‘2021 Weimar İnsan Hakları Ödülü’ Demirtaş’a Verildi

2021 Weimar İnsan Hakları Ödülü, Almanya’da düzenlenen törenle Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş verildi. Ödülü Demirtaş’ı temsilen Weimar’a gelen kardeşi Süleyman Demirtaş aldı.

DW Türkçe’nin haberine göre, Weimar’da düzenlenen törene bir teşekkür mesajı yollayan Demirtaş, mesajında 5 yıllık tutukluluğu sırasında Almanya’dan ve tüm dünyadan kendisi ve tutuklu arkadaşlarıyla gösterilen dayanışma için teşekkür etti.

Törende bir konuşma yapan Weimar Belediye Başkanı Peter Kleine, Kürt sorununa demokratik çözüm, demokratikleşme, inanç özgürlüğü ve Türkiye’de insanların dil, kültür ve siyasi açıdan eşitliği konusunda gösterdiği çabalar nedeniyle Demirtaş’ın ödüle layık görüldüğünü söyledi. Kleine koronavirüs pandemisi nedeniyle birçok mahkumun Türkiye’de tahliye edildiğini ancak bu imkanın Demirtaş’a tanınmadığını belirtti.

Weimar Belediye Meclisi de ödülle ilgili yaptığı açıklamada, 48 yaşındaki Demirtaş’ın 2016 yılından beri suçsuz yere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına rağmen cezaevinde tutuklu olduğunu ifade etti.

“Demirtaş Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir umut”

Almanya Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth da törende bir konuşma yaptı. Claudia Roth “dostum” olarak nitelediği Selahattin Demirtaş için verilen ödülün, ülkenin en önemli insan hakları ödüllerinden biri olduğunu söyledi.

Roth, “cesarete sahip, kalbi olan, sıcak kalpli ve zeki” bir siyasetçi, bir insan hakları savunucusu ve demokrat olarak nitelediği Demirtaş’ı Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir umut olarak gördüğünü ifade etti.

Roth, Süleyman Demirtaş’tan kendisini unutmadıklarını ve kendisini desteklemeye devam ettiklerini Selahattin Demirtaş’a iletmesini istedi.

Ödül hakkında

Azınlık haklarını savunan Göttingen merkezli Tehdit Altındaki Halklar Cemiyeti (GfbV) Demirtaş’ı ödüle aday göstermiş, Weimar Belediye Meclisi de 21 Temmuz 2021 tarihli toplantısında ödülü Demirtaş’a verme kararı almıştı. 1995 yılından beri her yıl verilen ödülün maddi değeri 5 bin Euro.

Weimar Belediye Meclisi geçen yıl Hollandalı Katolik Rahip Jozef Jan Michel Kuppens ile Malavili Felicia K Monjeza’yı insan hakları ödülüne layık görmüştü. Ödülün Malavi’deki tütün plantajlarındaki modern köleliğin sona erdirilmesi için yaptıkları çalışmalar nedeniyle verildiği açıklanmıştı.

1998’te Meral Danış Beştaş almıştı

Türkiye’den 1998 yılında da HDP Adana milletvekili ve hukukçu Meral Danış Beştaş ödüle layık görülmüştü. Ödül her yıl 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde takdim ediliyor.

Paylaşın

Özlem Türeci ‘En Güçlü 100 Kadın’ Listesinde

Ekonomi dergisi Forbes’un Dünya’nın En Güçlü Kadınları Listesi’nde bu yıl, alanlarında en fazla yükselen 21 kadın ilk defa yer aldı. Listeye girenler arasında ilk Corona virüsü aşısını geliştiren BioNTech firmasının kurucularından Özlem Türeci de var. Türeci, En Güçlü 100 Kadın listesinde 48’inci sırada.

Merkezi ABD olan dünyaca ünlü ekonomi dergisi Forbes’un Dünyanın En Güçlü Kadınları 2021 Listesi’ne 14 farklı ülkenin bilim, siyaset ve iş dünyası gibi çeşitli alanlarında yükselen isimler girdi.

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli Özlem Türeci, eşi Uğur Şahin ile birlikte kurdukları BioNTech’in aynı zamanda baş tıbbi sorumlusu. BioNTech’in ABD firması Pfizer ile ortak geliştirdiği elçi RNA aşısı, dünyada ilk resmi onayı alan Corona aşısı olmuştu. Türeci şu an elçi RNA’ya dayalı tedavilerin başta kanser olmak üzere diğer hastalıklara karşı da kullanılmasına yönelik araştırmalarını hızlandırmış durumda.

Almanya’da doğan Türeci’nin Türkiye’den Almanya’ya göç eden annesi biyolog, babası ise cerrahtı. Kanser ve immünoloji alanlarında uzman olan araştırmacı Türeci, BioNTech’in kurulmasından önce eşi Şahin ve ortakları Christoph Huber ile birlikte Ganymed Pharmaceuticals adlı ilaç firmasını kurmuştu.

Türeci, Almanya’daki Kanser İmmünoterapi Derneği’nin (CIMT) başkanı olarak da görev yapıyor.

Türeci’nin 48’inci sırada yer aldığı listenin başında, MacKenzie Scott yer alıyor. Yazar olan Scott, yüzlerce sivil toplum kuruluşuna yaptığı bağışlarla dikkat çekiyor. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un eski eşi milyarder girişimci Scott, boşanmasının ardından yaptığı bir açıklamada, yaşamı boyunca, varlığının yarısını bağışlama vaadinde bulundu.

Listede Scott’ı, ABD’nin hem ilk kadın hem de ilk siyah Başkan Yardımcısı Kamala Harris takip ediyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın ilk kadın lideri Christine Lagarde listede 3’üncü, ABD’li otomotiv firması General Motors’un CEO’su Marry Bara 4’üncü, Bill-Melinda Gates Vakfı’nın eş kurucusu, milyarder Bill Gates’in eski eşi Melinda Gates 5’inci sırada.

Listenin oluşturulmasında, sadece mali durumuna ve makamına değil, kişinin malvarlığını ve etki gücünü toplumsal platformlarda nasıl değerlendirdiğine bakılıyor.

Listeye son sıradan giriş yapan isimse eski Facebook çalışanı Frances Haugen. Firmadan sızdırdığı belgelerle dünyada yankı uyandıran Haugen, Facebook’un yanlış bilgileri ele alış biçimi hakkında tartışmaları körükledi ve dünyanın dört bir yanındaki siyasetçileri, sosyal medya devinin daha ayrıntılı bir şekilde denetlenmesi için çağrıda bulunmaya teşvik etti.

(Kaynak: amerikanınsesi.com)

Paylaşın

Dünyanın En Tehlikeli Turistik Yerleri

Yükseklik korkunuz varsa bu yerler noktalar sizi biraz tedirgin edebilir. Bunun nedeni, bunların dünyanın en tehlikeli yapılarından bazıları olmasıdır; kayalık ve uçurum kenarına tünemiş tapınaklar, manastırlar, evler ve kaleler.

Haber Merkezi / Bunların bazılarına örnek dağcılık becerisine sahip olanlar ulaşabilecekken, bazılarına da karayolu ile ulaşılabilir. İşte en tehlikeli turizm yerlerinden bazıları;

Sant’Agata de Goti (İtalya)

Bu yerin ilk görünüşü büyülü bir izlenim bırakmaktadır. Bir ortaçağ kasabasından bekleyeceğiniz tüm cazibeye sahiptir. Bir nehir vadisinin üzerindeki sarp bir kayalığa zarif bir şekilde tünemiş bu tarihi yer, size dünyanın geri kalanından kopuk olduğunuz hissini verecektir.

Katskhi Sütunu (Gürcistan)

Gürcistan’daki 40 metre yüksekliğindeki Katskhi Sütunu’nun tepesinde yer alan ve muhtemelen dünyanın en kutsal ve izole kilisesidir. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in yaklaşık 200 km batısında yer alan bu muhteşem simge, ulaşılması zor olmasıyla ünlüdür. 

1944’te dağcı Alexander Japaridze sütunun ilk belgelenmiş çıkışını yaptı. Şimdiye kadar, yalnızca kayayı tırmanmaya davet edilenlerin korkulan noktaya ulaşmasına izin verildi. 

Kırlangıç ​​Yuvası (Kırım)

Kırım’daki Gaspra kasabasında yer alan dekoratif bir kaledir. 1911-1912 yılları arasında 40 metre yüksekliğindeki Aurora Yamacı’nın üzerinde inşa edilmiştir. Kale, Rus mimar Leonid Sherwood tarafından Neogotik bir tarzda tasarlanmıştır.

Kale, Karadeniz kıyısındaki Ai-Todor Burnu’na bakmaktadır ve Haraks Castrumunun kalıntıları yakınında yer almaktadır. Kırlangıç Yuvası, Kırım’daki en popüler turistik mekanlardan biridir ve Kırım’ın güney kıyılarının simgesi kabul edilmektedir.

Asılı Tapınak (Çin)

Çin’in Shanxi Eyaletindeki Heng Dağı yakınlarındaki bir uçurumun kenarına inşa edilen Asma Tapınak, gerçekten bir mimari harikasıdır. 1500 yıldan daha önce inşa edilen tapınak, geçit labirentiyle birbirine bağlanan 40 odadan oluşmaktadır.

Castellfollit de la Roca (İspanya)

Bu pitoresk ortaçağ köyü, kuzey doğu İspanya’da bazalt bir kayanın üzerine inşa edilmiştir. Kasabanın bulunduğu bazalt kayalık 50 metreden yüksek ve neredeyse bir kilometre uzunluğundadır. Kayalık iki lav akışının üst üste binmesiyle oluşmuştur.

Saint-Michel d’Aiguilhe (Fransa)

En az bin yıl önce yapıldığı düşünülen Güney Fransa’daki Saint-Michel d’Aiguilhe şapeli, 85 metre yüksekliğinde bir volkanik kaya üzerinde yer almaktadır. Şapele ulaşmak için kayaya oyulmuş 268 basamak çıkmak gerekiyor. Kayalık üzerine yerleştirilmiş bu büyüleyici küçük şapel, size gökyüzüne tırmandığınız hissini verecektir.

Meteora (Yunanistan)

1995’ten beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Meteora, Yunanistan’ın kutsal yerlerindendir. Kalambaka kasabası yakınlarındaki kayalık bölgede çok sayıda Ortodoks Kilisesi ve Athos Dağı’ndan sonra Yunanistan’daki en önemli manastırlar yer almaktadır. Orijinalinde 24 tane olan manastırlardan 6 tanesi ayakta kalmıştır. Manastırlar, bölgeye hakim olan devasa doğal sütunların üzerine inşa edilmiştir.

Paylaşın

Tarihin Bitmemiş En Ünlü Altı Yapısı

Dünyanın en ünlü binalarından bazılarının inşaatının hala bitmemiş olduğunu biliyor muydunuz Finansal konulara ilişkin gerçekçi olmayan zaman çizelgeleri gibi birçok neden olsa da, bu binaların kaderi hala belirsiz. 

Haber Merkezi / Bazıları terk edilmiş durumdayken, bazıları da sadece başarısız projelerdir ve bir geçmişe sahip olmakla övünülür. İşte tarihin en ünlü bitmemiş binalarından bazıları;

Sathorn Kulesi

Bangkok’taki 49 katlı kule, halk arasında Hayalet Kule olarak biliniyor ve inşaatı yüzde 80 civarında tamamlanmış durumda. Kayıtlara göre yapımına ülke ekonomisinin canlandığı 1990’lı yıllarda başlanmış, 1997’de ise ekonomik gerileme nedeniyle durdurulmuş. Bu bina şimdi terk edilmiş durumda ve geceleri elektrik olmadığı için ürkütücü bir duygu yayıyor. Kulenin içine girmek yasak, harap yapıya izinsiz girmeye çalışanlar hakkında hukuki işlemin uygulanacağına dair işaretler bulunmakta.

San Petronio Bazilikası

132 metre uzunluğunda, 66 metre genişliğinde ve 47 metre yüksekliğindeki bu yapının inşaatına 1390 yılında başlanmış ve kayıtlara göre inşaat yüzyıllarca devam etmiştir. Ancak cephe hala tamamlanmamış durumda. Alt kısım kırmızı ve beyaz mermerle parıldarken, yapının üst kısmı fark edilmesi kolay olan eski tuğladan inşa edilmiştir.

Ryugyong Otel

Hotel of Doom olarak da bilinen bu yapı, Kuzey Kore’nin Başkenti Pyongyang’da yer almaktadır. Raporlara göre, bu otelin inşaatına 1987 yılında başlanmış ve 1992 yılında yüksekliği yaklaşık 329 metre. Ancak, ülke ekonomik krizle karşı karşıya kaldıktan sonra yapı üzerindeki çalışmalar durdurulmuştur. 2008 yılında üstündeki vinç kaldırılmış, cephesine cam paneller takılmıştır. Otel planlandığı gibi açılsaydı, beş döner restoranı ve 3000 civarında odası olacaktı.

İskoçya Ulusal Anıtı

Kayıtlara göre, İskoçya Ulusal Anıtı’nın Atina’daki Parthenon’un bir kopyası olarak inşa edilmesi planlandı. Bu yapının yapımına 1822’de Napolyon Savaşlarında hayatını kaybeden İskoçlar için bir anıt olarak başlandı; ancak, beklendiği gibi fon sağlanamadı. Kayıtlar, inşaat çalışmalarının 1829’da 12 sütun inşa edildikten sonra durduğunu gösteriyor.

Sagrada Familia

Bu ünlü yapı 1882’den beri yapım aşamasında! Antoni Gaudi’nin ünlü Roma Katolik Kilisesi, dünyanın en güzel bitmemiş mimari yapıları arasındadır. Milyonlarca turist, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan projeyi finanse etmek için hala burayı ziyaret ediyor. Kayıtlara göre, bu yapının inşaatının 2026 yılına kadar bitirilmesi planlanıyor.

Alai Minar

Bu anıt, Delhi’deki Kutub Minar ve Kuvveti-İslam Camii’ne bitişik olarak inşa edilmiştir. Kayıtlara göre, bu yapı Khalji Hanedanlığı’ndan Alauddin Khalji tarafından planlandı. 73 m’lik Kutub Minar’ın iki katı yükseklikte inşa edilmesi planlandı. Alai Minar’ın inşaatı 1316’da Khalji’nin ölümünden sonra durdurulduğu için sadece 24 m yükseklikte.

Paylaşın

Bu Kaleler Masal Kitaplarından Fırlamış

Kale denilince aklımıza Cinderella, Aurora ve Pamuk Prenses gibi ünlü Disney prensesleri geliyor! Geçmişin parlak dönemlerin hatırlatan kalelere her yerde karşılaşabiliriz. Gezegenimiz, masal kitaplarından fırlamış gibi görünen kalelerle doludur.

Haber Merkezi / Okumaya devam edelim ve dünyanın dört bir yanından en ikonik kalelerden bazılarını keşfedelim. 

Prag Kalesi (Çek Cumhuriyeti)

Prag Kalesi, güzelliği ve ihtişamıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta. Bu inanılmaz kale 9. yüzyıldan beri varlığını sürdürüyor ve sanki bir masal filminden fırlamış gibi görünüyor. Kale bugün, Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın resmi evi olarak hizmet veriyor.

Windsor Kalesi (İngiltere)

Dünyanın en eski kaleleri arasında sayılan İngiltere’deki Windsor Kalesi, görülmesi gereken bir manzara! Saray, saf ihtişamı ve mimari güzelliği ile her yıl binlerce turisti cezbetmektedir. 

Osaka Kalesi (Japonya)

Japon kaleleri kendi tarzlarıyla sıra dışı ve güzel. Osaka Kalesi, Japonya’daki beş katlı bir kale saraydır. Kale, aynı zamanda ülkedeki en inanılmaz mimari harikalardan biri olarak kabul edilir.

Neuschwanstein Şatosu (Almanya)

Neuschwanstein Şatosu’nun 1950’de piyasaya sürülen Disney klasiği Cinderella’nın ardındaki ilham kaynağı olduğunu öğrenince şaşıracaksınız ! Neuschwanstein, dünyanın en ünlü kalelerinden biridir.

Edinburgh Kalesi (İskoçya)

Dünyaca ünlü Edinburgh Kalesi, 12. yüzyıla aittir. Dünya mirası alanı olan kale, İskoçya’nın ikonik bir yapısıdır.

Chateau de la Bretesche (Fransa)

Bu muhteşem 14. yüzyıl kalesi, Fransız Devrimi sırasında kuşatılıp yıkıldıktan sonra yeniden inşa edildi. Kale, bugün otel ve golf tesisi olarak hizmet vermekte.

Chateau de Chambord (Fransa)

Bu görkemli Fransız kalesi, ilk bakışta aklınızı başınızdan alacaktır! UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan kale, oldukça benzersiz olan çift sarmal benzeri merdiveniyle dikkat çekiyor. Merdivenleri çıkanın diğer taraftan inenleri göremediği sihirli merdivenler gibi.

Hohenschwangau Kalesi (Almanya)

Bu muhteşem 19. yüzyıl kalesi, Bavyera Kralı II. Ludwig’in çocukluk ikametgahı olarak hizmet vermiştir. Babası Bavyera Kralı II. Maximilian tarafından yaptırılmıştır.

Burg Eltz (Almanya)

Bir tepenin üzerinde yer alan Burg Eltz, Elzbach Nehri’ne bakan delicesine güzel bir ortaçağ kalesidir. Kale, hala 12. yüzyılda burada ikamet eden Eltz ailesinin bir koluna ait. Hiç yıkılmamış kalelerden biri, bu yüzden 100 yıl öncekiyle hemen hemen aynı görünüyor!

Alcazar (İspanya)

Alışılmadık bir kale arıyorsanız, Alcazar dileğinizi yerine getirecek! İspanya’daki en eşsiz kalelerden biridir. Günümüzde kraliyet sarayı, müze ve askeri arşiv binası olarak kullanılmaktadır.

Paylaşın

AB’nin Sakharov Ödülü Rus Muhalif Aleksey Navalny’e Verildi

Avrupa Parlamentosu’nun her yıl insan hakları ve düşünce özgürlüğü alanında verdiği Sakharov Ödülü bu yıl Rusya’da cezaevinde bulunan muhalif Aleksey Navalny’e verildi. Sakharov Ödülü, 1995 yılında Türkiye’den Leyla Zana’ya verilmişti.

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Halk Partisi (EPP), sosyal medya hesabından, AP’deki siyasi grupların oylarıyla bu yılki Sakharov insan hakları ödülünün Aleksey Navalny’e verilmesinin kararlaştırıldığını duyurdu.

EPP’den yapılan açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Navalny ile birlikte ülkedeki bütün siyasi mahkumları serbest bırakması istendi.

Navalny’nin yanı sıra Afganistan’da eşitlik ve insan hakları için çalışan 8 kadın, Bolivya’da 2019’da bir süre geçici devlet başkanlığı yapan ve şu anda tutuklu bulunan siyasetçi Jeanine Anez diğer adaylar arasındaydı. Navalny için 15 Aralık’ta Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oturumunda bir tören düzenlenecek.

Avrupa Parlamentosu’nun her yıl insan hakları ve düşünce özgürlüğü alanında verdiği Sakharov Ödülü, 1995 yılında Türkiye’den Leyla Zana’ya verilmişti.

Aleksey Navalny

Moskova Mahkemesi, 2 Şubat’ta Navalny’nin geçmişte yolsuzluk davası sonucunda verilen 3,5 yıllık ertelenmiş hapis cezasını, evde geçirdiği cezayı da hesaplayarak 2,5 yıllık normal hapis cezasına çevirmişti.

44 yaşındaki politikacı, şiddetli sırt ağrısı ve bacaklarındaki uyuşukluğun ardından hapishane yetkililerinin doktorlarının kendisini ziyaret etmesine izin vermemesini protesto etmek için 31 Mart’ta açlık grevine başlamış, daha sonra Nisan ayı sonunda sağlık durumunun bozulması üzerine eylemine son vermişti.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

Tanzanyalı Abdulrazak Gurnah Nobel Edebiyat Ödülü’ne Layık Görüldü

Tanzanyalı yazar Abdulrazak Gurnah, emperyalizmin (sömürgeciliğin) köklerinden kopardığı bireyler üzerine yaptığı çalışmaları nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Gurnah, “Cennet” de dahil olmak üzere 10 romanın yazarıdır.

Haber Merkezi / Nobel Edebiyat Komitesi başkanı Anders Olsson, Gurnah’ı “Dünyanın en önde gelen yazarlarından biri” olarak nitelendirdi. Ödül, bir altın madalya ve 10 milyon İsveç kronunu (1,14 milyon doların üzerinde) kapsıyor. Ödül parası, 1895’te ölen İsveçli mucit Alfred Nobel tarafından bırakılan vasiyetten karşılanıyor.

1948’de Tanzanya’ya bağlı özerk bir bölge olan Zanzibar’da doğan ve İngiltere’de yaşayan Abdulrazak Gurnah, Kent Üniversitesi’nde profesördür. 1994 yılında Booker Ödülü için kısa listeye giren “Cennet” de dahil olmak üzere 10 romanın yazarıdır.

Nobel Edebiyat Ödülü Nobel Edebiyat Ödülü, 1901-2020 yıllarında 113 kez verildi. Toplam 117 kişiye layık görülen ödüllerden 4’ü, 2’şer yazar arasında paylaştırıldı. Nobel Edebiyat Ödülü şimdiye kadar 30 kez İngilizce, 15 kez Fransızca, 14 kez Almanca ve 11 kez de İspanyolca yazan yazarlara verildi.

Bu dilleri, 7 ödülle İsveççe, 6’şar ödülle İtalyanca ve Rusça, 5 ödülle Lehçe, 3’er ödülle de Norveççe ve Danca izledi. Yunanca, Japonca ve Çince yazan yazarlar 2’şer kez ödüle layık görüldü.

Arapça, Bengalce, Çekçe, Fince, İbranice, Macarca, İzlandaca, Oksitanca, Portekizce, Sırpça-Hırvatça, Yiddiş ve Türkçe yazan yazarlar ise birer kez ödül kazandı. 2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk, Nobel alan ilk Türk yazar olmuştu. Nobel Edebiyat Ödülü’nü, geçen sene ABD’li şair Louise Glück almıştı.

Paylaşın

Eşsiz Duvar Resimleriyle Ünlü “İvanovo Kaya Kiliseleri”

1979 yılında UNESCO dünya miras listesine eklenen İvanovo Kaya Kiliseleri, Bulgaristan’ın Kuzey-Doğu bölgesinde, Rusenski Lom Nehri’nin vadisinde yer alan şapeller, manastırlar ve odalardan oluşan bir komplekstir.

Haber Merkezi / Kompleksin tamamı, İkinci Bulgar Devleti (1185-1396) ile Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi (14. yüzyılın sonları) arasında inşa edilmiştir.

O dönemde kilise sayısı yaklaşık 40 iken, günümüzde 300’e ulaşmıştır. Manastır kompleksi, ününü altı tapınakta korunan fresklere borçludur.

Manastır, 2. Bulgar İmparatorluğu döneminde, önemli bir manevi ve eğitim merkezi olarak yeniden kurulmuştur. Kiliselerdeki duvar yazıtları önemli tarihi olaylar hakkında bilgi vermektedir.

Manastır, 14. yüzyılda Ortodoks Hıristiyanlığında mistik bir eğilim merkezi haline gelmiştir.

Kilisedeki freskler “St. Mary” dünyaca ünlüdür. Balkan Yarımadası’ndaki Paleologus Sanatının en önemli örnekleri arasındadır.

Freskler, kiliselerin Unesco’nun küresel kültürel miras listesine dahil edilmelerinin en önemli nedenleri arasındadır.

Burayı ziyaret edenler, Leonardo Da Vinci’nin yaptığı Son Akşam Yemeği’nin 150 yıl önce boyanmış arketip görüntüsünü görebilirler.

İvanovo Kaya Kiliseleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde aktifliğini korudu, ancak sonra kademeli olarak düşüşe geçti.

Tarihi komplek, Ruse şehrine 22 km uzaklıktadır, ve araba ile 30 dakika kadar sürer; park yeri vardır.

Komplekse ulaşmak için kayadan yapılmış birkaç merdiven çıkmanız gerekiyor. Ziyarete açık olan tek kiliseye ulaşmanız yaklaşık 10-15 dakikanızı alacaktır.

 

Paylaşın

The Matrix: Resurrections’ın İlk Tanıtım Videosu Yayınlandı

Hayranlarının uzun yıllardır beklediği The Matrix serisinin yeni filmi; The Matrix: Resurrections ile ilgili tanıtım videosu yayınlandı. Paylaşılan görüntülerde, fragmanın da 9 Eylül’de yayınlanacağı bilgisi paylaşılıyor.

Haber Merkezi / Lana Wachowski’nin yönetmenliğinde çekilecek olan Matrix serisinin 4. filmi ‘Matrix Resurrections filminin tanıtımda meşhur kırmızı ve mavi hapları vurgu yapıldı. Film 22 Aralık 2021 tarihinde vizyona girecek.

Başrollerinde Keanu Reeves ve Carrie-Anne Moss’un yer aldığı The Matrix serisinin son filmi 2003 yılında gösterime girmişti.

Matrix filminin konusu nedir?

Matrix filminde iyi bir yazılım şirketinde çalışmakta olan Thomas Anderson gece olduğunda Neo adındaki bir program kırmaya çalışarak ve Matrix araştırması yaparak günlerini geçirmektedir. İlginç bir şekilde Trinity ile Morpheus’la tanışan Neo hayatının yaşamakta olduğu dünyanın gerçekte sadece beyninde gerçekleşmekte olan bir simülasyon olduğunu öğrenir ve böylece kendini bu durumdan çıkarmak adına Morpheus’un önderliğindeki bir ekibe katılmaktadır.

Matrix dizisindeki Neo asıl dünyada ilk nefes aldıktan sonra bu simülasyona tekrar girer ve Matrix’in ne olduğunu kavramaya çalışır. Bu filmdeki olaylar teknolojinin son derece gelişmekte olduğu çok ileri bir tarihte yaşanmakta ve yapay zekaya sahip olan makinelerin yaratıldığı bir dünya üzerinde geçmektedir. Filmin konusu bu şekilde devam etmekte olup türü bilimkurgudur.

Paylaşın

Basit Bir Köyden Büyük Bir İmparatorluğa ‘İnkalar’

Hiç bir coğrafya imparatorluklara yabancı değil, ama İnka İmparatorluğu ya da yerlilerinin bildiği adıyla Tawantinsuyu, kesinlikle en tuhaflarından biri; iyi yönetilen, bir yazı sistemi olmamasına rağmen genişleyen, demir işlememesine rağmen fetihler yapan, tekerlek kullanmayan, para birimi olmayan…

Haber Merkezi / Tüm bu başarılarına rağmen İnka imparatorluğu nispeten kısa ömürlü oldu. Yine de, bu güne kadar yankılanan zengin bir miras bıraktı. Şehirlerinin yıkıntıları hala hayranlık uyandırıyor ve ilham veriyor, dili Güney Amerika’da hala korunuyor, gelenekleri yerel Hıristiyan inançlarına katı bir şekilde işlemiş durumda. Öyleyse, bu eski Güney Amerika güç merkezine bir göz atalım ve insanların diğerleri gibi doğu-batı yerine kuzeyden güneye doğru gelişen tek antik imparatorlukta nasıl yaşadıklarını görelim.

İnkalar kimlerdi?

Güney Amerika, dünyanın en uzun sürekli dağ silsilesine sahip olmakla övünebilir: And Dağları. İnka halkı bu dağ silsilesinin batı bölgesinde doğdu. Bildiğimiz kadarıyla, ilk olarak MS 12. yüzyıl civarında bölgede ortaya çıktılar. 15. yüzyıla gelindiğinde, imparatorlukları bugünün Peru’sunu, batı Ekvador’u, batı ve güney Bolivya’yı, kuzeybatı Arjantin’i ve bugünkü Şili’nin bazı bölgelerini içeriyordu. Orta Güney Amerika’da And Dağları’nın batısındaki her yeri egemenlikleri altına almışlardı.

Yazı sistemlerinin olmaması nedeniyle İnkaların tarihi hakkında, özellikle de erken dönemleri hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Bildiklerimiz, nesiller arasında paylaşılanlardan ibaret yada arkeolojik kazılar sonrasında elde edilenler.

Başlangıçta İnkalar, bölgede yaşayan diğer halklardan o kadar da farklı değillerdi. Tek bir köyde yaşayan, ekinlere ve bölgeye özgü birkaç hayvan türüne yönelen küçük bir kabileydiler. Mısır, beyaz ve tatlı patates, kabak, kinoa, kakao, yer fıstığı, biber yetiştirdiler ve lamalara, alpakalara, ördeklere ve köpeklere baktılar.

Gordon McEwan, The Incas: New Perspectives adlı kitabında, İnkaların genişlemelerine ve büyümelerine önceki imparatorluklardan kalan altyapının etki etmiş olabileceğinden bahsediyor.

Büyük taş işçileri ve zanaatkarlar olan İnkalar, harç ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmak için birbirine geçen taşları kullanan bir yapı sistemi geliştirdi. Bu mimari yapılar, onları fethetmeye gelen Avrupalılar için bile etkileyiciydi.

Hidrolik sistemleri (kanallar, sarnıçlar, teraslar ve su kemerleri) ve yolları (döşemeli otoyollar ve asma destekli köprüler dahil) o zamanlar Avrupa’dakilerden tartışmasız daha gelişmiş ve daha kaliteliydi. Bilgi ve becerilerinin kanıtı, yalnızca hayatta kalma değil, geleneksel çiftçiliğin aptalca bir iş olduğu dünyanın en sarp dağ manzaralarından bazılarında gelişmeyi başardıkları gerçeğidir.

Demir işlemeyi bilmiyorlardı ama usta zanaatkarlardı. Tapınaklarındaki ve saraylarındaki altın zenginliği, fatihleri ​​bile etkiledi. Şehirleri de Avrupa’dakilerin çoğundan daha temizdi ve yaşamak için daha güzel yerler gibi görünüyordu; Avrupa şehirlerinin o zamanki durumu göz önüne alındığında, çıta hiç de yüksek değildi. İnkaların hayatta kalan en ünlü arkeolojik alanlarından biri olan Machu Picchu, İnka işçiliğine dair harika bir örnektir.

16. yüzyıla İspanya’nın bölgeyi işgal etmesinden sonra, imparatorluk hızlı bir çöküş yaşadı; yerel halk eski topraklarından sürüldü veya çiftçi ve maden işçisi olarak kullanıldı. Bu dönemde yaşanan büyük can kayıpları, İnka kültürünün zaman içinde kaybolmasına neden oldu.

İnançları

Hemen hemen her eski kültüre benzer şekilde, İnkaların inandığı din de yaşamın her alanını şekillendirmiştir. İnançları, doğaya tapınma, fetişizm, animizm karışımıydı (bu ikisi, canlı veya cansız nesnelere, yerlere veya fenomenlere manevi güç veya öz atfettikleri anlamına gelir).

İmparatorluğun resmi bir dini vardı, ancak diğer dinlere hoşgörü gösterilirdi. İnka mitolojisine göre dünya, hayvanlar ve insanlar Viracocha tarafından yaratılmıştır. Viracocha, tek tek halkları veya bir bütün olarak insanlığı birkaç kez yaratmış, yok etmiş ve yeniden yaratmış gibi görünüyor. Bununla birlikte, Viracocha tanrı olmaktan çok uzak, daha çok üstün güçleri olan bir varlık.

Teknoloji, ekonomi, ulaşım

Belki de İnkaların en çarpıcılarından başarılarından biri, yolları ve bayındırlık işleriydi. Kraliyet Yolu, kıtadaki en uzun ve en gelişmiş yol ağıydı. Yol, And Dağları’na paralel, kuzeyden güneye uzanan iki ana omurga etrafında inşa edilmiştir.

Bunlardan biri denize daha yakın, diğeri ise dağlarda daha yüksekteydi. Bu yollar yerleşim merkezlerine bağlayan çok sayıda tali yolu vardı. Yollar genellikle taşla döşenmiştir ve dik alanlarda gezinmeye yardımcı olmak için basamaklar eklenmiştir.

Bu yol ağının yaklaşık 40.000 kilometre olduğu tahmin ediliyor. Bu yolların bir kısmı bugün turist rotaları olarak kullanılıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu ağın bir kısmı veya tamamı bölgedeki önceki krallıklardan ve imparatorluklardan miras kalmış olabilir.

İnkalar tekerleği bilmiyorlardı ya da kullanmamayı tercih ettiler. Ekonomilerin ayakta kalabilmesi ve toplulukların gelişebilmesi için malların ve insanların akması gerekir. Ordular ve haberciler, imparatorlukların kanı ve gücü,  kesinlikle hızlı hareket etmesi gerekir, yoksa yerel halk ‘bağımsızlık’, ‘kendi kendini yönetme’ ve ‘vergi ödemeyi bırakırsak ne olur?’ gibi garip fikirler alabilir. Böylece İnka ellerinden gelenin en iyisini yaptı: İmparatorluğun ağırlığını kendi sırtlarında taşıdılar.

Yollar, kullanımlarını kolaylaştırmak için düzenli aralıklarla binalarla donatıldı. Kısa mesafeli duraklar, haberci olarak görev yapan İnka koşucuları için aktarma istasyonları görevi gördü. Bu binalar,  Avrupa’daki hanlara benzer şekilde hizmet verdiler. Yeni fethedilen bölgelerde veya imparatorluk sınırlarında, yollara pukara denilen kaleler inşaa edilmiştir. Bu yollar boyunca göreceğinizve İnkaların en büyüleyici altyapı sistemlerinden biri depolar

İnkalarr anladığımız kadarıyla parayı kullanmadılar. Muhtemelen her gün kendi aralarında takas yapıyorlardı, sonuçta onlar da insandı. Ancak, bir devlet olarak, tamamen para biriminden özgürdüler. Sistemlerinin işleyiş şekli, bireylerin vergilerini orduda hizmet ederek, tarımda veya bayındırlık işlerinde çalışarak ödemeleriydi.

İmparatorluk onlara ayni olarak geri ödeyecekti, vatandaşlarına işlerini yapmak veya zor zamanlarda hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları hemen hemen her şeyi sağlayacaktı, ve belirli zamanlarda insanlar için festivaller düzenlenecekti. Kulağa güvenilir bir sistem gibi gelmeyebilir, ama açıkçası İnka için işe yaradı.

Düşüş

İnka imparatorluğu savaş yoluyla basit bir köyden kıtasındaki en güçlü devlete dönüştü. Diğer tüm Kolomb öncesi imparatorluklar gibi, İnkalar da işgalleri ​​püskürtecek kadar güçlüydü. Ancak, işgal öncesi yaşanan bir iç savaş ve işgalcilerle birlikte gelen salgın hastalıklar imparatorluğun düşmesine neden olmuştur.

Paylaşın