Aksaray: Eğri Minare

Eğri Minare; Akaray’ın Merkez İlçesi, Sofular Mahallesi, Nevşehir Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Eğri Minare, İtalya’da bulunan Dünyaca ünlü Pisa Kulesi’ne benzerliği ile dikkat çekmektedir. Eğri Minare, Selçuklu Dönemi’nden günümüze ulaşan önemli tarihi eserlerinden birisidir.

Minareye eğriliğinden dolayı halk tarafından Eğri Minare ismi verilirken, tuğlalarının kırmızı olmasından dolayı Kızıl Minare olarak da bilinmektedir.

Eğri Minare üzerinde üç farklı eğiklik tespit edilmiştir. Zeminden itibaren 2° 28′ 14.16” eğik olan Eğri Minarenin üzerine oturduğu tablanın üstünden 3° 11′ 18.08” eğik olduğu tespit edilirken, üzerine oturduğu tabla ise 44′ 48.59” eğiktir.

Eğri Minarenin eğik mi yapıldığı yoksa sonradan mı eğildiği hep merak edilmiştir. Araştırmalara göre Eğri Minare, ustası tarafından eğik yapıldığı genel görüş olarak kabul edilmiştir.  Yaklaşık 800 yıldan beri ayakta kalan Eğri Minare, Selçuklu mimarisinin eşsiz örneklerinden biridir.

Paylaşın

Aksaray: Aziz Gregorius Kilisesi

Aziz Gregorius Kilisesi; Akaray’ın Güzelyurt İlçesi, Yeni Mahallesi, Cevizli Soka üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Kapadokya’daki en erken Hıristiyanlık Dönemi eserlerinden birisi olup, Ortodoks dünyası için büyük önem taşımaktadır.  Kilise İmparator Theodosius tarafından, Nenezili din bilgini Aziz Gregorius Theologos adına 385 yılında kapalı haç planında inşa edildi.

Daha sonra çeşitli değişikliklere uğrayan kilisenin çan kulesi minare haline getirilerek camiye çevrildi. Kilise Cami’nin apsisinde bulunan ahşaptan yapılmış ve üzeri kök boyayla boyanmış ikonastasis, kilisenin camiye çevrilmesiyle yerinden taşınarak mihrap olarak düzenlendi.

Ahşap oymacılığının en güzel örneklerinden biri olan bu eserin yanı sıra Rus Çarı II. Nikola tarafından gönderilen ahşap anbon, ikonastasisi tamamlar niteliktedir. Bahçenin kuzeyinde ibadethanenin misafirhanesi bulunmaktadır. Kilise Cami’nin yanında otuz beş basamak merdivenle inilen yer altı suyu, ayazma, bulunmaktadır.

Paylaşın

Aksaray: Zinciriye Medresesi

Zinciriye Medresesi; Akaray’ın Merkez İlçesi, Zinciriye Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Zinciriye Medresesi, Karamanoğullarından Yahşi Bey tarafından 1336 yılında yaptırılmıştır. Yerel (tüf) kesme taş ve tuğla kullanılarak yapılan medrese dört eyvanlı ve açık avlulu medrese planı düzenindedir.

Portali Selçuklu geleneğini devam ettiren plastik Selçuklu motifleriyle işlenmiş, eyvanlar bitkisel ve geometrik biçimlerle tezyin edilmiştir. Medresenin diğer bir özelliği de dış duvarları üzerinde yer alan dendanelerden dolayı bir kale görünümü sergilemesidir.

Zinciriye Medresesi plan itibarıyla, dört eyvanlı, revaklı, üzeri tonoz ve kubbe ile örtülü 8 bölmeli, üstü açık avluludur. Giriş doğudaki Taç kapıdan sağlanmakta olup bu kapı istalaktit ve mihrapçıklarla süslü, basık kemerlidir. Eyvanlar tonoz örtülü olup bitkisel ve geometrik motiflerle bezemelidir. Üstü açık avlunun etrafında revaklardan sonra tonoz örtülü, değişik büyüklükte 6 oda, batıdaki ana eyvanın kuzey ve güneyinde ise üzeri kubbe ile kapatılmış iki büyük oda mevcuttur.

Zinciriye Medresesi, tarihte iz bırakan önemli eğitim kurumlarından birisidir. Bu medresede yetişen pek çok ilim-irfan erbabı şahsiyetler, Anadolu’ya ışık saçmış ve Türk-İslam tarihine yön veren gelişmelere vesile olmuşlardır. Bunlardan en önemlisi olan ve Muhammed Fahr-üd-din Razi’nin soyundan geldiği muhtemel olan; hadis, tefsir, fıkıh, ahlak, edebiyat ve tıp dallarında bir çok eseri bulunan Cemaleddin Aksaray-i’ bu medresenin ilk Müderrislerindendir.

Medrese, Osmanlı Devleti’nin son zamanında hapishane olarak kullanılırken, 1985 yılında ise Aksaray Müzesi olarak işlev görmeye başladı. Müzenin taşınmasının ardından restore edilen medrese günümüzde Aksaray Belediyesi tarafından sosyal ve kültürel etkinliklerde değerlendirilmektedir.

Paylaşın

Aksaray: Narlıgöl

Narlıgöl; Akaray’ın Gülağaç İlçesi, Sofular Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Sofular Köyü’ne günün belirli saatlerinde toplu taşıma araçları ile ulaşmak mümkündür.

Kalsiyum, sodyum ve bikarbonat açısından çok zengin olduğu için çeşitli hastalıklara iyi geldiği belirtilen Narlıgöl (Acıgöl) termal suyu, yerli ve yabancı turistler tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Dört mevsim farklı doğal güzellikleri ile ziyaretçilerini büyüleyen krater gölü Narlıgöl, 65 derece sıcaklıktaki suyu sayesinde termal turizm potansiyeliyle de dikkat çekiyor.

Özellikle sedef başta olmak üzere romatizmal ve cilt hastalıklarının tedavisine uygun olan şifalı suyun kan dolaşımı, kalp, damar, tansiyon ve nörolojik hastalıklara da iyi geldiği düşünülüyor. Ayrıca uygun dozda kullanılması helyoterapi imkânı da sunuyor. Son yıllarda Narlıgöl, su seviyesinin azalmasına bağlı olarak kalp şeklini alırken, eşsiz ve romantik görüntüsüyle ziyaretçilerini kendisine hayran bırakmaktadır.

 

Paylaşın

Aksaray: Aşıklı Höyük

Aşıklı Höyük; Akaray’ın Gülağaç İlçesi, Kızılkaya Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Aşıklı Höyük avcı, toplayıcı ve göçerlerin yerleşik hayata geçtiği Orta Anadolu’da bilinen ilk köydür. Aşıklı halkı, esas olarak avcı ve toplayıcı bir topluluk olmanın yanı sıra ilk tarım topluluklarındandır.

Mimarlık tarihi açısından Anadolu’nun geleneksel bitişik düzendeki dörtgen planlı kerpiç mimarisinin en eski örneği Aşıklı Höyük’te izlenir. Tıp tarihi açısından bir ilk de burada gerçekleşmiş ve genç bir kadına dünyadaki ilk beyin ameliyatı yapılmıştır. Ameliyat izlerinin bulunduğu kafatası ve Aşıklı Höyük’ten çıkarılan diğer buluntular Aksaray Müzesi’nde sergilenmektedir.

Araştırmalar, Aşıklı halkının yerleşik hayata geçtikten sonra tarımla uğraşmaya başladığını göstermektedir. Daha önce yabani halde toplanan tahıllar ve bitkiler, Aşıklı sakinleri tarafından ilk kez tarıma alınmıştır. Arpa, buğday, mercimekgillerin hem yabani hem tarıma alınmış türleri karbonlaşmış tabakalar halinde kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır.

Kazılarda bulunan hayvan kalıntıları, yoğun ve bilinçli avcılık yapan yerleşiklerin en sık avladıkları hayvanların koyun, keçi, yaban sığırı, domuz, kızıl geyik, alageyik ve karaca olduğunu göstermektedir. Bölgenin jeolojik oluşumundan kaynaklanan ve volkanik cam adıyla bilinen obsidyen, Aşıklı halkının avcılık, kasaplık, post ve deri işçiliği gibi her türlü günlük faaliyetlerini yürütmelerini sağlayan aletlerin ve silahların hammaddesi olmuştur.

Paylaşın

Aksaray: Acemhöyük

Acemhöyük; Aksaray’ın Merkez İlçesi, Yeşilova Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Acemhöyük Anadolu’nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkezi olarak bilinmektedir. Akad ve Hitit  yazıtlarında adı geçen ünlü Asur kenti Puruşhattum… Bugünkü ismiyle Acemhöyük. Anadolu’nun en büyük höyüklerinden olan Acemhöyük, 700x600x20 metreküp hacimdeki höyük ve onu çevreleyen Aşağı Şehir’den oluşuyor.

Yeşilova Beldesi’ndeki Acemhöyük, Aksaray’ın kazı çalışması yapılan ilk ören yeridir. 1962 yılında Prof. Dr. Nimet Özgüç başkanlığında başlayan kazı çalışmaları 1989 yılından itibaren Prof. Dr. Aliye Öztan tarafından sürdürülmektedir. Kazılar 46 yıldır devam etmektedir. Prof. Dr. Nimet Özgüç yaptığı kazılarda, höyükte Eski Tunç ve Asur Ticaret Kolonileri Çağları’na ait en az 12 katın varlığını, Aşağı Şehrin ise sadece Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda iskan edildiğini saptadı.

Kent, Eski Tunç II (M.Ö. 2500) döneminden itibaren giderek gelişirken, en parlak dönemini Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda yaşadı. Bugün için nedeni bilinmeyen şiddetli bir yangın M.Ö. 18. yüzyılda, kentin tamamını sardı ve bu parlak döneme son verdi. Kent, bu felaketten kurtulanlar tarafından iki kez daha inşa edilirken, M.Ö. 17’nci yüzyılda tamamen terk edildi. Uzun bir aradan sonra, höyüğün batı ve güney yükseltilerinde yoğunlaşan son yerleşmeler, M.Ö. 6’ncı yüzyıldan başlayarak Roma Devri başlarına kadar sürdü.

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi sonrasında, İran Azerbaycanı’ndan bölgeye getirilen gruplardan üç oba höyüğün eteklerine yerleşirken, Acemhöyük adı da bu son yerleşenlerden ismini almıştır. Kazılarda Asur ticaret kolonilerine ilişkin önemli yapılar saptandı. Anadolu’nun en büyük höyüklerinden Acemhöyük’te, Sarıkaya Sarayı, Hatipler Sarayı, evler, damga ve silindir mühürler, çeşitli bezeme ve biçimlerde çanak çömlek, kumaş izleri ve boncuklar, altın süs eşyası, fildişi yapıtlar ve oyun tahtası gibi buluntular ortaya çıkarıldı.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda yerli krallar tarafından yönetilen ve ticaretin de başkenti olan Kaniş-Neša’da ele geçen çivi yazılı belgelerde sözü edilen çok sayıdaki kentten sadece üçü ”Büyük Kral” tarafından yönetilir. Acemhöyük’ün de bunlardan biri olduğu şüphesizdir. Büyük Kral, höyüğün güney kısmında yer alan Sarıkaya Sarayı’nda oturuyordu. 3 bin 600 metrekarelik bir alana oturan, iki katlı, günümüze kalmış alt katında 50 odası bulunan bu saray; çağının Anadolu’daki en iyi korunmuş ve en zengin buluntulara sahip yapısıdır.

Sarıkaya Sarayı’na çok benzeyen ikinci anıtsal yapı ise Hatipler Sarayı’dır. Acemhöyük’ün Asur Ticaret Kolonileri Çağı’ndaki ilişkileri ve zenginliği şüphesiz saraylarındaki buluntularla anlaşılmaktadır. Büyük kısmı Sarıkaya Sarayı’nın üç odasında depolanmış bullalar (mühürlü kil topaklar) Acemhöyük’ün politik ve ticari ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri tanıtır. Baskıların çoğu Anadolu/Yerli stildeki damga mühürlere, diğerleri Eski Asur, Eski Babil ve Eski Suriye stillerine aittir.

Mezopotamya’da kurulan ilk merkezi devlet olan Akad Devleti ile Acemhöyük arasında bir bağ vardır. Akadlar zamanına ait bir yazılı belgede Akad Kralı’nın, ticaret yapan bazı tüccarların Puruşhattum kentinden bahsetmesi üzerine bu kente sefer yaptığı yazılıdır. Filologlar, bu kentin Acemhöyük olduğu konusunda hemfikirlerdir. Acemhöyük’ün önemli maden yatakları ve ticaret yollarının üzerinde bulunması nedeniyle Anadolu’nun önemli bir maden üretim merkezi haline gelmiştir.

Kent, 4 bin yıl öncesinde Anadolu’nun en gözde maden üretim merkezidir. Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler gerektiğinde para yerine kullanılmak ve bazı alaşımlarla madeni eserlerin üretilmesi için depolanmıştı. Altın, gümüş, tunç, bakır, kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürinleri kentte ele geçen madeni eserlerin çeşitliliğini gösterir. Aksaray’da bu kazı alanları dışında çok sayıda höyük ve yerleşim alanı bulunmaktadır.

Paylaşın

Aksaray: Ziga Kaplıcaları

Ziga Kaplıcaları; Akaray’ın Güzelyurt İlçesi, Yaprakhisar Köyü, Ziga Mevkii’nde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Ihlara Vadisi sınırında yer alan Yaprakhisar Köyü’ndeki Ziga Kaplıcaları, özel çevre koruma bölgesi ilan edilmiş ve bölge, doğa harikası vadiyle birlikte bir termal turizm bölgesi haline gelmiştir. Ihlara Vadisi’ne panoramik bakış açısına sahip Ziga Kaplıcaları’nda termal suyun sıcaklığı 47 derecedir.

Mineral açısından oldukça zengin olan Ziga Kaplıcaları; banyo uygulamaları şeklinde romatizmal hastalıkların kronik dönemlerinde yardımcı, tamamlayıcı tedavisinde, helioterapi/UV ile birlikte kullanılarak kaşıntılı ve döküntülü hastalıkların tedavisinde yardımcı, tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak, ortopedik ve nörolojik rahatsızlıkların rehabilitasyonunda kullanılabilir. Ayrıca metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına da iyi gelmektedir.

Ziga travertenleri ve Ziga sıcak suları birçok mineralin birleşiminden oluşurken, içerisinde bol miktarda kalsiyum, sodyum klorür ve hidrokarbonat iyonu bulunması sebebi ile tortu bırakmaktadır. Suyun içinde bulunan katyon ve anyonların traverten oluşumuna uygun olması dolayısıyla bölge traverten alanı olarak planlanmış ve travertenlerle ilgili bir proje yapılmıştır. Ziga bölgesinde sarı renkte geniş bir traverten alanı oluşturularak kalsiyum, sodyum ve kükürtlü su tortuları muhteşem bir görüntü oluşturarak Ziga Termal Havzası’na ayrı bir görsellik katmıştır.

Paylaşın

Aksaray: Ulu Camii

Ulu (Karamanoğlu Mehmed Bey) Camii; Akaray’ın Merkez İlçesi, Hacı Hasan Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden olan Ulu Camii, Kılıçarslan’ın oğlu Rükneddin Mesud tarafından yaptırılmıştır. Karamanoğulları Dönemi’nde genişletme ve onarım çalışmaları yapılan caminin kitabesinde ”Bunun yapılmasını ve yenilenmesini merhum ve mağfur Ala-ed-din Bey’in oğlu yüce Sultan Mehmed, 811 yılında emretti” yazar ve yine aynı kitabede caminin mimarı olan Mimar Firuz’un adı yazılmıştır. Osmanlı kayıtlarında ise caminin ismi ”Karamanoğlu Mehmed Bey Camii” olarak geçmektedir.

Ulu Camii, kareye yakın bir planda, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Anadolu Selçuklu beyliklerinin tipik süslemeleri ile bezenmiş olan batı cephesindeki taç kapıdan giriş yapılır. Kıble yönünde dört, kıbleye dik olarak üç, toplam on iki ayak bulunmaktadır. Bu ayaklar birbirine kemerlerle bağlıdır. Taç kapının solundan bir merdivenle üzeri çapraz tonoz örtülü olan kadınlar mahfiline çıkılmaktadır. Camiinin içinde Selçuklu devri ahşap işçiliğinin şaheser örneği bir minberi vardır.

Döneminin en ünlü ağaç oyma, sedef kakma ve kalem işleri ustalarından Nüştekin’ül Cemali tarafından yapılmıştır. Abanoz ağacından yapılan bu minberde usta; yazının, sedef kakmacılığın, ince ağaç işçiliğinin ve süslemenin her çeşit inceliğini bir arada kullanmıştır. Minberin üzerinde Kuran-ı Kerim’den Ayetler ile Selçuklu Sultanlarına ithafen methiyeler yazılı olup, çeşitli motiflerle de eser süslenerek zenginleştirilmiştir. Ayrıca Ulu Camide bulunan ve Selçuklu ile Osmanlı dönemine ait bir çok halı ve kilim seccade Aksaray Müzesi’nde koruma altına alınmış, bunlardan bir kısmı da müzede sergilenerek ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur.

Paylaşın

Aksaray: Selime Katedrali ve Peribacaları

Selime Katedrali ve Peribacaları; Akaray’ın Güzelyurt İlçesi, Selime Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım mümkündür.

Selime Kasabası, Ihlara Vadisi’nin bitiş noktasındadır. Vadiden çıktığınızda peribacaları ve Selime Katedrali sizi karşılar. Katedral; kiliseler, kervan yolu ve peribacaları Kapadokya’ya gelen turistlerin gözdesidir.

Selime Katedrali iki katlı olarak inşa edilmiş, Kapadokya’nın en büyük katedralidir. Katedral VIII. yüzyıl ile XI. yüzyıl olarak tarihlenmektedir. Katedralde İsa’nın göğe çıkışı, Meryem gibi tasvirler vardır.

Selime katedrali ve manastırına çıkışta yüksek bir koridor karşımıza çıkar ki bu develerin çıkarıldığı kervan yolunun bir kısmıdır. Selime’de kurulan pazar nedeniyle, kervanlar Selime’ye gelmekte ve kervanların güvenliği için develer katedralin orta kesimine kadar çıkartılırdı. Bu kısmın üstüne de dinlenmek ve ibadet etmek isteyenler için Selime Katedrali ve Manastırı inşa edilmiştir.

Katedral içindeki mutfak dikkat çekmektedir. Piramit şeklinde yapılan mutfakta etrafı aydınlatmak için kandil yerleri yapılmıştır.

Selime Kale Manastırı’nın en önemli özelliklerinden biri de bölgedeki din adamlarının yetiştirildiği mekân olmasıdır. Ayrıca ilk yüksek sesli ayin de Selime Katedralinde yapılmıştır. Kayaların oyulmasıyla yapılan ve çoğu kilise olarak inşa edilmiş yapılar Bizans sanatının izlerini taşır. Ayrıca katedralin üst kısmının kale olarak inşa edilmesi dikkat çekmektedir.

Selime Katedralinin hemen karşısında bulunan Selime Sultan Türbesi, Selime bölgesine gelen ziyaretçilerin bir diğer uğrak yeridir. Selime üzerinden Aksaray istikametine gidenlerin Gülağaç kavşağından dönerek Kapadokya’nın ilk köy yerleşimi olan 10 bin 500 yıllık yerleşim alanı olan Aşıklı Höyük’ü ve 7 kilometre ilerdeki tarihi Demirci evlerini görmenizi tavsiye ederiz. Bu sayede Demirci üzerinden Saratlı Yeraltı Şehirlerine kısa sürede ulaşmakta mümkün olacaktır.

Yine Güzelyurt Selime hattından Aksaray istikametine gidenlerin veya Aksaray istikametinden gelenlerin mutlaka uğraması gerektiğini düşündüğümüz bir diğer noktada Çeltek ve Akhisar köyleri arasında yer alan Çanlı Kilise ve Manastırlar Tepesi’dir. Doğantarla Kasabası içerisinden Çeltek yoluna dönerek 13 kilometre ilerlediğinizde Çanlı Kilise’de olacaksınız.

 

Paylaşın

Zonguldak: Cumayanı Mağarası

Cumayanı Mağarası; Zonguldak’ın Kilimli İlçesi, Cumayanı Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Mahalle ile mağara arası yaklaşık 1 kilometredir.

Mağara ilk kez Chris Baue, Harvey Lomas, Arda Çalı ve Dündan Çetin isimli speologlar tarafından 1976 yılında incelenmiştir. Daha sonra Türk ve Fransız mağaracılar 1977 yılında, İngiltere’nin Nottingham Politeknik Üniversiteleri tarafından 1978 yılında incelenmiştir.

Bu mağara II. Zamanın Kretase kalkerleri içerisinde bulunmuştur. Zonguldak yöresinin olduğu kadar Türkiye’nin de en önemli mağaralarından birisidir. Mağara 10 km. den fazla bir uzunluğa sahiptir. Mağaranın üç ayrı girişi vardır. Bunlardan biri yöredeki pompa istasyonunun arkasındaki girişten başlayarak çöküntü alanına ve travertene kadar 300 m.lik bir giriştir. İkinci giriş, gölün bitiminde olup, burada üçüncü girişle birleşir. Buradan kumlu bir mekâna ulaşılır ve suyun geldiği yönde de büyük bir salon vardır. Bu galeride aynı zamanda büyük taş bloklardan oluşmuş bir de salon bulunmaktadır.

Bu mağara Kızılelma Mevkiinde bulunan bir düden, Ayıcı, Aydın dereleri ve Büyükav Deresi’nin sularını yutmaktadır. Düdenin üzerindeki mağara içerisinden yeraltı deresine de inilmektedir. Yeraltı deresi güney-kuzey yönünde 4 km. uzaklıktaki Cumayanı Mahallesi’ndeki mağaradan yeryüzüne çıkmaktadır.

Paylaşın