerekir” diyerek, bu konudaki beklentilerini liderlerle paylaştığını ifade etmişti.

Türkiye’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini alması ABD’nin CAATSA kapsamında Türkiye’ye yönelik yaptırımları hayata geçirmesine yol açmıştı. Buna ek olarak Almanya, Kanada, Fransa gibi İttifak ülkelerinin de halen Türkiye için savunma alanında bazı örtülü ve açık ambargoları bulunuyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, kısıtlamaları uygulayan NATO ülkelerini eleştiriyor ve Türkiye’nin özellikle zayıf olduğu uzun menzilli hava savunma sistemi için yeterli destek alamadığı için S-400’lere yöneldiğini ve sonucunda yaptırımlara maruz kaldığını söylüyor.

“Türkiye kim? Türkiye bir NATO üyesi ve doğu kanadının da en ön savunucusu” saptamasında bulunan Karaca, ortada bir ikilem bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Karaca, NATO’nun temel kuruluş felsefesinin “caydırıcılık, dayanışma ve herkesin eşit olduğunu gösteren oydaşma” ilkelerine dayandığını hatırlatarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) YPG’ye verdiğini söylediği desteğin bu felsefeyi zedelediğini belirtiyor. Karaca ayrıca, “Cumhurbaşkanı ‘benim güvenliğim, senin de güvenliğin. Sen nasıl bunlara destek verirsin’ diyor. Eğer güvenliği bölecekseniz üçlü ana felsefenin dışına çıkmış olursunuz” yorumu yapıyor.

Bu arada Erdoğan’ın zirve kapsamında yaptığı ikili görüşmelerden Türkiye-Fransa-İtalya üçlü iş birliği platformunun tekrar canlandırılması kararı da çıktı. Bu platformun yeniden işler olacağını İtalya Başbakanı Mario Draghi açıkladı.

Karadeniz’in önemi artıyor

NATO zirvesinin ortak bildirisinde Ukrayna’ya desteğin ve bu kapsamda tanksavar ve İHA (insansız hava aracı) yardımının da artırılacağı belirtildi.

Buna ek olarak Stoltenberg, İttifak’ın “Baltık denizinden Karadeniz’e kadar” güçlendirileceğini ifade ederken, “NATO liderleri caydırıcılığı artırmak için anlaştı. Doğu kanadında daha fazla askerimiz olacak. Denizaltı ve hava filomuzu güçlendireceğiz. Savaş gemileri kalıcı olarak görevde olacak” diye konuştu.

Bu açıklamaların Karadeniz açısından anlamının ne olabileceği sorusu üzerine Ülgen, Türkiye’nin şu anda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını belirterek, durumu şöyle aktarıyor:

“Şu anda Montrö’nün 19. Maddesi uygulanıyor. Bu madde savaşan tarafların gemileri ve denizaltılarına bir yasak getirir. Yani Rusya ve Ukrayna’ya yönelik bir yasak bu. NATO ülkeleri açısından ise iki farklı kategori var; kıyıdaş ülkelere bir kısıtlama yok, kıyıdaş olmayan ülkelerin gemilerine ise hem süre hem tonaj kısıtlaması var. Bunlar değişmeyecektir. Dolayısıyla NATO Karadeniz’de ilave varlık göstermek isteyebilir ama bu da Montrö kurallarına tabi olacaktır.”

Bu arada NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğinde olan ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçirilen Stratejik Konsepti Haziran ayında Madrid’de gerçekleştirilecek zirvede karara bağlanacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Meclis’teki Partiler Seçim Yasası Değişikliğini Nasıl Görüyorlar?

Seçim barajının yüzde 10’dan 7’ye indirilmesini de içeren “Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa Komisyonu’nda kabul edildi.

Sıradaki adresi TBMM Genel Kurulu olan teklifle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne paralel olarak Seçim Kanunu’ndaki “Başbakan” ibareleri kanundan çıkartılıyor.

Teklif ayrıca cumhurbaşkanının seçim yasaklarından “muaf tutulması” ve ittifak içindeki partilerin milletvekili dağılımı hesaplanmasındaki değişiklikler gibi düzenlemeleri de içeriyor.

Teklife göre, ittifak içindeki siyasi partiler, seçim çevresindeki aldıkları oy oranına göre milletvekili çıkaracaklar. Yapılan düzenleme ile bir siyasi partinin içinde bulunduğu ittifakın artık oylarından, bir anlamda oy avantajından yararlanarak milletvekili çıkarmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Parlamentoda şu an teklifi sunan AKP ve MHP ile birlikte toplam 14 parti ve onları temsilen 575 milletvekili ek olarak 6 bağımsız vekil bulunuyor. 12 partinin seçim yasasında planlanan değişikliğe ilişkin açıklamalarını derledik…

Cumhuriyet Halk Partisi

Millet İttifakı’nın başını çeken ve parlamentoda 135 sandalyesi bulunan CHP’de yeni düzenleme “ittifaklara suikast” olarak değerlendirildi ve küçük partileri etkisizleştirme çabası olarak yorumlandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun henüz konuşulmamakla birlikte, muhalefetin bu sorunu aşacak çözümler üreteceğine, farklı ittifak senaryolarının gündeme gelebileceğine dikkat çekti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da AKP ve MHP’nin seçim kanunu teklifini “Biz acaba koltuğumuzu nasıl koruruz diye düzenleme yapıyorlar” sözleriyle değerlendirdi.

Halkların Demokratik Partisi

“Üçüncü ittifak” görüşmelerini yürüten ve 56 sandalyesi olan HDP’nin Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ise iktidarın “kendi devamlılığını sağlamak için” seçim yasasıyla oynadığını söyledi.

İktidardan zaten böyle bir hamle beklediklerini belirten Oluç, iktidarın “politik bir hamle” yaptığını, muhalefetin de benzer bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise değişikliği “iktidara siyasi mühendislik ve hukuksal oyunlarla çoğunluğu kazandırma girişimi” diye niteledi.

İyi Parti

36 sandalye ile parlamentoda yer alan İyi Parti’nin Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu ise aslında yeni düzenlemeyle “her partinin kendi aldığı oy oranına göre milletvekili çıkarması” sistemi getirilmesinin “ittifakların tasfiye edilmesi” anlamına geldiğini söyledi. Tatlıoğlu, bunun altında ise AKP’nin “eriyen oyları”na çare olarak MHP ile arasına mesafe koyma arayışının yattığını belirtti.

“Kendi tabanlarına oynamak istiyorlar. Birlikte küçülüyorlar ve Millet İttifakı gibi ayrı ayrı hareket edebilen partilermiş gibi bir seçim işbirliğine dönüştürmek istiyorlar.”

Saadet Partisi

1 sandalye ile Meclis’te temsil edilen Saadet Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı ortaklarının “artık oya ihtiyaç duyduğu” bir sürecin yaşanacağını düşünerek, eriyen oylarına çare umuduyla bu düzenlemenin getirildiği görüşünü dile getirdi.

Asıl MHP’nin bu yasaya “Evet” demesinin dikkat çekici olduğunu belirten Kaya, “MHP böyle bir yasaya evet demişse, ya AKP listelerinden seçime girecekler veya farklı bir pazarlık var. Yoksa buna evet demesi mümkün değil” iddiasında bulundu.

İktidarın “baskın seçimi” gözden kaçırmak için bu düzenlemeyi gündeme getirmiş olabileceğine de dikkat çeken Kaya, teklifin “muhalefette çatlak yaratacağı” görüşüne ise katılmadı.

Türkiye İşçi Partisi

Meclis’te 4 sandalye ile temsil edilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, teklifi, “haksız yere ek vekillik kazanma arayışı” olarak değerlendirdi.

Düzenlemenin sadece AKP ve MHP için yapıldığını savunan Baş, teklifi dinledikten sonra “Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiğini kabul etmiştir kararı verdim” dedi.

Demokrat Parti

Parlamentoda iki sandalye ile temsil edilen ve aynı zamanda Millet İttifakının yen üyelerinden olan Demokrat Parti Başkanı Gültekin Uysal, teklifin “demokratikleşme ihtiyacı ile alakalı olmadığını, iktidarın siyasal iklimi kendi lehine değiştirmek için bu yola başvurduğunu savundu.

Memleket Partisi

Parlamentoda iki sandalyesi bulunan Memleket Partisi’nin Genel Başkanı Muharrem İnce ise teklifi “utanmazlığın son noktası” olarak tanımladı.

“Yasa teklifi üzerinde tek tek uğraşılmış. Bunun için 2018 sonuçları baz alınmış, her bir il üzerinde çalışılmış” diyen İnce, iktidarın 2018’de aldığı oyu alacağını varsayarak hataya düştüğünü söyledi.

Büyük Birlik Partisi

Meclis’te 1 sandalye ile yer alan Cumhur İttifakı ortağı Büyük Birlik Partisi (BBP) lideri Mustafa Destici de “Bu haliyle kalırsa teklife oy vermem. Bu Cumhur İttifakı’ndan çekileceğim anlamına da gelmesin. İttifaka devam ederim ama bu haline oy vermem.” diye konuştu.

Destici, “Teklifin içinde beğendiğimiz olması gereken maddeler var. Kastım yüzde 7 maddesine… Ben yüzde 7 maddesine oy vermem…” ifadesini kullandı. Destici, daha önce de ittifak sisteminde barajın bir öneminin kalmadığını, yüzde 3 olması gerektiğini dile getirmiş, yüzde 5 olmasına da olumlu bakacaklarının mesajını vermişti.

DEVA Partisi

1 sandalye ile Meclis’te olan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA Partisi) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, muhalefet olarak birincil gündemlerinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştirmek olduğuna dikkat çekti.

Yeni düzenlemenin küçük partilerin aleyhine olacağı iddialarını da değerlendiren Yeneroğlu, “Eski sistemde çok mu farklıydı? Aynısıydı. D’hont sistemi içinde küçük partiler açısından zaten değişen bir şey yok” dedi. Önümüzdeki süreçte de muhalefetin “kendi menfaatlerini önceleyen yaklaşım içinde olmayacağı” görüşüne yer verdi.

Yenilik Partisi

Meclis’te 1 sandalye ile temsil edilen Yenilik Partisi Başkanı Öztürk Yılmaz ise seçim yasası teklifini “İttifakların bir anlamı kalmıyor. Her koyun kendi bacağından asılacak” sözleriyle değerlendirdi.

Yılmaz, seçim yasası değişikliği nedeniyle erken seçim ihtimalini de zayıf gördüğünü söyledi.

2 partiden açıklama yok

Meclis’te 1 sandalye ile temsil edilen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile 2 sandalye ile temsil edilen Zafer Partisi seçim yasasındaki değişiklik teklifine dair herhangi bir paylaşım ve açıklama yapmadı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP Milletvekili Murat Sarısaç’a Hapis Cezası

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Murat Sarısaç’a “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle yargılandığı davada 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Milletvekili Sarısaç hakkında 2010, 2014, 2015 yıllarında yaptığı Facebook paylaşımları gerekçesiyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına hükmedildi.

Mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. (Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, kişi beş yıl içinde kasten yeni bir suç işlemezse hüküm ortadan kaldırılıyor.)

Murat Sarısaç aslen 1983 yılında Van İli, Gürpınar İlçesinde dünyaya gelmiştir. İlköğretim ve Lise tahsilini doğup büyüdüğü memleketi Van’da tamamlamıştır. Ardından Aksaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuştur.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyeliği ve DBP Van İl Eş Başkanlığı yaptı. 3’üncü Olağan Kongrede Halkların Demokratik Partisi (HDP) PM üyesi olarak seçildi. DBP Parti Meclis üyeliği yaptığı dönemde tutuklanmış, 16 ay cezaevinde kalmış ardından tahliye olmuştur.

Paylaşın