Altından ‘Kur Korumalı’ TL’ye Geçişte Esaslar Belirlendi

Kur korumalı mevduat sistemi kapsamında altın varlıkların finansal sisteme kazandırılmasına ilişkin esasları belirleyen Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) tebliği yayımlandı.

Uygulamaya katılmak isteyen yurt içi yerleşik gerçek ve tüzel kişiler, yani vatandaşlar ve şirketler, fiziki altınlarını, gram cinsinden has altın miktarının tespiti için yetkili kuyumcuya veya bankaya teslim edecek.

Teslim alınan altınlar işlenmek üzere yetkili rafineriye teslim edilecek. Tebliğde yer alan ayrıntılar şöyle:

  • Altın hesabına 3, 6 ve 12 ay vade
  • Altın hesabı sahipleri has altın bakiyesini, dönüşüm fiyatı üzerinden TL’ye çevirerek üç, altı ay veya bir yıl vadeli TL mevduat veya katılma hesabı açabilecek.
  • TL mevduat veya katılma hesabına dönüştürülen altınlar bankalarca dönüşüm fiyatı üzerinden Merkez Bankası’na satılacak.
  • Bankanın mevduat hesabına uygulayacağı faiz oranı Merkez Bankası’nca belirlenen bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının altında olamayacak.
  • Katılma hesabına sağlanacak getirinin Merkez Bankası’nın katılım bankalarıyla açık piyasa işlemleri kapsamında yaptığı bir hafta vadeli geri satım vaadiyle alım işlemlerinde oluşan maliyetten düşük olması halinde aradaki fark katılım bankasınca karşılanabilecek, karşılanmayan kısmı Merkez Bankası ödemeyecek.
  • Merkez Bankası, bankanın mevduat hesabına uygulayacağı azami faiz oranını belirlemeye yetkili olacak.
  • Merkez Bankası’nca bu hesaplara vade sonunda yenilenme imkânı tanınabilecek. Yenilenen hesap ilk açılışta dönüştürülen altın tutarı ve vade sonu fiyatı üzerinden destekten yararlanmaya devam edecek. Hesabın yenilenmesine ilişkin esaslar Merkez Bankası’nca belirlenecek.

İlave getiri

  • TL mevduat veya katılma hesaplarının vade sonu fiyatının dönüşüm fiyatından yüksek olması ve fiyat farkı üzerinden hesaplanan tutarın banka tarafından ödenecek faiz veya kâr payından yüksek olması durumunda, fiyat farkı üzerinden hesaplanan tutardan faiz veya kâr payı düşülerek hesaplanan tutar Merkez Bankası’nca mevduat veya katılma hesabı sahibine ödenmek üzere ilgili bankaya aktarılacak.
  • Vadeden önce çekim yapılması halinde Merkez Bankası’nca fiyat farkı ödenmeyecek.
  • Uygulama kapsamında açılan TL mevduat veya katılma hesaplarına Merkez Bankası’nca belirlenecek usul ve esaslara göre vade sonunda ilave getiri ödenebilecek. İşlenmiş ve hurda altın karşılığının TL’ye dönüştürülmesiyle açılan hesaplar da ilave getiriden yararlanabilecek.
  • Tebliğ kapsamında işlem yapan yetkili kuyumcu, yetkili rafineri ve bankalara, Merkez Bankası’nın belirleyeceği esaslar çerçevesinde komisyon veya masraf ödenebilecek.
  • Yurt içi yerleşik gerçek kişilerin 28 Aralık 2021’de, yurt içi yerleşik tüzel kişilerinse 31 Aralık 2021’de mevcut altın hesaplarının, talep edilmesi halinde dönüşüm fiyatı üzerinden TL’ye çevrilmesine de imkan tanınacak.
Paylaşın

‘AK Partili 14 Vekil Aylardır Erdoğan’dan Yanıt Alamıyor’ İddiası

Parti politikalarını tartışmak ve çeşitli önerilerde ya da uyarılarda bulunmak isteyen 14 AK Partili vekilin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşme talebine 6 aydır yanıt verilmediği öne sürüldü. 

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan iddiaya göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yürütme tamamen Meclis dışına çıkınca bu durum AK Partili milletvekillerinden de çok sayıda şikayet gelmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı ile görüşemeyen vekiller bakanlara dahi ulaşamaz hale geldi. Birçok toplantıda dile getirilen bu sorunu çözmek için Meclis’te “nöbetçi bakan” uygulaması başladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da gruplar halinde milletvekilleri ile bir araya geldi. Ancak bu buluşmalar da milletvekillerinin seçim bölgelerine yönelik taleplerini dile getirdiği toplantılara dönüştü.

Parti politikalarını tartışmak, çeşitli önerilerde ya da uyarılarda bulunmak isteyen milletvekilleri bu kalabalık toplantılarda görüşlerini paylaşamadı.

Siyasi değerlendirmelerini aktarmak, tespit ettikleri eksiklikleri iletmek, yanlış gittiği düşünülen işlerin düzeltilmesi için önerilerde bulunmak isteyen vekiller bu kez ayrı randevular talep etmeye başladı.

Ancak bu randevulara da yanıt verilmedi. İddiaya göre AK Partili 14 milletvekilinin talep ettiği bir randevuya 6 aydır yanıt gelmedi.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması: Yeniden Yapılanmalı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İzmir programının ikinci gününe basın toplantısıyla başladı. Basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen Davutoğlu, soruları yanıtladı. Toplantıda Davutoğlu’nun yanı sıra Gelecek Partisi İzmir İl Başkanı Onur Sivaslı ve partinin genel başkan yardımcıları da yer aldı.

İz Gazete’den Gizem Taban’ın haberine göre, İzmir ziyaretine ilişkin bilgiler verirken ülke gündemine ilişkin görüşlerini de açıklayan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “İzmir’de birçok temasta bulundum. Esnafımızı bezgin halkımızı alışverişten uzak gördük. Orta sınıfın yok olduğu bir ülke olduk. Ülkemizde özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçtikten sonra öyle bir ekonomik tablo ortaya çıktı ki orta sınıf yok oldu. Kutuplaşmaları aşmak üzere yoğun bir çaba içerisindeyiz. STK’larla bir araya geldik. Tüm o masaların ortak kanaati: iktidarın artık gitmesi gerektiği… Ekonomi biliminden uzak, kurumsal akıldan kopmuş bir iktidar Türkiye’nin felaketin eşiğine getiriyor. Gençlerimiz gelecek kaygısı yaşıyor. Kutuplaşmaları aşmak üzere 6 lider bir masada bir araya geldik. Bunu toplumumuz tarafından büyük bir kabul gördüğünü görmekten mutlu olduk. Halkımız yoruldu. Bu yorgunluğun aşılmasının yolu da karşılıklı olarak siyasi nezaket geliştirmek. Herkesin kendi parti tabanı var ama tüm bunlardan önemlisi milletin ortak geleceğini demokrasiyi yeniden inşa ederek, özgürlükleri yeniden hakim kılarak yeni Türkiye’yi inşa etmek” diye konuştu.

“İzmir’de iddiamız en güçlü parti olmak” diyerek açıklamalarını sürdüren Davutoğlu, “Bu yönde de önemli mesafeler kat ettik… İzmir’de kısa sürede tüm ilçelerde teşkilatlanacağız, seçime hazır olacağımız. Halk yeni çözümler duymak istiyor, Gelecek Partisi de bunun adresi olarak İzmir’de faaliyetlerini sürdürecek” dedi.

Gelecek Partisi kurulduğundan bu yana İzmir İl Başkanlığı görevinde 5’inci kez değişiklik olmasının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Siyasi partiler dinamik yapılar. Özellikle yeni kurulan partilerde dinamizmi hayat emaresi olmak görmek gerekiyor. Yeni kurulmuş iddiasız bir partide rekabet söz konusu olmaz. Çekim alanı olmaz. AK Parti’de ilk yıllarda ekip oluşturma döneminde bazı değişimler yaşanmıştı. Bunu dinamizm olarak görüyorum.”

Anketlerde çok farklı tablolarla karşılaştıklarını belirten Davutoğlu, “Anketlerin doğru netice vermesinin birkaç ön şartı vardır. Birincisi korku iklimi olmayacak. Yani insanlar kanaat beyan ederken endişe etmeyecek.  Ancak şu anda iktidarda bulunan bazı dostlarımız taziye mesajını bile diğer dostlarımız aracılığıyla mesaj gönderiyor. Taziye mesajında bile korku ortamı söz konusu…” ifadelerini kullandı.

‘İttifak yeniden yapılanmalı’

Gelecek Partisi’nin, Millet İttifakı’na dahil olup olmayacağı noktasındaki soruyu yanıtlayan Davutoğlu, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda elde edilen mutabakat çok önemli… Çünkü mesele kişi meselesi değil, sistem meselesi…. Sistem sağlam bir zemine oturmadıkça, iyi kurgulanmamışsa siyasi şartların kişileri nasıl etkileyebileceğini kötü örnekleriyle gördük. O yüzden önce sistem, sonra sistem, sonra sistem… Bu bakımdan elde edilen mutabakat çok önemli. Mutabakat açıklamasında da ortaya konduğu gibi bu bir iş birliği, birliktelik… Ancak ittifak bir seçim ile ete kemiğe bürünür. Bu bir seçim ittifakı değil. Benim şahsi kanaatim; mümkün olan en kısa sürede ilkeleri açık bir şekilde ortaya konmuş, gelecek planlaması itibarıyla da ana bir perspektifin verildiği bir ittifak yapılanmasının, ittifakın yeniden yapılanmasının doğru olacağı… Ama bu konular istişareye açık konular… Bütün liderler bu konuda kanaatlerini dile getirecek ve partilerimizin Türkiye’nin ortak vizyonu çerçevesinde daha geniş tabanlı bir iş birliği yapmasının imkanlarını araştıracağız. Önemli olan iyi niyet, önemli olan şahsi hesaplarımızın ülke vizyonunun önüne geçmemesi… Bizleri o masada memnun neden liderler arasında bu konuda karşılıklı güvene dayalı bir psikolojinin oluşmuş olması…” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Beş lider de isterse Cumhurbaşkanı adayı olurum” yönündeki açıklaması hakkında görüşlerinin sorulması üzerine Davutoğlu, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu hiç konuşmadık. Liderler arasında bu konunun, günü geldiğinde konuşulması gereken bir husus olduğu konusunda kanaat birliği var. Tabii ki gazeteciler soru sorduğunda görüşler beyan ediliyor. Nihayetinde Cumhurbaşkanı adayı konusu da o masada istişare edilecek. Ve kişilerden daha çok Cumhurbaşkanlığı makamının getirdiği niteliklerin öne çıkması, o niteliklerin gerektirdiği şartlar oluşturulduktan sonra kişiler konuşulabilir. Şu anda öncelikli konumuz isim tespiti değil.”

Rusya-Ukrayna geriliminin en çok Türkiye’yi etkilediğini söyleyen Davutoğlu, “Çatışmanın bir an önce bitmesi ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması gerekir. Türkiye’nin çıkarına olacak tek şey budur. Türkiye birçok savaşı geç bir şekilde, yavaş adımlarla takip etti. Cumhurbaşkanının bir rüzgarın, fırtınanın yaklaştığını görememiş olması bize zaman kaybettirdi. Türkiye’nin Ukrayna ile ilgili NATO zirvelerine katılamaması Türkiye’nin NATO’daki etkinliğini zayıflattı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü esastır, Rusya uluslararası hukuku çiğnemiştir. Bir an önce ateşkes sağlanması gerekir” açıklamalarında bulundu.

Yerel medyayı çok önemsediklerini dile getiren Davutoğlu, “Yerel medya Türkiye’de göz ardı edilen en önemli kamuoyu oluşturma araçlarından biri… Yerel medyanın mutlaka desteklenmesi lazım. Başbakanlığım dönemimde yurt dışında giderken yerel medya temsilcileri ilk kez Başbakanlık uçağına alınmıştı. Böylece yerel medyaya duyduğumuz güveni göstermiştik. Yeniden bir iktidar nasip olduğunda yerel medyanın en iyi şekilde basın hayatı içinde yer alacağını taahhüt ederim” dedi.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: ‘Ekonomik Pandemi’ İle Karşı Karşıyayız

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kapanma döneminden sonra şimdi de kapatma dönemini yaşıyoruz. ‘Ekonomik pandemi’ ile karşı karşıyayız adeta! Evde vatandaşımız kombisini kapatıyor, Esnafımız kepenk kapatıyor, Dolmuş, otobüs ve taksi şoförlerimiz kontak kapatıyor; kapatmak zorunda kalıyor…” dedi.

Haber Merkezi / Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, akaryakıt, doğal gaz ve gıda ürünlerine üst üste gelen zamlara tepki gösterdi. SP Lideri Karamollaoğlu, “Hükümet ise gözünü, kulağını kapatmış; ya da daha vahimi görmezden, duymazdan geliyor” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu’nun sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama şöyle:

“Kapanma döneminden sonra şimdi de kapatma dönemini yaşıyoruz. ‘Ekonomik pandemi’ ile karşı karşıyayız adeta! -Evde vatandaşımız kombisini kapatıyor, -Esnafımız kepenk kapatıyor, -Dolmuş, otobüs ve taksi şoförlerimiz kontak kapatıyor; kapatmak zorunda kalıyor…

Hükümet ise gözünü, kulağını kapatmış; ya da daha vahimi görmezden, duymazdan geliyor. Halbuki, hayat pahalılığına karşı virüsle mücadele eder gibi ciddiyetle tedbir alınması gerekir. Gelinen noktada, öncelikle ‘eşel mobil sistemi’ derhal yeniden hayata geçirilmelidir.”

Paylaşın

CHP’li 11 Büyükşehir Belediye Başkanından Ortak Açıklama

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 büyükşehir belediye başkanından akaryakıt fiyatlarıyla ilgili ortak açıklama geldi. Yapılan açıklamaya İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

İBB Başkanı İmamoğlu, söz konusu açıklamayı, “11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak açıklamamızı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız” paylaştı. Açıklamada, art arda gelen akaryakıt zamlarına karşı toplu ulaşımda ÖTV alınmaması önerilerinin defalarca merkezi idare tarafından duymazdan gelindiği belirtildi.

11 belediye başkanının imzasıyla yapılan ortak açıklamada, “Toplu ulaşım ücretlerine yakın zamanda ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız.” denildi.

Açıklama şöyle:

“Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği zor süreçte, ekonomik öngörülebilirlik yerini ne yazık ki günlük fiyat artışları ve istikrarsız süreçlere bırakmıştır. Yeni koşullar vatandaşlarımızı olduğu gibi yerel yönetimlerimizi de ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bir süre öncesine kadar dövizdeki hızlı yükseliş nedeniyle akaryakıt fiyatlarında hızlı yükselmeler olmuştur. Bu yükselişler devam etmekte olup, tarihte ilk kez ülkemizde art arda 7 gün boyunca akaryakıt fiyatları zamlanmıştır.

Öyle ki, sadece yılbaşından bu yana geçen 70 günde akaryakıt ücretleri yüzde 94’ten daha fazla artış göstermiştir. Benzer artış, enerji fiyatları için de geçerlidir. Bu sıra dışı artışlar bir süre önce toplu taşımada gerçekleşen fiyat artışlarını artık kadük hale getirmiş hatta durumu öncekinden bile zorlaştırmıştır.

Büyükşehirlerimizde sağlıklı ve sürdürülebilir toplu taşıma hizmeti belediyelerimizin en önemli vazifelerindendir. Toplu taşımada kullanılan akaryakıt ve elektrik gibi artan personel maliyetleri, yurt dışı yedek parça kaynaklı bakım onarım maliyetleri de artık belediyeler tarafından kaldırılamayacak kadar zamlanmıştır. Ne yazık ki daha önce defalarca talep ettiğimiz, toplu taşımada kullanılan akaryakıttan en azından ÖTV alınmasın önerimiz de merkezi idare tarafından duymazdan gelinmiştir.

Tüm bu süreçleri ele aldığımızda toplu taşıma ücretlerinde yakın zamanda çok ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız. Ayrıca, yasa gereği ve Meclis kararları çerçevesinde toplu taşımayı ücretsiz kullanan çok sayıda vatandaşımız vardır.

Vatandaşlarımızın sağlıklı hizmet alması adına, 2016 yılında yayınlanan yönetmelikle, belediyelerin şehir içi toplu taşıma yetkisi verdiği özel şahıslara ait araçlara ödenen 1.000 TL’lik destek ise aradan geçen yıllara rağmen artırılmamıştır. Bu durum, kimi zaman taşımacılarla, toplu ulaşımı ücretsiz kullanan vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmektedir. Hükümetin, bu destek uygulamasında da fiyat artışına giderek, toplu taşımada yaşanan tatsızlıkların önüne geçmesi çok kolaydır.”

Paylaşın

‘Gıda Fiyatlarında Yüzde 20’ye Kadar Artış Olabilir’ Uyarısı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle uluslararası gıda ve yem fiyatlarının yüzde 8 ila yüzde 20 arasında artabileceği uyarısında bulundu. FAO, ayrıca Ukrayna’da savaşın uzaması durumunda mahsullerin hasadı ve Rusya’nın gıda ihracatına yönelik belirsizlik olduğunu belirtti.

FAO, fiyatlardaki artışın yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalan insanların sayısını da artırabileceğini kaydetti. FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, “Temel gıda ürünleri ihracatında bu iki önemli ülkenin tarımsal faaliyetlerinde oluşabilecek aksaklıklar, dünya genelinde gıda güvensizliğini ciddi olarak artıracak” şeklinde konuştu.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, dünyada buğday ihraç eden ülkeler arasında Rusya ilk, Ukrayna ise beşinci sırada yer alıyor. Dünyada arpa arzının yüzde 19’u Ukrayna ve Rusya tarafından karşılanıyor. Dünyadaki buğday arzının yüzde 14’ünü karşılayan bu iki ülke, mısır arzının ise yüzde 4’ünü tedarik ediyor. Dünyadaki toplam tahıl ihracatının üçte birinden fazlası bu iki ülke tarafından yapılıyor.

Zelenskiy’den çiftçilere çağrı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cuma günü yaptığı açıklamada, Ukraynalı çiftçilere Rus işgaline rağmen mümkün olduğunda çok tahıl ekme çağrısında bulundu. Zelenskiy, “Bu ilkbaharda da, her ilkbaharda olduğu gibi, kapsamlı bir tohum ekme kampanyası yürütmeliyiz” diye konuştu.

Ukrayna’da tarlaları ekme faaliyetleri geleneksel olarak Şubat sonu veya Mart ayının başında başlıyor. Çiftçiler de, mümkün olan en kısa süre içinde güvenli bölgelerde tarlaların ekilmesine başlayacaklarını duyurdu. Ancak Tarım Bakan Yardımcısı Taras Vysotskiy, çiftçilerin yeterli tohumunun olduğunu ancak savaş nedeniyle yaşanan yakıt sıkıntısının çiftçiler için büyük bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Afrika ülkeleri olumsuz etkilenebilir

Buğday ithal eden ülkelerin başında ise Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye ve bazı Asya ülkeleri yer alıyor. Almanya’nın Kiel kentinde bulunan Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırma ise Ukrayna’daki savaş nedeniyle ortaya çıkacak arz açığının özellikle Afrika ülkelerinin durumunu kötüleştireceğini ortaya koydu.

IfW’nin ticaret araştırmaları uzmanı Hendrik Mahlkow, Ukrayna’daki durumu “Savaşın bir sonucu olarak Ukrayna’nın dünya ekonomisi ile bağlantısı kesilebilir- ticaret yolları kapatılabilir, alt yapı hasar görüyor ve geriye kalan bütün üretim güçleri savaş ekonomisine yönelebilir” sözleriyle değerlendirdi.

Mahlkow, bu durumun Afrika ülkeleri için muhtemel sonuçlarını ise şu sözlerle aktardı: “Ülke özellikle de Afrika kıtası için dünyanın en önemli tahıl ihracatçılarından biri olması nedeniyle, buradaki arz durumu oldukça kötüleşecek.” Enstitü’nün tahminlerine göre, Ukrayna’dan buğday ihracatının durması halinde Tunus’un ithal ettiği buğday uzun vadede yüzde 15 azalacak. IfW, Mısır’ın buğday ithalatının yüzde 17, diğer tahıl ürünlerinin ithalatının ise yüzde 19 azalacağını tahmin ediyor.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, aralarında az gelişmiş ülkelerin de bulunduğu 50 ülke, buğday sevkiyatının en az yüzde 30’unun karşılanmasında Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı durumda. FAO, raporunda “2022-2033 döneminde dünya genelinde yetersiz beslenenlerin sayısı 8 milyondan 13 milyona çıkabilir” denildi. Raporda, bu durumdan özellikle Asya-Pasifik bölgesinin, Sahra Altı Afrika ülkelerinin, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın etkilenebileceği kaydedildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Aday Alacak Mısınız’ Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da kendisine yöneltilen “Aday olacak mısınız” sorusuna “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” şeklinde yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti yakından takip edildi. Kılıçdaroğlu, Diyarbakır programının ilk gününde (10 Mart) 11 kadınla kahvaltıda bir araya geldi.

Medyascope’tan Ferit Aslan’ın haberine göre; görüşmeye, 28 Kasım 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi avukat Türkan Elçi, yerine kayyum atanan ve 22 Ekim 2019’dan bu yana cezaevinde tutulan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın eşi emekli öğretmen Zeynep Mızraklı, 13 Ocak 1993’te faili meçhul cinayet sonucu öldürülen öğretmen Zübeyir Akkoç’un eşi KAMER Vakfı Başkanı Nebahat Akkoç, “çocuklar ölmesin” dediği için cezaevinde yatan öğretmen Ayşe Çelik, Diyarbakır Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi kurucusu avukat Remziye Tanrıkulu, önceki dönem Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı avukat Zülal Erdoğan, önceki dönem DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve avukat Feride Laçin, Sanayi Odası Kadın Meclisi Başkanı sanayici Nevin İl, Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği Başkanı eczacı Rojda Kaya, arkeolog, araştırmacı ve yazar Nevin Soyukaya, avukat ve Artı Gerçek yazarı Nurcan Kaya katıldı.

“Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil”

Görüşmede Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağını da soruldu. Kılıçdaroğlu bu soruyu, “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” diye yanıtladı.

Katılımcılar, altı muhalefet partisi liderinin buluştuğu masada neden HDP ve başka Kürt partilerin olmadığını sordu ve Kürtler olmadan başarılı olamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu HDP ile bir sorunları olmadığını, HDP Eş Başkanı Mithat Sancar ile gerektiğinde görüştüklerini söyledi.

“Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da serbest bırakacağız”

Kemal Kılıçdaroğlu, programları dahilinde gençlerle basına kapalı bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, öğrencilerden gelen 50 soruyu tek tek cevapladı. Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş sorusuna, “Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de, ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız” dedi.

2016 yılında bir anayasa değişikliği geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Diyelim ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıracağız. Getirirler Meclis’e, Meclis’te yarıdan fazlası el kaldırsa otomatikman dokunulmazlık kalkar. Dolayısıyla Selahattin Bey’in içeride tutulmasının temel nedeni şu, hiçbir suçu yok. Hiçbir günahı yok. Zaten yargı da bunu kabul etti. ‘Cumhurbaşkanı adayı bile olabilirsiniz’ dedi. ‘Ben seni başkan yaptırmayacağım’ dedi. Madem öyle söyledin. Ben de seni içeride tuttururum dedi. Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız. Selahattin Demirtaş ile en fazla görüşen milletvekilleri de CHP’li vekillerdir. Onu da bilmenizi isterim” dedi.

“PKK bir terör örgütüdür”

Bir gencin ‘PKK terör örgütü müdür?’ sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, “Bizim partimizin düşüncesine göre, PKK bir terör örgütüdür. Sadece bizim partimize göre değil, pek çok ülkede de terör örgütü olarak geçmektedir. Bir arkadaşımız ‘bir HDP’li vekilin dokunulmazlığı kaldırıldı, neden CHP’li vekiller el kaldırdı’ dedi. Bir milletvekilinin elinde uzun namlulu silahlarla fotoğraf çektirmesi doğru değil. Ben de yapsam suçtur.

Siz de yapsanız suçtur. Dolayısıyla böyle bir tablo hukukun üstünlüğünün tartışıldığı bir yerde kabul edilemez. Suriye ile ilişkilerimizi kesinlikle düzelteceğiz. Türkiye’de yaklaşık 6 milyon 300 bin civarında Suriyeli kardeşimiz var. Kendi özgür iradeleriyle ülkelerine göndereceğiz. Ülkelerine gidecekler. Bunun alt yapısını oluşturduk. En son Gara operasyonuna karşı çıktık. Ama ülkemize karşı da bir tehdit varsa buna da karşı çıkacağız. Benim de, partimizin de düşüncesi bu” diye konuştu.

“Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik”

12 yıldır Diyarbakır’a gelmediniz sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında birkaç sefer Diyarbakır’a gelmiştim. Ama demek ki o zaman ortam çok müsait değildi. Benim açımdan müsait değildi. Belki Diyarbakırlılar açısından müsait değildi. Bir dönem biz göğsümüze CHP rozetini takıp değil Diyarbakır’a, Sivas’ın bu tarafına bile geçemiyorduk. Son 10 yılda değişimi yaşayan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik. Bir milletvekilimiz bile yok. Kabahat bizim. Nur arkadaşımız, ‘6 parti var.

HDP’yi neden çağırmadınız?’ dedi. Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması içinde HDP yoktu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin çalışması yaklaşık 3-4 aydır devam ediyor. 6 partinin genel başkan yardımcıları vardı, HDP yoktu. HDP’nin katkı vermediği, çalışmasında bulunmadığı bir masaya HDP’yi nasıl çağıralım. HDP diyecek ki, ben hiç bakmadım, görmedim. HDP şimdi üçüncü ittifakı kuruyor. Üçüncü ittifakı kurmasını isteriz. İki ayrı toplantı yaptılar. Biz HDP ile bütün siyasi partilerle görüşen tek partiyiz. HDP ile de görüşürüz. HDP’nin kapatılmasına, kayyum atanmasına karşıyız. Seçimle gelen seçimle gider dedik.”

Paylaşın

Akşener: Millet İttifakı’nın Adayı 13. Cumhurbaşkanı Olacak

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada, “İster 2023’te ister daha önce yapılacak seçimde Cumhurbaşkanlığı makamı değişecek. Millet İttifakı’nın adayı 13. Cumhurbaşkanı olacak” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’da etkili olan kar yağışıyla ilgili uyarıda bulundu. Fox TV’de İsmail Küçükkaya’ya konuk olan Akşener, FOX binasına gelmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu aradığını belirterek, “Kendisinin AKOM’da çalışmalara devam ettiğini, vatandaşlardan çok zorunlu olmadıkça bugün yarın trafiğe çıkmamasını rica etti” dedi.

Ocak ayının sonunda İstanbul’da yaşanan yoğun kar yağışındaki mağduriyetleri hatırlatan Akşener, “Karayollarında iktidar-muhalefet diye bakılmaz. Muhalefet iktidardan, iktidar muhalefetin sisteminden güç insanların zararından artı değer devşirmesi doğru değildir. Bu defaki karda umarım koordinasyon oluşur. Sahadaki insanlardan Allah razı olsun. Felaketlerde zorluklarda afetlerde bu tür kolektif çalışmayı gerektiren zamanlarda biz geçtiğimiz karda yanlışlıklar zinciri gördük. Bu sefer öncesinden de bilgilendirildiği için vatandaş inşallah böyle bir şey olmaz. Yüksek katlarda da bu işin koordinasyonlu yürümesini eski bir bakan olarak söylüyorum” diye konuştu.

Akşener Rusya-Ukrayna kriziyle ilgili Türkiye için, “Buradaki yapılan iş yanlış. Türkiye bu yapılan işin yanlışlığı konusunda bir tutum almalı. Biz eğer buraya göz yumarsak yarın Çin’de benzer bir yönetim anlayışı var onun neticesinde Asya Pasifik’te neler olacağını anlayamayız” ifadelerini kullandı.

Akşener’in açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

Türkiye Putin’in karşısında, yaptırımların yanında yer almalıydı ama Türkiye’nin dış politikası kişisel bir dış politika olduğu için ve dış politika iç politikanın da bir malzemesi olduğu için asimetrik bir ilişki var. Enerjini önemli bir noktasını bağlamışsınız bütün yumurtaları aynı sepete koymuşsunuz. Bu bir yanlışsınız. Putin’in karşısında ağzınızı açamıyorsunuz. Bu dış politika çok problemli dış politika. Ukrayna olan ilişkinizin silah ve savunma sanayinizin önemli bir partneri.

Şimdi dengede götürebilirsiniz ona itirazım yok Ama bir yandan SİHA, İHA’yı satacaksınız, onun yanındayız biz destekliyoruz, ama diğer taraftan birilerini göndereceksiniz Rusya’ya, Putin’den özür dilemek midir artık ne olduğunu anlamadım televizyonlara çıkacaklar İHA’ları SİHA’ları tarıma su atmak için gönderdiğinizi söyleyeceksiniz. Buna dünya güler. Bu asimetrik ilişki nedeniyle bir şey yapamazsınız. Dengeli politikasını götürmekle alakalı bir sıkıntı yok. Bizim belli tavırları koyabilmemiz lazım.

Ukrayna Rusya savaşında Rusya’ya ne kadar bağımlı olduğumuz ortaya çıktı. Ayçiçek yetiştirebilirsiniz. Ama çiftçi ‘bunu pahalıya satıyor’ diyerek dışardan almaya başladınız. Gelecek nokta bu. Covidle ders alırlar sandık. Önerilerde bulunduk. Yapmadılar. Eylem planları hazırladık. Bunun üzerine siz 300-500 yıllık araçları sökeceksiniz maden için sonra da yerine dikeceksiniz. Birisinin böyle bir şey olabileceğini söylemesi insanlara hakarettir. Erdoğan her şeyi biliyorum dediği için tarım bakanı gitti. Yeni bakan umarım gözlerin kapatıldığı her şeyi yeniden düzeltir ve çiftçiye destek olur.

Erdoğan çıkıp ‘milletim özür dilerim elimi soktum bu işe olmadı’ demeli. MB ve ekonominin başına hesap verebilir insanlar getirmeli ve hiçbir şeye karışmıyorum demeli. Göreceksiniz her şey düzelir. Arkadaşımız ‘bay uzman.’

En son doktorlar işte. Erdoğan düzenli olarak düşman ilan eder. 2002’de doktorların hiçbir işe yaramadığını iğnelerini hemşerilere yaptırdığını söylemişti. Daha düşük alan doktorlarla diğerlerini karşı karşıya getiriyor. ‘Giderlerse gitsinler’ diyen bir Cumhurbaşkanı var. İnanamadım. Bu bilinçli yapılan bir iş.

Akaryakıt zamları

Rusya’nın yayılmacı politikası var. Bunu yapabilmek için 650 milyar dolara yakın bir parayı kenara koydu diye okuyoruz. Bizim böyle zor bir durumda kaldığımızda ihtiyat akçemiz gitti. Merkez Bankası’nın rezervleri gitti ama daha ilginç bir şey var. Böyle durumlarda vatandaşı koruyabilmek amaçlı dereye sokabileceğimiz bir fon vardı, o da gitti. Gelinen noktada dolar x lira artıyor aynı anda zam geliyor. Çünkü bu aradaki mekanizmalar olmadığı için. Bütün bunların özü iş bilmezlik, savurganlık, israf ve yolsuzluklardır.

Türkiye her türlü üretimden çıktı. Elektriğe, mazota gelen bu zamlarla sanayici neyi üretebilir? Ucuz üretim yapsın ki satsın denilen bir mantık var. Halbuki ucuz üretim yerine tam tersi marka ürettiği, katma değerli ürün ürettiği bir sisteme geçmemiz lazım. Peki bütün bunlara baktığınızda o paranın bol olduğu zamanlarda Türkiye betona yatırım yaptı. Betonla beraber 5 tane şirket ortaya çıktı. Bunun neticesinde de her şeyin üstünde korunan bir insan grubu ortaya çıktı.

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti

Türkiye’nin her bir şehri kıymetli. Bu şehirlerde yaşayanlar birinci sınıf vatandaş. Türkiye’nin her bir vatandaşının cebinden çıkardığı nüfus kağıdı bu ülkenin tapu senedi. O nüfus kağıdında ağa da paşa da sensin. Dolayısıyla biz böyle bakıyoruz ve bu ziyaret güzel bir şey. Burada vatandaşın ayağına gidilmesi önemli.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem

İster 2023’te ister daha önce yapılacak seçimde Cumhurbaşkanlığı makamı değişecek. Millet İttifakı’nın adayı 13. Cumhurbaşkanı olacak. İkinci adım ise bu seçimde biz aynı zamanda Millet İttifakı’nın bileşenleri olarak -ki şu anda iki parti bu sistemin içinde henüz değil, çünkü Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem konusunda anlaştık. Ama diyelim ki bu noktada beraber olundu, parlamentoda da 300 civarında bu senaryoları çalışmamız lazım.

Çoğunluğu alacağız. 300-360 ya da 400 milletvekili alındığında hem parlamenter sisteme geçiş, hem de Cumhurbaşkanlığı alındıktan sonra ki yapılacak işleri planlayacak, bunların ayrı ayrı senaryolarının üstünde çalışılacak durumdayız. Yeni hem Meclisi alacağız hem de Cumhurbaşkanlığını alacağız.

Ancak bir hata yapılmasın, hatalı bir düşünceye girilmesin Cumhurbaşkanlığına yeni bir Erdoğan seçmeyeceğiz. Benim kişisel önerim bu, tek adayla gidilmesi lazım geldiğini söylüyorum. Her şeyi Cumhurbaşkanı olacak kişi üzerinden tanımlarsak bu ucube sistemin değişmesi gerektiğini atlarız. Önemli olan bu ucube sistemin değişmesi. Biz bunları başaracağız.

Kılıçdaroğlu’nun başbakan adayı Akşener sözleri

Kendisine teşekkür ediyorum ama şöyle biri durum var. Ben ‘Başbakan olacağım’ iddiasını ortaya koyduğumda ‘Cumhurbaşkanı adayı değilim’ dedim. Başbakan adaylığını da seçim sonrasında İYİ Parti’nin alacağı oylara bağladım. Yani milletimizin kararına göre başbakan adayı olabileceğim. Dolayısıyla burada bir pazarlık söz konusu değil ama Sayın Kılıçdaroğlu’na gerçekten çok teşekkür ediyorum.

Paylaşın

Ukrayna, Gerçekten Rusya İşgalini Engellemeyi Başardı Mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlamasından on iki gün sonra, 2014 yılında Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’dan ilerleme kaydedilen güney cephesi dışındaki tüm cephelerde büyük bir durgunluk söz konusu.

Ruslar ve müttefikleri, ayrılıkçı Luhansk ve Donetsk bölgelerindeki doğu cephesinde fazla ilerleme kaydedemediler. Kiev cephesinde ise, 40 mil uzunluğundaki devasa askeri konvoyun başkente doğru hareket etmeden günlerdir park halinde beklediği kuzeyde de Rusya’nın çok yavaş bir ilerleme kaydettiği görülüyor.

Cephelere dair bu tablo, Moskova’nın planının saat gibi işlediğine dair güvenceler vermesine rağmen aslında istenen sonuçlara ulaşılamadığını gösteriyor.

O halde Ukraynalılar gerçekten Rus işgalini engellemeyi başardılar mı? Başardılarsa nasıl başardılar? Rusya’nın savaş planları nerede başarısız oldu? Moskova’dan beklenen bir sonraki askeri adım ne?

Grey Hare Media Başkanı, güvenlik ve istihbarat konularında uzman, eski İngiliz askeri istihbarat üyesi Albay Philip Ingram bu soruları Londra’da yayınlanan Orta Doğu’ya odaklı Şarku’l Avsat için yanıtladı:

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali gerçekten durduysa saldırı planlarının neresinde yanlış yapıldı?

Rusya’nın saldırı planlarında birçok hata vardı. Bunlardan birincisi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in, ülkelerini savunan Ukraynalıların kararlılığını ve yeteneklerinin yanı sıra Batılı çok sayıda ülke tarafından Ukrayna’ya sunulan modern silah sistemleriyle desteklenen savunmalarını hafife aldı. Rus istihbaratı, Putin’e Ukraynalıların Rusya’nın ülkelerine müdahale etmesini istemediklerini bildirmedi.

İkinci olarak Ruslar askeri kabiliyetlerini yanlış değerlendirdiler. Teçhizatları olması gerektiği kadar güvenilir değildi. Karmaşık ekipmanların rutin bakım ve ayarlamalarının yanı sıra lojistik destek de yetersiz. Bunun yanında Rus güçlerinin komuta ve kontrol operasyonları her düzeyde zayıf görünüyor. Tüm askeri operasyonların karmaşık bir süreç olmalarının yanı sıra operasyonların komutanları da yeterince yetkin değiller.

Daha da kötüsü, adamlarının profesyonel bir orduda olması gerektiği gibi kararlılık ve motivasyon gibi unsurlara sahip olmamalarıdır. Öyle görünüyor ki (Rus askerleri) yürüttükleri operasyona inanmıyorlar. Ayrıca Putin, havada üstünlük sağlayamadı. Hava üstünlüğünün olmaması, saldıran tarafın serbestçe hareket etme yeteneğini sınırlarken Ukraynalıların engellenmesine de imkan tanımadı. Buna rağmen Rusya askerlerini sahaya sürdü. Bu başlı başına ve açıkça bir hatadır .

Üçüncüsü ise Putin, uluslararası toplumun kararlılığını ve tek ses halinde birlik olma yeteneğini küçümsedi ve ona siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak zarar verdi. Uluslararası toplumun Ukraynalılara modern silahlar şeklinde ölümcül askeri destek sağlama konusundaki istekliliğini hafife aldı.

Putin, uluslararası toplumun kararlılığını ve tek ses halinde birlik olunmasını da küçümsedi. Bu tavrı, ona siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak zarar verdi. Uluslararası toplumun Ukraynalılara modern silahlar göndermek gibi askeri destek sağlamadaki kararlılığını hafife aldı.

Ukrayna tarafından yanmış Rus tankları ve düşürülen uçaklara ait görüntüler yayınlanıyor. Ukraynalılar Rus ordusuna nasıl bu kadar zarar verdi? Özellikle ABD ve İngiltere’den temin edilen silahların Rusları püskürtmedeki rolü nedir?

Ukraynalılar, Rus güçlerine zarar vermek için çeşitli taktikler kullanıyorlar. Bu taktikler, geleneksel tanklara karşı geleneksel tankların kullanımından, tanksavar ve uçaksavar füzelerle donatılmış küçük çaplı askeri araç gruplarının kullanımına kadar uzanıyor. Avrupa Birliği (AB) üyesi çeşitli ülkelerin yanı sıra ABD ve İngiltere tarafından sağlanan silahların çok etkili olduğu da kanıtlandı.

İngiltere, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce Ukraynalılara binlerce (İngiliz-İsveç yapımı) NLAW model tanksavar füzesi tedarik etti ve Ukraynalıların bunları etkili bir şekilde kullanmaları için eğitmenler gönderdi. Ukraynalılar, bu füzelerle Rus zırhlılarını yok edebileceklerini defalarca kez kanıtladılar. Ayrıca karadan havaya füzelerle helikopterleri hedef alabiliyorlar.

Şimdiye kadar yapılan analizler sonucunda Rusya’nın saldırı planı, güneyde Kırım’dan başlayıp (Mariupol ve Donbass yönünde) doğuya doğru, (Odessa yönünde) batıya doğru, Donetsk ve Luhansk bölgelerinden batıya doğru genişleyen üç cepheye dayanıyor gibi görünüyor. Anlaşılan batıdan ve doğudan ilerleyerek Kiev kuşatılmaya çalışılıyor. Bu üç cephedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Rusya’nın planındaki bir sonraki adım ne?

Rusların, bu üç cepheden Kiev’e odaklandığı açık. Putin ve (Rusya Dışişleri Bakanı) Sergey Lavrov, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda, Kiev’deki mevcut hükümeti devirmek için harekete geçme niyetlerinden bahsettiler. Ancak cephede başarısız oldu. İkinci cephe ise Kırım’ı tartışmalı Donbas Bölgesi’ne bağlayan bir kara köprüsü haline getirmeye yönelikti ve Ruslar bu cephede ilerleme kaydetmiş görünüyor.

Ancak burada da yavaş ilerliyorlar. Sık sık durmak zorunda kalıyorlar. Donetsk ve Luhansk bölgelerinden batıya doğru kaydedilen son ilerleme, Kiev’e ve ülkenin batısına doğru yeni bir cephe açmadan önce Ukrayna’nın doğusunun tamamını kontrol etmeyi amaçlıyordu. Bu cephede herhangi bir hareket ve köprüler ve havalimanları gibi önemli noktaları kontrol etme girişimleri olmamasına şaşırdım.

Rusların, Suriye’de Halep ve Çeçenistan’da Grozni gibi müdahale ettikleri diğer bölgelerde yaptıklarına benzer şekilde, artık Ukrayna’nın şehirlerini de zorla ele geçirmek amacıyla bombardımana başvurmalarından korkuyor musunuz?

Rusya sahadaki üstünlüğünü kaybetti ve askeri anlamda durgunlaştı. Putin’in komutanlarının üstünlüğü yeniden ele geçirmesi gerekiyor. Bu, operasyon çerçevesinde şehirleri ve sivilleri hedef almak anlamına gelse bile, kendilerine karşı çıkan güçleri kuşatmak ve boyun eğmek zorunda kalana kadar bombalamaya devam etmek onların tarihsel taktiğidir. Bunun gerçekten olmaya başladığından korkuyorum.

Çeçen güçlerinin Kiev’e doğru ilerleyen güçlerin başında olduklarına dair bir takım görüntülere şahit olduk. Sizce Ukrayna başkent Kiev’in ele geçirilmesi savaşında Çeçenistan’ın rolü ne?

Ukrayna’da Çeçenistan’ın ve seçkin güçlerinin müthiş bir itibara sahip birimlerinin kullanılması, gerçek savaş çerçevesinde olduğu kadar bilgi savaşı çerçevesine de giriyor. Burada amaç, yerel savaşçıların ve halkın kalplerinde korku yaratmaktır.

Paylaşın

CHP, Kürt Seçmeni Kazanabilecek Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iki kez ertelenen ziyaretini gerçekleştirmek üzere Diyarbakır’a geliyor. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun programına göre kentte miting yapılmayacak. Ancak CHP liderini yoğun bir program bekliyor.

Perşembe günü kanaat önderleri ve kadınlarla kahvaltı programında buluşacak olan Kılıçdaroğlu, daha sonra Sur ilçesinde esnaf ziyareti yapacak. Üye katılım törenine katılacak olan Kılıçdaroğlu, STK temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleri ile buluşmasında bir konuşma yapacak.

Bin 200 kişilik bir yemek programı ve özel bir ziyaret de gerçekleştirecek olan Kılıçdaroğlu, gençlik buluşmaları toplantısına katılacak. Cuma günü Yamaç Aşireti ile biraraya gelecek olan Kılıçdaroğlu, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği Tigris Söyleşileri Toplantısı’na da katılacak. Kılıçdaroğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde üye katılım törenine katıldıktan sonra uçakla İstanbul’a gidecek.

Ziyaret heyecan yaratmadı

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti öncesinde CHP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda hummalı çalışmalar var. Kentte bazı yerlere Kılıçdaroğlu’nun ziyareti ile ilgili afişler asıldı, bazı CHP milletvekilleri de hazırlıkları takip etmek üzere Diyarbakır’a geldi.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun ziyareti HDP’nin son yıllarda her seçimi açık ara farkla kazandığı iki milyon nüfuslu kentte pek heyecan yaratmadı. CHP liderinin miting yapmaması buna sebep gösterilirken Kürt seçmenin CHP’ye mesafeli duruşuna dikkat çekenler de var.

Kürtler neden CHP’ye mesafeli?

Bölgedeki Kürt seçmenin CHP ile mesafeli ilişkisi herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bunun en temel gerekçeleri arasında cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Said, Seyid Rıza gibi Kürt önderlerinin idamı, Kürt diline karşı geliştirilen yasaklar, CHP’nin geçmişte Kürt varlığını reddetmesi veya yok sayması gibi bazı argümanlar yer alıyor. Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olan Kürt meselesinin çözümsüz bırakılmasında da geçmişteki CHP kadrolarının rolü olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Dindar Kürtlerin ise ek olarak bazı dini gerekçeleri de bulunuyor.

DW Türkçe’den Felat Bozarslan’a açıklamada bulunan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Başkanı Mehmet Vural, 100 yıllık bir sorunu artık CHP’nin de görmezden gelme şansı olmadığını söylüyor:

“Cumhuriyet’in başından beri CHP Kürtlere mesafe koydu. CHP Kürt seçmeni bir türlü kabullenemedi, Kürt halkının varlığını kabullenemedi. Eğer Kürt meselesi bugün bu çıkmazdaysa CHP’nin büyük bir rolü var. CHP kadroları isterse bu olumsuzlukları elinin tersiyle itebilir ve yeni bir kapı açabilir. Eğer böyle yaparsa başta kendisi için en hayırlı olanı yapar. Çünkü CHP’nin geçmişi çok da Kürtlerle barışık değildir.”

“Kürt seçmeninin desteği belirleyici olacak”

Kürt siyasi hareketinin partileşmeden önce kurduğu ittifaklar dışında Kürt seçmenler genellikle CHP’ye mesafeli durdu. Mart 2019’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde ise Kürt seçmenler ile CHP arasındaki buzlar erimeye başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Tarafsız kalın” mesajına rağmen İstanbul’da yaşayan Kürtler, Ekrem İmamoğlu’na oy verdi. Bölgede, İmamoğlu’nun seçimi Kürt oyları sayesinde kazandığına ilişkin de yaygın bir kanaat var.

Peki CHP bundan sonra atacağı adımlarla Kürt seçmeni kazanabilecek mi?

Dicle Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun’a göre, Kılıçdaroğlu tam da bu sebeple uzun süredir CHP’nin ilişki kuramadığı toplumsal kesimlerle ilişki kurmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyaretini de buna bağlayan Coşkun, gelecek seçimlerde Kürt seçmenin seçimi kazanacak olanı belirleyecek bir konumda olduğunu belirtiyor:

“Parlamento seçiminde Kürt seçmenin büyük kısmının HDP’ye oy verdiği belli. Bu tercihlerini şu aşamada değiştirebilecek bir işaret görünmüyor. CHP’ye bölgede ilginin arttığı da belli. Ama bu ilginin kısa vedede bir seçmen desteğine dönüşmesi zor. CHP açısından önemli olan ise Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayına Kürt seçmenin desteğini sağlamak. Kürt seçmeninin Cumhurbaşkanlığı adaylarından birisine vereceği destek, o adayın seçimi kazanması konusunda çok büyük bir olanak sağlayacak.”

Kentin gündemi ekonomi

Diyarbakır’ın en işlek yeri olarak bilinen Sur ilçesindeki Gazi Caddesi’nde herkesin gündemi ekonomi. İşsizlik, kötüleşen ekonomik koşullar, hayat pahalılığı ve enerjiye yapılan zamlar, siyasetten daha çok konuşuluyor.

Felat Bozarslan’ın konuştuğu çoğu kişi, olası bir iktidar değişikliğinin kötü gidişatı durduracağı görüşünde. Ancak, alternatifin hangi parti olacağı konusunda kimsenin bir fikri veya inandığı bir siyasi hareket yok gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu’ndan umutlu olanlar da var. Ancak çoğu kişi oy tercihini HDP’nin göstereceği adaydan yana kullanacağını söylüyor.

HDP’nin ittifaka dâhil edilmemesi nasıl bir etki yaratacak?

Kılıçdaroğlu’nun Ocak ayında yaptığı, “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” açıklaması bölgede memnuniyet yaratmıştı. Ancak, altı muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin imzaladığı mutabakata HDP’nin dâhil edilmemesi bir nebze de olsa hayal kırıklığı yarattı. CHP liderinin bu tartışmanın gölgesinde yapacağı Diyarbakır ziyaretinde vereceği mesajlar ise merakla bekleniyor.

Doç. Dr. Vahap Coşkun, parlamento seçimlerinde herhangi bir ittifaka girmeye ihtiyacı olmadığını ifade ediyor. HDP seçmeninin ittifak konusuna realist yaklaştığını belirten Coşkun’a göre, Kürt seçmen canlarını daha fazla yakan sorunlar konusunda bu partilerin nasıl tavır alacaklarını görmek isteyecek. Mutabakat metninin Kürtlerin bütün sorunlarını karşılayan bir metin olmamasına rağmen bir tartışma zemini yarattığına dikkat çeken Coşkun, HDP’nin de altılı ittifaktan beklentileri olduğunu belirtiyor:

“İki konuda beklentileri var. Geçiş döneminin planlanmasında HDP’nin görüşlerinin dikkate alınması ve özellikle Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi, eğer bu ortak bir aday olacaksa burada da HDP ile istişare edilmesi. Önümüzdeki dönemlerde bu yönde atılacak adımlar HDP ile bu ittifak arasındaki ilişkeleri de sıklaştırabilir veya gerginleştirebilir.”

“En çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler”

DİTAM Başkanı Mehmet Vural ise Kürt seçmenin de kendine göre bir hesabı olduğunu belirtiyor. Kürt toplumunun beklentisinin öncelikle kimliğinin tanınması olduğunu ifade eden Vural’a göre yüzleşme veya helalleşme olacaksa Kürtlerle helalleşmek en doğru seçim olacak:

“Umarım yüzleşilirse Kürtler de bir bütün olarak bu ülkede varlığını kendi kimlekleri ile sürdürürse herkes için güzel olur. Türkiye’nen dörtte biri Kürt. Bunu reddedemezsiniz. Bütün bunların kimliğiyle, varlığıyla kabul edilmesi lazım. Kürtler bunu bekler. Bunu herkesten bekler ve en çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler.”

Kürt seçmenin CHP’den beklentileri

Doç. Dr. Vahap Coşkun, CHP ile Kürt seçmen arasında derin ve yapısal sorunlar olduğunu ifade ediyor. HDP seçmeninin kısa sürede kendisine CHP’yi adres olarak belirlemesinin mümkün görünmediğine dikkat çeken Coşkun’a göre, CHP ve Kürt seçmen arasında açılan mesafenin daraltılması için ciddi bir çaba sarf edilmeli. Bunun kısa vadede atılacak birkaç sembolik adımla gerçekleşemeyeceğini belirten Coşkun, CHP’nin bu yapısal sorunları çözmek için bazı girişimlerde bulunduğunu vurguluyor. Bunların olumlu adımlar olduğuna, ancak kısa sürede CHP’yi bölgede ağırlık merkezi haline getiremeyeceğine dikkat çeken Coşkun, Kürt seçmenin de beklentileri olduğunu ifade ediyor:

“İlk etapta bütün seçmenler gibi Kürt seçmenlerin de asıl beklentisi bir normalleşmenin olması ve asıl meseleleri konuşabileceğimiz bir toplumsal zeminin oluşturulması. Ondan sonra Kürt meselesinin çeşitli konu başlıkları var. Bunlar Kürtlerin her daim talep ettiği hususlar. Ama asıl şu andaki önemli beklenti bir normalleşme, sorunları konuşabileceğimiz bir hukuk zeminin inşaası.”

Paylaşın