Türkiye’de En Zenginlerin Toplam Gelirden Aldığı Pay Yüzde 48,1

2024 yılı gelir dağılımı istatistiğine göre en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 48,1 olurken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun payı ise yüzde 6,3 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye’de ‘yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri’ 2024 yılında 187.728 TL oldu. Bu gelirin en yüksek olduğu yer 257.891 TL ile İstanbul oldu. En düşük yıllık ortalama gelir ise 91.818 TL ile Van, Muş, Bitlis ve Hakkari illeri için hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 yılına ilişkin gelir dağılımı istatistiklerini açıkladı. Buna göre, en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 48,1 olurken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun payı ise yüzde 6,3 oldu.

‘Gelir Dağılımı İstatistikleri, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2024’ yılı verileri bir önceki takvim yılı olan 2023 yılı referans alınarak hazırlandı.

Buna göre Türkiye’de en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 0,6 puan azalarak yüzde 48,1 oldu. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay ise 0,2 puan artarak yüzde 6,3 oldu. Ayrıca bu grubun geliri asgari ücret düzeyinde kaldı.

Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade ediyor. Bu araştırmada Gini katsayısının bir önceki yıla göre 0,007 puan azalış ile 0,413 olarak hesaplandığı bildirildi. Ancak sosyal yardımlar hariç tutulduğunda Gini katsayısı 0,476’e yükseliyor.

Yıllık ortalama iş gelirlerinde üniversite mezunlarının 309.721 TL, lise ve dengi okul mezunlarının 240.470 TL, lise altı eğitimlilerin 168.407 TL, bir okul bitirmeyenlerin 106.478 TL kazandığı hesaplandı. Geçen yıla göre yıllık ortalama iş gelirinde en yüksek artış yüzde 110,2 ile lise ve dengi okul düzeyli eğitimlilerde, en düşük artış ise yüzde 88,2 ile bir okul bitirmeyenlerde oldu.

İş gelirleri sektörel olarak incelendiğinde en yüksek yıllık ortalama gelirin 242.299 TL ile hizmet sektöründe, en düşük yıllık ortalama gelirin ise 153.773 TL ile tarım sektöründe olduğu görüldü. Bir önceki yıla göre yıllık ortalama esas iş gelirinde en yüksek artış yüzde 115,4 ile inşaat sektöründe gözlendi. Tarım sektöründeki artış ise yüzde 66.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de ‘yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri’ 2024 yılında 187.728 TL oldu. Bu gelirin en yüksek olduğu yer 257.891 TL ile İstanbul oldu. En düşük yıllık ortalama gelir ise 91.818 TL ile Van, Muş, Bitlis ve Hakkari illeri için hesaplandı.

TÜİK’in ‘yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri’ kavramı bir ailenin yıllık ortalama gelirinin ailedeki kişi sayısına göre düzenlenmesiyle hesaplanıyor.

Son yapılan araştırma sonuçlarına göre gelir eşitsizliğini hesaplamak için kullanılan P80/P20 oranı Türkiye’de 7,7 oldu. Bu değerin en düşük olduğu yerler Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova, Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli oldu. Gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu yer ise İstanbul. Mega kenti Ankara, Antalya, Isparta ve Burdur takip ediyor.

P80/P20 oranı toplumdaki yüzde 80’lik dilim ile yüzde 20’lik dilim arasındaki gelir farkını veya dağılımdaki uç noktaları karşılaştırmak için kullanılan bir kavram.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın “Tıpış Tıpış Ödeyecekler” Sözlerine Yanıt

İBB Başkanı İmamoğlu, Erdoğan’ın, “Tıpış tıpış ödeyecekler. İş başka mevzulara gelince şahin kesiliyorlar, ama borç ödemeye gelince de güvercin kesiliyorlar. Milletin hakkını, yetimin hakkını size konserlerde, şarap turlarında yedirmeyiz” sözlerine verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ruh halinde ya da zihninde, bir sert cümle söyleyecekse, aklından hemen İstanbul’un geçmesi ve oradan, ‘İstanbul’a buradan da nasıl bir gönderme yaparım’ diye düşünmesi çok manidar. Bunu yaşıyoruz 6 senedir. Tabii söylediği iftira ifadelerinin hiçbirisi, bizim üzerimize yapışmaz.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, TBB Encümeni toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

BirGün’ün aktardığına göre; 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle birlikte, yerel yönetimlerde bir değişimin yaşandığına vurgu yapan İmamoğlu, “Ama ne yazık ki, 31 Mart 2024 yerel seçim sonuçlarının ardından, özellikle muhalefet partilerine ait belediyelerin hükümet tarafından hedef yapıldığını görüyoruz. Farklı konularda, farklı mevzularda bir kısım ayrımcılığın devam ettiğini görüyoruz. Kimi zaman siyasi operasyonlar, kimi zaman ekonomik operasyon girişimleri yaşandı bu kısa 8 aylık dönemde. Kimi zaman yıllardır belediyelerin hizmet verdiği alanlar ya da bir şekilde gelir elde ettiği alanların, hemen bu seçimden sonra geri alınması ya da müdahale edilmesi gibi uygulamalar… Bunları yaşadığımız bir 2024 yılına da seçimi yaşadığımız gibi veda ediyor ortamdayız. Maalesef, yine ülke demokrasimize gölge düşüren kayyum atamalarıyla 2024 yılını noktalıyoruz. Ve ne yazık ki, SGK başta olmak üzere, birtakım belediyelerin borçları bahane edilerek, belediyelerin elini kollarını bağlama çabalarına tanık oluyoruz” diye konuştu.

Merkezi iktidarın yerelde muhalefet pozisyonuna geçtiğinin altını çizen İmamoğlu, “Bu, milletin iradesidir. Buna saygı duymak, demokrasinin temel kuralıdır. Bir nevi ana muhalefet görevini sindirememesi meselesi, demokrasiye gölge düşürmektedir. Ve bu yönüyle de belediyelere yönelik, tam anlamıyla fütursuzca saldırıları harekete geçirmeleri, hepimizi üzmektedir, canımızı sıkmaktadır” dedi.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Halbuki şöyle bakılması gerekir: Milletimiz, 2023 yılında sizi iktidar yaptı. 2024 seçimlerinde de başka bir partiyi iktidar yaptı. Demokrasiyi sindirmek zorundasınız. Çünkü burası, 27 Aralık’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün geldiği, başkenti Ankara olan Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Ve temel dayanağı, laik bir hukuk devleti olmak ve aynı zamanda demokrasiyi güçlendirmektir. Bu manada yapılan bu uygulamalar, bu prensiplerin hiçbirine uymamaktadır. Siyasi olarak kayyumlar, ekonomik olarak da SGK prim borçlarının bu saldırıda araç olarak kullanılmasını ve kullanılmaya devam edildiğini görüyorum. Ve gerçekten memleketimizin işte tam da böylesi bir demokrasi ülkesi, hukuk ülkesi olması prensibine ters düştüğünü, gölge düşürdüğünü de ifade etmek isterim.”

Türkiye’deki tüm belediyelerin SGK prim borçlarının, SGK’nın gelir kalemlerinin yüzde 2,7’sine denk düştüğü bilgisini paylaşan İmamoğlu, şunları söyledi: “Hükümet, neredeyse bütün işleriyle ilgili sıkıntılarını, belediyelerin SGK borçlarına bağlar duruma geldi. Yani neredeyse, asgari ücreti niye düşük açıkladı diye yarın sorsalar, yani bunu bile belediyelerin SGK borçlarına bağlayacak kadar gündem ve mevzu ediyorlar. Ve bunun dillerinden düşürmemeleri de çok can sıkıcı.

Farklı üsluplarla, işte ‘belediyeleri silkeleme’ kavramı, efendime söyleyeyim hesapsız, kitapsız bir üslupla, belediyelere her ay gelen bütçe ödemelerinin kesintiye uğratılması, belediyelerin mallarına haciz koyulması ve bu anlamda ciddi bir adaletsizlik uygulamaları silsilesi. Hedefe konan ve kesinti haczi yağmuruna tutulan bazı belediyelerle ilgili birtakım farklı uygulamaları sizlerle paylaşmak isterim. Mesela, adaletsizliğe bir örnek: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir önceki ay ödeneğinden, habersizce 1,1 milyar lira para kesildi. Ve buna benzer kesintiler, başka belediyelerimizde de söz konusu. Ya da bir başka İstanbul’daki ilçe belediyesine, CHP’li bir belediyeye -ki aralarında tarihi eserler de var- gayrimenkullerine hızlıca haciz konuldu.”

“İzmir’de bir belediyeye bu süreçte pozitif ayrımcılık uygulandı” diyen İmamoğlu, şunları anlattı: “Yine muhalefet belediyelerine, başta CHP’li belediyeler olmak üzere, aman vermeyen hükümet, İzmir’de bir belediyeye hazineye olan borçlarını kapatmak için ilginç bir metot uyguladı. Metot hayli ilginç. Maliye Hazinesi, kendisine ait çok büyük bir araziyi Menemen Belediyesi’ne hibe olarak verdi. Sonra da bu borçlarına karşılık Hazine’nin hibe ettiği araziyi satarak, borçlarını ödeme olarak geriye verme konusunda bir girişimi başlattı.

Açıkçası merkezi idarenin, hükümetin bir ilçe belediyesine borçlarını ödemesi konusunda bu anlamlı jestten rahatsız değiliz. Rahatsız olduğumuz, bu jestin benzerlerinin bu kadarını da beklemiyoruz yani. Çok daha düşük bir anlayışla bile diğer belediyelere de yaklaşsalar, bu sorunların tamamını şu anda istese, el ele verse, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Şehircilik Bakanlığı el ele verse, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı inanın bizimle oturup konuşsa, bu sorunların tamamını çözeriz ve hiç kimse böylesi bir çözümden de zarar görmez. Biz, TBB olarak, bu jestlerin partizanlıktan uzak bir şekilde yapılmasını arzu ediyoruz. Tüm belediyelere eşit bir şekilde uygulanmasını arzu ediyoruz.”

Kayyum atamalarına tepki gösteren İmamoğlu, ” Kayyum uygulamalarını kesinlikle reddeder ve kınarken, özellikle CHP’li Esenyurt Belediye Başkanımız Sayın Profesör Doktor Ahmet Özer’in, seçilmiş bir belediye başkanı olarak, yeni yıla ailesinden, Esenyurtlular’dan uzak bir şekilde haksızca cezaevine girmesinden ötürü duyduğum üzüntüyü de özellikle belirtmek isterim” dedi.

Suriye’de gelişmelere ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Biz de TBB olarak, bu süreçte hem ülkemizin güvenliği hem ülkemizde yaşayan sığınmacıların evlerine geri dönüşü için sorumluluktan kaçmayacağımızı ve mutlaka sorumluluk alacağımızı ortak kararla belirttik, beyan ediyoruz. Suriye’de şehirlerin acil ihtiyaçlarının karşılanması, ekonomik ve sosyal altyapının yeniden inşası ve yerel yönetimlerin kapasite geliştirme süreçlerinin desteklenmesi, öncelikli konularımızdan birisidir” dedi.

İmamoğlu, TBB heyetinin Suriye’yi ziyaret edeceğini de açıkladı: “Bu çerçevede, TBB olarak, başta Şam olmak üzere, Suriye’deki şehirlerin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek, iki ülke belediyeleri arasındaki iş birliğini yeniden tesis etmek ve sürdürülebilir bir zemine oturtmak, birliğimiz belediyelerin desteğini koordine etmek amacıyla da bir TBB heyetinin, en kısa zamanda Suriye’yi ziyaret etmesini hep birlikte kararlaştırdık. İlk aşamada Şam’a gerçekleştirilmesi öngörülen ziyaret sırasında, Türkiye’deki geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin gönüllü ve onurlu şekilde geriye dönüş ihtiyaçlarının karşılanması için, yerel yönetimler arasında iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve bu doğrultuda somut adımların planlanması da hedeflenmektedir.”

Erdoğan’a “Tıpış tıpış ödeyecekler” yanıtı

İmamoğlu, değerlendirme konuşmasının ardından, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Tıpış tıpış ödeyecekler. İş başka mevzulara gelince şahin kesiliyorlar, ama borç ödemeye gelince de güvercin kesiliyorlar. Milletin hakkını, yetimin hakkını size konserlerde, şarap turlarında yedirmeyiz” sözleri sorulan İmamoğlu, şunları ifade etti:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ruh halinde ya da zihninde, bir sert cümle söyleyecekse, aklından hemen İstanbul’un geçmesi ve oradan, ‘İstanbul’a buradan da nasıl bir gönderme yaparım’ diye düşünmesi çok manidar. Bunu yaşıyoruz 6 senedir. Tabii söylediği iftira ifadelerinin hiçbirisi, bizim üzerimize yapışmaz.

Biz, olimpiyatlara yol yürüyen bir şehiriz. Çok güçlü çalışmalar yapıyoruz. 2036’da ev sahibi olmak istiyoruz. 2027 Avrupa Oyunları’nın diplomasisini yürütüyoruz. Bu kapsamda yapılan, daha önce yapılmayacak, yapılmamış olduğu kadar, güçlü ve önemli diplomatik girişimlerin daha güçlüsünü yaparak, geçirdiğimiz o ortamları, bu şekilde ifade etmesi çok can sıkıcı, üzücü. Ama alıştık. Halbuki biz, daha dün, ülkemizin Spor Bakanı’yla, o yaptığımız diplomatik görüşmelerin sonucunda elde ettiğimiz Avrupa Oyunları’nın ya da 2036’ya birlikte çalışabilmenin yol ve yöntemlerini konuştuk. Bence doğru olan bu. Doğru olmayanı da Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri. Devlet, devleti silkelemez yani. Devlet, kendi kurumunu silkelemez. Devlet, kendi kurumunun bir konusunda üzerine çökmez. Yardımcı olur, el verir, birlikte oturur, konuşur, çözüm bulurlar. Kaldı ki zaten güvercin de bizim, şahin de bizim yani.”

Paylaşın

Babacan’dan “Çatı Parti” Açıklaması: Çalışmalar Devam Ediyor

DEVA Partisi ile Saadet Partisi arasında yürütülen “çatı parti” görüşmelerine ilişkin konuşan Ali Babacan, heyetlerin toplantılarının devam ettiğini belirterek, “Bu önümüzdeki süreçte de bu toplantılar devam edecek. Ve bu çatı grup formülünü biraz ete kemiğe büründürmeye ilgili de bir çalışmaya devam edecek arkadaşlarımız” dedi.

Babacan, partilerin iç süreçlerini tamamlamasının ardından nihai kararların verileceğini ifade etti. Ali Babacan, “Biz şu an itibariyle bu meseleye olumlu bakıyoruz ve Türkiye’ye yepyeni bir modeli, yepyeni bir iş birliği modelinde kazandırmayı arzu ediyoruz” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Saadet Partisi ile yürütülen “çatı parti” görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Babacan, Eylül ayından itibaren diğer siyasi partilerle görüşmelere başladıklarını belirtti ve şunları söyledi: “Öncelikle Saadet Partisi ile çalışmalarımız belli bir noktaya gelmişti. Daha sonra Gelecek Partisi ile çalışmalar belli bir aşamaya gelmişti.” Babacan, salı günü Nedim Yamalı’nın istifasından sonra, olgunlaşmış bir çalışmayı hayata geçirmeye karar verdiklerini açıkladı.

Babacan, “Dün üç genel başkan öğlen saatlerinde bir araya geldik. Sayın Davutoğlu ve Sayın Arıkan ve ben üçlü bir araya geldik. Zaten üzerinde epeydir çalıştığımız kadrolarımızın da üzerinde çalışıp bir çerçeve oluşturduğu bir modeli hayata geçirmeyle ilgili prensip kararı aldık” dedi. Babacan, bu prensip kararının “karar aldık bitti” anlamına gelmediğini, model üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirtti.

Babacan, heyetlerin toplantılarının devam ettiğini belirterek, “Bu önümüzdeki süreçte de bu toplantılar devam edecek. Ve bu çatı grup formülünü biraz ete kemiğe büründürmeye ilgili de bir çalışmaya devam edecek arkadaşlarımız” dedi. Babacan, partilerin iç süreçlerini tamamlamasının ardından nihai kararların verileceğini ifade etti. Babacan, “Biz şu an itibariyle bu meseleye olumlu bakıyoruz ve Türkiye’ye yepyeni bir modeli, yepyeni bir iş birliği modelinde kazandırmayı arzu ediyoruz” dedi.

“Mustafa Yeneroğlu” açıklaması

Ali Babacan, Mustafa Yeneroğlu’nun istifasıyla ilgili şunları söyledi: “Bizler üzüldük kuşkusuz. Bütün partideki arkadaşlarımız derin bir üzüntü duyduk Mustafa Bey’in ayrılmasından. Mustafa Bey bizim kurucularımızdan ve gerçekten kuruluştan bu yana, partimizin kuruluşundan bu yana çok büyük emeği oldu, çok büyük katkıları oldu.”

Babacan, Yeneroğlu için “Türkiye için büyük kıymettir Mustafa Bey” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Buradan canlı yayında da bütün Türkiye’ye söyleyeyim ki Mustafa Yeneroğlu’na benim şahsi hakkım sonuna kadar helal olsun.” Babacan, Yeneroğlu’nun ayrılma niyetini kendisine aralık ayı başında bildirdiğini ve dostluklarının baki kalacağını belirtti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Silah Bıraktırma Gibi Bir Kudretimiz Yok

Devlet Bahçeli’nin Meclis’teki tokalaşmasının ardından gelen ‘Öcalan açılımı’ ve sonrasında yaşanan süreci değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bizim öyle bir kudretimiz yok, silah bıraktırma gibi” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, KARAR TV’nin YouTube’daki yayınına katılarak Yıldıray Oğur ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’teki tokalaşmasının ardından gelen ‘Öcalan açılımı’ ve sonrasında yaşanan süreci değerlendirdi.

DEM Parti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapmak isteği görüşmeye ilişkin “Dört yıl sonra ilk defa Ömer Öcalan gitti. Sesini duymadık dört yıl boyunca. Sayın Öcalan’ın nasıl baktığını anlamaya çalıştık. Bizim için de sürpriz oldu. Olması gereken bir şeydi” diyen Bakırhan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Türkiye siyasetini siz de biliyorsunuz, eleştiri adı altında hakaret. Bahçeli’yi karşımda görünce şaşırdım (tokalaşma). Bahçeli’nin söyledikleri çok kıymetliydi. Cumhurbaşkanı uzun süre bu topa girmedi.

En sonunda anladık: Suriye’deki gelişmeler iktidar tarafından önceden bilinen ve tahmin edilen bir şeydi. Denenmeyen yol ve yöntem kalmadı. Binlerce siyasimiz tutsak, yasaklı. Hem tokalaşma hem de sonraki söylemler önemliydi. Ama toplum bir yol haritası bekliyor.

Biz her açıklamamızda, ‘Terörsüz Türkiye dedikleri nedir?’ diye sorduk. DEM Parti’ye çok büyük roller atfediyorlar. Bizim öyle bir kudretimiz yok, silah bıraktırma gibi. Adalet Bakanlığı’nın cevabını bir an önce bekliyoruz.”

(DEM Partili siyasetçilerden kaç kişi cezaevinde) Üç bin sekiz yüz civarında bizim yönetim kadememizde görev almış kişi var. Çeperimizi de katarsak sekiz ila on bin arasında kişi tutsak. Başka bir partiden 100 kişi çekerseniz parti çöker. Bizim eş genel başkanlarımız da dahil olmak üzere birçok partilimiz cezaevinde.

(Kürt sorununun çözümü) Zemin eskiden böyle değildi Bugüne kadar CHP bu meselenin çözülmesinin tam karşısındaydı. MHP en sert muhalefeti yapıyordu. Türkiye’de zemin böyle değildi. Çağrıyı yapan MHP ve olumlu mesajlar veren parti Türkiye’nin birinci partisi CHP var. Ve en önemlisi, sınırımızda, Suriye’de bir kavga var.

Demirtaş biziz. Biz de Demirtaş’ız. Biz birlikteyiz. Kamuoyunda yapılan tartışmaları bazen biz de anlamakta güçlük çekiyoruz. Demirtaş, “Dem Parti’nin son süreçte ortaya koyduğu çerçeve doğru. Katılıyorum, destekliyorum” diyor.

Öcalan’ın gücüne gelince, ne kadar gücü var diye bunu teraziye tartıya koyabilecek bir şeyimiz yok. Ama ben 34 yıldır aktif siyasetin içerisinde bulunan birisi olarak söylüyorum: Öcalan’ın gücü çok üst safhadadır. Öcalan bu meselenin çözümünde bence en doğru adreslerden biridir.

Devlet Bahçeli’ye iki konuda katılıyorum. Çözüm konusundaki muhatap konusunda doğru adres Öcalan’dır. İkincisi olarak da tecrit meselesinde ortaya koyduğu da doğrudur. Katılıyorum.

Kayyım meselesini olağanlaştırmamak gerekiyor. Biz, halkımızın oyuyla o yerel yönetimleri aldık. Diyorlar ya, ‘Adaylar Kandil’den belirlendi.’ Oysa yüz bin delege katıldı, başvuru yaptı. Açık oy sayımı yapıldı. Bizim adaylarımızı yüz bin delege belirledi.

Önce halk kendi adaylarını belirledi. Ardından bu adaylar arasından kentin oylamasıyla nihai adaylarımız seçildi. Buna rağmen hâlâ ‘Kandil belirledi’ diyorlarsa, onlara artık ne anlatabiliriz, bilemiyorum.”

Bu stratejik konum yanında, ülkedeki yönetim biçimi demokratik ve kapsayıcı değilse, dışarıdan müdahaleye açık bir zemin yaratıyor. Ortadoğu’daki birçok ülke bu iki durumu beraber yaşadı.

Suriye’de gerçekten Esad rejimini anlatmaya gerek yok. En çok Arap-Sünni kesiminin yaşadıklarını biz çok iyi biliyoruz. Esad aslında toplumun tamamını ortak bir zeminde buluşturmaya başaramadı. Şimdi yeni yönetim için henüz olumlu bir şey demek için çok erken. Olumsuzlamak için de çok erken olur.

Bir rejim değişti, biraz pratiklerine bakmak gerekiyor. Şunu da yapmak doğru değil: İnsanı geçmiş kimliği ve giydiği elbiseyle değerlendirmek. Yaşam, diyalektik öyle bir şeydir ki bir gün önce kararlıca savunduğunuz şeyler, gerekçeleri bir gün bir zaman sonra ortadan kalkınca başka demek durumunda kalabiliyorsunuz. Dolayısıyla görmek gerekiyor. Bence kapsayıcı olmalı.

Paylaşın

DEVA Partisi’nde İstifa Depremi: Parti Kuruluşundaki İddialarından Uzaklaştı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, kurucusu olduğu partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Yeneroğlu, istifa açıklamasında, “2024 Mart yerel seçimlerinden bu yana giderek derinleşen sorunlarımızla yüzleşememe hali; yol arkadaşlığını tesis edememe; kurumsallaşamayan çalışma koşulları ve steril kalma sebebiyle toplumla güçlü iletişim kuramama ve siyasete dönük etkili bir yönlendirme yapamama gibi sorunlar, tüm çabalarımıza rağmen giderilemedi. Bu sorunlar, DEVA Partisi’ni kuruluşundaki iddialarını taşımaktan uzak bir noktaya taşıdı” dedi.

Mustafa Yeneroğlu, DEVA Partisi’nden istifa ettiğini duyurdu. Mustafa Yeneroğlu, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Kurucusu olduğum ve yaklaşık 4 yılı aşkın bir süre Hukuk ve Adalet politikalarından sorumlu genel başkan yardımcılığı görevini üstlendiğim Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA Partisi) istifa ettiğimi kamuoyu ile paylaşmak isterim.

2 Aralık 2024 Pazartesi günü Sayın Genel Başkan’a sunmuş olduğum istifam ile ilgili gerekli bildirimi bugün TBMM Başkanlığı‘na da yaptım.

Öncelikle, başta Sayın Genel Başkan Ali Babacan olmak üzere, birlikte çalıştığımız kıymetli arkadaşlarıma ve teşkilat mensuplarımıza saygı ve sevgilerimi arz ediyorum.

Siyasetin varlık sebebi milletin refah ve huzurunu arttırmaktır. Milletimizin hak ettiği demokrasi ve hukuk devleti idealini gerçekleştirmenin mücadelesi ancak net, kararlı ve güçlü bir siyasi söylemin varlığının yanında rasyonel olduğu kadar duygusal bir iletişim ile mümkündür. Siyasi partiler hiç bir zaman savunduğumuz değerlerin önüne geçip amaç haline gelmemelidir. Amaç Türkiye’de özgürlükçü bir demokrasi anlayışının kök salması ve gerçek bir hukuk devleti idealini yakalamaktır.

DEVA Partisi’ni Türkiye’nin dertlerine deva olmak umuduyla büyük bir özveriyle kurduk. Özgürlükçü demokrasinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve anayasal devlet iddiasının yılmaz savunucusu olmak kararlılığıyla yola çıktık. Çok nitelikli arkadaşlarımızla yüksek ideallerimiz uğruna, tüm yoksunluklara rağmen gece gündüz demeden çalıştık. Her bir vatandaşımızın insan onuruna yakışır bir biçimde huzur ve refah içinde yaşama hakkına sahip olduğu bir Türkiye vizyonu ile plan ve programlarımızı hazırladık.

Amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli programa ve insan sermayesine sahip olan partimizde, maalesef hedeflediğimiz siyasal iletişimi üretemedik. Bunun doğal bir sonucu olarak da milletimizden gerekli teveccühü sağlayacak dirayeti gösteremedik.

2023 Mayıs genel seçimlerinin ardından aylarca devam eden ve kabullenemediğim bir atalet süreci yaşandı. Özellikle %0,41 oy aldığımız 2024 Mart yerel seçimlerinden bu yana giderek derinleşen sorunlarımızla yüzleşememe hali; yol arkadaşlığını tesis edememe; kurumsallaşamayan çalışma koşulları ve steril kalma sebebiyle toplumla güçlü iletişim kuramama ve siyasete dönük etkili bir yönlendirme yapamama gibi sorunlar, tüm çabalarımıza rağmen giderilemedi. Bu sorunlar, DEVA Partisi’ni kuruluşundaki iddialarını taşımaktan uzak bir noktaya taşıdı.

Deva Partisi çatısı altında ortaklaştığımız programın ve bu program çerçevesinde bir araya gelen yol arkadaşlarımızın sorumluluğu üzerimde büyük bir yük. Bu yükü kurumsal olarak taşıyamamanın üzüntüsü içindeyim.

Belki kuruluşundan beri var olan ve mücadelemizin öncelikleri sebebiyle zamanla giderilebileceği ümidiyle geçiştirdiğimiz temel sorunların genel seçim sonrası derinleşerek kronikleştiğini ve artık ümitleri iyice zedelediğini göz ardı edebilecek durumda değilim.

Milletimizi ancak inandığım bir yola ve yönteme davet edebilirim ve teşkilat mensuplarımızdan da ancak bu inançla daha fazla çaba talep edebilirim. Başta Genel Başkan Sayın Ali Babacan, milletvekili arkadaşlarım, parti yöneticileri ve teşkilat mensuplarımız olmak üzere, DEVA Partisi içerisinde şimdiye kadar emek sarf etmiş olan on binlerce vatandaşımızdan helallik istiyor, benden yana tüm haklarımı helal ediyorum.

Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milletimizin refah ve huzur içinde yaşadığı bir Türkiye ideali için çalışmaya; etnik kimliğine, inancına, siyasi tercihine ve yaşam biçimine bakmaksızın tüm milletimizin hakkını ve hukukunu savunmaya devam edeceğim.”

Paylaşın

İsrail’den Yemen’e Misilleme Saldırısı

İsrail, Yemen’e yönelik başkent Sana’daki uluslararası havaalanı dahil olmak üzere, altyapı tesisleri, elektrik santralleri ve limanları da içeren geniş çaplı bir saldırı düzenledi.

Haber Merkezi / İsrail, geçtiğimiz hafta da Sana ve Hudeyde’ye saldırılar düzenlemişti, saldırılarda dokuz kişi yaşamını yitirmişti. ABD’de son günlerde Yemen’deki Husileri hedef alıyor.

100 savaş uçağının kullanıldığı iddia edilen saldırılarda, 3 kişinin hayatını kaybettiği, 11 kişinin de yaralandığı bildirildi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, saldırının gerçekleştiği dakikalarda uçağa binmeye hazırlandığını söyledi.

Ghebreyesus, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Hava trafik kontrol kulesi, kalkış salonu – bizim olduğumuz yerden sadece birkaç metre ötede” dedi.  Ghebreyesus, kendisi ve BM meslektaşlarının güvende olduğunu ekledi.

Saldırılar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Husiler de Hamas, Hizbullah, Esad rejimi ve diğerlerinin öğrendiğini öğrenecek” demesinden bir gün sonra gerçekleşti.

İran destekli Husiler Gazze Savaşı’nın başından bu yana füze ve insansız hava araçları (İHA) ile İsrail’e yönelik saldırılar gerçekleştiriyor. Husiler ayrıca İsrail’e mal taşıdığı iddiasıyla bölgedeki ticari gemileri de hedef alıyor.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 38 artarak 45 bin 399’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 137 artarak 107 bin 940’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Ayrıca Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 201’e yükseldi.

Paylaşın

“Gelecek – Saadet Grubu” İçin Yeni Hamle

Nedim Yamalı’nın Gelecek Partisi’nden istifa edip AK Parti’ye geçişinin ardından TBMM’de grup kurma haklarını kaybeden Gelecek Partisi ile Saadet Partisi yeni grup için harekete geçti.

Gelecek – Saadet grubunun kurulması için DEVA Partisi Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, DEVA Partisi Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya Saadet Partisi’ne katılıyor.

Gelecek Partisi Milletvekili Nedim Yamalı’nın AK Parti’ye geçişinin ardından sayısı 19’a indiği için Meclis grubu haklarını kaybeden Saadet Partisi yeniden kuruluyor.

DEVA Partisi Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, DEVA Partisi Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya Saadet Partisi’ne katılıyor. İki milletvekilinin katılım dilekçesinin bugün Meclis Genel Sekreterliğine verilmesi bekleniyor.

Saadet-Gelecek Partisi’nin grup kurması için CHP’den Saadet Partisi’ne geçen Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın da 7 Ocak’ta Meclis çalışmalarına başladığında CHP’ye dönmesi bekleniyor.

DEVA, SAADET ve Gelecek Partisi arasında TBMM’de ortak grup kurma çalışmaları da devam ediyor.

Ertuğrul Kaya, Mehmet Emin Ekmen ile birlikte “Saadet Partisi’ne katılmak için TBMM Başkanlığına başvuruda bulundukları” yönündeki haberlere ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“”DEVA Partisi olarak, Saadet Partisi’nin grup fonksiyonunun ortadan kalkmamasını son derece önemsiyoruz. Geçiş sürecinde bu fonksiyonu devam ettirmesi açısından da bir katkı vermeye olumlu bakıyoruz ama henüz bir resmi işlem gerçekleştirmedik.”

Ne olmuştu?

Ankara Milletvekili Nedim Yamalı, dün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini şu sözlerle açıklamıştı:

“Kuruluşundan bu yana görev aldığım Gelecek Partisi üyeliğinden bugün itibariyle istifa ediyorum. Genel Başkanım Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’na çalışmalarım sırasında verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyor, tüm partili arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Yamalı’nın istifasının ardından Saadet – Gelecek Partisi’nin TBMM’deki grubu düşmüştü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında Yamalı’ya AK Parti rozetini taktı. Böylece Meclis’te AK Parti’nin vekil sayısı 268’e yükseldi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Asgari Ücrete Zam Değil İndirim Yaptılar

CHP Lideri Özgür Özel, asgari ücrete yapılan zammı eleştirerek, “11 ay önce verilen 17 bin 2 liralık asgari ücretin alım gücü, bugün 7 bin lira eriyerek 10 bin liranın altına indi. Yani o günkü paranın 10 bin lirası noktasına geldi” dedi ve ekledi:

“Geçtiğimiz akşam, iki gece önce asgari ücrete 5 bin lira zam verdiler. Yani 7 bin lira kaybedilmiş asgari ücrete 5 bin lira zam verirken belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez asgari ücrete zam değil, indirim yaptılar, fiili şekilde.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, bugün Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen Türkiye Ormancılar Derneği’nin 100’üncü Yıl Sempozyumu’na katıldı. Burada konuşma yapan Özel, asgari ücrete yapılan zammı eleştirerek şunları kaydetti:

“Bu ülkede alın teri ile emeğiyle çalışan kim varsa zorda. Hükümet 2025 yılının asgari ücretini bir oldu bittiye getirerek geçtiğimiz günlerde açıkladı. Asgari ücret meselesi aslında Türkiye’de bir temel ücret meselesi. Asgari ücret bütün Avrupa’da şöyledir. Aldığınız, işe girdiğiniz yıl aldığınız, bir yıllık kıdemle birlikte hızla uzaklaştınız bir ücrettir. Avrupa ortalaması emekçilerin yüzde 9’unun asgari ücret aldığını gösteriyor. Almanya’da 100 işçiden altısı asgari ücret alıyor 94’ü daha üzerinde ücretler alıyor.

Ama Türkiye’de bu rakam yüzde 57 noktasında. 100 kişiden 57’si asgari ücret alıyor ve ücretlerin yüzde 87’si asgari ücretten doğrudan etkileniyor çünkü asgari ücret hemen üstünde ya da biraz üstünde maaşlar yüzde 87’ye denk geliyor ve asgari ücrete yapılan zam, o maaşlara da yapılacak zam oranını belirliyor. 11 ay önce verilen 17 bin 2 liralık asgari ücretin alım gücü, bugün 7 bin lira eriyerek 10 bin liranın altına indi. Yani o günkü paranın 10 bin lirası noktasına geldi. Geçtiğimiz akşam, iki gece önce asgari ücrete 5 bin lira zam verdiler.

Yani 7 bin lira kaybedilmiş asgari ücrete 5 bin lira zam verirken belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez asgari ücrete zam değil, indirim yaptılar, fiili şekilde. Asgari ücretin yüzde 30 zam aldığı nokta aslında şöyle bir çirkin bir bakış açısından kaynaklanıyor. Diyorlar ki, ‘Asgari ücrete zam yaparsak enflasyon artar.’ Bunu Merkez Bankası çalışmış, asgari ücrete yüzde 1 zam yapınca enflasyon binde 0.7 artıyor. Yani enflasyonu artıran etmenler arasında asgari ücret zammı neredeyse yok denilecek noktada.

Zaten Türkiye gibi gelir dağılımının kötü olduğu ülkelerde anti enflasyonist politikalar beklenen sonuçları vermiyor. Neden? Çünkü sen istediğin kadar az maaş ver, alım gücünü düşür, asgari ücretli harcamasına kendi karar vermiyor ki. Kira ödüyor, elektrik ödüyor, su ödüyor, evladının doyurabilirse karnını doyuruyor, alabilirse üstüne giyecek bir şey alıyor, kırtasiyesini belediyeden bekliyor. Maalesef okula çocuk aç gidiyor, aç dönüyor. Eğer belediyelerin yaptığı Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yaptığı beslenme çantasına erişebiliyorsa ne ala, beslenme çantası var. Okula götürmeye çalıştığımız üç kap sıcak yemeğe de AK Parti ‘CHP bunları yapınca milletin gönlüne giriyor. Seçimleri bu sayede de kazanıyor’ diyerek silkeleme mantığı içinde mani olunuyor.

Şimdi bu mantıkla diyorlar ki, ‘Asgari ücrete enflasyon oranında zam yapmayalım.’ Bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan ‘Enflasyona ezdirmedik’ diyordu. Bu sene çıkacak ve şöyle diyecek diye düşündük: ‘Ya bu enflasyon TÜİK’e göre yüzde 50, ama bana akıl verdiler hedef enflasyona göre zam yap. İlk kez bu sene yüzde 50 olmasına rağmen 30 verdim. İlk kez asgari ücretlimi ezdirdim, özür dilerim.’ Geçmişte de TÜİK oyunlarıyla enflasyon yüzde 120 iken 60 deyip enflasyona ezdiriyordu ama ‘TÜİK’e göre enflasyon oranında zam verdim’ deyip bu algıyı yönetebiliyordu.

Zaten yanlış olduğu nereden belli? Asgari ücret Tayyip Bey gelmeden önce 7 çeyrek altın alıyordu, bugün 3 çeyrek altın alıyor, 4 çeyrek altın kayıp. Enflasyona ezdirdiğinin, altına ezdirdiğinin, simite ezdirdiğinin, somun ekmek fiyatına ezdirdiğinin bütün örneklerini, bütün açıklığıyla ifade ediyoruz. Ama bu sefer TÜİK‘in, Tayyip Erdoğan’ı üzmeyen istatistik kurumunun rakamlarına göre dahi enflasyon, 48. Yüzde 30 verdiler ama çıktı maalesef ama yine ‘Ben enflasyona yine ezdirmedim’ dedi. Bu da bir çıplak gözle gördüğümüz, kulaklarımızla duyduğumuz en büyük aldatmaca.

Ayrıca bu salonu da, hepimizi çok ilgilendiren kritik bir rakamı paylaşmak istiyorum. OECD ülkelerinde ücretlilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 50 ile 55 arasında. Biz de o OECD ülkeleri arasındayız, Meksika’dan sonra en kötü durumda olan biziz. Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 60 ile 70 arasında. Ücretlilerin aldığı pay. Türkiye’de bu oran sadece yüzde 25. Böyle bir ülke dünya üzerinde yok. Bir milli gelir var, ücretliler dörtte birini alıyor. Dörtte üçünü o ücretlileri çalıştıranlar, mülk sahipleri, servet sahipleri alıyor.

Avrupa Birliği raporlarında bu yüzde 70’i az buluyor. ‘Nasıl olur da hepimiz yüzde 70’ini alırız, birazı yüzde 30’unu alır’ diyor. Türkiye’de hepimiz yüzde 25’ini alıyoruz, o bir avuç yüzde 75’ini alıyor. Bunu görmek ve bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekiyor. Son 15 yılda dolar milyoneri sayısının yükseldiği ülkeler listesinde Türkiye birinci sırada. Bütün göstergeler gerisin geriye giderken bir şeyde birinciyiz, dolar milyonerlerinin artış hızında Türkiye dünya birincisi olmuş durumda.

Ve tüm bunlarla birlikte sırf şu meseleyi hatırlatmak isterim çünkü basın çok yakından bu gündemi takip ediyor, bunun için buradalar. Sağ olsun Atamızın kurduğu yüzyıllık dernek gibi Atamızın kurduğu Anadolu Ajansı da inşallah konuşmanın bu kısmını değerlendirecek. Atatürk çünkü bu Ajansı cepheden haber versin diye kurdu, sağ olsun, o dönemde eksik olmasınlar rahmetle minnetle anıyoruz o görevi en layıkıyla hayata geçirdi Anadolu Ajansı. Şimdi de inşallah bu geçim cephesinden saray cephesine bu haberleri en hızlı geçmek üzere buraya da gelmişler, büyük minnettarlık duyuyorum kendilerine. Ocak 2024’te 17 bin lira asgari ücret verildi. O asgari ücret o gün 5 çeyrek altın alıyordu.

Bugün 22 bin liralık para 4.5 çeyrek altın alıyor, Anadolu Ajansı. Yani Tayyip Bey’e derseniz ‘Asgari ücrete zam yapıyorsunuz, ama yarım çeyrek altın kayıp, bugün çeyrek altın 5 bin liranın üzerinde yani 2 bin 500 lira her çalışanın cebinden, geçen sene Ocak ayına göre bile alıyorsunuz. Geçen sene Ocak ayında 17 bin lira asgari ücret, geçinilemeyecek bir ücretti. Açlık sınırının bin 600 lira hatta altındaydı. İtiraz ediyorduk. Ama bugün o asgari ücretten yarım çeyrek altın daha düşük asgari ücret teklif ediyorsunuz. Tayyip Bey’e şunu söyleyin, geçim cephesinden saray cephesine: Asgari ücret geçen sene 57 kilo dana kıyma alıyordu 1 Ocak günü.

Bugün teklif ettikleri asgari ücret 37 kilo dana kıyma alıyor. Dana kıyma açısından 20 kilo dana kıyma her emekçiden alınmış durumda. Tayyip Bey kıyma hesabını, altın hesabını sevmiyor, simit hesabı seviyor. Simit hesabında geçen sene 17 bin 2 lira, 1 Ocak tarihinde 10 liralık simitlerden bin 702 tane satın alıyordu. Bin 700 simit alıyordu. Bugün verdiği 22 bin lira bugün Ankara’da 15 liralık simitlerden bin 470 tane alıyor. 230 tane simit geçen seneki beğenilmeyen asgari ücrete göre, bugün daha kötü bir asgari ücret teklif ediyorsunuz.

Peki, biz ne teklif ediyoruz? Biz dedik ki, ‘Asgari ücret talebimiz 30, bunun altında yokuz’ dedik. Dün parlamentoda yoktuk. Oturduk, tartıştık, konuştuk. Sonra 100 milletvekili ile Ankara’ya dağıldık. Cumartesiden itibaren bütün Türkiye’ye dağılacağız. Ama oraya dağılmadan önce Cumartesi günü bir yerde varız. Önce 67-66 sivil toplum örgütünün çağrısı vardı. Daha sonra rakam artıyordu, iki gündür yaşananlarla 168 sivil toplum örgütüne çıktı, çağırıcı ve sözcü Sayın Şenal Sarıhan ben bir televizyon yayınındayken müjdeledi. ‘Yağmur gibi talep yağıyor, herkes bu mitingin çağırıcıları arasında girmek istiyor’ dedi.

Şu ana kadar 168 sivil toplum örgütü bir sivil inisiyatif diyor ki ‘Biz bu Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’nda saat 13.00’da toplanacağız ve başta asgari ücret, düşük emekli maaşları, düşük memur maaşları, emekli memurların, emekli işçilerin maaşlarına yüzde 12 ve yüzde 16 yapılacak olan zamlar başta olmak üzere, bunu protesto edeceğiz’ diyorlar. Dün HAK-İŞ’e, TÜRK-İŞ’e, DİSK’e gittim. DİSK ile uzaktan bağlantıyla görüştük, onlar İstanbul’da olduğu için genel merkezleri. Sendikalar isyan ediyorlar, onlar da seslerini yükselteceklerini, bu sefalet ücretine bu dayatmaya teslim olmayacaklarını ifade ediyorlar.

“Erdoğan, 43 tane büyük müteahhidi düşünüyor”

Bu şartlar altında ben de sözümüze değer veren herkesi, şikâyet eden herkesi, statüsü, konumu ne olursa olsun ki bu iş memuru da emeklisini de işçiyi de emeklisini de, asgari ücretliyi de biraz üzerinde maaş alanı da veya beyaz yakalıyı da mavi yakalıyı da gri yakalıyı da ilgilendiren işsizleri, yoksulları zaten en yakından ilgilendiren bir mücadele alanındayız… Şikâyet etmeyi bırakalım, çünkü şikâyet etmek düzeltebilecek birisine yapılır. Bunların tercihi ortada. Siyaset öncelik belirleme işi. Sayın Erdoğan öncelik olarak Beşli Çete diye söylenen toplam 43 tane büyük müteahhidi düşünüyor.

Bunların 37 tanesi geçen sene sıfır lira vergi vermiş. Niye? ‘Dışarıdan kaynak buldum, faizini ödüyorum. Yeni proje aldım onun için hazırlık yapıyorum, masrafım çok.’ Sıfır lira, sıfır matrah ödemişler. Büyük otoyolları yapan, köprüleri yapan, yeraltı geçitlerini yapan, şehir hastanelerini yapan ve ‘Size bir lira maliyeti olmayacak’ dedikleri halde bu yılın bütçesinden 260 milyar lira para ayırdığımız bu 40 haramiler, 37 tanesi bir lira vergi vermemiş.

Oysaki vergide adalet meselesini biliyorsunuz, daha ikinci aya gelince ücretliler ilk vergi diliminden, ikinciye geçiyorlar. Dördüncü ayda üçüncüye geçiyorlar. 12 ayda örneğin 30 bin lira maaş alan bir çalışan, 12 ayda üç maaşını vergi diye veriyor. 66 bin lira maaş alan bir çalışan 12 ayın sonunda dört maaşını vergi diye veriyor. Eskiden nasıl maaş deyince, maaşı çok iyi olmayan beyaz yakalılar şöyle derdi. ‘Çok değil. 66 bin lira alıyorum ama dört tane de ikramiyesi var.’ Şimdi 66 bin lira alıyor ama dört tanesini Tayyip Bey’e geri veriyor. 30 bin lira alıyor ama üç tane geriye ikramiye değil de Erdoğan vergisi var.

Bu şartlar altında hiç şikâyet etmeye gerek kalmadı. Sesi yükseltmeye, bu iktidara karşı hep birlikte sesi yükseltmeye ve mücadeleye ihtiyaç var. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu toplantıya bir ay önce davet edildik, zaten gidecektik. Ama şimdi kitlesel olarak gideceğiz. İşçileri, memurları, esnafları, çiftçileri, yoksulları ve tüm yapıların emeklilerini oradaki dayanışmaya davet ediyoruz. Eğer bu iktidarın yaptığı yanına kar kalacaksa Cumartesi evde kalsın herkes.”

(Kaynak: chp.org)

Paylaşın

Özel’den TÜRK-İŞ Ve HAK-İŞ’e Ziyaret: Geçim Yoksa Seçim Var

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ı ziyaret eden CHP Lideri Özgür Özel, burada yaptığı açıklamada, “Bu asgari ücretle geçim olmaz, geçim olmazsa seçim olur. Türkiye’de emekten yana, emekçiden yana bir iktidarın kurulması için mücadele edeceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Başkanı Ergün Atalay’ı ziyaret etti. Özel, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bir ziyaret tatsız bir nedenle yapılıyor. 2025 yılı için asgari ücretin ne kadar olacağı tartışma konusu. Hiç şüphe yok ki hatırlamamız gereken husus 2023 yılında 14 ve 28 Mayıs tarihleri arasında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2 turunda da sayın Erdoğan, yüksek enflasyonlu dönemde olduklarını, enflasyonun tek haneli olduğu yıllarda asgari ücreti gerekirse 3 ayda bir güncellemek gerektiğini söylemişti.

Türkiye’de ücretlilerin yüzde 56’sı asgari ücret alıyor. Süreci yakından takip ettik. TÜRK-İŞ’in bu dönem işçilerle beraber ilan ettiği talep de yeterli değil, ancak bizim talebimize yakın olması önemlidir. Dün emrivakiyle ilan edilen asgari ücret açıklamasına katılmamalarına da önemli buluyorum. Asgari ücrete yapılan yüzde 30’luk zammın bir dayatma olduğunu belirtiyoruz. Bu asgari ücret 7 bin lira geri geldi. Beyler 5 bin lira zam yaptılar.

Bizim bu meseleye tahammüllü yaklaşmamız mümkün değil. Cumartesi günü Tandoğan’da yapılacak mitingde varız… Biz MYK toplantısında aldığımız karar gereğince bundan sonra sahadayız. Bu asgari ücretle geçim olmaz, geçim olmazsa seçim olur. Türkiye’de emekten yana, emekçiden yana bir iktidarın kurulması için mücadele edeceğiz.”

“Var gücümüzle sahada olacağız”

Özgür Özel, daha sonra Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (HAK-İŞ) ziyaret etti ve genel başkan Mahmut Arslan’la görüştü. Basın toplantısında konuşan Özel şunları söyledi:

Öncelikle şunu ifade etmek isterim, daha önce söyledim tekrarda da çok fayda görüyorum, sendikasız olunmadığı takdirde bir başına, savunmasız ve gelecekten umutsuzsunuz. Sendikanın adı ne olursa olsun örgütlenme, örgütsüz olmaktan çok çok daha iyidir. Tüm işçilere, sendikalı olma noktasında uzatılan el, yanlarına gelen emekçi kardeşlerine söz vermelerini ve mutlaka sendikalı olmalarını öneriyorum.

HAK-İŞ de çok köklü bir konfederasyon. Çok farklı iş kollarında toplu sözleşmeleri olan ve kendinde örgütlü emekçilerin haklarını savunan bir konfederasyon. Türkiye’de enteresan bir durum var. Aslında asgari ücret sendikaların konusu değil çünkü sendika varsa asgari ücret olmaz, onun üstünde sözleşmeler bağıtlanır.

Maalesef Türkiye’de asgari ücret olmuş temel ücret. Asgari ücret, Türkiye’de yapılan en büyük toplu iş sözleşmesi. Bu noktada örgütsüz toplumun gözü, kulağı, umudu sendikaların hangi tutumu alacağına bakıyor. Asgari ücret tartışmalarında HAK-İŞ’in ortaya koyduğu tutuma, açıklamalarına teşekkür ediyorum.

Bu asgari ücret tartışmaları hem tüm konfederasyonlar açısından hem de toplumsal muhalefet açısından beklentinin doğru yönetildiği, meselenin doğru anlatılmaya çalışıldığı bir zeminde ve ortak müşterekler içinde bulunduğumuz bir zeminde tartışıldı.

Çok daha iyi bir asgari ücret beklenirken, dün alelacele 22 bin liranın biraz üzerinde bir ücret umutları kırdı. Asgari ücret bir yıl kıdemden sonra hızla uzaklaşılması gereken bir ücretken, Türkiye’de herkesi yutan, herkesi kendi içine alan bir canavara dönüşmüş durumda. Dün ilan edilen rakamın bugün bu kadar büyük bir infial oluşturması boşuna değil.

Devletin belirlediği enflasyon oranı yüzde 48. Onu verdiğinde geçen sene 1 Ocak’a dönüyorsun, yıpranmaya devam ediyor. Asgari ücretlinin enflasyonu yüzde 78. Onu vermediğinde asgari ücretlinin alımı gücü düşmüş oluyor. Herkes bu hükümet bizleri gözden çıkardı diyor. 17 bin 2 lira asgari ücret, bugün verildiği güne göre 10 bin liranın altında satın alma gücüne sahip. Bunu herkes hesaplayabiliyor. 5 bin lira zam yapmak o günün parasıyla 2 bin lira daha eksiltmek. Zam beklerken geriye düşen bir süreç var.

Cumartesi günü 64 sivil toplum örgütü asgari ücreti, düşük emekli maaşlarını, geçim sıkıntısını protesto etmek için bir çağrı yaptı, tüm emekçileri ve CHP’lileri Tandoğan’daki mitinge davet ediyorum. Madem bu asgari ücretle geçim olmaz seçim olması lazım. Bunun için de biz 46 vilayetimize 199 ziyarette bulunmuş, 119 kez miting yapmış birisi olarak bu yılı bir mücadele ve seçim yılı olarak değerlendiriyoruz. Var gücümüzle sahada olacağız.

Hem durum hakkında ne düşündüklerini, hem de bundan sonraki süreçle ilgili düşüncelerini almak üzere ziyaret ettik. Çok da verimli bir görüşme oldu Sayın Başkan’la. Bundan sonraki süreçte de doğrularda birleşeceğiz. Sonuçta biraz önce yukarı çıkarken merdivende muhteşem bir fotoğraf vardı.

İki pencereden pencereye, sanıyorum Filistin’de çekilmiş bir fotoğraf, iki kadın bir ekmeği paylaşıyorlar. Bizim mücadelemiz ekmek mücadelesi. Biz bu işin siyaset tarafındayız, Sayın Başkan sendika tarafında. Annelerin gözyaşıyla, işçilerin alın terinin rengi olmaz. Bunun değerini çok iyi bilmek lazım. Bunun için de hep birlikte doğrularda birleşmeye devam edeceğiz.

Paylaşın

“DEVA, Saadet Ve Gelecek Partisi, Çatı Partide Anlaştı” İddiası

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin “çatı parti”de anlaştığı öne sürüldü. Partinin adının her an açıklanması beklenirken her partinin en az 20 vekil şartını sağlayacak şekilde 8 milletvekili vereceği iddia edildi.

DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi, 2023 seçimlerinde yüzde 3 barajını aşamadığı için Meclis’te kurulacak grup hazine yardımı alamayacak.

Ankara Milletvekili Nedim Yamalı’nın Gelecek Partisi’nden istifa etmesi, Saadet – Gelecek Meclis grubunun düşmesine neden oldu. Nedim Yamalı bugün AK Parti’ye katılırken Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet partilerinin genel başkanları Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mahmut Arıkan, “ortak grup” gündemiyle bir araya geldi.

Karar Gazetesi’nin edindiği bilgiye göre, genel başkanlar “çatı parti”de anlaştı. Partinin adının her an açıklanması beklenirken her partinin en az 20 vekil şartını sağlayacak şekilde 8 milletvekili vereceği belirtildi. Bunun yanı sıra partiler kendi tüzel kişiliklerini ve parti kimliklerini korumaya devam edecek.

DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi, 2023 seçimlerinde yüzde 3 barajını aşamadığı için Meclis’te kurulacak grup hazine yardımı alamayacak.

Paylaşın