Hazine’nin Dış Borcu Önceki Aya Göre 238 Milyar Lira Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) verilerini paylaşan CHP Milletvekili Süleyman Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” dedi.

CHP) Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, yaptığı yazılı açıklama ile Merkez Bankası’nın verilerini paylaştı. Bankanın 17 Haziran itibariyle brüt rezervin 101 milyar dolara düştüğünü kaydeden Bülbül, “AKP iktidarının kötü ekonomi politikası sonucu; elde edilen verilerin de ortaya koyduğu üzere hem ülke hem de vatandaş borç batağına batmış durumda. Türkiye’nin uluslararası yatırım açığı nisan ayında 2,3 milyar dolar küçülerek 236,8 milyar dolara geriledi” dedi.

‘Dış borç bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha arttı’

“Merkez Bankası’nın, brüt rezervinde 10-17 Haziran günleri arasında, 1,5 milyar dolarlık azalış oldu. 17 Haziran itibarıyla brüt rezerv 101 milyar dolara düştü. Brüt rezerv geçen yılın sonuna göre ise 10 milyar dolar azaldı. Swap borcu dahil net rezervi ise eksi 53,8 milyar dolar oldu” diyen Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” bilgisini paylaştı.

Kur korumaları mevduat hesabı açanlara verilen faiz tutarına da değinen Bülbül, “Cumhurbaşkanlığı’nın TBMM’ye sunduğu ek bütçe kanunu teklifiyle, bütçe gelirleri 1 trilyon 80 buçuk milyar lira büyütülerek 2 trilyon 883 milyar liraya çıkarılıyor. Dolayısıyla başlangıçta yaklaşık 278 buçuk milyar lira olan bütçe açığı tahmini değişmiyor. 24 Aralık 2021’de 11,67 lira olan dolar kurundan 6 ay vadeli kur korumalı mevduat hesabı açanlar 6 aylık dönemde net olarak yüzde 48,9 oranında faiz elde ettiler” dedi.

Söz konusu faizin halkın cebinden çıktığını belirten Bülbül, “Son 6 haftada vatandaşların borçlarında 91 milyar liralık artış yaşandı” diye belirtti.

İcra dosyalarındaki artış

Evrensel’in aktardığına göre icra dairelerinde bulunan dosyaların artışına da dikkat çeken CHP’li Bülbül, “İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda bir milyon 485 bin adet artarak 24 Haziran itibarıyla 23 milyon 778 bine çıktı. Çiftçi, emekli, esnaf, genç borçlu memleket borçlu. Vatandaşın alım gücü kalmadı, enflasyon yüzde 200’lere dayanmış durumda. Memleket bu durumdayken Saray ve yandaşları hayal dünyasında yaşamaya devam ediyor. Ama vatandaş bunun hesabını sandıkta soracak, tek adam rejimini sandıkta ilk seçimde gönderecek” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ekonomiye Güven Haziranda Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı. Buna göre endeks, Mayıs ayında 96,7 iken, Haziran ayında yüzde 3,3 oranında azalarak yüzde 93,6 olarak belirlendi.

Haber Merkezi / Bu, Mayıs 2021’den beri en düşük seviye. Bir önceki aya göre Haziran ayında tüketici güven endeksi yüzde 6,2 oranında azalarak 63,4 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 2,2 oranında azalarak 104,6 değerini aldı.

Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,7 oranında azalarak 119,6 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,3 oranında azalarak 118,7 değerini aldı. İnşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 1,7 oranındaki artışla yüzde 83 olarak ortaya çıktı.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Dikkat Çeken Enflasyon Tahmini: Yüzde 80’i Aşacak

Fransa merkezli banka Societe Generale, Türkiye ekonomisine ilişkin yeni tahminler yayımladı. Banka, enflasyonunun yüzde 80’in üzerine çıkmasının olası olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB), 2023’ün ikinci çeyereğine kadar politika faizini yüzde 14’te tutacağını tahmin ettiğini açıkladı.

Societe Generale, TL’nin değer kaybetmeye devam etmesini ve enflasyon ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle TL üzerindeki satış baskısının artmasını beklediğini de açıkladı.

Öte yandan 12 ekonomistle bir anket yapan Reuters, Haziran ayındaki yıllık TÜFE beklentisi ortalamasının yüzde 78 olduğunu paylaştı. Yıl sonu beklentisi ise yüzde 69,5 oldu. Ekonomistlerin yıl sonu tahminleri yüzde 60,3’ten yüzde 120’ye varan bir yelpazede farklılık gösterdi.

Reuters’a göre Haziran’daki yıllık TÜFE, Eylül 1998’deki yüzde 80,4’lük orandan bu yana en yüksek enflasyon olacak. Mayıs ayındaki ankette yıl sonu beklentisi yüzde 60,3 olmuştu. Bu, beklentilerde bir ayda yüzde 9,2’lik bir artış anlamına geliyor.

Merkez Bankası, Nisan ayında bir güncelleme yaparak 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 23,2’ten yüzde 42,8’e çıkarmıştı.

Enflasyonun Mayıs’tan sonra inmeye başlayacağını söyleyen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Halkımız bize güvensin, kalıcı fiyat istikrarını en kısa sürede sağlayacağız” açıklamasını yaptı.

Tüketici fiyatları mayıs ayında yüzde 2,98 ile yüzde 4,8 olan beklentilerin oldukça altında bir artış göstermişti. Yıllık enflasyon böylece yüzde 73,5’e yükselerek 24 yılın zirvesine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın politika faizi ise ocak ayından bu yana yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyon verilerini 4 Temmuz 2022 Pazartesi günü saat 10:00’da açıklayacak. TCMB’nin haziran ayına ilişkin piyasa katılımcıları anketinde de yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 57,92 iken, yüzde 64,59 olarak güncellenmişti.

Paylaşın

BDDK Kararının Şirketler Ve Ekonomi Üzerinde Olası Etkileri Neler?

BDDK’nın getirdiği son düzenleme, elinde yüksek miktarda döviz tutan firmaların TL kredi kullanmalarına sınırlama getiriyor. Buna göre, bağımsız denetimden geçmesi gereken ve elinde 15 milyon TL’den fazla nakit dövizi bulunan firmalar, şayet bu miktar toplam aktiflerinin ya da bir yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’unu aşıyorsa TL cinsi ticari kredi alamayacak.

Söz konusu uygulama, bu sınırlamaya tabi olan şirketleri ellerindeki dövizi satmaya ve bu şekilde piyasadaki döviz arzını artırarak kurdaki yükselişi sınırlamayı umuyor. Peki atılan bu yeni adım şirketler ve ülke ekonomisi üzerinde ne tür etkilere sahip olabilir?

Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için değerlendirdi;

“Son uygulama ile bir kez daha altta yatan probleme kalıcı çözüm geliştirilmeyip problemin yarattığı yan etkilerle mücadele çabasına şahit oluyoruz.

TL’nin değer kazanması için enflasyonu kontrol altına almak gerekiyor. Çünkü bir para biriminin başka para birimleri cinsinden değerini o paranın alım gücü belirliyor. Bizde ise “enflasyonla büyüme”nin bilinçli bir politika tercihi olarak ifade edilmesi, enflasyonun düşürülmeyeceğini, enflasyonla mücadele için gerekli para politikasının uygulanmayacağını söylüyor.

Büyümeyi desteklemek için faizler düşük tutuluyor. Düşük faiz enflasyonu tetikliyor. Faizlerin enflasyona paralel bir şekilde artması engellenince bu sefer gerek kişisel gerek kurumsal düzeyde tasarruflar dövize kayıyor.

Düşük faiz ortamında TL cinsi varlıklar cazip olmadığı için dışarıdan döviz girişi olmuyor. Bilakis, artan kırılganlık ve risklerle içerideki döviz arzı da dışarı kaçıyor. Bu nedenle bir süredir döviz likiditesinde ciddi bir açık yaşıyoruz.

Faizleri yükseltip kurumsal alt yapıyı güçlendiren, üretkenliği destekleyecek politikalar geliştirilmeyince sermaye girişini artırmak mümkün olmuyor. Bu durumda geriye içeride döviz talebini dizginleyecek önlemler kalıyor.

KKM bu düzenlemelerin en önemlilerinden biriydi. Ancak “yara bandı” niteliğindeki bu düzenlemeler kendi içinde yan etkilerle geliyor.

Altta yatan sorun devam ettiği için vergi istisnası gibi ek teşvikler olmayınca bu ürünler bir noktada ömrünü dolduruyor. O noktada yeni enstrümanlar ve düzenlemeler devreye sokuluyor.

Haftasonu devreye giren BBDK düzenlemelerini bu çerçevede değerlendirdiğimizde KKM’nin devamı için geliştirilmiş yeni bir teşvik olarak da görebiliriz. Bu bağlamda dövizde geçici bir rahatlama yaratsa da kalıcı bir etki beklemek zor.

Yeni düzenlemenin etkisi ne olur?

Olası senaryoları tartışmadan önce şunu hatırlayalım ki şirketlerin ellerinde döviz tutmaları kurda artış beklentisinin bir sonucu.

Kura yönelik yukarı yönlü riskler ise giderek artıyor. Bir taraftan içeride TL’nin değerini koruyacak para politikası adımlarının atılmayacağının her fırsatta altı çizilirken diğer yandan büyük merkez bankaları agresif faiz artırımlarını başlattılar.

İçerideki döviz ihtiyacına karşılık enflasyondaki artış devam ediyor ve bu kırılganlıklar risk primini artırıyor. Artan risk primi ise borçlanma maliyetlerimizi yükselterek kur üzerindeki yukarı yönlü riskleri artırıyor.

Kurda artış bekleyen bir şirket ise doğal olarak gelirini döviz olarak tutup ileride yapacağı döviz cinsi harcamalar için şimdiden kaynak ayırıyor.

Bunu önlemenin yolu kurda istikrar, kurda istikrarın yolu fiyat istikrarı, fiyat istikrarının yolu ise “enflasyonla büyüme” tercihinin terk edilmesidir.

Bu yapılmadığı sürece alınacak her yeni önlem belki geçici bir rahatlama yaratacak ama uzun vadede hem etkinliğini yitirecek hem de düzeltilmesi gereken daha fazla yan etki yaratacaktır.

BBDK düzenlemesi şirketleri hangi kanallardan etkiler?

  • Şirketler TL kredisi edinebilmek için ellerindeki dövizi satarlar: Tekrar hatırlayalım ki şirketlerin ellerinde döviz tutmaları, ileride döviz ihtiyaçları olduğunda finansman maliyetlerini en ucuza getirebilmek için yaptıkları bir “optimizasyon”un sonucu.

Eğer bugün ellerindeki dövizi satıp yarın daha pahalı bir fiyata almak durumunda kalırlarsa bu durum kısa vadede döviz piyasasını sakinleştirse de uzun vadede artan maliyet olarak geri dönecek, şirket bilançolarını olumsuz etkileyecek ve enflasyonist baskıları artıracaktır.

İlave olarak bu tür bir düzenleme dışarıdan döviz girişi sağlamayacağından sadece mevcut dövizin kısa vadede el değiştirmesine vesile olup uzun soluklu bir rahatlama getirmeyecektir.

  • Şirketler ellerindeki döviz varlıkları eritmeden TL kredisi de alabilmek için yan yollara başvurabilirler: Eurobond satın almak, döviz varlıkları şirket hesabında değil şahıs hesabında tutmak, yurtdışındaki hesaplarına taşımak, bankalarla swap yapıp bugün ellerindeki dövizleri ellerinden çıkmış gösterip ileri bir tarihte geri almak gibi. Bu durumda dövizde arzu edilen rahatlama sağlanamadığı gibi şirketler üretime odaklamaları gereken enerjilerini finansal canbazlıklara harcadıklarından üretim olumsuz etkilenir.
  • Şirketler döviz tutmak yerine o dövizle almayı düşündükleri ara malını önceden alıp depolama yoluna giderler ve depolama maliyetlerine katlanmak durumunda kalırlar. Artan bu maliyet daha fazla enflasyon olarak geri döner.
  • Şirketler banka kredisi yerine tahvil çıkararak borçlanmaya çalışır: Finansal piyasalarının derinliği çok yüksek olmayan ve bankacılık sisteminin finansal sistemin belkemiğini oluşturduğu bizim gibi ülkelerde banka dışı finansman imkanları hem daha kısıtlı hem daha maliyetidir. Şirketler küçüldükçe daha çok asimetrik bilgi sorununa maruz kaldıkları için tahvil çıkararak borçlanabilme maliyetleri daha da artar. Bu da bir kez daha maliyet enflasyonunu tetikler.
  • Kredilerde yavaşlama: Yeni düzenleme hem arz hem de talep tarafından kredileri yavaşlatabilir. Arz tarafında bankalar hangi şirketlerin bu düzenlemeye tabi olduğunu anlamaya çalışırken frene basabilirler.

Çalışma sermayesi konusunda daha rahat olan şirketler ise TL kredi almak yerine döviz tutmayı tercih ettikleri ölçüde kredi talebinde azalma olacaktır. “Enflasyonla büyüme” tercihini ortaya koymuş olan hükümetin böyle bir yan etkiden hoşlanmayacağı kesin. Çünkü kredilerdeki yavaşlama büyümenin de yavaşlaması anlamına gelir. Enflasyonun kontrolü açısından bu tür bir sonuç faydalı olur. Ancak eğer kredilerde bir yavaşlama görülürse bu sefer büyüme sekteye uğrayacağı için söz konusu düzenlemenin geri çekilmesi muhtelemeldir.

Görünen o ki tüm bu kanallar orta ve uzun vadede ya daha yüksek enflasyon ya da daha düşük büyüme olarak geri dönüyor ki bunlardan hiçbiri arzu edilecek sonuçlar değil.

Ancak ekonominin dinamik yapısında etki sadece bu şirketlerle kalmayacak dalga etkisi ekonominin geneline yayılacaktır. Bu noktada o etkiyi kestirebilmek zor.

Döviz piyasasına yapılan ek düzenlemeler giderek sıkışan bir likidite ihtiyacının altını çizdiği için dolarizasyonu beslemesi olası.

Keza yeni gelen her düzenleme düşük faiz politikasından geri adım atılmayacağı ve altta yatan problemin derinleşerek devam edeceği inancını kemikleştiriyor.

BDDK kararının ardından varlık fiyatlarında gözlenen oynaklık da bu belirsizliği yansıtıyor.”

Paylaşın

TESK Açıkladı: 5 Ayda 47 Bin 128 Esnaf Kepenk Kapattı

TESK verilerine göre, 2022 yılının ilk 5 ayında 47 bin, son 17.5 yılda ise 2 milyon 145 bin esnaf kepenk kapattı. Ayrıca icra dairelerinde icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyona dayandı.

Batık kredi miktarı 161 milyar TL’ye dayanırken UYAP verilerine göre, icra dairelerindeki icra ve iflas dosya sayısı ise bugün itibarıyla 23 milyon 779 bine çıktı. Bu yılın ilk beş ayında kapanan esnaf sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artışla 47 bin 128’e fırladı.

Cumhuriyet’in haberine göre, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre son 17.5 yılda iflas eden esnaf sayısı ise 2 milyon 144 bin 766’ya yükseldi.

Türkiye’de 2.5 milyon esnaf var. Bunlardan her birinde üç kişi çalışıyor. Esnaf direkt 7 milyon 500 bin kişiye istihdam sağlıyor. Ancak her gün gelen zamlar, enerji fiyatlarındaki fahiş artışlar nedeniyle iş yapamaz konuma gelen binlerce esnaf işi bırakmak zorunda kalıyor. Esnafın ekonomik krizle birlikte ayakta kalma süresi de kısaldı. İki yılı doldurmadan kapanan esnaf sayısı artıyor. Aynı dükkân 10 kere devrediliyor. Her gün devren kiralık ve satılık lokanta, bakkal sayısı artıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) ise borç miktarı artıyor. Gemiyi yüzdürmek için borca sarılan binlerce işletme borcunu döndüremediği için batıyor. Batık KOBİ kredisi miktarı Nisan 2022 itibarıyla 62 milyar 407 milyon TL’ye çıktı. Takipteki KOBİ sayısı ise 300 bine dayandı.

BDDK verilerine göre, bankacılık sektöründe Nisan 2022 itibarıyla batık kredi miktarı 160 milyar 782 milyon TL’yi aşıyor. Geçen yıl aynı dönemde bu miktar 148 milyar 203 milyon TL civarındaydı.

2021 Nisan döneminde toplam KOBİ kredileri 881 milyar 923 milyon TL iken bu rakam bu yılın nisan döneminde 1 trilyon 344 milyar 971 milyon TL’ye yükseldi. Toplam KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı da aynı dönemde 4 milyon 993 bin 275 kişiden 5 milyon 607 bin 467 yükseldi. Bu müşterilerin 4 milyon 83 bin 604 tanesi mikro işletme niteliğindeki müşterilerden oluşuyor.

Uzmanlara göre bu yıl, yoksulluk ve iflas yılı olarak tarihe geçecek. Resmi enflasyon bile yakın zamanda üç haneye çıkacak. Yine uzmanlara göre yaşadığımız yüksek enflasyon döneminde firmaların finansal olarak ne durumda olduğu henüz tam bilinmiyor. Hatta çoğu firmanın finansal durumunu kendisinin de tam kestiremediğini söylemek yanlış olmayacak. Firmalar ürün fiyatlamalarını bile belirsiz ortamda bilinçli yapamıyor. Bu faktörlerle bir süre sonra pek çok firmanın yaşadığımız ekonomik ortamda farkında bile olmadan zor duruma düşmesi kaçınılmaz olacak.

Paylaşın

İş Dünyası: Kredi Yasağı İhracat Yatırımlarını Baltalar

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) cuma günü aldığı kararla, 15 milyon TL’den fazla nakit döviz varlığı bulunan firmalara, bunun toplam aktiflerin veya bir yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’unu aşması durumunda ticari TL kredi vermeyi yasaklaması, iş dünyasında eleştirilere neden oldu.

Kontrollü döviz piyasasına geçiş olarak adlandırılan kararla kredi kullanımının kısıtlanacak olması, özellikle yatırım planlayan ihracatçıları etkileyecek. Liralaşma gerekçesiyle alınan kararın, işletme sermayesi ihtiyacını artıracağı ve yatırımları sekteye uğratacağı belirtiliyor.

Dünya gazetesinden Merve Yiğitcan’ın haberine göre, ihracatta düşüş ile fiyatlarda yukarı yönlü baskı oluşturması, kararın muhtemel sonuçları arasında sıralanıyor.

“Temmuzda KKM dönüşü döviz talebi engellenmek isteniyor”

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, BDDK’nin aldığı kararın, Merkez Bankası’nın liralaşma stratejisini desteklemeye yönelik önemli adımlardan birisi olarak okunabileceğini söyledi. “Liralaşma çerçevesinde atılan bu adımlar serbest döviz piyasasından gittikçe kontrollü bir döviz piyasasına geçişi de getiriyor” diyen Aslanoğlu, temmuz ayından itibaren şirketlerin kur korumalı mevduat (KKM) dönüşünün döviz talebi yaratma riski bulunduğunu, bu adımın da olası bir talebi kesmeye, hatta daha fazlasını, şirketleri, belirlenen kriterlere göre döviz satmaya iterek döviz arzını artırmaya yönelik bir çaba olarak görülebileceğini anlattı.

“İki konuda açıklık şart”

Uygulamanın bu haliyle çok muğlak olduğu eleştirisini yapan TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayii Meclis Başkanı Yavuz Eroğlu ise şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle iki konuda açıklık şart. Birincisi bu uygulama yeni kredi limit başvurularını mı etkileyecek, yoksa firmanın daha önce başvurup edindiği limitin kullandırımı için mi geçerli? Bunun netleştirilmesi lazım. Firmanın belli limiti olduğu halde bu krediyi kullandırmıyorum denirse çok daha büyük etkileri olacak. İkincisi muğlak taraf ise bu hangi kredileri etkileyecek? Sadece ticari krediler mi, yoksa yatırım kredileri de kapsama giriyor mu? Siz yatırım yapıyorsunuz, teşvik belgesi aldınız, makine siparişi verdiniz, ön ödemelerini yaptınız. Ancak yatırımın devamıyla ilgili hesabınızda döviz varsa kredi vermiyoruz mu denecek? Öte yandan yatırım kredileri de kendi içinde ayrılıyor. Bankaların kullandırdığı krediler ile devlet destekli yatırım kredileri var. Ama neyi kapsadığı belli değil. Özellikle bu iki noktada açıklık kazandırılması gerekiyor. Eğer pazartesi günü (Bugün) buna açıklık getirilmezse piyasa kitlenir.”

“Şirketlerin kredi ihtiyacı ciddi boyutta arttı”

Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran da kararı eleştirerek, “Sanayini çarkları kredilerle dönüyor. Şirketlerin kredi ihtiyaçları ciddi boyutta arttı. Burada bankalar TL limit veriyorlar. Hem döviz arttı, hem enfl asyon var, hem de şirketlerin özellikle ihracatta büyümesi var. Dolayısıyla şirketlerin 2 yıl öncesine göre 3 kat daha fazla limite ihtiyaçları var. Haliyle burada firmalar süreci endişeyle izliyorlar. Ümit ediyoruz ki kredi musluklarında hiçbir sıkıntı olmaz. Yatırım ve ticari kredilerinin etkilenmeyeceğini umut ediyoruz” dedi.

Paylaşın

Dolardaki Düşüşe İlişkin Dikkat Çeken İddia

Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, BDDK’nin ticari kredi kullanımına getirdiği yeni koşullara ilişkin haber akışı sonrası düşüşe geçen dolar/TL kuruna ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de şirketlerin bankalardaki döviz mevduatlarını satmalarına yönelik baskılara bir yenisi eklendi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) akşam saatlerinde, bankada altın veya döviz cinsinden varlığı 15 milyon TL’yi aşan ve yıllık cirosu 150 milyon liranın altında olan şirketlere TL kredi verilmeyeceğini duyurdu. Karar sonrası uzun süre dar bantta hareket eden dolar/TL 16.47’ye kadar geriledi.

“Rezervden satışla sağlanan düşüş”

Dolardaki beklenmeyen düşüş gündemde önemli bir yer edinirken İş insanı Şemsettin Bozkurt Twitter’dan Eğilmez’i etiketleyerek “Dövizdeki bu sert düşüşü neye yormalıyız sevgili hocam? Dolar: 16,56 TL Euro: 17,52 TL” sorusunu sordu.

Eğilmez, Bozkurt’un sorusunu “BDDK’nin kararı: 15 milyon TL’nin üzerinde döviz mevduatı olana kredi yok. Ama piyasa kapandığı için bu tamamen rezervden satışla sağlanan düşüş gibi görünüyor” diyerek yanıtladı.

Paylaşın

Sigara Ve Alkole Yeni Zam İddiası

Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, sigara ve alkole zam geleceğini iddia etti. Zammın net olmadığını belirten Aybaş, “Sigara ve alkolde yüzde 15 ile yüzde 20 aralığında bir artış söz konusu olabilir” dedi.

Artan enflasyon ve dolar kurundaki yükseliş birçok üründe olduğu gibi sigara ve alkolde de zam yağmuruna yol açtı.

Konuya ilişkin Gazete Durum’dan Deniz Dalgıç’a konuşan Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, “Temmuzun ilk haftası sigara ve alkole zam gelebileceği yönünde fısıltılar var. Ancak, henüz net değil. Hafta sonu netleşir. dedi.

Aybaş, “Biliyorsunuz motorin fiyatları çok yükseldi. Dolar kuru da yerinde durmuyor. Kur artışı devam ediyor. Bu çerçevede temmuz ayının ilk haftası zam gelebileceği yönünde bir beklentimiz var. Sigara ve alkolde yüzde 15 ile 20 aralığında bir artış söz konusu olabilir” ifadelerini kullandı.

“Satışlar yüzde 50 azaldı”

Son zammın ardından sigara ve alkol satışının belirgin biçimde düştüğünü vurgulayan Aybaş, “Satışlar yüzde 50 azaldı. Artık herkes kaçak sigara ve alkol tüketiyor. Vatandaş, içeceği içkiyi kendi evinde kendisi yapmaya başladı. Etil alkolü internet sitelerinden çatır çatır satın alıyor. İnsanlar ciddi biçimde kaçağa yöneldi” diye konuştu.

Öte yandan, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla 27 Mayıs’ta alkollü içkilerde ÖTV’ler artırılmıştı. Bu artışla birlikte içki fiyatları da yükselmişti.

Paylaşın

Milyonlar Borç Batağında

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizle birlikte alım gücü her geçen gün biraz daha düşerken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan veriler, milyonlarca yurttaşın krizle birlikte borç bataklığına sürüklendiğini gözler önüne serdi.

Bültene göre bankalara olan borçluluk 1 haftada 52 milyar lira artarken, 6 trilyon 303 milyar 788 milyon liraya yükseldi.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 17 Haziran itibarıyla 5 milyar 768 milyon lira artışla 896 milyar 102 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 341 milyar 955 milyon lirası konut, 22 milyar 678 milyon lirası taşıt ve 531 milyar 469 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 8 milyar 454 milyon lira artarak 840 milyar 988 milyon liraya yükseldi. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları 268 milyar 617 milyon lira olarak gerçekleşti. Bireysel kredi kartı alacaklarının 112 milyar 238 milyon lirası taksitli, 156 milyar 379 milyon lirası taksitsiz oldu.

Merkez Bankasının haftalık para ve banka istatistikleri

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından haftalık para ve banka istatistikleri de yayımlandı. Buna göre, bankacılık sektöründeki toplam mevduat 17 Haziran ile biten haftada 132 milyar 801 milyon 677 bin lira artarak 7 trilyon 207 milyar 161 milyon 973 bin liraya yükseldi.

Mevduat bankalarındaki tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,64 artarak 848 milyar 372 milyon 149 bin lira oldu. Aynı dönemde taksitli ticari krediler yüzde 0,96 artışla 758 milyar 933 milyon 242 bin liraya, kredi kartları bakiyesi yüzde 0,85 yükselişle 403 milyar 236 milyon 802 bin liraya çıktı.

Mevduat bankalarındaki tüketici kredilerinin 312 milyar 998 milyon 929 bin lirası konut, 15 milyar 797 milyon 63 bin lirası taşıt ve 519 milyar 576 milyon 157 bin lirası diğer kredilerden oluştu.

Paylaşın

Ünlü Ekonomistten Dolara İlişkin Üç Senaryo: 50 TL Olabilir

Yeniçağ yazarlarından Ekonomist Esfender Korkmaz, bugünkü ‘Dolar nereye kadar?’ başlıklı yazısında, dolar kuruna ilişkin olası üç senaryodan bahsetti. Korkmaz, yazısında, “Türkiye dış borçlarında temerrüde düşerse, dolar kuru bir gecede 50 lira olur” ifadelerini kullandı.

“TL’nin değer kaybının dolar kurunu tetiklediğini” belirten Korkmaz, “Merkez Bankası TÜFE-2003 yılı bazlı reel kur endeksine göre, dolar/TL kuru 17,3476 iken, TL yüzde 49,5 oranında daha düşük değerdedir. Eğer Endeks denge kuru olan 100’de kalsaydı, dolar kuru yaklaşık 9 lira olacaktı. Dolar/TL reel kur endeksinin 100 olarak kalması için, kısaca doların TL enflasyonu eksi dolar enflasyonu kadar artması gerekir. Türkiye’de 2018 kur şoku ve arkasından gelen kur artışları, enflasyon farkından daha yüksek olduğu için, TL aşırı değer kaybetti” dedi.

“Yabancı yatırımcıda Türkiye’den çıkıyor”

“Fed’in faiz artırımının Türkiye’yi daha fazla etkilediğini” belirten Korkmaz, ” Doğrudan yabancı yatırım sermayesi artık gelmiyor. Türkiye’de olanlar da çıkıyor. Söz gelimi eBay yabancı sermayeli şirket de Gitti-Gidiyor’u kapatarak Türkiye pazarından çıkıyor. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmediği gibi sıcak para da çıkıyor. Borsada yüzde 66,1 olan yabancı payı yüzde 37,91’e geriledi. Portföy yatırımlarında Ocak-Nisan arasında ilk 4 ayda, 5,5 milyar dolar net çıkış olmuştur. Dahası artık yerli yatırımcı da dış borsalara gidiyor” ifadelerine yer verdi.

“İflas risk pirimi 818 baz puana çıktı”

Korkmaz, “Türkiye’nin bir yıl içinde ödemesi gereken dış borç tutarı, 181,4 milyar dolardır. 2022 cari açığını 50 milyar dolar olarak tahmin ediyorum. Bu şartlarda Türkiye’nin bir yılda 231 milyar dolar dış borç çevirmesi gerekir. Ancak Türkiye’nin uluslararası piyasalarda işlem gören beş yıllık tahvillerinin iflas risk primini gösteren CDS oranı 818 baz puana çıktı. Bu durum dış borçlarda temerrüt riskini artırdı” dedi.

“Dolar 50 lira olur”

“Bu şartlarda yıl sonu dolar kuru belirli şartlar altında tahmin edilebilir” diyen Korkmaz, “Siyasi iktidar, istikrar programı hazırlayıp, IMF’ye giderse veya erken seçim kararı alırsa, dolar kuru 15 liranın altına düşer. Siyasi iktidar hiçbir önlem almazsa ve Türkiye dış borçlarında temerrüde düşerse, dolar kuru bir gecede 50 lira olur. Yıl sonuna kadar, kayıt dışı emanet döviz girişi olursa, dolar kuru 25 liranın altında kalır” dedi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın