Diyarbakır: Fatih Paşa Camii

Fatih Paşa Cami: Diyarbakır’ın Sur İlçesi, Fatihpaşa Mahallesi, Fatih Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Fatih Paşa Camii (ayrıca Kurşunlu Cami ve Bıyıklı Mehmet Paşa Camii olarak da bilinir), Türkiye’nin Diyarbakır şehrinde yer alan bir camidir. Şehrin ilk Osmanlı Valisi Bıyıklı Mehmed Paşa tarafından 1516-1520 tarihleri arasında inşa ettirilmiştir.

Cami merkezi plan şemasına sahiptir. Ortada dört kare ayağın taşıdığı pandantifli ana kubbe, dört yönde yarım kubbelerle genişletilmiştir. Bu yarım kubbeler de duvarlara ve kemerlere birer büyük, sonra da daha küçük eksedralarla bağlanır.

Harimin kuzeyinde yedi kubbeli son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin sekiz adet olan sütun ve başlıkları beyaz mermerdendir. Yapının kuzey cephesinde yer alan son cemaat yerinin ortasında caminin taçkapısı bulunur. Taçkapının iki yanında sütünceler yer almaktadır. Sütuncelerin başlıkları geometrik ve bitkisel karakterli motiflerle süslenmiştir. Asıl giriş kapısı basık kemerlidir. Taçkapının sağ ve solunda, harime açılan birer pencere ve almaşık taç örgülü küçük mihraplar yer alır.

Duvarları genelde sade olan yapının, en hareketli kısmını kıble duvarı ortasındaki mihrap ve minber oluşturur. Caminin mihrabı düzgün kesme kireç taşındandır ve kıble duvarından dışa taşıntılıdır. Mihrabın sağında yer alan mermer minberin köşk bölümü, korkuluk ve özellikle mermer kapı kanatları bezemelidir. Caminin mihrabı düzgün kesme kireç taşındandır ve kıble duvarından dışa taşıntılıdır. Mermer minberin köşk bölümü, korkuluk ve özellikle mermer kapı kanatları bezemelidir.

Caminin kuzeybatı köşesinde yer alan minare kare kaideli silindirik gövdeli ve tek şerefelidir. Şerefe, altı sıra mukarnaslıdır. Korkulukları taş şebekeli olup altı kollu yıldızlardan gelişen bir kompozisyona sahiptir. Sade silindirik petek pramidal bir külahla örtülmüştür.

Yapının inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Caminin avlusuna giriş için kullanılan dış kapı üzerinde bir inşa kitabesi olduğu belirtilmekteyse de, 1819 yılında Diyarbakır’da çıkan ayaklanmalar esnasında, iç kaleden atılan topların isabet etmesiyle yıkılan bu kapı ve üzerindeki kitabe kaybolmuştur.

Yapıda süsleme taş ve ahşap malzeme üzerine uygulanmıştır. Taş süslemeler bazalt, kalker ve mermer üzerine oyma, kabartma ve kafes oyma teknikleriyle oluşturulmuştur. Minberde kullanılan mermer üzerinde, bu tekniklere ek olarak boyama tekniği de kullanılmıştır. Cami iç mekânında çini süslemenin de bulunduğunu belirten kaynaklar mevcuttur ancak çiniler günümüze ulaşmamıştır. Dış mimaride kuzey cephe ve minarede süsleme görülür.

Caminin kuzeybatısında yapıya bitişik bir türbe yer almaktadır. Kuzeydoğusunda da bir başka 16. yüzyıl Osmanlı valisi Özdemiroğlu Osman Paşa’nın türbesine yer verilmiştir. Kuzeydoğudaki Şafiîler bölümü, camiyi çevreleyen bugünkü avlu duvarının dışında kalmıştır.

Enine dikdörtgen planlı Şafiler kısmının üzeri düz dam ile örtülüdür. Yapım tarihini verecek bir belge yoktur ancak 16. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendiği düşünülür. Geçmişte medrese olarak hizmet veren bu bölüm, 2004 yılından itibaren Fatih Paşa Kadın ve Çocuk Eğitim Merkezi olarak hizmet vermektedir.

Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından “Kurşunlu Camii ve Hazire” adı ile 12 Haziran 1991 tarih ve 784 sayılı kurul kararı ile tescillenmiş ve korumaya alınmıştır. Cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1960, 1975-1976, 1981-1983 ve 2008 yıllarında onarılmıştır.

Paylaşın

Diyarbakır: Atatürk Köşkü

Atatürk Köşkü; Diyarbakır’ın Yenişehir İlçesi, Köşkler Mahallesi, Eski Mardin Yolu üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Atatürk Köşkü, Diyarbakır surlarının 2, 5 Km. güneyindedir. Atatürk, Çanakkale Savaşından sonra 1916 yılı şubat ayı sonlarında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu, cephesinde görevlendirilmiş, 14 Mart 1916 günü Kolordu Karargahı olan Diyarbakır’a gelmiştir.

Diyarbakır surlarının dışındaki Semanoğlu Köşkü Atatürk’e verilmiştir. Atatürk 27 Mart 1917 tarihine kadar bu köşkte kalmıştır. 1917 yılı Mart ayında 2. Ordu Komutanı olarak Diyarbakır’a tekrar gelen Atatürk, bu kez Mardin Kapısı dışındaki Pamuk Köşkünde kalmıştır.

Diyarbakır Belediyesi 5 Nisan 1926 günü aldığı bir karala Atatürk’ü fahri hemşehrileri olarak seçmiş ve Diyarbakır’a ilk gelişlerinde kaldığı Semanoğlu Köşkünü kendisine hediye etmiştir. Köşk o günden sonra Atatürk Köşkü olarak tanınmıştır.

Diyarbakır Atatürk Köşkü, Diyarbakır evleri tipinde geniş eyvanlı siyah-beyaz kesme taşlardan yapılmış örneklerinden biridir. Eyvanın duvarındaki mermer sebilden havuza dökülen sular, köşke serinlik vermektedir.

Girişin sağındaki küçük kapı mutfağa solundaki kapı da çay ocağına açılmaktadır. Üst katta çalışma ve yatak odaları vardır. Atatürk’ün ölümünden sonra, Atatürk Köşkü Diyarbakır belediyesinin korumasında yeniden onarılmış ve ziyarete açılmıştır.

Paylaşın

Diyarbakır: Birkleyn Mağaraları

Birkleyn Mağaraları; Diyarbakır’ın Lice İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Diyarbakır – Bingöl karayolunun Bırkleyn Çayı ile kesiştiği Abalı Köyü yakınındadır.

Bırkleyn Mağaraları’nın en uzunu 900 metrelik büyüleyici bir tünel, ikinci mağara Asur kral kabartmaları ve yazıtlarıyla süslenmiştir. Büyük İskender’in doğu seferi sırasında ordularının burada konaklattığı söylenir .

Antik Çağ’da Dicle’nin doğduğu yer yani Birkleyn mağaraları. Birkleyin Suyu’nun önce yerin altından aktığı ve doğal bir tünelden sonra yeryüzüne çıktığı yere Birklyen ya da Dicle Tüneli ismi verilmiştir. Antik Çağlarda, bu suyun kaybolduğu yerin altına indiği yer “dünyanın bittiği yer olarak” tanımlanmıştır. Pilinius bu geçidi “ölülerin yer altı dünyasına geçtiği yer” olarak tanımlamıştır.

Birbirine paralel olarak uzanan bu kayalığın içerisinde üç mağara bulunmaktadır. Bunlardan güneydeki kayalığın altında ve içerisinden akan Birkleyn Suyu’nun bulunduğu mağaraya Asur Kralı I.Tiglatpileser (M.Ö. 1114-1076) ve III.Salmanassar (M.Ö. 859-828)’a ait 3 kabartma ve 5 çivi yazıtlı kitabe vardır.

Yazıtların birinde Asur Kralı III.Salmanassar şöyle demektedir;

Benim krallığımı seven, benim adımı yücelten büyük tanrılar Assur, Bêl, Sîn, Samas, Adad, Istar. Salmãnu-asarêd (III. Salmanassar), dört cihanın kralı, Asur`un Kralı, Assur-nãsir-apli`nin (II. Asurasirpal) oğlu, Asur`un Kralı, Tukultî-Ninurta`nın (II.) o¤lu, Asur´un Kralı Nairi Ülkesi (= Van Gölü) denizinden güneşin battığı büyük (denize) (=Akdeniz) hâkim fatihi. Hatti Ülkesi`ni tümüyle fethettim. Enzu geçidine girdim. Suhmu, Daiãnu (ve) Urartu Ülkeleri`ni tümüyle fethettim. Gilzanu Ülkesi`ne geçtim. Gilzanulular’›n vergilerini kabul ettim. Üç kez Nairi Ülkesi`ne gittim. Adımı Dicle´nin kaynağına yazdım.

Paylaşın

Diyarbakır: Meryem Ana Kilisesi

Meryem Ana Kilisesi; Diyarbakır’ın Sur İlçesi, Lalebey Mahallesi, Uçak Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Günümüzde de kilise görevini sürdüren tarihi değere sahip kilise Lale Bey Mahallesinde yer almaktadır. Mülkiyeti Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Cemaati Vakfına aittir.

Kilisenin yapım tarihi kesin bilinmemekle birlikte farklı görüşler öne sürülmektedir. Önceleri Şemsilerin tapındığı bir tapınak işlevini görmesi muhtemel olan yapı İ.S. 280 yılında kiliseye çevrilmiştir. Diyarbakır Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nce hazırlanmış envanter fişlerinde yapı, 3. yy olarak tarihlendirilmiştir.

Yapı birbiriyle bağı olan ve farklı dönemlerde yapılmış değişiklikler ve ihtiyaçtan kaynaklı ek yapılar ile kompleks bir yapı grubu oluşturmaktadır. Kompleksin içinde; Meryem Ana Kilisesi, Mor Yakup kutsal alanı, dört avlu, derslik ve lojman mevcuttur.

Yapı kompleksinde toplam 14 yazıt bulunmakla beraber bunlar yapıların onarım ve eklemelerine ait kitabeleridir. Bu yazıtlardan en eskisi 1533 tarihli olup; bu kitabede yapının yenilendiği yazılmıştır. Yapı İ.S. 1648 ve 1297 de yangın, 1533 yenileme, 1689, 1693, 1850, 1881 ve 1914 yıllarında onarım ve yenilemenin yanında eklemelere uğramıştır.

Kilise günümüzdeki halini 2004-2005 yılları arasında yapılan restorasyon ile almıştır. Son olarak 2005 yılında yurt içi ve yurt dışında yaşayan Diyarbakırlı Süryanilerin ortak girişimiyle kapsamlı restorasyondan geçilerek, tarihi kimliğini tümüyle yansıtan bugünkü görünümüne kavuşturulmuştur.

Diyarbakır’da Ortodoks Süryanilere ait faal durumda olan bu kilise Geç Roma dönemine tarihlenen bir kapısı ve mihrap üzerine kalıntılarını izlenen mimari bezekleri bulunmaktadır. Kilise plan itibariyle dört avlu, divanhane ve din adamlarının yaşadıkları bölümlerden meydana gelmiştir. Ahşap işçiliği, sütunları, sütun başlıkları parmaklıkları, kürsüleri ve ikonaları ile ün yapmıştır.

Paylaşın

Diyarbakır: Dört Ayaklı Minare

Dört Ayaklı Minare; Diyarbakır’ın Sur İlçesi, Savaş Mahallesi, Yenikapı Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Şeyh Mutahhar Camii (Şeyh Mattar Camii, Dört Ayaklı Minare Camii, Kasım Bey Camii, Kasım Padişah Camii) , Diyarbakır’da 1500 yılında Akkoyunlu beylerinden Kasım Bey tarafından inşa ettirilmiş cami.

Akkoyunlular’ın en önemli anıtsal eserlerindendir. Şeyh Mutahhar’ın kabrinin bulunduğu arsa üzerine inşa edilmiştir. Halk arasında Şeyh Matar Camii olarak bilinir fakat kaynaklarda adı Kasım Bey Camii veya Kasım Padişah Camii olarak da geçmektedir.

Dört ayaklı minaresiyle ün yapmıştır. Yekpare taş sütun üzerinde dört köşeli olarak inşa edilmiş olan yapı, Anadolu’nun tek dört ayaklı minare örneğidir. Dört ayak, dört İslam mezhebini simgeler. Bir inanışa göre yedi defa sütunların altından geçenin dileği kabul edilir. Büyük olasılıkla camiye sonradan eklenen minare üzerinde bir balkon ve petek bulunmaktadır.

Hasan Paşa Hanı’nın yanındaki dar bir sokak içerisinde bulunan Cami, kare planlı ve tek kubbelidir. Yanlarda üçer, kuzey ve güneyde ikişer penceresi olup tümünün içinde ve dışında kemerle kapanan girintiler bulunur. Mihrabın iki yanında bulunan ve üzerleri pencere kemeri gibi duran bölümler, üst kattaki küçük birer mahfile merdivenle çıkışı sağlayan birer geçittir.

 

Paylaşın

Diyarbakır: Hasan Paşa Hanı

Hasan Paşa Hanı; Diyarbakır’ın Sur İlçesi, Dabanoğlu Mahallesi, Marangoz Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Hanın iki kitabesinden öğrenildiğine göre, Diyarbakır’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üçüncü vali olan Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572 ve 1575 yılları arasında yaptırılmıştır.

Hasan Paşa Hanı’nın en çok dikkat çeken yerlerinin başında batı cephesi gelmektedir. Üzerinde kare bir çerçeve içerisine alınmış olan kufi yazılı batı kapısı dışarıya taşkınlık yapmamakta içeriye dönük bir eyvana benzemektedir.

Basık kemerli bir kapıdan geçildikten sonra beşik tonozlu bir kısma oradan da avluya çıkılmaktadır. Avlunun ortasında altı sütunlu, bezemesiz bir şadırvan bulunmaktadır ve buradaki alt kat odaları sivri kemerlerle avluya açılmaktadır.

Buradaki revakların üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. Altı beşik tonozlu dükkânların ikinci katından taşan iki süslü pencereyle dışarıya açılan orta kısım yapıyı tamamlamaktadır. İki renkli taş sıralarının yatay olarak cephelerde kullanılması yapıyı olduğundan da uzun göstermektedir.

Handa dikkat çeken diğer bir yanı da iki katın revaklarında yer alan sütunların birbiri üzerine oturmasına karşılık ikinci katta avluya doğru taşan taş konsolların yer almasıdır. Hasan Paşa Hanı günümüzde çeşitli amaçlarla kullanıldığından özelliğini kısmen olsa yitirmiştir.

Tarih boyunca Diyarbakır’ı ziyaret eden sey­yahların da hemen dikkatini çekmiş ve han hakkın­da seyyahlar önemli bilgiler vermişlerdir.

1612 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden Leh Simeon, şehre geldiği zaman indiği Hasan Paşa Hanı’nı şu şekilde tasvir etmiştir:

“ …Muazzam kârgir bir bina olan bu hanın 500 beygiri barındırabilecek yer altında iki ahırı, renga­renk demir parmaklıklarla çevrilmiş çok güzel ha­vuzu, üç kat üzerine birçok kârgir odaları vardı…”

Yine daha sonraki tarihlerde Diyarbakır’a gelen Evliya Çelebi, Gugios İnciciyan ve James Silk Buckingham Hasan Paşa Han’ından önemle bahsetmişler­dir. Bunlardan Buckingam’ın 1815 yılı için verdiği bilgiler arasında hububat piyasasının burada toplan­dığı hakkındaki kaydı, 19. yüzyılda da bu hanın büyük bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.

Handa günümüzde telkari işi süs eşyasından antikaya kadar çeşitli eşya satan dükkânların yanı sıra lokanta ve cafelerle bir kitabevi de mevcuttur. Hemen her yaştan insanın uğradığı han Diyarbakır’ın tarihi ve turistik yapıları arasında yer almaktadır

 

Paylaşın

Diyarbakır: Hz. Süleyman Camii

Hazreti Süleyman Camii; Diyarbakır’ın Sur İlçesi, Cevat Paşa Mahallesi, Hz. Süleyman Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Hazreti Süleyman Camii, Nasiriyye Camii Meşhed Camii, Murtaza Paşa Camii ve Kale Camii olmak üzere birçok isimle anılmaktadır. Minaresindeki kitabelerden anlaşıldığı üzere Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1160 yılları arasında yaptırılmıştır. İç Kalede, Oğrun Kapı’nın güneyindeki burcun kenarında yer alan caminin en önemli özelliği Hz. Ömer döneminde Diyarbakır’ın fethinin buradan başlamasıdır.

Caminin bitişiğinde Osmanlılar Dönemi’nde yapılan Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin burada yattığı Meşhed bulunmaktadır. Sahabelerin burada olması burayı bir ziyaretgâh haline getirmiştir. Yapı günümüzde de geçmişten gelen önemini korumakta ve hala ziyaret yeri olma özelliğini devam ettirmektedir.

Cami 1631-1633 yılları arasında Vali Silahtar Murtaza Paşa tarafından yanındaki meşhedle birlikte esaslı bir onarım görmüştür. Eğimli arazi üzerine kurulan cami, farklı dönemlere ait yapılarla bir topluluk haline gelmiştir. Batısında bir Sahabeler Türbesi, namazgâh ve bir çeşme bulunmaktadır.

Kuzeyinde de bir türbe ve bir çeşmeye yer verilmiştir. Cami kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Kuzeyinde bulunan son cemaat yerinden harime geçiş sağlanmaktadır. Caminin iç kısmında mihrap nişi ve tavandaki kalem işi süslemelerle sınırlı kalan yapıda süsleme unsurları cephede kitabe olarak karşımıza çıkmaktadır.

Caminin kuzey doğusunda kare gövdeli bir minare yer almaktadır. Minarenin gövdesi silmeli yazı kuşaklarıyla beş bölüme ayrılmıştır. Kalker üzerine sülüs yazı kullanılan kitabelerde harflerin araları Rumi ve palmetlerin işlendiği kıvrık dallarla hareketlendirilmiştir. Kitabeler yarım oluk ve düz bir silme ile üç yönden çevrilmiştir. Minarenin doğusunda yer alan kitabe güneyindeki kitabeye göre daha sağlam durumdadır.

Paylaşın

Diyarbakır: Malabadi Köprüsü

Malabadi Köprüsü; Diyarbakır’ın Silvan İlçesi, Çatakköprü Bucağı sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. 

1147 tarihli inşa kitabesine göre, Timurtaş b. İlgazi b. Artuk tarafından Artukoğulları Dönemi’nde inşa ettirilen ve 12’nci yüzyıl Selçuklu Dönemi anıtsal mühendislik-mimarlık başyapıtlarından olan tarihi Malabadi Köprüsü, 40.86 metre açıklığındaki sivri ana kemeri ile dünyanın günümüze ulaşan en büyük kemer açıklığına sahip taş kemer köprüsüdür.

Kemerin her iki yanından kervan ve yolcular için iki barınak oda da bulunmaktadır. Malabadi Köprüsü; üzerinde bulunan insan, güneş ve arslan figürlü kabartmaları ve bünyesinde bulunan barınağı, helası ile özgün ve az sayıdaki köprü örneklerimizdendir.

Paylaşın

Denizli: Ekşi Höyük

Ekşi Höyük; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Dayılar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy merkezine 1 km. mesafedeki Eski Höyüğe şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Ekşi Höyük, deniz seviyesinden 812 m yüksekliğe sahip bir tepe üstü yerleşimidir. Yerleşimin konumlandığı Yukarı Menderes Havzası, Batı Anadolu’da, bugünkü Denizli İli sınırları içerisindeki Çal, Baklan ve Çivril ilçelerini kapsayan son derece geniş bir alanı kapsamaktadır. Havzanın batı kesiminde, doğu-batı uzantılı doğal bir tepe üzerine kurulmuş olan Ekşi Höyük yaklaşık 2 hektarlık bir alana uzanmaktadır. Söz konusu yerleşimde kazı çalışmaları 24.08.2015-24.09.2015 tarihleri arasında TC. Kültür ve Turizm Bakanlı Denizli Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Yard Doç Dr. Fulya Dedeoğlu’nun bilimsel danışmanlığında başlatılmıştır.

Yukarı Menderes Havzası’nda gerçekleştirilen yüzey araştırmaları, havzanın Neolitik Çağdan (günümüzden 8200 yıl öncesi) itibaren yoğun bir biçimde yerleşildiğini ortaya koymasına rağmen, bugüne kadar Denizli ya da komşu bölgeler olan Uşak ve Afyon’da bu sürece ait herhangi bir kazı çalışması gerçekleştirilmemiştir. Bu durum Batı Anadolu’da Neolitik sürecin yalnızca Göller Yöresi, Orta Anadolu ve son yıllarda kıyı kesimde gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki kazıdan bilinmesine neden olmuştur.

Bu bağlamda Neolitik ve Kalkolitik Çağda iskân edilmiş olan Ekşi Höyük yalnızca bölge için değil Batı Anadolu’nun tamamı için son derece önemli sonuçlar ortaya koymaya başlamıştır. Özellikle, Ekşi Höyük kazı çalışmalarında bulunan Orta Anadolu ile ilişkilendirilebilecek keramikler, yerleşimdeki iskânın Neolitik Çağdan Erken Kalkolitik Çağa geçiş döneminde de devam ettiğini göstermiştir ki bu süreç bugüne kadar Batı Anadolu’daki herhangi bir yerleşimde saptanamamıştır.

Aynı zamanda yerleşimdeki kazılar, Yukarı Menderes Havzasında avcı toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçiş sürecinin aydınlatılmasına ve bölgedeki ilk çiftçi toplulukların yaşam biçimine ilişkin bilgi edinilmesine büyük katkı sağlamaya başlamıştır. Aynı zamanda başta Denizli olmak üzere Afyon, Uşak, Aydın gibi illerin hiçbirinde Neolitik Dönem kazısının olmaması, Yakındoğu prehistoryasında Neolitik kültürlerin Yunanistan ve Balkanlar’a aktarımında iç Batı Anadolu’nun rolünü belirsiz kılmaktadır. Bu bağlamda, Ekşi Höyük Kazıları Güneybatı Anadolu Neolitik kültürün Batıya doğru aktarımında ne gibi benzerlikler ve değişimler yaşanmış olabileceğini açıklamaya başlamıştır.

Ekşi Höyükte gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda yerleşimin ağırlıklı olarak Neolitik ve Kalkolitik dönemde iskân edildiği Selçuklu Döneminde ise mezarlık alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Yerleşimde en iyi temsil edilen günümüzden 8200-8000 yıllarına tarihlenen yerleşim katına ait arkeolojik bulgulara, ait şimdilik iki bölümden oluşan büyük bir yapı ve bu yapıya bitişik olarak yapılmış bir ocak ve tabanlar tespit edilmiştir. Bu tabakada açığa çıkartılan apsisli yapı, bir ön sundurma ve arka oda olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır.

Yapının arka bölümü son derece güçlü taş temellere sahip, kerpiç bloklar kullanılarak inşa edilmiş kapalı bir yapı bölümü iken, ön kesim ahşap dikme ve hatıllar ile ince dallardan örülmüş bir ön avlu niteliğindedir. Yapının yaklaşık boyutları 3.80 x 180 metredir. Mekânı çevreleyen taş temelin kalınlığı 1 metreye kadar ulaşmaktadır. Gerek mekân içi gerekse ön avludan gelen buluntular, yapının işlevine dair bazı çıkarımlar yapılmasını mümkün kılar.  Mekanın içerisinde ve ön avlusunda taş bir idol, çok sayıda sapantaşı, bitirilmiş ve bitirilmemiş ağırşaklar ve tüm kaplar, nitelikli çanak çömlek parçaları, kemik aletler, ezgi taşı parçaları, bir spatül parçası, obsidyen ve çakmaktaşı dilgi ve yongalar bulunmuştur.

Bu buluntuların bir kısmı mekân içindeki taban üstü dolgu içerisinden gelirken bir kısmı taban üzerinde in sutu durumda tespit edilmiştir. Özellikle mekânın batıdaki duvar kesiminin önünde ve taban üzerinde bulunan çakmaktaşı yonga topluluğu, kil topanlar ve henüz üretim aşamasındaki buluntular ve bitirilmemiş nesneler, bu yapının bir işlik alanı olarak değerlendirebileceğini gösterir niteliktedir.Ekşi Höyük’te yürütülen kazı çalışmaları daha şimdiden Batı Anadolu arkeolojisi açısından son derece önemli arkeolojik verileri ortaya koymaya başlamıştır.

Ekşi Höyük’te tespit edilen arkeolojik buluntular (kemikler, deniz kabukları, çakmaktaşı ve obsidyen aletler, sapan taneleri, olta ucu) yerleşimin geçim ekonomisinde hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve tarımsal faaliyetlerinin söz konusu olduğunu ortaya koymuştur. Yine Canhasan yerleşiminden tanıdığımız çanak çömleklerin yanı sıra Batı Anadolu’da kaynağı olmayan obsidyen aletlerin Ekşi Höyük’te bulunmuş olması yerleşimin Neolitik Dönem ticaret ağından yararlandığını ortaya koymaktadır. Ekşi Höyükte elde edilen bu ön sonuçların kapsamının ve niteliğinin devam edecek kazı çalışmalarıyla genişletilmesi hedeflenmektedir.

Yerleşimde en sağlam durumda mimari unsurlar Geç Neolitik tabakada ele geçirilmiştir. Birkaç evresi olduğu anlaşılan tabakada yuvarlak planı olan bir yapıya ait duvarlar ve taban, taş temeli olan bir yapının iki duvarı, yanık bir alan ve bir ocak açığa çıkartılmıştır. Yerleşimde bulunan yuvarlak planlı yapının temelinde bir bölümü 50×50 cm boyutlarına ulaşan temel taşları kullanılmıştır. Temel taşlarının üzerine kerpiç duvar yapılmıştır. Yapının girişinde ahşap bir sundurma vardır. Söz konusu sundurma yanmış ve yapının girişinde izleri bulunmuştur. Söz konusu mekân içerisinde çok sayıda insitu durumda buluntu ele geçmiştir.

Paylaşın

Denizli: Beycesultan Höyüğü

Beycesultan Höyüğü; Denizli’nin Çivril İlçesi, Akçaköy (Köyü) Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Yukarı Menderes Havzası’nın kuzeybatısında bulunan Beycesultan höyüğü adını Selçuklu dönemine ait Behice Sultan türbesinden almaktadır.  Yerleşimde, 1954-59 yılları arasında S. Lloyd ve J. Mellaart başkanlığında, 2007 yılından itibaren ise Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Eşref Abay başkanlığında kazı çalışmaları gerçekleştirilmektedir.

Kalkolitik Çağ’dan (günümüzden 6000 yıl öncesi) Geç Tunç Çağı (Günümüzden 3500 yıl öncesi) sonuna kadar kesintisiz 40 tabakanın saptandığı Beycesultan höyüğü, hem Büyük Menderes vadisi hem de tüm Güneybatı Anadolu Bölgesi’nin prehistorik dönemi için stratigrafi vermesi açısından önemli bir kazı yeri olmuştur.

Erken Tunç Çağı’ndan itibaren çevre duvarıyla korunan megaron (Dörtgen planlı tek odalı düz damlı kerpiç mekanlar) planlı tek yapılarda yaşayan ve küçük kutsal yapılarda tapınan halkın olduğu yerleşim yerinin, taşıdığı özellikler nedeniyle içinde bulunduğu bölge dışında Kuzeybatı Anadolu Bölgesi ile de ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Yerel niteliklerin görülmeye devam ettiği Orta Tunç Çağı’na ait yapı katlarında (M.Ö. 3900-3450) Beycesultan höyüğü, kendine özgü özellikler de kazanmaya başlar. Söz konusu döneme ait önemli yapılardan biri kuşkusuz “Yanmış Saray” olarak adlandırılan yapı kompleksidir. Saray yapısı, aşağı kentten bir sur duvarı ile ayrılmıştır. Sarayın bir yangın sonucunda yıkılması. Beycesultan’ın M.Ö. 2. binyılda (Günümüzden 4 binyıl önce) Arzawa Ülkesi’nin önemli bir olduğunu düşündürmektedir.

İlk olarak 2009 ve 2010 yıllarında yerleşimde araştırmaya başladığımız Geç Tunç Çağ evresi gerek mimari kalıntıları gerekse diğer buluntuları ile yerleşimin planlanması ve bölgenin tarihi süreci ile ilgili yeni veriler ortaya koymuştur.  Kazı alanında Bizans yapı kalıntılarının kaldırılması sonucu açığa çıkarılan bu döneme ait mimari yapılar tüm yerleşimi kapladığını tahmin ettiğimiz büyük bir yangın ile yıkılmışlardır.

Kazı alanımız içinde açığa çıkardığımız mimari yapılar doğu-batı yönünde uzanan bir sokağın güneyinde yer alan yapılardan oluşmaktadır. Bu yapılara ait bazı mekânların yangın sonrası terk edildiği bazılarının ise çeşitli değişiklikler ve onarımlar yapılarak tekrar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Taş temel üzerine kerpiçten inşa edilmiş olan yapıların duvarları kalın bir kil sıva ile sıvanmışlardır. Mekânların zeminlerinde de kalın kil sıvaya rastlanılmaktadır.

Mekânların birçoğunun içinde zengin buluntular yanında, yangın sonucu oluşmuş yıkımın ve tahribatın izleri görülmektedir. Her mekânda tespit ettiğimiz çok sayıdaki insan iskeleti ve bazı iskeletlerin tahıl ambarları içinde ve depo küpleri içinde saklanır vaziyette bulunmaları söz konusu bu yangının bir istila sonucu oluşmuş olma ihtimalini artırmaktadır. Mekânlar içinde tespit ettiğimiz depo küpleri içindeki tahıl örneklerinden elde ettiğimiz C14 (Radyokarbon tarihleme yöntemi) tarihlemeleri söz konusu istilanın M.Ö. 1570-1530 yılları arasında olduğuna işaret etmektedir.

Paylaşın