Cari Açık Şubat’ta 21 Milyar 845 Milyon Dolara Yükseldi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Şubat Ödemeler Dengesi İstatistikleri’ni yayımladı. Paylaşılan verilere göre, cari işlemler açığı Şubat’ta geçen yılın aynı ayına kıyasla 2 milyar 707 milyon dolar arttı ve 5 milyar 154 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bunun sonucunda da 12 aylık cari işlemler açığı 21 milyar 845 milyon dolara yükseldi. Bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 3 milyar 902 milyon dolar artarak 6 milyar 3 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Geçen yılın Şubat ayında 624 milyon dolar olan altın ve enerji hariç cari işlemler fazlası, bu yılın aynı döneminde 2 milyar 167 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde, hizmetler dengesi kaynaklı net girişler de 874 milyon dolar artarak 1 milyar 608 milyon dolara yükseldi.

Doğrudan yatırımlar 0’lanmak üzere

Şubat’ta doğrudan yatırımlar kaynaklı 4 milyon dolarlık giriş kaydedilirken, portföy yatırımları kaynaklı 765 milyon dolarlık net çıkış gerçekleşti.

Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, Şubat’ta yurtdışı yerleşikler, hisse senedi piyasasında 228 milyon dolarlık ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 573 milyon dolarlık net satış yaptı.

Yurtdışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 551 milyon dolar geri ödeme, genel hükümet ise 1 milyar dolar net kullanım gerçekleştirdi.

Yurtiçi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 2 milyar 180 milyon dolar net artış kaydetti. Yurtdışı bankaların yurtiçindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 495 milyon dolar ve Türk lirası cinsinden 1 milyar 981 milyon dolar olmak üzere toplam net 2 milyar 476 milyon dolar arttı.

Yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili bankalar ve genel hükümet sırasıyla 911 milyon dolar ve 174 milyon dolar net geri ödeme, diğer sektörler ise 244 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.

Rezervler de eriyor

Resmi rezervler de Şubat’ta net 2 milyar 218 milyon dolar azaldı. Net hata noksanda ise 511 milyon dolarlık çıkış yaşandı. Şubat ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 135,5 artarak 3 milyar 347 milyon dolardan, 7 milyar 881 milyon dolara yükselmişti.

Cari Açık nedir?

Ülkenin dış dünya ile olan mal ve hizmet ticaretinin sonucu cari denge olarak adlandırılır. Sadece mal ticaretinin sonucu ise dış ticaret dengesidir.

Eğer ülkenin sattığı mallar satın aldığı mallardan fazla ise dış ticaret fazlası, tersi geçerli ise dış ticaret açığı vardır. Mal ticaretinin sonucuna hizmet ticaretinin (en önemli kalem turizm)  sonucu eklenerek cari dengeye ulaşılır.

Örneğin dış ticaret açığı -60 milyar $ olan (yani mal ticaretinde – 60 milyar $ açık veren) bir ülkenin turizm gelirleri giderlerinden 20 milyar $ daha fazla ise (yani hizmet ticaretinde +20 milyar $ fazla vermişse)  cari açığı 40 milyar $ dolar olacaktır.

Cari açık ülkenin dış dünyadan dolar talebini gösterir. Bir başka deyişle bu açığın finansmanı için 40 milyar dolar bulunması gerekir.

Döviz bir ülkeye nasıl girer?

Dolar arzı yani ülkeye döviz girişi esas olarak üç kanaldan olur.

a-Doğrudan yabancı yatırımlar (yabancıların şirket satın almak, fabrika kurmak amacıyla ülkeye getirdikleri dövizler)

b-Portföy yatırımları (yani yabancıların özel şirket tahvil ve hisse senetleri ile devlet tahvillerini satın almak üzere ülkeye soktukları döviz)ve

c- Kısa ve uzun vadeli borçlanmalar.

Cari açığın finansmanı içinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının da artması demektir. Çünkü bu tür dövizler iç ve dış faktörlere bağlı olarak kolaylıkla her an ülkeyi terk edebilirler.

Cari açık ile döviz kurunun ilişkisi nedir?

Ülkenin dış dünyadan döviz talebi (cari açık) ile ülkeye döviz arzı (yukarıda belirtmiş olduğumuz kanallardan giren döviz) arasındaki farka bağlı olarak döviz kuru belirlenir. Döviz arzının talebinden fazla olması kuru düşük tutarken, tersi kurun yükselmesine yol açar. Ülkenin kırılganlığı yüksek olmasına rağmen döviz girişi devam ediyorsa kur düşük kalabilir. Ancak bu bıçak sırtı bir durumdur ve her an (iç ya dış siyasi, askeri ya da ekonomik gelişmelere bağlı olarak)  işler tersine dönebilir. Ülkeden hızlı bir döviz çıkışı başladığında önce finansal ardından reel piyasaların çöküşü kaçınılmaz olur.

İthalatla büyüme neye neden olur?

Ülkenin üretim artışı (yani büyüme) ne kadar çok dışarıdan mal ithalatını (ham madde, ara malı ve yatırım malı) gerektiriyorsa büyüme ile birlikte ithalat artışı kaçınılmazdır. İthalat artarken ihracat da aynı şekilde artıyorsa sorun yoktur. Artmıyorsa dış ticaret açığı kaçınılmazdır. Artan dış ticaret açığını turizm gelirleri finanse ediyorsa yine sorun yoktur Aksi takdirde cari açık kaçınılmazdır. Cari açık ne kadar doğrudan yabancı yatırımlar ve uzun vadeli borçlanma ile finanse ediliyorsa kırılganlık o kadar azdır. Aksi takdirde bıçak sırtı büyüme süreci ve sonunda iç ve dış faktörlere bağlı olarak ortaya çıkacak kriz kaçınılmazdır.

Peki çözüm nedir?

Yukarıdaki kısır döngüyü kıracak temel dinamik ülkenin üretim yapısının ve ihracatın bileşiminin değişimi yani ileri teknoloji ürünlerinin üretimi ve ihracatıdır. Bunun gerçekleşmesini sağlayacak temel dinamik ise teknolojik atılımdır. Teknolojik atılım uzun vadeli bir vizyon gerektiren, başta eğitim yapısının değişimi olmak üzere çok sayıda belirleyeni olan bir süreçtir. Hükümetin uygulayacağı sahici bir teşvik ve sübvansiyon politikası bu sürecin en önemli boyutlarından biridir.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: İşsizlik Yüzde 10,7

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Şubat 2022 İşgücü İstatistiklerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2022 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 178 bin kişi azalarak 3 milyon 579 bin kişi oldu.

Haber Merkezi / TÜİK verilerine göre, işsizlik oranı ise 0,5 puanlık azalış ile yüzde 10,7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 9,3 iken kadınlarda ise yüzde 13,4 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı 2022 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 90 bin kişi artarak 30 milyon 6 bin kişi, istihdam oranı ise değişim göstermeyerek yüzde 46,6 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 64,0 iken kadınlarda yüzde 29,6 olarak gerçekleşti.

İşgücü 2022 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 87 bin kişi azalarak 33 milyon 585 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puanlık azalış ile yüzde 52,2 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,6, kadınlarda ise yüzde 34,2 oldu.

Genç işsizlik yüzde 20,7

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,6 puanlık azalış ile yüzde 20,7 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 17,7, kadınlarda ise yüzde 26,5 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2022 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 0,3 saat artarak 45,6 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2022 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 0,9 puan azalarak yüzde 21,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 14,7 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı %18,1 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

Ukrayna Ekonomisi Yüzde 45, Rusya Ekonomisi Yüzde 11 Küçülecek

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı savaşın sonuçları küresel çapta yaşanan fiyat artışları, enflasyon ve emtia sıkıntısıyla hissedilirken Dünya Bankası savaşın Rus ve Ukrayna ekonomilerinde yol açacağı sonuçlara dair tahminlerini açıkladı.

Buna göre Ukrayna’nın ekonomisinin neredeyse yarıyarıya küçülmesi bekleniyor. Ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının geçen yıla oranla yüzde 45 oranında düşmesi bekleniyor. Dünya Bankası’nın Pazar günü açıkladığı söz konusu öngörülerinin savaşın süresi ve yoğunluğuna göre değişeceğinin altı çizilirken, tahminlerin savaştaki değişime ve süreye bağlı olacağının da altı çizildi.

Savaşın başlamasından önce Ocak ayı sonunda Ukrayna’nın büyüme tahminini Dünya Bankası yaklaşık yüzde 3 olarak açıklamıştı. Dünya Bankası, Ukrayna ekonomisinin pek çok alanının olumsuz etkilendiği savaşın sonuçlarının da korkunç olmasının beklendiğini ve göç ve kaçışla birlikte yoksulluğun da ürkütücü boyutlara ulaşmasından endişe duyulduğunu bildirdi.

Yoksulların oranı yüzde 1,8’den yüzde 19,8’e tırmanacak

Ukrayna ile aynı kategoride yer alan ülkelerde istatistiki olarak günlük yoksulluk sınırının 5,50 ABD doları olduğu, savaşla birlikte Ukrayna halkı içinde bu kategoride yaşayanların oranının yüzde 1,8’den yüzde 19,8’e tırmanmasının beklendiği de belirtildi.

Dünya Bankası’nın Avrupa ve Orta Asya Bölümü Başkan Vekili Anna Bjerde, “Savaşın yol açtığı insanı krizin boyutu çok sarsıcı. Ukrayna’nın ekonomisinde istikrar sağlayabilmesi ve vatandaşlarına yardım edebilmesi için derhal büyük maddi desteğe ihtiyacı var” diye konuştu.

Ukrayna’ya yönelik tahminler savaşın gidişatına bağlı

Ukrayna’ya yönelik yapılan ekonomik tahminler savaşın gidişatı kestirilemediğinden barış ortamında yapılanlara göre çok daha belirsiz. Ancak gidişata dair ipuçları vermesi bakımından büyük önem arzediyor.

Dünya Bankası dün yaptığı açıklamada, savaşın Ukrayna’daki üretimde de büyük önem taşıyan altyapısına ağır zarar verdiğini belirtiyor ve buna demir yolları ile raylı sistemleri, köprüleri, yolları ve limanları sayıyor. Dolayısıyla Ukrayna’ya yönelik öngörüde bulunmanın çok güç olduğu tekrarlanıyor.

Kuruluş, ticaretin de durma noktasına geldiğini, Karadeniz’deki limanlardan yapılan ihracatın büyük kısmının da yapılamadığını haber veriyor. Rusya’nın saldırılarıyla Ukrayna’da tarımın da yapılamaz hale geldiği, bunun sonuçlarının da bu yılı aşıp önümüzdeki döneme yönelik olumsuz etkileri olacağı da belirtiliyor.

Rusya ekonomisi yüzde 11,2 oranında küçülecek

Dünya Bankası, Ukrayna’ya saldıran Rusya’nın ekonomisinin de ABD ve Avrupa’dan uygulanan yaptırımlar sonucunda yüzde 11,2 oranında küçülmesinin beklendiğini duyurdu. Ülke içindeki talebin de yaptırımlarla ortaya çıkacak işsizlik ve alım gücünün düşmesi nedeniyle azalacağı, yoksulluğun ve enflasyonun artacağı, tedarik zincirinin de kesintiye uğrayacağı tahmin ediliyor. Rusya’nın büyümesine dair savaş öncesinde Ocak ayında yapılan tahminler de pek iyimser değildi.

Bu arada Dünya Bankası, savaşın başlamasıyla sadece Rusya’nın değil onunla bağlantılı ülkelerin ekonomilerinin de küçüleceğini haber veriyor. Belarus, Moldova, Kırgızistan ve Tacikistan ekonomilerinin de örneğin savaş nedeniyle olumsuz etkileneceği, Rusya’da yaşayan bu ülke vatandaşlarının mesela memleketlerine daha az para göndereceği belirtiliyor. Kırgızistan ve Tacikistan gibi ülkelerde, yurt dışında yaşayan vatandaşların ülkelerine gönderdiği paranın o ülkelerin gayri safi yurt içi hasılasına etkisinin yüzde 30’unu oluşturduğu haber veriliyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşın ticaretteki akışı da büyük oranda kesintiye uğrattığı belirtiliyor. Özellikle Rusya ve Ukrayna’dan buğday alan ülkelerin durumuna dikkat çekiliyor. Kuzey Afrika ve kimi Orta Doğu ülkeleri buğday konusunda bu iki ülkeye büyük ölçüde bağımlı. Pek çok uzman, fakir ülkelerde enflasyonun ve zamların büyük siyasi istikrarsızlıklara da yol açmasından endişe edip uyarıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

En Fazla Yoksul Diyarbakır Ve Şanlıurfa’da

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı İstatistik Araştırma Dergisi’nde yer alan “Türkiye’de Hanehalkı Yoksulluğunu Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi” başlıklı makalede en yoksul iller ve yoksulların oturduğu konut tipleri paylaşıldı.

Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanı Onur Şentürk ve Gebze Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuri Çelik imzasını taşıyan makaleye göre yoksulların yüzde 70,8’i müstakil evlerde oturuyor.

Cumhuriyet’in haberine göre; araştırmada en fazla yoksul hanenin yüzde 16 ile Urfa ve Diyarbakır’da, en az yoksul hanenin  ise yüzde 0,5 ile Zonguldak, Karabük, Bartın bölgesinde olduğu belirtildi.

Çalışmada kullanılan verilerde ayrıca yoksul hanelerin yüzde 70.8’i müstakil konutta, yüzde 15.1’inin 10 daireden az yerleşim yeri olan apartmanda, yüzde 9.4’ünün 10 daireden fazla yerleşim yeri apartman ve yüzde 4.6’sının ise ikiz ya da sıralı evde oturdukları ifade edildi.

“Yoksullar harcamalarını zor yapıyor”

Araştırmada yoksulların gerekli harcamaları nasıl karşıladıkları verisi  yer aldı. Yoksulların yüzde 65.5’inin hanelerinin genellikle gerekli harcamalarını zor yapabildiklerini, yüzde 33.7’sinin ne zor ne kolay ve yüzde 0.8’inin ise gerekli harcamaları kolay yapabildiklerini beyan ettikleri görüldü.

Yoksul hanelerin yüzde 60.3’ü dört ve daha fazla kişiden oluşurken, yüzde 18.6’sı üç ve dört kişilik hanelerden, yüzde 12.3’ü tek kişilik hanelerden ve yüzde 8.8’i ise iki kişilik hanelerden oluştuğu da makalede dikkat çeken istatistiklerden biri oldu.

“Yoksullar 50 yıllık binada yaşıyor”

Dergide yer alan detaylardan biri de yoksulların oturduğu konutların yaş analizi oldu. Makaleye göre yoksulların yüzde 48.7’sinin oturduğu konutun yaşı 20-49 yıllık iken, yüzde 21.6’sı 10-19 yıllık binalarda oturuyor. Yoksulların yüzde 15.5’i ise 50 yıl ve daha fazla yıllık binalarda ikamet ediyor. Yeni sayılabilecek 0-9 yaş arasındaki binalarda oturan yoksullar ise toplam yoksulların yüzde 14.2’sini oluşturuyor.

Araştırmada yoksul hanelerin yüzde 74.7’sinin yaşadığı çevrede; hava kirliliği, çevre kirliliği, toz, hoş olmayan koku, pis su veya diğer çevresel sorunlar görülürken, yüzde 25.3’ünde ise böyle bir problem yaşanmadığı belirtildi.

TÜİK’e göre yoksulluk

TÜİK’e göre yoksulluk ise insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması durumu olarak özetleniyor. Yoksulluk kavramı kurum tarafından iki farklı şekilde ele alınıyor.

Dar anlamda yoksulluk: Açlıktan ölme ve barınmadan yoksunluk. Geniş anlamda yoksulluk: İnsan hayatının sürdürülebilmesini sağlayan gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlara sahip olmasına rağmen yaşadığı çevrenin genel seviyesinin gerisinde kalmayı ifade ediyor.

Öte yandan TÜRK-İŞ mart ayı araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de açlık sınırı 4 bin 928, yoksulluk sınırı ise 16 bin 52 TL olarak belirlendi.

Paylaşın

Vatandaşın Takipteki Borcu 60 Milyar Liraya Ulaştı

Vatandaşların takipteki borçları varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte 60 milyar lirayı buldu. Yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre bankaların karı ise yüzde 322 arttı.

Hayat pahalılığı karşısında vatandaşlar çözümü bankalar aracılığıyla ararken, veriler bankaların karını da katlayarak artırdığını gösteriyor. Ekonomik krizin yanı sıra iktidarın teşvik edici politikalarının da etkisiyle vatandaşların bankalara olan kredi borçları da her geçen gün artıyor.

Hayat pahalılığı karşısında vatandaşların bankalara talebi artarken, takipteki borçlar varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte 60 milyar lirayı buldu. Yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre bankaların karı ise yüzde 322 arttı.

Bankalararası Kart Merkezi’nin verilerine göre, 2022 yılının ilk ayında kredi kartı sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13 oranında artarak 86 milyon 209 bine çıktı. Bireysel kredi kullananlar da bir yılda 1,3 milyon kişi artarak 35,6 milyona ulaştı. Ortalama kredi borcu ise 30 bin TL olarak hesaplandı. Bireysel kredilerin yarısına yakını olan yüzde 45’inin ihtiyaç kredilerinden oluşması, yurttaşların daha çok yaşamını sürdürebilmek için bankalara başvurduğunu gösteriyor.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekilerle birlikte 1 Nisan itibarıyla 1 trilyon 77 milyar liraya çıktı. Bu borcun 837 milyar lirası konut, otomobil, ihtiyaç gibi bireysel kredilerden, 239 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklandı. Son hafta tüketici kredilerinde 5,1 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 8,5 milyar liralık artış oldu.

Takipteki borçlar 28 milyar liraya çıktı

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre vatandaşların, bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan toplam borcu ise son rakamlarla 1 trilyon 134 milyar lira olarak hesaplandı. Vadesi geldiği halde ödenemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları 28 milyar liraya çıktı. Varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte takipteki borçlar ise 60 milyar lirayı buldu.

Bankalara olan borç ve ödeme güçlüğü yaşayanların sayısı sürekli artarken bankaların kredi kaynaklı kârlarında da rekor artışlar oldu. Vatandaşların mevduatlarına düşük faiz veren bankaların ve finansman şirketlerin kredi kartı ve krediler için belirledikleri faiz tutarı yüzde 30 dolayında belirleniyor.

Kur korumalı mevduat nedeniyle büyük kârlar elde eden bankacılık sektörünün bu yılın ilk iki aylık dönemindeki net kârı geçen yıla göre yüzde 322,8 oranında artarak 39 milyar lira oldu. Bankacılık sektörünün tüketici kredileri ve kredi kartlarından bu yılın ilk iki ayında toplam elde ettiği faiz geliri ise 28,1 milyar liraya ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde 16 milyar 176 milyon TL olan kar, bir yılda 11 milyar 900 milyon lira arttı.

Paylaşın

Elektriğe ‘Yeni Zam’ Kapıda

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Sakarya, “Elektriğe yeni zam kaçınılmaz. Nisan ayında sanayi tarifesine zam yapıldı. Diğer abone gruplarına zam yapılmadı” dedi. Sakarya, “KDV’den indirim ile bu duruma çözüm olmaz. Bunlar geçici kısa vadeli çözümler. Bu çözümler yurttaşı rahatlatmaz” ifadelerini kullandı.

Yılbaşı gecesinden itibaren geçerli olmak üzere elektrikte yüzde 52 ile yüzde 130 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  şubat ayında yaptığı konuyla ilgili açıklamasında “Yurttaşımıza gelen elektrik faturaları elbette yüksektir. Buna rağmen Türkiye hem fiyat hem asgari ücrete oranı bakımından yurttaşlarına en uygun tarifeli elektrik hizmeti sunan ülkelerin başında gelmektedir” diyerek Avrupa’daki diğer ülkelerden örnekler vermişti.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, elektrik zamları ile ilgili konuşan encazip.com kurucusu Çağada Kırım, “Yılsonuna kadar birkaç defa daha zam bekliyoruz” dedi.

Daha çok zam geleceğini dile getiren Kırım, “Şu an zam yapılacaktı fakat Temmuz ayına ertelendi.  Bu zam neredeyse şart. Fakat elektrik fiyatları tüketici tarafından çok fazla karşılanıyor. Bu konuda yüksek tepki olunca ihtiyaç olan zam evlere değil de sanayi kuruluşlarına yansıtılıyor. Sanayi kuruluşlarına fonlanmış oluyor. Bu sefer de sanayi elektrik fiyatlarında artış oluyor, dolayısıyla tüketici yine olumsuz etkileniyor” diye belirtti.

Kırım sözlerinin devamında, “Evlerde elektrik artmadığı zamanlarda sanayide artan elektrik fiyatları tüketiciyi yine zora sokuyor. Tüketicinin aldığı ürünlerin fiyatı yükseliyor. Tüketicinin aldıkları ürünün pahalı olmasının sebebi elektrik pahalılığından kaynaklı oluyor. Örneğin tüketici ramazan pidesini 9 liraya alıyor. Bunun nedeni üreticinin elektrik giderleri. Tüketici bu konuda bilinçlendirilmeli” şeklinde konuştu.

“Yeni zam kaçınılmaz”

Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Sakarya, “Yeni zam kaçınılmaz. Nisan ayında sanayi tarifesine zam yapıldı. Diğer abone gruplarına zam yapılmadı. Bu politik tercihler devam ettiği sürece bu durum böyle sürecek. Serbestleşme devam ettiği müddetçe,  ithal kaynaklı üretim olduğu sürece bizim zamlardan kaçmamız mümkün değil. Yapılması gereken ülke ekonomisi açısından dağıtım bölgelerini kamusal alana geçirmek” dedi.

Sakarya sözlerinin devamında, “KDV’den indirim ile bu duruma çözüm olmaz. Bunlar geçici kısa vadeli çözümler. Bu çözümler yurttaşı rahatlatmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Yoksulluk Gözler Önünde

MetroPOLL Araştırma Şirketi tarafından paylaşılan ankete göre, halkın yüzde 60’ı et tüketmeyi bıraktığını, yüzde 50’3’ü öğünlerini azalttığını, yüzde 31,9’u ise zaman zaman aç kaldığını söyledi.

Halkın ekonomik krizi günden güne şiddetlenirken, bu durum anketlere de yansıyor. MetroPOLL’ün, “Son yıllarda ekonomik durumunuzdan dolayı aşağıdakileri yaptığınız oldu mu?” sorusu üzerine yaptığı ankette çarpıcı sonuçlar elde edildi.

Katılımcıların soruya verdiği yanıtlar şöyle:

“Yemek öğünlerini azalttım” diyenlerin oranı yüzde 50,3; ‘azaltmadım’ diyenlerin yüzde 49. Cevap vermeyenlerin oranı yüzde 0,7.

“Zaman zaman aç kalıyorum” diyenlerin oranı yüzde 31,9; ‘kalmıyorum’ diyenlerin yüzde 67,2. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 0,9.

“Et tüketmeyi bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 61,8, ‘bırakmadım’ diyenlerin yüzde 37,3. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1.

“Kalın giyinip evi ısıtmıyorum” diyenlerin oranı yüzde 53,7; ‘ısıtıyorum’ diyenlerin yüzde 44,7. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,6.

“Daha az çamaşır yıkıyorum” diyenlerin oranı yüzde 57,9; değişmediğini belirtenlerin yüzde 40,5. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,7.

“Özel araç kullanımını bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 62,5; ‘bırakmadım’ diyenlerin oranı da yüzde 34,9. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 2,6.

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünya Genelinde Rekor Seviyeye Yükseldi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Cuma günü Paris’te yaptığı açıklamaya göre gıda fiyatları Ukrayna savaşının da etkisiyle geçen ay küresel ölçekte rekor seviyeye ulaştı.

Gıda ve Tarım Örgütü, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle tahıl ve bitkisel yağ piyasalarının çok sarsıldığını vurguladı. Yetkililer, Rusya ve Ukrayna’nın birlikte son üç yıl zarfında küresel buğdayın yüzde 30’unu, mısır ihracatının da yüzde 20’sini karşıladığını belirtiyor.

FAO, halihazırda içinde bulunulan ayda da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) buğday rekoltesinin iyi olmayabileceği endişeyle fiyatların yüzde 19,7 oranında artış kaydettiğini belirtti. Mart ayı fiyatlarının da yüzde 19,1 oranında yükseldiğini, böylece arpa ve darı fiyatlarıyla birlikte tahılda rekor artış kaydedildiğine işaret etti.

FAO gıda fiyatları endeksi önemli

FAO’nun en çok işlem gören gıdaların piyasalardaki değişimini yansıtan endeksi, küresel değişimi göstermesi bakımından önem arzediyor. Endeksin Şubat ayında 141,4, Mart ayında da 159,3 puan ile rekor artış kaydettiği bildiriliyor.

FAO, kısa süre önce yaptığı açıklamada da Ukrayna savaşının etkisiyle gıda ve yem fiyatlarının yüzde 20’ye kadar artabileceği uyarısında bulunmuştu. Bu gelişmenin küresel çapta aşırı beslenme yetersizliğine yol açmasından endişe duyuluyor.

Gıda ve enerji ile hammadde fiyatlarındaki artışlar küresel çapta enflasyonun hızla artmasına yol açıyor. Gıda fiyatlarındaki artışın Ukrayna’dan ve Rusya’dan görece uygun buğday alan fakir ülkelerde beslenme yetersizliği dışında siyasi krizlere de yol açabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

‘Turizm Sezonu’ Başlamadan Bitti

AK Parti iktidarı turizm sezonu öncesi olumlu açıklamalar yapmasına karşın sektör can çekişiyor. Kovid 19 salgını ve ekonomik kriz yüzünden iki yıldır turizm sektörü dibe vurmuşken şimdi de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sektörü adeta durma noktasına getirdi. Turizmciler de işçiler de sezona kısa günler kala hazırlıklarını sürdürmesine rağmen umutları yok.

Birgün’den Aycan Karadağ’a açıklamada bulunan Bodrum Profesyonel Otel Yöneticiler Derneği Başkanı (BOYD) Serdar Karcılıoğlu, turizm sektörünü belirsiz bir sürecin beklediğini kaydetti. Karcılıoğlu, “Türkiye satın alan turist için öncelikle döviz kurlarının getirdiği olağanüstü farka dayalı olarak ülkesinde bir adet bira yerine ülkemizde belki de on bira içebilecek. Ülkesinde bir hafta yaşam için harcayacağı para ile burada bir ay yaşayabilecek avantaja dönüştü. Kısaca ucuz ülke bu kez neredeyse ‘bedava ülke’ imajına dönüşecek. En önemlisi bu kalıcı ve bizim bu sarmaldan çıkmak için çok uzun yıllara ihtiyacımız olacak” dedi.

Karcılıoğlu şunları kaydetti: “Kalkıp bu tür patlayan çatlayan rezervasyonlardan bir başarı hikâyesi çıkarmak ve bu yönde demeçler vermek ancak bilgisiz ve gafillerin işidir. Sektör can çekişiyor, büyük borç batağı içerisindedir. Otellerde yiyecek içecekte yüzde 128 diğer giderlerde yüzde 87 enflasyon olduğu açıklandı. Oteller geçen yılki fiyatlarına en az yüzde 100 ilave yapmaları durumunda başa baş noktayı yakalayabilecekler. Şimdi birçok tesis sıcak para imkânını kullanmak üzere maliyetlerinin altında satışlar yapabilirler ve yapacaklardır. İşte esas felaket de burada kopacaktır. Kısaca son 40 yılda elde ettiğimiz kazanımlarımızın hemen hepsini kaybetmek durumundayız. Bu konuya el atması gereken Ankara kafasını kuma gömmüş, bir anlamda da sadece bu mavi boncuk çığırtkanlarını dinlemekle yetiniyor.”

“İşçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor”

Turizm, Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası (TEHİS) Genel Sekreteri Ferhat Zorbay ise sezon öncesi işçilerin yaşadığı sorunları aktardı. Zorbay, “Turizm sezonunun açılmasıyla birlikte yurtiçinde 250-300 bin mevsimlik turizm işçisi Ege ve Akdeniz’e akın ediyor. Nisan, mayıs ayları ile birlikte başlayan sezon, ekim kasım ayında sonlanıyor. Bu süre zarfında binlerce iş yeri işçi arayışına giriyor. Hem ucuz iş gücü hem kayıt dışı çalıştırılmanın en yoğun yaşandığı alanların içerisinde yer alıyor bu sektör. Uzun mesai saatlerinin ve yoğun şekilde kayıt dışı çalıştırılmanın olduğu bir alan olması sebebiyle işçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor” dedi.

Zorbay şunları dile getirdi: “Otel işçileri 24 saatlik bir dilimde çalıştırılıyor, mesai saati gibi kavramlar geçersiz kalıyor. Bunun yanı sıra bütün sezon çalıştırılıp hakları verilmeyen binlerce işçi oluyor. Bütün bunların karşısında Turizm Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası olarak yeni döneme bütün bu süreci örgütlemek ve mevsimlik turizm işçilerinin insanca yaşam koşullarını kazanabilecekleri bir mücadele pratiği örgütlemeyi planlıyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’de Hiperenflasyon Riski Ne Kadar Yakın?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon martta yüzde 5,46 arttı, yıllık bazda yüzde 61,14 olarak gerçekleşti. TÜİK’in resmi enflasyon verilerine alternatif olarak çıkan bağımsız araştırma grubu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise tüketici fiyat endeksinin mart ayında %11,93’ ulaştığını, yıllık enflasyonun da %142,63 olarak gerçekleştiğini duyurdu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, “Kur stabil olduysa faiz de gündemden çıktıysa, enflasyonu da er ya da geç birlikte alaşağı edeceğiz.” dedi.

Fakat muhalefet partileri hiperenflasyon uyarıları yaptı. Peki hiperenflasyon riski ne kadar yakın, gelinen aşamada Merkez Bankası’nın elinde enflasyonu düşürmek için hangi reel seçenekler var? Türkiye’deki durumun nedenleri, küresel çapta enflasyon artışlarından farklı mı?

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski başekonomisti Hakan Kara ve Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu ile Ekonomi yazarı Barış Soydan euronews’e değerlendirdi.

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’ya göre Türkiye uzun yıllar çok yüksek enflasyonla yaşayıp hiperenflasyona gitmemiş tek ülke.

Dolayısıyla tarihsel perspektiften bakınca hiperenflasyon riski düşük. Fakat mevcut politikalarda ısrar edilirse enflasyon sorunu giderek ciddileşebilir.

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Merkez Bankası’nın enflasyonu düşürebilmek için faiz ve iletişim aracını etkin bir şekilde kullanması gerektiğini düşünüyor.

“Merkez Bankası faiz ve iletişim aracını etkin bir şekilde kullanabilirse enflasyon dinamiklerindeki bozulmayı sınırlayabilir. Ancak gerçek anlamda fiyat istikrarına ulaşmak için artık merkez bankasının dışında tamamlayıcı tedbirlere de ihtiyaç var. Güven veren ve riskleri azaltan güçlü bir makroekonomik program uygulanmadan enflasyonu kalıcı olarak düşürmek mümkün olmaz.’’

Türkiye’deki enflasyon artışını para politikasının devrede olmamasına bağlayan Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara Türk parasının ‘sahipsiz kaldığını’ düşünüyor.

“Türkiye’de enflasyon yüzde 61, bize benzeyen akran ülkelere ortalama enflasyon 7-8. Aradaki fark tamamen bizim kendi yarattığımız enflasyon. Bizde enflasyondaki ilave bozulmanın temel sebebi para politikasının devrede olmaması. Merkez Bankası elindeki aracını kullanamadığı için paramız sahipsiz kalıyor. Sahipsiz kalan para satın alma gücünü kaybeder. Olay bu kadar basit.’’

Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu’ya göre ise her ne kadar resmi rakamlara yansımasa da hiperenflasyon var. Ve TÜİK bu şekilde mücadele etmeyi bırakırsa gerçek anlamda enflasyon yüzde 100’ü bulabilir.

“Mücadele edilmezse enflasyonda üç haneli rakamları göreceğiz. Bununla birlikte enflasyondaki bozulmanın temel nedeni Eylül 2021’den itibaren atılan politika faiz kararındaki adımlar. Enflasyon, 23 Eylül’deki para politikası kararına kadar yüzde 19’du. Buradan yüzde 61’e çıktı. Yani tek nedeni faizlerin indirilmesidir.’’

Prof.Dr. Şenol Babuşçu, enflasyonla mücadele etmesi gereken Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın sessiz kaldığını ifade ediyor.

“Merkez Bankası’nın beş altı aydır sesi çıkmıyor yani enflasyonla mücadelede politika uygulamıyor. Merkez Bankası’nın para politikası uygulaması gerekiyor. Hazine ve Maliye Bakanı ise sadece konuşuyor, maliye politikasını uygulamıyor. Bunun nedeni de hükümet tarafından dışlanmışlık ve kararlarını bağımsız alamaması. Örneğin Merkez Bankası’nın en önemli silahı faiz ama bunu kullanamıyor. Burada enflasyonla mücadele eden tek kurum TÜİK. TÜİK hiperenflasyon olmasın diye elinden gelen her çabayı gösteriyor. Olmaması da yine TÜİK’in başarısına bağlı. TÜİK’in açıkladığı rakamlara da güvenmiyorum çünkü enflasyon yüzde 100’ün üzerinde. ENAG verileri ve ÜFE ile market fiyatları bunu gösteriyor.’’

”Türkiye’nin yaşadığı enflasyon artışı küresel çapta enflasyon artışlarından farklı”

Kısa vadede bir toparlanmadan bahsedilemeyeceğini düşünen Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Şenol Babuşçu, uzun vadede faiz oranlarının arttırılmasıyla bir çıkış bulunacağı görüşünde.

“Türkiye’nin yaşadığı enflasyon artışı küresel çapta enflasyon artışlarından tamamen farklı. Politika faizini indirmesinden kaynaklı, uluslararası piyasaların etkisi kısıtlı. Kısa vadede bir adım atılacağını sanmıyorum ama uzun vadede faiz oranları arttırılırsa bir çıkış var. Bunu da çok büyük bir kur artışında kullanacaklar. Başka kullanmayacaklar.’’

Ekonomi yazarı Barış Soydan da hiperenflasyon riskine karşılık resmi enflasyon rakamlarının ne kadar gerçek olduğunu sormanın önemli olduğunu düşünüyor.

“İktidarın seçime kadar bu şekilde gideceklerini düşünüyorum. O nedenle enflasyonun daha da sert yükseliş riski var. Hiperenflasyon tanımı tartışmalı. Bana göre yüzde 100 oranı Türkiye için hiperenflasyondur. Ama iktisada baktığımızda yüzde 200 kabul ediliyor. Eğer yüzde 200’ü baz alacaksak Türkiye hiperenflasyona uzak hatta yıl sonunda daha da uzaklaşacak.’’

Başkanlık Sisteminin Merkez Bankası’nın tersine politika izlemesini engellediğini düşünen ekonomi yazarı Barış Soydan, acilen atılması gereken adımları şöyle sıralıyor:

“Bir ülkenin Merkez Bankası enflasyon altında bir politika faizi verirse bunun anlamı ben enflasyonla mücadele etmek istemiyorum demektir. Ne yapmalı? Merkez Bankası para politika faizinde arttırıma gitmeli. İkincisi yapısal sorunlar çözülmeli. Mesela en başta tarım geliyor. Ekili alanlar azalıyor, çiftçiler bırakıyor. Bu kolay bir iş değil ama önüne geçilmeli. Sonra maliye politikaları geliyor. Devletin kemer sıkması gerekiyor, daha az borçlanmalı ve daha az harcamalı. Mesela gösterişli projelerden vazgeçilmeli. Kanal İstanbul hala gündemde. En zoru ise enflasyon bekleyişlerini kırmak. Ki bunu kırmaya yönelik politikalar geliştirilmeli.’’

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın