DİSK-AR, TÜİK’i Yalanladı: Gerçek İşsiz Sayısı 8 Milyon 365 Bin

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Aralık 2021’de geniş tanımlı işsiz sayısının bir önceki aya göre 314 bin arttığını, geniş tanımlı işsizlik oranının ise yüzde 22,6 olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık 2021’e ilişkin işgücü istatistiklerini açıklamasının ardından DİSK-AR’ın İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu da yayımlandı.

Rapora göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22,6, gerçek işsiz sayısı 8 milyon 365 bin oldu. DİSK-AR, dar tanımlı genç işsizliğinin yüzde 20,8, dar tanımlı genç kadın işsizliğinin yüzde 26,1, geniş tanımlı kadın işsizliğinin de yüzde 29,6 olduğunu açıkladı.

TÜİK’e göre mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 11,2, mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü) ise yüzde 22,6 seviyesinde gerçekleşti.

TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı (mevsim etkisinden arındırılmış) 2021 Aralık ayında bir önceki aya göre 2 bin kişi artarak 3 milyon 794 bin kişi oldu.

DİSK-AR tarafından hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Aralık 2021’de 8 milyon 365 bin kişi olarak gerçekleşti.

Raporda, cinsiyete göre işsizlik oranlarında kadın işsizliğinin tüm işsizlik türlerinde en yüksek kategori olarak görülmeye devam ettiği vurgulandı.

Erkek işsizliği 159 bin azaldı

Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı erkeklerde yüzde 9,9 iken kadınlarda yüzde 13,8’e yükseldi. Son 1 yılda kadın işsizliği 164 bin artarken, erkek işsizliği 159 bin azaldı.

Geniş tanımlı işsizlik (âtıl işgücü) ise erkeklerde yüzde 18, kadınlarda ise yaklaşık yüzde 30 oldu. Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark ise 10,8 puan.

İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı Aralık 2020 ve Aralık 2021 arası bir yıllık dönemde 2 milyon 959 binden 3 milyon 171 bine yükselerek 212 bin kişi arttı. TÜİK’e göre ise son bir yılda dar tanımlı işsiz sayısı bu dönemler arası 159 bin azaldı. Böylece iki veri arasındaki işsizlik sayısı farkı 371 bin oldu.

DİSK-AR buna dair “Ancak TÜİK yıllık işsizlik verilerinde bu eğilim yer almadı. TÜİK’in yıllık işsizlik verilerinin salgın dönemindeki işten çıkarma yasağı nedeniyle karşılaştırılabilir olmadığını ve yıllık karşılaştırmada ciddi sorunlar olduğunu düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

TÜİK’e Göre İşsizlik Düşmeye Devam Ediyor

TÜİK’in verilerine göre; 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,6 puanlık azalışla yüzde 20,8, istihdam oranı 0,6 puanlık artışla yüzde 34,1 oldu. Bu yaş grubunda işgücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 0,2 puanlık azalışla yüzde 43,0 seviyesinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Aralık 2021’e dönemine ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2021 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 2 bin kişi artarak 3 milyon 794 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık azalış ile %11,2 seviyesinde gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısı 2021 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 236 bin kişi artarak 30 milyon 141 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puanlık artış ile yüzde 47,0 oldu.

İşgücü 2021 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 238 bin kişi artarak 33 milyon 935 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,3 puanlık artış ile yüzde 52,9 olarak gerçekleşti.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,6 puanlık azalışla yüzde 20,8, istihdam oranı 0,6 puanlık artışla yüzde 34,1 oldu. Bu yaş grubunda işgücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 0,2 puanlık azalışla yüzde 43,0 seviyesinde gerçekleşti.

Aralık ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre tarım sektöründe 10 bin kişi azalırken sanayi sektöründe 108 bin kişi, inşaat sektöründe 5 bin kişi, hizmet sektöründe 134 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 16,8’i tarım, yüzde 21,7’si sanayi, yüzde 6’sı inşaat, yüzde 55,4’ü ise hizmet sektöründe yer aldı.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2021 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 0,5 puan artarak yüzde 22,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,7 olarak gerçekleşti.

İşsizlik oranı yüzde 11,3, istihdam oranı yüzde 46,0 oldu

İşsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 1,7 puan azalarak yüzde 11,3 oldu. İşsiz sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre 195 bin kişi azalarak 3 milyon 749 bin kişi olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 4,3 puan artarak yüzde 46,0 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 3 milyon 223 bin kişi artarak 29 milyon 550 bin kişi oldu.

İşgücüne katılma oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 4,0 puan artarak yüzde 51,9 oldu. İşgücüne katılan sayısı 3 milyon 27 bin kişi artarak 33 milyon 298 bin kişi olarak gerçekleşti.

Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 18,3 oldu

Aralık ayında sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren kayıt dışı çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı ayına göre 0,1 puan azalarak yüzde 27,8 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 0,5 puan artarak yüzde 18,3 oldu.

Paylaşın

‘Yastık Altındaki Altınlar’ İçin Yeni Paket Yolda

İngiltere’nin başkenti Londra’da dün ve önceki gün bankacı ve yatırımcılarla bir araya gelen Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, temasları sonrası yaptığı açıklamada gelecek dönemde finansal piyasalara ilişkin önemli bir paketin açıklanacağını duyurdu.

Bu paketle birlikte yastık altındaki altını sisteme sokmak istediklerini belirten Nebati, yastık altında 5 bin ton civarında altın olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Nebati, “Bunun da karşılığı 250-350 milyar dolar. Bunun belli bir miktarı, Merkez Bankası’na destek olacak ve döviz ihtiyacını giderecek” dedi. Nebati, sözlerini “Ama en önemlisi, modelimizin esasını teşkil eden Türk Lirası’nın (TL) özendirilmesi noktasında katkı sağlayacak bir enstrüman dahil edildi” şeklinde sürdürdü.

Reuters haber ajansının Nebati ile Londra’daki toplantıya katılan iki yatırımcıdan edindiği bilgiye göre, Türk hükümeti söz konusu paketi hafta sonu açıklayacak. Yatırımcılardan biri Türk hükümetinin planına ilişkin “Altınları bankacılık sistemine aktarmak istiyorlar” şeklinde konuştu. Reuters’ın haberinde, açıklanacak yeni programın nedeninin döviz mevduatlarının TL’ye çevrilmesini amaçlayan Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı uygulamasının beklentilerin gerisinde kalması olduğu değerlendirmesi yapıldı.

“Kur korumalı mevduat bir defa kullanılan bir enstrüman değil”

Bakan Nebati, Londra’da düzenlediği basın toplantısında kur korumalı mevduata yönelik de açıklamalar yaptı. Kur korumalı mevduat tek bir defa kullanılabilen bir enstrüman olmadığını belirten Nebati, “Şu anda 10 milyar dolar civarına gelen bir döviz, toplamda da dün itibariyle 312 milyar lirayı aşan ciddi bir mevduat oluşmuş durumda. İlk günlerde toplam mevduat içerisinde yüzde 10’larla başlarken, dün akşam itibariyle gelen rakam yüzde 45’ler seviyesine ulaşmış durumda. Şu anda vatandaş ilgi gösteriyor. Optimal nokta vatandaşın ilgisinde en üst seviyenin nerede yakalanacağıdır” diye konuştu.

Londra’da toplam 100’e yakın üst düzey yönetici ile görüşmeler gerçekleştirildiğini belirten Nebati, toplantılar sırasında “Türkiye Ekonomi Modeli” hakkında kapsamlı bilgilerin verildiğini, gelecek döneme ilişkin öngörüler üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi. Döviz kurlarında sağlanan istikrar ile birlikte ülkedeki enflasyonun geçici olduğunun toplantılarda dile getirildiğini belirten Nebati, bankacı ve yatırımcılarla belirli periyotlarda iletişimin sürdürülmesinin hedeflendiğini anlattı.

Paylaşın

‘Türkiye Dolarizasyon Etkisine Maruz Kalacak’ Uyarısı

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Latin Amerika ve gelişmekte olan Avrupa ülkelerindeki bankaların gelişmekte olan ülkeler arasında dolarizasyon etkilerine en yoğun maruz kalacak bankalar olacaklarına dikkat çekti.

Moody’s, dün yayımladığı raporda ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faizleri artırmasının büyük ihtimalle gelişmekte olan piyasalara sermaye akışını yavaşlatarak bu ülkelerin para birimlerinin ve ekonomik büyümelerinin zayıflamasına yol açağını ve muhtemelen dolarizasyonun fazla olduğu bankalarda kredi risklerini tetikleyeceğini belirtti.

Reuters’ın aktardığına göre; Moody’s analistleri, “Bilançolarında büyük miktarda yabancı para kredileri ve mevduatları olan bankalar yerel para birimlerinde sert değer kaybı durumunda sorunlu kredilerde artış yaşanması, kârlılık ve likiditelerinde baskı oluşması ihtimaliyle karşı karşıyalar” diye belirtti.

Raporda yer alan tahminlere göre, yüksek enflasyonla ve kurdaki değer kaybıyla mücadele eden Türkiye’de de döviz mevduatın toplam mevduata oranının 2022 sonuna kadar yüzde 65’e yükselmesi bekleniyor. Türkiye’de döviz mevduatı 2020’nin sonunda yüzde 47, geçen yıl yüzde 63 seviyesindeydi.

Türkiye üç ülkeden biri

Avrupa’da, Türkiye, Azerbaycan ve Belarus en fazla dolarizasyonun olduğu üç ülke konumunda. Moody’s, “Kur riskine karşı koruma altında olmayan yabancı para kredilerinin ödenmesi gittikçe zorlaşıyor ve mevduat sahipleri fonlarını çekmeye eğimli hale geliyor. Merkez bankalarının, bankaların dolar zararlarını kapatmak için yeterli rezervlerinin olmaması durumunda kriz döneminde yüksek dolarizasyon aynı zamanda finansal istikrara karşı tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Dolarizasyonun nedenleri nelerdir?

Dolarizasyonun ortaya çıkmasında iki temel unsuru vardır.

  • Birincisi makroekonomik istikrarsızlık ve ekonomik birimlerin istikrarsızlığa karşı yabancı para birimine yönelerek korunma istekleridir.
  • İkinci temel unsur ise piyasa eksiklikleri ve düzenleyicideki aksaklıklardır.

Dolarizasyon yükselmesinin altında birçok neden yatabilir. Ancak en birincil neden ekonomiye ve yerel paraya karşı güven kaybıdır. Diğer etkenler arasında yüksek enflasyon, negatif reel faiz, paranın dış değerinin hızla düşmesi…

Dolarizasyonun yükselmesi halinde belli başlı ekonomik sıkıntılar baş gösterir. Bunlardan bazıları şöyle:

  • Ülkenin ekonomik şoklara karşı kırılganlığı artar.
  • Ödeme yeteneğine yönelik riskler nedeniyle finansal kesimlerde kırılganlık artar.
  • Gelirinin önemli kısmı ulusal para cinsinden olan kamunun yabancı para cinsinden borçları nedeniyle borçluluğun sürdürülebirliği konusunda sıkıntı yaşanır.
  • Döviz kurununun fiyatlara etkisi yüksek olur.
  • Dolarizasyon, firmaların bilançolarında kur uyumsuzluklarına neden olarak kırılganlığın artmasına yol açabilmektedir.
Paylaşın

‘Asgari Geçim Haddi’ 12 Bin Liraya Dayandı

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türkiye Kamu-Sen), ocak 2022 fiyatlarıyla yaptığı araştırmada, çalışan bir kişinin yoksulluk sınırı 5 bin 584 lira, dört kişilik ailenin asgari geçim haddi ise 11 bin 898 lira olarak hesaplandı.

Türkiye Kamu-Sen’den yapılan açıklamaya göre, konfederasyonun Ar-Ge Merkezince TÜİK’in ocak 2022 fiyatlarıyla hazırlanan Asgari Geçim Endeksi’nde, çalışan bir kişinin açlık sınırı 4 bin 433 lira, yoksulluk sınırı ise 5 bin 584 lira olarak belirlendi.

Dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi 11 bin 898 lira, ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamı ise 4 bin 240 lira oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, çalışanların cebine yansıyan enflasyonun açıklanan enflasyondan daha fazla olduğunu bildirerek, şu ifadeleri kullandı:

“Daha ilk aydan 6 ay için yapılan maaş zammını aşan ve yıllık zam oranının tamamına yaklaşan bir enflasyonla karşı karşıyayız. Son bir ayda dört kişilik ailenin aylık zorunlu harcaması 1525 lira artmıştır. Geçen her an kamu çalışanlarının aleyhine işlemekte, maaşlar enflasyon karşısında erimektedir.

Yüksek enflasyon döneminde ortaya çıkan mağduriyeti gidermek adına, mahsuplaşma için 6 ay beklenmeden, her ay ortaya çıkan farkın maaşlara yansıtılması ve üzerine refah payı ilave edilerek kamu çalışanlarının enflasyona ezdirilmeyeceği sözünün hayata geçirilmesi gerekiyor.”

Paylaşın

Ukrayna-Rusya Gerilimi Gıda Fiyatlarını Olumsuz Etkileyecek

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna-Rusya gerilimi başta ekmek olmak üzere gıda fiyatlarını olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Bayraktar, Ukrayna ile Rusya arasındaki gerilimin ithalatta sorunlara neden olması sebebiyle başta ekmek olmak üzere Türkiye’deki gıda fiyatlarını olumsuz etkileyeceği konusunda uyarıda bulundu.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Bayraktar, “Bu yıl tarımsal üretimdeki sorunlar giderilemezse çok daha yüksek gıda fiyatlarıyla karşı karşıya kalabiliriz” ifadesini kullandı.

Bayraktar’ın açıklamasından satır başları şöyle:

Mazot fiyatı son bir yılda yüzde 111 oranında arttı. Üreticilerimize verilen mazot desteği bu artış karşısında yetersiz kaldı. Tarımsal sulamada kullanılan elektrik tarifesine yüzde 94,8’lik zam çiftçilerimizin artan maliyetlerini daha da artırdı.

Bu buhran, özellikle stratejik ürünlerde ithalata bağımlı olmanın ülkemize verdiği zararları göstermesi bakımından önemlidir. Özellikle yerli üreticimiz bu bağımlılıktan en fazla olumsuz etkilenen kesim olmaktadır.

TZOB olarak sürekli ithalata dayanan tedarik politikasına her zaman karşı olduk, yerli üretimi artırmanın önemini ıslarla vurguladık. Dünyada gıda ile ilgili yaşanan gelişmeler ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi. İhtiyacımız olan buğday ve arpayı rahatlıkla verilecek desteklerle ülkemizde üretebiliriz.

Paylaşın

Toplumun En Büyük Sorunu ‘Açık Ara Farkla’ Ekonomi

Düşünce kuruluşu Ipsos’un yayınladığı Anti Kriz Monitörü araştırması ülkenin en önemli sorununun “açık ara ile ekonomi” olduğunu işaret etti. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna vatandaşların yüzde 86’sı ekonomi yanıtını verirken, Kovid 19 salgınını söyleyenlerin oranı yüzde 5’te kaldı.

Fiyat artışlarında vatandaşı en çok etkileyen kalemin elektrik faturası olduğu görülürken, doğal gaz ve su gibi diğer kaçınılmaz aylık fatura kalemlerinin de önemli etki yaptığının altı çizildi. Araştırmaya katılanların üçte ikisi ise market alışverişlerinde tasarruf için bazı ürün kategorilerini tüketmekten vazgeçebileceğini belirtti.

800 birey ile gerçekleştirilen ve yüzde 3’lük hata payına sahip araştırma, 1-4 Şubat tarihlerindeki seçili verileri kapsıyor. Ülkenin başlıca sorununun ekonomi olduğunu işaret eden araştırmada ‘koronavirüs salgını en önemli sorundur’ diyenlerin oranı sadece yüzde 5’te kalmış durumda.

Yoklamaya katılanların çoğunluğu yakın gelecekte kişisel ekonomik durumlarının ‘daha kötüye gideceğini’ düşünürken, neredeyse üçte birlik bir kesim ise kişisel ekonomisinin yakın gelecekte ‘aynı kalacağı’ veya ‘daha iyi olacağı’ görüşünde.

“Hane geliri düştü”

Araştırmada son 12 ay içinde hane gelirlerinin azaldığını belirtenlerin oranı ise yüzde 54 olarak ortaya çıktı. Vatandaşların neredeyse yüzde 40’ı ise bu dönemde hane gelirinin “pek değişmediğini” veya “arttığını” belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Ülkenin en önemli problemi hangisidir sorusuna çok açık ara ile ekonomi yanıtını almaya devam ediyoruz. Bu noktada yaklaşımı biraz daha netleştirebilmek için önceki hafta ilginç bir soru sormuştuk, elinizde tek bir sorunu çözme imkanı olsa salgını mı yok edersiniz yoksa ekonomiyi mi düzeltirsiniz demiştik, bu soruya da yine büyük farkla ekonomi yanıtını almıştık.

Bu haftaki sonuçlara bakarak şunu söyleyebiliriz, ülkenin en önemli sorunu ekonomi hatta neredeyse diğer tüm sorunları unutturacak kadar önemli, tek sorunumuz haline gelmiş durumda. Koronavirüs salgını en önemli sorundur diyenlerin oranı %5 iken ekonomi en önemli sorundur diyenler %86. Bu yüzden bu hafta ekonomi başlığına odaklandık.

“Çoğunluk, ekonominin daha kötüye gideceğini düşünüyor”

Çoğunluk, yakın gelecekte kişisel ekonomik durumunun daha kötüye gideceğini düşünüyor. Yaklaşık üçte birlik bir kesim kişisel ekonomisinin yakın gelecekte aynı kalacağı veya daha iyi olacağı düşüncesinde. Ancak ülke ekonomisi ve kişisel ekonomi sorularını bir arada değerlendirdiğimizde görüyoruz ki kendi durumuna dair daha umutlu olan bu grubun da bir kısmı ülke ekonomisinin durumundan memnun değil.

Araştırmamıza katılanların %54’ü son 12 ay içinde hane gelirlerinin azaldığını belirtiyor. Kişisel ekonomi sorusu ile de paralellik arz edecek şekilde bu soruda da %40 civarında bir kitle aynı dönem içinde hane gelirinin pek değişmediğini veya arttığını belirtiyor. Yine de ülkenin en önemli sorunu ekonomidir diyenlerin oranının %86 olduğunu hatırlarsak hane gelirinde kayıp yaşamayanların da önemli bir kısmının ekonomiyi bir sorun olarak gördüklerini söyleyebiliriz.

Fiyat artışlarında vatandaşı en çok etkileyen kalemin elektrik faturası olduğunu görüyoruz. Kış mevsiminin de etkisi ile giyim masrafları bir diğer kalem. Doğalgaz, su gibi diğer kaçınılmaz aylık fatura kalemleri de önemli etki yapıyor. Araştırmamıza katılan her üç kişiden ikisi market alışverişlerinde tasarruf için bazı ürün kategorilerini tüketmekten vazgeçebileceğini belirtiyor.

Ekonomi, siyasi tercihlerden bağımsız bir sorun haline dönüşmüş halde. Bunu her on kişiden sekizinin ülke ekonomisinin durumunu kötü olarak nitelendirmesinden anlıyoruz, son yayınlanan araştırmalara göre hiç bir siyasi partinin veya ittifakın %80 oy oranı yok, vatandaş oy tercihinden bağımsız olarak ekonomiden memnuniyetsiz.

Düşünce kuruluşu Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması, Türkiye’de mayıs 2020 sonlarından itibaren ekonomi sorununun Kovid 19 salgınını geride bırakarak ülkenin en önemli problemi olarak görülmeye başladığını işaret etmişti.

Paylaşın

Bankaların Verdiği Krediler 4,9 Trilyon Liraya Ulaştı

Yüksek enflasyon ortamında yurttaş temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kredilere yükleniyor. Enflasyonun yüzde 48,9 olduğu ocak ayında Türk Lirası krediler yüzde 2’lik artış gösterdi. Yükselen faiz oranları kredi kullanımını sınırlandırsa da bankaların verdiği krediler 24 -31 Ocak günleri arasında, 17 milyar lira artarak 4 trilyon 962 milyar liraya yükseldi.

Bankaların zamanında tahsil edemediği için takibe aldıkları krediler ise söz dönemde 1,5 milyar lira artarak 161,2 milyar liraya çıktı. Geliri enflasyon karşısında reel olarak eriyen yurttaşlar faiz oranlarındaki yükselmeye rağmen bankalara borçlanmaya devam ediyor.

Ocakta yüzde 11,1’lik enflasyon 4 bin 250 lira olan yeni asgari ücretin 472 lirasını silip götürdü. Satın alma gücü açısından ise toplam 1490 lira. Hal böyle olunca yurttaş kaybını karşılamak için bankanın yolunu tutuyor.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu 21-28 Ocak haftasında 7,2 milyar lira artarak 1 trilyon 27 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 26,2 milyar lirası vadesinde ödenmediği için takibe alınan kredi ve kredi kartı borçlarından oluşuyor. Yurttaşların bankalar ve finansman şirketlerine olan borcunun 810 milyar lirası bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinden, 217 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor. Son hafta tüketici kredilerinde 2,3 milyar liralık, kredi kartı borçları ise 4,9 milyar liralık artış yaşandı.

Yurttaşların sadece bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borçları 1 trilyon 27 milyar liraya ulaştı. Vatandaşların vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları da 19,9 milyar lirası tüketici kredilerinden, 6,3 milyar lirası da kredi kartlarından olmak üzere toplam 26,2 milyar lira düzeyinde bulunuyor.

Yılın ilk günü yürürlüğe giren ve domino etkisi yaratan zamlar küçük işletmelerin de belini büküyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, biriken borçlar nedeniyle yapılandırması bozulan esnafın zor zamanlardan geçirdiğini kaydetti. Elektrik, doğalgaz, mazot, benzin ve LPG’ye yapılan zamlarla ilgili konuşan Palandöken, elektrikteki zamların geri alınmasını ve esnafa özel bir tarife uygulanması yönünde çağrı yaptı.

Palandöken, “Esnafın mağduriyetin giderilmesiyle ilgili mutlaka bir çözüm bekliyoruz. Konut da dahil olmak üzere esnafın kullandığı elektrik faturaları astronomik oranda yükseldi. Esnafın bunu ödemesi mümkün değil. Ve esnaf, ‘Bizim bu söylemlerimiz dikkate alınsın. Bu faturaları ödeyecek güçte değiliz’ diyor” şeklinde konuştu.

KOBİ’lerin bankacılık sektörüne olan borcu geçen yıl 225 milyar lira artarak 1 trilyon 131 milyar liraya kadar yükseldi. Bu borcun 56,8 milyar liralık kısmı KOBİ’lerin zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan rakamdan oluşuyor. Aynı bankada birden fazla kredi borcu bulunanlar tek, farkı bankalara borçlu olanlar ise borç hesabı sayısı kadar sayıldığında toplam 4 milyon 144 bin KOBİ niteliğinde kredi borçlusu bulunuyor. Bunların 299 bin lirası takipte bulunuyor.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

TESK Başkanı Palandöken, Elektrik Zamlarına İsyan Etti

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, elektrik kullanımında yüzde 127 zam uygulanacak sınırın konutlarda 150 değil en az 400-500 kw saat olması gerektiğini söyledi.

Haber Merkezi / Palandöken, “Bakkalın, kasabın buzdolabı, et çekme makinası, terzinin ütüsü gibi cihazlarla her gün kullanımı muhakkak olan lamba, ışıklı levhalar artık bu fiyatlardan dolayı yanmamaya başladı. Konutlarda ise sadece buzdolabı, fırın ve televizyon gibi cihazlarla kullanım kotası olan 150 kw saati geçiyorken, bu sınırı geçenlere daha yüksek zamlı tarifenin uygulanması herkesi mağdur etti. Ülkemizde 3’lü tarife sistemi var. Konutlar, sanayi ve ticaret. En düşük ücretle elektrik sanayii de ve en yüksek elektrik tarifesi ise esnafımız tarafından kullanılmaktadır. Bu da gösteriyor ki esnafımız konutlardan ve sanayiciden daha fazla elektrik faturası ödemektedir. Elektrikte konutlarda uygulamaya konulan 150 kw saat uygulamasında ise kullanım ortalamaları alınarak bu sınır yükseltilmeli ve iş yerlerinde kullanılan elektrikte yazlık kışlık olarak ayrı ayrı hesaplanarak faturalandırılmalı” dedi.

Esnafın buzdolabının fişini çekip tabelasını söndürme noktasına geldiğine dikkati çeken TESK Başkanı Palandöken, “Yeni yılın ilk günlerinde elektrik faturalandırma sisteminde kademeli sisteme geçildi ve yüzde 50 ile yüzde 127 değişen oranlarda aylık 150 kilovatsaatlik tüketim sınırına göre zam yansıtılmaya başlandı. Aylık belirlenen bu sınırı geçmemek için evlerde buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi, ütü gibi zorunlu cihazların hiç çalışmaması gerekiyor. Bununla birlikte işyerlerinde zorunlu olarak çalıştırılması gereken buzdolapları, yanması gereken ışıklar ile tabelalar bundan sonra yanmayacak demektir. Bakkal dolaplarını iade etmeye başladı, kasaplar dolaplarını çalıştıramaz hale geldi, terzi makinesini ve ütüsünü açmaya korkuyor, esnaf tabelalarını söndürürse sokaklar da ışıksız kalır” diye konuştu.

“Yazlık ve kışlık elektrik tarifede ısrarlıyız”

Alt sınırın en az konutlarda 400-500, iş yerlerinde ise 800-1200 kilovatsaat olması gerektiğinin altını çizen Palandöken, “Elektriğin yazdan daha çok kışın kullanıldığını, ısınmada, aydınlanmada, mutfakta, temizlikte, işyerlerinde her alanda olmazsa olmaz olduğunu belirtmiş ve zam yapılmaması için talep de bulunmuştuk. Esnaf ve sanatkâr camiası olarak yazlık ve kışlık elektrik tarifede ısrarlıyız. Bununla birlikte doğalgazda da kademeli sisteme geçiş kararı Resmi Gazete ’de yayınlandı. Kışın çetin geçtiği bu dönemlerde vatandaş, esnaf ve sanayici düşünülerek kademe üst sınırdan belirlenmeli. En önemli harcama kalemlerinde faturaların yüksek gelmesi üretimi de tüketimi de olumsuz etkiliyor. Bu yüksek fiyatlar hem enflasyonu hem de maliyetleri yükseltiyor” şeklinde vurguladı.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Hazine’ye 49,3 Milyar TL Aktarılacak

Merkez Bankası, geçen yıl kârından avans ve birikmiş yedek akçenin dağıtılması yönünde karar aldı. Buna göre, ilgili mevzuat çerçevesinde; 45 milyar Türk Lirası kâr payı avans tutarının, 4,3 milyar lirası ihtiyat akçesinin hissedarlarına dağıtılacak.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), Olağanüstü Genel Kurul toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi.

Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, ”Merkez Bankası 2021 yılı dönem kârı üzerinden kâr payı avansı ödenmesine ve 2020 yılı kârından ayrılan ihtiyat akçesinin dağıtılmasına karar verilmiştir” ifadeleri yer aldı.

Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Olağanüstü Genel Kurul toplantısı 3 Şubat 2022 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.

Genel Kurul toplantısında, Merkez Bankası 2021 yılı dönem kârı üzerinden kâr payı avansı ödenmesine ve 2020 yılı kârından ayrılan ihtiyat akçesinin dağıtılmasına karar verilmiştir.

Bu kapsamda ve ilgili mevzuat çerçevesinde;

  • 45 milyar Türk lirası kâr payı avans tutarının,
  • 4,3 milyar Türk lirası ihtiyat akçesinin

hissedarlara dağıtımına başlanmıştır.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.”

İhtiyat akçesi nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) saf karının yüzde 20 ‘lik kesiminin zor zamanlarda kullanmak üzere ayırması sonucu oluşan paraya ihtiyat akçesi denir.

İhtiyat akçesi, olaüanüstü durumlarda , savaş durumlarında, doğal felaketlerde kullanılması için Merkez Bankası ‘nın kenara ayırdığı paradır. İhtiyat akçesi bazı kesimler tarafından kefen parası olarak da nitelendirilir.

Genel kurul öne çekiliyor,

Son üç yıldır, Merkez Bankası’nın genel kurulları öne çekilerek, yıl kârından ortaklara dağıtılacak tutarın büyük kısmının avans olarak verilmesi kararı alınıyor.

Sembolik birkaç şahıs ve banka hissesi dışında Merkez Bankası’nın hisseleri Hazine’ye ait bulunuyor. Hazine’ye kârdan avans yanında birikmiş ihtiyat akçesinin de dağıtılması Genel Kurul gündemine alınmıştı.

Paylaşın