Kayseri: Melikgazi (Zamantı) Kalesi

Melikgazi (Zamantı) Kalesi; Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi, Melikgâzi Köyü’nün kuzeyindeki yüksek bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Zamantı vadisi içinde ve Kayseri-Malatya güzergâhını kontrol eden stratejik bir mevkide yer aldığı anlaşılan kale, hâlihazırda tamamiyle harap durumda olup, bazı sur duvarları ve burçlarıyla günümüze gelebilmiştir.

Kuzey-doğu güney-batı yönünde uzanan kalenin, topoğrafyanın eğim çizgilerini oluşturan kaya formasyonları üzerinde çeşitli kırılmalar yaparak ilerleyen bir surla çevrili olduğu anlaşılmaktadır.

Düzgün kesme taş kaplamalı kârgîr yapı kalıntılarından, sur çizgisi üzerinde yer alan burçların silindirik, çokgen ya da dikdörtgen planlı oldukları ve duvar örgüsü arasında ahşap hatılların kullanıldığı tesbit olunmaktaysa da, yerleşim alanını fizik-bütün olarak tanımlayabilmek için sistematik kazı ve sondaj çalışmaları yapılması gerekir.

Geçmişi Bizans çağına inen kalenin Dânişmendliler ve Selçuklu Sultanlığı tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

Paylaşın

Kütahya: Aizanoi Antik Kenti

Aizanoi Antik Kenti; Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi yerleşim sınırları içerisinde yer almaktadır. Kütahya’ya 50 km uzaklıktadır.

Penkalas (Kocaçay) Irmağının yukarı kesiminde tanrıça Meter Steunene’nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigyalıların öncülü olarak antik kaynaklarda geçen Azan adlı mitoloji kahramanının su perisi Erato ile efsanevi kral Arkas’ın birleşmesinden Aizanoi şehrinin ortaya çıktığı sanılmaktadır.

Aizanoi kenti, antik Frigya’ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis’lerin ana yerleşim merkeziydi. Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan kazılarda, MÖ 3 bin yıllarına ait yerleşim izlerinin ortaya çıktığı görülmüştür.

Helenistik dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama’ya ve Bithynia’ya bağlı iken MÖ 133’de Roma egemenliğine girmiştir. Roma imparatorluk döneminde tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi’de kesin kentleşme bulgularına ancak MÖ 1. yy. sonlarına doğru rastlanmaktadır. Yine ilk sikkelerin bu dönemde basıldığı bilinmektedir.

Aizanoi antik kenti en parlak dönemini MS 2 yy.’da yaşamış, büyük imar faaliyetleri görmüş ve bu dönemde birçok yapı inşa edilmiştir. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7. yy. dan itibaren bu önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Orta Çağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuklular döneminde Çavdar Tatarları tarafından üs olarak kullanılmasından dolayı buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.

Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş,1830-1840’lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krencker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsünce ilk kazılar yapılmıştır. 1970 yılından bu yana her yıl sistematik olarak devam kazı çalışmaları şu anda Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Doç. Dr. Elif ÖZER başkanlığında yürütülmektedir.

Roma döneminde Antik kentte yaklaşık 80.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Kalıntılar arasında Anadolu’daki en iyi korunmuş Zeus Tapınağı, 15.000 kişi kapasiteli tiyatro ve tiyatroya bitişik nizamda yapılmış 13.500 kişilik stadyum, iki hamam, dünyanın ilk ticaret borsa binası, sütunlu cadde, Kocaçay üzerinde ikisi ayakta kalmış beş köprü, iki agora, gymnasium, Meter Steunene kutsal alanı, nekropoller, antik bir bent, suyolları, kapı yapıları bulunmaktadır. Aizanoi antik kenti Efes, Bergama, Side gibi kentlerle çağdaştır.

Zeus Tapınağı

Irmağın batı kıyısına 200 m uzaklıkta etrafı sütunlu galerilerle çevrili 130,5×112 m boyutlarındaki alanın ortasında, bir podyum üzerine kuruludur. 8×15 ölçülerinde 120 adet İon ve 4 adet Korinti üslubunda sütunlarla dipteras planlı olarak inşa edilmiştir. Frig tanrıçası Meter Steunene’ye adanmış olan yer altı cellasına inen ve çatıya ulaşan bir merdiveni bulunmaktadır.

Anadolu’daki en iyi koruna gelmiş İon düzenindeki tapınaklardan biri olan yapının bezemelerinden özellikle akroterleri ilgi çekicidir. Batı alınlığında orta akroter akant dalları ve yaprakları arasında tanrıça Kybele’nin büstüyle bezenmiştir. Doğu alınlık akroterindeyse Zeus büstü bulunmaktadır. Dört sütunlu avlusu ve agorasıyla M.S. 117-138 yılları arasında yapılmış tapınağın ön galeri duvarlarında; imparotor Hadrian’i ve Aizanoi için önemli hizmetler görmüş Apuleius’u öven yazıtlar yer almaktadır.

Paylaşın

Kayseri: Hacı Kılıç Camii Ve Medresesi

Hacı Kılıç Camii Ve Medresesi; Kayseri’nin Kocasinan İlçesi, Gevhernesibe Mahallesi, İstasyon Caddesi üzerinde yer almaktadır.

Kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı bir oturum alanı üzerine inşa edilmiş olup, cami ve medreseden oluşan birleşik bir yapı grubudur; kuzey kanadı revaklı avlusuyla medrese, güney kanadı ise cami olarak tasarlanmıştır.

Medrese kanadını oluşturan kuzey cephesi, kesme taş örgülü ve gerisindeki odalara açılan dört mazgal pencere dışında masif bir duvar yüzeyinden ibârettir. Batı cephesinin kaba yonu taş duvar örgüsü arasında devşirme taşlar dikkati çeker. Duvar yüzeyinde cami bölümüne açılan iki pencere ile cepheden dikdörtgen prizmal bir kütle halinde taşan kaş kemerli kapı açıklığı bulunur.

Kaba yonu ve düzensiz taş örgülü güney cephesinin duvar örgüsünde devşirme taşlar da kullanılmıştır. Cephenin orta bölümünde, dikdörtgen prizmal bir kütle halinde mihrap çıkması yer almaktadır.

Caddeye bakan ana cephe, düzgün kesme taş örgülüdür; cephenin güney-doğu köşesinde, köşeleri pahlanmış kare prizmal bir subasman üzerinde çatı kotunu aşarak yükselen silindirik gövdeli ve konik külâhlı bir köşe kulesi bulunur. Cephe üzerinde, cami bölümüne açılan dikdörtgen bir pencere açıklığı ile cami ve medresenin taçkapıları yer alır. Taçkapıların arasında ve kaidesi cami taçkapısına bitişik olarak geç dönemlerde inşa edilmiş minare, gerisindeki cami bölümüne açılan pencereyi kapatan bir kütle halinde önündeki kaldırıma da taşmaktadır.

Caminin taçkapısı, silindirik iki köşe sütuncesiyle sınırlandırılan düşey dikdörtgen prizmal bir kütle halinde çatı kotunu aştığı gibi, doğu cephesinden de çıkıntı oluşturmaktadır; üst çerçevesi, sonraki onarımlar sırasında tümüyle yenilenmiştir. Taçkapı nişini, farklı genişlik ve profiller halinde çevreleyen bordür ve silmeler üzerinde, bitkisel motifler ve geometrik kompozisyonlardan oluşan girift bir taş işçiliği dikkati çeker. Mukarnaslı başlıklara sahip silindirik birer sütunce üzerinde yükselen çift kademeli sivri kemerle kuşatılan taçkapı nişi, dokuz sıra mukarnas kavsaralıdır. Kemer köşeliklerinde hayli tahrip olmuş simetrik birer taş kabara yer alır. Taçkapı nişinin yan kanatlarında, karşılıklı olarak, sivri kemerli bir niş içine alınmış üç kenarlı ve beş sıra mukarnas kavsaralı birer mihrabiye bulunur.

Cephenin kuzey kanadında ve medreseye açılan taçkapı da benzer özelliklere sahiptir. Silindirik iki köşe sütuncesiyle sınırlandırılan düşey dikdörtgen prizmal bir kütle halinde çatı kotunu aşarak yükselen taçkapı, doğu cephesinden de çıkıntı oluşturmaktadır. Üst çerçevesi, sonraki onarımlar sırasında tümüyle yenilenmiştir. Taçkapı nişini, farklı genişlik ve profiller halinde çevreleyen bordür ve silmeler üzerinde, geometrik kompozisyonlardan oluşan girift bir taş işçiliği dikkati çeker. Mukarnaslı başlıklara sahip silindirik birer sütunce üzerinde yükselen çift kademeli sivri kemerle kuşatılan taçkapı nişi, yedi sıra mukarnas kavsaralıdır. Kemer köşeliklerinde hayli tahrip olmuş simetrik birer taş kabara yer alır. Taçkapı nişinin yan kanatlarında, karşılıklı olarak, sivri kemerli bir niş içine alınmış üç kenarlı ve beş sıra mukarnas kavsaralı birer mihrabiye bulunur.

İbâdet mekânı, kare planlı taş ayaklar üzerine oturan sivri kemerlerle mihraba kuzey-güney yönünde uzanan beş sahna taksim edilmiş; sahınların üzeri de sivri beşik tonozla örtülmüştür. Mihrap aksındaki orta sahnın kemer açıklığı daha geniştir. Mihrap önündeki kare alan, kıble duvarında iki gömme ayak ile L planlı serbest ayaklara oturan sivri kemerlerin taşıdığı bir maksûre kubbesiyle örtülüdür. Kıble duvarının ortasındaki dikdörtgen formlu taş mihrap, girift geometrik kompozisyonların işlendiği bordür ve silmeleriyle, Selçuklu çağının en dikkat çekici taş işçiliği örneklerinden biridir. Mukarnaslı başlıklara sahip kalın silindirik sütuncelerin üzerinde yükselen sivri kemerle kuşatılmış mihrap nişi, üç kenarlı ve yedi sıra mukarnas kavsaralıdır. Kavsaranın alınlığında, simetrik olarak yerleştirilmiş birer kabartma rozet, kavsarayı kuşatan kemer köşeliklerinde ise, simetrik olarak, yarım daire profilli kaval silmelerin meydana getirdiği ve Zengi Düğümü denilen geometrik birer kompozisyon yer alır.

İbâdet mekânının kuzey-doğu köşesinde ve medreseye dahil olunan taçkapının gerisindeki sivri beşik tonozla örtülü sofaya bir kapıyla irtibatlandırılmış dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü oda türbe olarak işlev görmektedir.

Caminin kuzey kanadında yer alan medrese, doğu-batı yönünde uzanan bir avlunun etrafında U plan meydana getirerek sıralanan kapalı ve yarı-açık mekânlardan oluşan ilgi çekici bir tasarımdır.

Avlu, kare planlı taş ayaklara oturan ve avlu cephesine sivri kemer gözleri halinde açılan bir revak ile çevrili durumdadır. Revakın batı kanadında, doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü bir eyvan ile eyvana kuzey duvarından bitişik ve bir kapı vasıtasıyla revakla irtibatlandırılmış sivri beşik tonozla örtülü geniş bir oda bulunur. Revakın kuzey kanadı, kuzey-batı ve kuzey-doğu köşelerindeki diyagonal yerleştirilmiş kapılarıyla revakla irtibatlandırılmış sivri beşik tonozla örtülü birer köşe odası ile batı kanadı boyunca birbirine bitişik ve kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü altı odadan oluşmaktadır. Avlunun doğu kanadında, giriş eyvanı olarak işlev gören sofaya güney duvarından bitişik ve sofayla irtibatlanan bir oda ile eyvanın kuzey duvarına bitişik olarak sıralanan sivri beşik tonozla örtülü üç oda yer almaktadır. Odaların arasındaki bir koridor, taş basamaklı bir merdiven vasıtasıyla, zemin katı çatıyla irtibatlandırmaktadır.

Cami taçkapısındaki beyaz mermerden sülüs hatlı ve iki satırlık Arapça kitâbesinden, caminin, Selçuklu Sultanı II. İzzeddîn Keykâvus zamanında ve Ebû’l Kasım bin Ali el-Tusî tarafından 1249/50 yılında inşa ettirildiği anlaşılmaktadır.

Medreseye âit taçkapı üzerindeki beyaz mermerden sülüs hatlı ve iki satırlık Arapça kitâbeye göre, medrese de, Selçuklu Sultanı II. İzzeddîn Keykâvus zamanında ve Ebû’l Kasım bin Ali el-Tusî tarafından 1249/50 yılında inşa ettirilmiştir.

Paylaşın

Kayseri: Fraktin Kaya Kabartması

Fraktin Kaya Kabartması; Kayseri’nin Develi İlçesi, Gümüşören köyü yakınlarındaki su kenarındadır. 

Hitit sanatının en güzel örneklerini yansıtan bu kabartmalar M.Ö 14. yüzyılda yapılmıştır.

Burada bir tanrıya içki sunan (libasyon) kral ve kraliçe, yani III.Hattuşil (/M.Ö. 127501250) ve kraliçe Pudu-Hepa işlenmiştir.

Burada işlenen konu dinsel ve kralsal olup, hükümdar çifti libasyon yaparak, tanrıları kutsarken gösterilmiştir.

Paylaşın

Kayseri: Gülük Camii ve Medresesi

Gülük Camii; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Kölük Mahallesi sınırları içerisinde yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen bir oturum alanı üzerine inşa edilmiş olup, cami ve medreseden oluşan birleşik bir yapıdır; kuzey yönündeki arsa üzerinde hâlihazırda harabe durumdaki hamamıyla birlikte bir külliye olarak inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Cephe duvarlarında düzgün kesme, kaba yonu ve moloz taş örgülerdeki düzensizlikler, yapının çeşitli kereler onarıldığını açıklamaktadır; duvar örgüsü arasında devşirme yapı malzemelerinin de kullanıldığı dikkati çeker. Güney cephesinde, düzgün kesme ve kaba yonu taş örgülü ve dikdörtgen prizmal bir duvar kütlesi halinde cepheden taşan mihrap çıkması bulunur.

Cami ve medreseye, kuzey cephesi üzerindeki müstâkîl üç ayrı kapıdan dahil olunmaktadır. Cephenin takriben ortalarında ve mihrapla aynı aks üzerindeki kapı ile cephenin batı kanadındaki medrese kapısı, sivri kemer gözü halinde cepheye açılan dikdörtgen birer niş tasarımı halinde ve basık kemerli kapı açıklıklarına sahiptirler. Kuzey-doğu köşesinde ve pahlanmış cephe duvarı üzerindeki taçkapı ise, farklı genişlik ve profillerdeki bordür ve silmelerle, yanlardan ve üstten düşey dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış ve cepheyle hemyüz olarak tasarlanmış bir kütledir. Taçkapı nişi, silindirik köşe sütuncelerine oturan sivri kemerle çevrelenmiş yedi sıra mukarnaslı kavsarayla örtülüdür; kemer köşeliklerine simetrik birer kabara yerleştirilmiştir. Taçkapının basık kemerli kapı açıklığının iki yanında, dört sıra mukarnas kavsaralı ve üç kenarlı birer mihrabiye nişi yer alır.

Taçkapıyla dahil olunan harim, mihrap aksında ve kuzey-güney yönünde derinlemesine uzanan sivri beşik tonozla örtülü orta sahın ile doğu ve batı kanatlarında kare planlı ayakların taşıdığı sivri kemerlerle bölüntülü yan sahınlardan müteşekkil bir düzenlemeye sahiptir. Doğu kanadındaki sahın, kare planlı dört ayak üzerine oturan sivri kemerlerle bölüntülü ve doğu-batı yönünde uzanan beşik tonozla örtülü beş sahna taksim edilmiştir.

Harimin, geçmişte medrese işlevi gören batı kanadının düzenlemesi farklıdır. Yapının kuzey cephesinin batı kanadındaki kapıyla dahil olunan tekne tonoz örtülü giriş mekânı, kare planlı ayakların taşıdığı sivri kemerlerle bölüntülü ve kuzey-güney yönünde derinlemesine uzanan sivri beşik tonoz örtülü iki sahınla irtibatlandırılmış; mekânın batı kenarına da, fevkânî kat düzenlemesiyle dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü beşer medrese odası yerleştirilmiştir.

Caminin kıble duvarında ve mihrap önünde kare alanı, üçgen kuşağıyla geçilen bir maksûre kubbesiyle örtülüdür; tuğla örgülü olduğu bilinen kubbe, çokgen kasnağa oturduğu halde, çatı kotunda, taş kaplamalı küresel bir örtü halinde onarılmıştır.

Camide gerçekleştirilen onarım çalışmaları sırasında, orta sahnın merkezinde ve mevcut zemin kotunun altında bir kuyu ortaya çıkartılmıştır. Orta sahnın, kuzey-güney yönünde uzanan birer sivri beşik tonozla sınırlandırılmış dikdörtgen planlı merkezinde oluşturulan kare alan, hâlihazırda, pandantiflerle geçilen bir kubbe ile örtülüdür.

Caminin kıble duvarındaki çini mozaik mihrabı, Kayseri’deki Selçuklu çağı yapıları arasında üniktir. Bugünkü mihrabın, inşa edilen ilk camiye ait ve onarım sırasında zemin kotunun altında ortaya çıkartılan taş bir mihrabın üzerine, zemin tesviye edilmek suretiyle sonradan yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Duvardan pek az taşınan mihrap nişi, farklı genişlik ve profillerdeki silme ve bordürlerle çerçeve içine alınmış dikdörtgen bir kütledir; üst çerçevesinde turkuaz zemin üzerine patlıcan moru renkli palmet ve kıvrık dallardan meydana gelen bitkisel motiflerin işlendiği çinili bir akroter yer almaktadır. Mihrap nişini kuşatan bordürlerde, dökülen çinileri takliden kalemişi boyamalar yapıldığı dikkati çeker. Mihrabın üst çerçevesindeki dikdörtgen yüzeyde, turkuaz renkli çini mozaiklerden oluşan zeminin üzerine patlıcan moru renkli kesme çinilerden Tevbe Sûresi 18. âyeti yazılmıştır.

Altı sıra mukarnas kavsaralı niş örtüsünü kuşatan sivri kemerin köşeliklerine, turkuaz ve patlıcan moru renkli çini mozaiklerin kullanıldığı kaval silmelerle yüksek plastik bir kabartma şeklinde birer düğüm yapılmış ve ortalarına da turkuaz renkli ajurlu birer çini kabara yerleştirilmiştir.

Dikdörtgen planlı mihrap nişinin duvarında, mermerden üç kenarlı ve beş sıra mukarnas kavsaralı bir mihrabiye yer almaktadır; kavsaralar ve kavsaranın alt sırasından zincirle bağlanarak sarkıtılmış kandil tasviri altın yaldızla boyalıdır. Nişin üst bölümündeki üçgen yüzey, kare formlu ve desenleri birbirinden farklı 17. yüzyıl Osmanlı çinileriyle kaplı durumdadır. Nişin yan kenarlarındaki çini taklidi kalemişi bezemeler yakın zamanlarda yapılan onarımlar sırasında yapılmıştır.

Caminin inşa kitâbesi yoktur. Kuzey-doğu köşesindeki taçkapının üstündeki üç satırlık Arapça kitâbeden, Selçuklu Sultanı I. İzzeddîn Keykâvus zamanında ve Yağıbasanoğlu Mahmud’un kızı Atsuz Elti Hatun tarafından 1210/11 yılında tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.

Caminin kuzey cephesindeki üzerindeki üç satırlık bir diğer Arapça kitâbede ise, caminin, Kölük Şemseddîn bin Alâmeddîn tarafından 1335 yılında tamîr ettirildiği yazılıdır.

Bu husus, ilk caminin 12. yüzyılda inşa edildiğini ortaya koyduğu gibi, muhakkak ki Kayseri’de yaşanan yıkıcı depremler sırasında meydana gelen tahribat dolayısıyla, 13. ve 14. yüzyıllarda tamîr edildiğini de açıklamaktadır. Caminin batı kanadındaki medrese ile çini mozaik mihrabın, bu fizikî müdahaleler sırasında ve 14. yüzyılda eklenmiş olduğu varsayılabilir.

Paylaşın

Kayseri: Köşk Medresesi

Köşk Medresesi; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Gültepe Mahallesi sınırları içerisinde yer alır.  

‘’Köşk Dağı’’ adı verilen tepenin üzerinde bulunmaktadır.

Medresenin ortasında yer alan, kitabesine göre 1339 yılında inşa edilen kümbette, Eretna Devleti’nin kurucusu Alaeddin Eretna, oğulları ve eşinin mezarları bulunmaktadır.

Medresenin 1339’dan çok önce var olduğu ve Ahi Evren’in hocası Evhadüddin Kirmani’nin burada 23 sene ders verdiği rivayet edilmektedir.

Paylaşın

Kayseri: Amerikan Koleji Ve Hastanesi Binası

Amerikan Koleji Ve Hastanesi Binası; Kayseri’nin Talas İlçesi yerleşim sınırları içerisinde yer almaktadır.

Talas’ta ilk olarak 1871 yılında Amerikan Kız Okulu ve ardından 1882’de Amerikan Erkek Okulu açılmıştır. 1871 yılında kız okulu, Paşa Konağı diye bilinen yapıya taşınmıştır.

1909-1911 yılları arasında erkek koleji binası yapılmıştır. Her ikisi de faaliyetlerini 1914 yılına kadar devam etmiştir.

1928 yılında Cumhuriyet hükümetinden alınan izin ile erkek okulu eğitim hizmetine başlamış ve 1967 yılına kadar eğitim faaliyetlerine devam etmiştir.

I Dünya Savaşı ve sonrasında, kız okulu binası hastaneye dönüştürülerek 1972 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüştür.

Günümüzde Amerikan Hastanesi binası, yatakhaneler, müdür ve öğretmen lojmanları Erciyes Üniversitesi Sosyal Tesisleri olarak kullanılmaktadır. Erkek okulu ise Beden Terbiyesi tarafından kullanılmaktadır.

Paylaşın

Kayseri: Karatay Han

Karatay Han; Kayseri’nin Bünyan İlçesi, Karatay Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Karatay Han Kayseri-Malatya güzergâhındadır.

Kuzey-güney yönünde uzanan han, kuzey kanadındaki kapalı/barınak bölümü ile güney kanadında yer alan avlu ve servis mekânlarından oluşmaktadır. Hanın dış cephe duvarları, cepheyle eş yükseklikte ve dışa taşkın prizmal kütleler halinde tasarlanmış kare, çokgen, silindirik ya da yıldız kesitli formlara sahip payanda ve köşe kuleleriyle desteklenmiştir; aralarında birer taş çörten bulunur.

Avlunun doğu cephesinin güney kanadındaki sivri kemerli açıklık, cephenin gerisinde yer alan hamamın külhan ağzıdır. Hanın güney cephesi üzerinde yer alan ve dışa taşkın düşey dikdörtgen prizmal bir kütle halinde tasarlanmış taçkapısı, farklı geometrik kompozisyonlar içeren profilli bordür ve silmeleriyle, Selçuklu çağının klasik örneklerinden birini oluşturur. Taçkapının kavsarası, çift sıra sivri kemerle kuşatılmıştır; kavsara ile kemer arasında kalan yüzeylerde, simetrik olarak yerleştirilmiş bezemeli birer rozet yer alır.

Kemer ile kemeri dıştan kuşatan profilli çerçeve arasında kalan köşeliklerde ise simetrik olarak bezemeli birer kabara yerleştirildiği anlaşılmaktaysa da, zamanla bir hayli harap olmuşlardır. Taçkapının üst çerçevesinde, etrafı taş bezemeli özel bir yuvaya oturtulmuş ve beyaz mermerden dört satırlık kitâbe bloğu yer almaktadır. Taçkapıyı yanlardan sınırlandıran yarı dairesel formlu sütuncelerin zar tipi başlıklarında arslan ve güvercin kabartmaları dikkati çeker.

Basık kemerli kapı açıklığından, sivri beşik tonozla örtülü geniş bir sofa olarak tasarlanmış ve avluyla irtibatlanan giriş eyvanına dahil olunur. Bu bölümün kuzey-batı köşesinde, batı-doğu yönünde uzanan bir eyvan olarak tasarlanmış ve sivri bir kemer gözüyle giriş eyvanına açılan mekân, hâlihazırda türbe olarak işlev görmektedir; muhtemelen Osmanlı çağında türbeye dönüştürülen mekânda yatan zâtın kimliği belirsizdir.

Eyvanın kemer gözüne bağlanan bölümü sivri beşik tonoz, batı kanadındaki kare planlı bölümünün üzeri de yıldız tonozla örtülüdür. Eyvan kemerinin alnı, çift sıra sivri kemerle olduğu gibi, geometrik kompozisyonların işlendiği enli bir bordürle yanlardan ve üstten kuşatılmış ve mukarnaslı bir çerçeveyle yanlardan ve dıştan da sınırlandırılmıştır.

Mukarnas yuvalarının alt bölümlerine işlenen ejder, köpek, tavşan, boğa, kaplan, arslan, fil, geyik, kurt ve kuş gibi çeşitli figürlerden oluşan 15 hayvan tasviri hayli dikkat çekicidir; bir kısmı apotropeik nitelikli figürlerin, üzerinde yer aldığı mekânın geçmişteki işleviyle ilişkili olarak kullanılmış olmaları ihtimal dahilindedir. Giriş eyvanının batı kanadındaki sivri beşik tonozla örtülü diğer mekânların plan düzenlemesine bakılarak, geçmişte devlethâne işlevi gördüğü iddia edilmiştir.

Giriş eyvanının doğu kanadında ve bir kapıyla eyvana açılan kare planlı ve kubbeli mekân mescittir; kubbenin yükü köşelere yerleştirilmiş mukarnaslı tromplarla lokalize edilmiştir. Kıble duvarındaki yarı dairesel mihrap nişi, üç sıra mukarnas kavsaralıdır. Mescidin kıble duvarına bitişik dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü mekânın, hanın görevlileri için tahsis edildiği düşünülmüştür.

Her iki mekâna doğu kanadından bitişen ve avlunun güney-doğu köşesini oluşturan mekânların hamam olarak işlev gördüğü anlaşılmaktadır. Sivri beşik tonozla örtülü dar bir koridor üzerindeki kapıyla dahil olunan hamam, soyunmalık, soğukluk ve iki halvet hücresi, su deposu ve külhandan ibarettir. Kare planlı ve beşik tonozla örtülü soyunmalık, tonozun kilit taşındaki üç yapraklı yonca formlu bir tepe penceresinden aydınlatılmıştır.

Soyunmalık mekânının güney-doğu köşesindeki bir kapıyla kare planlı ve mukarnaslı bir kubbeyle örtülmüş soğukluk mekânına geçilmektedir; kubbe yüzeyinde yuvarlak beş pencere bulunur. Mekânın güney duvarında bir lüle deliği, duvar içerisinde ise künkler yer alır. Soğukluk mekânına doğu kenarından açılan birer kapıyla kare planlı iki halvet hücresine dahil olunur. Doğu kanadındaki halvet aynalı tonoz, kuzey kanadındaki ise mukarnaslı bir kubbeyle örtülüdür.

Su deposu, mekânın doğu duvarına bitişiktir; hâlihazırda kapıya dönüştürülmüştür. Külhanın sivri kemerli ocak ağzının içi ise tamamiyle moloz doludur. Avlunun güney-doğu köşesindeki koridor, sadece hamamla irtibatlı olmayıp, hanın bu köşesinde yer alan ve hamama bitişik dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü odayı da avluyla irtibatlandırmaktadır. Sözkonusu odanın bimâristan olarak işlev gördüğü düşünülmüştür; buna karşılık, hanın vakfiyesinde zikredilen görevlilerin arasında hekim yoktur.

Giriş eyvanının avluya bakan sivri kemer gözü, yarı dairesel profilli kaval silmelerle çerçeve içine alınmış; kemer köşeliklerine de, yatay düzlemde çerçeveden ayrılan düğümlü gövdeleriyle kemerin kilit taşının üzerinde ve kaval silmelerin oluşturduğu düğüme yönelmiş sivri dişli ve küçük kulaklı iki ejder tasviri kabartması işlenmiştir. Giriş eyvanıyla dahil olunan avlu, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı geniş bir alandır; doğu ve batı kanatları, kapalı ve yarı-açık mekânlarla çevrilidir.

Batı kanadı, kare planlı ayaklar üzerine oturan ve çift sıra sivri kemerlerle birbirine bağlantılı revaklı bir galeri halinde tasarlanmıştır; sivri kemer gözleri halinde avluya açılan yarı-açık mekânlar, sivri beşik tonozlarla örtülüdür. Buna karşılık, avlunun doğu kanadında birbirine bitişik ve üzeri sivri beşik tonozlarla örtülü altı oda yer alır. Avlunun güney-batı köşesindeki tek kollu ve sahanlıklı taş bir merdiven, zemin kat ile çatıyı irtibatlandırmaktadır. Sıkıştırılmış toprak olduğu bilinen özgün çatı kaplaması, 1958-1962 yılları arasında yapılan onarımlardan sonra kaldırılmış ve kesme taşla malzemeyle yenilenmiştir.

Hanın kuzey kanadını oluşturan kapalı/barınak bölümünün taçkapısı, avluya bakan cephesinin ortasındaki dışa taşkın ve cephe duvarlarını aşarak yükselen dikdörtgen bir kütle halinde tasarlanmıştır; onarımlar sonucu büyük ölçüde yenilenmiştir. Taçkapı nişi, genişlik ve profilleri farklı geometrik bezemeli altı bordürle yanlardan ve üstten çerçeve içine alınmış ve sivri kemer gözü halinde cepheye açılan bir eyvandan ibarettir. Taçkapı nişini örten tonoz, yanlarda mukarnaslı birer konsola, ön köşelerde ise zar başlıklı silindirik birer sütunceye oturur. Kapı açıklığı üzerindeki alınlıkta yer alan kitâbesi, yarım yıldız oymalarla çerçeve içine alınmıştır.

Taçkapının basık kemerli kapı açıklığıyla dahil olunan kapalı/barınak bölümü, dikdörtgen planlı bir mekândır; sivri beşik tonozla örtülü orta sahın, kuzey-güney yönünde uzanan mütemâdi bir mekân olarak tasarlanmış; yan sahınlar da doğu-batı yönünde uzanan birbirine geçişli ve sivri beşik tonozlarla örtülü yedi bölüm halinde orta sahınla irtibatlandırılmıştır.

Orta sahın daha geniş ve yüksektir; merkezindeki kare planlı alan, içten tromplarla geçilen kubbe ve dıştan da çatı kotu üzerinde yükselen köşeleri pahlanmış kare prizmal bir kaide üzerinde yükselen sekizgen prizmal kasnağa oturtulmuş sekizgen piramidal bir külâh ile örtülüdür. Oturtmalığın aksiyal kenarlarına açılan yuvarlak kemerli birer mazgal pencereyle iç mekâna ışık sağlanmıştır. Kapalı/barınak bölümünün taş sekilerinden bazılarında taştan oyulmuş yemlikler de mevcuttur; diğer taraftan, kemer ayakları ile yemlikler de hayvan bağlamak için açılmış halka delikleri de dikkati çeker.

Hanın kapalı/barınak bölümünün taçkapısındaki dört satırlık sülüs hatlı Arapça kitâbeden, sözkonusu bölümün Selçuklu Sultanı I. Alâeddîn Keykubad zamanında tamamlandığı anlaşılmakla birlikte, inşaatın tarihi yoktur. Avlu taçkapısındaki mermerden dört satırlık sülüs hatlı Arapça kitâbeden ise, hanın, Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddîn Keyhüsrev zamanında ve 1240/41 yılında tamamlanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Hanın bânîsinin Selçuklu Veziri Celâleddîn Karatay olduğu bilinmektedir. 1245-48 tarihli vakfiyesi ile eklerinden, handa bir mütevelli, bir müşrif, bir nazır, bir imam, bir müezzin, bir muzîf (misâfirleri kabûl eden), bir afıf (haramdan kaçınan ahlâklı kişi), bir emir (hanın günlük zarûri ihtiyaçlarını karşılayan kişi), bir hancı, bir baytar, bir aşçı, bir atlı ve bir ayakkabıcının görev yaptığı anlaşılmaktadır. Hana, imarından sonra artan gelirle elli büyük kâse çanak, yirmi bakır tabak, yüz büyük odun çanak, elli odun tabak, on büyük, beş orta ve beş küçük bakır tencere, iki büyük leğen, iki büyük kazan, iki büyük havan, on kazma ve matbah için gereken aletlerin temin edilmesi, ayrıca su seddi, han ve kaldırımın imar edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Diğer taraftan, vakıf gelirinden her yıl ayakkabılar için yeterli sahtiyân, hayvanlar için gerekli nal ve çivi alınması, maaş ve masraflardan artakalan gelirden hana gelen ve handan geçen Müslüman, kâfir, erkek, kadın, hür ve köle her yolcuya, okkası yüz dirhem üç okka iyi ekmek ve pişmiş yemekten bir çanak ile bir okka pişmiş etten verilmesi, ayakkabısı olmayan her fakir yolcuya ayakkabı temin edilmesi, hana gelen herkesin hayvanlarına yetecek kadar saman ve arpa sarfedilmesi şart koşulmuştur.

Handa, kışın yolcular için zeytinyağı ve odun yakılmasını ve hanın içindeki mescitte, bir yıl süresince güneşin batışından sabah namazına kadar aydınlığın mum ile sağlanması, hana inen yolculara fark gözetmeksizin her cuma akşamı eşit miktarda bal helvası dağıtılması gerekli görülmüştür. Handa hastalanan her fakirin, iyileşinceye veya ölünceye kadar ilâç ve şuruplarla tedavi edilmesinin, ölürse yıkanma ve kefenlenmesi işlemlerinin da vakıftan yapılması şart kılınmıştır.

Paylaşın

Kayseri: Ağırnas Yer Altı Şehri

Ağırnas Yer Altı Şehri; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Ağırnas Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Ağırnas yer altı şehrinin bazı bölümlerinin milattan önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak büyük bir bölümünün milattan sonraki yıllarda ve daha sonraki yüzyıllarda ilave edildiği kesindir.

Yer altı şehrinde görülen hristiyanlık dönemi ibadet yerleri, kiriş ve resimlerden en çok M.S I. ve XIII. Yüzyıllar arası kullanıldığı görülmektedir.

Paylaşın

Kayseri: Germir – Tavlusun ve Derevenk Vadisi

Germir – Tavlusun ve Derevenk Vadisi; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Germir Köyü sınırları içerisinde yer alır. 

Kayseri’ye çok yakın olan, Germir ve Tavlusun tarihle iç içe ve her yeri tarihle örtülmüş, daracık sokaklarında geçmişin ayak izlerine her an rastlamak ve heyecanı yaşamak mümkün.

Vadilere oyulmuş yerleşim alanları, kilise ve manastırlar bulunmaktadır. Ayrıca bugünkü yerleşim alanları da mimari açıdan çok önemlidir. Tavlusun bir zamanlar Kayseri’deki bürokratların oturdukları bir sayfiye yeridir.

Evlerin adları da bunu göstermektedir. Bu adlardan zamanın Kayseri valisinin, belediye başkanının Kayseri Kadısının ve bir çok ileri gelen ailelerin burada oturdukları anlaşılmaktadır. Tavlusun daha önceleri Türklerin, Rumların ve Ermenilerin yaşadığı bir yer imiş.

Camilerle kiliselerin yan yana yer aldığı, bu yöremiz, Talas ve Derevenk Vadisinin devamında, Germir ve Mimarsinan Mahallesine komşudur. Tavlusunda tescilli 2 kilise, 3 camii, 4 çeşme, 2 köprü, 1 su kemeri, 1 su kuyusu, 1 mekter ve 1 namazgar bulunmaktadır.

Paylaşın