Seçim Sistemi Değişikliği Erdoğan’ın Elini Güçlendirebilir

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times, dün AK Parti ve MHP’nin gündeme getirdiği “Milletvekili Seçimi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile ilgili kapsamlı bir haber yayınladı.

Yapılan teklifin seçim sistemini değiştireceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini güçlendirebileceğini yazan gazete, “Türkiye’de iktidardaki ittifak, seçim yasasını değiştirmek için bir plan yaparak muhalefetin parlamentoda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinden kontrolü almasını engellemeyi amaçlıyor” yorumunu yaptı.

Gazete, “2002’de iktidara gelen Erdoğan’a oy oranı son yılalrda ekonomik krizlerle birlikte azalıyor. 2018’de ülkedeki sistemi değiştirerek daha çok gücü elinde tutan Erdoğan’ın yine de hükümetin yıllık bütçesi gibi birçok kararı parlamentodan geçirmesi gerekiyor” ifadesine yer verdi.

“Erdoğan, avantajlı konuma geçebilir”

Gazeteye konuşan uzmanlar, seçimin yakın sonuçlarda tamamlanması durumunda değişiklik sebebiyle Erdoğan’ın avantajlı konuma geçebileceğini aktarırken, Financial Times, “İktidar bloğu parlamentoda çoğunluğa sahip olduğu için bu yasanın geçmesi olası” yorumunu yaptı.

Financial Times’taki haberde, “Yıllarca Erdoğan’a desteği azaltmaya çalışan muhalefet partileri ilk olarak 2019’da birlik olarak yerel seçimlerde AK Parti’yi yendi ve İstanbul, Ankara ve diğer büyük şehirleri elde etti. Seçim sistemindeki bu beklenmedik değişiklik gücü elinde tutmak için birçok aleti olan Erdoğan’ın karşısındaki muhalefetin karşısına çıkan zorluklardan en yenisi” ifadesi kullanıldı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Seni Paşa Paşa Göndereceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında Seçim Kanunu’nda değişiklik teklifini değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gideceklerini çok iyi biliyorlar, amaçları değişiklik yapıp koltuğumuzu nasıl koruruz. Millet kararını vermiş, seni yolcu edecek. İster sabah, ister öğle, ister akşam değiştir biz seni yolcu edeceğiz. Hiç endişe etme, seni paşa paşa göndereceğiz. ” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi /Kılıçdaroğlu konuşmasında, Diyarbakır ziyaretini hakkında açıklamalarda bulunan Bahçeli’ye de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Önce benim insanım kazanacak. Bahçeli de duysun. ‘Diyarbakır’a gitmiş çiftçiye ücretsiz elektrik verecek, nasıl gidersin diyor’ Sen gidemezsin. Hiç kimse unutmasın bizim dokularımızda Kuvayı Milliye vardır. Bu ülkenin değişime, dönüşüme, büyümeye, liyakata, adalete ihtiyacı var” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının ne kadar özverili çalıştıklarına hepimiz tanık olduk. Öyle bir sürece girdik ki Tıp Bayramı’nda doktorlar gidip Atatürk heykeline çelenk bırakacaklar, bu kadar basit bir şey. Yıllarını tıp dünyasına vermiş o insanlar gittiler bir çelenk bırakacaklar, bayramlarını kutlayacaklar ona bile izin verilmedi.

Sağlık çalışanlarının talepleri gündeme geldiğinde, çok sayıda genç hekim yurt dışına gittiğinde, ‘Varsın giderlerse gitsinler’ diye açıklama yaptı. Demokratik yollarla seni gönderecek olan biziz onların tamamı burada kalacak. Ülkelerinde kalacak, hastalara bakacaklar. Bütün sağlık çalışanlarına söylüyorum; az kaldı merak etmeyin bütün haklarınızı alacaksınız. 10 maddelik bildirinizi de gayet iyi biliyorum. Size verilen sözlerin tutulmadığını da biliyorum. Öyle bir noktaya geldi ki sizi yurt dışına gitmeye zorluyorlar, gitmeyin. Burada kalacaksınız beraber biz göndereceğiz.

“Bütün dünya bunun tanığı olacak”

Suriyeli kardeşlerimiz için ne dedik? Davulla zurnayla göndereceğiz, kendi iradeleriyle göndereceğiz ama bu beyefendiyi halkın iradesiyle göndereceğiz, davulla zurnayla göndereceğiz. Herkes görecek bütün dünya bunun tanığı olacak.

İşte Milliyetçilik budur. Önce benim insanım kazanacak. Bahçeli de duysun bunu. Adam Afrika’ya gidiyor, yer kiralıyor ona sesini çıkarmıyor Kılıçdaroğlu Diyarbakır’a gitmiş çiftçiye ücretsiz elektrik verecek, ‘Vay sen oraya nasıl gidersin?’. Ben Türkiye’nin her noktasına giderim, alnım açık giderim, bu ülke için giderim. Vatanım, bayrağım için giderim ama sen gidemezsin. Hiç kimse unutmasın bizim dokularımızda kuvayi milliye ruhu vardır. Ülkemizde bir tek çocuğun bile yatağa aç girmesine izin vermeyeceğiz. Bunu Millet İttifakı ile yapacağız. Bu ülkenin liyakate, büyümeye, adalete ihtiyacı var.”

Maltepe Ekonomi Forumu’na katıldım. Türkiye’nin bazı temel sorunları var. Bu sorunlar Türkiye’ye ciddi itibar kaybettiriyor. Bir çürümeye yol açıyor. Gittiğim her yerde soruyorlar kiminle çözeceksin, kadrolarınız, planlarınız var mı diye soruyorlar. Çürüme ve çöküş, 20 yıllık sürecin sonunda finansal sistemin çöktüğünü görüyoruz. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor.

Yabancı paralar değerlenirken Türk Lirası değer kaybediyor. 128 milyar dolar kimlere satıldı kimse bilmiyor. Merkez Bankası’nın kasasında kendisine ait bir sent bile yok. Yabancılardan topladıkları paralarla orada duruyorlar. Bakiyesi eksi 43 milyar dolar.”

O kadar büyük bir sıkıntının içine soktular ki Türkiye’yi kapı kapı ülkeleri geziyorlar, ‘Acaba birileri bize borç para verebilir mi?’ diyorlar. Düne kadar kendi medyalarında en ağır hakaretleri yaptıkları kişilerin ayağına gittiler el etek öptüler.

Sayın Bahçeli’ye sormak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bu kadar ağır laflar edenin ayağına Erdoğan gittiği zaman niye iki cümle kuramadın? Bu ülkenin şerefi yok mu? Oturuyorsun günün 24 saati CHP, evet CHP bu ülkenin teminatıdır, geleceğidir, evet CHP milletin partisidir bunu hiç kimsenin unutmamasını isterim.

“Demokratik yollarla seni paşa paşa göndereceğiz”

AK Parti ve MHP’den birer milletvekili açıklama yaptılar seçim kanununda değişiklik yapıyoruz diye. Gideceklerini çok iyi biliyorlar. Amaçları seçim kanunda değişiklik yapıp milletin iradesini Meclis’e yansıtmak değil. Amaçları ‘Biz acaba koltuğumuzu nasıl koruruz?’ bunun için bir düzenleme yapıyorlar. Kardeşim sen milletin sesini bilmiyor musun? Millet kararını vermiş seni yolcu edecek. Seçim Kanununu istersen sabah, öğlen, akşam değiştir biz seni yolcu edeceğiz.

Milli iradenin Meclis’e yansımasını istiyoruz. Seçim barajı yüzde 3 olsun diyoruz niye korkuyorsun? ‘Efendim MHP barajı aşamaz onun için yüzde 7’ye çıkaralım’ bir parti için. ‘Efendim koltuklardan gideriz acaba koltuğumuzu nasıl koruruz’ diye. Koltuk için siyaset yapılmaz. Siyaset vatandaş için ülke için yapılır.

Yolsuzluk yaptım, köşeyi döndüm paralar tamam her şey mükemmel servetler yurt dışında, biraz daha soyalım. E nasıl soyacağız seçim geliyor, o zaman öyle bir kanun çıkaralım ki koltuğumuzu koruyalım. Hiçbir güç seni o koltuğa mahkum etmez. Hiç meraklanma seni oradan paşa paşa göndereceğiz. Hiç endişe etme sen.

İster sizin hakim olsun ister AYM’ye atadığın şaibeli başkan olsun ister senin yandaşın olsun seni bu milletin elinden kimse kurtaramaz. Sen sandığı getireceksin demokratik yollarla seni paşa paşa göndereceğiz.”

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Yüzde 68’i Aşarak Rekor Tazeledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2022 Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Tarım-ÜFE Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 13,74, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 30,61, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,49 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 30,88 artış gerçekleşti.

Haber Merkezi / Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 7,4, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 13,49 ve ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 26,22 artış kaydedildi. Ana gruplarda aylık bazda değişim ise canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 4,67, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 11,72, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 19,95 artış olarak kayıtlara geçti.

Aylık Tarım-ÜFE’ye göre 7 alt grup daha düşük, 4 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 0,77 ile yağlı meyveler ve yüzde 3,36 ile koyun ve keçi, canlı, bunların işlenmemiş süt ve yapağıları olarak belirlendi.

Bu artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 26,81 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 20,97 ile lifli bitkiler oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 5,54 ile diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünler olarak kaydedildi.

Yıllık Tarım-ÜFE’ye göre 8 alt grup daha düşük, 3 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 20,86 ile turunçgiller ve yüzde 26,19 ile koyun ve keçi, canlı, bunların işlenmemiş süt ve yapağıları oldu.

Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 196,22 ile lifli bitkiler, yüzde 112,15 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 92 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar olarak tespit edildi. Endekste kapsanan 86 maddeden 7’sinin ortalama fiyatında azalış olurken 4’ünün ortalama fiyatında değişim olmadı, 75’inin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar Kendini Kurtarmak İçin Barajı İndiriyor

Partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, AK Parti ve MHP’nin Meclis’e sunduğu seçim kanunda değişiklik teklifine ilişkin, “İktidar şimdi kendisini kurturmak için barajı indiriyor. Bu yöntemler seçim kanunlarında mühendislik oyunlarıyla varlıklarını devam ettirebileceğini sanan bu iktidar geçmişe baksın. Bunlar nafile çabalardır” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doktorları hedef alarak “giderlerse gitsinler” açıklamasından sonra bugün Türk Tabipler Birliği’ni hedef alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de yanıt veren Sancar, “Kim kimi nereden kovuyor? Bugün de iktidarın küçük ortağı tehditlerine devam etmiş. Kendi huzurunu, kendisi için var gücüyle çalışan sağlık emekçilerinin farkındadır bu halk. Hekimler hiçbir yere gitmiyor. Kim gidecek, bu iktidar gidecek” ifadelerini kullandı. Sancar, “Eğer özür niyetiniz varsa hekimlerin taleplerini kabul edin. Biz hekimlerle birlikte olacağız. Bu taleplerin sonuna kadar takipçisi olacağız” dedi.

HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 108 sanıklı Kobani ve HDP kapatma davaları üzerine de açıklamalarda bulunan Sancar, “Kararlılığımız ileride de ne kadar haklı olduğumuzu ortaya çıkaracak. Kobani kumpas davası gözlerden ırak bir şekilde yürütülmek isteniyor. Biz bu kumpas davasını da boşa çıkaracağız. Kapatma davasında da aynı zihniyet söz konusu. Çöp gibi bir iddianame ile bizi suçlamaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar” ifadelerini kullandı.

Sancar, konuşmasının devamında Newroz Bayramı’na ilişkin, “Newroz geliyor, Newroz hak. Kürt halkı başta olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının en kadim günü olan Newroz’u şimdiden kutluyoruz. Newroz’u barış idealine yürüyüş olarak kutlayacağız. 2022 final yılı olacaksa, bu finalin önemli dönemeçlerinden biri 2022 Newrozu’dur. Heyecanla, kararlılıkla, coşkuyla meydanları dolduracağız. Newroz direniştir, umuttur, cesarettir, haykırıştır, dayanışmadır, mücadelede ortak olmadır, yan yana omuz omuza olmaktır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Sancar’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Mart ayında çeşitli acılar var. Bunları anmadan geçmek doğru olmaz. Önce 16 Mart 1988’de Halepçe’de Kürt halkına yönelik kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılarak 5 bini insan katledildi. Irak’ta Kürt halkının hak ettiği eşitliği şiddetle bastırmak isteyen Saddam yönetimi insanlık tarihine katliamcı soykırımcı olarak geçti. Kürt halkının özgürlük mücadelesi bir adım bile geriletilemedi. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi önünde sivil faşistler tarafından düzenlenen saldırıda 7 öğrendi hayatını kaybetmişti, dava dosyası kapatıldı. 16 Mart Beyazıt Katliamı da Türkiye’de işlenen yüzlerce cinayet gibi karanlıkta bırakıldı. Biz failleri de zihniyeti de tanıyoruz ve mücadele ediyoruz.

12 Mart’ta Gazi Mahallesi’nde ve Kamışlı’da katliamlar yaşandı. O katliamlarda hayatlarını kaybedenleri de anıyorum. Bu katliamları unutmadık, unutmayacağız.

İyileşecek yaraları olduğu sürece geçmiş, bugün olarak kalır. Bu söz, bu acıların işlendiği bir filmden alınma repliktir. Bizlerin derdi, amacı sadece anma ve rahmet dilemek değildir, bizler bu katliamların bir daha yaşanmaması için sürekli hatırlatılması gerektiğini düşünüyoruz. Katliamları hafızada canlandırmak, onların sorumlularını, zihniyeti dile getirmek, geleceğe karşı görevimiz için bir zorunluluktur. Bu faillere ve zihniyete karşı mücadeleyi her an canlı tutalım ki bu acılar bir daha yaşanmasın.

Bu iktidar, katliamcı zihniyetleri devam ettiriyor. Geçmişteki acıları yaratan politikaların daha da ilerletilmesini sağlayacak bir anlayış yürütüyor. Bu anlayış, bu ülkeye felaketler yaşatıyorlar. Toplum farkında ve iktidar desteğini kaybediyor. Bu iktidar kendisini ayakta tutacak oyunlara girişiyor. Başında seçim kanunlarıyla oynayarak oy kaybına rağmen milletvekili sayısını aynı tutmak ve bu şekilde çoğunluğu korumak geliyor.

Seçim kanunu teklife dün Meclis’e sunuldu. Yapılan değişikliğin amacının, bu iktidara siyasi mühendislik ve hukuksal oyunlarla çoğunluğu kazandırma amacına dayanıyor. Kaybeden iktidarlar bu mühendislik çalışmalarından medet ummuşlardır. Biz baraja karşı mücadeleyi kuruluşumuzdan beri yürüttük. Bizim önümüze çıkarılmıştı, biz bunu yıktık. Bu barajın ne kadar anlamsız olduğu bizim mücadelemiz sayesinde ortaya çıktı. Kendi hesaplarının da burada bir rolü var ama. İktidarın küçük ortağı eriyor. Yüzde 10’un altında kalacağı kesin gibi. Onu kurtarmak için indiriyorlar. İttifak sistemiyle de oynuyorlar. Yine kendilerine oyları azalmasına rağmen avantaj sağlamak. Bu oyunlara başvuran bütün iktidarlar halkın iradesi karşısında kaybetti. Bu yöntemlerle, seçim kanunlarında mühendislik oyunlarıyla varlığını devam ettirebileceğini sananlar geçmişe baksınlar. Bu hesap işe yaramayacaktır.

Dün tıp bayramıydı. Sağlık emekçileriyle birlikte kutladık. Bugün de süren bir grevleri var. Eylemlerini selamlıyorum. Bozulan sağlık sisteminin yükünü sağlık emekçilerinin omuzlarına yıkıyorlar. Kendi sorumluluklarını gizlemek için sağlık emekçilerini hedef gösteriyorlar. Şimdi de ülkeden kovmaya kalkıyorlar. Kim kimi nereden kovuyor? Küçük ortak bugün tehditlere devam etmiş. Halk sağlık emekçilerinin öneminin farkında. Hekimler hiçbir yere gitmiyor. Kim gidecek, bu iktidar gidecek. Bu halka zulmü, açlığı reva gören bu iktidar gidecek. Hiçbir yere gitmiyoruz, buradayız ve sizleri tarihin çöplüğüne mutlaka göndereceğiz.

Zaten TTB de açıklama yaptı hiçbir yere gitmiyoruz diyorlar. Bu ülke bizim, biz bu halkın içinden çıktık ve bu halkın hizmetinde olmaya devam edeceğiz ama haklarımızı da arama mücadelesini sürdüreceğiz, taviz vermeyeceğiz diyor hekimler ve sağlık çalışanları. Bu mücadelede de sonuç almaya başlıyoruz.

Dün AKP Genel Başkanı bazı açıklamalar yaptı, sözlerini geri alma amaçlı ifadeler kullandı. Ancak biliyoruz ki daha önceki sözler dil sürçmesi değil, gönlünden geçenin ifadesi. Vaatlerde de bulunmuş 3 5 tane. Bunların hiçbiri hekimlerin haklı taleplerini karşılamaya yetmiyor. Yanından bile geçemiyor. Haklar lütufla gelmez. Haklar mücadele ile alınır. TTB, 10 maddelik bir liste sundu kamuoyuna. Bunların takipçisiyiz, biz de sahibiyiz. Grubumuz dün bu konuda bir kanun teklifi verdi. Bunu yasalaştırmaya ve hekimlere yol gösterenleri özür dilemeye çağırıyorum. Hekimlerin taleplerini kabul etmek en büyük özrünüz olacaktır.

İktidarın saldırılarının hedefinde partimiz var; Kobane kumpas davası, kapatma davası, polis operasyonları… Bizi etkisiz kılacaklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Bunun nasıl haklı bir mücadele olduğunu herkese göstereceğiz. Kobane kumpas davası gözlerden ırak şekilde yönetilmek isteniyor. Arkadaşlarımız sözlerini söylemeye devam ediyor. Yargı bu iktidarın toplumsal ve siyasi muhalefeti dizayn etme sopası hale gelmiştir. Kobane davasında da aynı anlayış hüküm sürüyor. Arkadaşlarımızın savunmalarından birer cümle okumak istiyorum. Bu iktidarın bize karşı uyguladığı yöntemler ayakta kalmak için başvurdukları yöntemlerdir ve bunlar sadece HDP ile sınırlı kalmayacak, toplumsal muhalefetin bütününü de hedef alıyor, alacaktır. Arkadaşlarımızın sözlerinin dikkatle dinlenmesi çağrımız var:

Yüksekdağ ne dedi: Bütün olanakları devreye koymanıza rağmen hakikat dişiyle tırnağıyla bağırıyor. Siz bizim suçluluğumuzu kanıtlayamıyorsunuz ama biz siyasi iktidarın suçlarını ifşa ediyoruz.

Altıonörs: Nazım Hikmet, biz size gölgemizi ezdirmeyiz der. Biz de size gölgemizi dahil ezdirmeyeceğiz.

Tuncer: Tarihe not düşeceğiz. 38 insanın da yaşam hakkını savunacağız. Paramiliter güçleri sokağa sunan bu iktidardır, hesaplaşacağız.

Demirtaş: Bizim kaçmaya niyetimiz yok. Götürüp yurt dışına bıraksanız kaçıp Türkiye’ye geri geliriz. Biz siyasetçiyiz, halkımıza karşı borcumuz var.

Arkadaşlarımız tarihi savunmalarını yapmaya devam ediyorlar. Biz bu kumpas davasını boşa çıkartacağız.

Bir de kapatma davası var, kapatma davasında da aynı kumpas zihniyeti söz konusu. Delil yok, çöp gibi iddianameyle bizleri suçlamaya çalışıyorlar. HDP bir bina değildir, savunmasını her alanda yapacaktır, mücadelesini sürdürecek yolları bulacaktır. Biz asıl savunmamızı halkımızla yapıyoruz. Halklarımızla, demokrasi güçleri ile yapıyoruz. 8 Mart’a baksınlar, nasıl bir iradenin ortaya çıktığını görsünler.

Geçen seneki Newroz’u hatırlasınlar, ve önümüzdeki hafta kutlayacağımız Newroz’u takip etsinler. HDP’yi o meydanlarda savunacağız. Bu kararlı duruşu durduramayacaksınız. Baraj duvarlarını yıktık, seçimlerde önümüze gelen engelleri yıktık, bu iktidarı bu mücadeleyle mutlaka göndereceğiz. Newroz bunun en büyük göstergesi olacaktır.

İktidar zulme doymuyor. Bir iktidarın özünü anlamak için cezaevlerindeki uygulamalara bakın. Aysel Tuğluk’a teşhis konuldu, cezaevinde kalamayacağı ortaya çıktı ama orada tutmaya çalışıyorlar. Aysel hafızamızdır.

Kasım ayından bu yana 8 hasta hükümlü ve tutsak hayatını kaybetti. Bunların çoğu tek başına yaşamlarını sürdürecek durumda değildi. Bu uygulamalar fiili idama dönüştü.

Zulümle yetinmiyorlar sanki keyif alıyorlar. Bu iktidar kötülük iktidarıdır. Zulüm yapıyor tatmin olmuyor. Bir de acıyı büyütecek keyfilikler ekliyor. İşte kötülük budur. Faşizmin en güçlü kaynağı da kötülük zihniyetidir. Baskıda zulümde acı tanımama halidir. Faşizm bu ülkede kurumsallaştırılıyor derken anlatmaya çalıştığımız bu.

Adli tıp kurumundan bu hasta hükümlü ve tutuklular için raporlar çıkmıyor. Siyasi parti temsilcilerinden, uzman kuruluşlardan, STK’lardan, Bakanlık temsilcilerinin de içinde olacağı bağımsız bir komisyon oluşturalım. Kamuoyuna sunacağı raporlar çerçevesinde harekete geçelim. Adalet Bakanlığı da bu komisyonun açıklayacağı görüşlere uyacağını ilan etsin. Madem bu kadar güveniyorsunuz haksızlık yapmadığınıza, bağımsız bir kuruluşun hazırlayacağı raporlara göre hareket edin.

Cezaevlerindeki bu uygulamalara karşı bağımsız bir komisyonu birlikte oluşturmak için sesimizi yükseltelim.

Savaş da önemli gündemlerin başında geliyor. Ukrayna’daki savaş bu durumun yıkıcılığını bir daha ortaya koymuş, barışın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bizler derhal her türlü savaş politikasına, işgal operasyonlarına karşı büyük barış hareketini kuralım. Büyük barış için harekete geçelim. HDP olarak bizler ülkede ve devlet arasındaki sorunların ve uyuşmazlıkların, çatışma ve savaş yöntemleriyle değil, diyalog, müzakere ve diplomasi ile çözüleceğine inanıyoruz. Savaşa nerede olursa olsun karşı çıkıyoruz, barış mücadelesinin içinde yer alıyoruz.

Bir büyük barış hareketine, insanlığın ortak değeri temelinde kurulacak bir barış hareketine ihtiyaç var. Bizler barışı amasız savunuyoruz. Nerede olursa olsun aynı tutumu sergiliyoruz. Savaşa karşı çıkmak bizim için temel ilkedir.

Sadece bir yerde savaşa karşı çıkmak, başka yerde arka çıkmak iki yüzlülüktür. İktidarın ve yandaşlarının yaptığı gibi. Türkiye topraklarında savaş politikalarına ses çıkarmayanlar, barış kelimesini ağızlarından düşürmüyorlar. Onlar bu kavramları kirletmeye çalışıyorlar diye biz bu ilkelere sarılmaktan vazgeçecek değiliz. Onların iki yüzlülüğünü dile getirmeye devam edeceğiz. Ukrayna’da savaşa, işgale karşı çıkıp; Afrin’de işgale destek çıkmak… Libya’da savaş politikalarına destek olmak… Savaşa dayalı rant ve talan politikalarını savunmak iki yüzlülüktür. Gerçekten barıştan yanaysak Kürt sorunu başta olmak üzere tüm sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğini savunmak zorundayız. Bir barış güvercini rolünü oynamaya çalışan iktidar bunları gizlemeye çalışıyor. Öyle olmayacak. Bu krizden fırsatçılıkla yararlanmak için ip cambazlıkları yapıyor olabilirler ama bu iktidarın barış gibi bir niyeti olmadığını herkesin görmesi gerekiyor.

Ukrayna’da arabuluculuk ya da çözüm aktörü olmaya soyunan iktidar önce bu ülkede savaş politikalarından vazgeçsin, Orta Doğu’da işgal ve savaş uygulamalarından vazgeçsin. Bizler de hepsine birlikte karşı çıkarız. Barış temel ilkemizdir. Savaşlardan fırsatçılık yaratmaya çalışan bütün çevrelere aynı şekilde karşı çıkmaya devam edeceğiz. Kim ki bu ülkede savaşın zeminini besleyecek uygulamalar içindeyse, buna hep birlikte karşı çıkacağız. Orası iyi burası kötü diye bir şey yok. Kim savaş politikalarını destekliyorsa karşı çıkacağız, büyük barış idealinden sapmayacağız.

Mülteciler arasında ayrım, göçmenler sığınmacılar arasında ayrım suç ve ayıptır. Her yerde insan onurunda eşit haklar rehberimizdir.

Biz büyük barış mücadelesi veriyoruz. Sadece Kürt sorununda demokratik çözümü kastetmiyoruz, öncelikle onu kastediyoruz elbette; şiddetin çözüm olmadığını söylüyoruz. Bu coğrafyada devam eden, 40 yıla yaklaşan bu savaşın bitmesini istiyoruz. Çözüm müzakeredir, eşit haklara dayalı ortak yaşamı kurma arayışıdır. HDP bunu dile getirdiği için saldırılara uğruyor. Büyük barışın amacı, halkların hak ettiği imkanların kendilerine teslim edilmesi. Haklara göz dikenlerin önüne geçecek bir siyasal, toplumsal, hukuksal kültürün yaratılmasıdır. Türkiye’nin büyük bir barış hareketine ihtiyaç var.

Halklar arasında eşitlik, eşit yurttaşlık, katılımcı yerel demokrasiyle dayanan demokratik düzen, doğayla, toprakla barışı da içeriyor bu büyük barış. Türkiye’de bu karanlıktan kurtulmanın yolu buradan geçiyor.

Newroz geliyor. Geçen hafta İstanbul ve Diyarbakır’da dostlarımızla 2022 Newroz’unun startını verdik. Direniş ve dayanışma günü Newroz’u şimdiden kutluyoruz. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe vesile olmasını diliyoruz. Newroz’u tarihsel özüne uygun biçimde halklarımızın ve tüm demokrasi güçlerinin katılımıyla, barış idealine yürüyüş olarak kutlayacağız. Meydanları dolduracağız, yan yana duracağız. Newroz ateşini en güçlü şekilde harlayacağız, bu ateş önümüzdeki yılların aydınlığını müjdeleyecektir. En geniş birlikteliği Newroz meydanlarında sergileyelim. Türkiye’nin dört bir yanında çalışmalar sürdürülüyor.”

Paylaşın

Konut Satışları Yüzde 20 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2022 Konut Satış İstatistiklerini açıkladı. Açıklanan verilere göre,  Türkiye genelinde konut satışları Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 20,1 artarak 97 bin 587 oldu.

Haber Merkezi / Konut satışlarında İstanbul 18 bin 752 konut satışı ve yüzde 19,2 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 8 bin 464 konut satışı ve yüzde 8,7 pay ile Ankara, 5 bin 575 konut satışı ve yüzde 5,7 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 23 konut ile Ardahan, 40 konut ile Hakkari ve 47 konut ile Bayburt oldu.

Konut satışları Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22,5 artışla 185 bin 893 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 35,6 artış göstererek 19 bin 888 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 20,4 olarak gerçekleşti. Ocak-Şubat döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49,9 artışla 38 bin 71 oldu.

Türkiye genelinde diğer konut satışları şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 16,7 artarak 77 bin 699 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 79,6 olarak gerçekleşti. Ocak-Şubat döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,9 artışla 147 bin 822 oldu.

İlk el konut satış sayısı 28 bin 897 olarak gerçekleşti

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16,8 artarak 28 bin 897 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 29,6 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Şubat döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19,3 artışla 56 bin 100 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,6 artış göstererek 68 bin 690 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 70,4 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Şubat döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 23,8 artışla 129 bin 793 olarak gerçekleşti.

Yabancılara Şubat ayında 4 bin 591 konut satışı gerçekleşti

Yabancılara yapılan konut satışları Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 54,9 artarak 4 bin 591 oldu. Şubat ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 4,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı bin 958 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla bin 99 konut satışı ile Antalya, 288 konut satışı ile Ankara izledi.

Şubat ayında İran vatandaşları Türkiye’den 711 konut satın aldı. İran vatandaşlarını sırasıyla 633 konut ile Irak, 509 konut ile Rusya Federasyonu vatandaşları izledi.

Paylaşın

Merkez Bankası Faiz Artırır Mı?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz kararını Perşembe günü düzenlenecek Para Politikası Kurulu’nun (PPK) ardından açıklayacak. TCMB’nin faizleri düşürmeye başladığı Eylül ayında politika faizi yüzde 19 seviyesindeydi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle halihazırda yüksek olan enflasyonun daha da artmasının beklenmesi, Merkez Bankası’nın faizi yükseltip yükseltmeyeceği sorusunun ortaya çıkmasına yol açıyor.

Ancak piyasa beklentisi TCMB’nin değişikliğe gitmeyerek politika faizini yüzde 14’te tutması yönünde.

Reuters haber ajansının anketine katılan ekonomistler oy birliği ile TCMB’nin faiz politikasında bir değişiklik olmayacağını öngördü.

Bloomberg HT’nin yaptığı ankete göre de piyasa katılımcıları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tutmasını bekliyor.

Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin 21 kurumun katılımıyla gerçekleştirdiği faiz anketinde 11 kurumun medyan beklentisi faizin yıl sonuna kadar değiştirilmeyerek yüzde 14 seviyesinde tutulması.

Artan buğday ve enerji fiyatları

Şubat ayında TÜİK verilerine göre enflasyon yıllık olarak 54,44’e yükseldi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yüzünden yükselen gıda fiyatları ve enerji maliyetlerinin, enflasyonu daha da artırması bekleniyor.

TCMB, geçen yıl enflasyondaki yükselişe rağmen politika faizinde toplam 500 baz paun indirime gitmişti.

Faiz politikasının enflasyona rağmen düşük tutulması yüzünden Türk Lirası dolara karşı geçen yıl yüzde 44 değer kaybetti.

Reuters’a göre ekonomistler TL’deki değer kaybı ve enerji fiyatlarındaki yükseliş yüzünden enflasyonun yüzde 70’e kadar çıkmasını bekliyor.

TCMB’nin faizleri düşürmeye başladığı Eylül ayında politika faizi yüzde 19 seviyesindeydi.

Dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı olan Rusya’dan buğday ihtiyacının yüzde 78’ini karşılayan Türkiye, gıda fiyatlarının küresel olarak yükselmesi karşısında daha da savunmasız kalabilir.

Yaz ayında artması beklenen turizm gelirinin beklendiği gibi gerçekleşmemesi ise cari açığın daha da artmasına yol açabilir.

Goldman Sachs piyasa notunda TL’deki baskının devam edeceğini, buna cevabın ise döviz müdahaleleri ile gerçekleşeceğini öngördü.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı, Türkiye’nin Stratejik Konumunu Hatırlattı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, göreve gelmesinin ardından Türkiye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile üç saati aşkın süren bir görüşme yaptı. Scholz’un ziyareti Alman basınında nasıl yorumlandı?

Alman gazetelerinde yer alan yorumlarda Türkiye ile Almanya arasındaki sorunların Ukrayna’daki savaş nedeniyle geri plana itildiği ancak çözüme kavuşmadığı fikri öne çıkıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yer alan yorum şöyle:

“Türkiye Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından önce dış politikasını yeniden şekillendirmeye başlamıştı. Rus saldırganlığı, bu süreci hızlandırdı zira Türkiye’ye Batı ile bağlantılı olmanın yararını hatırlattı. Başbakan Scholz’un Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyareti o nedenle doğru bir zamanda gerçekleşti. Türkiye, dış politikasını aylar önce düzeltti. Ankara, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi, Ermenistan ile de (normalleşme) üzerinde çalışıyor.

Ukrayna’daki savaş, yeni yönelime güç veriyor. Batı’ya NATO üyesi Türkiye’nin stratejik konumunu hatırlatıyor; ayrıca son olarak Batı ile bağlantılı ve Rusya ile iyi ilişkilere sahip olan Türkiye ile İsrail’in yeni bir eksen oluşturabilecekleri belli oldu. […] Türkiye ne kadar güvenlik politikalarında önem taşısa da Ankara’nın yanılsamaya kapılmaması gerekir: Avrupa Birliği ile bir yakınlaşma Türkiye’deki insan hakları durumunun muazzam bir şekilde iyileşmesini şart koşuyor.”

Kölnische Rundschau’da yer alan “Yeni Alman-Türk Yakınlaşması” başlıklı yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

“Scholz Türkiye’de hukuk devletinin kaybolmasından çekingen bir biçimde söz etti. Almanya Başbakanı bu konu ve tutuklu Alman vatandaşları meselesinde Türkiye ile görüş farklılıkları olduğunu söyledi. İkili ilişkilerin ise iyi olduğunu belirtti. Erdoğan siyasi, ekonomik ve teknolojik işbirliğinin geliştirilmesini ümit ettiğini söyledi.

Uzlaşmayı ifade eden bu sesler Alman-Türk bağının daha az sıkıntılı olduğunu akla getiriyor. Türkiye’de demokraside gerilemeler, Erdoğan’ın Yunanistan kara sınırını açarak mülteci sorununda baskı yapması ve Doğu Akdeniz’deki saldırgan Türk politikası bu ilişkiyi gölgelemişti. Ukrayna Savaşı bu görüş ayrılıklarını gizliyor ancak çözüme kavuşturmuyor.”

Rheinpfalz gazetesinde de Scholz’ün Türkiye ziyaretinin iki ülke arasında kötüleşmiş olan ilişkilerde bir “ara nağme” olarak kalacağı yorumu yapılıyor:

“Saldırgan Putin konusunda ortak bakış açısının Almanya-Türkiye ilişkileri konusunda orta vadede yeni perspektifler doğurması muhtemel değil. Scholz Ankara’da Erdoğan’a oldukça dikkat gösterdi ve Cumhurbaşkanı’na bağlı hükümetin insan hakları ihlallerini sadece çekingen bir şekilde eleştirdi.

İnsan haklarını dış politikanın merkezine koyacağı iddiası ile göreve gelen bir Federal Hükümet, bu yumuşak politikayı tabanını öfkelendirmeden sürdüremez. Diğer tarafta Erdoğan da kendi milliyetçi seçmeninin takdirini kazanmak için Avrupa ve Almanya’ya severek eleştiriler yönelttiğini yeterince sık gösterdi. Scholz’un Türkiye ziyareti o nedenle iki ülke arasında son derece kötüleşmiş olan ilişkilerde bir ara nağme olarak kalacak.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Rusya Yaptırımlarına Katılır Mı?

Rusya’nın Ukrayna’daki işgali devam ederken, ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinin çeşitli alanlarda Rusya’ya uyguladığı yaptırımlarda giderek ağırlaşıyor. Türkiye ise işgalin başlamasının ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmayacağını açıklamıştı.

Bu yöndeki bir mesaj en son Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın CNN’e verdiği demeç ile geldi. Kalın, “Şu anda Rusya’ya yaptırımlar uygulamayı düşünmüyoruz. Çünkü güven kanalını açık tutmak istiyoruz. Ruslarla iletişim hatlarını açık tutmak istiyoruz. Ve tabii ki ekonomimizin etkilenmesini istemiyoruz” diye konuştu.

Ankara, Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinde de AB ülkeleri ve ABD tarafından uygulanan yaptırımlara katılmamıştı. Şimdi ise 2014’e kıyasla çok daha ağırlaştırılan bu yaptırımlara Türkiye’nin bir noktada katılmak zorunda kalıp kalmayacağı ve Batı ülkelerinin bu konuyu bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağı gibi çeşitli sorular mevcut.

Ünlühisarcıklı: Türkiye için şu an sorumluluk yok

Ankara, ilkesel olarak yaptırımların sorunu çözmeyeceğini düşünüyor ve daha önce başka örneklerde de olduğu gibi genelde başka ülkelerin aldığı yaptırım kararlarına uymak gibi bir politika takip etmiyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; Alman Marshall Fonu Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, şu ana kadar zaten ortada Türkiye’nin uyması gereken bir yaptırım bulunmadığını söyleyerek şu saptamada bulunuyor:

“Çünkü gerek ABD gerekse AB’nin gerekse üçüncü ülkelerin empoze ettiği yaptırımlar; doğrudan yaptırımlar. Yani üçüncü ülkeler nezdinde bir sorumluluk yaratmayan yaptırımlar. Dolayısıyla Türkiye’den beklenen şey aslında Türkiye’nin bu ülkelerin yaptırımlarına uyması değil, kendi yaptırımlarını uygulaması.”

Türkiye’nin ise Rusya’ya özel bir yaptırım uygulayacağı yönünde herhangi bir işaret yok. Türkiye, Ukrayna ile ilişkilerinin devamlılığının ve savunma sanayi alanında verdiği desteğin yaptırımlara kıyasla daha önemli olduğu görüşünde.

Emekli Büyükelçi Oğuz Demiralp’e göre de Türkiye için yaptırımlara uyup uymama meselesinden daha önemli konu, yanı başında sıcak bir savaş durumunun olması.

Demiralp, Türkiye’nin yaptırımlara uyup uymamasının Ukrayna savaşı açısından ikincil bir sorun olduğunu, hatta Türkiye’nin yaptırımlara uyması açısından da bir ihtiyaç da bulunmadığını belirterek, “Kaldı ki öyle bir evrensel, herkes yaptırımlara uysun diye alınmış bir NATO ya da BM kararı da yok. Türkiye için önemli olan, iki Karadeniz ülkesi arasında kendi bölgesinde ortaya çıkan bir çatışma” diyor.

Türkiye-Rusya ilişkileri yaptırıma izin verir mi?

Türkiye’nin başka ülkelerden bağımsız olarak Rusya üstünde kendisinin yaptırım uygulayabilme seçeneği de Rusya ile olan ilişkilerinin her alanda çok iç içe geçmiş olması nedeniyle şu an için zor görünüyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya üstünde yaptırım uygulamamak için beş sebebi bulunduğunu belirterek, bunları şöyle sıralıyor:

“Ekonomik yaptırımların etkili olduğunun düşünülmemesi ve Türk dış politikasının yaptırımlara ilkesel olarak sıcak bakmaması, geçmişte Türkiye’nin uymak zorunda kaldığı bazı yaptırımların Türk ekonomisini kötü etkilemesi, yaptırım kararı alan ülkelerin bunu tek taraflı yapması ve Türkiye’ye danışılmaması, Türkiye’nin halen bazı ülkelerin açık ya da örtülü yaptırımları altında olması ve yaptırımlara karşı Rusya’nın alacağı karşı tedbirler.”

Türkiye’nin 2015 yılında kendi hava sahasında bir Rus jetini düşürdüğü zaman Rusya’nın izlediği tutumu hatırlatan Ünlühisarcıklı, “Türkiye Rusya’ya yaptırım uygularsa Rusya’nın da eli armut toplamaz. Türkiye ekonomisi şu anda bulunduğu durum itibariyle daha fazla risk alma lüksü olan bir ülke gibi görünmüyor” diyor.

Türkiye’nin şu anda Rusya ile enerjiden turizme çeşitli alanlarda bazı uzmanlarca bağımlılık olarak nitelendirilen ilişkileri bulunuyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım uygulaması durumunda Putin’in de 2015’tekine benzer tedbirleri yeniden devreye sokabileceğini söyleyerek, ayçiçek yağı gemileri haberlerine atıfta bulunuyor. Ünlühisarcıklı, “Eskiden Türkiye’nin Rusya’ya sadece enerji bağımlılığı olduğunu ve turizm açısından belli bir bağımlılığı olduğunu düşünürdük ama belli ki ayçiçek yağı açısından da bağımlılığımız varmış” yorumu yapıyor.

Türkiye’nin şu anda sıkıntılar yaşayan ekonomisinin durumu 2023 Haziran ayı olarak planlanan seçimin sonuçları için en belirleyici etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Demiralp: Batı’ya yaklaşmak için fırsat

Dış politika uzmanlarına göre Batı’nın uyguladığı yaptırımlar için Türkiye üzerinde şu anda çok yoğun bir baskı bulunmuyor. Ancak savaşın çok uzaması durumunda bu baskının artabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Türkiye yaptırımlara uymasa da Batı ile ilişkilerini bu savaşın etkisiyle düzeltme yoluna girebilir.

Büyükelçi Demiralp, buna örnek olarak 1856’daki Kırım savaşını örnek gösteriyor ve Ukrayna savaşının Türkiye’nin Batı’ya yaklaşması açısından bir fırsat olabileceğini belirtiyor.

“Türkiye yaptırımlara uymayabilir ama Batı ile birlikte hareket ettiğini her zaman belli etmelidir. Bizim yerimiz Batı’dır. NATO’nun genel tavrını, Batı’nın genel saldırganlığa karşı tavrını desteklemeliyiz” diyen Demiralp, demokrasi ve insan hakları alanlarında atılacak adımların Türkiye’nin imajının restorasyonu için yararlı olacağını vurguluyor.

Ünlühisarcıklı da Türkiye için “hiçbir şey yapmıyor” demenin de doğru olmadığını ve Ukrayna ile sürdürülen ilişkilerin önemli olduğunu belirterek şunları kaydediyor:

“Siyaseten aslında bir denge politikası yok. Türkiye bu çatışmada Ukrayna’dan yana taraf. Bunu Türk yetkililer defalarca söylediler. Denge kelimesini belki şöyle kullanabiliriz; Türkiye Rusya’ya gösterdiği tepkiyi dengeli bir zemine oturtuyor. Ve aslında takdir de topluyor.”

Ancak hem sahadaki sıcak savaşın ve hem de yaptırımlara dayalı ekonomik savaşın daha uzaması ihtimali Ankara’yı zorlayabilir ve üstündeki baskı artabilir.

Ünlühisarcıklı, “Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığını ve Rusya kaynaklı kırılganlığını zaman içinde azaltıp kendisini ayrıştırması lehine olacaktır” diyor.

Paylaşın

Devletten Yardım Alanların Sayısı 11 Milyonu Aştı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, devletten yardım alanların sayısı bir yılda 4 buçuk milyon kişiden 11 milyon kişiye ulaştı. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken bu ücret 2021’de 552 liraya düştü.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, bakanlık 2020 yılında devlet yardımına muhtaç olan ve 1 milyon 154 bin hanede yaşayan 4 milyon 415 bin kişiye yardımda bulundu. Gıda ve giyim başta olmak üzere temel ihtiyaçları karşılanan hane sayısı bir yıl sonra ikiye katlanarak 2 milyon 830 bine yükseldi.

Devlet yardımı alan yoksul hanelerde yaşayanların sayısı da 11 milyon 370 bin kişi olarak hesaplandı. Sosyal yardımlar için bütçeden 2020 yılında 69 milyar lira çıkarken, bu rakam 2021’de yaşanan yoksul patlaması nedeniyle 97.8 milyar liraya yükseldi. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken, yararlanan sayısı artınca tutar da 2021’de 552 liraya geriledi.

Barınamayan haneler

Raporda yer alan detaylarda ise en alt kademedeki yoksulluğun boyutu ortaya çıktı. Buna göre geçen yıl oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız evlerde yaşamak zorunda kalan 30 bin 363 hane tespit edildi. Burada yaşayanlara 119.6 milyon liralık yardım yapıldı. Oysa 2020 yılında aynı durumdaki 23 bin 498 haneye 88.4 milyon lira yardım yapılmıştı.

Geçen yıl, ilk ve ortaöğretimde okuyan 132 bin çocuğa da kırtasiye, önlük ve çanta gibi temel okul yardımında bulunuldu. Oysa bir yıl önce aynı yardımdan sadece 42 bin öğrenci yararlanmıştı. Yoksul öğrenci sayısı bir yılda tam 90 bin kişi arttı. Aile Bakanlığı, 2021’de bakımını sağlayamadıkları 141 bin çocuk için ise ailelerine 1 milyar 959 milyon liralık destek sağladı. Aynı yardımdan 2020’de 129 bin çocuk yararlanmıştı.

Paylaşın

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ İddiası

Millet İttifakı ve yeni kurulan partilerin ortak Cumhurbaşkanı Adayı kim olacak sorusu gündemden düşmüyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nden oluşan 6’lı masa parlamenter sisteme dönüş için bir araya gelirken, son olarak CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayının 6 parti liderinden biri olduğunu belirtmesi yeni polemiklere yol açtı.

Flash TV’de Gizem Fidan’ın konuğu olan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Gözel, Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak çarpıcı bir iddiada bulundu. Mustafa Gözel, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu” cevabını verdi.

İşte o diyalog; 

Peki şöyle bir soru sormak isterim belki de önemli bir bilgi aktarırsınız bize. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu. Bu ifadeleri okuduğum zaman ben bir gelecek Partili olarak bunu anlarım. Çünkü demiş ki devlet tecrübesi olacak, tarafsız yaklaşacak vesaire… Bana göre benim partimin lideri bu özellikleri haiz. Tabi ki yani her parti kendi liderini doğal olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister, isteyecektir de. Bizim de doğal Cumhurbaşkanı adayımız bizim açımızdan Ahmet Davutoğlu’dur.

Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığına konusunda nasıl yaklaşıyor. Gelecek Partisi içerisinde böyle duyumlar var mı?

Şimdi şöyle, partilerin talebi her zaman budur. Liderlerini orada en üst makam neredeyse orada görmek isterler.  Biz de zaman zaman bunları konuşuyoruz. Ama az önce bahsettiğim gibi nereye oturacağını dahi arka planda tutan bir liderin şu anda ben Cumhurbaşkanı olayım gibi bir hususta da asla böyle bir diretmesi olmaz.

Tabi gönlümüzden geçer. Ama şu anda önemli olan sayın Kılıçdaroğlu’nun da bahsettiği gibi 6 partinin veya başka bileşenlerde katılırsa, o geniş mutabakatın üstünde uzlaştığı ve memleketin faydasına olacak isim kimse onun aday olmasıdır. Şayet başka bir isim belirlenir ise Sayın Genel Başkanımız da bu konuda destek verecektir, feragat edecektir aday olma hakkından.

Olması gerekenin de eğer bu mutabakat devam ederse bütün genel başkanlar açısından da veya bütün adaylık düşünen unsurlar açısından da böyle olduğunu düşünüyorum. Liderlerden birisi olabilir, dışarıdan birisi de olabilir. Mutabakat sağlanan isme karşı herkesin fedakârlık gösterip destek vermesi ve memleketin hayrına neyse o konuda adım atması gerekir diye düşünüyorum.”

Paylaşın