Mustafa Küçük Kimdir? Hayatı, Albümleri

1951 yılında Sivas’ın Akıncılar ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Küçük, Karadeniz müziği ve Türk halk müziği sanatçısıdır. Mustafa Küçük’ün 30’un üzerinde albümü bulunmaktadır.

1986 yılında “Kanlı Su” adlı sinema filminde oyuncu olarak yer alan Mustafa Küçük, 2015 yılında iki tv dizisinin ses ekibine katkıda bulundu.

Mustafa Küçük’ün albümleri: Çoban Kayası, Gidelim Bizim Yaylaya, Vazgeçemem, Göç Var, Mustafa Küçük – Gözler Albümü, Gözler, Dünden Bugüne, Yandım Oğul, Yavrum, Oyun Havaları, Nostalji 1, Sen Hancı Ben Yolcu / Cıngıllım, Ağla Fırat, Ceylanı Vurdular Erzincan Depremi, Kuşlar Söylesin, Başı Pare Pare, Ali Dayı, Acı Su, İnkar Etme, Helkeler Kolunda, Albümleri, Neredesin, Ahu Gözlüm, Sarhoş.

Mustafa Küçük’ün popüler türküleri: Demeyin, Yavrum, Yaş Leyla Leyla, Sorma Doktor, Vazgeçemem, Cıngıllım, Açma Bugün Perdeleri, Suşehri Yolları, Ben Köyümün Delisiyim, Erken Ayrıldık.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Vergi Paketi” Tepkisi: Kazık Paketi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Yeni paket hazırlıyorlar… Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil. Buna emin olabilirsiniz. Bir kazık paketi hazırlıyorlar” dedi ve ekledi:

“Bu kazık paketinde her şeyden vergi alacaklar. Şimdi gözlerini neye diktiler biliyor musunuz? Restoranlarda çalışanların aldıkları bahşişe. Nasıl vergilendirecekler onu da bilmiyorum. Moto kuryelerden vergi alınmıyormuş. Ne kadar yaratıcılar? Saray medyası moto kuryelerden nasıl vergi alınacağını tartışıyor. Vergi de vergi! Nasıl alacaklarını çok iyi tartışıyorlar. Vallahi helal olsun! İnşallah halkımız bunları görüyor ve gereğini de yapacak. Ben de onlara bir şey hatırlatayım, yazıktır. Türkiye ekonomisi bence biraz daha vergi toplasın da rayına girsin. Bugüne kadar sadece oksijenden vergi almadılar, şimdi akıllarına düşürdük yarın öbür gün aldığımız nefesten de vergi alırlarsa hiç şaşırmayın? Kusura bakmayın, özür diliyorum, bunun sebebi de biz olacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Konuşmasına Mardin – Diyarbakır sınırında çıkan ve 15 kişinin hayatını kaybettiği yangından bahsederek başlayan Bakırhan, şunları söyledi:

“Birkaç gün önce çok büyük bir felaket yaşadık. Diyarbakır’ın Çınar ilçesi ile Mardin’in Mazıdağı ilçesinde yangın felaketi yaşadık. Yangında 15 canımızı yitirdik. Yine yangında hayvanlar, canlılar yaşamını yitirdi, ürünler yok oldu. Yangında yaşamlarını yitiren canlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Ailelerinin başı sağ olsun. Halkımızın başı sağ olsun. Biz de yangından hemen sonra eş genel başkanımız, milletvekillerimiz ve belediye eş başkanlarımızla bölgede bulunduk. Bir DEDAŞ belası var, aslında bu defalarca dile getirildi.

DEDAŞ bölgede DEHAQ olarak anılıyor. Kimse ona DEDAŞ demiyor, Dehaq diyor. Bölge halkının aşına, işine, ekmeğine el koyuyor. Bu felaketin baş sorumlusu DEDAŞ’tır. Elektrik faturasını ödeyemeyen çiftçiye ve köylüye anında icra gönderen, malına tarlada el koyan DEDAŞ, elli yıllık odun direklerle hizmete üretiyor. 50 yıldır özellikle Kürt illerinde alt yapı için tek bir yatırım yapmamış, tek bir harcama yapmamış. DEDAŞ da bölgeyi sömürge olarak gördüğü için sürekli artı değerini alarak daha fazla karına kar katmaya çalışmış.

DEDAŞ hizmet üretmiyor. Bölge halkının başına bela olmuş, Kürt halkının başına bela olmuş bir şirkettir. DEDAŞ ile bölgeye atanan kayyımların zihniyeti aynıdır. Bölgeyi ekonomik ve siyasi olarak sömürge olarak gördükleri için aynı anlayışla yaklaşıyorlar: Rantını elde et ama hizmet üretme! Rantını elde et ama orada felakete sebebiyet verecek altyapıyı düzeltme. Bu ikili hukuk maalesef sadece iktidar tarafından bölge halkına uygulanmıyor. Oradan ihale alan şirketler de iktidarın bölgeye yaklaşımına benzer bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Köylere gittiğimizde insanlar feryat figan ediyordu. Bölgede oksijen tüpüne bağlı yüzlerce insan var. Bu, raporlarla da tespit edilmiş. Bir anda oksijen tüpüne bağlı olduğu yerde elektrikler kesiliyor. Bazen saatlerce, günlerce elektrik gelmiyor. Bu zulüm değil de nedir? DEDAŞ zulmü dediğimiz zaman birileri DEDAŞ’a arka çıkıyor. Neden arka çıktıklarını da çok anlamadım. Onların uyguladıkları yöntemleri kendileri de uyguladıkları içindir.

Mardin, Amed ve Urfa il-ilçe örgütlerimiz, Genel Merkezimiz ve Meclis Grubumuz DEDAŞ zulmünün sona ermesi için çağrılarda bulundular, soru önergesi verdiler, araştırma önergeleri verdiler ama maalesef bu konuda bir ilerleme yok, tek bir düzenleme yok. DEDAŞ, başta Urfa ve Mardin’deki halkımız olmak üzere bölgedeki tüm insanların yaşamına kastediyor. Çiftçiye verilen hibelere bile el koyuyor. Hizmet etmiyor, insanlara eziyet ediyor. En son olarak da bu katliamda DEDAŞ’ın ihmalinden dolayı insanlarımızı yitirdik, mal kaybı yaşadık.

Bu büyük felaketin tek sorumlusu var, o da DEDAŞ’tır. Yangının hemen ikinci günü Amed Mühendisler Odasından bir heyet olay yerine incelemeye gitti. O incelemede, yangının iktidara yakın medya organlarının dediği gibi bir anız yangını olmadığını raporlarında tespit ettiler. Yine Diyarbakır Başsavcılığı, evet bu da şaşırtıcı, Diyarbakır Başsavcılığı yaptığı ön incelemede yangının elektrik tellerinden çıktığının, DEDAŞ’ın aslında buna sebebiyet verdiğinin raporlarını açık bir şekilde ortaya koydu. Umarım savcılık bu can ve mal kayıpları konusunda raporlarına uygun davranır ve DEDAŞ hakkında gerekli soruşturma ve araştırmaları tamamlayarak katliama sebebiyet verenlerin doğru bir şekilde yargılanmasını sağlar.

Mardin Tabip Odası yangından sonra bölgede incelemelerde bulundu. Mardin’de yanık tedavi ünitesi yok. Yani bir büyükşehirde, 21’inci yüzyılda yanık tedavi edilemiyor. Yangınların sık sık çıktığı bir il. Bölge her anlamda, ihtiyaçları konusunda büyük bir yaptırım altındadır. İşte bunun hesabını vermeyenler, bu yangına sebebiyet verenlerden hesap sormayanlar, yangının anız yakılmasından çıktığını söylüyorlar. Bugün bir siyasi partinin lideri de ısrarla anız yangını diyor. Yerine gitmeden, incelemeden, yangının ilk çıktığı noktayı görmeden anız olduğunu nereden biliyorlar?

DEDAŞ özel bir şirket. Ayıptır, milliyetçilik yapıyorsunuz ama bari şirketin hatalarını görün. Bunları dile getirin. Bilmiyorsanız da sessiz kalın. Anız yangını diyenlere şunu söylemek istiyorum. Tarlanın biri biçilmiş, diğerinde ekinler yerinde duruyor. Nasıl ekinler yerde dururken komşusu anızını yakacak? Böyle bir şeye şahit oldunuz mu? Bizim bildiğimiz bütün ürünler biçilir, ürün ortadan kaldırılır, daha sonra köylüler anızını yakar. Böyle bir durum yok. Mesele Kürt olunca DEDAŞ’ı korumak ve kollamak için anız yangını diyorlar.

Köylüleri suçlu göstermeye çalışıyorlar. Nasıl bugüne kadar işlemiş oldukları günah ve suçların faturasını mağdur olanlara kestilerse, şimdi bu katliamda da yine DEDAŞ’ı aklamaya çalışıyorlar. İlk andan itibaren Mardin Büyükşehir Belediyemiz, Amed Büyükşehir Belediyemiz, Van Büyükşehir Belediyemiz ve il-ilçe belediyelerimiz araçlarıyla gereçleriyle birlikte yangın yerindeydi. Kayyımların satmadığı, diğer kurumlara peşkeş çekmediği, araç parkında kalan araçların tamamını bölgeye yığdılar. Belediyelerimiz bu felaketin, bu yangının durması için ellerinden geleni yaptı.

Ağıtlar Kürtçe olunca birileri maalesef bu sesi duymuyor. Hatta zil takıp oynayanları gördük, insanlıktan nasibini almayanları gördük. Yanan Kürt’ün evi olunca, helikopterle müdahale etmemek için bu ülkeyi yönetenlerin gözlerini ve kulaklarını kapattıklarına bu yangında şahit olduk. 2022 yılında yine Türkiye’nin birçok yerinde yangınlar çıktığında hükümet bir müjde vermişti. 10 tane gece görüşlü helikopter aldıklarının müjdesini vermişlerdi.

Ama bu 10 tane gece görüşlü helikopter Kürt illerinde yok, bölgede yok. Bölgedeki orman yangınlarında yok, bölgedeki tarla yangınlarında yok. Onlar başka yerlerde hizmet veriyorlar. Yanan Kürt’ündür çünkü. Ama bölgede başka bir şey var; başınızı kaldırdığınızda, üç beş kişi bir araya geldiğinde İHA’lar, SİHA’lar, F16’lar, helikopterler var. Yani zulüm etmek için havada bütün araçları kullanıyorlar, yok etmek için envai çeşit araç gökyüzündedir ama yangın çıktığında yangını söndürecek helikopter yok.

“Yangının olduğu yerler afet bölgesi ilan edilmelidir”

Alın size düşmanlık, alın size ikili hukuk. Böyle deyince de kardeşiz, ümmetiz, düşmanlık yapmıyoruz diyorlar. Kayyım atamak için 7-24 tetikte bekliyorlar. Cumhurbaşkanının resminin olduğu kimi salonlarda arkadaşlarımız esas duruşa geçtiler mi, selama durdular mı diye bakanlar, bir soruşturma açalım belki kayyım atarız diye tetikte bekleyenler; yangında 15 canımızı yitirirken orada değillerdi, oradaki felaketin karşısında müdahale etmediler, sessiz kaldılar, tek bir adım atmadılar.

Sizin huzurlarınızda Meclis çatısı altında bir kez daha yinelemek istiyoruz: Bir an önce yangının olduğu yerler afet bölgesi olarak ilan edilmelidir. Bu bir rica değildir, bu bir talep değildir; bu, ülkenin halkı için yapacağı bir zorunluluktur, bir sorumluluktur. Bir an önce Meclis’te hükümet dahil olmak üzere tüm siyasi partiler afet bölgesi ilan etmelidir. Yangından zarar gören yurttaşlarımızın mağduriyetleri acilen giderilmelidir.

Böylesine bir felaket yaşanırken, partili cumhurbaşkanı bu felakete ilişkin tek bir laf söylemedi. Bu ülkenin 15 yurttaşı canını yitirdi, onlarcası hastanelerde yoğun bakımda, dünya kadar insanların malı ve ürünü yanmış, yok olmuş, ortada ciddi bir felaket var. Oradan çıkan dumanlar neredeyse Urfa’dan, Antep’ten görülüyor ama bu ülkeyi yöneten cumhurbaşkanı bu meselede sessiz kalmıştır, izlemiştir. Birçok siyasi partinin de liderleri ve merkezleri sessiz kalmışlardır. Evet, bilerek ve isteyerek. Yanan Kürt olduğu için, yanan bölgedeki tahıl olduğu için. Arpanın milliyeti yok, buğdayın milliyeti yok, ay çiçeğinin milliyeti yok.

Hepsi aynı fabrikada işleniyor. Mardin’deki buğdayı Trabzonlu da Samsunlu da tüketiyor. İnsana düşmanlık yapıyorsunuz ama bari ürüne düşmanlık yapmayın. Biraz vicdan. Kimse bize bu saatten sonra gittik, yerinde inceledik kardeşlik edebiyatı yapmasın. Zaten nasıl kardeş olduğumuzu yaşadıklarımızdan hepimiz çok iyi biliyoruz. En son kardeşlik Mardin ve Amed’deki çıkan yangınlarda ortadan kalkmıştır. İkili hukuku devam ettiğini yine bir kez daha gördük. Sessiz kalmak aynı zamanda bu felaketi onaylamaktır. Hiç şüphe yok ki bu halk bu felaketi onaylayan sessizliği asla unutmayacaktır, bir yere not edecektir. Bunun ne anlama geldiğini Amed halkı da Mardin halkı da bizler de çok iyi biliyoruz. Bunu asla unutmayacağız, onaylamayacağız.

Yangından sonra sosyal medyadan kimi paylaşımlar yapıldı. Yapılan bu paylaşımları hep beraber gördük. Alçaklar sürüsü, evet alçaklar sürüsü, böyle bir felakette bile oh diyebiliyor. Ülkeyi ne hale getirdiler görüyorsunuz. Ülkenin bir bölgesinde bir halkın yaşadığı acılara oh çeken bir toplumla karşı karşıyayız. Bu ülkeyi yönetenler bunu görmüyor mu, utanmıyor mu? Kürt’ün, muhalifin attığı tweete anında müdahale edenler, sabah 4:30’da kapısına polis gönderenler, anında gözaltına aldıranlar “oh iyi oldu, daha fazla olsun” diyen bu alçak sürüsüne tek bir soruşturma dahi açmadılar.

Bunu da unutmadık, bunları da not edeceğiz. Bunlar acımıza, gözyaşımıza, ölümlerimize güldükçe iflah olmayacaklardır. Bizler bu ayrımcılığa, bu düşmanlığa, bu ırkçılığa karşı belediyelerimizle, Türkiye’deki halklarla ve ezilenlerle birlikte ortak mücadeleyi yükselteceğiz. Devlet orada yok, biz varız o yaraları sarmak için. Türkiye halklarıyla dayanışarak en kısa sürede yaşanan acılara merhem olacağız. Halkımız emin olsun ki biz yaralarını sarma konusunda 7/24 aktif bir çalışma içerisinde olacağız. Zaten birçok yerden oraya katkı sunmak isteyen insanlarımız harekete geçtiler bile.

Evet yangın felaketi böyleyken, ekonomideki durum da zaten ortada. Her biriniz yaşadığınız için çok detaylarına girmek istemiyorum. Bize uygulanana bu zulümden dolayı Türkiye bir sefalet, yoksulluk, aşsızlık, işsizlik içerisindedir. Bize uygulanan bu zulmü ortadan kaldırmadıkça da bu sefalet, bu açlık, bu yoksulluk devam edecektir. Yaşadığımız bu sefaletin tek bir sorumlusu vardır: AKP-MHP iktidarı. 22 yıldır bıkmadan, usanmadan, utanmadan her gün ekonomi düzelecek diyorlar. 22 yıldır düzeltemediğiniz ve artık düzeltemeyeceğiniz bu ekonomi konusunda bari açık olun, özeleştiride bulunun. Hiç olmazsa sonrasında söyleyeceğiniz sözün, atacağınız adımın insanlarda biraz karşılığı olsun.

Bizimle alay ediyorlar. Son bir yılda enflasyon yüzde 39’dan yüzde 75’e çıktı. İki katı. Faiz haram diyorlardı, Nas Suresini işaret ediyorlardı. Faizi yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkardılar. Benzin bir yıl önce 21 liraydı, 41 liraya yani iki katına çıkardılar. Peki, AKP’nin 22 yıllık iktidarı döneminde kaç milyon icralık dosya var biliyor musunuz? 13 milyon. Bu bir dünya rekoru. Hiçbir söze gerek yok. Bir ülkede 13 milyon icralık dosya varsa, o ülkenin nasıl yönetildiğini herkes çok rahatlıkla anlar. 13 milyonluk icralık dosya ne demek? Demek ki insanlar alıyor, ödeyemiyor. Demek ki insanlar borçlanıyor, ödeyemiyor. Demek ki insanlar almış olduğunu ödeyecek bir gelire sahip değil. 13 milyonluk icra dosyası olan bu ülkede hala bakanlar çıkıp ekonomiyi düzelteceğiz diyorlar. 13 milyon icra dosyası bu ülkenin ekonomisinin ne halde olduğunun en iyi göstergesidir.

Kasayı doldurmak için trafikte radarları öyle yerlere bırakıyorlar ki şaşırırsınız. Üzerine örtü örtüyorlar, ağaç dallarıyla kapatıyorlar ki o geçinemeyen yoksula, bayramda anne babasının elini öpmek isteyen insanlara ceza kessinler. Biz bunlara boşuna “pusu iktidarı” demiyoruz. Vatandaşına pusu kuran dünyada başka bir devlet var mı? Trafikte bile pusu kuruyorlar. Bakın 2024 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları ile 2023 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları arasında 5 misli fark var. Bir yılda kurdukları pusularla 5 kat daha fazla trafik cezası kestiler.

Halkına pusu kuran, halkını bununla borçlandıran bir iktidarla karşı karşıyayız. Meral Vekilimiz Karayazı’da bir kaza geçirmişti. Yılmaz Hun bir yeğenini yitirdi. Meral Hanımın kaza geçirdiği aynı noktada genç arkadaşımız kaza geçirip yaşamını yitirdi. Pusu kuruyor ama sürekli aynı yerde yapılan kazalarda yolları onarmıyor, kaza olmasın diye bir çaba içerisine girmiyor. İşte böyle bir iktidarla karşı karşıyayız. Ekonomi düzeliyor diyorlar. Soruyoruz; kimin ekonomisi düzeldi?

Biz Hakkari’deydik. Hakkari halkının iradesi gasp edildiği için arkadaşlarımızla Hakkari’de bulunuyorduk. Hakkari’de sadece bir ayda yüz esnaf kepenk kapattı. Ankara değil Hakkari. Küçük bir ilimiz. 100 tane esnaf orada çok önemlidir. Ekonomi iyidir diyorlar ama Edirne’deki esnaf feryat figan ediyor. Türkiye’deki esnaf siftah yapamıyor, asgari ücretli geçinemiyor, emekli geçinemiyor. İnsanlar intihar ediyor. Yoksulluk almış başını gidiyor. Ama onlar ekonomi iyidir diyor. Hangi ülkede yaşıyorlar, nerede yaşıyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar bilmiyorum.  Hilvan’da tarlada emekçileri ziyaret etmiştik. Tarlada çalışan emekçilerin yarısından çoğu 13-18 yaş arası çocuklardan oluşuyordu. Madem ekonomi iyidir, okula gitmesi gerekenler inşaata ve tarlaya neden gidip çalışıyor? Ekonomisi iyi olan çocuğunu okuldan alıp tarlaya ve inşaata neden göndersin?

Sadece geçen yıl iş cinayetlerinde 54 çocuk, 18 yaş altı insanımız yaşamını yitirdi. Alın size ekonominin fotoğrafı! AKP iktidarı döneminde artık insanlar beslenemiyor. Dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama çocuklar beslenemediği için boyları bile uzamıyor. Öğün sayısı birçok ailede ikiye düştü. Ana öğünde özellikle bölgede, metropollerde bulgur, makarna, patates bulanlar kendisini şanslı sayıyor. Ekonomi iyiymiş, ülke iyiye gidiyormuş! Utanmazlar! Bu iktidarın üzerinde yoksullaşan, bir yanı hep eksik ve yarım kalan insanlarımızın ahı ve bedduası var. İnşallah bu ah ve beddua bu tabloyu yaratanlardan çıksın.

Bir bardak suyun maliyeti 1 liradan fazla. 4 kişilik bir aile düşünün, 10 bardak su içtiklerini düşünün, sadece içme suyunun bir aileye maliyeti ayda 1200 lira. Hani eskiden “sudan ucuz” diyorduk ya, artık insanlar o deyimi kullanamıyor. Çünkü artık su bile ucuz değil. Ülkeyi bu hale getirdiler, sudan ucuz bile diyemeyeceğimiz bir noktaya getirdiler. Öyle bir enkaz yarattılar ki Türkiye’de yaşayan 25 milyon insan sosyal yardım almadan geçinemiyor.

Asgari ücrete yapılan son artıştan bugüne kadar her şeye zam geldi. 6 ayda ekmeğin ücreti yüzde 25 zamlandı. Patatesin fiyatı yüzde 30, pirincin yüzde 20 arttı. Aklınıza gelen her şey yüzde 30-40-50 artıyor ama emekçinin asgari ücretine artış yok. Yahu vicdansızlar bu toplum ne yesin, ne içsin, nasıl geçinsin? Bu insanlar çocuklarına ne yedirsin? Nasıl geçinsin? Lütfen Ekonomi Bakanı söylesin. 17 lirayla, 10 lirayla bir aile nasıl geçindirilir? Bari bir formül üretsinler biz de ona göre anlayalım, ona göre halkımız yemesine içmesine dikkat etsin.

Şimdi yeni paket hazırlıyorlar. AKP iktidarı döneminde o kadar çok yeni reform paketi var ki… Binlerce var. Ne reformun bir anlamı kaldı ne yeni dediklerinde insanlar heyecanlanıyor ne de paket dediklerinde insanlar heyecanlanıyor. Tam tersine korkuyor. Her yeni bize bir maliyet, bir külfet. Her yeni bize kelepçe, her yeni bize verilen cezaları artırıyor. Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil. Buna emin olabilirsiniz. Bir kazık paketi hazırlıyorlar. Bu kazık paketinde her şeyden vergi alacaklar. Şimdi gözlerini neye diktiler biliyor musunuz? Restoranlarda çalışanların aldıkları bahşişe. Nasıl vergilendirecekler onu da bilmiyorum. Moto kuryelerden vergi alınmıyormuş. Ne kadar yaratıcılar? Saray medyası moto kuryelerden nasıl vergi alınacağını tartışıyor.

Vergi de vergi! Nasıl alacaklarını çok iyi tartışıyorlar. Vallahi helal olsun! İnşallah halkımız bunları görüyor ve gereğini de yapacak. Ben de onlara bir şey hatırlatayım, yazıktır. Türkiye ekonomisi bence biraz daha vergi toplasın da rayına girsin. Bugüne kadar sadece oksijenden vergi almadılar, şimdi akıllarına düşürdük yarın öbür gün aldığımız nefesten de vergi alırlarsa hiç şaşırmayın? Kusura bakmayın, özür diliyorum, bunun sebebi de biz olacağız. Vergide reform bu değil. Dört kalem sayacağım. Bu dört kalemde gelsinler bir reform paketi çıkarsınlar biz de vekillerimizle destekleyelim. Ne yapsınlar mesela? Artan oranlı servet vergisi çıkarsınlar. Çok kazanandan çok, az kazanandan az. En önemlisi vergi kıyaklarına son versinler.

Hazine garantili firmalar var. Dolar-eurolarla iş yapan, geçmediğimiz yollardan ve hava alanlarından dolar-euro alan, şehir hastanelerini yapan Türkiye’de toplam 44 şirket var. Bu garantili para alan 37 şirketten tek kuruş vergi alınmıyormuş. Ama moto kuryeden vergi alarak ekonomiyi düzeltecekmişiz. Allah belanızı versin, ne diyelim. Üçüncüsü kamuda israftan ve lüksten vazgeçin. Bunlar kamudaki israf ve lüksten neyi anlıyorlar biliyor musunuz? Emekçilerin toplu taşımada kullandıkları araçları yasaklamayı anlıyorlar; buradaki Mercedesleri, Audileri, tek kişilik jetleri, şuraya buraya harcanan milyonları anlamıyorlar.

“3S’ye yani savaşa, Saray’a, sermayeye kaynak aktarmayı bıraksınlar”

Dördüncüsü ve en önemlisi yıllarca bunu söyleyip duruyoruz. 3S’ye, yani savaşa, Saray’a, sermayeye kaynak aktarmayı bıraksınlar. Peki, ne yaparız bu 4 maddeyle? Asgari ücret en az 32 bin TL olur. Yoksul ailelere temel gelir desteği ve güvencesi sağlarız. Temel gıdada KDV ve ÖTV’yi sıfırlarız. Emekli maaşlarına zam yaparız. Evi olmayana kira desteği sunarız. İhtiyaç sahibi hanelere elektriği, doğalgazı ve suyu bedava sağlarız. En önemlisi de çiftçiye ve emekçiye üretim için destek oluruz. Bakın 4 tane şey yapacaklar, çok kolay.

Karşılığında emin olun bu ülke çok rahat bir nefes alacaktır. İşte alın size formül. Ama tenezzül edip dinlemiyorlar. Ekonomiyi batırdılar, ülkeyi de batırdılar. Şimdi diyorlar ki bu batan enkazın altında emekçiler, yoksullar, işçiler kalsın, asgari ücretliler kalsın. Vallahi biz kalmayacağız! Bunu reddediyoruz. Önümüzdeki günlerde de bu zulmünüze, bu karanlık zam düzeninize itiraz edeceğiz. Bu enkazı yaratanlar bu enkazı kaldıracak, altında biz kalmayacağız. Buna söz veriyoruz. Bu karanlığı, bu zulmü, bu zam düzenini bize önerenlere de ezilenlerle ve yoksullarla birlikte enkazı ya kaldıracaksınız ya da gideceksiniz diyeceğiz.

Yine başka bir konu var. Belli bir süre izledik, anlamaya çalıştık. Bir müsamere oynanıyor. Yumuşama mı var, iyileşme mi var? O koltuk mu, bu koltuk mu? Ama artık bunun da bir sınırı olmalı. Artık bununla yitirecek zamanımız yok. Hepimizin durumunu ortadadır. Bu müsamereye başta ana muhalefet partisi olmak üzere herkes son vermelidir. Bu müsamere artık bitti. Ne yumuşaması, ne iyileşmesi? İşte Kobanî Kumpas Davasında ortaya çıkan cezaları gördük. Yumuşamayı zaten küçük ortak reddetti.

İstikamet doğru, daha sert bir şekilde devam edelim diyerek aslında AKP’ye de yol çizmeye çalıştı. Ekonomi düzeldi mi düzelmedi mi, yok bir heyet gönderelim Mehmet Şimşek’le görüşsün. Kardeşim, adamların çıkardıkları paketin içeriği ortada. Neyini düzeltecekler, neyin peşindesiniz.? Papatyayı eline almış yapraklarını kopararak düzelecek mi düzelmeyecek mi? Bizim papatya falına bakacak vaktimiz yok. Bizim bir saniye bile kaybetmeden aşa, işe, özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyacımız var. Bunun için ortaklaşmaya, ortak mücadeleye ihtiyacımız var. Bu da aynı zamanda herkese çağrımızdır.

Karamsar bir tabloydu ama inşallah önümüzdeki dönmelerde daha mutlu sunumlar burada yaparız. Bölge yanıyor, herkes aç açıkta ama onlar 3 Haziran’da Hakkari’de halkın iradesini gasp etmek istediler. Hakkari’deyiz, Colemerg’deyiz, eş başkanlarla birlikte ilk günden beri oradayız. Bu arada Hakkari halkıyla dayanışmak için İstanbul’dan, Edirne’den, Türkiye’nin dört bir yanından oraya akan binleri de on binleri de saygıyla selamlıyorum. O dayanışma bize güç verdi. Biz de Hakkari Belediyesi tekrar halkın evi oluncaya kadar bu mücadeleyi kararlı bir şekilde yürüteceğiz. Dün Mardin Valisi bizden sonra taziye çadırlarını dolaştı, halk çok büyük tepki gösterdi.

Hükümeti kayyım atama utancından vazgeçmeye çağırıyorum”

Ne dedi oradaki amcalar, ağıt yakan gençler, kadınlar? Dediler ki bu felakette bizim yanımızda bir tek belediyemiz vardı. Bakın “belediyemiz” diyorlardı. Ya artık utanın! En zor günlerde halkının yanında olan, halkının yarasına merhem olmaya çalışan belediyeleri gasp ederek halkı yalnızlaştırmak ve çaresiz bırakmak istiyorlar, cezalandırmak istiyorlar. 21’inci yüzyılda böyle bir şey var mı? Oy atacağız, o beş yılda da irademiz gasp edilmesin diye gece gündüz nöbet tutacağız. Bu büyük bir utançtır. Sandık kurmuşsun sonuçları ortaya çıkmış.

Niye biz 24 saat belediyelerin önünde belediyelerimizi koruyalım? Böyle bir ülkede demokrasi var diyebilir misiniz? 21’inci yüzyılda hükümeti bu utançtan vazgeçmeye çağırıyorum. Sandık sonuçlarına saygı göstermesini istiyorum. Öyle kayyıma mayyıma geçmişte olduğu gibi kimsenin izin vereceği yok. Bak bunu iyi yazın. Neye mal olursa olsun o belediyeleri koruyacağız. Hem de Türkiye’deki ezilenler ve yoksullar ve emekçilerle birlikte. Bu zam zulüm düzenine, bu karanlık düzene itiraz edenlerle koruyacağız.

Bunun için de 29 Haziran’da İstanbul’da Emek ve Demokrasi Güçleri öncülüğünde “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyıma Geçit Vermeyeceğiz” sloganıyla bir miting düzenlenecek. Biz de buna katılacağız. Bu vesileyle İstanbul ve bölgede bulunan ve bu karanlık sisteme itiraz eden bütün halklarımızı, en başta kadınları ve gençleri bu mitinge katılmaya, güç ve destek vermeye çağırıyoruz. Bu dayanışmayla İstanbul’dan Hakkari’ye oluşturmaya çalıştığımız dayanışma köprüsünü büyüteceğiz.

Yarınlarımızın tek teminatı emin olun ki dayanışmadır. Herkesi bu dayanışmayı büyütmeye çağırıyorum ve inanıyorum ki bu çağrımıza cevap verecekler. Yine durmayacağız. Önümüzdeki günlerde hemen mitingden sonra Türkiye’nin dört bir yanından Hakkari’ye, iradeye saygı yürüyüşü gerçekleştireceğiz. Onlar saygı duymuyor, sesimizi de duymuyorlar ya; Türkiye’nin dört bir yanından Hakkari halkının, Kürt halkının iradesine saygı duyun diye Hakkari’de olacağız. Artık iflas eden kayyım rejimini Hakkari’den ve Kürdistan’dan gönderinceye kadar emekçilerle birlikte mücadelemizi devam ettireceğiz. Hepinizi bu mücadeleye sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ile birlikte iki heyet halinde belediyelerimizi ziyaret ettik. 36 belediyemize gittik. Belediye eş başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, çalışanlarımız, halkımız ve kentin dinamikleriyle bir araya geldik, sohbet ettik, süreci değerlendirdik. Birkaç ayda bu kadar mı o kent değişir? Temizlik, düzen, hizmet… Halkın sempatisi, sevgisi bu kadar mı net ve açık bir şekilde görülür? 36 belediyemizin neredeyse tamamında aynı sevgiyi ve gülen gözleri gördük. Sanki her vatandaşımız kendisi kazanmış, kendisi belediye eş başkanı olmuş gibi bizi karşıladı. Bu vesileyle gözleri ışıl ışıl parlayan ve belediyelerine sahip çıkan halkımızı da buradan istiyorum.

Büyük bir talan var, yıkım var, büyük bir usulsüzlük var ama ona rağmen hizmet üretiliyor. Hizmet üretilmeye de devam edecek. Bu konuda kuşkunuz olmasın. Tekrar ediyoruz: Belediyelerimiz bizim can damarımızdır. Bu can damarlarımızı kimseye gasp ettirmeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin. Bu can damarlarımızı gaspçı kayyımlara ve rantçı şebekelere asla kaptırmayacağız. Bunu herkes çok iyi bilsin. Belediyeler halkındır, halkın olmaya devam edecektir. Kendisine güvenenler, projesine güvenenler, belediyecilikte örnek çalışmalar yaptıklarını söyleyenler beklesin seçim sandığı kurulduğu zaman kayyımıyla, güvendikleri herkesle beraber yarışalım. Ortaya çıkan sonuçlara da saygı duyalım.

Son olarak bir yanımız yangınla, milliyetçilikle, ırkçılıkla mücadele ediyor; diğer yanımız açlık ve sefalet içerisinde ayakta kalmaya çalışıyor. Bu karanlık sömürü düzeninden, bu ırkçı ve ayrımcı zihniyetten kurtulmak için birbirimize sarılmaktan, omuz vermekten başka bir şansımız yoktur. Bunu yapacağımıza eminiz. Güçlerimiz birleştirirsek bu uğursuz ampule, bu ölüm hilaline son vermek mümkündür. Son vereceğimize olan inançla hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

Mahmut Tuncer Kimdir? Hayatı, Albümleri

5 Mayıs 1961 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Mahmut Tuncer, Malatya’dan Şanlıurfa’ya göç etmiş Türkmen kökenli bir ailenin çocuğudur. Mahmut Tuncer Karakeçili Aşireti’dendir.

Mahmut Tuncer, İzzet Altınmeşe, Bedia Akartürk ve Selahattin Alpay’ın da aralarında bulunduğu ünlü isimlerin menajerliğini yapan Mehmet Ali Yanıkoğlu tarafından keşfedildi. Ankara’dan Şanlıurfa’ya gelen Yanıkoğlu, Tuncer’e “Seni sanatçı yapmaya geldim” dedi ve onu Ankara’ya götürdü.

O yıllarda pavyonda çalışmaya başlayan Tuncer’in hayatının bir diğer dönüm noktası Belkıs Akkale oldu. Akkale, Tuncer’e halk müziğinin ne olduğunu öğretti. Tuncer, 1979’da TRT Radyosu’nun sınavını kazanarak birinci olmuş ve müzik kariyerinde hızlı yükselişini sürdürdü.

1980 yılında “Uyandım Sabah ile” adlı ilk albümünü çıkardı. Gelen süreç ile birlikte hemen hemen her yıl bir albüm çıkarmaya başladı.

Mahmut Tuncer’in albümleri: Yeter, Yar Yüreğim Yar, Sevdim Seni, Sen Ağlama, Hediye, Nazlana Nazlana, Muhtar Emmi, Milcano, Meleğim, Maşallah (Uzelli Stereo), Kalbimde Sen, Kaderim Ağlıyor, Cenderme, Hasretim, Hıyriye, Hediye, Bileydim, Bu Nasıl Sevda, Ankara, Mahmut Tuncer, Zalim Orta Dünya, Lo by Mahmut Tuncer.

Mahmut Tuncer’in rol aldığı filmler: Milcan, Ağlayan Gülmedi Mi?, Can Kurban, Feryat, İkimiz De Sevdik, Uç Güzel Güvercinim, Gizli Yara, Sensiz Yaşayamam, Garip, Kader Böyle İstedi, Sevda, Veda Türküsü, Muhteşem Urfalı, Vahşiler, Yabancı, Yeter, Mutsuzlar,

Tel Örgü, Üç Kağıtçılar, Umutlara Güneş Doğsun, Yeşil Deniz, Sinyalciler, Hep Yek 3, Gönül Dağı, Bakkal Amca: Mahmut Tuncer.

Paylaşın

Muharrem Temiz Kimdir? Hayatı, Albümleri

1962 yılında Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Kuyudere (Mineyik) köyünde dünyaya gelen Muharrem Temiz, ilkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Adana’da tamamladı.

1980 – 81 yılında İstanbbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’ne giren Muharrem Temiz, 1988 yılında mezun oldu. 1989 yılında TRT’de tonmaister olarak göreve başlayan Muharrem Temiz, 1998 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü T. H. M Anasanat dalında yüksek lisansını tamamladı.

Merkezi İstanbul’da bulunan Arguvan ve Köyleri Eğitim Kültür – Vakfı bünyesinde birçok kültürel çalışmalara öncülük eden Muharrem Temiz, Arguvan Yöresi’ne ait Türkülerden oluşan, Arguvan Ezgileri 1 adlı kitabı, Arguvan Türküleri 1-2 ve Arguvan Halk Aşıkları 1 adlı kaset çalışmalarını vakfa kazandırdı.

Muharrem Temiz’in albümleri: Arguvan Deyişleri, Dost İle Demler, Firkat, Kisb-i Kâr, Çıra, Meftun,

Muharrem Temiz’in katkıda bulunduğu albümler: Yare Dokunma, Türküler Sevdamız 3, Kızılbaş, Akarsu Türküleri, Yare Dokunma 2, Sularice.

Paylaşın

Muhlis Akarsu Kimdir? Hayatı, Albümleri

20 Şubat 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde dünyaya gelen Muhlis Akarsu, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde 34 kişi ile birlikte öldürüldü.

1965 yılında İdareli Kullan / Çıkarım Dağlara Ederim Seyran adını verdiği ilk 45’liğini yayınlayan Muhlis Akarsu, 1970’li yılların başında İstanbul’a yerleşti. İstanbul’a yerleşene kadar on beşe yakın 45’lik çıkaran Muhlis Akarsu, 1974 yılında Muhlis Akarsu adını verdiği ilk albümünü yayınladı.

Daha sonra aynı yıl içinde Muhlis Akarsu 1, Muhlis Akarsu 2 ve Muhlis Akarsu 3 adındaki albümleri yayınlandı. Bir seri haline getiren bu albümlerin sonuncusu Muhlis Akarsu 8 (1978) adlı albümüydü. Muhlis Akarsu, bu seri albümleri yayınlarken bir yandan 45’lik ve farklı albümler yayınlamaya devam ediyordu.

1974 – 1978 yılları arasında yirmi beşe yakın 45’lik yayınlayan Muhlis Akarsu, 1970’li yıllarda yayınladığı albümlerin yanı sıra katıldığı radyo ve televizyon programlarıyla da tanınmaya başladı. Dönemin hızlı siyasi gündeminde Muhlis Akarsu’nun protest yanı şekillenmeye başladı.

Muhlis Akarsu, sanat hayatının başlangıçlarında Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Feyzullah Çınar, Daimi gibi dönemin ünlü ozanlarından etkilendi. Muhlis Akarsu, 1980’li yılların başında Büyürsen Vururlar Seni (1980), Vururlar Seni / Sivaslı Kardaşım (1981) ve Bahar Seli Gibi (1982) adını verdiği albümlerini yayınladı.

Muhlis Akarsu, 1983 yılında Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte Muhabbet 1 adında bir albüm yayınladı. Albüm çok büyük ilgi gördü ve bir yıl sonra aynı kadro Muhabbet 2 albümünü yayınladılar. 1983-1989 yılları arasında yedi albüm olarak yayınlanan albümün ekibine üçüncü albümde Yavuz Top’ta katıldı. Muhabbet albümü serisi modern Türk halk müziğinin en önemli eseri olarak bilinir.

Muhlis Akarsu, 1980’li yıllarda Muhabbet albümü serisinin yanı sıra on beş solo albüm yayınladı. 1985 yılında Mahsuni Şerif ile birlikte 2 Saz 2 Söz adlı bir albüm yayınladılar. Muhlis Akarsu, 1986 yılında ise Ali Ekber Çiçek ve Mehmet Erenler ile birlikte Gönülden Gönüle adlı albümü yayınladı. Bu dönemde sürekli yurt içi ve yurt dışında turnelere çıkan Muhlis Akarsu, 1990’lı yılların başında Dam Üstüne Çul Serer (1990), Dünü ve Bugünü (1990) ve son olarak Karlı Dağlar (1991) albümlerini yayınladı.

Muhlis Akarsu’nun albümleri: Muhlis Akarsu (1,2,3,4,5,6,7,8), Gurbeti Ben mi Yarattım, Sağın Solun Sayesinde, Büyürsen Vururlar Seni, Vururlar Seni Sivaslı Kardaşım, Bahar Seli Gibi, Deprem, Ne Çare / Deyişler, Deli Lemi, Dert Oldu, Ne Tadı Var Ömrümün, Aramam Seni, Kalmamış, Yazık Oldu Gençliğime (Seher Yeli), Kalk Gidelim Deli, Gönül, Ağlama Gülüm, Seher Yeli, Ömür Kervanı, Bırakmadı Sevdan Beni, Dam Üstüne Çul Serer, Dünü ve Bugünü, Karlı Dağlar, Sivas Ellerinde Ömrüm Çalınır.

Muhlis Akarsu’nun düet albümleri: Bu Milletin Kaderi (Gülabi Gültekin ile birlikte), Muhabbet 1 (Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte), Muhabbet 2 (Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte), Muhabbet 3 (Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), 2 Saz 2 Söz (Mahzuni Şerif ile birlikte), Gönülden Gönüle (Mehmet Erenler ve Ali Ekber Çiçek ile birlikte), Muhabbet 5 (Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 88 (Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 7 (Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte).

Paylaşın

Küba, Güney Afrika’nın İsrail’e Karşı Açtığı Soykırım Davasına Katılacak

Küba, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail işgaline karşı açtığı soykırım davasına katılacağını duyurdu. Gazze’de İsrail saldırılarında 37 bin 500’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Küba, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı yaptığı şikayete üçüncü taraf olarak katılmaya karar verdi” dedi.

Bakan Rodriguez, ülkesinin bu girişiminin “Filistin halkına karşı işlenen soykırımı sona erdirmeyi amaçlayan meşru uluslararası çabaları mümkün olduğunca destekleme ve katkıda bulunma taahhüdüyle” uyumlu olduğunu belirtti.

Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı. Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.

İsrail’in, BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi. Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?

Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:

Soykırım eylemleri ulusal, etnik, dini veya ırksal bir grubu hedef almalıdır.
Öldürme, ağır yaralama, zihinsel ve psikolojik zarar verme, zehirli yaşam koşulları yaratma, doğum kontrol tedbirleri uygulama veya çocukları bir gruptan diğerine zorla nakletme gibi yıkıcı eylemler olmalıdır.
Soykırım eylemleri sistematik ve yaygın olmalıdır.
Yok etmeye yönelik açık bir niyet olmalıdır.

Öte taraftan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 101 artarak 37 bin 551’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 169 artarak 85 bin 911’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Kerim Yağcı Kimdir? Albümleri, Filmleri, Tiyatro Oyunları

10 Haziran 1984 yılında Ankara’da dünyaya gelen Kerim Yağcı, amatör anlamda oyunculuğa yedi yaşında Ankara Halkevleri Tiyatrosu bünyesinde başladı. Yağcı, 1996 yılında İstanbul’a taşındı.

Lisede de okul tiyatrosuna oyunculuğuna devam eden Kerim Yağcı, mezun olduktan sonra oyunculuğa çeşitli televizyon dizilerinde devam etti. Kerim Yağcı, oyunculuğun yanı sıra müzik ile de ilgilendi ve üniversite öğrenimini “İstanbul Haliç Üniversitesi, Konservatuar Fakültesi Türk Müziği” bölümünde devam etti.

Kerim Yağcı, Haliç Üniversitesi Türk Musikisi Bölümünü bitirdikten sonra daha çok müzik çalışmalarına yoğunlaştı.

Kerim Yağcı’nın albümleri: Eledim Eledim, Kendimce, Gönülden, Seyreyle Gözüm Balaban’ı Vol. 1 (Rengahenk Türküler), Seyreyle Gözüm Balaban’ı Vol. 2 (Rengahenk Türküler), Karadut – Rengahenk Türküler Vol. 2, Muhabbet Türküleri 2.

Kerim Yağcı’nın rol aldığı tiyatro oyunları: Yaşasın Barış, Masa Masalları, Ömürsün Doktor, Yalan İçinde Yalan.

Kerim Yağcı’nın rol aldığı diziler: Kalk Gidelim, Hanım Köylü, Güzel Köylü, Yabancı Gelin, Gönül Hırsızı, Bulutların Ötesi, Şen Yuva, Kırık Kalpler – Ritmini Arayan Kalpler, Benim Annem Bir Melek, Hakkını Helal Et, Fesupanallah, Dicle, Tarık ve Diğerleri, Sırlar Dünyası / Sır Kapısı, Koçum Benim, Ekmek Teknesi.

Kerim Yağcı’nın rol aldığı sinema filmleri: Çılgın Kolej, Teslimiyet, Cadde Hikayeleri, Umut Adası.

Paylaşın

Servet Kocakaya Kimdir? Hayatı, Albümleri

19 Mayıs 1973 yılında Bingöl’ün Solhan ilçesinde dünyaya gelen Servet Kocakaya, çocukluk yıllarını Hatay’ın Dörtyol ilçesi ve Mersin’de geçirdi. Servet Kocakaya, ilk, orta ve lise eğitimini Mersin’de tamamladı.

Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü bitiren Servet Kocakaya, 1999 yılında İstanbul’a yerleşti.

İlk albümünü “Keke” adıyla 1999 yılında çıkaran Kocakaya, ikinci albümü “Ki Zava”yı da bir yıl aradan sonra 2000 yılında sürdü piyasaya. Albümlerinde her zaman kendi beste ve sözlerine yer veren sanatçı, üçüncü albümü olan “Duvar Şarkıları”nı 2002’de müzikseverlerle buluşturdu. Servet Kocakaya, 2005 yılında “Pencere” ve  2011 yılında “İki Dil Bir Heves” albümleriyle dinleyenler ile buluştu.

Servet Kocakaya ayrıca, son olarak “Bonjour Gözüm” ve “Hayat Dedediğin” isimli single’larını müzikseverlerle buluşturdu.

Servet Kocakaya’nın albümleri: Keke – Zor Günler, Ki Zava, Duvar Şarkıları, Pencere, İki Dil Bir Heves.

Paylaşın

Ramazan Kubat Kimdir? Hayatı, Albümleri

4 Ekim 1974 yılında Belçika’nın Anvers kentinde dünyaya gelen Ramazan Kubat, aslen Afyonkarahisar’ıdır. Kubat, babasının beşinci doğum gününde aldığı curayla müziğe ilk adımını attı.

Müzik hayatına Belçika’da başlayan Ramazan Kubat, 1996 yılında, “Kubat” sahne adıyla ilk albümünü Türkiye esas alınarak yayınladı. Kariyeri boyunca on bir stüdyo albümü yayınlayan Ramazan Kubat, son albümü “Koca Dünya” 2022 yılında piyasaya sürdü.

Ramazan Kubat’ın albümleri: Kubat, Bugün, Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk Bir Ölüm, Lokman, Yare Doğru, Kubat 2008, İnce İnce, İyi Olacaksın, Al Ömrümü, Türküyüz, Koca Dünya.

Ramazan Kubat’ın rol aldığı film ve diziler: Kalk Gidelim, Arkadaşım Hoşgeldin, Güldür Güldür, Leyla ile Mecnun, Eyyvah Eyvah 2.

Paylaşın

İzzet Altınmeşe Kimdir? Hayatı, Albümleri

26 Ekim 1945 yılında Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde dünyaya gelen İzzet Altınmeşe, 1963 yılında Adana Halk Eğitim Merkezinde Türk halk müziği, nota ve şan dersleri almaya ve sahne çalışmaları yapmaya başladı.

1965 yılında ilk plak çalışmasını gerçekleştiren İzzet Altınmeşe, 1966 – 1968 yılları arasında askerliğini yaptı. Askerlik dönüşü Adana’da 2 yıl halk müziği çalışmalarını sürdüren İzzet Altınmeşe, 1970 yılında Ankara’ya taşındı.

İzzet Altınmeşe, 1972 yılında söz ve müziği kendisine ait olan “Biraz Da Bana Gül Kader” adındaki bestesiyle Türkiye’nin tamamında tanındı. 1976 yılında Ankara Radyosu Sanatçılık Sınavını kazanan İzzet Altınmeşe, bu dönemde Nida Tüfekçi, Muhlis Akarsu, Coşkun Güla, İhsan Öztürk ve Musa Eroğlu gibi Türk halk müziğinin ustaları ile çalışmalarını sürdürdü.

1977’de İzzet Altınmeşe’nin kendisinin derlediği “Maden Dağı” adlı türkü günümüzdeki tanınmışlığının başlangıcı oldu. Altınmeşe’nin 1978 yılında yayınladığı “Esmerim” türküsü yılın hit parçası oldu.

İzzet Altınmeşe’nin 100 civarında derleme, sözü ve müziği kendisine ait olan parçalar mevcuttur. Yedi tane sinema filminde rol alan İzzet Altınmeşe’nin Eşref Saati dizisinde Alemdar Ağa karakterini canlandırdı. Altınmeşe, ayrıca 2021 yılında Gönül Dağı dizisinin 40. bölümünde konuk oyuncu olarak kendisini canlandırdı.

İzzet Altınmeşe’nin albümleri: Sana Gelmek İstiyorum / Emo Gelin (45’lik), Gurbette Garip / Isfahan (45’lik), Su Ver Leylam / Emmioğlu (45’lik), Bana Kara Diyen Dilber / Bir Seher Uğradım Göl Kenarına (45’lik), Handan / Elveda Sevgilim Allahaısmarladık (45’lik), Rica Ediyorum / Sabrın Sonu Selamet (45’lik), Gitme Gel Yar / Belalı Başım (45’lik), Uykuda mısın Sevgili Yarim / Söz Verip Gelmemiştin (45’lik),

Ağla Gönül Ağla / Bu Ayrılık Sana da mı Kar Etti (45’lik), Ettiğimi Çekiyorum / Biraz Bana da Gül Kader (45’lik), Eden Bulur / Ağlayanın Ahı (45’lik), Eyvah Unutuldum / Kaderin Ahı (45’lik), Izdırap / Nemli Güzler (45’lik), Gökyüzünde Bölük Bölük Turnalar / Gönül Gurbet Ele Varma (45’lik), Gurbet Yolcuları / Sefalet (45’lik), Sefiller / Kaybolan Gençlik (45’lik), Eyvah Unutuldum, Maden Dağı, Maden Dağı / De Git Bayburt (45’lik), Esmer / Mamoş (45’lik),

Maden Dağı, Nazey, Dolan Gözler, Hanımey, Nazey, İzzet Altınmeşe (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7), Beydiğin Başında, Dolan Gözler, Hanımey, Sefiller, Düştüm Çıkmazlara, Köryılan, Dost Yarası, Askerin Türküsü, Nemli Gözler, Dost Yarası, Akşamlar, Düştüm Çıkmazlara, Sevdiğime Pişman Ettin, Yalel / Türküler, Ezgi Şöleni, Avare, Mavi Yazma, Ezgi Şöleni 2,  Olmaz Olmaz, Türkülerin Eşsiz Kralı / Geçmişten Günümüze İzzet Altınmeşe, Şark Bülbülü, Hatun Yarim / Asiyem, Kibarım, Sevdiğime Pişman Ettin, Nostalji: 1, Unutulmuyor, Derdo, Dikenli Yoldayım, Figan, Usta.

İzzet Altınmeşe’nin rol aldığı film ve diziler: Dertli Pınar, Maden Dağı, Nazey, Dost Yarası, Size Selam Getirmişem, Düştüm Çıkmazlara, Aşkımın Mahkumuyum, Eşref Saati, Gönül Dağı.

Paylaşın