Özel’den Erdoğan’a Çağrı: Sandıktan Kaçma

CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Erdoğan’a şu çağrımı yapmak isterim: Bakın, son dönemde bir salon adamına, salon siyasetçisine döndünüz. Atadıklarınızı doldurduğunuz salonda, atadıklarınızın alkışıyla moral bulamazsınız, güç bulamazsınız. Bu çaba beyhudedir. Şimdi de mahkeme salonlarında bizim moralimizi bozmaya çalışıyorsunuz. Bu çaba daha da beyhudedir” dedi ve ekledi:

“Eğer gücünüz varsa, cesaretiniz varsa, ülkeyi bu kadar gerdiniz ve bu hale geldiniz. Muzaffer kahraman edalarıyla gezerken seçim mağlubusunuz. ‘O salonlardan çıkamıyorsun, sokağa çık, meydana çık, insanların önüne çık’ diyorum. Çıkamıyorsun. O zaman bu işin çıkışı milletin huzuruna gitmektir. Sandık gelsin, sandıktan kaçma. El mi yaman, bey mi yaman? Millet sana mı hak veriyor, bize mi hak veriyor? Bu belediye başkanlarının milletinin gönlündeki yeri artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara mı taşıyor, yoksa yaptığın bu kumpaslar sana mı yarıyor millet bir karar versin bakalım. Cesaretin varsa sandıktan ve milletten kaçma.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması ve başlatılan soruşturma hakkında CHP Genel Merkezi’nde açıklama yaptı.

BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre; İmamoğlu, açıklamasında, “Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’a yönelik muamele, kesinlikle yargı, hukuk, adalet, insan hakları, hiçbir hususa uygun bir uygulama değildir” dedi. Ekrem İmamoğlu, “Beşiktaş Belediyemize ihaleye fesat nedeniyle suçlama yapılıyorsa uygulamanın başka bir şekilde yapılması lazım. Belediye Başkanımızın gözaltına alınmaması lazım. 5018 sayılı kanuna göre belediye başkanları, ihale ve harcama yetkilisi değildir” ifadelerini kullandı.

“23 yıldır şafak vakti operasyona uğrayan bir AK Partili belediye başkanı ya da herhangi bir yetkilisini gördünüz mü?” diye soran İmamoğlu, “İstanbul’da 25 yıl İBB’yi yöneten ve onlarca yolsuzluğunu, kamuyu zarara uğrattığını belgeli olarak ortaya çıkarttığımız sorumlulara operasyon düzenlediğini gördünüz mü? AK Partili belediye başkanları çok muteber insanlar, tüm lekeler CHP’li belediye başkanlarında öyle mi! Bunlar bir de partilerinin önünde ‘adalet’ ismi saklıyorlar” tepkisini gösterdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi: İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti dahi zayıflattınız, kirlettiniz. İstanbul’a da CHP’li belediye başkanlarına kayyum atamak için veya bir operasyonları düzenlemek için koordinatör başsavcı atadınız. İstanbul’a adalet dağıtmak için İstanbul’a atanmadığı net! Ne yazık ki bütün bu uygulamaları talimat şeklinde ve organize bir şekilde yürütmektedir. Ve bunu şehvetle yapıyor.”

İBB Başkanı İmamoğlu, şunları söyledi: “Söz konusu şirket CHP’li belediyelerden ihale almamıştır sadece. Aralarında Yargıtay, TBMM, çok sayıda kamu hastanesi, Trabzon Büyükşehir Belediyesi gibi onlarca kamu kuruluşu ve AK Parti ilçe belediyesinden ihale almıştır. Kafanızda başka şafak operasyon var ise TBMM için aynı uygulamayı yapacak mısınız?

“Sayın Cumhurbaşkanı, gönderdiğiniz başsavcı beye bir sorun, bu şirketin devlet kurumlarından aldığı ihaleleri de inceleyecekler mi?” diyen İmamoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Yönettiğin Türkiye’de kanun ve nizam kalmadı” dedi. “İlk seçimde sizi oradan indirmeye ve halkın iktidarını kurmaya kadir olduğumuzu göreceksiniz” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye’de bu antidemokratik uygulamalar olduğu sürece bu ülkede iş dünyası olarak ne büyüyeceksiniz ne de dünyadaki rakiplerinizi geçeceksiniz. Hep küçüleceksiniz. Çünkü demokrasinin olmadığı yer güvenli yer değildir. Bugün yapılan kötülükler, bize değil bütün ülkemize zararı vardır. Güven yoksa bir ülkede hiçbir şey yoktur.”

Özel’den Erdoğan’a “erken seçim” çağrısı

İmamoğlu’nun ardından kürsüye gelen Özgür Özel ise açıklamasında, “Yeni bir haftaya başlarken iktidarın yeni yarattığı ve kendi yarattığı kirli bir gündemle hep birlikte meşgulüz. Ben Türkiye’nin bu kadar çok konuşulacak sorunu, bu kadar çok çözülecek derdi varken böyle gündemlerin yaratılmasını ancak son derece sorunlu ve milletle gönül bağı kopmuş bir iktidara yakışacak, bunun tescili, itirafı olarak nitelendiriyorum. Öncelikle bunu ifade etmek isterim” dedi.

“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kıymetli seçmenlerine şunu hatırlatırım” diyen Özel, şunları anlattı: “FETÖ operasyonlarından sonra Tayyip Erdoğan, ‘Bazı arkadaşlarımız yoruldu. İstifa etsinler’ demişti. Kimi güle oynaya, kimi ağlaya ağlaya istifa ettiler. O süreçte Tayyip Bey istifası gecikenler için ‘Onlar gereğini yapmıyorsa biz gereğini yaparız’ demişti. Bir partinin genel başkanının bir belediye başkanına ‘İstifa et, gereğini yaparım’ deme yetkisi yok. En çok partiden atarsın. Ama gereği şöyle yapılabilir.

Eğer terör örgütü üyesiyse ya da yolsuzluk yapmışsa, onu yargılarsın, suçlu bulunduğu kesinleşirse görevden alınır. Yerine de belediyeden yeni biri seçilir. Ama ona, ‘İstifa et yoksa bunu yaparım’ denmez. Hepsi istifa ettiler ama biri hakim karşısına çıkmadı, biri emniyete çağrılmadı. Neydi bu arkadaşların suçu? Hani etmezse yapabileceğin şey ne? Alıp yargılayıp, görevden almak. Bunlar FETÖ’cü idiyse niye bıraktın, bunlar yolsuzluk yaptıysa niye bıraktın. Kendi belediye başkanlarına ‘İstifa et, kurtul’, bizim belediye başkanımıza ihale yetkilisi olmadığı halde…

Tayyip Erdoğan’ın kendi döneminde, İstanbul Büyükşehir’in birçok bürokratı ihaleye yolsuzluktan yargılandı. Tayyip Bey emniyete dahi çağrılmadı. Çünkü herkes bilir ki bu kadar büyük bir yapıda, yapılan ihalelere kim imza atıyorsa o mesuldür. Ama Tayyip Bey’e yapılmayanı, o gün Tayyip Bey’e yapılmayan hukuksuzluğu bugün Tayyip Bey Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına uyguluyor.”

“Bir tek derdi var; bu bir siyasi operasyon ve Rıza Akpolat’ın şahsında partimizin kurumsal kimliğini itibarsızlaştırmaya çalışıyor” diyen Özel, şöyle devam etti: “Onun hazmedemediği şu: Beşiktaşlılar sandığa gittiler 31 Mart’ta, sonuç ne oldu biliyor musunuz? Rıza Akpolat’ın aldığı rekor oy, belediye meclisinde neye yansıdı? 31’de 31 CHP. Beşiktaş halkı AKP – MHP birlikteliğine 31’de bir belediye meclis üyeliği bile vermedi. İşte bunu hazmedemeyen bir hazımsızın, İstanbul’a görevlendirdiği kişi eliyle alamadığı belediyelere operasyon yapıp, itibarsızlaştırma, Rıza Akpolat üzerinden İstanbul’daki bir takım halinde milletin takdir ettiği, seçildikleri gün rekor kıranlara yeni rekoru ilk altı aylık performansları ile kırıldığı, görülmemiş belediye memnuniyet anketlerinin yarattığı karın ağrısını böyle gidermeye çalışıyor.”

Erdoğan’a çağrı yapan Özel, şunları ifade etti: “Buradan Sayın Erdoğan’a şu çağrımı yapmak isterim: Bakın, son dönemde bir salon adamına, salon siyasetçisine döndünüz. Atadıklarınızı doldurduğunuz salonda, atadıklarınızın alkışıyla moral bulamazsınız, güç bulamazsınız. Bu çaba beyhudedir. Şimdi de mahkeme salonlarında bizim moralimizi bozmaya çalışıyorsunuz. Bu çaba daha da beyhudedir. Eğer gücünüz varsa, cesaretiniz varsa, ülkeyi bu kadar gerdiniz ve bu hale geldiniz.

Muzaffer kahraman edalarıyla gezerken seçim mağlubusunuz. ‘O salonlardan çıkamıyorsun, sokağa çık, meydana çık, insanların önüne çık’ diyorum. Çıkamıyorsun. O zaman bu işin çıkışı milletin huzuruna gitmektir. Sandık gelsin, sandıktan kaçma. El mi yaman, bey mi yaman? Millet sana mı hak veriyor, bize mi hak veriyor? Bu belediye başkanlarının milletinin gönlündeki yeri artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara mı taşıyor, yoksa yaptığın bu kumpaslar sana mı yarıyor millet bir karar versin bakalım. Cesaretin varsa sandıktan ve milletten kaçma.

Millet senden memnuniyetsizliğini 31’inde de söyledi, belediyelerimizden memnuniyetini de. Önündeki anket benimkinden üç puan ileri, bunu biliyorum. Bizde 58 çıkan toplam memnuniyet 61 çıkmış, biliyorum. Asla buradan bir yere kaçamazsın. Bunun için eğer cesaretin varsa öyle savcılara, polislere değil, gel millete güven. Çık karşısına, çıkalım hep birlikte.”

Özgür Özel, açıklamasında Erdoğan’ın CHP’li ilçe belediye başkanına partisine katılması için teklifte bulunduğunu söyledi. Özel, şunları anlattı: “Öyle bir ruh halinde ki, geçen hafta bir belediye başkanım, başarılı bir belediye başkanım, bir büyükşehrin ilçe belediye başkanı. Kaybettiğine çıldırdığı bir ilçenin belediye başkanı Yana yakıla beni arıyor. ‘Benimle Sayın Cumhurbaşkanı özel bir görüşme yapacakmış, ne dersiniz Sayın Genel Başkanım?’ Dedim ki ‘Cumhurbaşkanı belediye başkanını çağırıyorsa bu devletin bir işidir.

Mutlaka ya ilçemiz için büyük bir proje, önemli bir mesele, bilmeniz gereken bir şey vardır. Gidin, dönüşte görüşürüz.’ Gitti geldi, ne oldu biliyor musun? ‘Sen başarılısın, o ilçeyi nasıl aldın? Gözlerime inanamadım. Şubat ayında kongrem var, bize katılır mısın?’ Ya devletin başına, bir partinin öz evladı bir belediye başkanının ‘Yapacağım kongrede bana katılır mısın? Senin önünü açarım, şunu yaparım, bunu yaparım.’ Bir de böyle parantez içinde ‘Ya tertemiz adamsın biliyorum ondan çağırıyorum ama bir leke çalarlar, Allah korusun’ falan diye tehdit yapmalar. Bir de sivil arabayla aldırmalar, saraya götürmeler. Yakışıyor mu ya? Orada onu yapan, burada bunu yaptırıyor işte. İşte size tükenmişliğin resmi Tayyip Erdoğan’ın.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medyadan “Barış için hareket eden kazanır” açıklamasının sorulması üzerine Özel, şu yanıtı verdi: “Devlet Bey ‘barış’ yazmış. Geçmişte ‘barış’ diyen herkese ‘terör sevicisi’ diyen bir akıl ilk kez ‘barış’ dedi. Ve Devlet Bey’e şunu söyleyeyim. Örneğin ‘barış, barış’ deyip, sonra OHAL yetkisiyle olan kayyum yetkisinin kullanılması da ‘barış, barış’ deyip, ‘Barış konuşacağız’ dediğiniz muhalefet partisinin belediye başkanına sabahleyin düşman hukuku uygulaması da barış masasında balta çekmektir. Barış masasına otururken silahsız oturulur, şiddetsiz oturulur. AK Parti hem ‘Barış yapalım’ diyor, hem ‘Oturup konuşalım’ diyor, hem balta çekiyor. Böyle bir şey olmaz. Bu doğru bir mesele değildir. O baltayı ellerinden bıraksınlar, ağızları ile konuşsunlar.”

Özel, Beşiktaş Belediyesi’ne kayyum atanmasını bekleyip beklemediklerinin sorulması üzerine de şu yanıtı verdi: “Birincisi kesinlikle kayyum diye bir şey söz konusu değil. Çünkü konunun terör ile ilgisi yok. Konunun yürütüldüğü yer de terör savcılığı değil, terör şube de değil. Hiç alakası yok. Bizim beklediğimiz şey, ikindiye varmadan Rıza Bey’in ifadesinin alınıp, işinin başına geri yollanmasıdır. Böyle bir şeyde, ihalede sorumluluğu olmayan birisi sırf belediye CHP’li diye, bir de tutup da bu gece, yarın akşam 48 kişinin ifadesi alınana kadar içeride mi tutulacak?

Başkanımızın ifadesine başvurulur. O da kendi sorumsuzluğunu mesele ile ilgili bir kez daha ifade eder. İşinin başına döner. Günü geldiğinde işte birkaç gün sonra eğer halen daha resmi bir işleme muhatapsa o kısmına da katılır. Ki herhalde buradan sonra varıp da Tayyip Bey yüzlerce sorgulama yapılmış, bir kere gitmemişken polise, Rıza Akpolat’ı tutup da hakim, savcılığa filan sevk edecek halleri yok. İhaleden dolayı belediye başkanını. O zaman Türkiye’de bir tane belediye başkanı kalmaz. Hepsini birden toplasın, götürsün. Bütün kaymakamlar, valiler yönetsin. Tayyip Bey de rahat etsin. Biz Rıza Bey’i ikindi olmadan görevinin başına bekliyoruz. Güneş batmadan.”

Paylaşın

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı “İhale Yolsuzluğu” İddiasıyla Gözaltına Alındı

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyelerinin de arasında olduğu birçok kişi “suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” suçlarından gözaltına alındı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Özgür Özel, Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi: Belediye başkanımızın yanındayız ve bu kumpası da boşa düşürmek için halkımızla birlikte mücadele edeceğiz.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Akpolat’ın gözaltına alındığının duyurulmasının hemen ardından bir açıklama yaparak kararı eleştirdi. İmamoğlu, “Niyeti hukuk olmayanın usulü de hukuki olmaz. Belediye Başkanımızın yanındayız, hukuki süreci sonuna kadar takip edecek bütün hukuksuzlukları teşhir edeceğiz” dedi.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyelerinin de arasında olduğu birçok kişi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “ihale yolsuzluğu” soruşturması kapsamında, “suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” iddiasıyla gözaltına alındığı açıklandı.

“İhale yolsuzluğu” soruşturmasıyla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Aziz İhsan Aktaş liderliğinde yönetilen çıkar amaçlı suç örgütünün belediye başkanlarına ve belediyelerin üst düzey yöneticilerine rüşvet vermek suretiyle ihale süreçlerini organize ettiği, ihaleleri kendi firmalarının almasını sağladığının tespit edildiği” belirtildi.

Açıklamada “Suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş ve örgüt bünyesindeki 24 şüphelinin” yanı sıra Rıza Akpolat ve eski Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in de bulunduğu toplam 47 kişi hakkında bu sabah saat 05:00 itibariyle eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve el koyma kararları verildiği, bu kararların icrasına yönelik işlemlerin sürdüğü aktarıldı.

Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyeleri ile birlikte toplamda on şüpheli hakkında, “suç örgütü üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve 3628 sayılı Mal Bildirimde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunun 13. maddesi uyarınca Haksız Mal Edinme suçlarından” yakama ve gözaltı kararı alındığı kaydedildi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akpolat’ın gözaltına alınmasının ardından X sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Özel, “Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması, siyasallaşan adalet sistemindeki hukuksuzluk zincirinin yeni bir halkasıdır. Çağrıldığında ifadeye gelecek olan Başkanımızı FETÖ yöntemleriyle gözaltına almak, itibarsızlaştırmaya çalışmak acizliktir. Biz, belediye başkanımızın yanındayız ve bu kumpası da boşa düşürmek için halkımızla birlikte mücadele edeceğiz” diye yazdı.

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de, bu sabahki gözaltı kararından sonra sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Çelik, “Yine bir şafak operasyonu, yine bir kumpasla karşı karşıyayız! Türkiye’nin birinci partisini böylesi itibar suikastleriyle zayıflatama çabası nafiledir. Biz belediye başkanlarımızın arkasındayız. Tüm bu yapılanların başkanlarımızı değil, siyaseti ve Türkiye’yi esaret altına almayı hedeflediğinin farkındayız. Bu ülkede kol gezen fakirliği, çaresizliği, halkın feryadını böyle örtemezsiniz!” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu da sosyal medya hesabından, şunları yazdı: “İstenildiği an gelip ifade verebilecek, hesap verebilecek kamu görevlileri, belediye başkanları sabahın köründe evlerinden ‘operasyon’ ile gözaltına alınıyor, yandaş medyaya kamuoyu oluşturmak için servis edilecek bilgiler dağıtılıyor, gizlilik kararı alınarak doğru bilgiye erişim engelleniyor.

Sonra geriye komik bile denemeyecek gerekçeler kalıyor. Sabah Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat ve diğer yöneticiler için de aynı süreç işletildi. Bu senaryo ile algı oluşturmaya çalışanlar bilsinler ki kimseyi ikna edemediniz/edemeyeceksiniz. Niyeti hukuk olmayanın usulü de hukuki olmaz. Belediye Başkanımızın yanındayız, hukuki süreci sonuna kadar takip edecek bütün hukuksuzlukları teşhir edeceğiz.”

2024 yılında 7 belediyeye kayyım atanmıştı

31 Mart yerel seçimlerinden sonra DEM Partili 5, CHP’li 2 belediyeye kayyım atanmıştı. DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atandı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak görevlendirildi.

4 Kasım’da ise Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Urfa’da Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Türk’ün yerine Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp, Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu kayyım olarak atandı.

22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla DEM Parti’li Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden alındı. Konak’ın yerine Tunceli Valisi Bülent Tekbiyikoglu, Sarıgül’ün yerine ise Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen kayyım olarak görevlendirildi.

Paylaşın

İçişleri Bakanlığı, DEM Parti’nin Akdeniz Belediyesi’ne Kayyım Atadı

İçişleri Bakanlığı, tutuklanan DEM Partili (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız’ın yerine Akdeniz Kaymakamı Zeyit Şener’in görevlendirildiğini duyurdu.

Haber Merkezi / DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Aslan, Hoşyar Sarıyıldız ve meclis üyelerinin tutuklanması ve Sarıyıldız’ın yerine kayyum atanmasına tepki gösterdi.

Tülay Hatimoğulları, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı açıklamasında “İktidar emrindeki yargı eliyle bir kez daha halk iradesine dönük darbe gerçekleştirildiğini” kaydetti.

Kayyum atama kararı için “Türkiye tarihinin kara sayfalarına bir yenisi daha eklendi. Kayyum, halk iradesinin inkarıdır. Demokrasinin kalan kırıntılarını da süpürme zorbalığıdır. Kayyım zorbalığı kentlerin talanının şifresidir” ifadelerini kullanan Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İç barış kayyımla değil; demokrasi ve özgürlüklerle sağlanır. Biz barış umudunu büyütmeye çalışırken yapılan bu irade gaspını kabul etmiyoruz! İktidarın kayyım zorbalığına karşı demokrasiye ve birlikte yaşama inanan herkesi demokratik tavır göstermeye çağırıyoruz. Kayyımlar gidecek ve mutlaka biz kazanacağız!”

Tuncer Bakırhan ise yaptığı açıklamada “Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimiz siyasi soykırım operasyonları kapsamında rehin alındı. Akdeniz halkının iradesiyle seçilen belediyemize kayyım atandı. Akdeniz belediyemize kayyım atanması demokrasiye açık darbedir. Halkların bir arada yaşam umuduna yapılmış siyasi suikasttir. Reddediyoruz” görüşünü kaydetti.

Bakırhan açıklamasında ayrıca “Bir yandan iç barış konuşulurken diğer yandan halkların iradesinin gaspı akıl tutulmasıdır” ifadelerine yer verdi, “Bu akıl tutulmasından bir an önce vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz. Kayyım zorbalığına, demokrasiye dönük darbelere ve Kürt düşmanlığına karşı demokratik mücadelemizi yükselteceğimizin sözünü yineliyoruz. Zalimler ve zorbalar kaybedecek, halk kazanacak!” sözlerini kaydetti.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Sarıyıldız’ın, “terör örgütü propagandası yapmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terörizmin finansmanın önlenmesi hakkında kanuna muhalefet” ve ’”2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” suçlarından sevk edildiği Mersin 1. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandığı belirtildi.

Bunun üzerine, Sarıyldız’ın, Anayasa’nın 127. Maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığı, Akdeniz Kaymakamı Zeyit Şener’in, Mersin Valiliğince Akdeniz Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiği kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasında, haklarında aynı suçlardan soruşturma yürütülen ve çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanan Eş Başkan Nuriye Arslan ile Meclis üyeleri Özgür Çağlar, Hikmet Bakırhan ve Neslihan Oruç’un da geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldıkları bildirildi.

2024 yılında 7 belediyeye kayyım atanmıştı

31 Mart yerel seçimlerinden sonra DEM Parti’li 5, CHP’li 2 belediyeye kayyım atanmıştı. DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atandı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak görevlendirildi.

4 Kasım’da ise Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Urfa’da Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Türk’ün yerine Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp, Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu kayyım olarak atandı.

22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla DEM Parti’li Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden alındı. Konak’ın yerine Tunceli Valisi Bülent Tekbiyikoglu, Sarıgül’ün yerine ise Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen kayyım olarak görevlendirildi.

Paylaşın

Kamu Emekçileri İş Bıraktı: Geçinemiyoruz!

KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık” dedi ve ekledi:

“1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası (ASİM-SEN), Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK),, Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu (HÜR SEN), Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu’na (BİRLEŞİK KAMU-İŞ) üye binlerce emekçi, yüzde 11,54’lük zamma karşı yurdun dört bir yanında meydanlara çıktı.

Ankara Kazakistan Caddesi’nde toplanan kamu emekçileri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne yürüdü. Emekçiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne ulaştıklarında polis barikatı ile karşılaştı. Polis ile yapılan müzakereler sonucunda ortak basın açıklaması bakanlık önünde kurulan barikatların önünde okundu.

“Ücret Asgari! Açlık, Yoksulluk, Sefalet Azami İktidarı Uyarıyoruz! İş bırakıyoruz insanca bir yaşam için mücadelede birleşiyoruz” yazılı pankart arkasında yürüyen kitle, yürüyüş boyunca “İşçi, memur, emekli direnme vakti”, “Direne direne kazanacağız”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Zam, zulüm, işkence işte AKP” sloganları attı.

Ortak basın metnini KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu. Kamu emekçilerinin toplumun diğer kesimleri gibi yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı karşısında yoksulluğa mahkum edildiğini söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, şöyle konuştu:

“2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Koçak, vergi yükünün emekçilerin omuzlarına yıkıldığını ve patronların vergi borçları silindiğini vurgulayarak “Taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz” dedi.

“İnsanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline geldi” diyen Koçak; savaşa, ranta faiz ödemelerine, sermayeye teşvike değil, halk için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe talep ettiklerini söyledi.

“Siyasi iktidarı uyarıyoruz”

Koçak’ın ardında söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, kamu emekçilerini yoksulluğa ve güvencesizliğe sürükleyen politikalar karşısında güçlerini birleştirdiklerini belirterek, “Emeğimizin karşılığını almak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için bugün tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz” dedi.

Karagöz, kamu emekçileri ve emeklilerinin taleplerini şöyle sıraladı: “Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı istiyoruz.

Eşit işe ; eşit ücret talep ediyoruz.

Sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.

Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkansız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz

Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.

İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.

Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.

Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.

Kamu kaynaklarının “müşteri garantili” projeler için değil, halk için kullanılmasını talep ediyoruz.

Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi ve 1. Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.

Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi istiyoruz.

Eylemde, Asim-sen Genel Başkanı Özgür Karaca, Bağımsız Emekliler Sendikası Başkanı Muzaffer Esen, TMMOB Genel Saymanı Özgür Topçu, TTB Genel Sekreteri Dr. Hilmi Önder Okay konuşma yaptı.”

Paylaşın

ABD’den İsrail’e “Gazze’de Derhal Ateşkes” Çağrısı

ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği bildirildi.

Haber Merkezi / Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonla görüştüğünü açıkladı.

Açıklamada, “Biden’ın Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği” aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, iki liderin “Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ardından değişen bölgesel koşullar, Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi ve İran’ın bölgedeki gücünün zayıflaması” konularını ele aldığı belirtildi.

Biden’ın ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Pazar günü CNN’e yaptığı açıklamada, tarafların bir anlaşmaya varmaya “çok ama çok yakın” olduğunu ancak hala sonuca ulaşmaları gerektiğini söylemişti.

Görevi Joe Biden’dan devralmaya hazırlanan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Netanyahu’yu güçlü bir şekilde destekliyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 28 artarak 46 bin 565’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 89 artarak 109 bin 660’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

Paylaşın

Köprü Ve Otoyol Geçiş Ücretlerine Yüzde 43 Zam

13 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere köprü ve otoyol ücretlerine yüzde 43 zam geldiği duyuruldu. Bakan Abdulkadir Uraloğlu, geçtiğimiz günlerde köprü ve otoyol ücretlerine zam yapılacağını söylemişti.

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), otoyol, köprü ve tünel geçiş ücretleriyle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Karayolları Genel Müdürlüğünce ve Yap-İşlet-Devret (YİD) kapsamında özel şirketler tarafından işletilen otoyol ve köprülerin geçiş ücretleri, 13 Ocak 2025 Pazartesi günü saat 00.00’dan itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlenmiştir.”

Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü için geçiş ücreti 47 TL, Osmangazi Köprüsü 795 TL, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiş ise 80 TL oldu.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geçiş ücretleri tarife­leri: Aks Aralığı 3,20 m’den Küçük İki Akslı Araçlar: 47,00 TL, Aks Aralığı 3,20 m ve 3,20 m’den büyük her türlü iki akslı araçlar 60 TL, 3 akslı her türlü araçlar 134 TL, 4 ve 5 akslı her türlü araçlar 265 TL, 6 ve yukarı akslı araçlar 351,00 TL ve motosikletler 20,00 TL.

Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 795 TL, ikinci sınıf araçlar için bin 270 TL, üçüncü sınıf araçlar için bin 510 TL, dördüncü sınıf araçlar için 2 bin 5 TL, beşinci sınıf araçlar için 2 bin 530 TL, altıncı sınıf araçlar için 555 TL olarak belirlendi.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 80, ikinci sınıf araçlar için 110, üçüncü sınıf araçlar için 200, dördüncü sınıf araçlar için 510, beşinci sınıf araçlar için 630 altıncı sınıf araçlar için 55 TL olarak belirlendi.

1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 790, ikinci sınıf araçlar için 990, üçüncü sınıf araçlar için bin 780, dördüncü sınıf araçlar için bin 975, beşinci sınıf araçlar için 3 bin 755 altıncı sınıf araçlar için 200 TL olarak belirlendi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada köprü ve otoyol ücretlerine zam yapılacağını söylemişti.

Paylaşın

Yüksekdağ’dan “Süreç” Açıklaması: Sorumluluk Üstlenmeye Hazırız

DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız” dedi.

Haber Merkezi /28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet görüşme turlarına devam ediyor.

DEM Parti İmralı Heyeti, son olarak Kandıra Cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve eski HDP Milletvekili Semra Güzel’i ziyaret etti. Figen Yüksekdağ, ziyaret sonrası avukatlarının kullandığı sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Figen Yüksekdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “DEM Parti İmralı Heyeti ziyareti vesilesiyle öncelikle demokratik kamuoyuna, halklarımıza, kadınlara selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var.

Tarihin bu kritik anında sayın Öcalan’ın inisiyatif üstelenerek yol alma çabası çok değerli ve belirleyicidir. Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız. Nerede olduğumuz fark etmez. İçerde, dışarıda ya da farklı görüşlerde olabiliriz. Bu üzerimize düşen görevi yerine getirmeye engel değildir.

Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız. Barışın öznesi doğrudan Türkiye halkları, emekçiler, özgürlük güçleri ve kadınlardır. Tam da bu nedenle bütün toplumsal dinamikler, halkların kardeşliği ve barış için inisiyatif almalıdır.

Demokratik haklara, ekmeğin ve emeğin güvencesine giden yol bugün bu inisiyatifi almaktan geçiyor. Biz kadınlar, Kürt sorununda demokratik çözüm hareketinin geliştirilmesi için gereken özveri ve çabayı göstermekte tereddüt etmeyeceğiz. Bu çabaya ortak olan herkes ile dayanışma ve işbirliği içerisinde olacağız.

Dileğimiz sayın Öcalan’ın sağlıklı çalışma koşulları sağlanarak, bir barış ve çözüm odağı olarak rolünü en etkin şekilde gerçekleştirebilmesidir. Somut ve pozitif yaklaşımlar tarihsel sorunun çözümünde en belirleyici aşama olacaktır. Umuyorum ki halklarımızın baharını, barışı ve kardeşliği birlikte karşılayacağız.”

DEM Parti İmralı Heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. DEM Parti heyeti bu hafta ise AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a ilk ziyareti yapan DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in ikinci kez İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

OECD’den Yaşam Memnuniyeti Raporu: Türkiye Son Sırada

OECD’nin “Hayat nasıl? (How’s Life?) 2024” raporuna göre, Türkiye, 4,9 puan ile yaşam memnuniyetinde 41 ülke arasında son sıraya yerleşti. OECD hayat memnuniyeti ortalama puanı 6,7.

Haber Merkezi / Hanehalkının banka hesaplarında tutuğu para veya hisse senetleri, asıl ikametgah, diğer gayrimenkuller, araçlar, kıymetli eşyalar ve diğer finansal olmayan varlıklar üzerinden hesaplanan ‘’Hane Halkı Net Serveti’’ açısından da 38 OECD ülkesi arasında sondan 5. sıradayız.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) “Hayat nasıl? (How’s Life?) 2024” raporundan öne çıkan bölümleri, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı.

Buğra Gökce, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “OECD Raporuna göre her alanda geriye gidiyoruz!

OECD‘nin üye ve bağlı ülkelerde 80 parametre üzerinden düzenli olarak takip ettiği açıklanan “How’s Life? 2024″ raporunda ülkemiz açısında gerçekten üzücü veriler yer alıyor.

OECD ülkelerinde hayat memnuniyeti ortalama puanı 6,7 iken Türkiye’de 4,9. Sosyal adaletsizlik sıralamasında sondan ikinci sıradayız. Sosyal adaletsizliğin en yüksek olduğu 2 ülkeden biriyiz. Cinsiyet Eşitsizliğinde 41 ülke arasında sonuncu sıradayız.

Eğitim’de PISA raporlarına göre Türkiye’deki ortalama bir öğrenci aldığı eğitimle, matematik ve fen bilimlerinde 462 puan alabiliyor. OECD ülkeleri arasında sondan 7. sıradayız. 15 yaşındaki öğrencilerin gıdaya erişimi açısından en kötü durumdaki ülke Türkiye. Son 30 günde haftada en az 1 gün hiç yemek yiyemediğini söyleyen öğrencilerin oranı OECD ülkelerinde yüzde 8 iken Türkiye’de yüzde 20’ye ulaşmış durumda.

Açıklanan Rapora göre Hava Kirliliğinde Türkiye ‘’PM2.5’’ seviyeleri metreküp başına 27.1 mikrogram ile OECD’deki ülkeleri arasında sondan 3. sırada. Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen metreküp başına 10 mikrogramlık yıllık kılavuz sınırından kat ve kat yüksek.

Ortalama Yaşam Süresi beklentimiz 78,6 yıl. 41 Ülke arasında 30. Sırada. ‘’Yaşam Memnuniyeti’’ açısından 4,9 Puan ile 41 ülke arasında sonuncu sıradayız.

Hanehalkının banka hesaplarında tutuğu para veya hisse senetleri, asıl ikametgah, diğer gayrimenkuller, araçlar, kıymetli eşyalar ve diğer finansal olmayan varlıklar üzerinden hesaplanan ‘’Hane Halkı Net Serveti’’ açısından 38 ülke arasında sondan 5. Sıradayız. Ailelerimiz Lüksemburg, İzlanda, Belçika’daki hane halklarından yaklaşık 10 kat daha yoksul.

İstihdam oranında 41 ülke arasında sondan 2’inci sıradayız. Türkiye’de çalışanların %25’i ücretli işte uzun saatler çalışmak zorunda.

Türkiye bunu hak etmiyor! Ülkemizi çok daha iyi yönetmek, hak ettiği seviyeye taşımak zorundayız.”

Paylaşın

Bakırhan: Erdoğan’ı Kürtlerin Suriye’deki Statüsünü Tanımaya Davet Ediyoruz

Demokratik Bölgeler Partisi’nin 7’nci olağan kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Dün Recep Tayyip Erdoğan Amed’deydi. Diyor ki eskiden Suriye’de Kürtlerin kimliği, pasaportu yoktu şimdi Kürtlerin kimliği ve pasaportu olacak. Nereden biliyorsa! Başka bir ülke orası. Neyse buna da eyvallah. Tamam da Kürtler kimlik ve pasaporta SMO’nun Kürtlere yapmış olduğu saldırılarla mı sahip olacak?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürtler kimlik ve pasaporta sahip olacaksa SMO orada ne iş yapıyor? SMO kime ve nereye saldırıyor? Tam tersine SMO orada oyun bozucudur. Eğer Kürtlere bir iyilik düşünüyorsanız SMO’nun saldırılarını durdurun. Eğer Kürtleri gerçekten orada kardeşiniz olarak görmek istiyorsanız orada sivilleri katleden, buradan kalkan İHA ve SİHA’ları durdurun. Tişrin Barajı’nda ne işiniz var Allah aşkına, neyin savaşını veriyorsunuz? Bölgenin su, elektrik, enerji merkezinin yıkılmasının Türkiye’ye ne yararı var? Dolayısıyla Erdoğan’ı biraz da Kürtlerin oradaki statüsünü tanımaya ve saygı göstermeye davet ediyoruz. O zaman anlarız gerçekten bu iktidar Kürtlere kimlik ve pasaport haklarını düşünüyor mu, düşünmüyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) Ankara’da düzenlediği 7’nci Olağan Kongresi’nde gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın açıklamaları şöyle:

“Çok değerli DBP’li yoldaşlarım, emekçiler, arkadaşlarım, çok değerli bileşen partilerimizin eş başkanları, kurum temsilcileri, değerli kadın arkadaşlar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz. Çiğdem ve Keskin Başkan çok önemli konulara değindi. Gerçekten de çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Gerçekten tarihi fırsatların ve risklerin de olduğu bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Bugün 7’nci Olağan Kongresini yapan DBP bu sürecin en önemli aktörlerinden biridir. Bu sürecin bugüne kadar devam ettirilmesine çok büyük emekleri oldu, çok büyük bedeller ödedi.

Yerellerde zulme, baskıya, faşizme karşı her an ve her zaman haklarımızla birlikte demokrasiyi, barışı ve özgürlükleri savundu. Umarım DBP çok daha fazla kongreler görür. Daha sonraki kongrelerinde burada daha başka şeyleri tartışırız. Baskıyı, zulmü, hak gasplarını değil, Türkiye’nin demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik çözümünü konuşuruz. Belki de şu anda cezaevinde olan başta sayın Öcalan olmak üzere cezaevindeki yoldaşlarımızla birlikte kongreler yapacağımıza olan umudumu koruyorum. Bu biraz bize bağlı ve bizim elimizde.

Değerli arkadaşlar, dünya gerçekten ciddi bir değişim dönüşüm sancısı yaşıyor. Evet çivisi çıkmış. Çünkü çivi sağlam bir zemine çakılmamıştı. Dünyada baskıya rağmen, zulme rağmen direnenler var, mücadele edenler var. Değişim isteyenler de var. Ama bu değişim ve dönüşümün karşısında savaşlar da var kaos da var. Ciddi bir belirsizlik de var. Dünyanın her yerinde ciddi bir belirsizlik var. Çünkü yarının ne olacağı, nasıl olacağı, bu kaosun bu çatışmaların dünyanın hangi ülkesine hangi halklarına doğru yol alacağını kestirmek gerçekten çok zor.

Gün yok ki yanıbaşımızda herhangi bir ülkede savaş olmasın kaos olmasın katliam olmasın, halklar kırılmasın kırdırtılmasın. Evet böylesi bir süreçte mücadele edenlerin safında işte bugün kongresini yaptığımız DBP var. Bu kaos, savaş, çatışma isteyenler karşısında adalet, barış, eşitlik mücadelesi yürüten, dünyada halkların ve inançların demokratik bir zeminde eşit yaşamasını isteyen bir partimizin kongresini yapıyoruz. Zulüm varsa direnenler de var. Baskı varsa mücadele edenler de var. Adaletsizlik varsa hak ve hukuk arayanlar da var. İşte bunu arayan bir partimizin üyesi olan çalışanları olan, oy verenleri olan siz değerli halklarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli bir iş yapıyorsunuz. Bitmeyen, yılmayan, dinmeyen bir mücadelenin neferlerisiniz. Keskin başkan söyledi evet bir el uzatıldıysa o el bizim şahsımıza değil sizin onurlu mücadelenize, yılmayan mücadelenize uzatılan bir eldir. Eğer İmralı’da kapı açıldıysa, heyetimiz oraya gittiyse bu mücadelenin hatırınadır. Vermiş olduğunuz mücadelenin büyüklüğüyle alakalıdır. Sizlerle ne kadar övünsek, sizleri onure etsek azdır, biliyorum. Ama konumuz zaten burada birbirimizi onure etmek değil. Bunu zaten fazlasıyla hak ediyorsunuz.

Yanıbaşımızda Suriye’de bir çatışma var. Türkiye’nin temel gündemlerinden biri de Suriye ve Ortadoğu’daki savaş, çatışma ve kaostur. Kürtler, kimliksiz Kürtler, Suriye’de yüz yıldır yok sayılan Kürtler adım adım haklarına doğru gidiyor. Bu adım adım ilerleyen, direnen, mücadele eden Suriye’deki Kürtleri ve onların yol arkadaşı diğer halklar ve inançları da selalıyorum. Dünyada büyük bir umutsuzluk varken, dünyada reel sosyalizmin çöküşünden sonra halklar emekçiler ezilenler büyük bir arayış içerisindeyken Rojava dünya halklarına ve ezilenlerine büyük bir umut oldu.

Adaletin, eşitliğin, ortak ve birlikte yaşamın ne olduğunu reel sosyalizmden sonra dünya halklarına gösterdi. Hindistan’dan Arjantin’e kadar Jin Jiyan Azadî deniliyorsa burada direnen Kürt kadınlarının büyük bir katkısı vardır. Bizler sadece bizi yok sayan  otoriter tekçi devletlerle mücadele etmiyoruz. Aynı zamanda dünyada da büyük bir umut olmaya devam ediyoruz. Bu övüneceğimiz bir şeydir. Buraya kolay gelmedik. Jin Jiyan Azadî’nin dünya sloganı haline gelmesinin ne kadar önemli olduğunu Suriye’deki gelişmelerden görüyoruz. Şimdi Suriye demişken burada Türkiye’nin rolüne değinmeden geçmek doğru olmaz. Meseleler çok fazla.

Dünyada BM’ye bağlı 205 ülke var. Emin olun yaklaşık 200’ün üzerinde ülke “Kürtler bir statüyü hak ediyor, Kürtler demokratik haklarını hak ediyor, Kürtler bugüne kadar emeğiyle, bedeniyle, canıyla, alın teriyle geldi, 100 yıl önce yok sayıldılar, reddedildiler ama bu kez Kürtler haklarına kavuşsun” deniyor ama bir ülke var ki o da yaşadığımız ülke Türkiye’nin iktidarı ve yönetimi ısrarla Rojava’da Kürtlerin kendi emeğiyle yaratmış oldukları ve dünyaya örnek olan, dünyanın en adil, en eşitlikçi, Ortadoğu’nun en güvenli bölgesindeki bu statüyü tanımamak için elinden gelen herşeyi yapıyor.

Gün yok ki saldırılar olmasın. Gün yok ki sivil vatandaşlar katledilmesin. Bunu eleştiriyoruz. Suriye’de böyle demokrasi gelmez. Suriye 100 yıldır zaten ciddi bir baskı ortamında yaşadı. Şimdi yeni bir rejim inşa edilecekse Kürtsüz bir Suriye rejimi düşünülebilir mi? Alevilerin yok sayıldığı, Hıristiyanların, Êzidîlerin, Çerkeslerin, seküler yaşayan Arap Sünni vatandaşların yok sayıldığı bir Suriye düşünülebilir mi? Eğer Suriye tekçi olacaksa, Kürdün hakkını reddedecekse, Alevileri ve diğer halklar ve inançları yok edecekse, katledecekse, kaçırtacaksa onların yaşadığı bölgeleri insansızlaştıracaksa nasıl yeni bir rejim diyeceğiz? Esad’dan ne farkı var? İşte buradan Türkiye’deki iktidara sesleniyorum. Bırakın Suriye’nin geleceğine Suriye halkları karar versin.

Ne işiniz var? Asıl dışarıdan Suriye’ye giden en büyük güç sizsiniz. Kürtler Suriye’nin coğrafyasında yüzyıllardır yaşayan bir halktır. Afrîn Kürtlerin en tarihi kentidir, Kobanî direnişin kentidir. Qamişlo Arapların, diğer etnik ve inanç gruplarının birlikte kardeşçe yaşadıkları, bütün krize rağmen halkların birbiriyle çatışmadığı, eşitçe kardeşçe yaşadığı bir kenttir.

Allah aşkına orada güvenlik sorunu varsa burası nedir? Cezaevleri doldurulmuş, ağzını açanın hakkında dava açılıyor. Yargı adres gösteriliyor. İnsanlar söz kurup eleştiri yapamıyor. Caddede büyük bir kaygıyla yürüyor. Ne zaman neyin gerekçe edilerek gözaltına alınacağını insanların bilmediği bir ülkede aslında güvenlik sorunu var, demokrasi sorunu var, özgürlük sorunu var. Siz bu Ortadoğu’da kriz ve kaos içerisinde Rojava’da tek bir Arap kadınının yaşamına müdahale edildiğini, taciz edildiğini, yaşamının zorlaştırıldığını duydunuz mu?

Siz 11 yıllık Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin herhangi bir Arapın malına, canına, Çerkesin, Türkün malına, canına dokunduğunu duydunuz mu? 11 yıldır oradan tek bir çakıl taşının atıldığını duyan, gören, bilen var mı? Şimdi Türkiye halklarını aldatmaya, kandırmaya çalışıyorlar. Neymiş? Güvenlik meselesiymiş. Ya vallahi asıl güvenlik meselesi sizin kafanızdaki bu Kürdü yok sayan algıdır. İşte tam da bugün Sayın Öcalan ile görüşen heyetimiz de aktardı, onu değiştirme zamanıdır.

“Kürtlere hasımlık yapmaktan vazgeçin”

Yeter Türkiye’nin enerjisini, ekonomisini çar çur ettiniz, batırdınız, bitirdiniz. Çiğdem başkanın dediği gibi ev kiralarının 25 bin 30 bin olduğu Ankara’da asgari ücreti 22 bin lira yaptınız. Emeklileri 14 bin lira maaşa mahkum ettiniz. İşte bugün Türkiye’de emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin bu tabloyu sorgulaması gereken bir gündür. Suriye’de Türkiye ne geziyor? SMO kimdir? SMO orada ne iş yapıyor sorusunu sorması gerekiyor. Onun için buradan tekrar ediyorum. Suriye halkları kendi geleceğine kendisi karar versin.

Kürtler sizin hasımınız değil, hısımınız olabilir. Kürtlere hasımlık yapmaktan vazgeçin. Kürtler güvenlik sorunu değildir. Güvenlik sorunu kafanızdaki Kürdü yok sayan anlayış ve zihniyettir. Bugün onu durdurmanın, yanlıştan vazgeçmenin günüdür. İnsan yanlışını kabul eder. İnsan hatasını kabul eder. Yanlışını kabul etmek erdemdir ama maalesef hala bu politikalara rağmen bu politikalarda ısrar eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Allah akıl ve fikir versin.

Dün Recep Tayyip Erdoğan Amed’deydi. Diyor ki eskiden Suriye’de Kürtlerin kimliği, pasaportu yoktu şimdi Kürtlerin kimliği ve pasaportu olacak. Nereden biliyorsa! Başka bir ülke orası. Neyse buna da eyvallah. Tamam da Kürtler kimlik ve pasaporta SMO’nun Kürtlere yapmış olduğu saldırılarla mı sahip olacak? Kürtler kimlik ve pasaporta sahip olacaksa SMO orada ne iş yapıyor? SMO kime ve nereye saldırıyor? Tam tersine SMO orada oyun bozucudur.

Eğer Kürtlere bir iyilik düşünüyorsanız SMO’nun saldırılarını durdurun. Eğer Kürtleri gerçekten orada kardeşiniz olarak görmek istiyorsanız orada sivilleri katleden, buradan kalkan İHA ve SİHA’ları durdurun. Tişrin Barajı’nda ne işiniz var Allah aşkına, neyin savaşını veriyorsunuz? Bölgenin su, elektrik, enerji merkezinin yıkılmasının Türkiye’ye ne yararı var? Dolayısıyla Erdoğan’ı biraz da Kürtlerin oradaki statüsünü tanımaya ve saygı göstermeye davet ediyoruz. O zaman anlarız gerçekten bu iktidar Kürtlere kimlik ve pasaport haklarını düşünüyor mu, düşünmüyor.

Dün Konya’da da söyledim. Buradan çağrımı yenilemek istiyorum. HTŞ ile görüşüyorsunuz. HTŞ birçok ülkenin hala terör örgütleri listesinde. SDG ise sadece Türkiye’nin listesindedir. Yani bütün dünyanın orada hak arama zemini olarak gördüğü SDG ile neden görüşmüyorsunuz? Kürtlerle neden görüşmüyorsunuz? Bir sorununuz varsa bunu topla, tüfekle, SİHA, İHA ile neden halletmeye çalışıyorsunuz? Diyalog, görüşme, konuşma, müzakere etme durumuna neden geçmiyorsunuz? Bir görüşün, konuşun. Bir zahmet bakanlarınız orayı da ziyaret etsin. Gerçekten güvenlik tehdidi midir değil midir yerinde incelesinler.

Suriye’deki Kürtler, Kuzey ve Doğu Suriye’deki halklar ne istiyor? Türkiye halkları bunu bilmek durumunda değil midir? Onun için iktidarı Kuzey ve Doğu Suriye ile görüşmeye, diyalog kurmaya, müzakere etmeye, orada ne istediklerini yerinde incelemeye davet ediyorum. Esad’ın 60 yıllık otoriter tekçi zulüm politikalarını Alevilere mal etmeye çalışıyorlar. Böyle bir  anlayış olabilir mi? Dolayısıyla aslında Erdoğan’a orada Alevilere dönük saldırıları da durdurma çağrısı yapıyoruz. Madem HTŞ ile aranız iyidir. Aleviler Suriye’nin bir gerçekliğidir.

Suriye’nin bağrından çıkmış çok önemli bir inanç topluluğudur. Bir kez daha buradan Alevi toplumuyla dayanışma içinde olduğumuzu, onların yaşamış oldukları hak ihlallerini Türkiye ve dünya kamuoyu ile paylaşacağımızı, onlarla dayanışacağımızı belirtmek istiyorum. Suriye eskisi gibi olacaksa emin olun bir felakete davetiye çıkarmış olurlar. Suriye’de yeniden bir savaş, kaos, felaket yaşanmasın diyenler inancı, vicdanı, biraz aklı ve fikri olan birileri varsa felakete değil, orada demokratik, barışçıl, bütün halkların ve inançların bir arada, kendi kimlikleriyle, statüleriyle yaşamış oldukları demokratik bir Suriye’yi istemek gerekiyor. Biz bunu istiyoruz.

Evet 1 Ekim’den beri bir süreç yürüyor. Bu süreç en son heyetimizin İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşmesiyle devam ediyor. Sayın Öcalan çok önemli mesajlar verdi. Türkiye’deki kimi medya ve yayın kuruluşlarına ve oradaki paralı analistlere bakmayın. Başka bir şey anlatıyor onlar. Emin olun Sayın Öcalan 94’te ne dediyse hala orada duruyor. Bütün kaosa, bütün krize, bütün olanaklara, fırsatlara, tehditlere rağmen hala olduğu yerde duruyor. Demokratik bir çözüm, demokratik bir cumhuriyet, Kürtlerin Türkiye’de eşit haklara sahip oldukları demokratik bir anayasa, birlikte yaşam diyor. Eşit bir yaşam diyor. şimdi Sayın Öcalan bunu diyor. Biz DEM Parti ve DBP olarak burada fikirlerimiz açıkladık.

Bu zeminde olan Türkiye’deki diğer bütün kurumlar ortak ve eşit yaşam, demokratik bir zemini işaret ediyor. Peki size soruyorum. Bu iktidar ne diyor? Bahçeli konuşuyor. Sayın Erdoğan ne diyor? Diyarbakır’da bir şeyler söyledi. Biraz sonra oraya da geleceğim. Biz bu kadar netken bütün kurumlarıyla bir irade ortaya koymuşken sizin huzurunuzda iktidara da sesleniyorum, siz ne diyorsunuz? Buyurun Türkiye kamuoyu ve halklarıyla lütfen paylaşın. Demokrasiden yana mısınız, çatışma ve şiddet yerine demokratik bir zeminden yana mısınız? Gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyor musunuz? 100 yıldır bastırmaya çalıştığınız, yok saydığınız Kürtlerin temel haklarını tanımaya var mısınız? Buyurun cevaplarını verin, hep birlikte görelim.

Biz her gün konuşuyoruz, her gün barıştan, demokrasiden, ortak yaşamdan yana olduğumuzu söylüyoruz. Biz bunu söylüyoruz. Beyefendiler hala tutuklamalara, operasyonlara, kayyım atamaya devam ediyorlar. En son Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız gözaltına alındı. Ne diyorlardı? Sağda solda büyük yalanlar ederek diyorlar ki ya onlar da davası olanları aday göstermesinler. Arkadaşlar Hoşyar eş başkanımızın ne bir davası ne bir soruşturması var.

Ne kadar yalancı olduklarını gördünüz mü? Uzaydan mı getireceğiz? Erdoğan’ın milletvekillerini mi götürüp aday göstereceğiz? AKP’ye kayıt yaptıranları mı götürüp Akdeniz’de aday gösterelim? Biz göstersek Akdeniz’deki Kürtler, Araplar, Aleviler, emekçiler, yoksullar oy verecek mi? Büyük bir aldatmaca, büyük bir kandırmaca en son Akdeniz’de kendisini ortaya koydu. Bir an önce bu hatadan dönülmelidir. Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimiz serbest bırakılmalıdır. İşlerinin başına dönmelidir. Bugüne kadar atadığınız kayyımları artık çekme zamanıdır.

“Türkiye’de bir barış umudu vardır, bu umudu zehirlemeyin”

Sandık kuruyorsunuz, sonuçları kabul etmiyorsunuz. Kim inanır size ya? Kim size bölgesel güç der? Kim size demokratik bir ülke der? Kim siizn Kürtler kardeşimizdir dediğinize inanır? İnsanlar yaptığınız pratiğe bakar, cezaevlerine bakar, mahkeme salonlarına bakar. Akşama kadar zehir kusan size yakın paranızla beslediğiniz basın yayın organlarının zehirli diline bakar. Lütfen bundan vazgeçin. Bir barış umudu var. Türkiye’de hiçbir zaman bu kadar geniş kapsamlı bütün halkları ve inançların katıldığı bir barış umudu oluşmamıştı.

Bu barış umudunu zehirlemeyin. Bu barış umuduna her birimiz katkı sunmak durumundayız. 7/24 toplantı halindeyiz. Türkü anlatalım, Arabı anlatalım, Karadeniz’i anlatalım, Trakya’yı anlatalım, emekçiyi anlatalım, emekliyi anlatalım. Ortak yaşamın ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi çalan çırpan soyan ekonomik darboğaza sokanların, bu Kürt meselesini bir sopa olarak demokrasi güçlerinin başında tutmaya devam ettiğini, buna artık bir son verilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.

Ama maalesef karşımızda başka bir pratik var. İktidarı samimiyete davet ediyorum. Gerçekten bu barış umudunu büyütmeye, bunu bir sürece evriltmeye, Kürt meselesini çözmeye var mısınız yok musunuz? 7/24 bize soru soran bizim olmadığımız programlarda bizim nerede durduğumuzu yalan yanlış yorumlayanlara da soruyorum, bir zahmet iktidara sorun bu barış umudunun neresindeler? Bu meseleyi demokratik yollarla çözmek istiyorlar mı istemiyorlar mı? Yüreğiniz varsa sorun, uçağına biniyorsunuz bir de soru sorun.

Sayın Cumhurbaşkanı dün Diyarbakır’da öyle şeyler söylüyor ki ben şaşırıyorum. Binbir cevapta verilecek söylemler. Diyor ki mesele Kürtlerle ilgili değil. Peki mesele Kürtlerle ilgili değilse kiminle ilgilidir? Cezaevi Kürt dolu, emekçi dolu, muhalif dolu. Mesele Kürtlerle ilgili değilse üç dönemdir kendi iradesini seçen Mardin halkının iradesine niye kayyım atıyorsun? Mesele tam da Kürtlerin kendisi ve Kürtlerle ilgilidir. Artık bu laflarla kimseyi kandıramıyorsunuz, inandıramıyorsunuz. Bakın uluslararası demokratik kamuoyu ilk defa bir bütün olarak Kürtlerin demokratik haklarının yanında duruyor. Kürtler statü elde etsin diyor. Lütfen başınızı kaldırın.

Yine yeni şeyler söylemek lazım diyor, biz de bekliyoruz “Amed’e gitti inşallah orada barış umuduna sürecine yeni kapsayıcı bir şey söyleyecek” diyoruz. Kendileri yeni şeyler söylemek lazım diyor. Biz de aynısını söylüyoruz, sürekli güncelliyoruz yeniliyoruz. Ama kendisi eski eski sözleri ısıtarak bize sunmaya çalışıyor. Ama artık bunun yiyeni yok, müşterisi yok. Lütfen anlamaya çalışın. Siz eski sözleri ısıttığınız sürece o salon boşalır kimse kalmaz tabela partisi olursunuz. O salona insan bulmak için bütün maddi koşulları zorlasanız da kimseyi bulamazsınız, onun için asıl siz yeni şeyler söyleyin. Yeni şeyler söyleme zamanınızdır.

Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderidir, ne güzel bizim de gururumuzu okşadı. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur, doğru. Madem bunları söylüyorsunuz Diyarbakırlı ne diyor bi de onu soralım. Diyarbakırlı mutlu mudur inkar politikalarından, kayyımcı politikalarınızdan, seçmiş olduğu temsilcilerinin cezaevine girmesinden? Bir zahmet bağımsız bir heyet ya da bir anket firması gönderin baksın Diyarbakırlı huzuru ve barışı nerede görüyor. Tesadüfen önünüze gelen kahvehaneye girin, berber ya da kuaför salonuna girin, lokantaya girin sorun bakalım Diyarbakır halkı ne istiyor. Biz varız, emin olun Amed halkı ne istiyorsa biz de onu istiyoruz, onu isteyeceğimize söz veriyoruz.

Heyetimiz partileri gezdi, heyetimizi kabul eden siyasi parti ve toplumsal çevrelere teşekkür ediyorum. İyi ettiler. Heyet bizzat Sayın Öcalan’dan aldığı mesajları ilgili siyasi partilere ve kurumlara götürdü. Bundan sonra da bu süreci yakinen takip etmek lazım. Türkiye’nin kurtuluşu emin olun demokratik bir müzakerededir, barıştır, Kürt meselesinin demokratik çözümüdür, Türkiye’yi demokratikleştirmektir.

Muhalefet de bu konuda çok iyi bir sınav ortaya koyuyor. Oy avcılarını saymıyorum. Zaten çok kıymeti harbiyeleri yok. Kılıç gösteriyorlar sanki millet onun kılıcına kafasını uzatacak. Irkçıya faşiste bak! Bu nasıl bir ülkedir, biz demokrasi barış diyoruz davalar açılıyor, kılıçla 25 milyonluk halkı katletme çağrısı yapan bir insan elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Böyle ikili bir hukuk var. Barış diyenin eline sopayla vuruyor, içeri atıyor, kılıç çekmekle tehdit eden bir faşistin, bu soykırımcı ve ırkçı yaklaşımı da izleniyor. Bu böyle olmaz.

Yüzyıllık sorunla Türkiye yüzleşmeli. Bu iktidar yeni bir şey söylemeli. Bu iktidar Diyarbakır’ın huzurunu Türkiye’nin huzuru, Diyarbakır’ın barışını Türkiye barışı yapmak istiyorsa, Diyarbakırlının, Amedlinin ne istediğini ve söylediğini dinlemeli ve gereğini yerine getirmelidir. Burada bileşen partilerimizin, ittifak partilerimizin temsilcileri var, muhalefetin diğer dinamikleri var. Onlara da çağrı yapmak istiyoruz. Değerli arkadaşlar barışı biz büyüteceğiz, barışı biz getireceğiz, barışı biz toplumlaştıracağız. Bizim öyle durup kimseden barış bekleyen bir halimiz yok.

Biz barışın nasıl geleceğini bilen bir gelenekten geliyoruz, büyük bir mücadele geçmişine ve tarihine sahip bir partiyiz. En başta DBP başta olmak üzere bileşen partilerimiz ve ittifak partileri ile Türkiye’nin muhalif güçleri başta olmak üzere herkesi barış umudunu büyütmeye barışa omuz vermeye davet ediyoruz. Biz inanıyoruz emin olun bu görkemli ve onurlu duruş ve mücadele devam ettiği sürece bizler bu ülkeye onurlu bir barışı getireceğiz. Buna dair olan inanç ve duygularımla hepinizi tek tek selamlıyor, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyor, kongremizde başarılar diliyorum.”

Paylaşın

Türkiye’de Siyasi Parti Sayısı 168’e Yükseldi

Türkiye’de son dönemde kurulan partilerle birlikte siyasi parti sayısı da 168’e yükseldi. Kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığına verilen DEVA, Saadet ve Gelecek Partilerinin çatı partisi “Yeni Yol” da bu sayıya eklendiğinde toplam sayı 169 olacak.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte siyasi parti sayısı da arttı. 2020 yılında 17, 2021 yılında 15, 2022 yılında 3, 2023 yılında 27 siyasi parti kuruldu. Siyasi parti kurulması rekoru ise 2024 yılına ait. 2024 yılında kurulan siyasi parti sayısı 33 oldu.

Son kurulan partilerle birlikte toplam siyasi parti sayısı da 168’e yükseldi. 2025 yılının ilk haftasında kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığına verilen DEVA, SAADET ve Gelecek Partilerinin çatı partisi “Yeni Yol” da bu sayıya eklendiğinde toplam sayı 169 olacak.

Öte yandan 14 Mayıs 2023 seçimlerinde oluşan TBMM’de istifa rüzgarı esiyor. Seçimlerin üzerinden geçen yaklaşık 1.5 yılda aralarında ihraçların da olduğu 31 milletvekilinin partisiyle yolları ayrıldı. Bu milletvekillerinden sadece Saffet Sancaklı partisine döndü, 15 milletvekili başka partilere katıldı. Halen Meclis’te 15 bağımsız milletvekili bulunuyor.

Bu sayı Meclis’te temsil edilen 8 partinin milletvekili sayısından fazla. DEVA Partisi’nin 10, HÜDA-PAR’ın 4, Yeniden Refah Partisi’nin 4, TİP’in 3, DBP’nin 2, Emek Partisi’nin 2, DSP’nin 1, Demokrat Parti’nin 1 milletvekili bulunuyor. Partilerinden istifa edip bağımsız olarak Meclis’te bulunan milletvekilleri ise şu isimlerden oluşuyor:

“İYİ Parti’den istifa eden Ankara Milletvekili Adnan Beker, Ankara Milletvekili Koray Aydın, Ankara Milletvekili Yüksel Arslan, İstanbul Milletvekili Mehmet Salim Ensarioğlu, Kürşat Zorlu, ihraç edilen Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır; Demokrat Parti’den istifa eden İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt,

İzmir Milletvekili Mehmet Salih Uzun, MHP’den istifa eden Isparta Milletvekili Hasan Basri Sönmez, Bolu Milletvekili İsmail Akgül, Kilis Milletvekili Mustafa Demir; CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün; DEVA Partisi’nden istifa eden İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Selma Aliye Kavaf, Burak Dalgın.”

Paylaşın