İBB Başkanı İmamoğlu: Sandık Gelecek, Bu İktidar Gidecek

Çağlayan Adliyesi önünde toplanan CHP’lilere hitap eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “‘Turbun büyüğü heybededir’ demek, ‘Ben soruşturma seviyesindeki bu dosyaların her sayfasını biliyorum’ demek değil midir? Peki, sayın cumhurbaşkanının bu dosyalara bakabilme hakkı var mı? Hakkı yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “‘Ben bu davayı takip ediyorum. Turbun büyüğü heybede. Ben ne yapılacağını da biliyorum’ diyorsun. Yani geçmişte olduğu gibi bu davanın da savcılığına soyunuyorsun. Biz aldatıldık diyenlerden usandık. Aldatıldık diyenlerle işimiz yok. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek, bu iktidar gidecek.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında son 10 günde açılan iki ayrı soruşturma nedeniyle Çağlayan Adliyesi’ne giderek ifade verdi.

İmamoğlu’na destek için sabah saatlerinden itibaren binlerce partili Çağlayan Adliyesi önünde toplandı. İmamoğlu’na destek için Çağlayan Adliyesi’ne gelenler arasında CHP’li yöneticilerin yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da bulunuyor.

Saat 09.50’de başlayan ifade süreci saat 11.40 civarında tamamlandı. İki soruşturma kapsamında ifadeler aynı savcı tarafından alınırken İmamoğlu’na avukatları Kemal Polat, Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz eşlik etti. Savcılık ifadesinin ardından İmamoğlu hakkında herhangi bir tedbir kararı alınmadı.

Adliye içinde ifade süreci devam ederken dışarıda polis ve partililer arasında arbede yaşandı. Gerginlik, CHP’ye ait seçim otobüsünün Çağlayan Adliyesi önüne ilerlemesine polisin engel olmasıyla başladı. TOMA ile yolu kapatan polis, CHP milletvekilleri ve diğer parti yöneticilerinin otobüsle adliye yakınlarına ilerlemesine engel oldu. Bunun üzerine polis ve kalabalık arasında arbede çıktı. Polis kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

Ekrem İmamoğlu, ifadesinin ardından kendisine destek için gelenlere seslendi. İmamoğlu’nun açıklamasından satır başları şu şekilde:

“Burada olmayan siyasi parti yok. Bu benim için en büyük gurur vesilesi. Çünkü burada tek tek ismini sayarsam yanlış olabilir ama bugün iktidar partisi hariç tüm siyasi partiler burada… Adaleti savunması için, adaletin tesisi için bize destek olmak için geldiler. Çünkü gerçekten 16 milyon insanın iradesi böyle bir ifade vermemeliydi.

Bugünkü mesele adalet meselesidir, bugünkü mesele hak arama meselesidir, bugünkü mesele geleceğimizdir. İstanbul’da yargı tacizinin en üst seviyesini yaşıyoruz ama yılmadık, yılmayacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Esenyurt’ta başlayan ve Ahmet Özer hocamızın sabahın köründe derdest edilerek hapse atılması, Beşiktaş’ta Rıza Akpolat kardeşimizin haksız yere tutuklanarak görevinden uzak uzaklaştırılması süreciyle beraber bu yargı eliyle süreci dizayn etme çabası devam etmektedir.

Tabii bugün büyük bir dayanışma ruhu içerisindeyiz. Dedim ya siyasi partilerimizin tamamı burada. Hatta genel başkanlarının bize katkı sunduğunu biliyorum.Her birisine Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şanlı devletin bekası için, milletimizin birlik ve beraberliği için her birisine yürekten teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Elbette, elbette benim siyasi yol arkadaşlarım bugün burada, hem İstanbul’umuzun hem ülkemizin farklı noktalarından yönetici dostlarımız burada, partimizin en üst seviyesinden üyesine kadar herkesin katkı sunduğu bir ortamın içerisindeyiz. Her daim yanımızda olan partimizdeki yol arkadaşlarımıza, bütün yöneticilerimize de teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Bütün örgütümüzün yanı sıra elbette yol yürüdüğümüz, özellikle 31 Mart’tan sonra gösterilen seçim başarısıyla Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne, başta Sayın Özgür Özel Genel Başkanımız olmak üzere her birimize, en fazla da belediye başkanlarına nasıl müdahale edildiğini, nasıl kötü bir muamelenin gösterildiğini hep beraber yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.

Sevgili dostlarım, sevgili dostlarım, elbette bizi farklı konumlandırmaya ve farklı bir biçimde bizleri yorumlamaya çalışanlar var. Ben, bugün yanımda olan, anons edildi birçok başkanımız da burada ama gelemeyen de var buraya. Çünkü o tarafta, o tarafta insanlarımızın bir araya toplanmasına bile engel olunma çabasını anlayamıyorum.

Korkunun, korkunun neden kaynaklandığını biliyoruz. Bu konuda özellikle bu tür ortamlarda polisimizle, sevgili, kıymetli, ayağına taş değmesin diye dua ettiğimiz polisimizle halkımızı karşı karşıya getiren aklı da kınıyorum. Bunun o kadar kolay halledilebilecek ortamı var ki, buraya gelmezdi. Onun için gelemeyen başkanlarımız var. İzmir Belediye Başkanımıza, Muğla Belediye Başkanımıza, Tekirdağ Belediye Başkanımıza, onların nezdinde burada oldukları için sarıldım, kucakladım, teşekkür ettim.

Tabii özellikle burada bulunması, nasıl kol kola, omuz omuza olduğumuzu, birlikte ‘mesele vatansa gerisi teferruattır’ diyerek bir arada olduğumuzu gösteren değerli dostum, ağabeyim, Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’a teşekkür ediyorum.

Sevgili dostlar bakın, ben, ben iki tane konuda burada ifade verdim. Bir tanesi, bir tanesi bir panelde bu sevgili kardeşim, Gençlik Kolları Genel Başkanımız Cem Aydın evinden, evinden çok sayıda polisle gidiliyor, ifade verilmek için adliyeye getiriliyor. Deseniz ki “Sayın Cem Aydın, gel ifade ver” yahut Cem Aydın aha burada adliyenin önünde. Bir korkusu olur mu bu insanların? Aramızda bir Allah’ın kulunun bile korkusu yok.

Gider ifadesini verir. Veremeyeceğimiz hesap yok. Neymiş? İtibarsızlaştıracakmışlar. Neymiş? Korkutacakmışlar. Ben de sevgili başkanımız, çok başarılı bir başkanımız. Sonuçta 30 seneye aşkındır, yani neredeyse doğmadan diyelim ailesini tanıdığım, çocukluktan beri yetişmesini gördüğüm bir insan üzerinden elbette hayıflanıyorum, kızıyorum.

Bir abi gibi, bir baba duygusuyla dedim ki; ‘Bak Sayın Başsavcı, biz öyle adil bir dönemi bu ülkeye kazandırmak istiyoruz ki senin çocukların dahi, sadece onun değil, kim haksızlık, kim hukuksuzluk yapıyorsa bu milletin hiçbir evladının sabahın köründe derdest edilerek evinden alınmayacağı günleri, herkese eşit bir adalet sistemini, yargının bağımsızlığını bu ülkeye biz getireceğiz’ dedim.

En kutsalımız olan aileyi, çocuğu tehdit etti diye Ekrem İmamoğlu’nu buraya ifade vermeye çağırıyorsun. Bu, bu bir şaşkınlık. Hem de, hem de daha konuşmamız yeni bitmiş, pat diye. İkincisi ne? İkincisi bir bilirkişisi, artık ismini söylemeyeceğim, herkes tanıyor. Bir bilirkişisi, bir bilirkişisi, öyle bir bilirkişi ki istatistik kurallarını altüst ediyor.

Ekrem İmamoğlu ve yakın çevresinde hangi konu var ise özellikle soruşturmanın başladığı anda ilk bilirkişi olarak çağırılıyor ve o bilirkişi raporlarıyla dava açılıyor. Şu ana kadar yazdığı her bilirkişi raporu da başka uzman bilirkişiler tarafından tamamen yanlış olduğu tescil ediliyor.

Özellikle son Esenyurt ve Beşiktaş operasyonunda Esenyurt için tutulan tutanakta orada 3 bilirkişinin ismi yazıyorken diğer ikisinin haberi olmadan, bilgisi olmadan bir rapor yazıyor, imzalıyor.

Tamamen usule, hukuka, kanuna aykırı. Çünkü ben şimdi hukuksuzluk yapmayayım, Mansur Başkanımın yanında ama ikisinin imzası olmadan o 3 kişinin ismi yazıyorsa bilirkişi raporu çıkamaz.

Dolayısıyla böyle bir evrakta sahteciliğe kadar giden uydurma bir rapor düzenliyor. Yahu bu millete kötülük düşünen, bu milletin birlik ve beraberliğini altüst etmeye çalışanı ben ifşa etmeyeceğim de kim edecek? Hem ifşa edeceğim.

‘Aldatıldık’ diyenlerden usandık, onlarla işimiz yok. Yanlışı yap sonra ‘aldatıldık’ de… Aldatıla aldatıla milletin yoksulluğa gömülmesine neden oldunuz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek bu iktidar gidecek kardeşim. Bu işin başka yolu yok.”

Ekrem İmamoğlu hangi soruşturmalar nedeniyle ifade verdi?

CHP’nin potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak görülen İmamoğlu’nun 20 Ocak 2025’te katıldığı bir panelde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

İmamoğlu, Başsavcı Gürlek hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: “Bak başsavcı sana söylüyorum. Sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de… Biz var ya senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma.

Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın, senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin zihniyetinin içinden geçen yol ve yöntemleri bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.”

Bu sözlerin ardından Savcılık, “tehdit ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef göstermek” suçlamalarıyla soruşturma başlatmıştı.

Bir hafta sonra, 27 Ocak’ta ise İmamoğlu bu kez düzenlediği “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısındaki sözleri nedeniyle soruşturmayla karşı karşıya kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına atıfta bulunan İmamoğlu basın toplantısında; İBB, Esenyurt ve Beşiktaş belediyeleri ile kendisi hakkında yürütülen bazı soruşturmalarda bilirkişi olarak aynı ismin varlığına dikkat çekmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “bir kısım soruşturmalarda görevli bilirkişinin hedef gösterilmek suretiyle yargı görevi yapanın etkilemeye teşebbüs edilmesi” iddiasıyla İmamoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

“Adil yargılanma anayasal bir haktır”

İmamoğlu’nun ‘Terörle Mücadele Eden Kimseleri Hedef Göstermek ve Tehdit Etmek’ suçlamasıyla verdiği ilk ifadenin tam metni şöyle: ”Bugün burada bulunmamın nedeni, hukukun değil talimatların egemen olduğu bir düzendir. Ben ‘hak yemem ama hakkımı da yedirmem’ diyerek seçilmiş bir kişiyim. Ve sözümün eriyim.

İsnat edilen suçla bağlantılı olarak dediğim şeyler belli, burada da tekrar ediyorum: “Biz senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın… senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın… söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.

Biz, hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işleyeceği bir gelecek için gece gündüz çalışıyoruz. Çocuklarımız da gelecek kuşaklar da adaletin sıcaklığıyla huzur ve güven içinde uyuyabilsinler diye.

Resmi davet yazısıyla ifade vermeye pekala davet edilebilecek olan CHP Gençlik Kolları Genel Başkanımızın kapısına gün doğmadan çok sayıda polisle birden gidilmesini eleştirirken, bir abi – bir baba şefkatiyle sarf ettiğim sözlerimi tehdit olarak görmek, bağımsız yargıyı, gerçek adaleti tehdit olarak görmek demektir. Benim bu sözlerimden ancak yargı üzerindeki hakimiyetini kaybetmekten korkanlar tehdit algılayabilir.

Benim sözlerimde tehdit yok, hedef göstermek yok. Benim yaptığım ifade özgürlüğüdür. Ve ifade özgürlüğü anayasal bir haktır. İfade özgürlüğü, adli makamlara ve onların işleyişine yönelik eleştirileri de kapsar.

Demokratik düzenin bir gereği olarak uğradığımız haksızlıkları milletimizle paylaşmak; yaşanan usulsüzlükleri eleştirmek ve bu uygulamaların ‘hukuka güven’ zarar verdiğini dile getirmek ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Ülkenin en büyük partisinin bir belediye başkanı olarak, iktidara geldiğimizde kurulacak düzende ‘hukuka güven olacak, yargıya güven olacak, yargı bağımsız ve tarafsız olacak, kötü ve intikamcı zihniyete son verilecek, ülkeye adalet gelecek ve kimse sabah erkenden inzibat marifetiyle derdest edilip götürülmeyecek’ demek, ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Asıl tehdit “Turpun büyüğü heybede” diyerek yargıya doğrudan müdahale edenler tarafından yapılmaktadır. “Turpun büyüğü heybede” diyerek hedef gösterenler, bu sözleriyle bir yandan da yargı mensuplarının bağımsız ve tarafsız çalışamayacaklarını deşifre etmektedirler.

‘Yargı üzerindeki tüm baskıları kaldıracağız, asla yargıya talimat vermeyeceğiz, baskı uygulamayacağız’ sözünü veren bir yöneticiyi tehdit olarak gören akıl, milleti tehdit olarak görüyor demektir. Çünkü bağımsız yargı millet adına karar verir. Bağımsız yargı da milli iradenin bir parçasıdır.

Türkiye, liyakatli savcıların ve hâkimlerin onurlu ülkesidir. Bu ülke, hırsızların, yolsuzların, yetim hakkını yiyenlerin karşısına dikilen milletin öz evladı olan, hukukçulardan yanadır. Onlar, bizim iktidarımızda bağımsız olarak çalışabilecekler, ‘bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun’ diyebileceklerdir.

Fakat yargıyı, siyasi çıkarlar için araç hale getirenler günü gelecek, hukuk önünde gerçek bir muhasebeye tabi tutulacaktır. Bu, bizim sözümüzdür. Bu, halkın adalet talebinin karşılığıdır.

Yargıyı araçsallaştıran siyasiler er meydanına çıkıp mertçe yarışmak yerine, böyle yollara başvurmaktan vazgeçsin. Milletin ferasetine kendinizi teslim etsin.

Çünkü millet büyüktür! Şunu da unutmasınlar: Hiçbir baskı, hiçbir tehdit, halkın adalet mücadelesini durduramayacak. Bu düzen ilk seçimde değişecek ve yeniden hukuk devleti inşa edilecek! Hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işlemesi sağlanacak! Bu milletin evlatlarını şafak operasyonlarıyla gözaltına alanlar ve her muhalif sesi hukuksuz bir biçimde mahkum edenler yaptıkları adaletsizliğin zerresini bile görmeyecekler.

Bu israf ve yağma düzeni yalnızca hukuku değil, emekçinin ekmeğini, gençlerin umudunu, milyonların alın terini de çaldı. Depremde, yangında zorda kalan insanlarımızın canını aldı. Biz buna asla teslim olmayacağız. Bu büyük millet, adaletin yeniden tesis edildiği günleri mutlaka görecektir! Ve hakkımda açılan bu siyasi soruşturmanın cevabını millet sandıkta verecektir! Yüce milletime arz ederim.”

İmamoğlu hakkında bilirkişi Satılmış B. ile ilgili sözleri gerekçesiyle açılan soruşturmada verdiği ifadede ise şunları belirtti: “Basın açıklamam sırasında, aleyhimde soruşturma açılmasına karar veren savcılık, sadece 15 dakika sonra alelacele bir açıklama yaptı.

İnsan düşünmeden edemiyor…

Savcılık bu hızını kadın cinayetlerinde, çocuk istismarlarında, yolsuzluklarda veya haksızlığa uğramış mazlumların davalarında da gösterebilseydi, bugün milletin adalete olan güveni bu kadar sarsılmış olur muydu? Ama belli ki bazı konular, diğerlerinden daha ‘acil’ sayılıyor.

Eleştiriye tahammülü olmayan bir düzenin ayakta kalma çabası, en temel haklarımızı bile tehdit eder hale gelmiştir. Bu tehditlere boyun eğmeyeceğim. Beni bu tür haksız isnatlarla, siyasi saiklerle yapılan soruşturmalarla yıldırmaya çalışanlar, halkın vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır.

Ben basın açıklamamda, milletin iradesiyle seçilmiş bir kişi olarak, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine olan bağlılığımla yaşanan gerçekleri tek tek dile getirdim. Şartları oluştuğunda bir bilirkişinin tarafsızlığını sorgulamak, demokratik bir toplum düzeninde doğal bir hak olduğu gibi, adaletin tecellisi için de bir zorunluluktur. Kamuoyunun doğru bilgiye erişmesi ve adaletin şeffaflıkla işlemesi, hukuk sisteminin olmazsa olmazıdır. Ancak bugün, bu eleştiriyi dile getirdiğim için soruşturmaya maruz kalıyorum. Bu bir suç değil, aksine adaletin ve demokrasinin gereğidir.

Sormak istiyorum: Tarafsız olması gereken bir bilirkişiyi eleştirmek mi adil yargılamayı etkiler, yoksa tarafgirliği görmezden gelmek mi?

Ben buraya, basın toplantısında yaptığım açıklamalarla “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla ifade vermeye çağrılmış bulunuyorum. Hepimiz biliyoruz ki bu ‘suçun’ oluşması için, bilirkişiye hukuka ve gerçeğe aykırı bir rapor hazırlaması için baskı kurulması ve tehdit edilmesi gerekiyor.

Zaten çoktan yazılmış ve ilgili makamlara çoktan sunulmuş raporların nesi etki altında kalacak? ‘Binlerce bilirkişi içinden hep aynı bilirkişinin her seferinde CHP’li belediyeler, belediye başkanları veya iştirak şirketlerinde nasıl oluyor da görevlendiriyor” diye sormak mı suç oluyor? Yargı görevini yapanın gerçeklere aykırı rapor veya mütalaa yazması sorun değil de, bunun eleştirilmesi mi sorun oluyor? Asıl bunu yapan bilirkişinin kendisi adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmiyor mu?

Ben konuşmamda, bir bilirkişiyle ilgili olarak, aklın ve istatistik biliminin sınırlarını zorlayan bir duruma dikkat çektim ve bunun bir tesadüf olup olmadığının sorgulanmasını talep ettim. Ben bilirkişilik sıfatıyla bağımsız ve tarafsız bir şekilde kamu görevi yapması gerekirken, gerçeğe aykırı mütalaada bulunduğu çeşitli örneklerle sabit olan bir şahsın yarattığı adalet sorununa müdahale edilmesini talep ettim.

Bunu hem Sayın Adalet Bakanı’ndan hem de milletimizden talep ettim. Milletimizden talep ettim çünkü, bağımsız yargı millet adına karar verir. Ve milletten daha büyük makam veya güç yoktur. Adli makamların işleyişini sorgulamak da ifade özgürlüğü kapsamında korunmaktadır ve demokratik düzenin bir gereğidir. Zira, adil yargılanma hakkı her vatandaşımızın sahip olduğu anayasal bir temel haktır.

Hz. Ali der ki ‘Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu herkese duyurun…’

Bu nasihatten güç alarak bugün benimle uğraşan bu düzeni teşhir etmeyi boynumun borcu sayıyorum. Bizim çabamız; bu ülkede birliğin, kardeşliğin ve huzurun korunması çabasıdır! Bizim çabamız; bu ülkede yaşayan istisnasız her bir vatandaşın hakkını, hukukunu, can ve mal emniyetini sağlama çabasıdır!

Bizim çabamız; asıl yetkinin millette olduğunu hatırlatma çabasıdır! Çünkü Atatürk, cumhuriyetimizi ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’ düsturuyla kurdu. Biz de bu düsturla hareket ediyor ve mücadelemizi milletimizin iradesine teslim ediyoruz. Yüce milletime arz ederim.”

Paylaşın

2024 Yılında Dış Ticaret Açığı 82 Milyar Doları Geçti

2024 yılında ihracat yüzde 2,4 artarak 261 milyar 855 milyon dolar, ithalat yüzde 5,0 azalarak 344 milyar 20 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle, 2024 yılında dış ticaret açığı 82 milyar 135 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Aralık 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; İhracat 2024 yılı Aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,1 artarak 23 milyar 443 milyon dolar, ithalat yüzde 10,9 artarak 32 milyar 221 milyon dolar oldu.

İhracat 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 261 milyar 855 milyon dolar, ithalat yüzde 5,0 azalarak 344 milyar 20 milyon dolar oldu.

Aralık ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 43,9 artarak 6 milyar 100 milyon dolardan, 8 milyar 778 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Aralık ayında yüzde 79,0 iken, 2024 Aralık ayında yüzde 72,8’e geriledi.

Ocak-Aralık döneminde dış ticaret açığı yüzde 22,7 azalarak 106 milyar 339 milyon dolardan, 82 milyar 165 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Aralık döneminde yüzde 70,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 76,1’e yükseldi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, aralık ayında imalat sanayinin payı yüzde 93,7, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,1, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu. 2024 yılında ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,1, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,7 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, aralık ayında ara mallarının payı yüzde 68,6, sermaye mallarının payı yüzde 14,3 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,8 oldu. İthalatta, 2024 yılında ara mallarının payı yüzde 69,3, sermaye mallarının payı yüzde 14,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,8 oldu.

İhracatta Almanya ithalatta Çin ilk sırada

Aralık ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 644 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 499 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 414 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 198 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 186 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,6’sını oluşturdu.

Ocak-Aralık döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 20 milyar 434 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 16 milyar 349 milyon dolar ile ABD, 15 milyar 289 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 13 milyar 34 milyon dolar ile Irak ve 12 milyar 933 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Aralık ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 540 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 881 milyon dolar ile Çin, 2 milyar 598 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 760 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 465 milyon dolar ile İsviçre izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,2’sini oluşturdu.

Ocak-Aralık döneminde ithalatta ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 44 milyar 931 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 44 milyar 20 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 27 milyar 84 milyon dolar ile Almanya, 19 milyar 312 milyon dolar ile İtalya, 16 milyar 227 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,1’ini oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; Aralık ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 2,8, ithalat yüzde 1,1 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 0,2 azalırken, ithalat yüzde 7,1 arttı.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Aralık ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,7’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,7’dir. 2024 yılında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,1’dir. Ocak-Aralık döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,6’dır.

Aralık ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,0’dır. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,0’dır. 2024 yılında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 81,4’tür. 2024 yılında yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,1’dir.

Özel ticaret sistemine göre, aralık ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 artarak 21 milyar 226 milyon dolar, ithalat yüzde 11,3 artarak 30 milyar 413 milyon dolar oldu.

Aralık ayında dış ticaret açığı yüzde 37,7 artarak 6 milyar 671 milyon dolardan, 9 milyar 187 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Aralık ayında yüzde 75,6 iken, Aralık ayında yüzde 69,8’e geriledi.

Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 2,3 artarak 237 milyar 559 milyon dolar, ithalat yüzde 5,2 azalarak 321 milyar 411 milyon dolar oldu.

2024 yılında ticaret açığı yüzde 21,5 azalarak 106 milyar 879 milyon dolardan, 83 milyar 853 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 yılında yüzde 68,5 iken, 2024 yılında  yüzde 73,9’a yükseldi.

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Bakan Ersoy Görevden Alınabilir

Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Parti kaynakları ayrıca, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da görevden alınabileceğini ifade ediyorlar.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin Meclis grup toplantısında “İlgili bakanlığın hiçbir şey olmamış gibi hareket ederek özeleştiride imtina etmesini doğru bulmadığımızı açıklamak mecburiyetindeyim” çıkışının ardından AK Parti kulisleri de hareketlendi. Parti içinde Ersoy’un görevden alınıp alınmamasının tartışma konusu olduğu öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre; AK Partili kurmaylar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faciada bizim bir arkadaşımızın payı varsa gereğini yaparız” dediğini iddia etti. Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Son yerel seçimlerin seçmenin uyarı işareti olduğunu belirten kurmaylar, tabanın rahatsızlığını giderecek kabine revizyonu olacağını da belirtiyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yenidoğan çetesi skandalı ve randevu krizini çözememesi nedeniyle görevden alınabileceği ifade ediliyor. Ayrıca Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da çalışmalarında “pasif” olması nedeniyle görevden alınmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Paylaşın

DDK Yasası TBMM’den Geçti: Erdoğan, Herkesi Görevden Alabilecek

Erdoğan, TBMM’den geçen “DDK Yasası” gereği, istemediği herkesi görevden alabilecek. CHP’li Gökhan Günaydın, Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda perşembe gecesi görüşülen “191 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin, Devlet Denetleme Kurulu üye veya denetçisine “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerme, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulama” yetkisini tanıyan 3. Maddesi iktidar blokunun oylarıyla kabul edildi.

Bu kararla 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun’un mülga 6 maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş oldu.

“Görevden uzaklaştırma:

MADDE 6- İlgili Kurul üyesi veya denetçi;

a) Denetlemeler sırasında denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunan,

b) Görevde kalması halinde kamu zararını artıracağı anlaşılan,

c) Suç delillerini karartacağı anlaşılan,

ç) Kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülen,

her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerebilir, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulayabilir […]”

Gün içinde CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, AKP’nin Devlet Denetleme Kurulu Kanunu’nda daha önce iki kez yapmaya çalıştığı benzer değişikliklerin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatmış ve yasa değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurul üyelerine kamu görevlilerini doğrudan doğruya görevden uzaklaştırma yetkisi vererek Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Yürürlükteki düzenlemeye göre, Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) başkanı ve üyeleri Cumhurbaşkanınca atanıyor. Kurul, Cumhurbaşkanının talimatı doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarında inceleme, araştırma ve denetleme yapabiliyor. Ancak bu denetimler sonucunda hazırlanan raporlar, gereği yapılmak üzere Başbakanlıka veya ilgili kurumlara iletiliyordu.

Perşembe gecesi oylanarak kabul edilen değişiklikle ise DDK bile değil, DDK’nin “ilgili üyesi ve denetçisi”ne, “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verme” yetkisi tanınıyor. Bu yetkiyle sonsuz genişlikte bir takdir hakkının bir yargısal süreç olmaksızın bir kurul üyesince DDK’nin denetim alanındaki tüm kurumlardaki görevliler üzerinde kullanılmasının önü açılıyor.

Devlet Denetleme Kurulunun denetim alanı Anayasa’nın 108. Maddesi’nde tanımlanıyor. Buna göre, “Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yap[maya yetkili].”

Anayasada ifade edilen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının başında bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıklar, belediyeler ve özel idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler), düzenleyici ve denetleyici kurumlar (BDDK, SPK, RTÜK vb.), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kapsamında barolar, tabip odaları, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkâr odaları, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketler kapsamında kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halkbank vb.), kamu iştirakleri, kamu kaynağı kullanan vakıflar, dernekler ve sendikalar kapsamında kamuya ait vakıflar (örneğin, Türkiye Diyanet Vakfı), kamu fonlarından yararlanan özel vakıflar ve dernekler, kamu destekli sendikalar, devlet üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri var.

Düzenleme sadece atanmış kamu görevlilerini değil, idari açıdan İçişleri Bakanlığına bağlı seçilmiş yerel yöneticileri de kapsıyor.

Gökhan Günaydın’a göre, ” Ucu açık, keyfi[liğe] varan bir takdir yetkisiyle artık hiç kimsenin görev teminatı olmayacak. Yalnızca atanmışlar için değil, bu keyfi[lik] seçilmişleri de kapsıyor. Artık bir soruşturma, kovuşturma, yargı kararı vs süreçlere de gerek yok. Cumhurbaşkanı DDK Başkanı’nı çağırıyor, ‘şu belediye başkanı hakkında denetim yap’ diyor, Başkan bir kurul üyesini görevlendiriyor, o da gidip ‘görev başında kalması sakıncalıdır’ diyerek seçilmiş belediye başkanını görevden uzaklaştırabiliyor. Her şey jet hızıyla, her şey kanuna uygun ve elbette tümüyle hukuka aykırı.”

Gökhan Günaydın’ın dile getirdiği kaygılar, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu gibi kuruluşlar için de geçerli.

Erdoğan’ın üçüncü denemesi

AKP DDK’de Erdoğan’ın istediği bu tiran yetkilerini TBMM’den geçirmeyi ilk kez denemiyor.

Gökhan Günaydın’ın verdiği bilgiye göre, “İlkinde 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile aynı yetkiyi DDK’ya almayı denediler. CHP Grubu’nun başvurusu üzerine AYM düzenlemeyi iptal etti (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021: R.G.Tarih-Sayısı : 17/3/2022-31781).

“İkincisinde bir torba kanun içerisinde Meclis Genel Kurulu’na indirdiler, muhalafetin ortak ve etkin direnciyle düzenlemeyi torba kanun içinden çıkarmak zorunda kaldılar. Şimdi üçüncü kez deniyorlar.”

Günaydın, değişikliği TBMM Genel Kurulundan geçmesi halinde en ivedi şekilde AYM’ye iptal ve yürürlüğünün durdurulması başvurusu yapacaklarını” bildirmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Galatasaray, Adını Paly-Off Turuna Yazdırdı

UEFA Avrupa Ligi 8. ve son hafta maçında Ajax ile Galatasaray, Johan Cruijff Arena’da karşı karşıya geldi. Sahadan 2-1 mağlup ayrılan Galatasaray, yoluna Play – Off Turu’ndan devam edecek.

Haber Merkezi / Ajax’ın gollerini 23. dakikada Bertrand Traore ve 58. dakikada Kian Fitz-Jim , Galatasaray’ın tek golünü ise 90+4. dakikada Victor Osimhen kaydetti.

Ajax, bu galibiyet ile puanını 13 puana yükseltti. Galatasaray ise 13 puanda kaldı.

23. dakikada soldan ceza sahasına sokulan Akpom’un yerden şutunda kaleci Muslera soluna gelen meşin yuvarlağı uzanarak çeldi. Traore, ceza sahası sağ çaprazında önünde bulduğu topu ağlara gönderdi: 1-0.

58. dakikada sağ kanattan Gaaei’nin ortasında Abdülkerim’in uzaklaştıramadığı top, Brobbey’in önünde kaldı. Bu oyuncu bekletmeden pasını Fitz-Jim’e aktardı. Sağ kanatta açısı daha iyi olan Fitz-Jim’in vuruşunda, top ağlarla buluştu: 2-0.

90+4. dakikada sağdan kullanılan korner sonrasında yaşanan karambolde topu önünde bulan Osimhen, yaptığı vuruşla fileleri havalandırdı: 2-1.

Stat: Johan Cruijff Arena

Hakemler: Jesus Gil Manzano, Diego Barbero, Angel Nevado (İspanya)

Ajax: Pasveer, Gaaei, Sutalo, Baas, Hato, Fitz-Jim (Dk. 79 Mokio), Henderson (Dk. 79 Rugani), Taylor, Traore (Dk. 73 Berghuis), Godts (Dk. 12 Akpom), Brobbey (Dk. 73 Weghorst)

Galatasaray: Muslera, Kaan Ayhan, Sanchez (Dk. 90 Nelsson), Abdülkerim Bardakcı, Berkan Kutlu (Dk. 61 Batshuayi), Torreira, Sara, Yunus Akgün (Dk. 61 Jelert), Mertens (Dk. 69 Yusuf Demir), Barış Alper Yılmaz (Dk. 90 Efe Akman), Osimhen

Goller: Dk. 23 Traore, Dk. 58 Fitz-Jim (Ajax), Dk. 90+4 Osimhen (Galatasaray)

Bu sezon 36 takımlı lig formatına göre düzenlenen UEFA Avrupa Ligi’nde sekiz maç sonunda ilk sekize giren ekipler, doğrudan son 16 turuna yükseliyor. 9 ile 24’üncü sırada yer alan 16 takım ise play-off turunda son 16’ya çıkmaya çalışacak. Sıralamada ilk 24’e giremeyen takımlar ise kupaya veda ediyor.

UEFA’nın yeni sistemine göre ilk sekiz dışında bulunan takımlar aldıkları puan doğrultusunda eşleşecek. 9. ve 10. sıradaki takımlar, çekilecek kura sonucu 23. ve 24. sıradaki takımlarla rakip olacak.

Lig aşamasını 11. ve 12. sırada tamamlayanlar 21. ve 22. sıradakilerle; 13. ve 14. sırada bitirenler 19. ve 20. sıradakilerle; 15. ve 16. sıradaki tamamlayanlar ise 17. ve 18. sırada yer alanlarla kurayla eşleşecek.

UEFA Avrupa Ligi’nde ise play-off turu kuraları yarın, son 16 turu ve diğer turların kuraları ise 21 Şubat’ta çekilecek.

Play-off turu maçları 13 ve 20 Şubat’ta,
Son 16 turu maçları 6 ve 13 Mart’ta,
Çeyrek finaller 10 ve 17 Nisan’da,
Yarı finaller 1 ve 8 Mayıs’ta,

Final ise 21 Mayıs’ta İspanya’nın Bilbao kentindeki San Mames Stadı’nda oynanacak.

Paylaşın

Türkiye, Yeme İçmede Dünyanın “En Pahalı” Ülkesi

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net ortaya koydu.

Prof. Dr. Hakan Kara, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.

Türkiye’deki ekonomik dalgalanmalar, dünya genelinde yakından takip edilen “Big Mac Endeksi”nde çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. The Economist’in yayımladığı verilere göre, Türkiye’de bir Big Mac hamburgerin fiyatı, dünya ortalamasının çok üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı.

Ünlü ekonomist Prof. Dr. Hakan Kara’nın da dikkat çektiği bu durum, Türkiye’nin artık “ucuz” bir ülke olmaktan çıktığının, hatta bazı kalemlerde dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiğinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Hakan Kara’nın paylaştığı ve The Economist verilerine dayanan grafik, 2002 yılından günümüze kadar Türkiye’deki Big Mac fiyatlarının seyrini gözler önüne seriyor. 2018’e kadar Dünya ortalaması ile benzer şekilde seyreden Big Mac fiyatları, bu tarihten itibaren artışa geçti ve 2023 sonuna gelindiğinde dünya ortalamasının oldukça üzerine çıktı.

Özellikle 2024 ve 2025’e girerken yaşanan artış, Türkiye’deki enflasyonist baskının ve kur artışlarının ne denli etkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Grafik aynı zamanda bir ülkenin satın alma gücü paritesini göstermesi açısından önemlidir.

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların artık diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net gösteriyor.

Ülkenin ekonomik sorunlarının bir yansıması olan bu durum, sadece bir hamburgerin fiyatından ibaret değil. Özellikle dolar kurunun yükselmesi ve enflasyonun yüksek seyretmesi, alım gücünün ciddi oranda düşmesine sebep oluyor.

Prof. Dr. Hakan Kara’nın işaret ettiği gibi, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi. Üstelik bu fiyatlar, sadece en ucuz noktalar için geçerli.

Büyük şehirlerde ve turistik bölgelerde bu fiyatların çok daha yüksek olabileceği de unutulmamalı. Üstelik bu rakamlara bir de yan ürünler eklendiğinde durum çok daha vahim bir hale geliyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Hamas, El-Kassam Tugayları Lideri Muhammed Daif’in Ölümünü Doğruladı

Hamas, İsrail’in 7 Ekim saldırısının arkasındaki beyinlerden biri olmakla suçladığı ve geçen yıl öldürüldüğünü duyurduğu El-Kassam Tugayları lideri Muhammed Daif’in ölümünü doğruladı.

2002 yılında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın başına geçen Muhammed Daif, yaklaşık otuz yıldır İsrail’in en çok aranan adamları arasındaydı. Muhammed Daif, 2015’ten bu yana ABD’nin “uluslararası teröristler” listesinde de yer alıyordu.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanmasını istemişti.

Filistin’in Gazze Şeridi’ni yöneten İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Daif’in hayatını kaybettiğini açıklandı. Daif’in yanı sıra askeri komutan yardımcısı Mervan İsa da yaşamını yitirdi.

İzzeddin El Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, komutanları Gazi Ebu Tamah, Raid Sabit, Rafi Selame, Ahmed el-Gandur ve Eymen Nevfel’in yaşamını yitirdiğini belirtti. Ebu Ubeyde, Daif’in ne zaman ve nasıl öldüğüne dair detay vermedi.

İsrail ordusu, 1 Ağustos 2024’te yaptığı açıklamada Daif’in öldürüldüğünü öne sürmüştü. Açıklamada, “Savaş uçakları, 13 Temmuz 2024 tarihinde Han Yunus kentini vurmuştur ve istihbarat değerlendirmesinin ardından Muhammed Daif’in saldırıda bertaraf edildiği teyit edilebiliyor” denilmişti.

Muhammed Daif’in sağ kolu olan Mervan İsa’nın ise Mart 2024’te hayatını kaybettiği öne sürülmüştü.

İsrail, 2014 yılında Gazze’ye hava saldırısı düzenlemiş, saldırıda Daif’in eşi ve yedi aylık oğlu hayatını kaybetmişti.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanması için bir emir talep etti.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanmasını istemişti.

2002 yılında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın başına geçen Muhammed Daif, yaklaşık otuz yıldır İsrail’in en çok aranan adamları arasındaydı. Muhammed Daif, 2015’ten bu yana ABD’nin “uluslararası teröristler” listesinde de yer alıyordu.

Asıl adı Muhammed Diyab el-Mısri olan Daif, 1965 yılında Han Yunus mülteci kampında dünyaya gelmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Kimse Yargıya Ayar Veremez

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açılan davaya gönderme yaparak, “Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız” dedi ve ekledi:

“Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, yasama ve yargı organlarımızın saygıdeğer temsilcileri, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla adalet teşkilatımıza sevgilerimi gönderiyorum. Bugünkü kura merasimi ile yeni görev yerleri belirlenecek 1075 hakim ve savcı adayımızı tebrik ediyorum. Böylece hakim ve savcılardan oluşan adalet teşkilatının sayısı 25 bin 695’e çıkmış oluyor.

Bizim hem milli hem de manevi bünyemizde ölçü ve adalet kalp gibi hayati bir rol üstleniyor. Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun buyruğu esasen meseleyi net bir şekilde anlatıyor. En derin krizlerle boğuştuğumuz günlerde bile adalet pusulasından şaşmadık.

Hak ve adalet kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Siz yargı mensuplarımızdan da işte bu hassasiyetle çalışmanızı bekliyoruz. Adalet kapısına varıp da hakkını alamayan kalbi kırık ayrılan her bir vatandaşımızın vebali hem bu dünyada hem de ahirette Allah muhafaza hepimizin üzerindedir. Huzuruna gelen vatandaşa tepeden bakan yargı eski Türkiye’nin yargısıdır.

İdeolojik kamplara ayrılmış yargı eski Türkiye’nin yargısıdır. Biz de defalarca yüzleştik. Bir daha o günlere Allah’ın izniyle geri dönüş olmayacaktır. Bugün yargı sürecine müdahale etmek isteyen malum çevreler işte bu eski Türkiye hayalindedir.

“Kimse kendini hukukun üstünde göremez”

En temel hukuk kaidelerini ihlal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kendilerini bağlamadığını düşünüyorlar. Anayasa ve yasaları çiğneyebileceklerini sanıyorlar. Ama yargının kapsama alanı dışında olmadıkları gerçeği ile günden güne daha fazla yüzleşiyorlar ve bunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendini hukukun üstünde erişim alanında göremez.

Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız. Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti Devletin Partisi Haline Geldi

AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik, “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” dedi.

Hüseyin Çelik, katıldığı Youtube yayınında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de oluşturulan yargı sisteminin, bağımsız bir yargıdan çok “İstiklal Mahkemeleri” gibi çalıştığını söyledi.

Çelik, “Bu aslında bir yargı değil, bir tür devrim mahkemesi gibi işliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde nasıl savunma hakkı yoksa, 15 Temmuz sonrası yargı da maalesef bir giyotin gibi çalışıyor.” dedi. Yargının siyasallaştığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırıldığını vurgulayan eski bakan, “Bir hukuk devleti içinde bireylerin suçluluğu kanıtlanmadan cezalandırılması kabul edilemez. Oysa, Türkiye’de insanlar listelerle işlerinden atıldı, yargılanmadan suçlu ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, “Biz yargının bağımsızlığından söz ediyoruz. Sadece kağıt üzerinde yazıp kendimizi kandırıyoruz. Ne yazık ki biz de kendi militan yargımızı oluşturduk. Yani geçmişte kendisi mazlum olan, Ama bugün gücü eline aldıktan sonra eğer birileri zalim kesilmişse bu korkunç bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Bakan Çelik, Türkiye’de adaletin temel ilkelerinden biri olan “suçun şahsiliği” ilkesinin ihlal edildiğini belirtti. “Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı onun çocuklarının, ailesinin de cezalandırıldığı bir sistem inşa edildi. Devlet adaletli olmalıdır, ama ne yazık ki, KHK ile işten atılan kişilerin çocukları bile iş bulamıyor. Özel sektörde dahi bu insanlara kapılar kapanıyor” diyerek mağduriyetlerin yaygın bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Çelik, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını da dile getirdi. “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” diyerek iktidarın halktan koptuğunu vurguladı.

Yeni sürece de değinen siyasetçi, “Bugün Türkiye’de milyonlarca Kürt, Alevi ve farklı topluluklar mağdur durumda. Eğer ülkede milyonlarca insan mutsuzsa, ekonomik sıkıntılar had safhadaysa, adalet yoksa, o ülkede barıştan bahsedilemez” dedi.

Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’ çerçevesindeki tartışmalara ilişkin Çelik, “Abdullah Öcalan eğer çıkacaksa Türkiye’de cezaevlerinde siyasi olarak bir tek Allah’ın kulunun kalmaması lazım. Şimdi siz 80 yaşında ve tekerlekli sandalyeye bağlı olan en az 10 tane kronik hastalığı olan Melek İpek’i cezaevinde bırakacaksınız. Ama Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacaksınız veya ümit hakkı diye onu getireceksiniz. Bu yenilir, yutulur bir şey değil. Bu kabul edilemez” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Erken Seçim” Mesajı: Bu Gidişattan Kurtulmanın Tek Yolu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı, bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir” mesajı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından başlattığı yayınla gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, geçen günlerde CHP’li belediyelere açılan soruşturma dosyalarında yer alan bilirkişinin ismini açıklamıştı.

İktidarı sert sözlerle eleştiren İBB Başkanı hakkında dakikalar içinde soruşturma açılmıştı. İmamoğlu’nun “hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını” söylediği bilirkişi ile görüşen ve o kaydı yayımlayan Halk TV gazetecileri gözaltına alınmıştı.

Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker, sunucu Seda Selek, gazeteci Barış Pehlivan program koordinatörü Kürşad Oğuz adli kontrolle serbest bırakılırken, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı.

Bilirkişi ifşasıyla “kötülük kilit taşını yerinden söktüklerini” söyleyen İBB Başkanı, gazetecilere yapılanlara tepki gösterdi.

Öte yandan bilirkişi krizinin ardından CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları bir kez daha alevlenmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adayın ön seçimler CHP’nin üyeleriyle seçileceğini duyurmuştu.

Adaylık için ismi geçen İBB Başkanı İmamoğlu, yayımladığı videoda bu konu hakkında da, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Genel başkanımız bir cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

“Kimsenin endişesi olmasın. Millet büyüktür. Bu aziz milletin çocukları için her alanda mücadeleye devam edeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyen İmamoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgah kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.

Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk Tv’den 4 gazeteci gözaltıların ardından adli kontrolle serbest kalırken, ne yazık ki gazeteci Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü. Suat beye ve Halk Tv’ye selamlarımı iletiyorum. Geçmiş olsun diyorum. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken, marifetlerini belgelediğimiz bilirkişi ise,ne yazık ki adeta büyük koruma altında.

‘Sen ne yaptın?’ Diye soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.

Bu olay bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına bir şey geldi mi? Gelmedi.

Garabetin dik alası işte budur.

Ne yazık ki, Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku egemen olmuştur, daha doğrusu bir avuç insanın…

Oysa Anayasa’nın 10. Maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.

Kıymetli Dostlar;

Bu bir avuç insan; siyasetçiler, sivil toplum liderleri, medya mensupları, iş insanları ve akademisyenler dahil herkesi susturmaya çalışıyor.

Çünkü artık ekonomiyi yönetemiyor; ülkeyi yönetemiyorlar…

Biliyorum; bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyorsunuz.

Biliyorum; ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları canınızı çok sıkıyor.

Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.

Karşınızda sizin halinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.

‘Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir’ derler.

Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.

Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli.

Oysa ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim acıyor.

Kimin başına gelirse gelsin, her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.

Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.

Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.

İktidar, ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor.

“ŞAHLANAN SADECE BİR AVUÇ İNSAN OLDU”
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.

Yılardır ‘ekonomimiz şahlandı, şahlanacak’ vaatleriyle sizleri aldattılar.

On yıllar geçti ama, şahlanan sadece bir avuç insan oldu.

Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi yönetemez hale getirdiler.

Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.

Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.

Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.

Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.

Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!

Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.

Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir.

O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.

Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan önseçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir.

Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu.

Ama sevgili vatandaşlarım,

Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizİ birleştirmeliyiz.

Ama çok iyi biliyorum ki, bu yolun sonu aydınlık ve huzur dolu, iktidar yoludur.

Biz bu yola çıktık.

Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.

Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.

Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.

Kıymetli Yurttaşlarım;

Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.

Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.

Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz; yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.

Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak…

Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.

Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.

Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.

Ama kimsenin endişesi olmasın.

Millet büyüktür…

Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır.

Bu yoldan da dönmeyeceğim.

Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek!

Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.

Daha önce dediğim gibi…

Kurtuluş yok tek başına…

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Paylaşın