DEVA Partisi’nden İstifa Eden İki Milletvekili CHP’ye Katıldı

Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA Partisi) istifa eden Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.

Haber Merkezi / İki milletvekiline rozetlerini CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Bakırköy’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde taktı.

Cem Avşar kimdir?

1988 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde dünyaya gelen Cem Avşar, aslen Malatyalıdır. Cem Avşar, lisans eğitimini Almanya’da Berlin ve İngiltere’de Anglia Ruskin Üniversitesi’nde ekonomi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine 2020 yılında Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Cem Avşar, DEVA Partisi’nde 2021’de Başdanışmanlık, 2022’de ise Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı görevlerini üstlenmiştir.

Cem Avşar, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden Tekirdağ 3. sıra milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM milletvekili seçilmiştir. Cem Avşar, TBMM’de çevre, enerji, altyapı ve şehircilik alanlarında çalışmalar yürütmüştür.

Evrim Rızvanoğlu kimdir?

1980 yılında Van’da dünyaya gelen Evrim Rızvanoğlu, lisans eğitimini California State Üniversitesi’nde, yüksek lisansını ise Florida International Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine, 9 Mart 2020’de Ali Babacan tarafından kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Evrim Rızvanoğlu, 2021’de DEVA Partisi’nde Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiştir.

Evrim Rızvanoğlu, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Meclis’te iklim krizi, ekoloji, gençler ve kadın hakları gibi konularda aktif çalışmalar yürüten Evrim Rızvanoğlu, 27 Haziran 2025’te DEVA Partisi’nden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurmuş, istifa gerekçesi olarak siyasi yaklaşımındaki farklılaşmaları göstermiştir.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Düştü

Haziran ayında 85,1 olan tüketici güven endeksi temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Haziran ayında 85,1 iken Temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -1,8 azalışla 83,5’e, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 68,2’ye, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -4,2 azalışla 79’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 102,3’e geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Açıklaması: Duruşumuzu Muhafaza Ediyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, “duruşumuzu muhafaza ediyoruz” dedi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı süreç için dün başladığı parti ziyaretlerini sürdürüyor.

İbrahim Kalın, bugün de İYİ Parti Grubu’na ziyarette bulundu.

İbrahim Kalın’ı partinin grup toplantı salonunun kapısında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile grup başkanvekilleri Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez karşıladı.

Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü.  Görüşmenin ardından Müsavat Dervişoğlu, TBMM’den ayrılırken gazetecilerin sorusu üzerine, şunları söyledi:

Bilmediğimiz bir şey öğrenmedik. Elbette ki görüşmeyi önemsiyoruz. Duruşumuzu muhafaza ediyoruz. PKK’nın ideallerinin hukuki ve anayasal zemin bulmaması için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Biri Kürt diğeri Alevi iki Cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” önerisiyle ilgili soruya ise Dervişoğlu, “Söyleyene sorun” karşılığını verdi.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Neden Cumhurbaşkanı Da Kürt Olmasın?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin, “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, açıklamasında savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki göstererek, “Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz” ifadelerini kullandı. Tuncer Bakırhan, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Tarihi anların yaşandığı ve karanlıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hâlâ operasyon görüntüleri geliyorsa; Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlilikte bile ‘aman Kürt nefes’ almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa; dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa; bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa; yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa; sandıktan çıkan irade eziliyorsa; DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa; medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa; Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına ‘terörist’ diye manşet atan savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın, biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.”

“Diyoruz ki yargı, beyaz Toroslardan inmelidir” diyen Bakırhan, “Hukuk, Kürtçe düşmanlığını mahkum etmelidir. Ana dilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cübbeler, siyasetin ellerinde olmaktan çıkmalıdır. Savaşı değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyor. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, açıklamasında, “Türkiye’nin 100 yıllık yapısal sorunlar ile günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil, aralarındaki bağı anlamaktan, görmekten geçiyor” diye konuştu.

CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: “Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını ortaya koyar.”

“Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın?”

Bakırhan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi ve ekledi: “Önümüzdeki dönem siyasal denklem, zemin neye müsait olur onu çok bilmem ama tabii ki ülkemizde bulunan bütün renklerin, farklılıkların yönetimde yer alması, temsil edilmesi kıymetlidir, değerlidir.”

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Devlet Bahçeli’nin birkaç ay önce MHP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun” dediğini aktarmıştı.

Bahçeli de dün yaptığı yazılı açıklamada, “Türkiye’mizi yoran, yıpratan, enerjisini çalan, fahiş mahiyetli sosyal ve ekonomik maliyetlere neden olan etnik ve mezhep temelli dayatmalara karşı Terörsüz Türkiye’nin adım adım ilerlediği bir dönemde, iki Cumhurbaşkanı Yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olabileceği değerlendirilmiştir” diyerek bu kulisi doğrulamıştı.

Ancak önerinin çarpıtıldığını belirten Bahçeli, “Bu fikri ve siyasi teklifi Lübnan’la ilişkilendirmek bir defa çarpıtma ve samimi bir düşünceyi kasten saptırmadır. Türkiye’yi, Lübnan veya benzeri bir başka ülkenin karmaşık ve kaotik istikrarsız yapısına çevirmeye gücü yetecek, buna cesaret ve teşebbüs edecek hiç kimse olamaz, olamayacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Hazine’nin Borcu 11,5 Trilyona Yükseldi

Merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 11,5 trilyon lira seviyesinde yükseldi. Borç stokunun 5,3 trilyon liralık kısmı TL, 6,1 trilyon lira tutarındaki bölümü ise döviz cinsiden oluştu.

Haber Merkezi / Ayrıca, hazine alacakları, şubat sonu itibarıyla 32,1 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 11,1 milyar lirayla mahalli idareler oluşturdu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Merkezi yönetim borç stoku 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 11.462,4 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 5.309,7 milyar TL tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 6.152,7 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri de açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Hazine Alacak stoku, 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 32,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Hazine alacak stoku içerisinde en yüksek pay 11,1 milyar TL ile mahalli idarelere aittir. 2025 Haziran ayı sonu itibarıyla Hazine alacaklarından toplam 7,8 milyar TL tahsilat gerçekleştirilmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Ortalama Kira 20 Bin Lirayı Aştı

Haziran itibarıyla, Türkiye genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 liraya ulaşırken, ortalama kira bedelleri de 20 bin lirayı aştı. Kiracı oranı ise yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi.

İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin liraya yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin lira seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 lirayı buluyor.

Yaz aylarında hız kazanan taşınma hareketliliğiyle birlikte Türkiye’de kiracılık oranı da dikkat çekici biçimde artıyor. Haziran 2025 itibarıyla ülke genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 TL’ye ulaşırken, ortalama kira bedelleri 20 bin TL’yi aştı. Uzmanlar, artan konut maliyetleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa’da kiracılık oranı en yüksek ülkeler arasına girdiğini vurguluyor.

İstanbul Gayrimenkul Değerleme verilerine göre büyükşehirlerde kiralar ciddi oranda yükseldi. İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin TL’ye yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin TL seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 TL’yi buldu.

Gayrimenkul İktisatçısı Dr. Ahmet Büyükduman’ın aktardığına göre, Türkiye’de kiracı oranı son 20 yılda yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi. Bu artışla Türkiye, Avrupa’da kiracı oranı en yüksek altıncı ülke konumuna geldi. Eurostat verilerine göre, kiracılıkta başı çeken ülkeler arasında yüzde 52,3 ile İsviçre, yüzde 46,8 ile Almanya ve yüzde 38,9 ile Danimarka bulunuyor.

Buna karşılık, Sırbistan (yüzde 2,5), Litvanya (yüzde 2,9) ve Karadağ (yüzde 3,3) gibi ülkelerde kiracı oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye’de konut sahipliği oranı da düşüş eğiliminde. Dr. Büyükduman, bu oranın 20 yıl önce yüzde 61 seviyesindeyken bugün yüzde 56’ya gerilediğini belirtti. Buna rağmen, kira ödemeden bir başkasının evinde yaşayanların oranı yüzde 15 civarında seyrediyor. Bu grup da dahil edildiğinde, Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 71’e çıkıyor.

Büyükduman, konut sahipliği ile ülkelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. “İsviçre, Almanya ve Avusturya gibi yüksek gelirli ülkelerde kiracılık oranı oldukça yüksek. Buna karşılık, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan gibi düşük gelirli ülkelerde konut sahipliği daha yaygın. Gelir arttıkça kiracılığın da arttığı bir yapı gözlemleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de kiracılık oranındaki artışın sadece ekonomik nedenlerle değil; demografik dönüşüm, yaşam tarzı değişiklikleri, kırsaldan kente göç ve miras intikallerindeki gecikme gibi faktörlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Özgür Özel: Cadı Avıyla Karşı Karşıyayız

Buca Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaretinin ardından açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Arkadaşlarımızın bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umut ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumu’nda partisinin İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret etti.

Ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Bugün, pazartesi günü için biliyorsunuz, İzmir’de tutuklu arkadaşlarımızı ziyaret etmeyi planlamıştık. Ancak önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Altan Öymen’in vefatı ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi ve partimizde yapılacak törenlerden sonra uçuş saatimiz çok öne geldi. Onun için bu sabah 05.30 itibariyle İzmir’e geldik ve bakanlığın da oluruyla, savcımızın da oluruyla erken saatlerde ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Başkanımız Sayın Tunç Soyer’i ve İzmir İl Başkanımız Sayın Şenol Aslanoğlu’nu ve arkadaşlarımıza ziyaretlerde bulunduk.

Öncelikle şunu söyleyeyim. İzmir’in gösterdiği dayanışmadan, partinin kendilerine sahip çıkmasından ve ilk andan itibaren hepimizin tereddütsüz bu konuda kendilerine sahip çıkmamızdan duydukları memnuniyeti ifade ettiler. Hem tüm partimizin seçilmişlerine, üyelerine, seçmenlerine, bütün İzmirlilere saygılarını sunuyorlar. Biz İzmir’de özel bir görevlendirme yaptık. O görevlendirme hakkında kendilerine de bilgi verdim. Önceki dönem Genel Sekreterimiz Sayın Bihlun Tamaylıgil, İzmir’de bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak benim özel temsilcim ve tam yetkili olarak konunun tüm tarafları ile ilgileniyor.

İki milletvekilimiz; Aydın Milletvekilimiz Evrim Karakoz ve Ankara milletvekilimiz Özgür Erdem İncesu kendisinin yardımcıları. Ayrıca Genel Sekreter Yardımcımız Tarık Balyalı da Bihlun Hanım’la birlikte İzmir’deki ekipte görev yapacak. Buradaki temel amacımız; hem yargı süreci ile ilgili örgütümüz, arkadaşlarımız, İzmir Büyükşehir Belediyesi arasındaki koordinasyonu, eşgüdümü, partinin birlik ve beraberliğini sağlamak elbette. Ama esas olarak burada yaratılan bir algı var. O algı da şu; İzmir’de sanki birileri, birilerini dolandırmak için bir teşekkül oluşturmuş gibi. Oysaki İzmir’de kentsel dönüşüme devlet, hükümet sırtını dönmüştü.

Başka şehirlerde bu konuya önem verdiklerini söyleyenler, İzmir’de yurt dışından bulunan büyük kaynaklara dahi yıllarca imza atmayarak kentsel dönüşüme engel oluyorlardı. Ve sosyal demokrat bir partinin yapması gereken mesele… Bu konuda bir kooperatifçilik deneyimi var. Özellikle bu konudaki Ankara’daki başarılı örneklerin ilk başlatıcısı, sonlandırıcısı ve tüm Türkiye’ye yayılmasını sağlayan, bu örneklerin Sayın Murat Karayalçın döneminden başlayarak Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi ile biliyor. Bu yüzden bir kooperatif modeline geçildi.

Öyle talihsiz bir dönem yaşandı ki inşaat maliyetlerinin 10 kat arttığı bir dönemde. Bu kooperatifler başarılı olsalardı Türkiye’de çok iyi örnek olacaktı. Şimdi sonuçlandırılmaları ile birlikte bu iyi örnek devam edebilir. Ancak artan maliyetlerden dolayı kimi kooperatif istediği kadar ilerlemedi, kimisi henüz başlayamamıştı. Ve bu mesele iktidar tarafından ‘Cumhuriyet Halk Partili yöneticiler, vatandaşı dolandırmaya çalıştı’ gibi bir haksız, iğrenç iftiraya dönüşmüş durumda. Oysa İstanbul Esenyurt’a baktığınızda 30 bin konut mağduru var. Apartman var, olmayan katlardaki daireler satılmış. ‘Önce siz satın. Emsali artırırız, katı artırırız’ demişler.

Sonra onu başaramayınca ya da bir gözü dönmüşlüğe dönünce bu iş, 30 bin konut mağduru var Esenyurt’ta. Her gün Meclis’teler ve onların yüzüne dönüp bakan bir AK Partili yok, bundan utanan bir AK Partili yok. ‘Deprem bölgesinde 650 bin konutu bir yılda yapacağız’ dediler, üç yılda verdikleri sözün yüzde 35’ini tutabildiler. Bu inşaat maliyetleri ile yapamayınca orada şimdi dönüp de vatandaşı siyaseten dolandırmadı mı AK Parti? ‘Bir yılda vereceğim bu konutları size’ dedi ve vatandaşa, ‘bir yılda vereceğim’ dediği konutu, 2,5 yıl geçmiş 10 vatandaştan altısı, yedisi hala konteynerde. Aynı şeyin İzmir’deki ölçeğinde vatandaşların mağduriyetini, sanki bir dolandırıcılığa teşebbüs gibi ifade ediliyor. Bu konuda biz arkadaşlarımızın iyi niyeti ile ilgili bir şüphemiz yok.

Ama bu mağduriyete de AK Parti’nin Esenyurt’a sırtını dönmesi gibi sırt dönemeyiz. Ya da bir Murat Kurum pişkinliği ile ‘Bir yılda bütün konutları yapacağız’ deyip, 2,5 yılda yüzde 35’ini yapıp da ‘Çok başarılıyız’ diyemeyiz. Özeleştiri yapmak durumundayız. Bu kooperatiflerin mutlaka ilerlemesi ve tamamlanması gerekiyor. Bihlun Tamaylıgil, boşuna seçilmiş bir isim değildir. Hem bütün örgütümüzü çok iyi tanır, hem yıllarca finans piyasalarında çok önemli görevler yaptı ve bu tip bir projenin nasıl kaynak bulacağını, nasıl finanse edileceğini, haklının-haksızın veya verilen paranın ne kadarının karşılanacağını yapılan işleri, hesaplayacak en iyi en iyi ekipleri kurabilecek noktada.

Burada temel, amaç kimseyi üzmeden, kırmadan, kimsenin hakkını yemeden arkadaşlarımızı da bu haksız suçlamalar karşısında yalnız bırakmadan topyekün ve doğru bir mücadele vermek için, bu çalışmayı koordine etmek için kendisi burada görev yapıyor. Bu hafta içinde cezaevindeki arkadaşlarımızı da ziyaret edecek. Bir yandan da Şakran Cezaevinde bürokratlarımız, suçsuz çalışanlarımız var. Hem onların milletvekillerimiz, hem de bu yapı tarafından ziyaret edilmesi, ailelerle iletişim kurulması da bir bütünleşik faaliyet olarak önümüzde duruyor.

Biz İzmir’i seviyoruz, İzmir bizi seviyor. İzmir fırsatçıları, riyakârları biliyor. Ama biz de İzmir’in bizden ne beklediğini biliyoruz. O beklentiye en iyi şekilde cevap vermek boynumuzun borcudur. Zaman zaman basın üzerinden çeşitli yazışmalar, atışmalar, konuşmalar… İzmir yerel basının da böyle bir geleneği var, karşılıklı açıklamaları heyecanla takip ediyor. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partililer’den bu karşılıklı açıklamalar yerine ortaklaşmış bir tek ses ve ortak mücadele duyulacak. Bu konuda aksine davrananlar noktasında tavizsiziz.

“Çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz”

Sayın basın mensuplarından da bu konuda eski alışkanlıkların terk edilmesi sürecine olumlu katkı vermelerini bekliyoruz. Ayrıca bunun dışında her türlü manipülasyona, her türlü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine zarar verebilecek çabaya karşı da tavizsiz olacağımızı ve her türlü kanuni haklarımızı da arayacağımızı, bu konuda net olacağımızı da herkesin bilmesini isterim. İzmir’e İzmir’i duymayan değil, geçtiğimiz dönemde İzmir bizden ne talep ettiyse biz onu yaptık. İzmir’in istediği gibi İzmir’i dinleyen, İzmir’i duyan, ona cevap veren çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz.

En büyük hedefimiz; ortaya çıkan ya da çıkması olası mağduriyetlerin, daha günü gelmemiş ve teslim edilmemiş evler de var, bir miktar beklenenin gerisinde seyreden yerler de var. Olası mağduriyetlerin de, ortaya çıkan mağduriyetlerin de giderileceği, ama arkadaşlarımızın da bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umuyoruz. Yanımda çok değerli hukukçu arkadaşlarım da var, tutuklama istisnadır ve son çaredir. Burada ilk başvuru, ilk iş olarak yapılıyor.

Şöyle şeyler anlatılıyor, çok değerli hocalar diyorlar ki, ‘Biz bu öğrencilerimize, kürsüde bu tutuklamaları yapan arkadaşlara şunu anlattık: Bir masum boşu boşuna içeride tutuklu olacağına bırak, 99 suçlu dışarıda gezsin.’ Duyunca insan inanamıyor buna. Diyorsun ki ‘Ya hu olur mu?’ Diyor ki işte ‘Bir masumu boşu boşuna içeride tutmak bu kadar büyük vebaldir. O yüzden kılı 40 yararak düşünmek lazım’ diye. Ama maalesef şunu da görüyorsunuz. Geçen gün Sayın Erdoğan bir değerlendirme yapıyor, ‘Bundan sonra şu süreç başarılı olursa, kayyımlar istisna olacak, tutuklamalar istisna olacak’ diyor. Kardeşim bu zaten istisna. Bunu kaide haline getiren sizsiniz. Gözü dönmüş siyasi mücadelenize alet ettiğiniz yargı aparatlarınız.

O yüzden bu konuda genel sorunuza elbette size hak vererek, soruya hak vererek cevap veriyorum. İzmir’de de çok sayıda tutuklama yapılması yanlış. Ama bir doğruya da doğru demek lazım. Türkiye’de çeşitli şehirlerde insanlar 7-8 ay iddianame beklerken İzmir’de birkaç hafta içinde iddianamenin yazılmış olması çok kıymetlidir. Hızla tensip tutanağının düzenlenip duruşma gününün verilmesini, arkadaşlarımızın da iddianamenin kabulü ile birlikte tutuksuz yargılanmaya başlayacakları bir süreci umut ediyoruz. Bu yönüyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianameyi bu kadar hızlı yazılması noktasında gösterdiği yaklaşımı da birçok noktada nasıl eleştiri hakkımızı kullanıyorsak, takdir ettiğimizi, bundan memnuniyet duyduğumuzda ifade etmem lazım.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Yeni Gözaltılar Olabilir” İması

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Aday olması muhtemel başka kişilere yönelik senaryoların yaşama geçirildiğine dair birtakım duyumlar elde ediyoruz. İsimlendirerek kimseyi zor durumda bırakmak istemiyorum ama halkta bu yönde hakim bir kanaat var” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV ekranlarında Kürşad Oğuz’un gündeme dair sorularını yanıtladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın yaşadığı sağlık sorunları hatırlatılan Dervişoğlu şöyle konuştu:

“Buna insan olan herkesin tepki göstermesi gerekir. Murat Çalık’a reva görülen muamele insanlık dışıdır. Ne hukuk tarafından ne de siyasi saiklerle değerlendirilebilecek bir durum. Bu durumun sorumluları adına hicap duyduğumu söyleyebilirim. Yargı sürecinde Çalık’ın sağlık durumunun bile istifade alanına dönüştürülmesine çaba da söz konusu olabilir. Çalık’ın kaçma durumu yok, ev hapsinden yararlanma imkanı var. Adli kontrolle serbest bırakılması gibi bir yöntem de var.”

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara dair Dervişoğlu, “Kamuoyundaki algıya baktığımda bütün yaşananların hukuk dışı uygulamalarla ilişkilendirildiğini gözlemliyorum. İktidarın dünden bugüne yargılamaların hukuka uygun olmadığına ve birtakım kumpasları dayanak aldığına delalet eden uygulamaları da var. Balyoz davaları, kumpas davaları, FETÖ’den kalan birtakım alışkanlıklar hükümetin adil olmayan yargılamalar noktasında sabıka karnesini kabartmış durumda” dedi.

Hukukun bir hesaplaşma aparatı olarak kullanıldığını savunan Dervişoğlu, “Bu hükümet CHP’li belediyelere yöneltilmiş bu operasyonları siyasi gerekçelerle gerçekleştiriyor. Zaten içeride bulunan kişi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı. Aday olması muhtemel başka kişilere yönelik senaryoların yaşama geçirildiğine dair birtakım duyumlar elde ediyoruz. İsimlendirerek kimseyi zor durumda bırakmak istemiyorum ama hakta bu yönde hakim bir kanaat var.” ifadesini kullandı.

“Bu insanların neden yargılandıklarına şaşırıyorum” diyen Dervişoğlu, “Rüşvet diyerek algı yönetiyorlar. İntikam duygusuyla dava açıyorlar. Bir belediye başkanı, oğlundan dolayı tutuklanıyor, bir diğeri 10 yıl önce ilçe belediye başkanı olduğu dönemde icra ettiği faaliyetlerden tutuklanıyor. Bir diğer belediye başkanı cumhurbaşkanı adayı olduğu için yargılandığı yönünde bir kanaat hasıl oluyor. Belediyelerle iş yapan müteahhitlerin gece yarısı savcılıklara davet edilerek tehdit edildiklerini duyuyorum.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Bu sistem denge – denetleme mekanizmalarını, TBMM’yi, TBMM’nin yürütmeyi denetleyebilme imkanını bypass etti. Kabinede bulunan bütün makam sahipleri ya aflarını istemek ya da cumhurbaşkanının kendilerini görevden almasını beklemek durumunda. Aradaki bütün mekanizmaların yok edildiği bir yönetim anlayışı ile idare ediliyoruz. Bugün yaşananlar da bu sistemin doğal sonuçlarıdır. Bu sistemin tek adamlığa evrileceğine dair kaygılarımızın gerçekleşmiş olmasından mutlu değiliz ama bu tehlikelere işaret ettik” ifadelerini kullandı.

Sistemin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Çünkü sebep Cumhurbaşkanlığı, sonuç adaletsizlik ve hukuksuzluktur. Sebep Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sonuç doğrudan doğruya onun getirdiği olumsuz kararlardır” değerlendirmesini yaptı.

“Silah bırakma sürecinin olduğunu görmüyorum”

Terörsüz Türkiye sürecine değinen Dervişoğlu, “Ambalaj terörsüz Türkiye ama hiç ondan bahseden yok. Anayasa değişikliğinden, yasal düzenlemelerden, Abdullah Öcalan’ın umut hakkından yararlanmasından bahsediliyor. Orta yerde bir silah bırakma sürecinin olduğunu da görmüyorum. Ben Devlet Bey’in Öcalan’ı Meclis kürsüsüne davet ettiğinde Türk milletini Bahçeli’ye karşı savunacağımı rüyamda görsem inanmazdım diye söylemiştim. Böyle bir şeye hazırlık olabilir mi? Bahçeli’nin ‘Öcalan, Meclis’e gelsin. Umut hakkından yararlansın’ taleplerini elbette aklımın ucundan geçiremezdim. Böyle bir şeye apansız yakalanmak kadar da doğal bir şey yok. İhaneti keşfedemezsiniz ki. Nasıl hazırlık yapacaksınız” dedi.

Bahçeli’nin, Kürt ve Alevi cumhurbaşkanı yardımcıları önerisini Dervişoğlu, ’Laf büyük olunca adamın ağzına sığmıyor’ derler ya. Bunu ‘ben ahrazım’ diyen şahsın ifade etmiş olabileceğini bile düşünmek istemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar boş bir yapı mıdır? Siz bütün şeyi bırakacaksınız etnik ve mezhebi bir temsiliyeti savunan bir cümle kuracaksınız. Bu nasıl bir ifadedir? Bu, Türkiye’yi Lübnanlaştırmak demektir. Türkiye’nin üniter bir devlet olma vasfının ortadan kaldırılması demektir. Bu etnik ve mezhebi temelli bir devlete geçiş demektir. Biz 100 yıllık Cumhuriyet’te Kürtlerin, Alevilerin ve Sünnilerin hiçbir şey olmadığı bir dönem mi yaşadık? Bizim Kürt cumhurbaşkanımız, başbakanımız olmadı mı? Alevi bakanlarımız olmadı mı? Demokraside makamlar liyakat ile dağıtılır. Mezheplerine göre görevlendirmeler yapılan bir yerin adının Cumhuriyet olması mümkün mü? Ben her konuşmamda Cumhuriyeti yıktırtmayacağız diyorum. Türk üst kimliğinden rahatsız insanların önerebileceği bir şeydir bu” sözleriyle eleştirdi.

Erdoğan’ın Türk-Kürt-Arap vurgusu sorulan Dervişoğlu, “Beni asıl ilgilendiren Erdoğan Türk-Kürt-Arap birlikteliğinden bahsettikten hemen sonra Bahçeli’nin ifadelerinin kulis bilgisi olarak basına sızması. Bu, karşılıklı müttefikliğin oluşturduğu stratejiye parça olma halidir. Ümmeti de tartışmak istiyorlar. Ben İslam ümmetindenim kardeşim. İslam ümmetinden olan birinin ümmetini niye tartışmaya açıyorsun? Türk milletindenim. Türk milli kimliği tanımlaması yaparken de etnik bir köken üzerinden işaretleme yapmıyorum ki. Devlet kurma öyküsüyle bir araya gelmiş insanların oluşturduğu bir Cumhuriyet var. O Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına Türk milleti denir diyen bir Mustafa Kemal var. Bu tanımlamalara sadık kalmış olmanın siyaseten bana bir bedel ödetme durumu söz konusuysa bu bedeli ödemeye hazırım” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin sorunlarının tartışılabileceğini ancak bu sorunların kimlikten kaynaklanmadığını savunan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Tenceresini kaynatamayan emekli Kürt’se de Türk’se de kaynatamıyor. Hükûmet onun tenceresini kaynatmakla mükellef. Bu ülkenin gençleri Kürt’se de istikbali yabancı elçiliklerin kapısında arıyor Türk’se de. Bu topraklar üzerinde gençlerine gelecek temin etmektir bu ülkeyi yönetenlerin görevi. Türkiye’de orta gelir tuzağına sıkıştırılmış ve bir türlü kişi başına düşen geliri arttıramayan bir ekonomik yönetim varsa; bu ekonomik yönetim Kürt’e de zarar veriyor, Türk’e de.

Hukuksuzluk, adaletsizlik, eşitsizlik; Kürt’e de zarar veriyor, Türk’e de. Hukuku, adaleti tesis edelim, eşitliği sağlayalım. Ülke olarak üretelim, adil bir biçimde bölüşelim. Asgari ücretli açlık sınırının altında yaşamasın. Memura baktığınızda o da yoksulluk sınırına yaklaştığı için iftihar etmesin. Bu Türk’ün de Kürt’ün de derdi. Ama kafayı takmışlar; ‘millî kimlik, üniter devlet yapısı’ Bu üniter devlet yapısı ve bu millî kimlik olmasaydı bugün Türkiye Irak gibiydi, Suriye gibiydi. Bugün Irak ve Suriye olmadıysak bunu üniter devlet anlayışımıza, yapımıza, millî devlet vasfımıza ve millî kimliğimize, vatandaşlık tanımımıza borçluyuz. Her şeyimizi borçlu olduğumuz şeyi yıkmak için uğraşacağımıza, koruyup savunmak için çaba sarf etsek ya.”

Paylaşın

DEM Partili Sancar’dan “Süreç” Açıklaması: Güven Sorunu Sürüyor

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, partisinin “Barış ve Demokrasi” iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, toplumun destek olduğunu ancak güven sorunun devam ettiğini söyledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi ve eski eş genel başkanlarından Prof. Dr. Mithat Sancar, 6 Temmuz 2025’te İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmeye dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Sancar, görüşmenin 2,5 saat sürdüğünü, bu görüşmede barış süreci açısından “tarihi nitelikte” kararların ortaya çıktığını ifade etti.

Sancar, Öcalan’ın, dünyadaki örneklerden farklı olarak, silah bırakmayı sürecin en başına almayı önerdiğini belirtti. Bu kararın radikal ve stratejik olduğunu vurgulayan Sancar, barışın bundan sonra sadece devlet ve örgüt arasında değil, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla şekilleneceğini söyledi.

Sancar, görüşmede Öcalan’ın sürece dair ortaya koyduğu stratejik yaklaşımı şöyle aktardı: “Sayın Öcalan bu görüşmede çok net bir biçimde yeni bir aşamadan bahsetti. Bu yeni aşamanın temel özelliği ise silah bırakma çağrısının sürecin sonuna değil, en başına yerleştirilmiş olmasıdır. Yani alışılmışın tersine bir yol izlenmektedir.

Dünyadaki örneklerde silahlar en son bırakılır, çünkü önce güven, hukuk ve siyaset zemini inşa edilir. Fakat burada tam tersi bir tercih söz konusu. Bu tercih, çözüm sürecinin artık sadece örgüt ile devlet arasında değil, çok aktörlü, toplum merkezli bir zemine taşındığını gösteriyor. Sayın Öcalan’ın bu tercihi stratejik olduğu kadar dönüştürücüdür.”

Sancar, silah bırakmanın sıradan bir taktik değil, geleceğe dönük bir barış mimarisinin başlangıç taşı olduğunu belirtti: “Bu yaklaşım Sayın Öcalan’ın şahsi tercihi olarak ortaya konmuştur. Radikal bir tercihtir. Gerçekçi bir stratejiye dayalıdır. Bu tavır, ‘önce silah bırak, sonra barışı konuş’ demek değildir.

Aksine, bu sürecin artık toplumun doğrudan öznesi olması gerektiğini ortaya koyuyor. İki tarafın masada olduğu dar modellerin ötesine geçilmesini öngörüyor. Öcalan, barışı sadece örgüt-devlet denklemine sıkıştırmıyor; bütün halkın, bütün siyasal aktörlerin, sivil toplumun ve yerel inisiyatiflerin dahil olacağı bir süreçten bahsediyor.”

Görüşmenin ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’la da temas kurduklarını belirten Sancar, sürecin sadece siyasi değil, hukuki adımlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade etti: “Silah bırakmanın öne alınması, sürecin artık silahlı mücadele değil hukuk ve siyaset zemininde yürütülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Sayın Öcalan bu konuda da çok açık konuştu. Dedi ki: ‘Süreç artık barış hukukuyla ilerlemelidir.’ Bu noktada biz de Adalet Bakanı ile yaptığımız görüşmelerde şunu vurguladık: Cezaevinde 30 yılını doldurmuş insanlar var. Hasta tutuklular var. İnfazı keyfi şekilde ertelenmiş binlerce insan var. Bunların çözümü için yeni yasa gerekmez. Mevcut mevzuat yeterlidir. Yeter ki siyasi irade olsun.”

Sancar, çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa dönüşmesi için silah bırakan kadroların topluma entegre edilmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi: “Barıştan söz ediyorsak, bu sadece silahların susmasıyla olmaz. O kadroların siyasal ve toplumsal hayata dahil edilmesi gerekir. Bu da sadece bireysel düzeyde değil, sistemsel bir entegrasyonu gerektirir.

Demokratik entegrasyon dediğimiz şey hem hukuk sistemini hem siyasi yapıyı hem de toplumsal algıyı kapsayan bir geçiş sürecidir. Öcalan bu süreci çok net tanımlıyor: ‘Siyasetin alanı genişlemeden barış kurumsallaşmaz.’ Bu nedenle siyaset üzerindeki kısıtlamaların kalkması, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi gerekiyor.”

Sancar, Öcalan’ın “kardeşlik hukuku” kavramına da özel vurgu yaptığını söyledi. Bunun sadece anayasal bir ifade değil, derin bir toplumsal dönüşüm çağrısı olduğunu belirtti: “Kardeşlik hukuku kavramı sadece bir retorik değil. Bu, yeni bir toplumsal sözleşmeye işaret ediyor.

Sayın Öcalan diyor ki: ‘Bugüne kadar Türk-Kürt ilişkisi, kimlikler arası bir tahakküm ilişkisi olarak yaşandı. Bu tahakküm çözülmeden kalıcı bir barış sağlanamaz.’ Bu nedenle önerilen şey, sadece siyasi değil, kültürel ve toplumsal ilişkileri de dönüştürecek bir sözleşmedir. Bu da ancak eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa ile mümkün olabilir.”

Sancar, sürecin sadece hükümet ve muhalefet değil, geniş bir toplumsal mutabakat gerektirdiğini belirterek özellikle CHP’nin rolüne dikkat çekti: “Bu sürecin toplumsal zemini güçlü olmalı. Bu zeminin bir parçası da ana muhalefet partisidir. CHP sürecin dışında kalırsa bu iş yürümez.

Çünkü CHP, sadece siyasi değil, sosyolojik olarak da Türkiye’nin önemli bir damarını temsil ediyor. Barış dediğiniz şey, sadece iki tarafın mutabakatı değil, bütün halkların ve kesimlerin uzlaşmasıyla mümkündür. O yüzden, CHP’nin bu sürece doğrudan katılımı, hatta ön açıcı rol üstlenmesi elzemdir.”

“Destek var ama güven sorunu sürüyor”

Sürece toplumda yüksek destek olduğunu ancak güven düzeyinin düşük kaldığını belirten Sancar, bu açığın ancak somut adımlarla kapatılabileceğini vurguladı:

Şu anda kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, özellikle Kürt halkı arasında barış sürecine destek yüzde 80’in üzerinde. Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 70’e yakın. Ama aynı kamuoyu çalışmalarında ‘bu sürece güveniyor musunuz?’ sorusuna verilen cevaplar çok daha düşük çıkıyor. İşte bu uçurumu kapatmak gerekiyor. Güven dediğimiz şey, sözle değil, eylemle kazanılır. Somut adımlar, şeffaf mekanizmalar ve güvenceler şart.

Sancar, son olarak barışın inşasının artık devletin tekeline bırakılamayacağını, halkın ve toplumun doğrudan sürecin öznesi olması gerektiğini söyledi: “Barışı devlet kurmaz. Barışı toplum kurar. Devlet ancak bu sürece zemin hazırlayabilir.

Barış müzakeresi artık bir devlet-örgüt diyaloğu olmaktan çıktı. Bu çok aktörlü, çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Kadın hareketi, gençlik örgütleri, barolar, akademisyenler, inanç grupları – herkes bu sürecin içinde yer almalı. Demokratik barış, ancak en geniş toplumsal mutabakatla kurulabilir.”

Paylaşın

Gelecek Partisi’nde İstifa Furyası: Vekil Sayısı 4’e Düştü

Gelecek Parti’nde Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin’in ardından Doğan Demir’de partisinden istifa ettiğini açıkladı. Demir’in istifasıyla Gelecek Partisi’nin TBMM’deki vekil sayısı 4’e düştü.

Gelecek Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Demir, 19 Aralık 2019 tarihinde kuruluşuna öncülük ettiği Gelecek Partisi ile yollarını ayırdı.

Doğan Demir, istifasının gerekçesini ise şu sözlerle dile getirdi: “19 Aralık 2019 tarihinde kurucuları arasında yer aldığım Gelecek Partisi’nden ayrıldığımı kamuoyunun bilgisine sunarım. Yaklaşık altı yıllık bu süre zarfında, Türkiye’yi il il, ilçe ilçe gezerek partimin başarılı olabilmesi; daha da önemlisi, milletimizi içine girdiği siyasi çıkmazdan çıkararak bir alternatif sunabilmek adına her kesimden insanla bir araya geldim.

Demokrasi kültürümüzü güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü, eşit ve adil bir yaşamı tesis etmek amacıyla çok uzun yollardan geçtik. Ancak geldiğimiz noktada sürdürülebilir bir siyasi zemin kalmadığından ve yaklaşık iki yıldır tüm uyarılarımıza rağmen ortak bir alan oluşturulamadığından bu ayrılığı gerekli gördüm. Tüm kurucu arkadaşlarıma, genel merkez yöneticilerine, teşkilatlarda emek veren üye ve gönüllülere teşekkürü bir borç bilirim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: ‘Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.’ Başta milletvekili olarak görev yaptığım güzel İstanbul’umuz olmak üzere, ülkemiz ve aziz milletimizin geleceği için mücadelem devam ediyor ve edecektir.”

Doğan Demir’in istifasıyla birlikte Gelecek Partisi’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 4’e düştü.

Yakın zamanda Gelecek Partisi’nin İstanbul Milletvekilleri Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin Gelecek Partisi’nden istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Doğan Demir kimdir?

1973 yılında Muş Varto’da dünyaya gelmiş ilk ve ortaokulu Varto’da, liseyi Adana Yapı Meslek Lisesi Makina Bölümü’nde bitirmiş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yerel Yönetimler mezunudur. Askerlik görevini üstün hizmet belgesi alarak tamamlamıştır.

1992 yılında CHP yeniden kurulurken Kocaeli Derince’ de kurucu gençlik kolları başkanı olarak uzun yıllar görev yapmış, daha sonra İl Sekreterliği, Başkan Yardımcılığı, 2004- 2009 yılları arasında Belediye Meclis Üyeliği yapmıştır.

2009- 2013 yılları arasında Türkiye’nin en büyük ve örgütlü Alevi kurumu olan Alevi Kültür Dernekleri Kocaeli Şube Başkanlığı, 2013- 2019 yılları arasında da Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı’nı yapmıştır. Aynı zamanda Alevi kurumlarının çatı kuruluşu olan Alevi Bektaşi Federasyonu’nda Genel Sekreterlik görevini yürütmüştür.

2015 yılında Avrupa Alevi kurumları tarafından düzenlenen, “Türkiye’deki Hak İhlalleri” konulu sunumda Avrupa Birliği Parlamentosu’nda konuşmacı olarak yer almıştır.

2017 yılında Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından davet edilen ve dünyanın birçok ülkesinden en etkin din ve inanç temsilcisi olarak 100 kişiden biri olmuştur. Ayrıca ülkemizden seçilen tek kişidir.

Avrupa’nın birçok ülkesinde çeşitli panellere katılmıştır.

2019 yılı Aralık ayında kurulan Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almış, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcılığı, Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkanlığı görevini yapmış ve şu anda da Parti Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yaptı.

Evli, iki çocuk ve iki torun sahibidir.

30 yıldır ticaret ile uğraşmakta, iş insanı, biri aile şirketi, diğeri de iki ortaklı farklı iş alanlarını içinde barındıran iki firmanın sahibidir.

28. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilmiştir.

TBMM Çevre Komisyonu Üyesidir.

Paylaşın