Şanlıurfa: Eyyüp Nebi Peygamber Türbeleri

Eyyüp Nebi Peygamber Türbeleri; Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi, Eyyüp Nebi Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Eyyup Nebi Köyü’nde Eyyup Peygamber, Eyyup Peygamber’in hanımı Rahime Hatun ve Elyesa’ Peygamber’in mezarları bulunmaktadır. Bu köyün 400 yıldan beri Eyyup Nebi Köyü adıyla anıldığı vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Eyyup Nebi Köyü’ndeki peygamber türbeleri yüzyıllardan beri kutsal günlerde ve bayramlarda, yöredeki binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu önemli inanç merkezinde, son yıllarda Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Okutmanlarından Mehmet Oymak’ın danışmanlığında, Turizm Bakanlığı ve Şanlıurfa Valiliği’nce geniş ölçekli bir çevre düzenlemesi ve türbe restorasyonları gerçekleştirilmiş; her üç türbe arasında yaya yollarıyla bağlantı sağlanarak türbeler alanı ihata duvarlarıyla köy yerleşmesinden ayrılmış ve ağaçlandırılmıştır. Eyyup Peygamber türbesinin batı yakınında bulunan ve O’nun otururken yaslandığına inanılan büyük bazalt taş, bu proje içerisinde korumaya alınmıştır.

EYYUP PEYGAMBER TÜRBESİ

Mevcut inanca göre, Yüce Allah, Şanlıurfa’da yaşayan ve çok zengin olan Eyyup Peygamber’i imtihan etmek için önce mallarını ve çocuklarını elinden aldı ve daha sonra kendisine ağır bir hastalık verdi. Tüm bunlara sabır ve şükür gösteren Hz. Eyyup, Cebaril (a.s.)’in getirdiği vahiy gereği ayağını yere vurdu ve yerden su fışkırdı. Bu su ile yıkanan Hz. Eyyup, vücudunu kaplayan yaralardan hemen kurduldu.

Daha sonra içtiği bu kutsal su, içindeki bütün dertlerini de yok etti. Bunun üzerine Allah, Hz. Eyyup’a, hem çocuklarının hem de mallarının iki katını verdi. Bunun için Hz. Eyyup, sabır timsali bir peygamber olarak tanınmaktadır. Eyyup Peygamber’in hastalık çektiği mağara, yıkanarak ve suyundan içerek şifa bulduğu kuyu Şanlıurfa’nın Eyyûbiye Mahallesi’nde bulunmaktadır.

Şanlıurfa’ya 100 km. mesafede, Viranşehir ilçe sınırları içerisindeki Eyyup Nebi Köyü’nde bulunan Eyyup Peygamber’in türbesi, köyün kuzey yönündeki höyüğün güney eteğinde, kendi adıyla anılan caminin doğusundaki mezarlık içerisindedir. Oldukça harap bir durumda olan türbe, son yıllarda Şanlıurfa Valiliği’nce tek kubbeli, beşgözlü revaklı ve revakların üzeri üç kubbe ile örtülü olarak yeniden inşa edilmiştir. H. 1336 (m. 1918) tarihli Diyarbakır Vilâyet Salnâmesi’nde, türbenin kubbesinin çinko ile kaplandığı ve hademesine maaş bağlandığı kayıtlıdır.

RAHİME HATUN TÜRBESİ

Eyyup Peygamber’in ağır hastalığı ve uğradığı musibetler sırasında O’na büyük bir şefkat ve sabırla bakan hanımı Rahime Hatun’un mezarı Eyyup Peygamber türbesinin yaklaşık 500 m. kuzeybatısındadır. Kare planlı, tek kubbeli bu mütevazi mezar anıtı köydeki diğer türbeler gibi, geçtiğimiz yıllarda Şanlıurfa Valiliği’nce restore edilmiştir.

ELYASA PEYGAMBER TÜRBESİ

Yine mevcut inanca göre, Eyyup Peygamberi ziyaret etmek isteyen Elyesa’ Peygamber, uzun yıllar süren zorlu bir yolculuktan sonra O’nun bulunduğu köye ulaşır. Ancak kendisi bunu bilmemektedir. Karşısına insan kılığına girmiş Şeytan çıkar ve Hz. Eyyub’un daha çok uzaklarda olduğunu söyler.

Yaşlı ve yorgun olan, artık yürüyecek mecali kalmayan Elyesa’ Peygamber umutsuzluğa düşer ve Allah’a dua ederek ruhunu almasını diler. Bunun üzerine hemen orada vefat eder ve köy içerisine gömülür. Eyyup Peygamber türbesinin 500 m. güneybatısında yer alan ve oldukça harap bir durumda olan Elyesa’ Peygamber türbesi, Şanlıurfa Valiliği’nce yeniden yaptırılmıştır.

Paylaşın

Şanlıurfa: Siverek Kalesi

Siverek Kalesi; Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi, Kale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Geçmişi Assurlulara dönemine kadar uzanan kale büyük kesme taşlarla inşa edilmiştir. Yerden 30-35 metre yükseklikteki bu kalenin altında, bulunan sığınaklar, kale eteklerinde yapılan evlerin temel kazıları sırasında ortaya çıkan dehlizlerin varlığından anlaşılmıştır.

Siverek, Bizanslıların eline geçtiğinde, kale Arap saldırılarına karşı tamir edilerek tekrar kullanıldı. Kale, daha sonra Osmanlı tarafından da tamir edilmiştir.

Yığma bir tepe üzerine kurulan kale Asurlular tarafından yapılmıştır. Eski Konttopolis(Siverek) şehrini koruma amaçlı yapılan kalenin surları, Roma döneminde sağlamlaştırılmıştır. Tarihçi Batlamyus’a göre; kalenin surları Mezopotamya’dan gelecek Arap akınlarına karşı daha da güçlendirilmiştir.

Paylaşın

Şanlıurfa: İnik Mağaraları

İnik Mağaraları; Şanlıurfa’nın Hilvan İlçesi, Höyüklü Garoz ya da Büyük Garoz Köyü sınırları arasında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

İnik Mağaraları görenleri şaşırtacak kadar muhteşem bir güzellikte. Kaya mezarların ve insan yaşam izlerinin yer aldığı mağaralar 3 kattan oluşmaktadır. Yerden yaklaşık olarak 30 metre yükseklikte yer alan mağaralar derin bir vadinin içinde bulunuyor.

Tenha bir yerde bulunan mağaralara varmadan su kuyusu, doğal su kaynağı ve etrafa dağılmış bir şekilde sunaklar bulunuyor.

Mağaraların en üst katında yine yumuşak kayaya eşilmiş su sarnıçları ve sunaklar yer alıyor. Birbirine geçişli olan İnik Mağaraların içinde yerlere ve duvarlara yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmeyen ancak zamanın ihtiyacına göre yapıldığı düşünülen ilginç oymalar bulunmakta.

Paylaşın

Dünyanın ilk üniversitesi: Harran

Tarih boyunca çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan; ismi, Sümerce ve Akatça “Seyahat-Kervan” anlamındaki “Harran-u” dan gelen Harran, tarihteki ilk üniversiteye ev sahipliği yapmıştır.

İlk Çağ’dan beri varlığı bilinen ve miladi 718-913 tarihleri arasında (İslâmi dönem) bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan Harran Okulu’nun (Üniversite) İslâm öncesi ve İslâmi dönemdeki yeri, bugünkü kalıntılar arasında tespit edilememiştir. Halk arasında ve kaynaklara dayanmayan bazı yayınlarda büyük bir yanlışlıkla Emevi dönemine ait Ulu Cami’nin kalıntıları Üniversitesi olarak gösterilmekte ve caminin minaresi rasat kulesi olarak tanıtılmaktadır.

Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1976 yılı kazılarında, caminin doğu ve kuzey cephelerinde bitişik olarak ortaya çıkan küçük hücrelerin İslâmi dönem üniversitesinde (medrese) ait olduğu tahmin edilmektedir. Devam etmekte olan kazılardan elde edilecek bulgular, bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır.

ULU CAMİİ

Tarihi Harran Üniversitesi’nin kuruluşu hakkında elimizde yeterli kaynak bulunmamaktadır. Assur ve Babil dönemlerinden (M.Ö. II. bin) İslâmi döneme kadar (M.S. VII. yy) devam eden ve gezegenleri temsil eden gelişmiş bir Tanrılar Kültü’nün Harran’da yaşamış olması, M.Ö. II. binde buradan astronomi biliminin ileri bir düzeyde olduğunu göstermekte ve bu bilimin ancak bir okulda sistematik bir şekilde öğretilmiş olabileceğini akla getirmektedir. Bu görüşe dayanarak, Harran Okulu’nun temellerinin Assur ve Babil dönemlerinde atıldığını söylemek mümkündür.

M.S. II. ve III. yüzyıllarda Antik dünyanın eğitim merkezi sayılan İskenderiye ve Atina okullarından ikincisinin 529 yılında Justinianus tarafından kapatılması üzerine, bu okulun hocalarının Roma-İran arasında yer alan Elcezire bölgesindeki okullara dağıldıkları ve bu hocalardan Simplicius’un Harran’da kalarak Harran Okulu’na çeki düzen verdiği bilinmektedir. Ancak Harran Okulu’nun bu tarihten önceki durumu ve alimleri hakkındaki bilgiler henüz karanlıktadır.

ULU CAMİİ

Ömer b. Abdülaziz’in 634-644 yılları arasındaki halifeliği döneminde, Antakya ve Harran okulları ilmi araştırmaların merkezi yapılmıştır. M.S. 718 yılında İskenderiye Okulu da kapatılınca, buradaki hocalar Antakya ve Harran okullarına gitmişlerdir. Emeviler devrinde (660-750) Elcezire bölgesindeki okullar ve bilhassa Harran Okulu, büyük bir gelişme göstermiş ve VII. yüzyılın ortaları ile VIII. yüzyılın ilk yarısında Harran’da çeviri çalışmaları hızlanmıştır.

Bu dönemde Harran Okulu’nda Paganist, Sabii, Hıristiyan ve Müslüman alimler rahat bir ortamda serbestçe çalışıyorlar ve ilkçağ Yunan aydınlarının çoğu Anadolu’da bulunan eski yazmalarını ve Süryani yazmalarını Arapça’ya çeviriyorlardı. Bu çeviriler arasında ilkçağ bilgin ve bilgelerinden Öklid, Thales, Pisagor ve Arşimed’in eserleri de yer alıyordu.

Bilindiği kadarıyla düşünce ve bilim tarihinde önemli bir dönemi ve evreyi teşkil eden İskenderiye’den Harran’a uzanan öğretim merkezleri zinciri içerisinde öncelik İskenderiye’ye aitti. Öğretim merkezi olma durumu İskenderiye’den Antakya’ya, oradan Harran’a, Harran’dan Bağdat’a geçmiştir. Harran Okulu’nda yetişmiş alimlerle ilgili bilgiler, VIII. yüzyıldan itibaren bize ulaşmakta, daha öncekiler hakkında yeterli kaynak bulunmamaktadır.

 

Paylaşın

Şanlıurfa: Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi

Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi; Şanlıurfa’nın Halfeti İlçesi, Gürkuyu Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır.

Gürkuyu Köyü’ne şehir içi ulaşım araçlarıyla, oradan da Kilisenin bulunduğu alana yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Kilisenin günümüze ulaşan bölümü incelendiğinde, yapının düzgün kesme taştan inşaa edildiği görülmektedir. Kilisenin duvar taşları zamanla sökülerek tahrip edilmiş durumda.

Gerekli restorasyon çalışmaları yapıldığı taktirde ilçenin tarih ve inanç turizmi için son derece önemli olabilecek bu yapı, 5. yüzyılda (Bizans döneminde) yapıldığı tahmin edilmektedir.

Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak koruma altına alınmıştır.

Paylaşın

Şanlıurfa: Birecik Kalesi

Birecik Kalesi; Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi, Hoca Şerif Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Birecik Kalesi Asurlar zamanında yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımdan geçmiştir. Büyük kesme taşlardan yapılmış yüksekliği 30-40 m’ yi bulan duvarları üstünde 12 burç bulunmaktadır. Kalenin ilk inşa tarihi hakkında farklı görüşler vardır.

Üzerinde inşa edildiği beyaz kalker tepeden dolayı Beyaz Kale (Kal’etül Beyza/ Beyda) denilen yapı 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Birecik kalesi Romalılar,(MÖ.30- MS 395) Franklar(MS 1098- 1150) ve Memlükler Dönemi (1277-1484) olmak üzere üç defa onarım görmüştür.

Birecik ilçe merkezini çevreleyen surlar, büyük bir tahribata uğramış, günümüze ancak bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısıyla gelebilmiştir.

Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen surların iki kapısı, bir burcu ve bir duvarında kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelere dayanarak 1483 yılına, Memlüklü Dönemine tarihlenmektedir. Bağlar Kapısı ve Meydan Kapısı olarak da bilinen Birecik Surları’nın günümüzde ayakta kalan iki kapısı bulunmaktadır. Bunlar Urfa Kapı ve Meçan Kapıdır.

Paylaşın

Şanlıurfa: Mağara Camii

Mağara Camii; Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Caminin inşaa kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Yöre halkı tarafından kilise olduğu söylenen yapı, daha sonra bilinmeyen bir tarihte camiye dönüştürülmüştür.

Aynı dönemde caminin kuzey cephesinde yapıdan bağımsız minare eklenmiştir. Mağara Camii’nin kuzeyine minarenin güneyine Yeni Mağara Camii inşaa edilmiştir.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2019 yılında restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları tamamlanan ‘Mağara Camii’ ziyaretçilerini bekliyor.

Paylaşın

Şanlıurfa: Birecik Köprüsü

Birecik Köprüsü; Şanlıurfa’nın Birecik İlçe Merkezi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Fırat Nehri üzerinde olup Şanlıurfa-Gaziantep yolunu bağlamaktadır. 10 Nisan 1956 tarihinde ulaşıma açılmıştır. Uzunluğu 720 metredir.

Daimi su üzerinde bulunan ve 57 metre açıklığında 5 kemeri, sağ kıyıda 26′ şar metre aralıklı 14 düz ayağı mevcut olan köprünün yapımında 44 bin ton çimento, 921 ton demir kullanılmıştır.

Cumhuriyet döneminin ilk ve en önemli bayındırlık eseri olması nediniyle Şanlıurfa Kültür ve Tabiat varlıkları Koruma Kurulu tarafından “Korunması gerekli Kültür Varlığı” olarak tescil edilmiştir.

Paylaşın

Şanlıurfa: Harran Kalesi

Harran Kalesi; Şanlıurfa’nın Harran İlçesi, İbni Teymiye Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Hemen hemen bütün kaynaklar, kalenin yerinde bir Sabii mabedinin bulunduğundan söz etmektedirler. İslâm kaynaklarında kaleden ilk kez bahseden el Mukaddesi (h. 4.-m. 10. asır) burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağlam olduğunu söylemektedir. Emevi Halifesi II. Mervan’ın 10 milyon dirhem harcayarak Harran’da yaptırdığı bilinen sarayın kale olması ihtimali vardır.

İbni Cübeyr, Harran kalesinden “Şehrin doğusunda boş bir arsa ile ayrılmış müstahkem bir kalesi vardır. Bu kalenin etrafına döşenmiş taşlarla yapılmış derin ve geniş bir hendek bulunur. Bu hendek şehrin suru ve kaleyi birbirinden ayırır. Hendeğin suru da çok sağlamdır” cümleleriyle bahsetmektedir.

İbni Şeddad ise, şehrin doğusunda bulunan kaleye eskiden El-Müdevver denildiğini, burasının Harran Sabiilerinin mabedlerinden biri olduğunu, 1192 başlarında kaleyi ağabeyi Selahaddin Eyyûbi’den devralan Melik el-Adil’in o tarihte kaleyi yenilettiğini söylemektedir. (Melik Adil’in adı Halep kapısı üzerindeki 1192 tarihli kitabede geçmektedir.)

XVII. yüzyılın ortalarında Harran’ı ziyaret eden Evliya Çelebi Harran Kalesi için, “Urfa’dan güney tarafında 9 saat giderek Harran Kalesi’ne geldik. Burayı da Nemrud yapmıştır. Çöl içinde gayet sağlam bir kaledir. Beşgen şeklinde olup sanki usta elinden yeni çıkmış gibidir” demektedir.

Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi’nin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan kuzey batıdaki kule tamamen yıkılmıştır. Güney doğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır. Güney batıdaki ve kuzey doğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.

Harran Kalesi ile ilgili en detaylı incelemeyi Lloyd ve Brice yapmıştır. Kalenin rölöve ve kesitlerini çizerek 1951 yılında yayınlayan bu iki araştırmacıya göre 90×130 m. boyutlarındaki kale üç katlı olup, bazıları tonozlu 150 odaya sahiptir. Her iki araştırmacıya göre; kale İslâm öncesi, İslâmi devirler ve güneybatı kulesinin arkasındaki süslü bir geçit dolayısiyle el-Melik el-Adil zamanı (1192) olmak üzere üç dönemde inşa edilmiş olmalıdır. Melik el-Adil dönemi olarak tarihlenen bölüm, kalenin batı kesiminde olup burada beşik tonozlu büyük bir mescid, bir galeri ve çeşme olduğu tahmin edilen zikzak kemerli ve köşe sütunçeli bir niş bulunmaktadır.

1951 yılı kazılarında, kalenin doğuya bakan cephesinin güney kesiminde bazalt taşından yapılmış at nalı kemerli bir kapı ortaya çıkartılmıştır. Bu kazıda bulunan ve kapıya ait olan kitabe parçalarında Nûmeyrilerin üçüncü hükümdârı Meni’in (Kav-vam) adı ve h. 451 (m. 1059) tarihi geçmektedir. Rice, bu kitabeyi kalenin ikinci devre inşaatına bağlamaktadır. Kapının her iki yanında, başlarını arkaya çevirmiş vaziyette, tasmaları zincirli birer çift köpek kabartması bulunmaktadır. Rice, yıkılmış olan bu kapının restitüsyonunu yayınlamıştır.

Rice, kalenin güney cephesinin batı kesimindeki duvarda yer alan Memluk stilindeki tarihsiz kitabe şeridinin h. 715 (m. 1315) yılında Malatya üzerine ordu gönderen el-Nasır’a ait olduğunu söylemektedir.

1951 yılında kale içerisinde yapılan kazılarda, İslâmi döneme ait 90 küsur parça nadide madeni kap (havan, sini, kazan) bulunmuştur. O tarihlerde Urfa’da müze olmadığı için bu eserler Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne gönderilmiştir. Son yıllarda Harran Kazıları Başkanı Dr. Nurettin Yardımcı’nın girişimleriyle bu eserlerin bir kısmı Urfa Müzesi’ne geri getirilmiştir. Tavanları çökmüş, içerisi toprakla dolmuş çok sayıdaki oda ve koridor, yapılacak kazılarla temizlendiği takdirde, daha birçok eser ve belgenin gün ışığına çıkarılacağı muhakkaktır.

Paylaşın

Şanlıurfa: Harran Höyüğü

Harran Höyüğü; Şanlıurfa’nın Harran İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Şehrin ortasında yer alan 22 m. yüksekliğindeki höyük oldukça geniş bir alana yayılmıştır. M.Ö. III. binden M.S. XIII. yüzyıla kadar kesintisiz olarak iskan edilen Harran Höyüğü, içerisinde çeşitli devirlere ait mimari kalıntıları ve bölgenin tarihini gün ışığına çıkartacak belgeleri barındırmaktadır.

Höyükte ilk araştırmalara 1951 yılında D.S.Rice tarafından başlanılmış ve bu araştırmalar aralıklarla 1956 yılına kadar devam etmiştir. O tarihten bu yana arkeologların gözünden ırak olan Harran höyüğünde 1983 yılında Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında araştırma ve kazılara yeniden başlanılmış ve M.Ö. III. binden XIII. yüzyıla kadar devreleri içerisine alan çeşitli buluntulara rastlanılmıştır.

Üst tabakada geniş bir alana yayılmış olarak ortaya çıkartılan XIII. yüzyıl İslâmi devir şehir kalıntısı; su kuyularının bulunduğu avluları olan kare ve dikdörtgen planlı bitişik nizamlı evler, bu evlerin oluşturduğu dar sokaklar ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanlar, o dönemin İslam şehirleri ve konut mimarisi hakkında önemli ipuçları vermektedir.

Kazılardan elde edilen çok sayıdaki İslâmi devir sikke, sırlı ve sırsız seramik kaplar, taş aletler, çeşitli süs eşyaları, madeni eserler, idol ve hayvan figürinleri Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir.

Paylaşın