Babacan, Partisinin ‘Yarına Atılım Eylem Planı’nı Tanıttı

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin ‘Yarına Atılım Eylem Planı’nı tanıttı. DEVA Partisi iktidarının ilk 90 ve 360 gününde uygulanacak 38 maddeden oluşan eylem planı, üç ana başlıktan oluşuyor. Babacan, programa ilişkin yaptığı açıklamada, Cumhuriyet dönemindeki hiçbir hükûmet programının DEVA Partisi’nin eylem planları kadar detaylı olmadığını vurguladı.

Haber Merkezi / ‘Dünyayla yarışan, özgür ve zengin bir Türkiye için dijital dönüşüm’ sloganıyla sunulan planın ayrıntılarını DEVA Partisi Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Politikaları Başkanı Burak Dalgın anlattı. Üç ana başlıktan oluşan planın “7’den 70’e dünyayla bütünleşen Türkiye” başlığını taşıyan ilk bölümünde fırsat eşitliği vurgulanıyor. 6 ila 25 yaş arasındaki bütün öğrencilere bedelsiz internet hizmeti ve müfredatın yenilenmesi vaat ediliyor.

İkinci bölümün başlığı; ‘Yoksullaşan değil, zenginleşen Türkiye’. Dijital dönüşümle beraber ekonomik atılımın hedeflendiği bu bölümde girişimcilik alanında ve özel sektöre ilişkin atılacak adımlar sıralanıyor. Kripto para ve Dijital-TL ile ilgili düzenlemelerin de önerildiği bu bölümde ayrıca teknoloji alanında tek başına çalışılan (freelance) işlerde sosyal güvencenin altı çiziliyor.

Eylem planının üçüncü bölümü ise ‘Yeni dünyaya uygun kamu hizmeti ve mimarisi’ başlığını taşıyor. Dijital dönüşüm, teknoloji ve girişimcilik odaklı yeni bir bakanlık ve bu kapsamda yeni kurumlar kurulmasını amaçlayan DEVA Partisi, dijital dönüşümle ilgili hukukî düzenlemeleri bu bölümde ele alıyor.

Cumhuriyet dönemindeki hiçbir hükûmet programının DEVA Partisi’nin eylem planları kadar detaylı olmadığını vurgulayan Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Değişimden korkmuyoruz. Ne istediğimizi, ülkemizin neye ihtiyacı olduğunu çok iyi bilerek hareket ediyoruz. İktidardaki zihniyetin Türkiye’yi dünyadan koparmasına, özgürlüklerimizi, ekonomimizi geriletmesine izin vermeyeceğiz. Dünyaya gururla ve onurumuzla bakacağız. Refah seviyemizi yükseltmek amacıyla çıktığımız yolda pusulamız özgürlükler, adalet, hukuk olacak.

“Ülkemizin içine kapanarak bir yol alamayacağını iyi biliyoruz”

Dijital dönüşümle birlikte yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor. Dijitalleşme, toplumsal ve ekonomik hayatı köklü bir şekilde değiştirdi, değiştiriyor. Türkiye, bu değişime seyirci kalamayacak kadar önemli bir ülke. Yeni bir dünya kurulurken, ülkemizin içine kapanarak bir yol alamayacağını iyi biliyoruz.

Türkiye’yi yeni buluşların ve yaratıcı fikirlerin ülkesi yapmakta kararlıyız. Kimseye ‘İcat çıkarma’ demeyeceğiz. ‘Söz büyüğün’ diyerek gençlerimizin elinden mikrofonu almayacağız. O yüzden, sevgili gençler, ne olur başımıza icat çıkarın. Başımıza yeni işler açın. Bu özellikle sizden rica ediyoruz.

Fikir ve üretim üssü olan bir Türkiye olmayı hak ediyoruz. Kendi geliştirdiği teknolojileri, kendi geliştirdiği markalarla dünyaya ihraç eden bir Türkiye hayalimiz var. Yeni teknolojilerin pınarı olmuş bir Türkiye hayal ediyoruz. Finansın, paranın oluk oluk akacağı, yatırım üssü olmuş bir Türkiye hayalimiz var. Fırsat eşitliği temelinde yükselen, hiçbir vatandaşımızın geride kalmadığı bir Türkiye hayalimiz var.

“Eylem planımız, gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı hızla kapatacak”

Arabayı sadece dikiz aynasına bakarak kullanırsak kesin kaza yaparız. Gözümüz hep ileride olacak. Ülkenin yarınlarına kilitleneceğiz. Açıklayacağımız eylem planımız, bu ülkenin hızla özgürleşmesini ve zenginleşmesini sağlayacak, gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı hızla kapatacak bir program.

İnternet, artık gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Nefes almak gibi bir ihtiyaç. Ülkeyi yönetenlere bakıyoruz, ‘Çıkar telefonunu’ diyenleri pek anlamıyoruz.  Hızlı, hesaplı, hür, hizmet odaklı ve her yerde olan internetin vatandaşın en temel haklarından birisi olduğuna inanıyoruz. İnternet ortamında özgürlükleri garanti altına almadığımız müddetçe, internetteki iyileştirmeler bir işe yaramaz. Yeni kurulacak hükûmetin diyeceği çok basit: ‘Gençler, rahatlayın. Öyle ‘Silivri soğuktur’ muhabbetini unutun, artık bunlar gündemde olmayacak. Sosyal medyada istediğiniz paylaşımı yapın. Gecenin yarısında polis kapınızda belirmeyecek. Biz ülkenin yeni yöneticileri olarak talimatı verdik: Artık hiç kimsenin kendi özgürlük alanına ilişmeyeceksiniz.’”

Babacan’ın ardından konuşan DEVA Partisi Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Politikaları Başkanı Burak Dalgın ise şunları söyledi:

 “Eylem planımız Van’da EBA’ya ulaşamayan çocuğun, İzmir’de uluslararası tahsilat alamayan freelance çalışanın işine yarayacak, Diyarbakır’da internete giremeyen gencin, Konya’da e-ihracat yapmak isteyen KOBİ’nin, Adana’da dijital tarım yapmak isteyen çiftçinin, İstanbul’da bu toplantıya gelmeye çalışırken taksi bekleyenlerin, Sinop’ta kripto parayla nasıl para kazanırım diyenlerin işine yarayacak. Yani bütün Türkiye’nin işine yarayacak.”

Dalgın, kamuda şeffaflığın ve hesap verebilirliğin sağlanması amacıyla üç yeni internet sitesi kuracaklarını söyledi:

“Bir tanesi saydamlık.gov.tr olacak. İhale şartnamelerinin ve kamu verilerinin paylaşıldığı bir platform. Vatandaş oraya gidip kendi parasının nasıl harcandığına bakacak. Bir diğeri takip.gov.tr. Devlete bir başvuruda bulunduğunuzda bu başvurunun ne durumda görmek lazım. Tıpkı bir kargo yolladığınızda onu takip etmeniz gibi… Bir diğeri ise düzenleme.gov.tr. Dijital anketlerle vatandaşlarımızdan öneriler toplayacağız.

Start-Up konusunda yenilikçi ve devrimci bir perspektifimiz var. Bu arkadaşlarımızın hukuki statüsünü, mali yükümlülüklerini, yatırım enstrümanlarını, teşviklerini, kapatılması için gereken süreleri tamamen değiştireceğiz. Bırakalım büyüsünler, birkaç sene sonra serpildiklerinde zaten bakarız.

“Teknoloji magazini değil, toplumsal değişim”

En lüks telefonları, en iyi bilgisayarları, en hızlı interneti kullanmanız tabii ki güzel bir şey ama o kendi başına bir şeyi başarmıyor. Özgürlükleri kısıtlıyorsanız, girişimcinin önüne duvarlar çekiyorsanız o aletler pek bir işe yaramıyor. Eylem planımız; bu işi bir teknoloji magazininden kurtarıp toplumsal değişime doğru ittirme planı. Bilgi çağına ulaşırken hiçbir vatandaşımızı geride bırakmayacağız. Bütün meselemiz bunun etrafında şekilleniyor.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Korkmuyoruz, Korkmayacağız

HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘Kobani Davası’nda yaptığı savunmada, “Biz halkın seçilmiş vekilleri olarak 5 yıl önce evimizden maskeli kişiler tarafından kaçırıldık. Siyasi rehineyiz biz. Bu hukuksuzluğun hesabı önce sandıkta, sonra da mahkemelerde verilene kadar direneceğiz. Tüm tehditleri ve hakaretleri misliyle sahiplerine iade ediyoruz. Korkmuyoruz, korkmayacağız. Biz suçlu değiliz, halkın öz ve öz masum evlatlarıyız. Allah’tan başka kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Demirtaş, savunmasının devamında, “Biz suçlu değiliz, halkın öz ve öz masum evlatlarıyız. Allah’tan başka kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Ne tahliyesi, siz kimsiniz ki bizi tahliye edeceksiniz! Erdoğan ve Bahçeli olduktan sonra. Adam ‘Anayasayı Mahkemesini kapatın’ diyor. Siz gerçekten onurlu olsanız cübbenizi çıkarır ‘biz hukukun üstünlüğünü kimseye ezdirmeyiz’ dersiniz” dedi.

‘Kobani Davası’nın 5’inci duruşmasının 7’nci oturumu Sincan Cezaevi Kampüsü’nde Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam edildi. Sincan Cezaevinde tutuklu bulunanlar duruşma salonunda hazır bulunurken, diğerleri SEGBİS ile katıldı.

“Uzun zamandır tutukluyuz ve ben ne suç işlediğimi bilmiyorum”

Duruşmada ilk savunmayı önceki dönem HDP MYK Üyesi Pervin Oduncu yaptı. Oduncu, AİHM’in Demirtaş ve iş insanı Osman Kavala hakkında verdiği kararın uygulanmadığını hatırlattı. Yargı bağımsızlığının iktidardan bağımsız olma anlamına geldiğini belirten Oduncu, “Yargı gerçekten böyle mi işliyor? Yargıya, hukuka güvenin olmadığı yerde demokratik işleyiş sağlanmıyor, demokrasinin işlemediği yerde güven oluşmuyor ve bu durumda ciddi krizler yaşanıyor. Verilerde Türkiye’nin hukukun üstünlüğü konusunda alt sıralara gerilediğini görüyoruz” dedi. Türkiye’nin kara para aklama konusunda gri listeye alındığını hatırlatan Oduncu, “Adaletin, hukukun önemli olduğunu düşünüyorum ve adalete güvenmek istiyorum. Uzun zamandır tutukluyuz ve ben ne suç işlediğimi bilmiyorum. Kimin malına zarar verdim, kimi öldürdüm? Türkiye’ye adaletin, barışın, özgürlüğün gelmesi için çalıştım. Demokratik siyaseti esas aldım ve bundan da vazgeçmedim” şeklinde konuştu.

“Somut bir delil bile yok. Ama yalan deliller var, yalan tanıklar var”

HDP Eski Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş tutukluluk durumuna dair söz aldı. Demirtaş, “Mahkemeniz herhangi bir hukuki karar verme yetkisine, gücüne sahip değil. Geçen hafta boyunca bu duruşmanın sonucunun ne olacağı ülkeyi yöneten siyasetçiler tarafından siyaset kürsülerinde ilan edildi. Ülkenin cumhurbaşkanı hem mütalaayı hem ara kararı hem de hükmü açıkladı. Onun küçük ortağı daha da ileri gitti ‘Anayasa Mahkemesi kapatılsın’ diyerek hukuka açık bir müdahale gerçekleştirdi” dedi.

Partili arkadaşlarıyla birlikte 5 yıldır tutuklu olduğunu ifade eden Demirtaş, “Bu 5 yıl birilerini hala tatmin etmiş değil. Önümüzdeki dönem cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Mahkeme ve heyeti dahil olmak üzere, AİHM kesinleşmiş kararıyla da somutlaşmış bir durum olan siyasi kumpas davalarında görevlendirilmiş yargı mensupları AKP-MHP’nin yeniden kazanması için bir siyasi çalışma yürütüyor. Mahkemeniz çok defa ara kararında ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ dedi. ‘Anayasa’nın 90’ıncı maddesini tanımıyorum’ dedi. Anayasa Mahkemesini, AİHM’i tanımayan bir yargı mercii, kendisine yargı mercii diyen bir mahkeme heyeti bizi hukuk adına nasıl yargılıyor?” diye sordu.

5 yıldır konuştuklarının ve söylenecek çok şey olmadığının altını çizen Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerekli savunmaları yaptık. Savunmalarımızı da halkımıza karşı sorumluluğumuz gereği olarak yaptık. Yoksa ben dahil hiçbir arkadaşımızı yargılayacağınız somut bir delil bile yok. Ama yalan deliller var, yalan tanıklar var. Ülkenin cumhurbaşkanı, AYM üyelerinin yarısından daha fazlasını atamış durumda, HSK üyelerini belirliyor. HSYK üyeleri de sizi de belirliyor. Dolayısıyla buraya sizi atayan Cumhurbaşkanıdır. Tüm devlet mekanizmasında güç sahibi olmuş siyasi kişi ki aynı zamanda bir partinin genel başkanı, neden durup durup bu davaya bu kadar müdahale eder? Türkiye’de başka dava mı yok? Kendisine sormak istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde yargılaması yapılan bir tek bu dosyalar mı var? Neden bırakmıyorsun hukuk işlesin, derdin ne? Derdin, bizim tutukluluğumuz üzerinden HDP’yi terörize ederek muhalefete saldırmanın bir aracı olarak kullanmak bu davayı.

“Korkmuyoruz, korkmayacağız”

Toplumu korkutma aracı olarak kullanıyor. Milliyetçiliği kışkırtma operasyonları davası olarak görüyor. Bir diğeri öç alma davası olarak kullanıyor. AİHM, Anayasa bunu demiş, bunlar hukuk meselesi. Hukuk tartışması mahkemelerde tartışılır ama burası bir mahkeme değil. Yargı üzerindeki siyasi baskı kalktığı zaman burası mahkemeye dönüşecek. Bir gün mutlaka dönecek ama o gün sanık sandalyesinde oturanlar Kobanî’nin gerçek katilleri olacak. Bugüne kadar hiç tahliyemi talep etmedim çünkü beni tutuklayan siz değilsiniz, bırakacak olan da siz değilsiniz. Erdoğan’ın talimatıyla burada tutuklu bulunuyoruz. Halkımıza güveniyoruz. Biz dimdik onurumuzla direniyoruz. Halkın iradesiyiz biz. Biz halkın seçilmiş vekilleri olarak 5 yıl önce evimizden maskeli kişiler tarafından kaçırıldık. Siyasi rehineyiz biz. Bu hukuksuzluğun hesabı önce sandıkta, sonra da mahkemelerde verilene kadar direneceğiz. Tüm tehditleri ve hakaretleri misliyle sahiplerine iade ediyoruz. Korkmuyoruz, korkmayacağız. Biz suçlu değiliz, halkın öz ve öz masum evlatlarıyız. Allah’tan başka kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Ne tahliyesi, siz kimsiniz ki bizi tahliye edeceksiniz! Erdoğan ve Bahçeli olduktan sonra. Adam ‘Anayasayı Mahkemesini kapatın’ diyor. Siz gerçekten onurlu olsanız cübbenizi çıkarır ‘biz hukukun üstünlüğünü kimseye ezdirmeyiz’ dersiniz.

“Bulaşmayın bu suça. Bu devleti tanıyorum”

Bir hukukçu olarak da bu kumpasa dahil edilmek istenen hukukçulara sesleniyorum: Daha ağır suçlara dahil ediliyorsunuz. Ben de bunu tarih not düşsün diye söylüyorum ki Vizontele’de olduğu gibi sonra ‘vay ben duymadım, görmedim’ olmasın. AİHM kararı tutuklu tüm arkadaşlarımı ilgilendiriyor. Ama derdiniz kişisel olarak benimleyse diğer arkadaşlarımı bırakın. Size minnet etmiyorum, meydan okuyorum. Ben siyasetçiyim, seçimler gelecek burada da siyaset yaparım. Ama arkadaşlarımın özgürlüklerini iade edin. Bir gün halkın iradesiyle son bulacak ve bize karşı işlenen suçlar hukuk önünde mutlaka karşılığını olacak.

Kırmızı ışıktan geçsem ödüm kopuyor size maşallah nasıl bu kadar büyük suça ortak oldunuz. Bu ülkenin yurttaşı olarak söylüyorum, bulaşmayın bu suça. 12 yıl parlamentoda görev yaptım, bu devleti tanıyorum. Hesap sorulur. Net söylüyorum, sorulur. Kimsenin yanına bırakmaz. Benim kara kaşım, kara gözüm için değil Türkiye devletini batırdılar. Devleti yıkmayı başaran Bahçeli ve Erdoğan oldu. Ne yargı kaldı ne üniversite kaldı ne ekonomi kaldı, insanların açlıktan nefesi kokuyor. Siz bu ülkenin yurttaşlarısınız. Yurtlarda kaldınız bizim gibi. Günü geldi bir öğün yemekle karnımızı doyurup okulu bitirdik. Sizin üzerinizden ne yapıldığını görmüyor musunuz? Bir günde doları 2 TL artırıp trilyonlar götürdüler. Asgari ücrete mecbur bırakılan milyonlarca insan var. Türkiye Cumhuriyeti bunu hak ediyor mu?

Sizin haddinize mi ya bizi katil ilan etmek!

Kendimiz için bir şey istemiyoruz. Biz siyasetçiyiz, siyaset yürütüyoruz, mezarda da olsak yürütürüz. Size ne oluyor? Yapmayın etmeyin. Ben bu davada çok konuşmayacağım. 5 yıldır zaten aynı iddianamelerde savunma verdik. AİHM ihlal kararı verdi. Şimdi sizin karşınıza çıkıp ne diyeceğim? Türkiye’nin en temiz, en onurlu siyasetçileri, insanlar var karşınızda. Şiddete bulaşmadık, barış için uğraştık. Yapmayın. Ne karar verirseniz verin muhtemel siyasetin dışında bir karar olmayacak ama Allah aşkına bunu düşünün. Gece gündüz nedir ya Erdoğan’ı, Bahçeli’si, Soylu’su hakkımızda ‘katiller’ deyip duruyor. Sizin haddinize mi ya bizi katil ilan etmek! Daha yargılama bitmedi ama 50 defa katil ilan ettiler. Mahkeme bunun karşısında sessiz kalıyor.

Erdoğan ve Bahçeli’nin derdi yargı bağımsızlığı değil. Kendileri dışında kimse karışmasın istiyorlar. ‘Seloyla ilgili yargı ne diyorsa onu çıkartamayacaksınız’, diyor. Yani diyor ki ‘ben ne dersem o.’ Şimdi ben size soruyorum, Selo’yu çıkartabilecek misiniz haydi bakalım. Halkımız korkmasın bu ülkeye demokrasiyi, barışı, eşitliği halklar getirecek, biz de halkımızın hizmetinde, emrinde olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

BM’de Olağanüstü Bir Tanık: Dinazor

Birleşmiş Milletler, fosil yakıtları yakmanın tehlikeleri ve küresel ısınma hakkında tanıklık etmesi için ‘olağanüstü bir tanık’ çağırdı, bu tanık bir ‘dinozor’du.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi (COP-26) öncesi sosyal medyada ilginç bir video yayınlandı. Videoda, dinozor, New York’taki ünlü BM Genel Kurul Salonu’nu bastığı ve oradaki üst düzey diplomatlara ‘yok oluşun kötü bir şey olduğunu’ söyledi.

Dinazor, konuşmasının devamında, “Bir iklim felaketine doğru gidiyorsunuz. Yine de hükümetler, fosil yakıtları sübvanse etmek için her yıl yüz milyarlarca kamu parası harcıyor. Bu milyarları her yıl dev meteorları sübvanse etmek için harcadığımızı hayal edin” dedi.

Video, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) inandırıcı olmasına dair ciddi bir mesaj taşıyor. UNDP tarafından yayınlanan bir raporda, dünya genelinde her yıl yaklaşık 423 milyar doların, fosil yakıtları sübvanse etmek için harcadığı belirtildi.

Bu rakam, fosil yakıt emisyonlarının çevreye ve insan sağlığına verdiği zarar gibi, petrol, kömür ve gaz yakmanın dolaylı maliyetlerini içermemektedir. BM Genel Sekreteri António Guterres, artan fiyatların “toplumsal huzursuzluğa” yol açabileceği nedeniyle fosil yakıt sübvansiyonlarına son verilmesi çağrısında bulundu.

Paylaşın

Açlık Sınırı 3 Bin, Yoksulluk Sınırı 10 Bin Lirayı Aştı

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Ekim 2021 Açlık ve Yoksulluk verilerini açıkladı. Buna göre, ekim ayında açlık sınırı 3.093,20, yoksulluk sınırı 10.075,58 TL oldu. Verilere göre, yılın ilk on ayı itibariyle fiyatlardaki artış yüzde 19,43 oranında gerçekleşti.

Haber Merkezi / Türk-İş araştırmasının Ekim 2021 ayı sonucuna göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 3.093,20 TL oldu.

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 10.075,58 TL, bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 3.771,96 TL oldu.

Asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki makas Ekim ayında da açılmaya devam etti. Buna göre asgari ücret ile bir kişinin yaşam maliyeti olan 3.772 TL arasındaki fark bu ay itibariyle 946 TL’ye ulaşmıştır.

‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı’ araştırmasının ekim sonuçları, gıda maddeleri fiyatlarında artışın devam ettiğini ortaya koydu.

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarı bir önceki aya göre yüzde 1,45 oranında artış gösterdi.

Yılın ilk on ayı itibariyle fiyatlardaki artış yüzde 19,43 oranında gerçekleşti.

Gıda enflasyonunda son on iki ay itibariyle artış oranı yüzde 24,61oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 19,95 olarak hesaplandı.

Paylaşın

Uykusuz, Doları Kapağına Taşıdı: Ekonomiyi Ti’ye Aldı

Haftalık mizah ve karikatür dergisi Uykusuz, bu haftaki kapağına doları taşıdı ve usta oyuncu Kemal Sunal’ın “Çöpçüler Kralı” filmindeki sözleriyle ekonomi ti’ye alındı.

Haber Merkezi / Uykusuz, bu haftaki kapağına doları taşıdı. Kapakta yer alan karikatürde “Kur parkı açıldı milletimize hayırlı olsun” denilirken; “10 liraya gidecekmiş iki gözümün çiçeği” mesajları ile usta oyuncu Kemal Sunal’ın “Çöpçüler Kralı” filmindeki sözleriyle ekonomi ti’ye alındı. Uykusuz’un kapağı şöyle:

Uykusuz Dergisi, 2007 yılının Ağustos ayında Penguen dergisinden ayrılan Yiğit Özgür, Ersin Karabulut, Oky, Umut Sarıkaya, Uğur Gürsoy ve Memo Tembelçizer isimli altı karikatürist tarafından kuruldu ve yayın hayatına 5 Eylül 2007 günü başladı. Derginin isminin Uykusuz olmasını, Yiğit Özgür, “Çok isim düşündük, sonra halimize bakıp ‘Uykusuz’dan başka ne olabilir ki abicim’ dedik.” sözleriyle açıklamıştır.

Kapak; gündemi belirleyen siyasi, ekonomik ya da sosyal olayları karikatürize eder. Dergi günümüzdeki hemen hemen tüm haftalık mizah dergilerinde olduğu gibi ülke gündemine yön veren olayları konu alan iki sayfalık bir girişi içerdikten sonra, çizerlerin kişisel karikatür köşeleri ve çizgi romanları ile mizah yazılarını barındırır.

Sondan bir önceki sayfada ise “Gelen Kutusu” adı altında amatör çizerlerin gönderdiği çalışmalara ayrılan bir bölüm yer alır. Derginin sayfa düzeni değişiklik gösterebildiğinden, arka kapakta yer alan Otisabi iç sayfalarda yer alıp, derginin iki kapakla çıktığı da olmaktadır.

Paylaşın

CHP’den Suriye Ve Irak Tezkeresi İçin 14 Soru

Irak ve Suriye’ye asker göndermeyi içeren tezkerenin süresi, CHP ve HDP’nin ‘hayır’ oylarına karşı AK Parti, MHP ve İYİ Parti’nin ‘evet’ oylarıyla 2 yıl daha uzatılırken, CHP Grubu, tezkereye yönelik 14 soru yöneltti.

Haber Merkezi /  CHP, yönelttiği sorularda Suriye politikasına ilişkin değişiklik olup olmadığını ve tezkerenin neden iki yılı kapsadığını sordu. IŞİD ile mücadele konusuna da yer verilen 14 soru şu şekilde:

1- Suriye’ye asker göndermek için ilk izin tezkeresini çıkardığımız 2012 yılında Suriye politikası neydi, bugünkü tezkere için yürütülen Suriye politikası nedir?

2 -Süreç içindeki tüm tezkereler bir yıl için çıkartılırken, bu son tezkere neden 2023 sonuna kadar uzanan 2 yılı kapsıyor?

3- Son tezkerelerde yer alan Fırat’ın doğusu vurgusuna ne oldu?

4-Barış Harekatı’nın ana hedefini oluşturan; Fırat’ın doğusunda “145 kilometre uzunlukta 30 kilometre derinlikte güvenli bölge”ye ne oldu?

5-Bizzat Milli Savunma Bakanı açıklamıştı; “güvenli bölge için mutabakat sağlanmıştı, Suriyeli mülteciler, bölgeye yerleştirilecekti”. Üzerinden 2 yıl geçti, güvenli bölgeye, Suriyeli mültecilerin taşınması projesine ne oldu?

6-Tezkerede atıf yapılan Astana sürecinde verdiğimiz taahhütlere ne oldu? İdlip’teki terör unsurlarını ayrıştırıp, temizleyebildik mi?

7-Astana sürecine dayanarak İdlip çevresinde kurduğumuz 12 gözlem kulesinin akıbeti ne oldu?

8-Gözlem kulelerinin kaç tanesini, hangi gerekçeyle boşalttık? TSK kontrolünde bulunduğu söylenen 5 gözlem kulesinin güvenliği nasıl sağlanıyor? Bu gözlem kuleleri için politikamız nedir?

9-Büyük önem atfettiğiniz M4- M5 otoyollarının güvenliği ne oldu? Askerlerimiz Rus askerleriyle birlikte devriye yapıyor mu?

10- Suriye’de 33 askerimizi şehit eden Rusya’ya nasıl bir karşılık verildi?

11-Son dönemde Suriye’de şehit edilen askerlerimizin kimler ve hangi odaklar tarafından katledildiği neden açıklanmıyor?

12-Suriye’de askerlerimizin yakılarak öldürülmesi talimatı veren IŞİD militanı Türkiye’de neden serbest bırakıldı?

13-IŞİD sadece Suriye’de mi hedef?

14-Tüm bu yaşananlar sonrasında;

Suriye’den Türkiye’ye yönelik olası yeni göç dalgasına karşı sınırlarımızı nasıl koruyacağız? Hangi tedbirleri uygulayacağız? Bir planınız var mı?

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon yetkisini uzatan tezkereye hayır oyu vereceklerini duyurmuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı:

Bizim askerlerimiz şehit olsun bunu istiyor beyefendi. Neden garibanın evladı çocuğu orada şehit olsun? Komando marşı söyleyen TÜGVA’cılar var. Gönder kardeşim onları Suriye’ye başkomutanı da Bilal Erdoğan olsun.

Paylaşın

Akşener’den ‘Ekrem İmamoğlu Ve Mansur Yavaş’ İçin Yeşil Işık

İYİ Parti lideri Akşener, katıldığı bir programda, cumhurbaşkanı adaylığına yönelik yaptığı açıklamada, “Ekrem İmamoğlu da Mansur Yavaş da Millet İttifakı’nın belediye başkanları. İki ismin de seçilmesi için gayret gösterdim. Sayın Kılıçdaroğlu iki arkadaştan birini aday gösterdiği halde biz ‘hayır’ demeyiz” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 10 ülkenin Türkiye büyükelçilerinin sınır dışı edilmesine dair talimatına ilişkin olarak “Bir ruh hastalığının dış politikaya yansıması var. Çok uzun zamandır bizim dış politikadaki her işimizin iç politikanın ana malzemesi edildiği, ciddi bir devlet krizi var” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Karar TV’de Gündem Özel programında açıklamalarda bulundu. Oluşturmak istedikleri yeni sisteme ilişkin, “Cumhurbaşkanı nedir, kimdir’ üzerinde bu derece tartışırsak bu ıskalanıyor. Ben aday değilim diyerek hedefimizin ne olduğunu söyledim” açıklaması yapan Akşener, Cumhurbaşkanlığı’na dair herhangi bir çalışma yapmadığını ve yapmayacağını söyledi.

“Kılıçdaroğlu, iki arkadaştan birini aday gösterirse hayır demeyiz”

Kendi adaylarının 13. Cumhurbaşkanı olacağını ifade eden Akşener, “Ama bu kişi yeni bir Tayyip Erdoğan olmayacak” ifadelerini kullandı.

Akşener, “Ekrem İmamoğlu da Mansur Yavaş da Millet İttifakı’nın Belediye Başkanları. İki ismin de seçilmesi için gayret gösterdim” diyerek, “Sayın Kılıçdaroğlu iki arkadaştan birini aday gösterdiği hâlde biz hayır demeyiz. 63 ilin ilçelerinde insanlarla görüşüyorum. Muhalif seçmeni iki arkadaşımız üzerinden taraftarlaştırmaya döndü bu iş. Bunu yanlış buluyorum. Taraftarlaşan insanlar o insanların arkasında yürüyecek mi yürümeyecek mi diye bir endişem var. Tek ve ortak adayla gidilmesini de öneriyorum. Sayın Kılıçdaroğlu döner de iki arkadaştan birini aday gösterirse hayır demeyiz” ifadelerini kullandı.

“İç mesele olmaktan çıktı”

Akşener, “Elbette bu ülkede görev yapan bir yabancı büyükelçilerin Türkiye’nin içişlerine karışır gibi algılanacak bir eylemden söylemden uzak durması gerekir. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını uyacağınıza dair de imza atmışsınız. AHİM’nin kararlarının uyacağına imza atmış bir ülkenin, o mahkemenin kararlarına uymamış olması bir iç mesele olmaktan çıkmıştır. Bunun üzerinden, ‘Bu karara uyun, gereğini yapın’ denilmesi, böyle bir açıklaması olabilir” diye konuştu.

Büyükelçilerin açıklamalarına da değinen Akşener, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün Amerikan Büyükelçisi ile başlayan, arkasından diğer büyükelçilerin devreye girdiği 41 maddeye uygun davrandıklarını teyit ettiler. Bunu ‘Biz yanlış iş yapmadık kardeşim’ diye okuyabilirsiniz. ‘Uluslararası bir sistemin sonuçlarını söyledik’ diye olabilir. Erdoğan’ın esip gürleyip yerine getirmemesine baktığımız zaman ise, Türkiye’nin dış politikasında hatalı da olsa gereğini yaparsınız. ‘Vururum ha, taş atarım ha’ diye ilan ede ede bir dış politika anlayışı olması mümkün değil. Bu şahsım devletidir. Partili cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği bir durumdur.”

Yaşanan gelişmelerden dolayı Türkiye adına üzgün olduğunu belirten Akşener, “Ben isterim ki elçiler ‘özür dileriz’ diyebilsinler. İsterdim ki bu ülkenin hakimleri Osman Kavala’yı sevmenin ötesinde herhangi bir kişinin hukuki olarak şaibeli bir durumda olmasın. Elçileri savunmuyorum. Asıl iğrenç olan, vahim olan, şahsa göre ‘bugün geliyor ha’ denmesidir. Ben ülkem adına çok üzgünüm. Dış politikada bir ciddiyet olur. Dış politika 150 yıldır bir hafızanın var olmasıyla, devredilmesiyle, başından itibaren de rasyonel bir bakış açısıyla yürüdü. 150 yıldır böyle bir dış politika mantığı var” görüşünü dile getirdi.

Akşener sözlerini şöyle sürdürdü:

“Osmanlı’nın yolculuğunu cumhuriyet yarıda kesmemiş. Akıldan uzak, rasyonaliteden uzak şahsi, kişisel bir hale geldi. Bir ruh hastalığının dış politikaya yansıması var. Çok uzun zamandır bizim dış politikadaki her işimizin iç politikanın ana malzemesi edildiği, ciddi bir devlet krizi var”

Paylaşın

Nefes Kesen Derbinin Kazananı Beşiktaş

Süper Lig’in 10. haftasında Beşiktaş ile Galatasaray, Vodafone Park’ta karşı karşıya geldi. Beşiktaş, Cyle Larin’in 40. ve 64. dakikalarda  kaydettiği gollerle sahadan 2-1 galip ayrıldı. Galatasaray’ın tek golünü ise 35. dakikada Cicaldau’dan geldi.

Haber Merkezi / Beşiktaş, bu galibiyet ile puanını 20’ye yükseltirken, Galatasaray ise 17 puanda kaldı. Süper Lig’in 12. haftasında Beşiktaş, Hatayspor’a konuk olacak. Galatasaray ise Gaziantep FK’yi ağırlayacak.

Karşılaşmadan dakikalar:

5. dakika Beşiktaş etkili geldi. Pjanic’in ortasında Larin topu indirdi. Batshuayi’nin vuracağı sırada Marcao araya girdi. 7. dakika Siyah beyazlı ekip bu kez sol taraftan atak geliştirdi. Umut Meraş’ın ceza sahası dışından şutu savunmadan sekti. Muslera tehlikeyi sezip çıktı ve topun kontrolünü sağladı.

10. dakika Direkten dışarı. Pjanic’in sağ taraftan kullandığı serbest vuruşta top üst direkten auta çıktı. Rosier’in pasıyla ceza alanı sağ çaprazında topla buluşan Batshuayi’nin vuruşunda top yandan dışarı gitti.

20. dakika Alex Teixeira’nın karşı karşıya pozisyonda yaptığı vuruşta top yan ağlarda kaldı. 28. dakika Alex Teixeira ceza sahası içinde yerde kaldı, Beşiktaşlı oyuncular penaltı bekledi. Ancak hakem ofsayt kararı verdi.

30. dakika  Galatasaray tehlikeli bir noktadan serbest vuruş kazandı. Cicaldau’nun kullandığı serbest vuruşta top kalenin üzerinden auta çıktı. 35. dakika Cicaldau, 35. dakikada takımını öne geçiren golü kaydetti. Galatasaray’da Kerem’den topu alan Cicaldau’nun ceza sahası dışından vurduğu şut ağlarla buluştu. (0 – 1)

40. dakika Larin, 40. dakikada maça dengeyi getiren golü kaydetti. Umut Meraş’ın ortasına kale alanı içinde iyi yükselen Larin, kafayı vurdu ve topu ağlara yolladı. (1 – 1)  47. dakika Rachid Ghezzal’ın sağ çaprazdan şutunda top Muslera’da kaldı.

57. dakika Beşiktaş, Cyle Larin ile gole yaklaştı. Rosier’in ortasında Larin topa vuracakken Yedlin araya girdi. 60. dakika Bu sefer Galatasaray etkili geldi. Ani gelişen Galatasaray atağında Van Aanholt’un şutu kaleci Ersin’de kaldı.

64. dakika Beşiktaş, Larin’in golüyle 2-1 öne geçti. Pjanic’in sağ kanattan kullandığı köşe vuruşunda ön direkte Necip kafayla topu arkaya çevirdi, kale alanı önünde Larin topu ağlara gönderdi. (2- 1) 66. dakika  Galatasaray, gole çok yaklaştı. Halil Dervişoğlu’nun etkili şutu direğin dibinden auta çıktı.

81. dakika  Galatasaray penaltıdan yararlanamadı. Vida’nın eline topun çarpması sonucu hakem Fırat Aydınus beyaz noktayı gösterdi. Topun başına Mostafa Mohamed geçti. Penaltıda köşeyi doğru tahmin eden Ersin gole izin vermedi. 90. dakika Galatasaray beraberlik golü için yükleniyor. Babel’le duvar pası yapan Kerem Aktürkoğlu yayın gerisinden kaleyi denedi, top üstten auta çıktı.

Stat: Vodafone Park

Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Erdem Bayık

Beşiktaş: Ersin Destanoğlu- Rosier, Necip Uysal (Dk. 90+3 Welinton), Vida, Umut Meraş, Josef, Pjanic, Teixeira (Dk. 83 Salih Uçan), Ghezzal (Dk. 89 Kenan Karaman), Larin, Batshuayi (Dk. 90+3 Güven Yalçın)

Galatasaray: Muslera- Yedlin (Dk. 78 Ömer Bayram), Marcao, Nelsson, van Aanholt, Berkan Kutlu, Taylan Antalyalı (Dk. 63 Halil Dervişoğlu), Cicaldau (Dk. 90 Barış Alper Yılmaz), Morutan (Dk. 64 Babel), Kerem Aktürkoğlu, Diagne (Dk. 78 Mohamed)

Goller: Dk. 39-Dk. 64 Larin (Beşiktaş) – Dk. 35 Cicaldau (Galatasaray)

Paylaşın

Demirtaş: Demokrasi, Devlet Tarafından İnşa Edilmez

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, Artı Gerçek için kaleme aldığı yazısında, “Demokrasi devlet tarafından inşa edilmez, devlet demokrasi kültürünü yaratmaz, yaratamaz. Devlet, en fazla demokrasinin önünde engel olmakta çıkabilir veya demokrasi kültürünün gelişmesine destek olabilir. Demokratik devlet budur, bu kadardır.” ifadelerine yer verdi.

Yaklaşık beş yıldır Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin olarak değerlendirmelerde bulundu.

Demirtaş, Artı Gerçek için kaleme aldığı yazısında demokrasi için kaygılarını dile getirdi. Bir coğrafyada mutfak kültürünün bile gelişmesinin yüz yıllar aldığını ifade eden Demirtaş, ‘bir davranışın kültüre dönüşmesi için nesiller boyunca sürdürülmüş, tekrarlanmış olması gerektiğini’ ifade etti. Demirtaş, şunları kaydetti:

“Dini inançlarımız, dillerimiz, geleneklerimiz, yaşam tarzlarımız nesiller boyunca sürüp gelebilmişse kültürümüzün parçası olabilmiştir ancak. Peki bütün bu kültürel mirasımız içinde demokrasinin yeri ne kadar? Maalesef yok denilecek kadar az. Hatta üzüntüyle söyleyebiliriz ki bizim bir demokrasi kültürümüz yok. Mutfak kültürümüzün yüzde biri kadar bile demokrasi kültürümüz yoktur.”

Demirtaş, “Demokrasi kültürü yeşerirse işte o, kalıcı bir kazanım olur ve hiçbir iktidar onu toplumun elinden alamaz. Mutfak kültürümüz gibi kalıcı olur. Şimdi mutfakta çalışma zamanı. Hep birlikte” dedi.

Demirtaş’ın ‘Demokrasi kültürü’ başlığıyla yayımlanan yazısının tamamı şöyle:

“Hayatta eksikliğini en çok hissettiğimiz şey her neyse haliyle en çok onu arzular, onu ararız. Son yıllarda demokrasiyi bunca tartışmamızın, mücadelemizin odağına yerleştirmemizin nedeni de budur ve doğaldır, olması gerekendir. Çünkü yaşananlar, yaşatılanlar toplumu ve bireyi nefessiz bırakıyor, yaşam alanlarımızı daraltıyor, zaten azıcık kalmış neşemizi de çalıyor, ekmeğimizi de.

Demokrasi, anlamı üzerinde uzlaşılabilmiş bir kavram değil. Hakkında herkesin kendine özgü bir tanımı var. Kim en çok neyin yoksunluğundan muzdaripse oradan tutarak tanımlıyor demokrasiyi. Her birimiz kendi yaramızı, kanayan yerimizi tutarak demokrasi denilen merhemi arıyoruz. Bunda yadırganacak, anormal görülecek bir şey yok, bu da doğal.

Evrensel hukuk ve insan hakları belgelerine dayanarak genel bir demokrasi tanımı da yapılabilir. Devlet yönetiminde, toplumsal ilişkilerde, ekonomide, bireyler arası ilişkilerde veya özel alanda demokrasinin asgari ilkeleri rahatlıkla belirlenebilir. Atina şehir devletlerinden bu yana süregelen demokrasi uygulamaları incelenerek en iyi demokratik yönetim modelinin ne olduğu da teorik açıdan ortaya konulabilir. Demokratik ilkeler Anayasa’ya, yasalara, yönetmeliklere, bürokrasiye tümden hakim kılınabilir.

Bunların hepsi mümkündür ve olasıdır. Hepsi ve daha fazlası Türkiye’de de yapılabilir. Zaten önümüzdeki seçimi bu denli önemli kılan da tarihimizde ilk defa bir seçime demokrasi isteğini, demokrasi vaadini merkeze oturtarak gidecek olmamızdır. Bu, güzel ve sevindirici bir gelişme. Bedelleri ağır olmuştur ancak nihayet demokrasi arayışı toplumsal ve siyasal muhalefetin öncelikli gündemi haline gelmiştir. Bunu küçümsememek lazım. Bu kazanımları bir kenara koyalım, tamam. Fakat benim içim yine de rahat değil. Halen bir şeyler eksik sanki. Hem de esaslı bir şeyler. O halde ben de en fazla kanayan yerimden tutarak anlatmaya çalışayım.

Çoğunlukla annelerimize borçlu olduğumuz bir mutfak kültürümüz var, değil mi? Annelerimiz bu kültürü kendilerinden önceki nesillerden devralmış, üstüne kendi birikimlerini de katarak günümüze kadar taşımıştır. Sıradan ve basit gibi görünen bir mutfak kültürünün oluşması bile yüzyıllara dayanır. Öyle, göründüğü gibi kolay oluşmaz, kolayca da yok olmaz. Kültürün genel özelliğidir bu. Mutfak kültürümüz yaşamımızın o kadar doğal bir parçası haline gelmişti ki, komşudan gönderilip soframıza konulmuş bir yemeği bile tadına bakar bakmaz fark ederiz. Ya tuzu ya baharatı ya da pişme seviyesi annemizinkinden mutlaka farklıdır.

Bir davranışın kültüre dönüşmesi için nesiller boyunca sürdürülmüş, tekrarlanmış olması gerekir. Dini inançlarımız, dillerimiz, geleneklerimiz, yaşam tarzlarımız nesiller boyunca sürüp gelebilmişse kültürümüzün parçası olabilmiştir ancak. Peki bütün bu kültürel mirasımız içinde demokrasinin yeri ne kadar? Maalesef yok denilecek kadar az. Hatta üzüntüyle söyleyebiliriz ki bizim bir demokrasi kültürümüz yok. Mutfak kültürümüzün yüzde biri kadar bile demokrasi kültürümüz yoktur. Çünkü geçmişte nesiller boyu sürdürülebilmiş bir demokrasi deneyimimiz yok. Tersine, sık sık kesintiye uğramış, darbelenmiş demokrasi enkazının afetzedeleri gibiyiz.

“Demokrasi devlet tarafından inşa edilmez”

Peki hal böyleyken, önümüzdeki seçimle birlikte demokrasiye geçeceğimize dair umut pompalamanın kime ne yararı olabilir? Baskıcı bir yönetimin değişmesi, otomatik olarak demokrasiye geçtiğimiz anlamına mı gelir? Elbette hayır. Meselenin bu kadar basite indirgenerek ele alınması, doğrusu canımı çok sıkıyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilince her şey tastamam olacakmış gibi bir hava yaratılıyor sanki. Ben bu bakış açısını son derece yetersiz görüyorum. Devlet yönetimi, eskisine göre kısmen demokratikleşince demokrasi sorunu tümden çözülecek diye düşünenler demokrasiyi zerrece bilmiyorlar kanımca. Oysa demokrasi devlet tarafından inşa edilmez, devlet demokrasi kültürünü yaratmaz, yaratamaz. Devlet, en fazla demokrasinin önünde engel olmakta çıkabilir veya demokrasi kültürünün gelişmesine destek olabilir. Demokratik devlet budur, bu kadardır.

Demokrasiyi inşa edecek olan, giderek bir kültüre dönüştürecek olan esas özne toplumdur, bireydir. Toplum ve bireyler de bunu siyasetle değil, sadece ve sadece eğitimle (milli eğitimi kast etmiyorum elbette), sanatla, edebiyatla yapabilir. Çünkü demokrasi bir yasa, anayasa meselesi değil, kültür meselesidir. Anayasa ve yasalar, bu sürece yasakçı olmamakla yardımcı olabilir sadece.

Mesela eğitim müfredatına ilkokuldan üniversiteye kadar zorunlu insan hakları, ayırımcılık, demokrasi, eşitlik dersleri konulmadan; evrenin, yerkürenin, insanlığın bilimsel ve evrimsel tarihi anlatılmadan; dinler, inançlar, devletler tarihi objektif şekilde bilimsel olarak öğretilmeden profesör yetiştirseniz de demokrat insan yetiştiremezsiniz.

Sinema filmlerinde, dizilerde, reklamlarda, tiyatro oyunlarında, romanlarda, öykülerde, resimlerde adaleti, kadın özgürlüğünü ve eşitliğini, tarihsel acılarımızı ve travmalarımızı, sömürüyü, doğa katliamını, hayvan dostlarımıza sevgiyi anlatamamışsanız sanatçı olsanız ne yazar dünya starı olsanız ne yazar.

Sivil toplum örgütlerinde, medyada, üniversitelerde, sendikalarda, fabrikalarda, siyasi partilerde demokratik işleyişi, karar alma ve denetleme süreçlerine hakim kılmamışsanız emeğin ve emekçinin hakkını layıkıyla teslim etmemişseniz başkan olsanız ne yazar patron olsanız ne yazar rektör olsanız ne yazar.

Kadını eve kapatmayı maharet sayıp ona köle gibi davranıp söverek, onu döverek, katlederek, aşağılayarak kendi kişisel iktidarınızın keyfini sürerken güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunsanız ne yazar muhalif olsanız ne yazar.

Sizin kimliğinizden, dininizden, mezhebinizden, cinsiyetinizden, milletinizden olmayana selamı bile çok görürken; partinizden, mahallenizden, tuttuğunuz takımdan olmayanla aynı masaya oturmayı, aynı fotoğraf karesine girmeyi zul sayarken yüzde 60 alsanız ne yazar yüzde 90 alsanız ne yazar.

“Demokrasi kültürü yeşerirse işte o, kalıcı bir kazanım olur”

Demokrasi bir kültür meselesidir. Seçim sandığına sıkıştırılamayacak kadar ciddi bir yaşam tarzıdır, davranışlar bütünüdür. Bizim neslimiz demokrasinin kültüre, bir yaşam tarzına dönüştüğünü görebilecek kadar uzun yaşamayacak. Ancak bizim neslimiz, demokrasi kültürünün tohumlarını bu kadim coğrafyaya atmakla sorumlu ve görevlidir. Bu nedenle, seçim çalışmaları dahil olmak üzere tüm süreçler geleceğin demokrasi kültürünü inşa etmenin parçası olarak ele alınmalıdır. Tüm söylemler, tüm programlar, tüm ilkeler, tüm planlamalar bu amaca hizmet edecek düzeyde öngörüyle hayata geçirilmelidir. Yüzeysel ve taktiksel demokrasi yaklaşımları demokrasinin kökleşmesine, kurumsallaşmasına ve giderek bir kültüre dönüşmesine katkı sağlamayacağı gibi, demokrasi yürüyüşünü de sonuçsuz bırakır.

Unutmayın ki hiçbirimiz henüz kültürel açıdan demokrat değiliz; ya teorik demokratlarız ya da sahte demokratlar. Meseleye bir de buradan bakalım istedim, işin esası budur bence. Yoksa iktidarlar gelip geçicidir, bugün var yarın yoklar. Demokrasi kültürü yeşerirse işte o, kalıcı bir kazanım olur ve hiçbir iktidar onu toplumun elinden alamaz. Mutfak kültürümüz gibi kalıcı olur. Şimdi mutfakta çalışma zamanı. Hep birlikte.”

Paylaşın

İYİ Parti 4 Yaşında: Akşener’den ‘Seçim Manifestosu’ Gibi Konuşma

İYİ Parti’nin 4. kuruluş yıl dönümü İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen bir etkinlikle kutlandı. Etkinlik kapsamında partililere seslenen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Artık biz hazırız, şimdi onlar düşünsün” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / “Türkiye yeni bir çağrıyı bekliyor. Anneler, babalar, gençler bizi dinliyor” diyen Akşener, “Bu aziz millet bizleri sevdi, bağrına bastı. Milletimiz bize teveccüh gösterdi” dedi. “İstanbul Sözleşmesi’ni kayıtsız şartsız hayata geçireceğiz” diyen Akşener, “İYİ Parti iktidarında kadın işgücüne daha fazla katılacak. İş hayatında hak ettiği değeri görecek” ifadelerini kullandı.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi hakkında konuşan Akşener, “Kararları ortak akılla alacağız. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nden kurtulacağız. Tüm keneleri söküp atacağız. Devletin kontrolünü yasalara, kanunla bağlı kılacağız. Her kararımızda milletimize başvuracağız” dedi.

Dış politikaya ilişkin görüşlerini açıklayan İYİ Parti lideri Akşener, “Bizimle birlikte rasyonel, planlı ve programlı bir dış politika gelişecek. Dost kazanan bir anlayışla adımlar atacağız. Sığınmacı sorununa yönelik hamleleri süratle yapacağız. Sığınmacılar vatanlarına kavuşurken biz de rahatlamış bir Türkiye olacağız” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Akşener’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Bugün bir dönüm noktasındayız. Bu aziz millet bizleri sevdi, bağrına bastı. Milletimiz bize teveccüh gösterdi. İYİ Parti’yi Türkiye’yi yönetme hayaliyle kurduk. Emin adımlarla iktidara yürüyoruz. Artık biz hazırız, şimdi onlar düşünsün.

İstanbul Sözleşmesi’ni amasız fakatsız hayata geçireceğiz. Kadınlara şiddet uygulanmasını görmezden gelmeyeceğiz. İktidar şiddet gören kadınları görmezden geldi. Bu ülkeyi kadınlarla el ele verip yeniden ayağa kaldıracağız. Milletimiz yetkiyi verdiğinde kararları ortak akılla alacağız.

Partili cumhurbaşkanlığı kararından kurtulacağız. İyileştirilmiş parlamento sistemiyle yeniden kutlu bir hale getireceğiz. Yandaş kavramını kaldıracağız. Milletin sırtındaki keneleri kaldıracağız. Artık karar veren millet olacak. Özgür düşünceyi savunacağız.

“Herkes kazanacak”

Torpil olmayacak. Önceden hazırlanan listeler olmayacak. Eğitim sistemini oyuncak olmaktan kurtaracağız. Çocuklarımız, güzel şartlarda büyüyecek, eğitim alacak, ve ülkelerine faydalı bireyler olacaklar.

Rüzgârgülü projemizle ilk, ortaokul ve lisedeki çocuklarımıza sabah kahvaltısı ve öğle yemeklerini ücretsiz vereceğiz. Böylece tüm çocuklarımız, eşit beslenecek, eşit şartlarda okuyacak ve sağlıkla gelişecek. Rüzgârgülü’yle büyük bir istihdam ihtiyacı da ortaya çıkacak; çiftçiden üreticiye, nakliyeciden dağıtımcıya, herkes kazanacak.

Ekonomide hayata geçireceğimiz yapısal reformlarla borçlu esnafımızın çilesine son vereceğiz. Çiftçimiz, hakkı olan mazotu, gübreyi, ilacı alacak; yerli tohumla beraber bereketli Anadolu toprağını hakkıyla sürecek.

Üretimi destekleyeceğiz. İnşaata dayalı ekonomi modelinden çıkıp, sanayisiyle hızla kalkınan Türkiye hedefimizi hayata geçireceğiz. İşçi kardeşlerimizin evlerine rahatça ekmek götürebilmeleri için fabrikalar kuracak, kurulması adına teşvikler sunacağız.

Üreticiyi güçlendirecek; böylece asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızı da bu zenginliğe ortak edeceğiz. Emek sahiplerine, hak ettikleri, insanca yaşayacakları şartları sağlayacağız. ARTAGAN projemizle kayıt dışı para trafiğine, israfa, ranta, çalma-çırpmaya, ÖTV zulmüne, son vereceğiz.

Doğalgaz, su ve elektrik faturalarını gören vatandaş korkuyor. Biz insanımızın fatura derdini en adil şekilde çözeceğiz. Allah’ın izniyle biz, kira fiyatlarını sorun olmaktan çıkaracağız. Bunu nasıl çözeriz? diye kurul oluşturduk, çalışıyoruz.

“Türkiye’mizi talan eden bu anlayışsız zihniyetten kurtaracağız”

Yabancılara konut satışını sınırlandıracağız. Medya özgür ve adil düzende, olması gerektiği gibi toplum yararına çalışan kurumlar haline gelecek. TRT, vergisini ödeyen herkesin kanalı olacak, her kesime hizmet verecek.

Sığınmacılar vatanlarına kavuşurken, biz de ekonomik ve sosyal anlamda rahatlamış bir Türkiye olacağız. Elbette cennet doğamızı, tarih mirasımızı ve sessiz dostlarımızı da unutmayacağız. Türkiye’mizi hayvanlara eziyet, tarihi mirasımızı rezil, ormanlarımızı da talan eden bu anlayışsız zihniyetten kurtaracağız.

Şart olsun ki; ormanları yakarak, yıkarak yapılan oteller için gereği neyse yapacağız. Milletin, devletin, yetimin hakkını, kimselere yedirmeyeceğiz.

Paylaşın