Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek

Hakkında bir çok soruşturma açılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek veren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “CHP’nin belediye başkanları ve milletvekilleri haksızlığa karşı omuz omuza duracak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçim süreci devam ediyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, ön seçimlerine ilişkin bulunduğu açıklamada hala yüzde 38 kararsız olduğunu ifade etti.

Mansur Yavaş, “İtiraz ettiğim şey ön seçim değildi. Henüz tarihi belli olmadığı için erken demiştim. Bugün yayınlanan bir ankete hala yüzde 38 kararsız var. İktidara oy evren seçmenin iktidardan uzaklaştığını ama muhalefette de yeterli enerjiyi göremediği için kararsız olduğunu düşünüyorum. Bizim bir an evvel seçim tarihi belli oluncaya kadar belediye başkanları olarak halkın sorunlarına eğilmemiz gerekiyor.” dedi.

İmamoğlu’na destek: Omuz omuza duracağız

Mansur Yavaş, CHP’den cumhurbaşkanı aday adaylığını netleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında altı soruşturma başlatılmasına değinerek “Takip ediyoruz. Artık her sabah bir soruşturmayla uyanıyoruz. Şunu hiç kimse unutmamalı: CHP’nin belediye başkanları, milletvekillerinin dayanışma duygusunu kimse hafife almasın. Sonuna kadar haksız ve hukuksuz uygulamalara birlikte karşı omuz omuza duracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Almanya Seçimlerinde Zafer Muhafazakarların

Almanya’da yapılan genel seçimlerde merkez sağ muhalefet lideri Friedrich Merz, zaferini ilan etti. Merz, mümkün olan en kısa sürede koalisyon hükümeti kurmayı hedeflediğini söyledi.

Haber Merkezi / Merz, aşırı sağcı AfD ile koalisyon kurmaya karşı olduğunu yineledi. Merz, politikalarının, bu partinin politikalarıyla örtüşmediğini vurguladı.

Dış politikadaki amacın Avrupa’yı güçlendirerek ABD’den bağımsızlığını elde etmek olduğunu belirten Merz, “Avrupalılar için mutlak öncelik iletişim kurmak ve birlik olmaktır,” ifadelerini kullandı.

Partisi içindeki birçok devlet ve hükümet başkanıyla yakın temas halinde olduğunu teyit eden Merz, ayrıca Amerikan hükümetinin bazı bölümlerini de eleştirerek, “Amerika’dan gelenler konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmamalıyız. Elon Musk’ın seçim kampanyasına müdahalesi, Moskova’nın müdahalesi kadar dramatik ve çirkindir” dedi.

Friedrich Merz’in liderliğini yaptığı merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) oyların yüzde 29’un aldı.

Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) desteğini neredeyse ikiye katlayarak, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana aşırı sağcı bir parti için en güçlü sonucu elde etti.

AfD’nin başbakan adayı Alice Weidel, partisinin “tarihi bir başarıya” imza attığını söyledi. Weidel, “CDU ile koalisyon müzakerelerine açık olduklarını” söyledi.

“Halkın iradesini, Almanya’nın iradesini hayata geçirmek adına elimizi bir hükümette yer almak için her zaman uzatacağız” diyen AfD lideri, “Aksi halde Almanya için bir siyasi değişim mümkün olmaz” diye konuştu.

Weidel, Federal düzeyde hiç bu kadar güçlü olmadıklarının altını çizerek, “Artık bir halk partisi olarak kendimizi sağlam bir şekilde konumlandırdık” dedi.

Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki sosyal demokrat SPD, seçimi tarihindeki en kötü sonuçla, oyların sadece yüzde 16’sını alarak tamamladı. SPD, 2021’deki seçimde yüzde 25,7 oy alarak birinci parti olmuştu.

Olaf Scholz, yeni kurulacak hükümette herhangi bir bakanlık görevini üstlenmeyeceğine işaret ederek, “Benim için çok net: Ben sadece Almanya Başbakanlığı için aday oldum, hükümette başka bir görev için değil” diye konuştu. Scholz, olası koalisyon görüşmelerinde de yer almayacağını söyledi.

SPD’li Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, partisinin Federal Meclis seçimlerindeki performansını “yıkıcı, felaket bir sonuç” olarak nitelendirdi. Kamu televizyonu ARD’ye konuşan Pistorius “Bu görmezden gelinecek bir durum değil” dedi.

Hükümeti kurma görevinin seçimlerin galibi Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayı Friedrich Merz’e verileceğine dikkat çeken Pistorius, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) koalisyon müzakerelerine hazır olduğunu dile getirdi. Pistorius, SPD parti yönetiminin ve Başbakan Olaf Scholz’un geleceği hakkında ise yorum yapmak istemedi.

“Partisindeki kişilere ilişkin spekülasyon yapmanın zamanı olmadığını” ifade eden Pistorius, partisi içinde koalisyon görüşmelerinde öncü rol oynayabileceği mesajı verdi. Pistorius, şimdi Hristiyan Birlik partilerinin görevinin demokratik partileri bir araya getirmek olduğunu ifade etti.

Yeşiller’in ve Başbakan adayları Robert Habeck’in oy oranı ise ilk tahminlere göre yüzde 13,3 olarak belirlendi. Yeşiller, geçen seçimde yüzde 14,8 ile üçüncü sırada yer almıştı.

Robert Habeck, CDU lideri Friedrich Merz’e koalisyon görüşmeleri yaklaşmayacağını ifade etti. Hükümeti kurma görevini üstlenin Merz’de olduğunu kaydeden Habeck, “Şimdi Almanya zor bir hükümet kurma sürecinin eşiğinde. Bu süreç hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlanmalı” diye konuştu.

Yüzde 5 barajını aşarak meclise girmeyi başaran Sol Parti, yüzde 9 oy aldı. Liberal FDP ve sol-milliyetçi BSW’nin yüzde 5 barajını aşıp aşmayacağı ise henüz netleşmedi.

Sol Parti Eş Başkanı ve liste başı adayı Jan van Aken, ilk tabloyu “Büyük bir başarı” olarak nitelendirdi. Aken, “Bizler ‘mazlum’ olarak yola çıktık ve şimdi öncesine göre daha güçlü bir konumdayız” diye konuştu.

Bu sonuçlara göre, bir önceki seçimlere kıyasla en büyük kazananlar AfD ve Birlik Partileri olurken, en büyük kaybedenlerse SPD ve FDP oldu. Bundan birkaç hafta önce anketlerde yüzde 3 olarak belirlenen Sol Parti de, beklenenden çok daha fazla oy alarak sürpriz yaptı.

Seçimlerde Almanya’nın 16 eyaletindeki 299 seçim bölgesinde, 65 bin seçim mekanında oy kullanıldı. 59 milyona yakın seçmenden yüzde 84’ünün oy verdiği belirlendi.

Koalisyon hesapları

Almanya’daki seçim sistemi, II. Dünya Savaşı sonrasında aşırılıkçı partilerin tek başına iktidara gelmesini önleyecek şekilde yeniden oluşturuldu.

2023’teki reformla birlikte parlamenter sayısı da 630’la sınırlandırıldı. Hükümeti kurmak için 316 milletvekili gerekiyor. Hiçbir partinin tek başına bu çoğunluğu sağlaması beklenmiyor.

Seçim sonrası Almanya’nın yeniden zorlu koalisyon müzakerelerine sahne olması bekleniyor.

Muhtemel koalisyon hükümetinin hangi partilerden oluşacağını ise büyük ölçüde, ülkede yüzde 5 olan seçim barajını kaç partinin aşacağı belirleyecek. Daha fazla partinin barajı aşması, daha fazla partili koalisyonları gerekli kılacak.

2021’de yapılan genel seçimlerde SPD yüzde 27,7, CDU/CSU yüzde 24,1, Yeşiller yüzde 14,8, FDP yüzde 11,5, AfD yüzde 10,3, Sol Parti yüzde 4,9 ile mecliste yer almıştı.

Koalisyon hükümetinin büyük ortağı SPD’li Başbakan Olaf Scholz, 6 Kasım 2024’te koalisyonda yer alan partilerin temsilcileriyle yapılan toplantıda, bütçe konusundaki anlaşmazlık nedeniyle FDP Genel Başkanı da olan Maliye Bakanı Christian Lindner’i görevden almıştı.

Toplantının ardından FDP, hükümette yer alan bakanlarını geri çekmesi üzerine “trafik ışığı hükümeti” dağılmıştı.

Daha sonra Scholz Federal Meclis’te güvenoyu alamadı ve Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier erken seçimin 23 Şubat’ta yapılmasına karar verdi. Böylelikle Eylül 2025’te yapılması öngörülen genel seçimler önce çekilmiş oldu.

Donald Trump’tan açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social’da “Almanya’daki muhafazakar partinin merakla beklenen ve önemli seçimi kazanmış gibi göründüğünü” paylaştı.

“Tıpkı ABD’de olduğu gibi, Almanya halkı da, özellikle enerji ve göç gibi konularda uzun yıllardır hakim olan gündemdeki sağduyu eksikliğinden bıktı” dedi.

Trump sözlerini şöyle tamamladı: “Bu, Donald J Trump adlı bir beyefendinin liderliğinde, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri için harika bir gün. Herkesi tebrik ediyorum. Daha nice zaferler gelecek.”

Merz daha önce antisemitizmle mücadele etmek, Yahudi topluluklarını korumak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için daha sıkı önlemler alınması gerektiğini vurgulamıştı.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Yargı” Çıkışı: Tarafsız Ve Bağımsız Olmalı

Partisinin İstanbul kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidarın emrinde bir yargı olmaz. Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı. Bu iktidar ve onun yargısı, işte böyle davranarak bu ülkeyi hem yurtdışında hem uluslararası kamuoyunda itibarını zedeler. Demokrasiyi zedeler” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Örgütü, 3’üncü Olağan Kongresi’ni Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi’nde gerçekleştiriyor.

DEM Parti bayraklarıyla donatılan kongre salonuna,  “Savaşta barışta gençlik ön saflarda”, “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “Büyük direneceğiz büyük kazanacağız”, “2025 yılını özgürlük yılı yapacağız”, “Genç başladık genç başaracağız”, “Örgütlü direneceğiz emek sömürüsüne son vereceğiz”,”Jin Jiyan Azadî”, “Demokratik yaşam için eşitlik adalet özgürlük” pankartları asıldı.

Kongreye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra siyasi parti temsilcileri, sivil toplum ve kadın örgütleri temsilcileri ile binlerce yurttaş katıldı. Kongrede konuşan Bakırhan, şunları söyledi.

“Cemal Kavak yoldaş şahsında bugüne kadar emek veren değer katan, bedel ödeyen ama aramızda olmayan bütün yoldaşlarımızı sevgi ve saygıyla anıyor, onları mücadelemizde ve yüreğimizin en baş köşesinde taşıyoruz. Hem dünya hem Ortadoğu hem de Türkiye tarihsel bir süreçten geçiyor. Bu tarihsel süreçte bütün ülkeler, bütün yönetimler bugüne kadar yapmış oldukları politikaları gözden geçirerek, kendisini yeni döneme ve gelişmelere göre şekillendirmeye çalıştığı bu süreçte maalesef Türkiye, AKP ve MHP iktidarı yine yanlış rotada ve yolda yol almaya devam ediyor.

Dünya, Ortadoğu yeniden şekillenirken bizimkiler hala 100 yıllık ret ve inkar politikalarını hayata geçiyorlar. Hakkari’den başlayarak Türkiye’nin dört bir yanına kayyım atamaya devam ediyorlar. Yine alnının terinin karşılığını almak isteyen bunun için direnen greve giden insanca yaşam mücadelesi veren emekçiler darp ediliyor, öncüler tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. Bu yetmiyor.

Belediye eşbaşkanları hakkında soruşturmalar başlıyor. Yargı muhalifler üzerinden bir sopa olarak kullanılmaya devam ediyor. Yetmedi. Her gün kadınlar katlediliyor. Kadın katliamlarını önlemek için yasalar çıkarması gerekenler İstanbul Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, bir nevi kadın kırımını meşrulaştıran bir anlayışla hareket ediyor.

HDK, 14 yıldır ezilen ve yok sayılan tüm halklar için mücadele yürütüyor. HDK’de onlarca arkadaşımız gözaltına alındı, 30 arkadaşımız tutuklanarak cezaevine gönderildi. Neymiş? HDK terör örgütü imiş. Arkadaşlar 14 yıldır İstanbul’un merkezinde binası, tabelası asılı bulunan 14 yıl içinde Türkiye’de siyasetçilerin, akademisyenlerin katıldığı çalışmalara imza atan çok değerli çalışmalar yapan, barış ve çözüm konusunda onlarca çalıştay yapan HDK’nin terör örgütü olduğu bugün mü aklınıza geldi sizin.

HDK, 14 yıldır İstanbul’un merkezinde tabelasıyla, binasıyla, çalışmalarıyla Türkiye demokrasisinin çalışmalarına katkı sunan bir kurumdur. HDK, terör örgütü değil, ezilen Kürt kadınıdır, Alevidir, gençtir, direnen işçidir, 16 milyon emeklidir. HDK Kürt’tür, Türk’tür, Arap’tır, ezilenler ve emekçilerdir. Onun için HDK’nin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız Esenyurt’taki emekçilere, ezilenlere sorun, Çorlu’da, Tekirdağ’da direnen işçilere sorun. 14 bin lira ile geçinmek zorunda kalan emeklilere sorun, kadınlara sorun, umudunu çaldığınız gençlere sorun. O zaman HDK’nin ne olduğunu kim olduğunu çok iyi görürsünüz.

Ne yapmış HDK? Kürt ve Türk ittifakı için Kent Uzlaşısı yapmış büyük suçu buymuş. Türkiye’nin Kürtlerin bütün halkların ve inançların bir arada yaşaması için çalışma yapmışsa dava açmak değil önünde saygıyla eğilmek gerekiyor. Yüzyıldır bu topraklarda Kürdü, Alevi’’yi diğer farklı inanç ve gruplarını ayrıştırdınız. Yok saydınız yok etmeye çalıştığınız. HDK, yok etmeye çalıştığınız, soy saydığınız halkların ve inançların bahçesidir. HDK, Türkiye’dir, 85 milyon insandır. Türk ve Kürt ittifakı için çalışmak ne zamandan beri suç olmuş.

Türk ve Kürt ittifakını savunmak suçsa 1920 öncesi Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlere giden Mustafa Kemal’e ne yapacaksınız? Kurucu meclise ne diyeceksiniz. Lazistan mebusuna, Kürdistan mebusuna ne diyeceksiniz. Kürt ve Türk ittifakı bu toprakların olmazsa olmazı ve en önemli meselesidir. HDK, bu ittifakı sağlamak için kavgasız, savaşsız, çatışmasız demokratik bir Türkiye zemini için mücadele etmiştir ve etmeye devam edecektir. Bu soruşturmalar bu tutuklamalar, bu yargı sopası ile ülkenin en devrimci, en demokratik kurumunu kriminalize etmek doğru değil, buna izin vermeyiz. Ben HDK’liyim biz HDK’liyiz. Hepimiz HDK’liyiz olmaya devam edeceğiz.

‘Kent Uzlaşısı’ suç unsuru yapılıyor. Kürtler ve Türkiyeli emekçiler, ittifak yapamaz, uzlaşamaz. Yerel yönetimlerde iktidar olamaz. Bu bir savcının işi midir? Bir savcı mı karar verecek kiminle yürüyeceğimize. Kiminle ittifak yapacağımızı, kiminle Esenyurt’tu yöneteceğimizi savcı beyefendiye mi soracağız. Gücü yetiyorsa o savcı, buyursun Esenyurt’ta karşımıza aday olsun iktidarı da yanına alsın gelsin yarışalım.

Savcı efendi ne diyor biliyor musunuz? Vanlılar Van’ı da yönetemez Esenyurt’tu da yönetemez. Biz de diyoruz ki; Vanlılar Van’ı da, Esenyurt’tu da yönetmeye devam edecek. Van direnişi ve duruşuyla 14’te 14 yaparak sizlere en büyük mesajı vermiştir. İki dönem kayyım atadınız Kürdistan coğrafyasında yaşayan halkımız sizlere sandıkta dersinizi verdi. Yetmedi 3’üncü dönem tekrar kayyım atamak neyin nesidir. Bu halkın iradesine kayyım atamaktan, bu halkın kimliğini onurunu yok saymaktan vazgeçin. Bu halk kendisini yönetecek, ittifak yapacak ve dün olduğu gibi bugün de yarın da daha güçlü bir şekilde İstanbul’u da Ankara’yı da Türkiye’deki bir çok kenti birlikte yönetecek.

“Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı”

Kadın, ‘İstanbul Sözleşmesi’ deyince işkence görüyor. TÜSİAD, işverenler kurulu ‘hukuk yok’ deyince yargı hemen göreve koşuyor. Van’da Rojin Kabaiş katledildi, bütün delilleriyle olay ortada dururken yargı yok ama TÜSİAD ‘hukuk’ deyince bir gün sonra yargı koşarak göreve geliyor. Rojin Kabaiş’i görmeyen yargı, TÜSİAD’ın ‘hukuk yok’ demesine ‘kayyım atamalarının anti demokratik olduğunu’ söylemesine yargı hemen koşuyor.

İktidarın emrinde bir yargı olmaz. Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı. Bu iktidar ve onun yargısı, işte böyle davranarak bu ülkeyi hem yurtdışında hem uluslararası kamuoyunda itibarını zedeler. Demokrasiyi zedeler. Halkların birbiriyle bu aidiyet bağını zedeler. Yargıya, işini yapmasını, olumsuzlukları, katliamları kayyım gaspını, kayyım hırsızlığını soruşturması için çağrı yapıyoruz. Yargının işi DEM Parti’nin kiminle ittifak yapacağı değil, olmamalıdır, olamaz da.

Değerli halklar, tüm bunların yanında Sayın Erdoğan geçen gün ‘sandığın itibarına gölge düşürülmesine izin vermeyeceğiz’ diyor. Allah aşkına sandık mı kaldı? Sandığın onuru mu kaldı? Sandığı yere gömdünüz, yok saydınız. Hakkari’nin iradesini gasp ettiniz, sandığın itibarını mı bıraktınız ki sandığın itibarına gölge düşürmeyeceğiz diyorsunuz? Kimi kandırıyorsunuz? Burada oturan halklarımız emekçilerimiz sizin sandığa nasıl yaklaştığınızı çok iyi biliyor. Lütfen eğer haberiniz yoksa Van’a bakın, Mardin’e bakın, Akdeniz’e, Esenyurt’ta bakın.

Oralarda sandığın itibarı yerle bir edildi. Oralarda halkın iradesi gasp edildi, çalındı. Sayın Erdoğan, haberiniz yoksa şimdi söylüyorum, duyun o zaman. Biz Türkiye’nin en büyük 3’üncü zeminiyiz. Siyasette bütün hesaplar yapılırken biz olmadan hiç bir hesap doğru sonuç vermiyor. Bu engeller Türk ve Kürt kardeşliği önünde engel olamayacak. Bu engeller bizi durduramayacaktır. Bu engeller olsa dahi Munzur gibi akar, yolumuzu bulur demokrasi, özgürlük eşit yurttaşlık mücadelesini devam ettiririz. Bıkmayacağız, yorulmayacağız. Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

Bütün bu saldırılara rağmen engellemelere rağmen bütün inkar ve yok saymalara rağmen Türkiye’nin demokratikleşmesi bizim vazgeçilmez temel görevlerimizden biridir. Suriye ‘de yeniden ittifaklar oluşuyor. Her ülke yeniden bir konum almak zorunda kalıyor ama bizim o yüzyıllık inkarcı akıl Suriye‘ye de rahat vermiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin statü elde etmemesi için elinden bütün çabayı ortaya koyuyor.

Yahu Van’da Hakkari’de Kürdün iradesini kabul etmiyorsun, Kuzey ve Doğu Suriye’den ne istiyorsunuz? Ne istiyorsunuz oradaki Kürt’ten, Alevi’den, Çerkes’den Ermeni’den, Ezidî’den. İnsanlar orada demokratik bir zeminde bir arada yaşamaya çalışıyor. Bu düşmanlıktan vazgeçin. Bırakın Suriye’nin geleceğini Suriye halkları karar versin. Bırakın Kuzey ve Doğu Suriye’nin gerçeğine orada yaşayan halklar karar versin.

Size mi kalmış SMO çeteleriyle birlikte Tişrîn Barajı’na saldırmak. Kürt statü elde etmesin diye Suriye rejimiyle ilişkiye geçmek. Size düşen Kürdün statüsünü kabul etmektir. Suriye rejimi üzerinde bir etkiniz varsa Kürt ile barışını sağlayın. İstanbul’da yüksek sesle haykırıyorum. Barışa var mısınız? Hem Türkiye’de hem Suriye’de hem de Ortadoğu’da. Biz varız, Sayın Öcalan var, DEM Parti var, HDK var, Kürt, Alevi, Emekçi var. Sağdan sola kadar Türkiye’de hatırı sayılır bir zemin çözüm diyor, barış diyor ama beyefendilerin aklı başka çalışıyor.

Türkiye’de siyasal anlamda tarihi bir süreç, tarihi bir tartışma günlerini yaşıyoruz. Sayın Öcalan, İmralı Cezaevi’nden bir tarihi çağrı da yapacak. O tarihi çağrıda ekonomide adalet demokratik ve bağımsız yargı. Kürtlerin anadilini, özgürce konuştuğu iradelerinin gasp edilmediği, Alevilerin eşit yurttaş olduğu gençlerin ve kadınların katledilmediği, umutlarının çalınmadığı bir demokratik Türkiye düşüncesi ortaya konulacaktır. Bir yol haritası ortaya konulacaktır. Biz de bu tarihi çağrıyı önemsiyoruz.

DEM Parti olarak ilk günden beri Sayın Öcalan’ın ortaya koyacağı bu tarihi çağrının arkasında olduğumuzu desteklediğimizi ve savunacağımızı belirtmiştik. Bir tarihi çağrı var ama bazıları memnun değil. Kimileri diyor ki Kürtleri kandıracaklar, Kürtler nasıl kanacaksa? 100 yıldır, 30 defa yok sayılan katledilen, hapsedilen sürgün edilen, açlıkla terbiye edilen bu halk kandırılmadı bugünlere geldi. Türkiye’nin en büyük 3’üncü zemini oldu. Siz merak etmeyin biz kandırılmayız. Bu kaygı ile gecenizi gündüzünüzü geçirmeyin.

Bununla kaygılanacağınıza bu sürece destek verin. Biz kanacak bir halk değiliz biz kanacak bir parti değiliz. Biz kanacak halklar zemini değiliz. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte bu beka, güvenlik dedikleri sığındıkları o liman da ortadan kalkacak. Sayın Öcalan çağrı yaptıktan sonra artık Türkiye’de demokrasi konuşulacak.

Özgürlükler konuşulacak. Kimin yanında olduğu, kimin karşısında olduğu açığa çıkacak. Kimin yalan söylediği, kimin gerçekten inandığı ortaya çıkacak. Yapılacak tek şey var. Demokrasiyi de ekonomiyi de rayına sokacak Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesidir. Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Bundan kaçan kaybeder.”

Konuşmaların ardından faaliyet raporu okundu. Ardından tek liste ile gidilen seçimlerde Arife Çınar ile Çınar Altan, yeni eşbaşkanlar oldu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu: Vesayeti Kabul Etmiyoruz

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu, “Siyasilerin sayısal çoğunlukla savunmayı bölme girişimleri sonuçsuz kalınca, yargı bileşenleri eliyle İstanbul Barosu üzerinde kurulmaya çalışılan vesayeti, İstanbul Barosu üyesi hiçbir avukat kabul etmez, etmedi de” dedi.

İstanbul Barosu, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu dahil 10 yönetim kurulu üyesi hakkında göreve son verme ve yeniden seçim talebiyle dava açılması üzerine aldığı karar doğrultusunda bugün olağanüstü kurultaya gitti. Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen kurultayda, 20 Ekim’de göreve gelen baro yönetimine karşı hiçbir grup aday göstermedi.

65 bine yakın üyesiyle “Seçimle gelen seçimle gider. Avukatların demokratik iradesine hiç kimse müdahale edemez” sloganıyla yapılan kurultayda, baronun bu iradesi kongre merkezine de yansıdı.

Haliç Kongre Merkezi girişine “İstanbul Barosu susmayacak” yazılı pankart asılırken, baro üyesi avukatları, ‘Savunmayı savunmak için tarihi sorumluluk’, İnsan haklarını savunurken kimseye biat etmedik, etmeyeceğiz’, ‘Savunmaya devam edeceğiz’, ‘Hukuksuzluğun karşısındayız’ yazılı afişler karşıladı.

Bunun yanı sıra kongre salonu da ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiç birimiz’, ‘Fırat Epözdemir’e özgürlük’, ‘Savunmaya dokunma’, ‘Hak, hukuk, adalet’ afişleri ile donatıldı.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan’ın katılım sağladığı baro kurultayına çok sayıda siyasi parti temsilcisi ve baro yönetimleri katıldı. Ayrıca aralarında Cenevre, Paris, Almanya gibi yabancı baro ve hukuk kurumu temsilcileri de kurultayı yakından takip etti.

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu, konuşma yapacağı kürsüye sloganlar ve alkışlar eşliğinde geldi. Artı Gerçek’ten Müzeyyen Yüce’nin aktardığına göre; Tüm baskılara karşın salonu dolduran avukatlara ve ekim ayında rakip olarak yarıştığı baro başkan adaylarının verdiği desteğe teşekkür ederek sözlerine başlayan Kaboğlu, “Seçimle gelen seçimle gider” dedi.

İstanbul Barosu’nun geçmişten bugüne kendisine yöneltilen hukuk dışı saldırıları her daim püskürttüklerini belirten Kaboğlu, “Siyasilerin sayısal çoğunlukla savunmayı bölme girişimleri sonuçsuz kalınca, yargı bileşenleri eliyle İstanbul Barosu üzerinde kurulmaya çalışılan vesayeti, İstanbul Barosu üyesi hiçbir avukat kabul etmez, etmedi de” ifadelerine yer verdi.

Prof. Dr. Kaboğlu, savcı ve yargıçlar tarafından Adalet Bakanlığı gölgesinde baroya yönelik adil yargılama gerekleri yok sayılarak egemenlik gaspı uygulandığını savunarak şöyle konuştu:

“İstanbul Barosu üzerinden, savunmayı itibarsızlaştırma ve görevlerini engellemek amacıyla yapılan işlemler dizisi, hukuken yok hükmündedir. Seçimler yoluyla belirlenen baro yöneticilerinin seçim dışı müdahalelerle görevine son verilmesi, demokratik hukuk devleti ilkesinin ihlalidir. Türkiye’de özellikle son iki aydır yargı eliyle savunmanın dizginlenmesinin provası yapılmaktadır.”

İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi Fırat Epözdemir, özgürlüğünden alıkonulmuştur. Üyemiz Can Atalay, anayasaya ve hukuka aykırı şekilde özgürlüğüne kavuşturulmazken, Epözdemir de özgürlüğünden alıkonulmuştur. Türkiye’de en hızlı ihlal edilen hak adil yargılanma hakkıdır. Hadi o zaman çetelere, suç makinelerine, uyuşturucu baronlarına karşı işletelim yargıyı. İstanbul Barosu olarak biz de katkıda bulunalım. Ama şunu bir kez daha hatırlatalım. Seçimle gelen seçimle gider. Savunma susmadı, susmayacak.”

“Yargıyı savunmak için buradayız”

Kaboğlu’nun konuşması sonrası Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan söz aldı. “Savunmanın sesi kısılırsa yurttaşın sesi kesilir” ifadelerine yer veren Sağkan, “İnsan haklarını, yargı bağımsızlığını savunmak için buradayız. Adaleti ve demokrasiye savunmak, İstanbul Barosu avukatlarının iradesini korumak için buradayız. Söz konusu demokrasiyse, hukukun üstünlüğüyse ayrışmayız, bir aradayız, buradayız” dedi.

Prof. Dr. Ümit Özsakal’ın 12 yıl önce başkanlığını yürüttüğü İstanbul Barosu yönetiminin de yargılandığını, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini hatırlayan Sağkan, “12 yıl önce İstanbul Barosu’nun başkanı ve yönetim kurulunun adil yargılanma hakkını ihlal edilenler ve haklarında suç duyurusunda bulunanlar bugün nerede? Hiçbirinin ismi yok. O gün mesleğin onurunu savunan İstanbul Baro Başkanı Ümit hoca, alnı ak başı dik şekilde burada. Bizler iktidarların sağladığı güce tapmayız. Zulme ve baskıya boyun eğmeyiz, biat etmeyiz. Bugüne kadar susmadık, bundan sonra da susmayacağız. İzin vermedik, vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Bir önceki genel kurulda başkan adayı olan Mert-Er Karagülle de İstanbul Barosu avukatlarının iradesinin engellenemeyeceğini söyledi. Karagülle, “Bizden sarı öküzü alamazsınız. Hiçbirimizi dokunamazsınız. Dönem dönem her birimizi alıp tutuklarsınız ancak bütünlüğümüzü bozamazsınız. Seçimle gelen seçimle gider” değerlendirmesinde bulundu.

Ne olmuştu?

İstanbul Barosu’nun 21 Aralık tarihinde Suriye’nin kuzeyinde öldürülen iki gazeteci hakkında yapmış olduğu açıklama sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yazdığı davaname ile Baro Başkanı ve yönetim kurulunun görevden alınması ve yerlerine yeni yönetim seçilmesi talebiyle dava açmıştı. İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi de duruşma için 4 Mart gününü belirlemişti.

Mahkemenin duruşma günü verdiği 15 Ocak’ta Barolar Birliği’nin de katılımıyla İstanbul Barosu’nda yapılan toplantıda olağanüstü genel kurul kararı alındı.

Paylaşın

Türkiye’de Yaklaşık Dört Milyon Köpek Sokakta Yaşıyor

Türkiye genelinde yalnızca 273 belediyenin hayvan barınağı var. Bu barınakların toplam kapasitesi ise 89 bin 451. Barınaklardaki köpeklerin dışında yaklaşık dört milyon köpeğin sokaklarda yaşadığı rapor edildi.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Yaşamdan Yana Derneği, Türkiye’deki belediye hayvan barınaklarının durumunu ortaya koyan kapsamlı bir rapor yayımladı.

ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde dün (22 Şubat) gerçekleşen Vişnelik Vegan Festivali’nde sunulan Türkiye Geneli Belediye Hayvan Barınakları Raporu, 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin uygulanabilir olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

Raporda, belediyelere yapılan bilgi edinme başvurularının sonuçlarına dayanarak hayvan barınaklarının kapasitesi, çalışma koşulları ve belediyelerin şeffaflık düzeyi ele alındı.

Rapor için toplam 1408 belediyeye CİMER üzerinden yapılan başvurular sonucunda, 1111 belediyeden yanıt alındı. Bu belediyelerden yalnızca 273’ü barınağa sahip olduğun tespit edilirken, en az 26 barınağın ruhsatsız olduğu ortaya çıktı. 838 belediye, barınaklarının olmadığı yönünde cevap verdi veya bununla ilgili bilgi paylaşmadı.

Türkiye genelindeki barınakların toplam kapasitesinin 89 bin 451 olduğu belirtilirken, bu sayının Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, sokakta yaşayan yaklaşık 4 milyon köpeğin barınmasına yetmeyeceği vurgulandı. Ayrıca, 171 belediyenin hayvanları zabıta ve temizlik işçileri gibi birimler aracılığıyla topladığı, 9 belediyenin ise bu hizmeti özel firmalara devrettiği tespit edildi.

Raporda bilgi edinme hakkı ihlallerine de dikkat çekilerek, birçok belediyenin başvurulara yanıt vermediği veya hukuka aykırı gerekçelerle bilgi paylaşımını reddettiği belirtildi. Kamuoyunu ilgilendiren konuların “kurum içi düzenleme” olarak nitelendirilmesi ve kimlik bilgisi eksikliği gerekçesiyle başvuruların reddedilmesi, şeffaflık eksikliğinin en büyük göstergeleri olarak değerlendirildi.

Hayvan hakları savunucuları, barınak koşullarının yetersizliğine ve belediyelerin hayvanları toplama uygulamalarına tepki göstererek, çözümün kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat modeline geri dönülmesi, hayvan üretimi ve satışının yasaklanması ve belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Rapor kapsamında bin 408 belediyeye CİMER üzerinden şu sorular soruldu:

Belediyenize ait ruhsatlı ya da ruhsatsız bir hayvan bakımevi mevcut mudur?

Mevcut ise hayvan bakımevinde istihdam edilen veteriner hekim, tekniker ve diğer görevli sayınız kaçtır?

Hayvan bakımevinizin hayvan kapasitesi kaçtır? (Kedi ve köpek olarak ayrı ayrı belirtilmesini rica ederiz.)

Hayvan bakımeviniz vatandaş ziyaretine açık mıdır? Açık ise ziyaret gün ve saatleri nedir?

Eğer bir hayvan bakımeviniz mevcut değil ise veteriner işleri müdürlüğü dışında başka bir biriminiz ile toplama yapmakta mısınız?

Toplanan hayvanlar hangi hayvan bakımevine götürülmektedir?

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan’dan Muhalefete “Toksik” Benzetmesi

Partisinin kongresinde konuşan Erdoğan, “Türkiye’ye politik ve ekonomik bağımsızlığı biz kazandırdık. Türk demokrasisinin çevresindeki kirli ve yoğun kuşatma çok partili hayata geçtiğimiz günden beri kırılmadı. Bunun nedeni iktidara gelmek için her yolu mübah gören çarpık anlayışı oldu” dedi ve ekledi:

“Anti demokratik güçler ile iş birliği yapacak kadar gözlerini kararttılar. Belediye başkanlıkları, bakanlıklar pazar ürünü gibi alınıp satıldı. Daha 2 sene öncesinde ülkeyi beraber yönetmeye talip olanların gırtlak gırtlağa kavgaya tutuştuğuna şahit olduk. AK Parti’nin olduğu yerde çözümsüzlüğe de umutsuzluğa da halel getirecek girişime yer yoktur. Ülkemizin her meselesinin, bu toksik muhalefetin panzehiri de AK Parti ve Cumhur İttifakıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 8. Olağan Büyük Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Biz sadece seçimleri değil, gönülleri de kazanarak 22 yıldır iktidardayız. Sözüne, ahdine sahip kadro olarak nereden geldiğimizi asla unutmayacağız. Bize dua eden ak yüzlü, ak saçlı, ak sakallı büyüklerimizi hiçbir zaman unutmayacağız. Milletin çizdiği rotadan çıkmayacak, millet ile aynı istikamette omuz omuza yürümeye devam edeceğiz. Bu Eşsiz başarıya, öyle çilingir sofralarında kadeh tokuşturarak, kaynağı belirsiz balya balya paralardan kuleler yaparak ulaşmadık.Biz gökten zembil ile inmedik, pazarlık masalarında kurulmadık. Siyaset ve toplum mühendisliği ürünü olarak ortaya çıkmadık. Samimiyetten dürüstlükten taviz vermeden siyaset yaptık. Milletin umutlarını çoğaltmak için siyaset yapmadık.

Kibirli siyaseti kapımıza yaklaştırmadık. Eksiklerimizi örtmek yerine bunları daha iyisi ile telafi edecek irade ile milletimizin karşısına çıktık. Bugün de iç muhasebemizi özgüvenle yapıyoruz. AK Parti’ye düşmanlık edenler hep bu hareketin dağılmasını, zorluklar karşısında yılmamızı beklediler, vesayetçilere boyun eğmemizi, para babalarına teslim olmamızı beklediler, bütün umutlarını AK kadroların yorulmasına bağlayanlar 14 Ağustos 2001’den beri bekliyorlar, daha çok bekleyecekler. Onları bekletmeye devam edeceğiz. Şeytanla nöbetleşe sürdürdükleri bu bekleyiş karşılığını bulamayacaktır.

Türkiye’ye politik ve ekonomik bağımsızlığı biz kazandırdık. Türk demokrasisinin çevresindeki kirli ve yoğun kuşatma çok partili hayata geçtiğimiz günden beri kırılmadı. Bunun nedeni iktidara gelmek için her yolu mübah gören çarpık anlayışı oldu. Anti demokratik güçler ile iş birliği yapacak kadar gözlerini kararttılar. Belediye başkanlıkları, bakanlıklar pazar ürünü gibi alınıp satıldı. Daha 2 sene öncesinde ülkeyi beraber yönetmeye talip olanların gırtlak gırtlağa kavgaya tutuştuğuna şahit olduk. AK Parti’nin olduğu yerde çözümsüzlüğe de umutsuzluğa da halel getirecek girişime yer yoktur. Ülkemizin her meselesinin, bu toksik muhalefetin panzehiri de AK Parti ve Cumhur İttifakıdır.

Sunun bir defa altını kalın çizgilerle tekrar çizmek mecburiyetindeyim: Türk’e de, Kürt’e de, Sünni’ye de, Aleviye de hiçbir faydası olmayan dış kaynaklı fitne ürünü bir literatür yığınıyla boğuşmaya vaktimiz yok. Yeni bir dünya kurulurken, terör belası basta olmak üzere Türkiye’nin de safralarından kurtulması gerekiyor. Terörün, şiddetin, silahını karanlık gölgesinin ülkemizin ve bölgemizin üzerinden tamamen çekileceği günler inşallah çok yakındır. Türkler, Kürtler, Araplar olarak hep beraber kenetlenecek; tam 40 yıldır evlatlarımızın kani üzerinde yükselen terör duvarını yıkıp atacağız. Terör sorunu ortadan kalktıktan sonra, demokrasiden kalkınmaya, kardeşlikten bölgesel entegrasyona yeni bir dönemin kapıları açılacaktır.

Son tartışmalar gösteriyor ki, bazı hastalıklar halen devam ediyor. İmtiyazların kaybetmek istemeyenler, eski vesayetçi söylemlerle siyasete ve hükümete ayar vermeye çalışıyor. Batılı güçlerle kurdukları asimetrik ilişkilere güvenenler, Türkiye’nin değiştiğini, eski Türkiye’nin artık olmadığını kabullenemiyor. AK Parti döneminde sermayelerine sermaye katan is dünyasının n içindeki bir grup, kirli muhalefet anlayışını yeniden devreye alma çabasındadır. Geçmişte manşetler ve ellerindeki finans-kapital üzerinden siyasetçileri tehdit eden bu ekibin tek derdi; kayıplarını devlet hazinesinden yeniden tazmin etmektir. Aslında biz bunlara, ülkemizi büyüterek, geliştirerek zincirlerinden kurtulma, küresel düzeyde eşit şartlarda rekabet etme şansı  verdik.

Ama demek ki, zihinler temizlenmeden, sadece zincirlerden kurtulmak insanları ve kurumları özgür kılmaya yetmiyor. Kaos baronlarına diyoruz ki; bu devlet ve millet sizin rüyalarınızı kabusa dönüştürme iradesine, gücüne, kudretine sahiptir. İşinizi düzgün yaptığınız, ülkenize değer kattığınız, milletimize istihdam sağladığınız müddetçe hep yanınızda olduk, olmayı da sürdürürüz. Ancak… Eski kötü alışkanlıklarınızda ısrar ederseniz, biz de size buna göre muamele ederiz. Türkiye değişmiştir; siz de eskiyi hortlatmaya çalışmak yerine, bu yeni Türkiye’ye alışmak, politikalarınızı buna göre belirlemek zorundasınız.

Bugün İHA üretiminde dünyada birinciyiz. Yeni ekonomi politikalarının etkisini görmeye başladık. MB rezervleri cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Üretim ve yatırımla birlikte istihdam oranımız da artıyor. Asrın felaketinin yaralarını sarmak için son 2 yılda 75 milyar dolarlık kaynak kullandık. Mali disiplinden taviz vermedik. Enflasyondaki düşüş hızlanarak devam edecek. Enflasyon düştükçe alım gücü yükselecek ve 85 milyonun hepsi bundan etkilenecek. İnşallah biraz daha sabredip hedeflerimize ulaşacağız.

Ekonomik Dönüşüm… Yeşil ve Dijital Dönüşüm… Sosyal Politikalar… Yargı ve Temel Haklar… Siyasi ve İdari Düzenlemeler olmak üzere… Beş sütun üzerine inşa ettiğimiz Reform Programımızı ülkemizin ve milletimizin beklentilerine cevap verecek bir anlayışla hazırladık. Ekonomik dönüşüm planıyla güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin temellerini sağlamlaştıracak yeni tedbirleri devreye alıyoruz. Kamu yönetiminde mali kuralları güçlendirerek, kamu harcamalarında disiplini koruyacağız. Vergide adaleti ve etkinliği güçlendirmek amacıyla “çok kazanandan çok alma” prensibi ile kamu gelirlerini artıracağız.

Tarımda planlı istihsal ile tarımsal üretimimizi stratejik bir bakışla yeniden ele alıyoruz. Akıllı ulaşım ve akıllı tarım sistemleriyle tarımda ve ulaşımda verimliliği artıracağız. Gıda arz güvenliğini temin ederek, vatandaşlarımızın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişiminin önündeki tüm engelleri ortadan kaldıracağız. Bir süredir hazırlıklarını yaptığımız “sosyal konut projemizi” artık hayata geçiriyoruz. Böylece hayat pahalılığının sebeplerinin en başında gelen kira ve konut fiyatlarını dengeye getireceğiz.

“AK Parti’ye yakışır kardeşlik ikliminde kavgasız, gürültüsüz…”

Erdoğan, AK Parti 8. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği Ankara Spor Salonu’nu dışında da açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın salon dışında yaptığı açıklamalarından satır başları şöyle:

“Adında AK olan bir hareketin mensupları olarak bugün gururluyuz, sevinçliyiz. Kongre maratonumuzu büyük kongremiz ile başarı ile tamamlıyoruz. AK Parti’ye yakışır kardeşlik ikliminde kavgasız, gürültüsüz ve hepsinden önemlisi şaibesiz şekilde bu günlere getirdik. Milletimiz ile olan gönül köprülerini sağlamlaştırıp kendi iç muhasebemizi yaptık. Yeni bir döneme Bismillah diyoruz.

Şu anda karşımdaki katılımı görünce rabbime hamt ediyorum. Şu güzelliğe, şu katılıma bak. Bu davanın erleri soğuk falan dinlemiyor. Kar boran fırtına dinlemiyor, aynen yoluna devam ediyor. Amacımız milletin gönlünde yer etmek, milletin duasına mazhar olmaktır. Bu vizyonu bu anlayışı muhafaza etmelerini rica ediyorum. Sizlerden her zamankinden daha fazla gayret istiyorum. Sevgili gençler, devraldığınız kutlu emanete sonuna kadar sahip çıkmaya var mısınız? Türkiye’yi önce 2053 ardından 2071 vizyonu ile sizler buluşturacaksınız.

AK Parti’mizin mihenk taşlı hanım kardeşlerim, sizlerin olmadığı bir hareket asla başarıya ulaşamaz. Kadınların omuz vermediği, sahip çıkmadığı mücadele başarı kazanamaz. Sizler 24 yıldır ördüğünüz bu davayı çok daha yükseklere taşıyacaksınız. Dışarıda katılım ne kadar dedim, dışarıdaki bu katılım 60 bin. Allah’a şükürler olsun kar, boran fırtına dinlemiyoruz. Sizlere güveniyorum. Şahsıma sizler gibi yol arkadaşları bahşettiği için rabbime sonsuz şükrediyorum.”

İYİ Parti ve Gelecek Partisi’nden istifa eden üç milletvekili AK Parti’ye katıldı

Erdoğan, İYİ Parti’den istifa ederek Ünal Karaman, Mehmet Selim Ensarioğlu ve Gelecek Partisi’nden istifa ederek AK Parti’ye katılan Serap Yazıcı Özbudun’a rozet taktı. Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir ve milletvekilleri ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

Paylaşın

Müsavat Dervişoğlu: Konuşan Türkiye İstiyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin 23 yıllık AK Parti iktidarı döneminde hukuksuzluğun hakim olduğu bir ülkeye dönüştüğünü belirterek, “Türkiye’deki yönetimin bu duruma bakılarak doğru bir iş yapmadığına şahitlik ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de madem kötü işler yapılıyor ve kötü işlerden kaynaklı olumsuzluklar yaşanıyor, o zaman durumdan vazife çıkarıp vaziyet almak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Onun için dolaşıyoruz, onun için mücadele cehdimizin yüksek olmasını temin etmeye çalışıyoruz, onun için vatandaşlara gidip ‘Korkma konuş. İstiklal Marşı korkma diyerek başlıyor’ diyoruz. Biz konuşan Türkiye istiyoruz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin “İzmir Genişletilmiş İl Divan Toplantısı”nda konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Türkiye’nin 23 yıllık AK Parti iktidarı döneminde hukuksuzluğun hakim olduğu bir ülkeye dönüştüğünü söyleyen Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’deki yönetimin bu duruma bakılarak doğru bir iş yapmadığına şahitlik ediyoruz. Türkiye’de madem kötü işler yapılıyor ve kötü işlerden kaynaklı olumsuzluklar yaşanıyor, o zaman durumdan vazife çıkarıp vaziyet almak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Onun için dolaşıyoruz, onun için mücadele cehdimizin yüksek olmasını temin etmeye çalışıyoruz, onun için vatandaşlara gidip ‘Korkma konuş. İstiklal Marşı korkma diyerek başlıyor’ diyoruz. Biz konuşan Türkiye istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, “Herkes konuşsun ki; kim doğru konuşuyor, kim yanlış konuşuyor bu millet görsün. Türkiye’de konuşanlara bakın, konuşanlar çıkıp, ‘Abdullah Öcalan denilen kişi TBMM kürsüsüne gelsin, DEM Parti grubundan seslensin, terör örgütünü lağvetsin’ diyor. AK Parti’den birileri çıkıyor ‘Yeni bir devlet kuruyoruz’ diyor. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı konuşuyor ve ‘Yeni Türkiye kuruyoruz’ diyor. Değerli dava arkadaşlarım, bırakın konuşsunlar. Kim doğru kim yanlış konuşuyor ortaya çıksın. Yenisinin kurulması için eskisinin yıkılması lazım. Cumhuriyet’i yıktırtmayacağız diye haykırmamızın sebebi budur” diye konuştu.

“Bunlar bu ülkeyi yıkmak, sindirmek ve susturmak adına uzunca bir zamandır çalışıyorlar” diyen Dervişoğlu, “Bunlar bu milletten ve evlatlarından Sevr’in, Mondros’un intikamını almaya çalışıyorlar. Bunlar bu milletin verdiği Kurtuluş Savaşı ile o savaşın sonunda kurulan büyük Cumhuriyet ile hesaplaşmak istiyorlar. Bunu bu millete anlatmak mecburiyetimiz var. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu TBMM’de Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettirmeyeceğiz. Bundan herkesin emin olması lazım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eleştiren Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’de ilk kurtulunması icap eden şey Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye tarif edilen ve bu ceberrut iktidarın iş başında kalmasına dayanak teşkil eden sistemdir. Biliyorsunuz 2023 seçimlerinden önce ittifak yaptığımız partilerle parlamenter demokratik sisteme geçişin yol taşlarını dizmek üzere kararlılık sergilemiştik. Hepimiz imza atmıştık. Şimdi parlamenter demokratik sisteme geçiş için çaba sarf eden sizden başka kimse kalmadı. Geçiş için sizin kalbinizin sesi olma görevi de Dervişoğlu’na düştü” dedi.

Kendisine yönelik tehditler olduğu söyleyen Dervişoğlu, “Hayatım boyunca kimseyi şikayet etmedim ama ben TBMM’de grubu olan siyasi bir partinin genel başkanıyım. Türkiye’de bu pozisyondaki birisi bir tehdidin muhatabı ise öncelikle Cumhurbaşkanı’nın bir vazife çıkarması lazım. TBMM Başkanı’nın bu durumdan vazife çıkarması lazım. Adalet Bakanı’nın vaziyet alması lazım. Ayrıca bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın bir parti genel başkanının tehdit edilmesi karşısında vaziyet alması lazım. Hiçbirinin kılı kıpırdamadı. İzmir’den sesleniyorum; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı Atatürk gibi Hasan Tahsin gibi başkaldırıyorum” şeklinde konuştu.

“Bu millet Erdoğan vesayetinden de kurtulacaktır”

İktidarın “eski Türkiye” çıkışlarına tepki gösteren Müsavat Dervişoğlu, “İktidar 23 yıldır iş başında. Cumhuriyet’in çeyrek asrını Erdoğan yönetmiş ama bunun önüne bir şey geldiği zaman ‘eski Türkiye’ diye feryat ediyor. Mesela askeri vesayetten bahsediyor. Elbette ki askeri vesayet vardı, Allah’a şükür ki kaldırıldı. Peki askeri vesayetten sonra ne geldi Türkiye’nin başına bela oldu? Askeri vesayet gitti, FETÖ denen bir belanın muhatabı kılındı Türkiye. FETÖ belasından kurtulabilmek için de yargı vesayetinin girdabında savrulmak zorunda bırakıldı. Türkiye’de şimdi kurtulunması icap eden bir tek vesayet kalmıştır. Eskiyen sensin Erdoğan, yeni olan da biziz. Açıkça ilan ediyor ve buradan söylüyorum; Allah’ın izniyle bu millet günü gelecek Tayyip Erdoğan vesayetinden de kurtulacaktır” dedi.

Türkiye’nin yapay gündemlerle karşı karşıya bırakıldığını belirten Dervişoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan “sahte diploma” soruşturmasına değindi.

Müsavat Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışmaları, CHP’nin içindeki ön seçim tartışmaları, CHP içindeki kongre tartışmaları, aday belirleme tartışmaları, CHPiçinde diploma tartışmaları… Diploması var, diploması yok. Tayyip Erdoğan da zaman zaman siyasi aklını yitiriyor mu diye endişe etmiyor değilim. Diploma deyince akla zaten Tayyip Erdoğan geliyordu. Şimdi de başkalarının diplomaları üzerinden Türkiye’de bir tartışma yaşansın, tuzak kurulsun, siyaset bir oyun kursun, herkeste iktidarın kurduğu oyunun peşinden gitsin isteniyor. Biz İYİ Parti’yi oyun kuranların oyununu bozmak için kurduk. Tek adamın söylediği kanundur diye meseleye bakarak onların kurduğu tuzakların peşinde koşmayacağız” ifadelerini kullandı.

“Bazen muhalefete bazen milliyetçilere birleşin diyorlar. Peki milliyetçilerin tek başına birleşmesinin kime ne faydası var? Muhalefetin ilkesiz ve ölçüsüz bir biçimde birleşmesinin kime ne faydası var?” diyen Dervişoğlu, şöyle devam etti:

“Bizim derdimiz bu sistemden kurtulmaktır. Elbette bu ülkenin birliğe ihtiyacı var, elbette ki biz bu ülkeyi birleştirmek için yola çıktık ama kendi aramızda birleşmemizin hiç kimseye faydası yoktur. Bu ülkenin sağcıyla solcuyu birleştirecek insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin Aleviyle Sünni’yi, Türkmen ile Kürt’ü birleştirecek insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin ez cümle merkez siyasete ihtiyacı vardır. İYİ Parti Türkiye’yi birleştirmek üzere kurulmuş bir siyasi yapıdır. O sebeple bizler; sağcıyı solcuyla, Alevi’yi Sünni’yle, Kürt’ü Türkmen’le birleştirmek vazifesini üstlenmek üzere yola çıkmış insanlarız.”

Paylaşın

Türkiye’de Halkın Yüzde 57’si Borçlu

ING Türkiye’nin araştırmasına göre, Türkiye’de borcu olanların oranı yüzde 57’ye yükseldi. Kadınlarda bu oran yüzde 58’e çıkarken, erkeklerde yüzde 56 olarak belirlendi.

ING Türkiye’nin Temmuz-Eylül 2024 dönemine ilişkin “Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması” çarpıcı veriler ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı araştırmaya göre, Türkiye’de borcu olanların oranı yüzde 57’ye yükseldi. Kadınlarda bu oran yüzde 58’e çıkarken, erkeklerde yüzde 56 olarak belirlendi. Tasarruf sahibi olanların yüzde 53’ü, tasarruf yapamayanların ise yüzde 62’si borçlu durumda.

Borçlanma araçları incelendiğinde, kredi kartları yüzde 43 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 14 ile banka kredileri, yüzde 10 ile eş-dost borçları takip ediyor. Borç sahiplerinin yüzde 79’u, gelirinin yüzde 30’undan azını borç ödemeye ayırdığını belirtiyor.

Türkiye’de her iki kişiden biri tasarruf yaptığını ifade ederken, tasarruf sahiplerinin yüzde 72’si düzenli birikim yaptığını belirtiyor. Ancak tasarruf edemeyenlerin yüzde 59’u gelir yetersizliği nedeniyle birikim yapamadığını söylüyor.

En çok tercih edilen yatırım araçları:

Altın, değerli taşlar ve metal hesapları (yüzde 52)
Türk Lirası (TL) vadeli hesap (yüzde 24)
Yastık altı döviz ve nakit TL (yüzde 20)

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, merkezi yönetim borç stoku Ocak 2025 itibarıyla 9.6 trilyon TL’ye yükseldi.

İç borç stoku: Aylık yüzde 5.2, yıllık yüzde 54.9 artarak 5.2 trilyon TL oldu.
Dış borç stoku: Aylık yüzde 1.5, yıllık yüzde 20.7 artışla 4.4 trilyon TL’ye ulaştı.

Kartlı harcamalar yüzde 66 arttı

Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) Ocak 2025 verilerine göre, Türkiye’de kredi kartı sayısı 130.2 milyon, banka kartı sayısı 195.6 milyon, ön ödemeli kart sayısı ise 113.1 milyon adede ulaştı.

Bu kartlarla yapılan harcamalar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 artarak 1.6 trilyon TL’ye yükseldi.

Kredi kartı harcamaları 1 trilyon 366 milyar TL (+%69)
Banka kartı harcamaları 207.8 milyar TL (+%47)
Ön ödemeli kart harcamaları 32.4 milyar TL (+%78)

Ocak ayında 1.58 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleşti. Bu işlemlerin 913.2 milyonu kredi kartı, 538.1 milyonu banka kartı, 125.9 milyonu ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.

Türkiye’de vatandaşların borçluluk oranı yükselirken, tasarruf yapabilenlerin sayısı sınırlı kalıyor. Kartlı harcamalardaki artış ve borç stokundaki yükseliş, ekonomik dengelerin kırılganlığını gözler önüne seriyor.

Paylaşın

Suriye Ekonomisinin Toparlanması 50 Yıldan Fazla Sürebilir

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye ekonomisinin savaş öncesi seviyeye dönmesinin 55 yıl süreceğini açıkladı. Açıklamada, 2011 yılında başlayan çatışmaların uzun vadeli ekonomik yıkımlarına dikkat çekildi.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), “Suriye’deki Çatışmanın Etkileri: Yıkılmış Ekonomi, Yaygın Yoksulluk ve Sosyal ve Ekonomik İyileşmeye Giden Zorlu Yol” başlıklı raporunu yayınladı.

Raporda, Suriye’nin 2018 – 2024 yılları arasında yıllık ekonomik büyüme oranının yaklaşık yüzde 1,3 olduğu belirtilirken, “GSYİH’sinin 2010 seviyelerine ancak 2080 yılında, yani yaklaşık 55 yıl sonra döneceği” ifade edildi.

Raporda, Suriyelilerin onda dokuzunun yoksulluk içinde yaşadığı tahmin edilirken, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2011 öncesine göre yarıdan bile az olduğu, bunun da yaklaşık 800 milyar dolarlık bir kayıp anlamına geldiği belirtiliyor.

UNDP Yardımcı Yöneticisi ve UNDP Arap Ülkeleri Bölge Bürosu Müdürü Abdallah Al-Dardari, Suriye’nin “dış yardıma olan bağımlılığını azaltmasını” sağlayacak tek şeyin reformlar ve altyapının yeniden inşasını içeren “kapsamlı bir strateji” olabileceğini söyledi.

İşsizliğin üç katına çıktığı ve Suriyelilerin dörtte birinin işsiz olduğu vurgulanan raporda, yaptırımlar da dahil olmak üzere uluslararası izolasyonun, kötü olan ekonomiyi daha da kötüleştirdiği belirtildi.

Suriye, 40 yıldır uluslararası yaptırımlar altında bulunuyor ve bu yaptırımlar savaşın başlamasıyla birlikte önemli ölçüde arttı.

Raporda, nüfusun yüzde 75’inin sağlık, eğitim, istihdam, gıda güvenliği, su, enerji ve barınma gibi konularda insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Raporda ayrıca, ülkenin enerji üretiminin yüzde 80 düştüğü, santrallerin yüzde 70’inin hasar gördüğü, bunun da ulusal elektrik şebekesinin kapasitesinde yüzde 75’lik bir azalmaya yol açtığı belirtildi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvurularda Rekor Artış

2024 yılı içerisinde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan bireysel başvuru sayısı 70 bin 699 olurken, Yüksek Mahkeme bu başvurulardan 66 bin 798’ini sonuçlandırdı.

Anayasa Mahkemesi, 23 Eylül 2012 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki bireysel başvuru istatistiklerini kamuoyuyla paylaştı. Mahkemenin yayımladığı kapsamlı rapor, bireysel başvuruların sayısı, sonuçlanma oranları, ihlal kararlarının dağılımı ve derdest başvuruların durumuna ilişkin önemli veriler içeriyor.

Karar’dan Berfu Kargı’nın haberine göre; Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanındığı 2012 yılından bu yana toplam 650.453 başvuru yapıldı. Mahkeme, bu başvuruların 551.913’ünü sonuçlandırarak yüzde 84,9 oranında dosya karara bağladı.

Sadece 2024 yılına ait veriler, bireysel başvuru mekanizmasının yoğun kullanımını gözler önüne serdi. Yıl içinde yapılan başvuru sayısı 70.699 olurken, Mahkeme bu başvurulardan 66.798’ini sonuçlandırdı. 5.443 dosyada hak ihlali kararı verilirken, 2024 yılı için başvuruları karşılama oranı yüzde 94 olarak kaydedildi.

Anayasa Mahkemesi’nin yayımladığı verilere göre, en fazla ihlal kararı verilen hak “makul sürede yargılanma hakkı” oldu. Mahkeme bu hakka ilişkin 56.443 dosyada ihlal tespit etti. Diğer öne çıkan hak ihlalleri ise şu şekilde sıralandı:

Adil yargılanma hakkı: 6.828
Mülkiyet hakkı: 5.623
İfade özgürlüğü: 4.432

31 Aralık 2024 itibarıyla Anayasa Mahkemesi’nde halen sonuçlandırılmayı bekleyen (derdest) bireysel başvuru sayısı 98.540 oldu. Bu rakam, toplam başvuruların yüzde 15,1’ine denk geliyor.

Bireysel başvuruların önemli bir kısmını “makul sürede yargılanma hakkı”na ilişkin dosyalar oluşturdu. Bu hakka yönelik toplam 150.159 başvuru yapılırken, bunlardan 149.816’sı sonuçlandırıldı. Veriler, yargı süreçlerinin uzamasına dair şikayetlerin sistematik bir sorun olduğuna işaret ediyor.

Anayasa Mahkemesi yetkilileri, yayımladıkları istatistiklerle bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğine dikkat çekti. Mahkeme, bireysel başvurular sayesinde hak ihlallerinin tespit edilerek mağdurların korunmasının sağlandığını belirtti. Ayrıca, bu verilerin hukukçular, akademisyenler ve kamuoyu için önemli bir kaynak oluşturduğunun altı çizildi.

Bireysel başvuru hakkının 12 yıllık değerlendirmesi

2012 yılında yürürlüğe giren bireysel başvuru hakkı, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin korunması açısından önemli bir adım olarak kabul edilmişti. Aradan geçen 12 yılda yüzbinlerce başvuruya ev sahipliği yapan Anayasa Mahkemesi, özellikle yargılama süreçlerinin uzunluğu, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü gibi konularda verilen ihlal kararlarıyla dikkat çekti.

Paylaşın