Arınç’tan Dikkat Çeken “Suriye” Yorumu: En Karlı İsrail Çıktı

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan AK Partili Bülent Arınç, “Suriye’de olanlardan en kazançlı çıkan İsrail’dir. İran’ı mahvetti, Gazze’yi perişan etti. Şimdi Suriye’yi perişan ediyor” dedi ve ekledi:

“İsrail kendi amaçları doğrultusunda neredeyse Türkiye sınırına kadar gelecek bir hat çiziyor. Suriye çok önemli ama bu dışarıdan dua etmekle, temennilerle yürümez.”

Beşar Esad’ın devrildiği ve cihatçıların yönetimi ele geçirdiği Suriye’de hareketlilik devam ederken, AK Parti kurucularından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç Türkiye’nin Suriye politikalarına ilişkin Ekol TV’den Armağan Çağlayan’a değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin Suriye politikasında, Suriye’yi yakından tanıyan isimlere ihtiyacı olduğunu belirten Arınç, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu işaret etti. Arınç, “Sayın Davutoğlu bize Suriye’nin hangi köyünde kimler yaşıyor, hangi kasabasında demografik ve etnik yapı nasıldır, geçmişten gelen gelenekleri, kültürleri nedir, adım adım sayardı” ifadelerini kullandı.

2009-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecini değerlendiren Bülent Arınç, “Çözüm süreci bundan sonra denmez. Neredeyse lanetli bir kavram haline geldi. Türkiye’nin terör sorununu çözmesi için siyasi, sosyal, toplumsal birtakım tedbirler alması lazım. Bunu düşünmesi lazım. Biz zamanında düşündük. Bunun için bizim Kamu Güvenliği ve Müsteşarlığı diye bir kurumumuz vardı. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı bunun başındaydı. Olan olayları raporlarla analiz ederek bizlere verirdi. Ben de Terörle Mücadele Yüksek Kurul Başkanı’ydım. Bunları çözümlemeye çalışırdık. O süreç başarısızlıkla sonuçlandı” ifadelerini kullandı.

Sözlerini sürdüren Arınç, “Hükümetimiz orada masumdur, çok iyi niyetliydi. Çok gayretliydi. Bazı şeylere bilerek göz yumdu. Ama örgüt ihanet etti. Bunu uzun uzun tartışmaya da gerek yok. Şimdi teröristle mücadele bir taraftan devam ederken (azalmış da olsa) terör konusunu çözmemiz lazım. Bir bataklık var, bataklıktan az çok sinekler ürüyor ve rahatsız ediyor. Üç beş tanesini öldürmekle bir şey yaptığımızı zannetmeyelim.

Bazen öyle kilit bir eylem yapabiliyorlar ki TUSAŞ’ta yaptıkları gibi. Çok üzülüyoruz. Onlar bir ihanetin içerisine giriyorlar. Onu bir kenara koyalım. Bunları üreten bir mekanizma var. Bu mekanizma durduğu yerde bataklık olmaya devam ederse emin olun sayıları azalsa da terörist olmaya devam ederler. Dağa çıkmasalar yurt dışına giderler. Yurt dışından yurt içerisine eylem yaparlar. Bu dünyanın her yerinde böyle olmuş” diye konuştu.

Arınç, “Suriye’de ne olacağı bizi geçmişte de ilgilendirdi, bugün de ilgilendiriyor. Rahmetli Erbakan Hocamızın da geçmişte Suriye konusunda görüşlerini ifade eden insanların da ‘Suriye’nin parçalanması Türkiye’nin aleyhine olur’ diye görüşleri vardır. Hiç beklenmedik şekilde İsrail, Şam’a kadar geldi. Ve eskiden işgali altında tuttuğu Golan Tepeleri’ni, su kaynaklarını tekrar elde etti. Gemilerini yaktı, uçaklarını bombaladı. Gık çıkmadı” dedi.

Arınç şu ifadeleri kullandı: “Türkiye masada olduğunu bir şekilde göstermeli, Suriye’deki bu yeni yapılanmada başat rol oynamalı. Buna hayır diyeceklerini tahmin etmiyorum. Çünkü Amerika, hemen hemen 10 seneden beri orada. Biz nerede olacağız? 30 km içerisinde eskiden beri kontrol ettiğimiz yer mi? Orada nasıl bir rejim kurulacak?

Bugünlerde oraya gitmesi doğru da değil mümkün de değil belki ama bu işi iyi bilen, aklıma Davutoğlu’nun aynı dönemde bakanlık yaptığımız için biliyorum; Sayın Davutoğlu bize Suriye’nin hangi köyünde kimler yaşıyor, hangi kasabasında demografik ve etnik yapı nasıldır, bunların kültürleri nedir adım adım sayardı.

Şimdi Suriye’yi yakından tanıyan insanlara ihtiyacımız var, hem siyaset alanında hem geleneksel kültür alanında hem de orada nasıl bir yapılanma bundan sonra başarılı olabilir; bunları Türkiye adına cumhurbaşkanımızın talimatıyla yönetebilecek, orada bulunan insanlara ihtiyacımız var. Bazen bir sanatçı da olabilir, bazen bir yazar da olabilir. Bazen Suriye üzerine karşı tarafın da çok iyi düşünebileceği, kabul edebileceği birileri olabilir. Yeter ki sözü geçsin. Bunu bir an evvel oraya göndermemiz lazım.”

Değerlendirmelerini sürdüren Bülent Arınç, “Suriye’de olanlardan en kazançlı çıkan İsrail’dir. İran’ı mahvetti, Gazze’yi perişan etti. Şimdi Suriye’yi perişan ediyor. Rusya zaten Ukrayna ile savaşından başını kaldıramıyor. İran tamamen pısmış durumda, hiçbir şey yapacak hali yok. İsrail kendi amaçları doğrultusunda neredeyse Türkiye sınırına kadar gelecek bir hat çiziyor. Suriye çok önemli ama bu dışarıdan dua etmekle, temennilerle yürümez” ifadelerini kullandı.

“Özgür Özel başarılı bir siyasetçi”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in politikalarını değerlendiren Bülent Arınç, “Ben Manisa’da il başkanıyken o 2 yaşındaydı. Bunu övünerek söylüyorum onun açısından. Genç bir insandı. Manisa’da yakinen tanıdığımız başarılı bir siyasetçi. Başarısının uç noktası da CHP’ye Genel Başkan olmaktır. Bu bir başarı, üstünü örtmek mümkün değil Bundan sonra ne yapıyor ne yapacak derseniz; onu hem kamuoyu hem de kendi partisi takdir eder” dedi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Saniye 270 Bin Lira Vergi Ödendi

Türkiye’de, 2024 yılının ilk 11 ayında vatandaşlar saniyede 270 bin lira vergi ödedi. Toplam ödenen vergi tutarı ise 7 trilyon 793 milyar 285 milyon 845 bin liraya ulaştı.

Vatandaşlar, günlük 23 milyar 333 milyon 191 bin 153, aylık ise 779 milyar 328 milyon 584 bin 500 lira vergi ödedi.

Türkiye’deki ekonomik krizle birlikte vergi yükü de giderek artıyor. 2024 yılı itibarıyla ödenen toplam vergi tutarı 7 trilyon 793 milyar 285 milyon 845 bin liraya ulaşırken bu rakam saniyede 270 bin 60 lira, dakikada 16 milyon 203 bin 605 lira ve saatte 972 milyon 216 bin 298 lira olarak hesaplanıyor.

Günlük vergi ödemesi ise 23 milyar 333 milyon 191 bin 153 liraya çıktı. Aylık bazda değerlendirildiğinde ise Türkiye’de 779 milyar 328 milyon 584 bin 500 lira vergi ödenmiş durumda.

Vergi Uzmanı Ozan Bingöl tarafından açıklanan verilere göre, vergi ödemeleri her geçen gün artış göstermeye devam ediyor.

Paylaşın

Özel’den “SGK Borçları” Tepkisi: Erdoğan, Yemeği Biz Yedik Hesabı…

Erdoğan’ın, CHP’li belediyelerin SGK’ya olan borçlarını ödemeleri için Bakan Vedat Işıkhan’a “muhalefet belediyelerini biraz silkeleyin” talimatı vermesine ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan yemeği biz yedik hesabı CHP’li belediyeler ödesin diyor” dedi.

Özel, Erdoğan’ın, “Oraya gidecekti ya, Esad’ı ziyaret edecekti ya. Özgür Bey ne oldu, niye gitmedin ya? O ziyareti gerçekleştirseydin ya” sözlerine yanıt verdi. Özel, “Biz sığınmacılar dönsün diye Esad’la görüşelim, onu demokrasiye davet edelim dedik” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da Başak Cengiz Kreş ve Gündüz Bakımevi açılış töreninde konuştu. Özgür Özel, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Silkelemek ne demek, zeytin mi silkeliyorsun? Zeytinde bile güzelce toplarsan verimi artar. CHP’li belediyelerin yaptıklarını kıskanıyorsan o zaman aklına desteklemek değil, silkelemek geliyor. Vatandaşın gönlünden düştüysen oraya girmenin yolu var. Zaman zaman bizim gönülden düştüğümüz oldu daha çok çalıştık vatandaşın gönlüne girdik. Hazımsızlık yaparsan, arkadan çelme çakarsan, belediye hizmet aracının lastiklerini millete hizmet götürmesin diye indirirsen millet bunu görür. Bunun cezasını en ağır şekilde verir.

Belediyelerin SGK ya borcu varmış niye var bu iktidar yüzünden var. Sürekli SGK borcuna af çıkardığın için, belediye başkanları eskiden ödeyenlerle dalga geçiyordu. AKP başkanları nasılsa reis af çıkarıyor derdi, alıştırdın bunu yapa yapa. O yüzden AKPli belediyeler başta olmak üzere SGK borcu taksitlendirmeden ödemiyorlardı. Erdoğan yemeği biz yedik hesabı CHP’li belediyeler ödesin diyor.

Biz SGK borcu ile belediyeleri aldık. Belediyeler kendilerinde olunca taksitlendirme yaparken, hesabı CHP’li belediyeler bir kerede ödesin, aldıkları paradan keselim mi hizmetleri aksasın, mümkünse hepsini keselim maaşları dağıtamasın durumuna geldi yaptıkları işler. Bütün engellemelere rağmen Ankara’nın en önemli ilçesinde bir tane kreş var. Bugün 13’üncü kreşi açıyoruz. Bütün engellemelere rağmen Erdoğan’ın bütün kıskançlığına rağmen 400 öğrenciyi kreşe alıyoruz

Türkiye’de kreş sayımız 700’e dayandı. Bu sayıyı 2025 yılında ilk hedef olarak bine taşıyacağız. Kadına ‘çalışmak senin neyine’ diyenlere karşı, bininci kreşi açtığımızda Türkiye’nin önüne çıkıp, ‘bin tane açtık binlercesini açmak için iktidara yürüyoruz ‘diyeceğiz.”

“Demokrasiye davet edelim dedik”

Beşar Esad’a yaptığı görüşme çağrısına ilişkin konuşan Özgür Özel, şu ifadeleri kaydetti: “Diyor ki bunlar Baascı. Baascı değiliz olmadık da. Asla böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Esad’dı Esed oldu. Bu parti ilk günden son güne Esad’a Esad dedi. Ne tatil yaptı ne ne methiye dizdi. Suriye için her zaman demokrasi istedi. Sen tatil yaparken o hapishane vardı. Sen katil dediğin Esad’la tatile gittin biz aynı yerde duruyorduk. Boğaz boğaza geldin aynı yerde duruyorduk. Hep çözüm önerilerini söyledik. 13 yılın sonunda Türkiye’yi büyük bir beka sorunun içine sokarak geldiğin bu durumdan memnun olamazsın.

Bana diyor ki sen Esad’la görüşmek istedin. Evet istedim. ‘Diyalog kurulmalı, demokrasiye davet edilmeli, bütün Suriye’yi temsil eden bir yapı kurulmalı, herkes evine ulaşmalı’ dedik. Biz sığınmacılar dönsün diye Esad’la görüşelim, onu demokrasiye davet edelim dedik.”

Paylaşın

İsrail, İşgal Altındaki Golan’da Nüfusunu “İki Katına Çıkarmayı” Hedefliyor

İsrail, işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki nüfusunu iki katına çıkarmayı kabul etti. İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı’nda Golan Tepeleri’nin büyük kısmını ele geçirmiş ve 1981 yılında da ilhak etmişti.

Haber Merkezi / Halihazırda Golan Tepeleri’nde uluslararası hukuka göre yasadışı kabul edilen yerleşimlerde tahminen 31 bin İsrailli yaşıyor. İsrailli yerleşimciler burada, İsrail’in eline geçtiğinde bölgeyi terk etmeyen ve çoğu Dürzi Arap olan yaklaşık 20 bin Suriyeli ile birlikte yaşıyor.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Golan’ı güçlendirmek İsrail Devleti’ni güçlendirmektir ve bu özellikle şu anda önemlidir. Ona tutunmaya, onu çiçek açmaya ve yerleşmeye devam edeceğiz” dedi.

Suriye ile bir çatışma istemediklerini ifade eden Netanyahu, İsrail’in Suriye’deki eylemlerinin amacının “Suriye’den gelebilecek potansiyel tehditleri engellemek ve sınırımızın yakınında terörist unsurların ele geçirilmesini engellemek” olduğunu söyledi.

Savunma Bakanı Israel Katz ise Suriye’deki son gelişmelerin “isyancı liderlerin ortaya koyduklarını iddia ettikleri ılımlı görüntüye rağmen İsrail’e yönelik tehdidi arttırdığını” ifade etti.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, hükümetin Golan’da nüfus artışını teşvik edecek 40 milyon şekeli (11 milyon dolar) aşkın bir planı oybirliğiyle onayladığı belirtildi. Açıklamada, Netanyahu’nun planı “savaş ve Suriye’nin karşı karşıya olduğu yeni cephe ışığında ve Golan’ın nüfusunu iki katına çıkarma arzusuyla” hükümete sunduğu belirtildi.

Esad’ın geçen hafta devrilmesinin ardından İsrail, 1973 Arap-İsrail savaşından sonra Suriye’de oluşturulan ve Şam’a bakan stratejik Hermon Dağı’nın Suriye tarafını da kapsayan askerden arındırılmış bölgeye yerleşti ve burada terk edilmiş bir Suriye askeri karakolunu ele geçirdi.

Orada kalmaya niyetli olmadığını belirten ve Suriye topraklarına girmeyi sınır güvenliğini sağlamak için sınırlı ve geçici bir önlem olarak nitelendiren İsrail, Suriye’nin stratejik silah stoklarına da yüzlerce saldırı düzenledi.

Birleşmiş Miletler’den yaptırım sinyali

Öte yandan Birleşmiş Miletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Esad rejiminin devrilmesinin ardından dün ilk kez Şam’a giderek Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün lideri Ebu Muhammed el Colani kod adlı Ahmet el Şara ile bir görüşme gerçekleştirdi.

HTŞ’nin Telegram kanalından verilen bilgiye göre, görüşmede Suriye’deki son gelişmeler ele alındı. El Colani’nin görüşmede, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının güncellenmesi ve mevcut gerçekliklere uygun hale getirilmesi gerektiğini söylediği belirtildi.

BM’de 2015 yılında kabul edilen karar, Suriye halkının liderliğinde bir siyasi geçiş süreci, insani yardımın artırılması ve terörle mücadelenin sürdürülmesini kapsayan bir yol haritası oluşturulmasını öngörüyor. Kararda, yeni bir anayasa hazırlanması ve “18 ay içinde BM gözetiminde, tüm Suriyelileri kapsayan özgür ve adil seçimlerin gerçekleştirilmesi” hedefi de yer alıyor. Kararda, HTŞ’yi oluşturan örgütler arasında yer alan El Nusra Cephesi “terör örgütü” olarak tanımlanıyor.

El Colani’nin görüşmede ayrıca bundan sonraki süreçte “Suriye’nin toprak bütünlüğü, yeniden inşası ve ekonomik kalkınmasına” yoğunlaşmanın önemine dikkat çektiği bildirildi. Örgütün verdiği bilgilere göre, Colani görüşmede “Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü sağlamak, bu doğrultuda siyasi ve ekonomik destek verebilmek için güvenli bir ortamın oluşturulmasının” önemini vurguladı.

Görüşmede HTŞ’ye yönelik yaptırımların da gündeme geldiği bildirildi. Pedersen, görüşme öncesinde HTŞ’ye uygulanan yaptırımların kaldırılabileceği sinyali verdi. BM üyesi ülkeler ve BM kurumları tarafından Suriye’ye, HTŞ’ye ve diğer örgütlere çok sayıda yaptırım uygulanıyor.

Ayrıca Pedersen’in Ebu Muhammed el Colani ile görüşmesinde tüm Suriyelileri kapsayan bir siyasi süreç yürütülmesini talep ettiği ve uluslararası toplumun Suriye’de kurumların çökmemesi için çaba göstermesi gerektiğini vurguladığı belirtildi.

Paylaşın

İran, Tepkiler Üzerine Yeni Başörtüsü Yasasını Erteledi

İran İslam Cumhuriyeti, kamuoyu ve uluslararası toplumdan gelen büyük tepkiler üzerine, örtünme zorunluluğunu ihlal edenlere ağır cezalar getiren başörtüsü yasasının yürürlüğe girmesini resmen erteledi.

Haber Merkezi / İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi, parlamentoya gönderdiği mektupta, hükümet tarafından parlamentoya değişiklik içeren bir yasa tasarısı sunulabilmesi için “Başörtüsü ve İffet Yasası”nın uygulanma sürecinin durdurulmasını talep etti.

Ertelenen yasa, örtünme gerekliliklerine uymayan kadınlara fahiş para cezaları, hapis cezaları, kırbaçlama ve hatta ölüm cezası gibi ağır cezalar getiriyor.

Uluslararası Af Örgütü yeni yasayı kınayarak, yasanın kadınlara yönelik baskıyı artırdığını ve kurallara karşı çıkan aktivistleri ölüm cezasıyla karşı karşıya bıraktığını söyledi.

Af Örgütü açıklamasında, “İran yetkilileri, kadınların insan haklarını daha da ortadan kaldıran, zorunlu örtünmeye karşı devam eden direnişi ezmek için ölüm cezası, kırbaçlama, hapis cezası ve diğer ağır cezalar getiren yeni ve zalim bir yasa kabul etti” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Mahsa Amini’nin Eylül 2022’de gözaltında ölümüyle başlayan “Kadın Yaşam Özgürlüğü” ayaklanmasından bir yıldan kısa bir süre sonra, Mayıs 2023’te hazırlanan yasanın, kadınların zorunlu örtünmeye karşı yaygın bir şekilde meydan okumasına yanıt olarak çıkarıldığını söyledi.

Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Müdür Yardımcısı Diana Eltahawy, “Bu utanç verici yasa, ‘Kadın Yaşam Özgürlüğü’ ayaklanmasının ardından hakları için ayağa kalkma cesaretini gösteren kadınlara yönelik zulmü yoğunlaştırıyor” dedi.

Ayrıntıları geçtiğimiz haftalarda kamuoyuna yansıyan yasaya, halk ve aktivistlerin yanı sıra reformist kanattan da tepkiler geldi.

2013-2021 yılları arasında İran’ın yedinci cumhurbaşkanı olarak görev yapan Hasan Ruhani kabinesinde Yol ve Şehircilik Bakanı olan Abbas Ahundi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a hitaben yazdığı mektubunda, söz konusu kanunla Pezeşkiyan ile halkın karşı karşıya geleceğini savunarak, yasayı veto etmesi talebinde bulundu.

Paylaşın

DEM Parti’den “Milli Eğitim Bakanlığı” Bütçesine Tepki: Çocuklar Okula Aç Gidiyor

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesine ilişkin söz alan DEM Parti Milletvekilli Kezban Konukçu, “Sizin çocuklarınızın yediği önünde, yemediği arkasında. Bu devran böyle dönmez. Türkiye’de şiddetli yoksulluk içinde 6,5 milyon çocuk var. Türkiye’de her 4 çocuktan 1’i okula aç gidiyor” dedi ve ekledi:

“Her 4 çocuktan 1’inin kilosunun çok düşük olduğu, Avrupa’da yalnızca yüzde 18 olan kansızlık oranının Türkiye’de kız çocuklarında yüzde 85, erkek çocuklarında ise yüzde 68 olduğu rapor edildi. Türkiye’de eğitim dönemi başlarken çocuklara bir öğün ücretsiz yemek sağlamak için yıllık maliyet 165 milyar lira olarak hesaplandı. Bu miktar, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin sadece yüzde 13’üne denk geliyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Yılmaz Hun ve Kezban Konukçu, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi kapsamında görüşülen Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesine ilişkin söz aldı.

Kezban Konukçu, “Bilimden uzak, laiklik karşıtı, tekçiliğe ve erkek egemenliğine dayanan bir müfredat” diye tanımladığı eğitim politikasının, yapboz tahtasına dönüştürüldüğünü söyledi. Öğrencilere daha önce verilen bir öğün ücretsiz yemeğin bakanlık tarafından kaldırıldığını hatırlatan Konukçu, Bakan Yusuf Tekin’i istifa etmeye çağırdı. Çocukların okulda acıkmamak için su içtiğini söyleyen Kezban Konukçu, sözlerine şöyle devam etti:

“Sizin çocuklarınızın yediği önünde, yemediği arkasında. Bu devran böyle dönmez. Türkiye’de şiddetli yoksulluk içinde 6,5 milyon çocuk var. Türkiye’de her 4 çocuktan 1’i okula aç gidiyor. Her 4 çocuktan 1’inin kilosunun çok düşük olduğu, Avrupa’da yalnızca yüzde 18 olan kansızlık oranının Türkiye’de kız çocuklarında yüzde 85, erkek çocuklarında ise yüzde 68 olduğu rapor edildi. Türkiye’de eğitim dönemi başlarken çocuklara bir öğün ücretsiz yemek sağlamak için yıllık maliyet 165 milyar lira olarak hesaplandı. Bu miktar, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin sadece yüzde 13’üne denk geliyor.”

Bu talebe karşı bütçenin olmadığının iddia edildiğini belirten Kezban Konukçu, “Devlet sermayeye verilen teşvikler kapsamında vergi gelirlerinden vazgeçiyor. 2024 yılında sermayedarlara ve patronlara uygulanan vergi muafiyeti ve istisnalar 1,8 trilyon lira. Yap-işlet-devret projeleri kapsamında köprülerden kara yollarına taahhüt edilen garanti bedelleri adeta bir soyguna dönüşmüştür. Önümüzdeki üç yıl ödenmesi planlanan bedel 328,7 milyar TL’ye ulaşmıştır. MESEM’lerde meslek edindirme değil, çocuk katliamı var. Geçtiğimiz eğitim öğretim döneminde 5’i inşaatta, 4’ü sanayide olmak üzere 9 MESEM’li çocuk, yine bu dönemde sipariş yetiştirme baskısı altında çalışan 5 motokurye çocuk katledildi. Katledilen çocukların resmi burada, bu resme iyi bakın, sizde vicdan yok” ifadelerini kullandı.

“Eğitimde en temel ve zorunlu ihtiyaçlar görmezden gelinerek…”

Daha sonra söz alan Yılmaz Hun ise, bakanlığın bütçesinin yüzde 71’nin personele, yüzde 9’nun ise sosyal güvenlik devlet primine gittiğini hatırlattı. Hun, “Sadece yüzde 20’si eğitim yatırımlarına harcanmaktadır. Okullar en temel ihtiyaçlarını kayıt sırasında alınan bağışlar ve velilerden düzenli olarak alınan aidat benzeri paralarla karşılamaya çalışmaktadır. Bunun en bariz örneğini sene başında ve halen devam eden, okullarda yaşanan temizlik ve hijyen problemlerinde gördük. Birçok okuldaki temizlik ve hijyen problemi veliler, öğretmenler ve belediyeler tarafından çözülmeye çalışılmaktadır. Eğitimde en temel ve zorunlu ihtiyaçlar görmezden gelinerek hazırlanan 2025 MEB bütçesinin zorunlu eğitim harcamalarını karşılamaktan çok uzak olduğu apaçık ortadadır” dedi.

Eğitim alanında sorunların gelecek yıl daha da büyüyeceği uyarısında bulunan Hun, iktidarın eğitimi sermayedarlara peşkeş çektiğini vurguladı.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Özel’den “Kürt Sorunu” Çıkışı: Viking Kafasıyla Çözülmez

CHP Lideri Özgür Özel, Kürt sorununun Viking kafasıyla çözülemeyeceğini belirterek, “Örneğin Vikingler apandisit ameliyatını nasıl yapıyordu? Hastanın karnını yaralım, elimizi sokalım, apandisiti yakalayalım, koparıp çıkaralım! Bugün apandisit ameliyatı böyle mi yapılıyor? Hayır” dedi ve ekledi:

“Ameliyat teknolojisi çok değişti. Bu değişim sosyal ve siyasal sorunların çözümü için de geçerlidir. Bugün Kürt sorununu Viking kafasıyla çözemezsiniz. Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununun çözümü için yaptığı öneri Viking döneminin apandisit ameliyatına benziyor. ‘Öcalan Meclis’e gelsin, konuşsun, sorun çözülsün’ demek Viking kafasıdır. Oysa böyle bir sorunun çözülmesi için ifade ettiğim koşulların oluşması gerekir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Kürt sorunu ve Suriye’deki yeni döneme dair Halk TV’den Fikret Bila’ya konuştu. Fikret Bila, Özel ile görüşmesini şöyle aktardı:

CHP Lideri Özgür Özel, Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesi için bazı koşulların bir arada olması gerektiğini vurguladı.

Özel, bu koşulları şöyle sıraladı: “Şehit aileleri ve gazilerin rızası, çözümün TBMM zemininde oluşturulması, çözüm konusunda samimi olunması, çözüm sürecinin açık ve şeffaf yürütülmesi.”

Özel, bu koşulların oluşması halinde CHP’nin çözüm için katkı vereceğini, hatta TBMM’de öncülük edebileceğini söyledi. CHP lideri bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle sorunun varlığının kabul edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “eğer sorunun varlığını kabul etmezseniz o sorunu çözemezsiniz” dedi.

“Terör örgütleri sorunu yok sayılmasından beslenir” diyerek şöyle devam etti: “Siz sorunu yok sayarsanız bu terör örgütlerinin işine gelir. Terör örgütleri sorunun yok sayılmasından beslenir. Siz sorunun varlığını kabul eder ve çözüm üretirseniz, terör örgütünün beslendiği kaynağı ortadan kaldırırız.

‘Kürt sorunu yoktur’ demekle Kürt sorunu çözülmez. Önce sorunun varlığını kabul etmek gerekir. Kürt vatandaşlarımız ‘Kürt sorunu var’ diyorlarsa, Kürt sorunu vardır. Önce bunu kabul etmeniz gerekir ki çözüm üretilebilsin. Bu nedenle iktidarın ‘Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır’ söylemi gerçeği yansıtmıyor.”

Özel, dünkü söyleşimizde, Kürt sorununun Viking kafasıyla çözülemeyeceğini belirterek şu benzetmeyi yaptı: “İnsan sağlığından örnek verelim. Eski çağlarda ameliyatlar nasıl yapılıyordu, bugün nasıl yapılıyor? Örneğin Vikingler apandisit ameliyatını nasıl yapıyordu? Hastanın karnını yaralım, elimizi sokalım, apandisiti yakalayalım, koparıp çıkaralım! Bugün apandisit ameliyatı böyle mi yapılıyor? Hayır.

Ameliyat teknolojisi çok değişti. Bu değişim sosyal ve siyasal sorunların çözümü için de geçerlidir. Bugün Kürt sorununu Viking kafasıyla çözemezsiniz. Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununun çözümü için yaptığı öneri Viking döneminin apandisit ameliyatına benziyor. ‘Öcalan Meclis’e gelsin, konuşsun, sorun çözülsün’ demek Viking kafasıdır. Oysa böyle bir sorunun çözülmesi için ifade ettiğim koşulların oluşması gerekir.”

Özel, bu konudaki görüşlerini öğrenmek için şehit ailelerinin dernekleriyle, gazilerle görüştüklerini de belirterek şu bilgiyi verdi: “Şehit aileleri dernekleriyle arkadaşlarımız görüşüyorlar. Ben de üç dernekle görüşmeye katıldım. Genel eğilimleri terörün bitmesinden memnunluk duyacakları şeklinde. ‘Biz de başka annelerin, babaların bizim yaşadığımız acıya yaşamalarını istemeyiz’ diyorlar. Ancak bu sürecin iç siyasette istismar edilmemesini, kullanılmamasını da istiyorlar.”

CHP Lideri, iktidarın birinci çözüm sürecinde başarısız olduğunu da vurguladı. Erdoğan, Öcalan ve HDP’nin yürüttüğü sürecin başarısız olmasının nedeninin TBMM’yi devre dışı bırakmak olduğunu belirten Özel şu değerlendirmeyi yaptı:

“İktidar bu süreci yürütürken toplumsal uzlaşmayı TBMM’de aramadı. Meclis’i devre dışı bıraktı. Bir takım heyetler oluşturuldu. Onlar değişik bölgelerde temaslar yürüttüler. Oysa CHP farklı bir okuma yaptı. Dünyada benzer sorunların nasıl çözüldüğünün incelenmesini istedi.

Müzakerelerin TBMM’de mutabakatla yürütülmesini, güven oluşturulmasını önerdi. CHP sürecin TBMM’de yürütülmesi, samimi olması ve şeffaf olması halinde kredi verebileceğini söyledi. Ama Erdoğan ‘al krediyi başına çal’ karşılığını verdi. Ortaya kriz çıkınca siyasi polemik yapıldı. Örneğin Habur’daki görüntüler, çadır mahkemelerinin kurulması, hâkimlerin oraya gitmesi hataydı.”

Özel, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini belirterek, tüm kesimlerin temsil edileceği bir geçiş yönetimi oluşturulmasını önerdi.

Özel, “Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, bütün toplumsal kesimlerin temsil edilmesi gerekir. Tek bayrak altında buluşmaları gerekir. Bu başarılırsa demokrasiye geçişe katkısı olur. İç çatışmalara yol açacak gelişmelerin önlenmesi gerekir. Türkiye de masada olmalı ve demokrasi yönünde katkı vermelidir. Böyle bir yapı oluşturulmalı ve işlemelidir. Yoksa HTŞ ve benzeri örgütlerin kravat takmakla, kıyafet değiştirmekle ıslah olduklarını düşünmüyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Seçim Planları: Erdoğan, 2028’de Kesin Kazanır

AK Partili kurmaylar bugün yapılacak bir seçimin gündemlerinde olmadığını söylese de, Erdoğan’ın yeniden aday olması için Mayıs 2028’de yapılması gereken seçimin birkaç ay öne çekileceğine ve kazanılacağına kesin gözüyle bakıyor.

31 Mart yerel seçimlerinden başarıyla çıkan CHP’nin, artan ekonomik sorunlara da dikkat çekerek yaptığı erken seçim çağrısı sürüyor. Meclis’teki bütçe görüşmelerinin açılışında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimde iktidar için değişim sürecinin başlatıldığını söyledi, “Artık sandık milletin önüne konmalıdır, kararı millet vermelidir” dedi.

Özel bu konuşmasının ardından katıldığı bir televizyon yayınında da, geçtiğimiz nisan ayında yüzde 24 olan erken seçim talebinin son ölçümde yüzde 56’ya yükseldiğini belirtti. Yenilmez denilen Erdoğan’a 31 Mart’ta ilk seçim yenilgisini yaşattıklarını anlatan Özel, “Genelde seçim kaybetmenin tadını da ilk sandıkta alacak. Cesareti varsa erken seçim sandığını koyar ve aday olur” çağrısında bulundu.

AK Partililer ise erken seçimin kesinlikle gündemlerinde olmadığını söylüyor. Erken seçimin örneğin yürütme organı ile Meclis arasında bir sorun yaşansa konuşulabileceğini dile getiren kurmaylar, “AK Parti neden erken seçime gitsin? Cumhurbaşkanının Meclisle bir sorunu olsa, yenilemek istese belki anlaşılır ama burada bir sorun yok. Bizim seçim istememiz için hiçbir neden yok. Mevcut durumda genel seçimin üzerinden daha 2 yıl geçmedi. Şimdi seçime gitsek en fazla 2 yıl kazanacak. Ha 2028, ha 2030. Üstelik erken seçime gittiğinde 2030 yılında yapılacak seçimde parlamento seçim kararı alsa dahi bir daha aday olma ihtimali yok” diyor.

Tabii AK Partili kurmaylar bugün yapılacak bir seçimin gündemlerinde olmadığını söylese de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olması için Mayıs 2028’de yapılması gereken seçimin birkaç ay öne çekileceğine ve kazanılacağına kesin gözüyle bakıyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Başörtüsüz Konser Verdiği İçin Gözaltına Alınan İranlı Şarkıcı Serbest Bırakıldı

İran güvenlik güçleri, başörtüsü takmadan performans konseri verdiği için gözaltına alınan Parastoo Ahmadi’nin serbest bırakıldığını duyurdu. Başörtüsü, İran İslam Cumhuriyeti’nde, kadınlar için zorunlu.

Haber Merkezi / Ahmedi’nin avukatı Milad Panahipour, Ahmedi’nin bir kervansarayda yaptığı ve üç gün sonra YouTube’da yayınlanan performans konseri sonrası, İran’ın kuzeyindeki Mazenderan’da gözaltına alındığını söyledi.

Milad Panahipour, “Parastoo Ahmadi’ye yöneltilen suçlamalar, tutuklama makamı veya gözaltı yeri hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz” dedi. Panahipour, grubunun iki üyesi Ehsan Beiraghdar ve Soheil Faghih-Nassiri’nin de serbest bırakıldığını söyledi.

İran İslam Cumhuriyeti Yargısı, 12 Aralık’ta yaptığı açıklamada, performans konserin “yasal izin alınmadan ve Şeriat ilkelerine uyulmadan” düzenlendiğini belirterek, sanatçı ve prodüksiyon ekibine “uygun işlem” yapılacağını duyurmuştu.

Kervansaray Konseri, İran sosyal medyasında en çok konuşulan konulardan biri haline gelmişti. İran’da YouTube’a erişimin kısıtlı olmasına rağmen performans konseri, üç günde 1,5 milyondan fazla kişi tarafından izlendi ve paylaşıldı.

Ahmadi, performans konseri için şu ifadeleri kullanmıştı: “Sevdiğim insanlar için şarkı söylemek istiyorum. Bu, görmezden gelemeyeceğim bir haktı, çok sevdiğim bu topraklar için şarkı söylemek.”

İran yasaları kadınların solo şarkı söylemesini veya kamusal alanda başörtüsü olmadan görünmesini yasaklıyor. Ahmadi’nin omuzlarını açtığı konseri, uzun zamandır devam eden bu kısıtlamalara bir meydan okumaydı.

2022’deki ülke çapındaki başörtüsü karşıtı protestolar sırasında Az Khoon-e Javanan-e Vatan (Ulusun Gençliğinin Kanından) şarkısının bir yorumu okuyan Ahmadi, rejimin tepkisini üzerine çekmişti.

Shervin Hajipour, Mehdi Yarrahi, Saman Yasin ve Toomaj Salehi gibi müzisyenler, muhalefeti harekete geçirmedeki rolleri nedeniyle tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya.

Paylaşın

Hizbullah: Esad’ın Düşüşüyle Askeri İkmal Yolumuzu Kaybettik

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesiyle birlikte, Suriye üzerinden silah tedarik yolunun geçici olarak kaybedildiğini söyledi. Kasım, Hizbullah’ın direnişinin süreceğini yineledi.

Heyet Tahrir Şam liderliğinde silahlı gruplardan oluşan bir koalisyon, 8 Aralık’ta Suriye’nin başkenti Şam’ın kontrolünü ele geçirerek Beşar Esad yönetimine son vermişti.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi sonrasında ilk kez kamuoyuna bir açıklama yaptı.

Naim Kasım, geçen hafta Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların Şam’ı ele geçirmesinin ardından silah tedarik yollarının da kaybedildiğini açıkladı.

Kasım, Beşar Esad’ın adını anmadı ve muhalifleri kastederek, “bu yeni güçleri istikrara kavuşana ve net pozisyonlar alana kadar” değerlendiremeyeceklerini belirtti. Kasım, Lübnan ve Suriye halkları ile hükümetlerinin işbirliğine devam edebileceğini umduğunu dile getirdi.

Naim Kasım, “Evet, Hizbullah şu aşamada Suriye üzerinden askeri ikmal yolunu kaybetti, ancak bu kayıp direnişte sadece bir ayrıntıdır” dedi ve ekledi: “Yeni bir rejim gelebilir, bu yol normale dönebilir veya başka yollara bakabiliriz.”

Kasım, “İktidardaki yeni partinin İsrail’i düşman olarak görmesini ve onunla ilişkilerini normalleştirmemesini umuyoruz” diye konuştu.

Kasım, Hizbullah’ın “düşmanın direnişi ortadan kaldırma ve ezme amacını engellediğini” söyledi. “Hizbullah güçlü ve toparlanıyor. İsrail’e güvenenler değerlendirmelerinde başarısız oldular,” diyen Naim Kasım, hareketin asla teslim olmayacağını vurguladı.

Naim Kasım, “Suriye’deki yeni hükümetin seçiminin iki ülkenin çıkarlarına ve tüm tarafların ve güçlerin hükümete katılımına dayanacağını umuyoruz” diye ekledi.

Paylaşın