Sivas: Şifaiye Medresesi (Daruşşifa)

Şifaiye Medresesi (Daruşşifa); Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus tarafından 1217 yılında şifahâne olarak yaptırılmıştır. Dört eyvanlı olan medresenin bir eyvanı türbe haline getirilmiştir. Darüşşifa 48 x68 mebadında dikdörtgen planlı, tek katlı kesme taştan yapılmıştır. Orta avlulu ve revaklı olan medrese, portal ve arka duvarlar boyunca uzanmaktadır.

Ana eyvanın yanında iki büyük salon bulunur. Medrese hücreleri beşik tonozla örtülü ve pencerelidir. Portaldeki arslan ve boğa kabartması, ana eyvan köşelerindeki madalyonlarda bulunan kadın ve erkek başı rölyefleri bu medresenin belirgin özelliğini oluşturur.  Taş ve çini işçiliği ise ayrı bir önem arz etmektedir.

“Taç kapısı üzerindeki kitabesinden şifahanenin 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırıldığını öğreniyoruz.

Taç kapısı cepheden daha ileriye taşkın durumdadır. Kapı kavsarası dokuz sıralı mukarnaslı olup yan yüzler geometrik ve yıldız motifleri ile işlenmiştir. Bu motifler, ışık-gölge tesirleri yaratacak görünümdedir. Kapı kemeri köşeliklerinde simetrik iki hayvan figürü görülmektedir. Tahrip olmuş bu hayvanlardan sağdakinin kuvveti sembolize eden bir aslan, soldakinin sıhhati sembolize eden boğa figürü olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bazı kaynaklarda ise her ikisinin de aslan figürü olduğu yazılıdır.

Anadolu’daki Selçuklu Tıp sitelerinin ve hastanelerinin en büyük boyutlusudur. Hastane, 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır.

Genç yaşta hastalanan İzzeddin Keykâvus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas’a ve yaptırdığı Şifaiye’deki  türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. İzzeddin Keykâvus bilgin, iyi huylu şair bir insandır. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. III. Gıyaseddin Keyhüsrev, hocası Mecdüddin İshak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behramşah’ın kızı Selçuk Hatun’dur. Selçuk Hatun için 100.000 kızıl altın başlık verilmiştir.

Binada taş, tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapı, pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar.

Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde “La-İlâhe İllallâh Muhammedün Resûlllâh”, altta “Sûret-i Kamer” yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü, altta “Sûret-i Şems”  çevresinde “Lâ-İlâhe İllallâh Muhammedün Resûlullâh” yazısı yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi gerek pencereler gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.

Darü’ş-Şifa’nın güney eyvanı I. İzzeddin Keykavus’a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kareye yakın planlı olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.

1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus’un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kûfi yazıları; mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifahanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.  Bu çini süslemeyi yapanın sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılı olan “amel-i Ahmet bin Bekir-ül Marendi” kaydından Ahbet bin Bekir-ül Marendi olduğu anlaşılmaktadır.

Türbe içinde on üç sanduka bulunmaktadır. Sandukaların üzerleri çinilerle kaplanmıştır. Mihrap önündeki sanduka, I. İzzeddin Keykavus’a aittir. Türbe kubbesi tuğla örgülüdür. Türbe mihrabı giriş aksındadır. Mihrabın iki yanında birer pencere bulunmaktadır.

Mihrap dışa taşıntılı olmayıp geometrik yıldız motifleri ve yazı ile süslenmiştir. Mihrap nişi kavsarası beş sıra mukarnaslıdır. Nişin iki yanında sütunceler yer almaktadır. Kavsaranın sivri kemerinde Tevbe suresi 18. ayet yazılıdır. 1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve döneminde tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak da hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden biridir.”

Paylaşın

Sivas: Buruciye Medresesi

Buruciye Medresesi; Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Selçuklular zamanının ileri gelenlerinden Muzaffer Burucerdi tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Dört eyvanlı, avlulu kesme taştan yapılmış olup revaklı avlunun bitiminde medrese hücreleri yer alır. Medrese hücreleri beşik tonozla örtülüdür.

Giriş eyvanının solundaki hücre türbe şekline getirilmiş olup burada medreseyi yaptıran Muzaffer Burucerdi’nin mezarı yer almaktadır. Ana giriş batı yönde olup, cephe geometrik motiflerle bezelidir. Sağlam kalmış taç kapısıyla Anadolu’daki Selçuklu medreselerinin önemli örneklerinden biridir.

“1271 yılında Anadolu Selçuklu sultanlarından III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiyye çalışmaları için medrese olarak yapılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revakla ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdi oğlu Muzaffer ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır.

Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işlemeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. Yıldız, Rumî ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.

Yapıda kesme taş, moloz taş, devşirme, tuğla ve çini olmak üzere beş tür malzeme kullanılmıştır. Buruciye Medresesi mimari özellikleri ve süslemeleriyle Anadolu Selçuklu sanatının en uyumlu ve bütünlük arz eden mimari yapılarından biridir.”

1960, 1964 ve 2005 yıllarında onarılmıştır. Sivas İl Özel İdaresine tahsisli olup, 2005 yılında zemin takviye ve drenaj sistemi, elektrik tesisatı, kubbe kurşun örtüsü, taban taş döşemesi, eriyen, çürüyen ve yıkılan moloz duvarlar epoksi yapılarak onarımı tamamlanmıştır.

Paylaşın

Sivas: Gök Medrese

Gök Medrese; Sivas’ın Merkez İlçesi, Gökmedrese Mahallesi, Gökmedrese Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Açık avlulu, iki katlı, dört eyvanlı plan şeması gösteren bir medresedir. Giriş eyvanının sağındaki mescidin ve iki yan eyvanın firuze renkli çinileri bu medreseye Gök Medrese adını verdirecek kadar etkili olmuştur. Selçuklu sanatının en seçkin en abidevi anıtlarından biri olan Gök Medrese, süsleme sanatı ile mimarinin birbiriyle bütünleştiği nadide eserlerdendir.

 “Gök Medrese, özellikle anıtsal mermer taç kapısı ve cephesiyle XIII. Yüzyılın karakterini tam anlamıyla yansıtır. Medresenin doğu yönünde olması gereken ana eyvan yıkılmış; sonradan Müftü Seyyid Abdullah Efendi tarafından ahşap olarak yaptırılmıştır.

Girişin sağındaki mescit bölümünün firuze renkli çinilerinin büyük bir kısmı düşmesine rağmen ihtişamını korumaktadır. Mescit mihrabının çevre bordürleri koyu mavi, mor ve firuze renkli çinilerle çiçekli kufi tarzda yazılı ayet çevrelemektedir. 5.20  x5.20 miç ölçülerindeki kare planlı mescit kubbesinin onaltıgen kasnağına Türk üçgenlerinin yardımı ile geçiş sağlanmıştır. Üçgenler ve kubbede tuğla-çini mozaik birlikte kullanılmıştır. Onaltıgen kasnaktan sonra yarım küre kubbe eteğine çepeçevre üç hadis yazılmıştır. Çinilerle süslü mihrabın çevresinde kufi yazı ile âyetel-kürsi yazılıdır.

Gök Medrese’nin cephesi 31.25 m’dir. Taç kapı yaklaşık cephenin 1/3’ünü kaplamaktadır. Minarelerle birlikte yüksekliği25 molan taç kapı cepheden1.80 möne çıkmıştır. Medreseye 4 x7 mboyutlarındaki bir kapıdan girilir. Giriş eyvanının üstü yıldız tonozla örtülüdür. Giriş eyvanının yanlarındaki karşılıklı iki kapıdan sağdaki medresenin mescidine, soldaki darü’l-kurra kısmına açılır. Minarelerine bu odaların içinden çıkılır. Mescit, dershaneye göre daha büyük yapılmıştır. Bu mekân bütünüyle üçgenli bir kuşak üzerine oturan kubbe ile örtülmüştür.

Her iki yanı revaklı avlunun ölçüleri 24.25 x14.50 m. dir. Yedi açıklıklı revakların orta açıklıkları geniş olup bunların gerisinde yan eyvanlar, eş genişlikteki yan açıklıkların gerisinde de üçer adet sivri beşik tonozlu hücreler bulunur. Hücrelerin kapıları revak kemerlerine açılmaktadır.

Minare gövdelerinde iri eşkenar dörtgenler ile eski gelenek devam ederken, cephe yan kanatlarındaki iri sekiz köşeli yıldız dikkati çeker. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık-gölge değerleri genel görünüme katkıda bulunmaktadır. Plastik dekorlu yan kulelerin taç kapı bezemesiyle denge sağlamak amacıyla dekore edildiği düşünülebilir. Sırlı tuğla ve çini işçilikli minarelerle de berkitme kuleleri arasında bir denge aramasına gidilmiştir.

Taç kapıyı dış şeritlerden sonra üç yönden dönen bitkisel ve geometrik dekorlu bordürler çevrelenmekte; portal üzeri mermer malzemeli dendanlarla son bulunmaktadır. Bugün bu dendan motifli mermer taşlardan sadece iki tanesi minare diplerinde birer örnek olarak kalmıştır.

Minarelerin yücelttiği taç kapının iki yanında, içe açıklık ve aydınlık sağlayan mermer ve mukarnas kavsaralı iki pencere bulunmaktadır. Taç kapının solunda üç lüleli çeşmesi, üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolanan geometrik bordürüyle bir bakıma cephedeki simetriği bozmakta; ancak, cepheye zenginlik vermektedir.

Minarelerin altında iki kare alan görülmektedir. Bu alanın altında geniş ve dışa taşıntılı kaval silmelerin çizdiği büyük şekiller bulunur.

Yine kaval silmelerin meydana getirdiği sekiz köşeli motifi dikkati çeker. Bunun altında kompozit bitki demeti kabartması mealinde simetrik olarak yanlardan çıkan yaprak motifleri, nar meyvesi, kuş ve en tepede cepheden görünüşü yapılmış kartal motifi oturtulmuştur. Bu motif, “Hayat Ağacı” motifi olarak adlandırılmaktadır.

Hayat ağacı motifinin altında ise kesişen iki karenin meydana getirdiği sekiz köşeli yıldızı bir oktogon doldurur. İçinde yazı olup boşlukları kıvrık dallar ile doludur. Yukarıda anlatılan motifler diğer minarenin altında da simetrik olarak işlenmiştir. Bu işleyiş detaylı ve itinalı olduğundan ve malzemenin mermer olması nedeni ile daha gösterişli dururlar.

Taç kapının girişi basık kemerli, geçmeli renkli mermerdendir ve tabana kadar kesintisiz iner. Üst köşe taşlarında yepyeni ve benzersiz bir motif olarak birer yaprak kabartma oturur. Yaprağın içini birbirine girift hayvan başları doldurur. Koç, tilki, boğa, ördek, at, kuş, arslan, yılan ve fil başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kastedildiği sanılmaktadır. Türklerin on iki hayvanlı takviminde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur. Bu takvimin hayvanları sıçan, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.

Taç kapının on dört sıralı mukarnasdan oluşan kavsarası, petek manzarası göstermektedir.

Evliya Çelebi de İslam diyarında eşine rastlanmayan medresenin kale kapısı gibi büyük bir kapısı olduğunu, dershaneleri ve öğrencilere ait olan odaların seksen kadar yekün tuttuğunu, iki kat olan medresenin yazın üst, kışın alt katında oturulduğunu yazar.

Paylaşın

Sivas: Çifte Minareli Medrese

Çifte Minareli Medrese; Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

zamanda en çok tahribata ve yıkıma uğramış yapılardan biridir de. Günümüze yalnızca doğu cephesi, yani ön yüzü gelebilmiştir. 1960’lı yıllarda yapılan araştırma kazısı sonucuna göre medrese, açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlı anıtsal bir yapıdır. Köşe kulelerinden sonra medreseye bitişik güney yönünde daha önceki dönemlere ait bir imaret veya zaviye olduğu, kuzey yönünde ise medrese bünyesi içinde bir hamamın olabileceğinin izleri ortaya çıkarılmıştır.

Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemseddin Muhammed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyıl, Anadolu Selçuklu döneminde imar faaliyetleri ve kültür hayatının önemli devresi olarak görülür. Selçuklular bu yüzyılın içinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu’da en önemli yapılarını meydana getirmişlerdir.

Bugün, doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-sırlı tuğla örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu olduğu öğrenilmektedir.

Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yandaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.

Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hâkim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanı sıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir.”

İlhanlı baş veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan medresenin bu gün sadece ön cephesi ayakta kalmıştır. Yapının bu günkü durumundan hareketle, orijinal halinin iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu olduğu anlaşılmaktadır.

1882 yılında hücre birimleri yıkılan yapının ön cephe kısmına arkadan destek verilerek tamamen yıkılması önlenmiştir. 1946 yılında minarelerin şerefeleri restore edilmiş, 1972 yılında yıldırım düşmesi sonucu gövdesi çatlayan minare Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarılmıştır. Doç. Dr. Haluk Karamağaralı yönetiminde 1965-1971 yılları arasında yapılan kazıyla medresenin temelleri ortaya çıkarılmıştır. Yapı ayrıca 2002 ve 2008 yıllarında onarım görmüştür. 2009-2010 yıllarında yapılan restorasyonda ise cephe ve minareler onarılarak çiniler tamamlanmış, cephe temizliği yapılmış, temel kalıntıları 1 metre yükseltilerek belirgin hale getirilmiştir.

Paylaşın

Sivas: Divriği, Ulu Camii

Ulu Camii; Sivas’ın Divriği İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Divriği ve civarında en erken yerleşim Hititler Dönemi’ne kadar inmektedir. Cami yöre Mengücekoğulları’nın yönetimi altında olduğu dönemde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından camisi ile birlikte 1228-1229 yıllarında yaptırılmıştır.

İslam mimarisinin bu başyapıtı iki kubbeli türbeye sahip bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşmaktadır. Yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası Türkiye’nin bu listeye giren ilk mimari yapısıdır.

Mimarı Ahlatlı Hürremşah’ın elinde 1228 yılında şekil alan Divriği Ulu Cami, plan tipi ve süsleme özellikleri bakımından benzeri olmayan bir eserdir. Camiye bitişik olarak inşa edilen iki katlı, avlulu ve eyvanlı bir yapı olan Darüşşifa, hastaların su sesi ile sağlıklarına kavuştuğu bir hastane olarak benzersiz özelliklere sahiptir.

Ulu Cami ve Darüşşifa, dıştan yalın bir mimari görünüme sahiptir. Ancak Darüşşifa Taç Kapısı, Cami Kuzey Taç Kapısı, Cami Batı Taç Kapısı ve Şah Mahfili Taç Kapısı’nın her biri birbirinden farklı eşsiz bezemeleri ile göz kamaştıran birer mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.

Yapının tüm taç kapılarındaki üç boyutlu, asimetrik, bitkisel ve geometrik figürler özgün bir betimleme anlayışıyla heykele yakın yüksek kabartma tekniğinde coşkun bir biçimde işlenmiştir. Taşın adeta bir dantel gibi işlendiği Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası’ndaki bu barok mimari üslubun Türk ve İslam Sanatı’nda bir başka benzeri yoktur. Taç kapılarda olduğu gibi cami içindeki her sütun, sütun kaidesi ve sütun başlığı ile kubbe içi tavan süslemeleri de ayrı üslup ve bezeme örneklerini sergilemektedir.

Paylaşın

Sinop: Dodurga Kaya Resmi

Kaya Resmi; Sinop’un Boyabat İlçesi, Dodurga Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Boyabat- Durağan kara yolunun Kayaboğazı Köyü’nün sapağından yaklaşık 10 km içeride Dodurga Köyü girişindeki köprünün Kuzeybatı yamacı ile yamacın kuzeyindeki kaya üzerinde kayalara kazılmış bir büst yer almaktadır.

Köy girişindeki ırmağın kuzey yamaçları tamamen keramik ve kiremit kırıkları ile doludur. Burada büyük bir olasılıkla ırmağa ve güneye bakan bir yamaç yerleşmesi yer almaktaydı.

Kuzeydeki dik kaya yamacının yüzeyine büyük bir olasılıkla bir alınlığın içine kazıntı olarak bir büst işlenmiştir. Kısa kollu olan giysinin kol uçları kazıntı olarak süslenmiştir.

Paylaşın

Sinop: Çukurhan Kalesi

Çukurhan Kalesi; Sinop’un Boyabat İlçesi, Çukurhan Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Çukurhan Köyü’nün kuzeybatısında, yüksek bir tepenin üzerinde ve Sinop’tan gelen nehir vadilerinin ulaştığı düz yaylaların (Emiryayla, Tarmalı yaylası) güneyinde ve yaylalardan gelen bir doğal kayanın üzerinde yer alır.

Yüzeyi düz bir kayanın kenarlarına duvarlar örülerek yapılmış bir kaledir. Bugün sadece dik yamaçlar üzerinde birkaç sıra duvar kalıntısı bulunan kalenin içinde şu anda 97 basamağı mevcut olan bir dehliz yer almaktadır.

Bu dehlizler yeraltı kültürüyle ilgili olarak yapılmıştır. Daha önce köylüler burada 250 basamak saydıklarını ifade etmektedirler. Kalede bulunan buluntular genel olarak, Helenistik ve Roma Çağlarına aittir.

Demir Çağına ait bazı buluntulara rastlanmıştır. Ancak kalenin büyük bir olasılıkla an parlak döneminin Mithridates Dönemi olduğu tahmin edilmektedir.

Paylaşın

Sinop: Büyük Kemer

Büyük Kemer; Sinop’un Boyabat İlçesi, Kurbanpeliti Mevkii’nde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Büyük kemerin yapımında yöresel kayrak (say) taşları kullanılmış ve horasan harcı ile sağlamlaştırılmıştır. Büyük kemerin bir yüzünde belli aralıklarla enine yerleştirilmiş 6 adet pişmiş toprak künk bulunmaktadır.

Kemerin üst kısmında suyun taşınması için yapılan su künkleri tamamen tahrip olduğundan dolayı görülebilir durumda değildir. Kemer çevresinde yapılan incelemede kemerin devamı niteliğinde olabilecek herhangi bir suyolu kalıntısına rastlanmamıştır.

Paylaşın

Sinop: Karakum Çeşmesi

Karakum Çeşmesi; Sinop’un Merkez İlçesi, Ada Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

1894 senesinde gerek Tahaffuzhane’ye gelecek vapurların ve gerekse Tahaffuzhane’nin su ihtiyacının karşılanması için yaptırılmıştır.

Dikdörtgen planlı olan çeşmenin ön cephesi, kubbeli çeşme formunu anımsatan bir betimlemeye sahiptir. Üzeri kırma çatı şeklinde betonla kapatılmıştır.

Kare bir plana sahip çeşme kesme taştan yığma usulü ile yapılmıştır. Çeşme günümüzde kullanılmaya devam edilmektedir.

Paylaşın

Sinop: Şerefiye Camii

Şerefiye Camii; Sinop’un Erfelek İlçesi, Şerefiye Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Caminin beden duvarları ahşap malzemenin bindirme tekniği ile yapılmıştır. Ahşap benden duvarlarında kullanılan tahtaların kalınlığı 7-8 cm, genişliği 20 ile 25 cm dir. Ahşap beden duvarlarında iki katlı küçük ahşap pencere düzenlemesine sahip olup, çerçeveler dörde bölünmüş yatay dikdörtgen şeklinde yapılmıştır.

Caminin mihrap ve minberi de ahşaptan yapılmıştır. Kadınlar mahfiline ahşap merdivenle çıkılmaktadır. Kadınlar mahfili sağlı ve sollu mihraba kadar ulaşmaktadır. Çatıda tepe penceresi yer almaktadır. Giriş kapısının üzerindeki kereste de tam kapının üzerinde dikdörtgen pano içinde iki ayrı kitabe yer almaktadır.

Bu kitabeler arasında daire içinde dört köşeli baklava motifi bulunmaktadır. Kitabe ve diğer motifler kazıma tekniğinde yapılmış olup sonradan boyanmıştır. Yılların etkisi ile boyaların kabarması ve kitabelerin bozulması nedeniyle okunamamıştır. Cami yerleşim yerlerinden uzak olması nedeniyle terk edilmiş virane olmuş durumdadır.

Paylaşın