Uşak: Karun Hazineleri

Lidya Hazinesi olarak da anılan Karun Hazineleri 1996’dan beri Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Karun Hazineleri, Kroisos veya Krezüs (Karun) dönemine ait yaklaşık 450 parçadan oluşmaktadır.

Uşak İli’nin 25 km batısında, Uşak-İzmir Devlet Karayolu üzerinde yer alan Güre köyü’nün kuzeyindeki Hermos (Gediz) Nehri’nin suladığı dar ovanın yakınlarında Lidya ve Greko-Pers (IVI.Ö. 6. yy.) tümülüsleri bulunmaktadır.

1965 yılında bu alandaki soygunlar, Toptepe Tümülüsü’nün kaçak kazısıyla başlamıştır. Kaçak kazıları gerçekleştirenlerin ifadesine göre;mezar odasına girildiğinde, yerdeki bir gümüş testi ile çok sayıda mermer alabastron tavandan düşen bir hatıl nedeniyle tahrip olmasına karşın, hazinenin büyük bölümü ölünün yatırıldığı kline üzerinde bir tutam saç ve toz haline gelmiş kemiklerle birlikte bulunmuştur.

Bu odada bulunan;

  • İnsan kulplu gümüş oinochoe,
  • Sfenksi! ve altın başlı tutamaktı kepçe,
  • Tamamı altın, sallanınca ses veren makara,
  • Altından yapılmış içleri boş, iğneli altın küpe,
  • Aynı tip ancak daha küçük boyutta iğneli küpe
  • Sallamalı, altından yapılmış kanatlı at şeklinde broş,
  • Meşe palamutu sallamalı altın ve renkli taştan yapılma kolye,
  • Akik ve taştan yapılmış geometrik şekilli kolye,
  • Mavi renkli camdan yapılmış uçları, aplike arslanbaşı şeklinde bir çift bilezik,
  • Uçları taş boncuklu püskül şeklinde altın gerdanlık, kaçakçılar tarafından alınmıştır.

Toptepe Tümülüs buluntuları aracılar yardımıyla, eski eser kaçakçılığıyla örgütlü bir biçimde uğraşan alıcılara satılmıştır. 1966 yılında Gure’de ikinci bir soygun yaşanmıştır. Güre Köyü’nün yakınında yer alan, yörede ikizce olarak adlandırılan İkiztepe Tümülüsü’nün batı yamacında düzgün bir mermer blok, bir köylü tarafından bulunur. Bu ipucunu değerlendiren ve bir yıl önceki soygunu bilen kaçakçılar İkiztepe’de kaçak kazıya başlarlar.

Bir türlü mezar odasına ulaşamayan kaçak kazı ekibi yeni katılanlarla, sonunda yeri bulunan mezar odasının tavanını barutla patlatarak içeri girmiştir. Ancak bir süre sonra paylaşımda haksızlığa uğradığını düşünen bîr kişi durumu jandarmaya ihbar etmiştir. Güvenlik makamlarınca sürdürülen operasyonlarda bazı eserler ele geçirilmişse de, jandarmaya ateş açarak kaçmayı başaran kaçakçı, elindeki eserlerin tümünü, Toptepe Tümülüs buluntularını satın alan aynı kişiye ulaştırmayı başarmıştır.

Operasyonlarda yakalanan kişiler çeşitli cezalara çarptırılırlar. Ama olaylar yatıştıktan sonra İkiztepe’de Gürelilerce yapılan kaçak kazı sonucunda ikinci mezar odasına da ulaşılır. Ancak, mezar hiçbir buluntuyu içermemektedir. Kaçakçılar eserlerin, kline içinde olabileceğini düşünerek hırsa kapılmış ve klineyi parçalamışlardır. Bu klinenin bir parçası bir köy evinin duvarında yapı elemanı olarak görülebilir.

Uşak ve çevresindeki tümülüslerin soyulmasından sonra eserler, İzmir’de oturan tüccar Ali Bayırlar ile istanbul Kapahçarşı ‘da bulunan antikacılar Alaaddin Günler, Mehmet Müzeci, Rasim Gördü tarafından uluslararası eser ticareti ile uğraşan John Klejman’a satılmıştır. Lidya eserleri Transturk Nakliye Şirketi sahibi Nizamettin Telliağaoğlu’nca pazarlanmak üzere Münih, Basel ve Zürih üzerinden Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilmiştir.

1870 yılında Metropolitan Museum of Art’a çoğu gümüş olan bir grup eser geldiğine ilişkin haberleri basında yer almıştır. Boston Müzesi’nden Emily Vermeule, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne 5 Şubat 1970 tarihinde bir mektup göndererek bu eserlerle ilgili bilgilen vermiştin. O tarihte Eski Esenler ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı olan Burhan Tezcan, Metropolitan Müzesi Müdürü’nden bir meslekdaş olarak basında yer alan haberlere konu olan eserler hakkında bilgi ye fotoğraf istemişse de, herhangi bin yanıt alamamıştır. Türk Hükümeti’nin müze aleyhine açtığı davada bu mektup “zaman aşımı” gerekçesine dayanak olarak aleyhte delil gösterilmiş ancak sonuç alınamamıştır.

Bu sırada, çeşitli ülkelerin müzecilikle ilgili yetkililerinin davet edildiği bir program çerçevesinde ABD’ni ziyaret eden Burhan Tezcan, Metropolitan Müzesi yetkilisi Dieîrich uon Bothmer’le, tüm engellemelere karşı görüşme olanağını sağlamış, ama yine de bir sonuç elde edememiştir. 1984 yılında Metropolitan Müzesi’nce yeni bir sergi hazırlığı dolayısıyla “A Greek and Roman Treasuny” adlı bir katalog yayınlanmıştır. Yayın Sayın Özgen Acar tarafından T.C. Kültür Bakanlığı’na iletilmiştir.

Bu katalogda, Uşak ve çevresindeki tümülüslerde kaçak kazılar sonucu bulunan ve yurtdışına kaçırılan Lidya Eserleri’nin bir kısmının yer aldığı görülmüştür. Kaçakçılık olayları sırasında ele geçirilen buluntularla, katalogdaki eserlerin benzerliğini ve bu eserlerin ülkemize ait olduğunu belirten bir mektup, 10 Haziran 1386 tarihinde MET Müdürü’ne gönderilmiştir.

24 Haziran 1986 tarihinde Charles Koczka (ABD Gümrük İdaresi’ne bağlı olarak New York’da çalışan ve görevi eski eser kaçakçılığı ile mücadele olan özel gümrük ajanı) Türk Hükümeti’nin 1973 yılında yaptığı başvuru ile ilgili olarak Başkonsolosluğunuzla temas kurmuştur. Lidya Eserleri’nin Türkiye’den çalınarak yasa dışı yollarla ABD’ne ithal edildiği inancını taşıdığını ve iadeleri için bize yardımcı olmayı kararlaştırdığını ifade ederek, eserlerin ABD’ne girişine dair bazı belgeleri Kültür Bakanlığımıza sağlamıştır.

Metropolitan Müzesi’nce Lidya Eserleri’nin alındığı dönemde müzenin yönetiminde görev yapmış ve “Connoisseur” adlı sanat dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yürüten Thomas Hoving’le birlikte çalışan Melik Kaylan, 21 Şubat 1967 tarihli J.J.Klejman tarafından Dr.Von Bothmer adına düzenlenmiş iki adet faturayı, 28 Mart 1967 tarihli “Doğu Yunan Hazinesi’ne tahsis edilen fonlar”a ilişkin Von Bothmer imzalı memorandumu ye Müze Satınalma Komitesi’nin 7 Kasım 1968 tarihli toplantı tutanağını özel olarak temin etmiş ve T.C. Kültür Bakanlığı’na ulaştırmıştır.

10 Haziran 1986 tarihinde MET’e gönderilen mektubun olumsuz yanıtlanması ve Charles Koczka ile Melik Kaylan tarafından sağlanan belgelerin varlığı eserlerin geri alınabilmesini ancak bir dava aracılığı ile mümkün olabileceğini göstermiştir. Bu nedenle, Koczka ve Kaylan’ın bugünkü başarıya katkıları büyüktür.

Mayıs 1987 tarihinde Türk Hükümeti’ni temsil eden Botein, Hays and Sklar isimli hukuk firmasında görevli avukatlarımız Harry l. Rand ve Lavvrence M. Kaye aracılığıyla Metropolitan Museum of Art aleyhine llew York Federal Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Dava dilekçesinde, Lidya Eserleri’nin ülkemize ait olduğu, kaçak kazılarla bulunarak kaçırıldığı ve ABD’ne ilk kez 1966-1967 yıllarında girdiğini kanıtlayıcı bilgi ve belgeler yer almıştır.

1966 ve 1967 yıllarında ABD’ne ithal edilen eserlere ait 6 adet gümrük giriş formu ve ekinde yer alan bazı Türk firmalarına ait faturalar kaçakçılığın yapıldığı yıllarda yakalanan sanıkların ifadelerinde yer alan kişilerin adlarını doğrulamıştır. Gümrük giriş formlarından, bu eserlerin Münih, Basel ve Zürih üzerinden ABD’ne geldiği ve J.J. Klejman adlı antikacı tarafından satın alındığı anlaşılmıştır. J.J. Klejman’ın adı 1984 yılında yayınlanan katalogda da anılmaktadır.

Metropolitan Müzesi’nin 7 Kasım 1968 tarihli tutanağında ise satın alınmasına karar verilen eserler arasında “Greek and Roman Art” başlığı altında 96 parça eserden Doğu Yunan kökenli olarak söz edilmekte ve İ.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısına ait bu eserlerin 1966 ve 1967 yıllarında alınan “Doğu Yunan Hazinesi” gibi Orta Anadolu’nun aynı bölgesinden geldiğinin ifade edildiği belirtilmiştir. Bu eserler Metropolitan’ın 1984 katalogunda 28 Mart 1967 tarihli Müze Memorandumunda belirtilen eserlerin envanter numaralarıyla aynen yer almıştır.

Metropolitan Müzesi’nin kaçak eserleri edinişine ilişkin bu uerilef, Uşak ve çevresindeki kazılardan dolayı yakalanan sanıkların mahkeme tutanaklarıyla desteklenmiştir. Bu form ve faturaların tek başlarına hukuken esaslı bir kanıt değeri taşımaya yeterli olmadıkları, nefti sadece bir karine oluşturabilecekleri düşünül düğünden, MET’e gelmiş eserlerin sayıları ve nitelikleri itibarıyla ülkemizden kaçak çıkarılmış eserlerle aynı olduklarının kanıtlanması önem taşımaktaydı.

Bu bağlantıları açıklayabilecek veriler kaçak kazılar sırasında yakalanan sanıkların ifadeleri ve mahkeme tutanaklarındaydı. Ayrıca, bu eserlerin devlet mülkü olduğunu belirten ye bunların yurtdışına ihracını yasaklayan ilgili yasalarımız ve hükümleri, açılan davada eserlerin mülkiyetini ve yasadışı ithal edildiğini kanıtlayıcı bir diğer nokta olmuştur.

Temmuz 1990’da hukuksal savaşımızda ülkemiz açısından büyük önem taşıyan ara karar New York Federal Matıkemesi’nce açıklanmıştır. Bu karar, MET’in “Bu eserlerin yeri konusunda, Türkiye’nin yeterli gayreti göstermediği ve bu nedenle davanın zaman aşımına uğramış olduğu” iddiasını reddetme yönünde olmuştur. Karar uyarınca MET depoları Bakanlığımızca seçilen bilim heyetine açılmış ve dava konusu Lidya Eserleri teşhis edilmiştir.

Müze depolarında gerçekleştirilen çalışmalar 1960’lı yıllarda kaçakçıların buldukları eserlerin tanımını İçeren itadelerle o yıllarda Burhan Tezcan tarafından yapılan kurtarma kazıları ile kaçakçılardan müsadere edilen eserlerin aynılığı bir kez daha hukuksal çerçevede kanıtlara dayanılmasını sağlamıştır.

MET depolarında belirlenen duvar resimlerinin, kline parçalarının ve iki mermer sfenksin, mezar odaları belirlenen Uşak, Güre, Aktepe ve Manisa, Kırkağaç, Harta tümülüslerinden parçalanıp sökülerek kaçırıldığı, ülkemizde kalan parçalarla sağladıkları uyum nedeniye çok açık bir biçimde kanıtlanmıştır.

Tüm bu gelişmelerden sonra, davanın ilerleyen safhalarında Metropolitan Müzesi avukatları, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nü arayarak konunun dava dışında karşılıklı görüşmelerle çözümü önerilerini iletmişlerdir. Yaklaşık bir yıl önce başlayan bu görüşmelerde teklifler değerlendilirilmiş, Lidya Eserleri’nin MET’de kalması karşılığında mali destek verilmesi, az sayıda eseri Türkiye’ye vererek, eserler üzerinde ortak mülkiyet kurulması gibi çözümleri içeren öneriler reddedilmiştir.

Ekim 1993 de, 60’lı yıllarda kaçak kazılarla edinilen 363 eserin ülkemize iadesi sağlanmıştır. Böyle bir anlaşmanın temeli bilimsel etiğe dayandırılmış ve Metropolitan Museum of Art’ın kaçak eserlerin ait oldukları topraklara geri verilmesi ilkesini mutlaka hukuksal bir davaya dayanmaksızın işletmesi Türkiye’nin eski eser kaçakçılığı ile uluslararası platformda verdiği mücadelenin zaferi olmuştur.

Paylaşın

Uşak: Dokur Evi

Dokur Evi; Uşak’ın Merkez İlçesi, Aybey Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. Şehir merkezindedir yürüyerek de ulaşım sağlanabilir.

Uşak Belediyesi tarafından orijinal malzemeleri korunmak suretiyle, çürümeye yüz tutmuş, deforme olmuş, özelliğini kaybetmiş yapı elemanları değiştirilerek restorasyonu tamamlanan Dokur Evi, 180 yıllık tarihi dokusuna uygun olarak “Uşak Belediyesi Dokur Evi Geleneksel El Sanatları Halıcılık Merkezi” adıyla 2010 yılında faaliyete başladı. Dokur Evinde 40 adet halı tezgâhı bulunuyor.

Gerek Uşak Belediyesi bünyesinde, gerekse Uşak Belediyesi, Türkiye İŞ-Kurumu ve Halk Eğitim Merkezi ile müşterek açılmakta olan kurslara ev sahipliği yapan Dokur Evinde geçmişi Selçuklulara kadar uzanan, Avrupalı ressamların tablolarında sık sık tasvir ettiği Uşak halıları ile tarihin en eski el sanatlarından olan halı dokumacılığı sanatı yaşatılmaktadır.

Uşak’ın en büyük kültürel değerlerinden olan el dokuma halıcılığın yaşatılmaya çalışıldığı Dokur Evinde, emekçi kadınlarımız tarafından dokunan el emeği göz nuru halıların gerek yurt içinde gerekse yurt dışında satılmasıyla kentimizin ekonomisine katkı sağlanarak, ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan kadın istihdamına katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Konularında uzman eğitmenlerin nezaretinde dokunan halılar, teşhir bölümünde Uşaklıların ve yerli-yabancı turistlerin beğenisine sunulmaktadır.

Dokur evi inşasında kullanılan ahşap malzemeler Doğala mevkisinden ağaçların kesilip sırtlarda taşınarak getirilmesiyle, bina inşa edilmiştir. Tipik Türk evi karakteristiğinin izlerini taşıyan Dokur Evi dış sofalı bir Uşak evidir. Sofa eski deyim ile salona benzeyen, yazın oturulup kalkılan, çevresi açık olan bölümdür. Evde misafirlerin kabul edildiği baş oda ve aynı zamanda ailelerin yaşadığı odalar vardır.

Uşak’ta o dönem yaygın olarak kullanılan evlerden bir tanesidir. Dokur evi Okkalar sülalesi tarafından yaptırılmış, sonrasında Tomas ve Dokur ailelerinin mülkiyetine geçmiştir. Evin ilk sahibi olan Okkalar zamanında ev, hafız yetiştiriciliği için kullanılmıştır. Sonrasında Tomas ailesine geçen ev, 6 ay sonra Dokur ailesinin mülkiyetine girmiştir. 2004 yılında ise Uşak Belediyesi tarafından restorasyonu yapılmak üzere satın alınmıştır.

Uşak Belediyesi tarafından orijinal malzemeler korunmak suretiyle, çürümüş, deforme olmuş, özelliğini kaybetmiş yapı elemanları değiştirilerek restorasyonu yapılmış ve 2010 yılında “Uşak Belediyesi Dokur Evi Geleneksel El Sanatları Halıcılık Merkezi” olarak tekrar kullanıma açılmıştır.

Paylaşın

Uşak: Kent Tarihi Müzesi

Kent Tarihi Müzesi; Uşak’ın Merkez İlçesi, İslice Mahallesi, Fabrikalar Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Kent Tarihi Müzesi’ ne ev sahipliği yapan bina, ilkler şehir olan Uşak için geçmişte de çok önemli bir misyona sahip olmuştur. Bilindiği gibi ülkemizde sokakları aydınlatma maksadıyla elektriğin ilk kullanıldığı kent Uşak’tır.

Kenti aydınlatmak amacıyla ilk kez kullanılan elektrik, bu binada üretilmiş ve dağıtımı yapılmıştır. Toplamda 1625 m2 alan üzerinde kurulu 992 m2 kapalı alana sahip olan Müze, ana bina, ana binada bulunan asma kat, avlu ve avluda bulunan 11 odadan meydana gelmektedir.

Müzede Uşak’ ın kronolojik tarihi, coğrafyası, kurtuluş mücadelesi, turizm zenginlikleri, doğal güzellikleri, folklorik değerleri, Uşak tarhanas; belgeler, canlandırmalar, görsel sunumlar ve maketlerle anlatılmıştır.

Paylaşın

Uşak: Pepouza Antik Kenti

Pepouza Antik Kenti; Uşak’ın Karahallı İlçesi, Karayakuplu Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

MS 2. yüzyılın ortalarında kurulan Montanizm mezhebinin merkezi olan Pepouza Antik Kenti, 550 yılı civarında Roma İmparatoru I. Justinian tarafından imha edilmiştir.

Pepouza Antik Kenti, Hıristiyanlığın kayıp mezhebi olarak bilinen Montanizm’in kurulduğu ve 400 yıl boyunca hac merkezi olarak kullanıldığı şehirdir. Pepouza Antik Kenti, eşsiz bir kaya manastırına ev sahipliği yapıyor. Manastırda, üç katta altmıştan fazla oda, yemekhane, şapel, mutfak, haç şekilli Bizans grafiti, Bizans çanak çömlekleri bulunmuştur.

Montanizm MS 165 yılında Frigya’da ortaya çıkan ve ilk dönem Hristiyanları tarafından kurulan bir mezhep olarak biliniyor. Kadınlara özel bir önem veren mezhep, kadınların rahip kurulunda yer almasını kabul eden tek Hristiyan mezhebi. Bir başka özelliği de boşanma ya da eşin ölümü sonrasında yeni evliliğe izin verilmemesi. Yani, Montanist yaşamda kesinlikle tek eşlilik hakim.

Kuruluşundan sonra hızla yayılan, Roma ve Konstantinapol’e kadar uzanan mezhebin Frigya uygarlığındaki ana tanrıça Kybele kültüründen etkilendiği, kadınlara toplumda ve kilise yönetiminde erkeklerle eşit rol veriliyor. Frigyalı rahip Montanus ile Priscilla ve Maximilla isimli iki kadın rahibe tarafından kurulup geniş bir coğrafyaya yayılmış. Montanus kendini peygamber ilan etmiş dahası Hz. İsa’nın şahsında insanlara görünen Tanrı’yı temsil etme görevi onun çarmıha gerilmesinden sonra kendisine geçmiştir.

Pepuza’yı da merkez olarak seçmiş. Montanizm Anadolu’da doğmuş olmasına rağmen İtalya, Yunanistan ve Kuzey Afrika’ya kadar yayılmış. Pepuza zaman içinde bölgenin dışında yaşayanlar için bir hac merkezi haline dönüşmüş. Montanus ve takipçileri kilise egemenliğini reddederler. Ortodokslar bunun üzerine bu oluşumu ‘frigya sapkınlığı’ olarak adlandırır. Montanistlere göre, Hz. İsa yeryüzüne burada bulunan Ömerçalı Tepesinde dönecek. Yeni Kudüs olacak bu şehir, Montanizm’in kutsal merkezidir. Yaklaşık 400 yıl varlığını sürdüren Montanizm tarikatının takipçilerinin içine doldurulup yakıldığı manastır hala ayakta.

 

Paylaşın

Uşak: Atatürk ve Kurtuluş Anıtı

Atatürk Ve Kurtuluş Anıtı; Uşak’ın Merkez İlçesi, İsmetpaşa Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından tasarlanan anıt, 30 metre uzunluğunda, 17 metre yüksekliğindedir. Bir kaidenin üzerine, üç ana grupta toplanan figürlerden oluşturulmuştur. Birinci grupta, Uşak’ın Türk süvarileri tarafından kurtarılışını simgeleyen süvari figürleri bulunur.

Kaide üzerinde, Türk milletinin tutsak edilemeyeceğini, sonsuza kadar özgür yaşayacağını simgeleyen Zafer sütunu yükselmektedir. Bu sütunun önünde, Atatürk ile üzerinde bilim ve sanat yazan kitapları taşıyan genç kız ve erkek figürleri bulunmaktadır. Üçüncü grupta ise, Türk kadınının kahramanlığını ve cesaretini simgeleyen kadın figürleri ve mermi yüklü kağnı yer almaktadır.

Bu figürlerin arasında, kaide ile bütünleşmiş, 17 m. yüksekliğinde blok bulunmakta ve bunun çevresinde Atatürk’ün sanat, kültür ve Cumhuriyet üzerine söylediği bazı sözleri vardır. Uşak’ ta yaşayan çoğu kişinin buluşma noktası burasıdır. “Heykelde buluşalım” sözünü sıklıkla Uşak’ta duyarsınız.

Paylaşın

Uşak: Sebaste Antik Kenti

Sebaste Antik Kenti; Uşak’ın Sivaslı İlçesi, Selçikler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Günümüzdeki ismiyle Selçikler yerleşimini, Sebaste kentine ilk defa lokalizasyon eden Hamilton’dır. Hamilton, Selçikler’deki eski caminin duvarındaki yazıtta Sebaste isminin yer aldığını görmüştür.

Ayrıca kiliseler bölgesindeki başka bir yazıtta da kentin isminin tekrar geçtiği görülmüştür. Ramsay, Sebaste kentinin lokalizasyonu için çok fazla yazıt bulunmasından dolayı Selçikler, Sivaslı ve Pınarbaşı köyü arasını kapsayan bölgede olduğunu belirtmektedir.

Sebaste kelimesi Roma İmparatoru Augustus’a (MÖ.27-MS.14) yakın olan sadık olan anlamında kullanılan Latince kelimedir. İmparator Augustus’un bu kenti Apollon kehanet merkezine danışarak MÖ. 20 yılında kurmuş olduğu ele geçen yazıttan bilinmektedir.

Fıratlı, Sivaslı ilçesinin adının “Sebaste” kelimesinin Türkçeleşmiş hali olduğunu belirtmektedir Selçikler ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında ele geçen yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla polis, strategos (Ordu komutanı), agoranomos (Pazar alanlarının kontrol eden kişi), adlarının geçmesi buranın önemli bir kent olduğunu göstermektedir.

Ayrıca Hierokles listelerinde Sebaste, Frigya Pacatiana’nın piskoposluk merkezleri arasında gösterilmektedir. Selçikler’de bulunan çok sayıda eser Afyon, Uşak ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülmüştür. Bunlar arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülen Zeus Adak Heykeli önemli eserler arasındadır.

Paylaşın

Uşak: Clandıras Su Kemeri

Clandıras Su Kemeri; Uşak’ın Karahanlı İlçesi, Karayakuplu Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Hemen yakınında bulunan Pepouza Antik Kentine Banaz Çayından su taşımak için yaklaşık 2500 yıl önce yapılmıştır. Helenistik devir mimarisi gösteren Clandras Su Kemeri, dar ve tek kemerlidir.

Ulubey Kanyonu içerisindeki nehir boyunca kayaların yontulmasıyla oluşturulan tek/çift kanallar ile  3 km kadar devam etmektedir.

Doğal güzellikleri bozulmamış nadir yerlerden biri olan su kemeri, yanına kurulan mesire alanı, kamp alanı ve havuz sayesinde haftasonları vatandaşlar tarafından dinlenmek ve piknik yapmak için kullanılabiliyor.

İlimiz Karahallı İlçesinde bulunan Clandras Su Kemerine gitmişken burada meşhur Karahallı ciğerinin tadına bakmanızı tavsiye ederiz.

Paylaşın

Uşak: Atatürk ve Etnografya Müzesi

Atatürk ve Etnografya Müzesi; Uşak’ın Merkez İlçesi, Bozkurt Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne ait bina 1890’lı yıllarda yapılmıştır. Kaftancızadeler olarak bilinen Uşak’ın ileri gelen ailelerinden birisine ait yapı Kurtuluş Savaşı’nda karargâh binası olarak kullanılmıştır.

Atatürk, Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis’i bu binada karşılamış, Başkomutan Trikopis’in silah ve kılıcını kurmayları İsmet Paşa (İsmet İnönü), Halit Akmansu, (Dadaylı Halit), Asım Paşa (Asım Gündüz) ile birlikte teslim almıştır. Başkomutan Trikopis esir olmasına rağmen, Atatürk tarafından Türk misafirperverliği ile karşılanmıştır.

1970’li yılların ortalarında kamulaştırılan yapı 1 Eylül 1978 yılında Atatürk ve Etnografya Müzesi olarak açılmıştır. 2 katlı ahşap yapının giriş katında yöresel, etnografik malzemeler, tarihi Uşak halıları ve Eşme kilimleri, eski silahlar giysiler ve diğer eserler sergilenmektedir.

Üst kat ise tamamı Atatürk Müzesi olarak düzenlenmiştir. O dönemden kalma aynalar, sehpalar, koltuklar, Atatürk’e ait yatak odası ve yine Atatürk’e ait giysiler bulunmaktadır.

Paylaşın

Uşak: Blaundus Antik Kenti

Blaundus Antik Kenti; Uşak’ın Ulubey İlçesi, Sülümenli Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

İç Ege’de yer alan ilimiz, paha biçilemeyen en önemli arkeolojik değerlerini bünyesinde barındırdığı için kültür turizmine meraklı ziyaretçiler için eşsiz güzellikler vaat ediyor. Bunlardan bir tanesi de Blaundus antik kentidir. 1. Derece sit alanı olarak tescil edilmiştir.

Blaundus; Büyük İskender’in Anadolu Seferleri’nden sonra Makedonya’dan gelenler tarafından kurulmuş, şehir halkının kendilerine Makedonyalı Blaundus adının verdiği söylenmektedir. Büyük İskender’den sonra Bergama Krallığına ardından da Roma İmparatorluğuna bağlanan kentini, Roma döneminde önemi artmıştır. Derin vadilerle çevrili bir yarımada üzerinde yer alan kentin önemli yapıları arasında kale, tapınaklar, tiyatro, stadyum ve kaya mezarları bulunmaktadır.

Kentin, bazı kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Helenistik dönemde inşa edilen kuzey surlarının giriş kapısı kemeri, darphane bölümleri, idari binalar sur duvarlarının bazı bölümleri, İon tarzındaki mabet kentin ortasında yer alan ve Roma İmparatoru Claudius’un mabedi, yalnızca bir tarafında oturma kademeleri olan stadyum örnek olarak verilebilir. Kentin güney yamacında bulunan tiyatro kalıntıları ile hemen yanı başında bulunan kaya mezarları da görülmeye değer yapılardır. Şehrin simgesi ise çifte attır.

1845 li yıllarda Hamilton bu kentten geldiği bilinen bir yazıtı bulması ile antik kentin adının Blaundus olduğu kesinleşmiştir. Yazıttaki; “Blaundeon Makedonon” ibaresi antik kent hakkında açık ve net bilgiler vermektedir. Büyük İskender’in ölümü ile kent; Deokodoslar olarak da adlandırılan ve imparatorluğu aralarında paylaşma çekişmeleri yaşayan 8 generallerden Antigonos’un payına düşmüştür. Kent; M.Ö. 189 yılında Bergama Krallığı’ndan Roma İmparatorluğu hâkimiyetine geçmiştir. Roma döneminde önemli bir yerleşim alanı olan kent, M.Ö. 5 yüzyılda Uşak İli, Sivaslı İlçesi sınırları içerisinde yer alan ve aynı zamanda piskoposluk merkezi olan Sebaste Piskoposluğuna bağlanmıştır.

Blaundus Antik Kenti, üç tarafı oldukça derin ve dik vadiler ile çevrili bir yarımada benzeri bir yapı üzerinde kurulmuş bulunmaktadır. Yarımada şeklinde bir toprak parçası üzerinde kurulu olması şehrin girişinin sadece kuzeydeki kapı ile yapıldığını göstermektedir.

Tiyatro binası, şehir surlarının dışında yamaca inşa edilmiştir. Tiyatronun sahnesi tamamen yıkılmıştır. Oturma sıralarının bir kısmı sağlam kalmıştır. Surlar içerisinde kalan şehrin merkezi ise Ion düzeninde yapılmış bir tapınak ve irili ufaklı yapılar yer alır. Şehrin mezarları (nekropol) ise iki farklı alanda yer almaktadır. Birincisi; kentin kuzeyinde yer alan mezarlık ve birkaç Tümülüs, ikincisi ise kentin doğusunda yer alan vadide yer alan kaya mezarlarıdır.

Kaya mezarları 2 li, 10 lu ve 12 li tarzda yapılmıştır. Tonozlu yapıdaki kaya mezarları nişli odacıklar ve sabit lahit tipindedir. Kaya mezarlarının çoğunda beyaz sıva, sıva üzerinde ise kızıl, mavi, yeşil boyalarla yapılmış hayvan ve bitki motifleri ile bezenmiştir. Antik kentin dışında kalan alanda Ion tarzında ikinci bir tapınak ve tamamı 14 adet olan ancak bugünlerde sadece bir tanesi kemer yer almaktadır. Kemerlerlerin kesin olmamakla birlikte su kemeri olması muhtemeldir.

Paylaşın

Uşak: Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi; Uşak’ın Merkez İlçesi, Fatih Mahallesi, Orhan Dengiz Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde, 1970 yılına kadar Müze Memurluğu olarak hizmet vermiştir. Uşak’ta bu dönemde henüz bir müze binası bulunmamaktaydı. Hizmetler Halk Egitim binasinda sürdürülmekte ve toplanılan eserler burada muhafaza altına alınmaktaydı.

1966 yılında Uşak’ta bir müze yapma fikri ortaya atılmış, aynı yıl müze sahası kamulaştırılmış, 1967 yılında başlatılan müze inşaatı 1969 yılında bitirilmiş, 1970 yılında teşhir tanzimi tamamlanarak 23 Mayıs 1970 tarihinde Uşak Müze Müdürlüğü olarak hizmete açılmıştır.

Müze teşhir salonunda Eski Tunç Çağından kalma idoller, gaga ağızlı testiler, tas baltalar bir vitrinde sergilenir. Diğer vitrindeki eserler Hellenistik ve Roma Çağı toprak kaplar ve cam eserlerdir. Teşhir salonunda açıkta sergilenen eserler genellikle Roma Dönemine ait mezar stelleri, adak stelleri ve kefaret yazıtlarıdır. Bununla birlikte Blaundus örenyerinden getirilen heykeller de aynı alanda bulunmaktadır.

Diğer bir vitrinde ise Uşak Müzesi’nin yapmış olduğu kurtarma kazılarından çıkarılan altın takılar, diademler cam kaplar ile gerek müsadere edilen, gerekse vatandaşların teslim ettiği her döneme ait sikkeler yer alır. Teşhir salonunun geriye kalan yarıya yakın kısmında ise 1960’li yılların 2. yarısında Uşak yakınlarından Amerika’ya kaçırılan ve Kültür Bakanlıği’nın açtığı dava sonucu 1993 yılında ülkemize geri getirilen ve “Karun Hazinesi” olarak adlandırılan Lidya hazineleri sergilenmektedir.

Birinci büyük vitrinde, 1966 yılında İkiztepe tümülüsünden kaçırılan gümüş ağırlıklı eserler, 2. vitrinde, 1965 yılında Toptepe tümülüsünden kaçırılan altın ağırlıklı eserler 3. vitrinde Uşak Müzesi’nin Basmacı tümülüsünde yaptığı kazıdan çıkan Lidya eserleri yer alır. Bunların dışında açıkta tümülüslerin mezar odalarındakı klineler, volütler ve mezar kapıları sergilenmektedir.

Paylaşın