AK Parti ‘Alevi Açılımı’ Mı Planlıyor?

AK Parti, erken seçimin gündeme geldiği bir süreçte Alevilere yönelik yeni bir açılımı değerlendiriyor. Kamuoyu yoklamaları, 2002’de iktidara gelen AK Parti’ye yönelik desteğin azaldığını ortaya koyarken, partinin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa süre önce Alevi toplumunun sorunlarını dinlemek üzere ülke genelinde bin 585 cemevine temsilciler göndermişti.

Reuters, Alevilerle ilgili analizinde, ‘Erdoğan’ın, Türkiye’nin 84 milyonluk nüfusunun yüzde 15 ile 20’sini oluşturan Alevi azınlığı kazanmak için zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya’ olduğu değerlendirmesinde bulundu. Daha önceki ‘Alevi açılımının’ başarısızlıkla sonuçlandığı belirtilirken Alevilerin çoğunluğunun İslami kökenli AK Parti’ye şüpheyle yaklaşan kesim olduğu aktarıldı.

Öte yandan AK Partili üst düzey yetkililer, cemevleri konusundaki statü sorununun aşılabileceğini dile getirdi.

Alevi gruplar cemevlerinin resmi olarak tanınmasını, konuyla ilgili mahkeme kararlarının uygulanmasını, ‘asimilasyon’ olarak tanımladıkları zorunlu din eğitimini ve kamusal yaşamda ayrımcılığa son verilmesini talep etti.

“AK Parti, kendi Alevilerini yaratmaya çalışıyor”

İstanbul’daki bir cemevinde düzenlenecek tören öncesi konuşan Ali Erdem, “AK Parti hükümeti kendi Alevilerini yaratmaya çalışıyor.” dedi.

Alevilere yönelik bazı tarihsel sorunları anlatan Erdem, “Yüzyıllarca baskı altında kaldık ama kimseye boyun eğmedik.” diye konuştu.

Sufi ve Anadolu halk geleneklerini devam ettiren Aleviler, Türkiye’deki Sünni Müslüman çoğunluktan bazı noktalarda ayrılıyor ve Sünnilerle çelişebilecek ritüeller uyguluyor.

Erdoğan, 10 yıl önce ‘Alevi açılımı’ başlatmıştı.

Ancak 2013’teki Gezi Parkı eylemlerinin patlak vermesi sonrası söz konusu girişim olumsuz sonuçlanmıştı.

Reuters’a göre AK Parti’nin popülaritesinin azaldığına dair işaretlerin ortaya çıkmasının ardından konu, yakın tarihli bir kabine toplantısında yeniden güdeme getirildi.

Erdoğan tüm halkın “kolay nefes alması” için daha fazla çalışma sözü verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hangi kökene, hangi inanca, hangi meşrebe sahip olursa olsun Türkiye’nin, 84 milyon vatandaşının her birinin problemi bizim problemimizdir. Bu anlayışla ulusal birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek her adımı geçmişte attık, bugün de atmayı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

“Aleviler arasında bir bölünme yaratabilir miyiz diye düşünüyorlar”

AK Partili temsilcilerin İstanbul’daki prefabrik cemevlerine geldiğini belirten bir başka Alevi derneği temsilcisi Ali Yürümez, binayı ziyaret eden yetkililerin kendilerine burayı yeniden inşa etmeyi teklif ettiğini söyledi.

Ancak Yürümez, bu tür maddi yardım tekliflerinin hükümetin yasal değişiklikler yapmaya istekli olmadığını gösterdiğini söyleyerek AK Parti’nin teklifini reddettiğini dile getirdi.

Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden kurbanların fotoğraflarının altında oturan Ali Yürümez, “Önümüzde bir seçim varken Aleviler arasında bir bölünme yaratabilir miyiz diye düşünüyorlardı. Ama Alevilerin bu oyuna geleceğini sanmıyorum.” diye konuştu.

Hayrettin Karaman’ın “Eğer bilerek Aleviliğini koruyorsa, Alevilere ait olup İslam ile bağdaşması mümkün olmayan inançları ve uygulamaları muhafaza ediyorsa o genç ile Sünni bir kız evlenemez.” sözlerini anımsatan Ali Yürümez, Alevilerin yakın zamanda nefret ifadeleriyle hedef alındığını söyledi.

AK Parti: Cemevlerine ibadethane statüsü verilebilir

Hükümet yetkilileri ise, Alevilere yönelik son süreçte gerçek bir değişim iradesi olduğunu söylüyor.

Adı açıklanmayan üst düzey bir AKP yetkilisi Reuters’a verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı bu sorunun çözülmesini istiyor. Uzun zamandır talep edilen ibadethane statüsü bu kez verilebilir.” diye konuştu.

Yetkili, azınlıkların haklarına yönelik bu tür girişimlerin seçimlerde potansiyel olarak olumlu yansıması olduğunu kabul etmekle birlikte hükümetin Alevilerle ilgili açılımının amacının bu olmadığını iddia ediyor.

“Oylar üzerinde etkisi olabilir ama bu çalışma yıllar önce başlatıldı ve Gezi Parkı protestoları nedeniyle kesintiye uğradı” diyen yetkili, “Bunu bir seçim hazırlığı olarak görmek haksızlık.” şeklinde konuştu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2016 yılında Alevilerin din özgürlüğü haklarının reddedildiğine ve ayrımcılığa maruz kaldığına karar vermişti.

Keza Yargıtay da Kasım 2018’de verdiği kararda, cemevlerinin ibadet yeri olarak resmen tanınması gerektiği yönünde duruş sergilemişti.

Ancak hükümet bu kararlara uymadı ve cemevlerinin statüsü konusunda farklı görüşler olduğu ortaya çıktı.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Her 11 Dakikada 1 Kadın Katledildi

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre her 11 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakın çevresinden gördüğü şiddet sonucu hayatını kaybetti. Konuya ilişkin yapılan değerlendirmede, kadına yönelik şiddette bir azalma gözlemlenmediği vurgulandı.

Merkezi Viyana’da bulunan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suçlarla Mücadele Örgütü (UNODC), kadınlar ve kız çocukları için en tehlikeli yerin kendi evleri olduğu yönündeki tespitini tekrarladı. Kadına yönelik şiddetle mücadele günü vesilesiyle yapılan açıklamada, geçen yıl öldürülen tahminen 81 bin kadından 47 binin partneri veya akrabası tarafından katledildiği bildirildi. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre her 11 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakın çevresinden gördüğü şiddet sonucu hayatını kaybetti.

BM Uyuşturucu ve Suçlarla Mücadele Örgütü’nün (UNODC) Başkanı Ghada Waly, geçen senelerde şiddette azalma kaydedilen alanlar olduğunu ancak kadına yönelik şiddette bir azalma gözlemlemediklerini de vurguladı. BM’nin yaptığı araştırmalara dayanan verilere göre, dünya çapında şiddet sonucu hayatını kaybedenlerin geneline bakıldığında yüzde 80’inin erkek olduğu, ilişkide veya aile içinde yaşanan şiddette hayatını kaybedenlerin ise yüzde 60’ının kadın olduğunu vurgulandı.

En tehlikeli yer Afrika

Aile veya partnerin uyguladığı şiddet sonucu ölüm tehlikesinin en yüksek olduğu yerin Afrika ülkeleri olduğu belirtilirken, en düşük riskin Avrupa ve Asya’da olduğu haber verildi. UNODC, istatistiki verilerini 95 ülkeden alınan sayıların analizine dayandırıyor.

Kurum, henüz korona pandemisinin etkisinin tamemen analiz edilemediğini, Batı ülkelerinde geçen yıl öldürülen kadın ve kız çocuklarının sayısında hafif bir artış tepit edildiyse de bundaki değişimin bölgesel olarak farklılık göstermesinin yanı sıra benzer dalgalanmaların önceki senelerde de görüldüğünü belirterek, kesin ve net tespitin henüz yapılamadığına işaret edildi.

Uzmanlar, kadın ve kız çocuklarına yönelik istatistiklere yansıyan şiddetin mutlak rakamlar anlamına gelmeyeceğini, ihbar ve suç duyurusu yapılan ülkelerde diğerlerine göre daha çok şiddet yaşandığı sonucuna varılmayacağını belirtiyor. Nitekim kadınların ve kız çocuklarının ihbar ve suç duyurusu için, bulunduğu ülkede nasıl bir koruma sağlandığına dair hukuki düzenlemelerin, sosyal çevresi ve refah seviyesinin ve başka faktörlerin de belirleyici olabildiği vurgulanıyor.

Avrupa Birliği Eşitlik Komiseri Helena Dalli de, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, hem Avrupa Birliği’ne (AB) hem de henüz İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamamış olan Birlik üyelerine çağrıda bulundu ve sözleşmenin Avrupa Birliği Komisyonu’nun önceliklerinden olduğunu vurguladı.

İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacılarından olan Türkiye, 20 Mart 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sözleşmeden çekilmiş, 1 Temmuz’da da söz konusu adım yürürlüğe girmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Meteoroloji’den Sağanak Ve Kar Yağışı Uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Kıyı Ege, Güney Marmara, Doğu Akdeniz, Doğu Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri için sağanak yağış, yüksek kesimler içinde kar yağışı uyarısında bulundu. MGM, sağanak ve kar yağışın etkili olacağı yerlerdeki vatandaşlara olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalı çağrısı da yaptı.

Haber Merkezi / MGM, tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin parçalı ve çok bulutlu, Trakya ve Marmara’nın güneyi, Ege’nin kıyı ve kuzey kesimleri, Antalya çevreleri ve Doğu Akdeniz, Doğu Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Doğu Karadeniz’in yüksek iç kesimlerinin karla karışık yağmur ve yer yer kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Diyarbakır çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

Hava sıcaklıkların yarından (Cuma) itibaren yurt genelinde artması bekleniyor. Rüzgarın ise genellikle güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, zamanla Ege Bölgesinde yer yer kuvvetli (30-50 km/sa) esmesi bekleniyor.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin parçalı, zamanla çok bulutlu, Trakya ile bölgenin güney kesimlerinin yarın (Cuma) öğle saatlerinden sonra sağanak yağışlı geçeceği tahmin edilirken, Ege Bölgesi’nin parçalı, zamanla çok bulutlu, Kıyı Ege ile bölgenin kuzey kesimlerinin yarın (Cuma) öğle saatlerinden sonra sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi’nin parçalı, yer yer çok bulutlu, Antalya’nın kıyı kesimleri ile bölgenin doğusunun aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bu akşam saatlerinde Osmaniye ve İskenderun Körfezi çevrelerinde yer yer kuvvetli olması beklenirken, İç Anadolu Bölgesi’nin parçalı, yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in parçalı, zamanla çok bulutlu geçeceği tahmin edilirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyılarının yağmur ve sağanak yağışlı, Doğu Karadeniz’in yüksek iç kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların genellikle yağmur ve sağanak, kuzey ve doğu kesimlerinde yer yer karla karışık yağmur ve yükseklerinde kar şeklinde olması bekleniyor. Yağışların Elazığ, Tunceli ve Bingöl çevrelerinde yer yer kuvvetli olması beklenirken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Diyarbakır çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın Görevini Yapış Tarzına Destek Yüzde 40’ın Altında

Metropoll Araştırma’nın son yaptığı ankete göre, seçmenin yüzde 54,5’i, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görevini yapış tarzını onaylamıyor. Yapılan son anketin, döviz kurlarında yaşanan artış öncesi yapıldığı belirtildi. 

Metropoll Araştırma’nın Türkiye’nin Nabzı Kasım 2021 anketine göre, seçmenin yüzde 54,5’i, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylamıyor.

Metropoll Araştırma, “Türkiye’nin Nabzı Kasım 2021” anketine katılanlara, “Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz?” diye soruldu.

Ankete katılanlardan yüzde 39,3’ü “Evet, onaylıyorum” cevabını verirken, yüzde 54,5’i ise soruyu “Hayır, onaylamıyorum” şeklinde yanıtladı. Yüzde 6,2’lik kesim ise herhangi bir fikri ya da cevabı olmadığını ifade etti.

Bu arada söz konusu anketin, döviz kurlarında yaşanan artış öncesi yapıldığı belirtildi.

Metropoll araştırma şirketinın yayınladığı veriler, Türkiye genelinde 26 bölgeyi esas alan 28 ilde tabakalı örnekleme ve ağırlıklandırma yöntemi ile 13-17 Kasım tarihleri arasında toplam bin 514 kişi ile yapılan ankete dayanıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Okumak Beyni Nasıl Değiştirir?

Okumanın kelime dağarcığını geliştirdiğini, bakış açısını genişlettiğini, yeni fikirlerle tanıştırdığını ve özgüveni artırdığını hepimiz biliyoruz. Okumak, herkesin benimsemesi ve hayat boyu devam etmesi gereken önemli bir alışkanlıktır.

Haber Merkezi / Okumak, başarının anahtarı olarak kabul edilmektedir. Nörobilime göre, okumak sadece beyni bilgi ile doldurmakla kalmaz, aynı zamanda beynin daha iyi çalışmasını sağlar. Düzenli okuma, beynin düşünme biçimini yeniden şekillendirebilir.

Çocukken, dünya hakkında yeni şeyler okumak ve öğrenmekle daha aktif olarak ilgilenilir. Ancak eğitim süreci tamamladıktan ve kariyer hedefleri devam ederken, okuma konusunda daha pasif hale gelir ve okuma alışkanlığı azalmaya ve çoğu durumda bitme noktasına gelir. Okumak her yaştan insan için gereklidir. Günlük 30 dakika dahi ilgini çeken şeyleri okumak bile birçok şeyi farklı görmek için yeterlidir. Bunun nedeni, okumanın kısa ve uzun vadeli birçok faydasının olmasıdır. Bu, aynı zamanda bir tür zihinsel egzersizdir. Fiziksel bir egzersiz kadar hayatidir.

Bu konuda araştırma yapan bilim insanları, okumanın temelde bir empati çalışması olduğu konusunda hemfikir. Okumak, farklı bakış açılarını anlamaya yardımcı olur ve bu nedenle duygusal katsayıyı (EQ) artırır. Bilim insanları, okumanın etkisini anlamak için yaptıkları çalışmalarda, okumanın beyin dalgaları üzerindeki etkilerini gördü. Örneğin, okunan kitaptaki karakter egzersiz yapıyorsa, okuyan kişi, sanki spor salonunda terliyormuş gibi beynin o alanı aktif hale gelecektir. Başka bir araştırma, yaşamı sorgulamaya neden olan kitapların, karmaşık fikirleri üzerine kolayca odaklanmaya ve kavramaya yardımcı olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca okuma, alternatif yollar hayal etme, ayrıntıları, sahneleri hatırlama ve karmaşık problemler üzerinde düşünme yeteneğini güçlendirir.

Okunmazsa ne olur?

Öncelikle okumadan bilgi edinilemez, kelime dağarcığı kısıtlı olur ve muhakeme etme kapasitesi de azalır. Buna ek olarak, motive olma ve empati kurma yeteneği de zamanla kaybolacaktır. İkincisi, okumamak, zihinsel egzersiz yapmamak anlamına gelir ve bu yaşlılık zihinsel sorunlarına yatkın hale getirir. Bilim insanları, okuma ve problem çözme oyunlarının yaşlı yetişkinlerde hafıza kaybını önlemeye, stres riskini azaltmaya ve farklı demans türlerini önlemeye yardımcı olabileceğini defalarca kanıtladılar.

Okuma, günlük rutinin bir parçası olması gereken bir tür zihinsel aktivitedir. Yatmadan önce en az 30 dakika kitap okumayı alışkanlık haline getirilmeli. Ne okursa okunsun, kurgusal, kurgusal olmayan, mitolojik ya da politik fark etmez, yeter ki okuma alışkanlığından vazgeçilmesin.

Paylaşın

Hava Kirliliği Genel Sağlığı Nasıl Etkiliyor?

Hava kirliliğinin artması, son zamanlarda önemli bir çevre ve sağlık sorunu haline gelmiş durumda. Havayı kirleten maddeler sadece ciğerlerimize zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda vücudumuzun diğer kısımlarına da ciddi şekilde zarar verirler.

Haber Merkezi / Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, küresel nüfusun yüzde 90’ından fazlası, akciğer sağlığına zarar verebilecek zararlı gazlar ve parçacıklar içeren kirli havada nefes alıp vermeekte.

Havayı soluduğumuzda, solunum yollarımızı tahriş edebilecek ve nefes darlığına, öksürüğe, hırıltılı solunuma, astım ataklarına ve göğüs ağrısına neden olabilecek küçük, zararlı parçacıklara maruz kalırız.

Bu durum zamanla, kalbimizi, beynimizi, cildimizi ve diğer hayati organlarımızı etkileyen başka sağlık sorunlarının gelişmesine neden olabilir.

WHO’ya göre, kalp durması ve kalp krizi gibi kalp rahatsızlıkları dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Uzmanlar, hava kirliliği ile kalbe kan, oksijen ve besin sağlayan koroner arterlerde oluşan plak arasında doğrudan bir ilişki olduğuna inanıyor.

Havayı kirleten maddeleri soluduğunuzda, partikül madde kan dolaşımında emilir ve daha sonra vücudun çeşitli organlarına gider. Kirli havada nefes aldığınızda, bağışıklık sistemi, havayı kirleten maddelerin bakteri olduğunu düşünür ve sizi kalp krizlerine daha yatkın hale getiren bir tepkiyi tetikler.

Felç, bunama ve bozulmuş bilişsel yetenekler gibi nörolojik durumlar hava kirliliği ile ilişkilendirilmiş durumdadır. Son araştırmalar, kirli havanın aslında beyin fonksiyonlarını etkileyebileceğini öne sürmektedir. Bazı araştırmalar, yüksek düzeyde hava kirliliğinin çocukların bilişsel yeteneklerine zarar verebileceğini, yetişkinlerin bilişsel gerileme riskini artırabileceğini ve hatta muhtemelen depresyona katkıda bulunabileceğini iddia etmektedir.

Havayı kirleten maddelere tekrar ve tekrar maruz kalmak cildinize de zarar verebilir. Hava kirliliğinin, çocuklarda akne, kırışıklık ve egzamaya yol açan oksidatif stresi tetiklediğine inanılıyor.

Hava kirliliği söz konusu olduğunda, gözleriniz de buna karşı savunmasız olabilir. Özellikle gözleriniz ozon (O3) ve nitrojen dioksite (NO2) maruz kaldığında konjonktivitlere de yol açabilir. Kontakt lens kullananlar bu tür komplikasyonlara daha yatkındır.

Hava kirliliğinin şiddetli olduğu bir zamanda, maske takmak ve uygun hijyeni sağlamak son derece önemlidir.

Paylaşın

Türkiye, Demokrasisi En Çok Gerileyen Ülkeler Arasında

Uluslararası Demokrasi ve Seçim Destek Enstitüsü’nün (IDEA) son yayınladığı rapora göre, Türkiye, son 10 yılda demokrasisi en çok gerileyen ülkeler arasında. Türkiye Freedom House ve Economist’in en son geçen yıl yayınlanan raporlarında da hibrit rejimler arasında gösterilmişti. 

Bianet’te yer alan habere göre; İsveç merkezli Uluslararası Demokrasi ve Seçim Destek Enstitüsü IDEA’nın 2021 raporu, “Birçok demokratik hükümet geriye gidiyor,” dedi.

Uluslararası kuruluş, bazı ülkelerin koronavirüs pandemisini kontrol altına almak için demokratik olmayan ve gereksiz adımlar atması nedeniyle demokrasinin dünya genelinde kötüye gittiği konusunda uyardı.

Otokratik rejimlerin “baskılarında daha da küstah” hale geldiği, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ve hukukun üstünlüğünün zayıfladığı belirtildi.

34 ulustan oluşan örgüt, ülkelerin yüzde 64’ünün pandemiyi durdurmak için “orantısız, gereksiz veya yasa dışı” eylemlerde bulunduğunu da sözlerine ekledi.

IDEA, demokrasinin durumuna ilişkin raporunda, geride kalan demokrasilerin sayısının son on yılda ikiye katlandığını ve özellikle ABD, Macaristan, Polonya ve Slovenya’da da gerilemeler olduğunu belirtti.

Raporda, “Genel olarak, 2020’de otoriter bir yönde hareket eden ülke sayısı, demokratik bir yöne gidenlerden daha fazla” denilerek, son iki yılda dünyanın en az dört demokrasiyi kaybettiğini” de belirtti.

Misyonu dünya çapında demokrasiyi ilerletmek olan hükümetler arası örgütün 80 sayfalık raporu, “sivil aktivizmin dikkate değer gücüne” dikkat çekti.

Türkiye hibrit demokrasi sınıfında

Raporda son 10 yılda en çok gerileyen ülkeler (bu demokrasinin 16 alt özelliğine göre ortalama alınarak belirleniyor) arasında Türkiye, Nikaragua, Sırbistan, Polonya ve Brezilya gösterildi.

Bu ülkeler demokraside çöküşün başlangıcında olarak nitelendi.

Dünyada her zamankinden daha fazla demokratik kayıpların olduğu ve demokratik gerileme yaşayan ülkelerin sayısının hiç olmadığı kadar yüksek seviyeye çıktığı vurgulanan raporda, aralarında Türkiye ve Rusya’nın da bulunduğu 20 ülke hibrit (melez) rejim olarak tanımladı.

Suudi Arabistan, Etiyopya, Çin ve İran’ın aralarında bulunduğu 47 ülke de otoriter rejim olarak tanımlandı.

Hibrit rejim/demokrasi nedir? Hibrit demokrasi, dört rejim türü arasında otoriter rejimden bir önceki sırada yer alıyor. Karma ya da melez rejim olarak da adlandırılan sistem düzenli seçim sahtekarlıkları olan ve adil ve özgür demokrasinin engellendiği ülkeler için kullanılıyor. Bu rejim türündeki ülkelerde genellikle muhalefetin bastırılması, hükümete bağlı yargı sistemi, basına ve ifade özgürlüğüne taciz ve baskı, az gelişmiş siyasi kültür görülüyor.

Türkiye Freedom House ve Economist’in en son geçen yıl yayınlanan raporlarında da hibrit rejimler arasında gösterilmişti.

Covid-19’un Demokrasi Üzerindeki Etkisinin Küresel İzleme ve İnsan Hakları başlığında Belarus, Mısır, Papua Yeni Gine, Türkiye ve Venezuela’da bilim insanlarına yönelik saldırılar düzenlendiği, sağlık çalışanlarının aktivistler, muhalif politikacılar ve gazetecilere ek olarak hedef alındığı belirtildi.

Raporda, Covid-19 döneminde araştırma ve bilginin yayılmasının engellendiği ülkeler arasında Türkiye de gösterildi.

Pandemiyle ilgili alınan önlemler arasındaki takip uygulamalarının kişisel verilerin saklanması riskini artırdığını belirten raporda, “Özellikle demokratik olmayaz sekiz rejim -Azerbaycan, Bahreyn, Çin, Kazakistan, Katar, Singapur, Tayland ve Türkiye- bu verileri pandemi sonrasında siyasi amaçlar için kullanabilir” denildi.

Cinsiyet eşitliği vurgusu

Raporda cinsiyet eşitliğinin pandeminin etkisiyle düştüğü belirtilirken, bazı liderlerin toplumsal cinsiyeti giderek artan bir şekilde silah olarak kullanmaya başladığı belirtildi.

Raporun ilgili bölümünde “Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çektiği” belirtildi.

Rapor için TIKLAYIN

Paylaşın

UNESCO Duyurdu: Beş Yılda 400 Gazeteci Cinayete Kurban Gitti

Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) açıkladığı rapora göre, 2016’dan 2020 yılları arasında dünya genelinde yaklaşık 400 gazeteci cinayete kurban gitti. Açıklanan raporda, dünya genelinde basın özgürlüğünün tehlikede olduğuna dikkat çekilirken, internet ve sosyal medya platformlarının artan rolüne de vurgu yapıldı.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; UNESCO dünya genelinde ifade özgürlüğü ve medyanın durumuna ilişkin yeni raporunu Paris’te kamuoyuyla paylaştı. “İfade Özgürlüğü ve Medya Gelişiminde Dünya Trendleri” başlığını taşıyan raporda dünya genelinde basın özgürlüğünün tehlikede olduğu kaydedildi.

UNESCO raporuna göre dünya nüfusunun yüzde 85’i son 5 yılda yaşadığı ülkede basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar olduğunu deneyimledi. Basın mensuplarına yönelik öldürme, kaçırma, zorla kaybetme, keyfi tutuklama, işkence gibi tehditler arttı. Raporda2016’dan 2020 yılı sonuna kadar yaklaşık 400 gazetecinin cinayete kurban gittiği kaydedildi.

Çoğu Asya ve Güney Amerika ülkelerinde işlenen bu cinayetlerden sadece yüzde 13’ü aydınlatılabildi. Rapora göre sadece 2020 yılında tutuklanan gazetecilerin sayısı 274 olarak kaydedildi. Bu sayının da son 30 yıldır hiç bu kadar yüksek olmadığı kaydedildi.

UNESCO raporunda internet ve sosyal medya platformlarının artan rolüne de dikkat çekildi. Geçmişe göre daha fazla insanın enformasyona erişime sahip olduğu, ancak dezenformasyon ve nefret söylemlerinin yayılmasındaki artışın ve medyaya olan güvenin azalmasının endişe verici olduğu kaydedildi.

Medya ekonomik olarak da zorda

Medyanın ekonomik durumunun da raporda dijital şirketlerin rekabeti nedeniyle zorlaştığı kaydedildi. Geçen beş yılda dünya genelinde günlük gazetelerin reklam gelirlerinin yarıya düştüğü ifade edildi.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay raporun önsözünde, “Beş dijital platformun tüm reklam gelirlerinin yarısından fazlasını aldığı bir zamanda medyanın hayatta kalmak için yeni ekonomi modelleri bulması gerekiyor” dedi. Azoulay, Covid-19 pandemisiyle beraber oluşan ekonomik resesyonların da medyayı etkilediğini söyledi.

UNESCO 2011 yılından bu yana dünya genelinde basın özgürlüğü ve gazetecilerin güvenliğini izliyor. 2014 ve 2018 yılından sonra bu rapor UNESCO’nun yayınladığı üçüncü rapor oldu. Bugün özeti yayınlanan raporun tam metni daha sonra kamuoyuyla paylaşılacak.

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisi ‘Ekonomi Masası’nda Anlaştı

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş için yürütülen çalışmada olduğu gibi CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’nin ortak bir ekonomi masası kurulması gerektiği konusunda anlaştığı öğrenildi.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uyarıları sonrası beklendiği gibi politika faizini yüzde 16’dan 15’e indirmesinin ardından Türk Lirası’ndaki değer kaybı artış gösterdi. Muhalefet cephesi, ekonomide iyi yönetim ilkelerini birlikte belirleme kararı aldı.

Altı parti anlaştı

Merkez Bankası’nın faiz kararından önce bir araya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş için yürütülen çalışmada olduğu gibi altı muhalefet partisinin ortak bir ekonomi masası kurması gerektiği görüşünde anlaştığı öğrenildi.

DW Türkçe’den Hilal Köylü’nün haberine göre; CHP ve İYİ Parti kurmayları altılı ekonomi masasında CHP ve İYİ Parti’nin yanı sıra DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti’nin olacağını ve bu partilere davetin yapıldığını aktardı. Bu dört partinin de CHP ve İYİ Parti’nin davetine olumlu yaklaştığı öğrenildi. Muhalefet partileri, ekonomideki sorunları belli başlıklar altında toplayıp çözüm önerileriyle toplumun karşısına çıkmayı planlıyor.

Cumhur İttifakı dışında seçenek olmayı planlayan muhalefet cephesi, halkla buluşmalarını kesintisiz sürdürmeyi ve bu buluşmalarda ekonomiye çözüm önerilerini tek tek anlatmayı hedefliyor.

Asgari Ücret ve EYT

CHP ve İYİ Parti’nin öncelikli gündeminde, vergi ve sigorta kesintilerinin ardından asgari ücretlinin eline geçen 2 bin 825 liralık ücretin 4 bin lira seviyesine yükseltilmesi ve emeklilikte yaşa takılanların (EYT) sorunlarına dönük iktidar üzerindeki baskının artırılması yer alıyor.

CHP ve İYİ Parti’de yapılan çalışmaya göre gelir vergisi, SGK işçi payı, işsizlik sigortası primi payı ve damga vergisi kesintilerinden sonra asgari ücretlinin eline bugün 2 bin 825 TL geçiyor. Kesintilerin 752 TL’yi bulduğunu, bu kesintinin yapılmadığı durumda asgari ücretlinin eline 3 bin 577 lira geçeceğini hesaplayan CHP ile İYİ Parti, asgari ücretin bugün 4 bin lira seviyesine çıkarılmasında ısrar ediyor. İki partinin asgari ücretin artırılması talebine Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti de destek veriyor.

Paylaşın

Açlık Sınırı 2 Bin 988, Yoksulluk Sınırı 10 Bin 335 TL

Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), ‘Açlık Ve Yoksulluk Eylül 2021 Dönem Raporu’nu yayınladı. Buna göre, eylül ayında açlık sınırı 2 bin 988 TL olurken, yoksulluk sınırı ise 10 bin 335 TL oldu. 

Haber Merkezi / Araştırma kapsamında İzmir’de açlık sınırı 3 bin 225 lira olarak belirlenirken, İzmir’i İstanbul 3 bin 100 lira ile takip etmektedir. Ankara’da ise açlık sınırı 2 bin 871 lira olarak tespit edilmiştir.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı bir biçimde beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 791 TL’dir. Bu değer yetişkin bir kadın için 763 TL, 15-18 yaş bir genç için 842 TL, 4-6 yaş arası bir çocuk için 558 TL’dir.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 2 bin 955 TL olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda harcamaları için yapması gereken zorunlu tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 10 bin 221 TL’ye ulaşmaktadır.

18 yılda açlık sınırı 6.3 kat arttı

2003 yılının eylül ayında 4 kişilik bir aile, günlük minimum 15,7 liraya sağlıklı beslenebilirken, bugün ancak 98.49 liraya sağlıklı beslenebilmektedir. Buna göre 18 yıllık zaman zarfında açlık sınırı 6.3 katına çıktı. Aynı dönemde enflasyon ise 5.63 katına yükseldi. Buna göre açlık sınırındaki artış genel enflasyonda yaşanan artışın üzerinde gerçekleşti.

Buna göre yetişkin bir kadının sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük harcama tutarı 25.44 TL, yetişkin bir erkeğin 26.37 TL, 15-18 yaş arası bir gencin 28.07 TL, 4-6 yaş arası bir çocuğun ise 18.62 TL’dir.

Sağlıklı beslenme için en önemli harcama süt ve süt ürünlerine

Günlük harcamalarda Eylül 2021’de en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 35.18 TL’lik harcama gereksinimi ile oluşturmaktadır. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 19.84 TL’dir. Sebze ve meyve için yapılması gereken harcama miktarı 14.47 TL, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 6.62 TL’dir. Katı yağ ve sıvı yağ ise 7.09 TL’lik masraf yapılması gereken ürün gruplarıdır. Yumurta için 1.84, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 4,62 TL harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 35.7 ile en yüksek paya sahiptir. Et, yumurta ve kuru baklagil grubunun payı yüzde 28.2 ile ikinci sıradadır. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 14.7’dir. Ekmek, makarna vb. için ise pay yüzde 9.34’dür. Diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 11.9’dur. Bu ay mevsimsel etki ile sebze ve meyvenin payı azalırken, diğer tüm harcama kalemlerinde artış yaşanmıştır.

Aile bireylerine göre harcama gereksinimi

Her bir aile ferdinin sağlıklı beslenmesi için gerekinim duyduğu gıda grubu ve alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Örneğin tüketilmesi gereken ekmek miktarı kadın ve erkek açısından anlamlı düzeyde farklıdır. Süt ve süt ürünleri tüketiminde 15-18 yaş arasındaki bir gencin harcama gereksinimi, yetişkin erkek ve kadından fazlayken, yumurta 4-6 yaş grubu için daha önemlidir. Günlük 98.49 TL’lik harcama içinde en maliyetli tüketim 9.81 TL ile 15-18 yaş arası bir gencin tüketmesi gereken süt ve süt ürünleri miktarıdır. 4-6 yaş arası bir çocuğun tüketmesi gereken yumurta miktarı yetişkinlerden fazladır.

Paylaşın