Hazır Giyim Ve Ayakkabıda Büyük Zam Beklentisi

Küresel ham madde ve emtia fiyatlarındaki düşüşün sürmesi beklense de içeride yüksek kur ve yüksek enflasyon nedeniyle hazır giyim ve ayakkabıya büyük zamlar bekleniyor.

Yaz aylarının bitip sonbaharda yeni sezonun başlamasıyla ayakkabıda vatandaşa yansıyacak zammın en az yüzde 30 oranında olacağı öngörülürken; hazır giyim ürünlerine gelmesi beklenen zam oranı ise bazı sektör temsilcilerine göre yüzde 100’leri de aşacak.

Sözcü’den Gamze Bal’ın haberine göre konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği Başkanı Berke İçten’in ifadeleri şöyle:

Tüketici bizim maliyet ve fiyatlandırmasını şu an yaptığımız ürünleri 6-7 ay sonra raflarda görebiliyor. Fiyatlandırma geriden geldiği için fiyat artışları sınırlı kalıyor.

Maalesef tüketicinin fiyatlarda ciddi bir artış yaşamak durumunda kalmasını bekliyoruz. Kışlık ürünlerin çıkmasıyla birlikte, eylül-ekim aylarında fiyatlarda bir artış hissedilecektir.

Satış adetlerimizde azalma yok ama satın alınan ürünün niteliği değişti. Bu yıl, daha pahalı olan yüksek segmentli deri ayakkabılardan ziyade, daha ekonomik olan tekstil ve sentetik malzemelerden yapılan ayakkabılarda talep artışı var. Deri ayakkabıların toplam satışlar içindeki payı geçen yıl yüzde 18’ler civarındayken bu yıl yüzde 15’lere indi. Dünyada da bu eğilim var ama bizde daha fazla.

Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel ise, halihazırda fiyatlardaki yıllık zam oranlarının yüzde 80’i bulduğunu; kış aylarında yapılacak zamların yıllık bazda yüzde 100’leri aşarak yüzde 130’ları ulaşmasının şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi:

Çünkü zor bir dönem. Kur artışına bağlı bir fiyat artışı söz konusu. Emtia ve ham maddede düşüş beklesek de uluslararası enerji maliyetlerindeki artışlar yurt içindeki maliyetlerimizi artırmaya devam edecek. Bu kış da ciddi girdi maliyetleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu da nihai ürün fiyatlarına yansıyacaktır.

Dünyada olduğu gibi Türkiye de enflasyon çıkmazı içinde. Enflasyon nedeniyle hane halkının ekonomik sıkıntıda olduğunu görüyoruz. Tüketici, cebindeki parayı daha ekonomik olarak kullanacaktır.

Türk müşterilerin alım gücü düştükçe toplam satışlar içinde yabancıların payı arttı. Bazı AVM’lerde turistlere yapılan satışlarda yüzde 40, bazılarında ise yüzde 60 artış var. Bazı markalar yabancılara bu kadar fazla satış yapmaktan endişeli. ‘İlerleyen dönemde turist gelmezse bu satışları kime yapacağız?’ endişesi hakim.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya da hazır giyimde fiyatların son bir yılda ikiye katlandığını, bunun etkisiyle satışlarda yıllık bazda yüzde 10 ila 20 aralığında düşüş yaşadıklarını anlattı:

Önceden kârlılığı konuşurken şimdi kârsızlığı konuşuyoruz. Firmalar neredeyse genel gideri karşılayacak etiket fiyatlarıyla hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Son BDDK kararlarıyla finansmana erişim de artık kolay değil. Ancak orta ve uzun vadede finansmana ihtiyacımız var. Maliyetlerin yanında önümüzdeki dönemdeki en büyük sıkıntı, finansmana erişim. Bu konudaki sıkıntılar sürerse, o zaman kapanmalarla karşı karşıya kalabiliriz.

Paylaşın

Kurban Bayramı Yemeğini Enflasyon Yedi

Fransız haber ajansı AFP, yüksek enflasyonun Kurban Bayramı’na gölge düşürdüğünü yazdı. Haberde, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türklerin yaşam standartlarını düşüren geçen yılki sıradışı ekonomik deneyinden bu yana fiyatlar iki hatta üç katına çıktı” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan, bu hafta düzenlenen kabine toplantısının ardından “Bu iktidar faizi artırmayacaktır, tam aksine faizi düşürmeye devam edeceğiz” demiş, aynı ekonomi politikasını sürdüreceklerini belirtmişti.

Hem “Türkiye’nin bayram yemeğini enflasyon yedi” hem de “Türkiye’de bayrama enflasyon zarar verdi” anlamına gelen başlığa sahip haberde, yüksek enflasyonun gelecek yıl düzenlenecek seçimlerde Erdoğan’ın şansını azalttığı gibi Kurban Bayramı’nda yurttaşları zor durumda bıraktığı da savunuldu.

İstanbul’daki hayvan pazarına gelen Gül Er, “Bu kutsal bir görev fakat bu yıl fiyatlar el yakıyor” dedi. Er, metabolik rahatsızlığı nedeniyle sadece etle beslenmesi gereken kızına bunu sağlayamadığını da söyledi.

Satış yapmak için Samsun’dan İstanbul’a gelen besici Galip Toklu da enflasyon altında ezildiğini anlattı.

Toklu, geçen yılki Kurban Bayramı’ndan bu yana yem fiyatlarının 4 katına, İstanbul’a gelirken harcadığı yol masrafının da üç katına çıktığını ifade etti.

Bunları karşılamak için et fiyatlarını iki kat artırmak durumunda kaldığını belirten Toklu, “Geçen yıl 500 kilogram dana etini 20 bin liraya sattım. Bu yıl fiyatı 45 bin liraya çıkardım. Müşteriler de ister istemez bu duruma kızgın” dedi.

Hiç satış yapamadığını söyleyen besici Şinas Ateş ise “Hayvancılık bitti” diye konuştu.

Hayvan pazarına koyun almaya gelen ve masrafı 7 arkadaşıyla bölüşeceğini söyleyen Salih Yeter, “Halkın çoğunlukla et yiyecek parası yok” ifadelerini kullandı.

Erzurum’dan gelen Selahattin Köse ise Kurban Bayramı geleneğinin bağlayıcılığı olduğunu belirterek, “Fiyatlar iki katına çıktı ama bir çaresine bakacağız. Bu Allah’ın emri” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bu hafta açıkladığı verilere göre haziranda yıllık enflasyon yüzde 78,62 oldu.

Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı rakamı yüzde 175,55 olarak açıkladı.

Merkez Bankası’nın verilerine göreyse gıda ve alkolsüz içecek fiyatları haziranda yüzde 2,09 artarken, grup yıllık enflasyonu da 2,30 puan yükselerek yüzde 93,93’e ulaştı.

Paylaşın

Vatandaşların Bankalara Borcu 4 Yılda Yüzde 237 Arttı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin 9 Temmuz 2018 tarihinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçmesinden bugüne dek yaşanan gelişmeleri rapor haline getirdi. “Tek Adam Rejimi’nin 4. Yılı Raporu” ismi ile derlenen rapor, ülkedeki yıkımın boyutunu gözler önüne serdi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre CHP’li Bulut, “İşsizlikten icra dosyaları sayısına, iç ve dış borçlardan vatandaşın ve KOBİ’lerin bankalara olan borçlarına, hukuktan özgürlüklere Türkiye her alanda büyük bir yıkım yaşıyor. Tek adam rejiminde hangi ekonomik göstergeye baksak çöküş görüyoruz. Vatandaşın ve KOBİ’lerin bankalara olan borçları neredeyse 3’e katlandı. Milli gelir milyarlarca lira kayba uğradı, kişi başına düşen gelir azaldı” ifadelerini kullandı.

‘Milli gelir düştü’

CHP’li Bulut’un raporunda yer alan değerlendirmeler şöyle:

“2018’de dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye, 2021 sonu itibarıyla 21. sıraya geriledi. 891,8 milyar dolar olan milli gelir 793 milyar dolara düştü. Milli gelir, 98 milyar dolar kayba uğradı. Kişi başı milli gelir 10 bin 694 dolar iken, 9 bin 374 dolara indi. Merkez Bankası, borçlar düşüldükten sonra net 36 milyar dolar rezerve sahipken, tek adam rejiminin ardından eksi 54,5 milyar dolara geriledi.

‘6,24 TL olan benzinin litresi 25 TL’yi aştı’

2018 Haziran’da bir dolar 4,60 TL iken bugün 17,21 TL. Bir euro 5,35 TL iken bugün 17,56 TL oldu. Akaryakıta zam yağdı. 6,24 TL olan benzinin litresi, bugün 25,32 TL’ye. 5,69 TL olan motorinin litresi, bugün 24,74 TL’ye yükseldi. Bir TL olan 200 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükselerek 4 kat arttı. 58 TL olan kuşbaşı etin kilosu, bugün 136 TL’den satılıyor.

‘Enflasyonda 6. sıradayız’

Yıllık enflasyon 2018’de yüzde 20,3 iken, TÜİK rakamıyla yıllık yüzde 78,85 oldu. Yaşam pahalılığında Venezüela, Sudan, iflas etmiş Lübnan, savaştaki Suriye, Zimbabve’nin ardından dünyada 6. sıradayız.

‘Vatandaşların bankalara borcu yüzde 237 arttı’

2018 sonunda Hazine’nin iç ve dış borçları toplam bir trilyon 67 milyar 115 milyon TL iken bugün 3 kattan fazla artarak 3 trilyon 363 milyar 604 milyon TL’ye yükseldi. Yurttaşların Haziran 2018’de bankalara olan borcu 526 milyar lira düzeyindeyken 2022 Mayıs’ında bir trilyon 284 milyar liraya yükseldi. Yüzde 237 oranında arttı. KOBİ’lerin borcu 550 milyar TL iken bir trilyon 506 milyar oldu. Borç 3’e katlandı.

İcra dosyalarında artış

Türk-İş, Haziran 2018’de 4 kişilik ailenin açlık sınırını bin 714 TL olarak hesaplamıştı. Bu rakam, 6 bin 319 liraya yükseldi. 2018 sonunda icra dairelerinde 18 milyon 680 bin olan dosya sayısı, 1 Temmuz itibarıyla 23 milyon 826 bine çıktı.

2018’de 49 milyon 43 bin 763 kutu olan antidepresan kullanımı, 2021’de 59 milyon 641 bin 14 kutuya yükseldi. Antidepresan kullanımı 5 milyon kutudan fazla arttı.

Türkiye, 2018’de Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke içinde 101. sırada yer alıyordu. 2021’de ise 139 ülke arasında 117. sıraya geriledi. 210 ülke ve bölgenin karşılaştırıldığı 2018 yılındaki Dünya Özgürlükler Raporu’nda haklar anlamında ‘özgür olmayan’ ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye’ye, son raporda da yine aynı kategoride yer verildi.

İşsizlik

Tek adam rejimi öncesinde gerçek işsiz sayısı 6 milyon 864 bin kişi iken 8 milyonu aştı. Yaklaşık bir milyondan fazla kişi işsizler ordusuna katıldı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Kabinesi’nden bugüne dek pek çok isim ya ‘görevden affını’ istedi veya görevden alındı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan ‘görevden affını’ isteyen ve görevden alınan isimler oldu.

Sistemin ilk Kabinesin’deki 7 kişi gitti. Hatta Berat Albayrak’ın yerine gelen Lütfi Elvan da görevden affını istedi.

Paylaşın

EYT’liler İçin ‘Kademeli’ Emeklilik Formülü Masada

EYT’ye takılanların 2023 başından itibaren ‘kademeli’ olarak emeklilik hakkı elde edebilmesine yönelik bir düzenleme yapılması üzerinde duruluyor. Ekim ayından itibaren hazırlanan taslaklar önce kabinenin gündemine getirilecek, ardından, çalışma hayatında uzman AK Partili milletvekillerinden oluşturulacak bir komisyon tarafından değerlendirip, teklif olarak Meclis’e sunulacak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesini hayata geçirmek için 3 ayrı komisyon kurdu. Türkiye gazetesinden Selçuk Böke’nin haberine göre kamudaki sözleşmeli personel ve geçici çalışanlar ile taşeron çalışanların durumları ile ilgili çalışma yapmak üzere kurulan komisyonların, ekim ayına kadar hazırlıklarını tamamlamaları bekleniyor.

Kademeli emeklilik formülü

EYT ile ilgili alternatifli formüllerin ele alınacağı çalışmalar sırasında bütçeye yükü, sosyal güvenlik açıklarına etkisi gibi başlıklar dikkate alınarak bir taslak hazırlanacak. EYT’de kademeli bir geçişle bu maliyetin azaltılması formülünün ağırlık kazandığı belirtiliyor.

EYT’ye takılanların 2023 başından itibaren ‘kademeli’ olarak emeklilik hakkı elde edebilmesine yönelik bir düzenleme yapılması üzerinde duruluyor. Ekim ayından itibaren hazırlanan taslaklar önce kabinenin gündemine getirilecek, ardından, çalışma hayatında uzman AK Partili milletvekillerinden oluşturulacak bir komisyon tarafından değerlendirip, teklif olarak Meclis’e sunulacak.

Geçici işçilerin çalışma sürelerinin 10 aydan 12 aya çıkarılması, 70 bin taşeron çalışanın kadroya alınarak tayin hakkı verilmesi gibi düzenlemelerin de yıl sonuna kadar çıkarılması bekleniyor.

600 bine yakın sözleşmeli personelin kadroya alınmasına yönelik düzenlemede de personele tercih hakkı getirileceği belirtiliyor. Yapılacak çalışma kapsamında, kamuda sözleşmeli personel çalıştırılması zorunlu alanların çerçevesi belirlenerek bunun dışındaki alanlarda sözleşmeli personel istihdamına son verilecek.

Paylaşın

Fitch Ratings, Türkiye’nin Kredi Notunu Düşürdü

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu B+’dan B’ye indirdi. Görünümünü ise “negatif” olarak teyit etti. Bloomberg’in aktardığına göre Fitch’in yaptığı değerlendirmede kredi notunun düşürülmesine ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Artan geriye dönük endeksleme riskleri, liranın ek olarak değer kaybetmesi ve döviz kuru geçişkenliğinin hem hız hem de büyüklük olarak artması nedeniyle yörünge oldukça belirsizliğini koruyor. Fitch, hızlı kredi büyümesinin hızını azaltmaya yönelik seçici makroihtiyati politikaların, makroekonomik ve finansal istikrara yönelik riskleri azaltmadığını düşünmektedir.”

Fitch yayımladığı raporda, TCMB’nin politika faizini, hızla yükselen enflasyona, Ukrayna’daki savaşın emtia piyasaları üzerindeki etkisine ve çoğu gelişmiş ekonomilerde sıkılaşan para politikasına rağmen, Aralık 2021’den bu yana yüzde 14’te tuttuğuna dikkat çekti.

Kuruluş, Türkiye’de yıllık enflasyonun 2022’de ortalama yüzde 71,4’e çıkacağını tahmin ettiklerini, 2023 yılında ise bu oranın yüzde 57’ye gerileyeceğini açıkladı.

Şubat’ta da düşürmüştü

Fitch 12 Şubat’ta aldığı karar ile Türkiye’nin kredi notunu BB-‘den B+’ya indirdiğini, görünümünü ise “negatif” olarak teyit ettiğini açıklamıştı. Fitch bu tarihte yayımladığı raporda, “daha sık ve yoğun politika odaklı” finansal stres dönemlerinin, Türkiye’de yüksek enflasyonu, düşük dış likiditeyi ve zayıf politika güvenilirliği açısından kırılganlıkları artırdığını belirtmişti.

Paylaşın

Resmi Gazete’de Yayınlandı: İlaca Yüzde 25 Zam

Resmi Gazete’de yayınlanan karara göre, bugünden itibaren geçerli olmak üzere tüm ilaçlara yüzde 25 zam geldi. Fiyatı düşük kaldığı için üretilmeyen az sayıda ilaç grubuna da ayrıca yüzde 20 zam yapıldı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar’a göre ilaçlara zam yapıldı. Madde 2’ye eklenen geçici bir madde ile, beşeri tıbbi ürünlerine fiyatlandırılmasında kullanılan Türk lirası cinsinden bir avro değerinin, 2022 Temmuz’da yüzde 25 artırıldığı belirtildi.

Konuya ilişkin Sözcü’ye konuşan İstanbul Eczacı Odası Başkanı Pınar Özcan, bu kararın, bugünden itibaren tüm ilaçların yüzde 25 zamlanması anlamına geldiğini anlattı.

Özcan, zam kararının ilaç yokluğu sorununu bir nebze rahatlatabileceğini söyledi. Kararla eczacı karlarında da artışa gidildi. Özcan, bu artışın ilaç fiyatlarından bağımsız, teknik bir alt hesaplama olduğu bilgisini verdi.

Buna göre ilaçların depocuya satış fiyatının 100 TL’ye kadar olan kısmı için eczacı kârı yüzde 25’ten yüzde 28’e, 100-200 TL arasında olan kısmı için yüzde 16’dan yüzde 18’e ve 200 TL üstünde kalan kısmı için yüzde 12’den yüzde 13’e çıkarıldı.

Ankara Eczacı Odası Başkanı Taner Ercanlı Bloomberg HT’ye konu ile ilgili yaptığı değerlendirmesinde şunları kaydetti: “Belirtmek isterim ki biz eczacılar olarak ilaç fiyatlarının artışının tarafında olan bir kesim değiliz. Maalesef halkın ilaca ulaşabilirliği konusunda ciddi endişelerimiz vardı ve bugün ki uygulamanın da bunu çözeceğini düşünmüyoruz. Mevcut ilaç fiyat kararnamesi ile yapılan güncellemeler sadece günü kurtarmak adına bir pansuman niteliği taşıyor.

Son zamanlarda hem hammadde fiyatlarında ki hem de üretim maliyetlerinde ki artışlardan dolayı ilaç sanayisinin birçok ilacı üretmediğini ve ithal etmediğini gözlemledik. Bu durum hastaların ilaca erişimine sıkıntı yarattı ve eczacılar ile hastalar karşı karşıya geldi.

Bu kararname sadece ilaç fiyatlarını belirlemiyor, eczacılık kârlılıklarını da belirliyor. Buna karşın, bu hususta ne halk lehine ne eczacı lehine bir iyileştirme olmadığını görüyoruz.

Türkiye’nin bir an önce kura dayalı sistemden vazgeçmesi, yeni bir sistem oluşturması lazım. Eczacıların, ecza depolarının ve sanayicilerin kârlılıklarını belirleyen sistemin tekrar gözden geçirerek, insanların mesleğini devam ettirebileceği bir sisteme dönüştürülmesi lazım.

Fiyat güncellemesinin yılda 2 veya 3 kere yapılarak yıl içerisine yayılmasının, ilaç yokluklarını azaltacağını düşünüyorum. Bunun yanı sıra yerli ilaç sanayiinin güçlendirilmesi, yerli ilaç sanayisinde yeni ilaç moleküllerine yatırım yapılması gerekiyor.

Tabiri caiz ise, biz şu an bir montaj sanayisi gibi çalışıyoruz. Hammadde üretimimiz yok. Ambalaj materyalleri dahil olmak üzere ilacı oluşturan, reçetesini oluşturan hemen hemen her unsur yurtdışından ithal olarak geliyor. Dolayısıyla maliyetlerde ki artışı sadece kura bağlayıp kuru yılda bir kere bir önceki kurun yüzde 60’ını güncellemek Türkiye’deki ilaç sorununu günden güne büyüttü. Şu anda yüzde 80 civarında yeni bulunan moleküller ülkemize giriş yapmıyor, yani bu halkın tedavi hakkının da bir nebze elinden alınmış olması anlamına geliyor.

Türkiye’de 28 bin 700 eczane, halka sağlık hizmeti veriyor. Burdan elde ettiği gelirle yaşıyor ve bunların da birçoğunun kapanma riski var. Dolayısı ile biz halkın ilaç ve sağlık hizmeti alabilmesi için bu kararnameyi hiçbir açıdan olumlu bulmuyoruz.”

Paylaşın

Enflasyon Nasıl Düşer, Alım Gücü Nasıl Yükselir?

Alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de, haziran ayı yıllık enflasyon yüzde 78,62 olarak açıklandı. Bir yandan enflasyon artışı tartışılırken, bir yandan da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun TL kredi kullanımı için döviz mevduatına sınır getirmesinin ardından 16,03’lere inen dolar/TL kuru yeniden 17 liranın üzerini gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

‘’Türkiye altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede‘’

Peki enflasyon hangi adımlarla düşer ve de alım gücü eriyen hane halkı yüksek enflasyona karşı nasıl korunabilir?

Euronews’e konuşan Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede olduğunu belirtiyor.

Ekonomist Demir, görünende hükümetin enflasyonla bir mücadele içinde olmadığını ve enflasyonla kapsamlı bir mücadelenin şart olduğuna vurgu yapıyor.

‘’Bu yıl aralık ve ocak ayında aylık artış bu kadar yüksek olmayacağı için enflasyon kendiliğinden düşecek deniliyor. Matematiksel olarak bunun gerçekleşmesi için aralık ve ocakta yeni bir kur atağı olması, aylık enflasyonun aralıkta yüzde 13, ocakta yüzde 11’in altında kalması yeterli. Ama bu nasıl bir düşüş diye sorarsınız, kasımda yüzde 90’lara gidecek enflasyonun aralık ve ocakta yüzde 75’lere inmesi anlamına geliyor. Hala yüksek enflasyon dönemlerine göre yüzde 75. Bu bir değişiklik getirmez. Ama hayatımızda bir iyileşme olmuyor’’.

“Hükümet seçime endeksli olarak durgunluğu tercih etti”

Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, “Bu saatten sonra bir acı ilaç gerekiyor” diyor fakat bunun seçim sonrasına bırakıldığını ifade ediyor.

Seçimin sonucunun ekonomi açısından önemli olduğunu belirten Demir, hükümetin seçime endeksli olarak ‘durgunluğu’ tercih ettiğini dile getiriyor.

İkinci olarak ise hükümetin mevcut ekonomi modelinin şimdilerde değil, ülkeye para akışının sağlandığı 2010-2011 dönemlerinde denenmesi gerektiğini vurguluyor.

Hükümetin uygulamaya çalıştığı ekonomi paketinin zamanlamasının hatalı olduğunu savunan Oğuz Demir; “Faizi düşürerek ülkede yatırımları, üretimi ve ihracatı arttırmak, fiyatları düşürmek ve de sıcak paraya bağlı kalmamak mantıken doğru ama zamanlama yanlış’’ diyor.

Doç. Dr. Demir, seçim sonrasında enflasyon ile mücadelede döviz artışının durdurulmasının ve ülkeye kısa vadede para akışının sağlanmasının şart olduğu kanaatinde. Aksi durumda yılın son çeyreğinde ciddi bir durgunluk riski ile karşı karşıya kalınabileceğini düşünüyor.

“Ülkeye 2011 yılında paralar yağarken, o paraları inşaata gömmek yerine üretime yatırmalılardı. 2011’de aklınız neredeydi, neden yatırım yapmadınız? Belki bu kadar döviz açığı olmayacaktı. Bu modeli tercih etme hakları var ama ağır ödüyoruz. Bize şu an adı enflasyon olan başka bir ilaç içiriyorlar. Hatta iki ilaç içiriyorlar biri ‘durgunluk’ diğeri ‘enflasyon’. Her ikisi de acı ilaç ama içtiğimiz enflasyon ilacının bizi iyileştirme ihtimali yok. Durgunluk ise tüm dünyadan geliyor. Önümüzde seçim olduğu için ve dünyadan bu durgunluğun geldiğini görmedikleri için bu noktadayız. Bu durgunluk gerçekleşirse ‘Ne yapacağız’ sorusuna bir yanıt yok. Esas önemli nokta burası. Bizim döviz yeniden yükseldiğinde ne yapacağımıza dair bir formülümüz de yok.’’

Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel ise ekonominin istikrarlı büyümediği görüşünde. Halihazırda yoksul enflasyonunun yüzde 90 üzerinde olduğunu hatırlatan Demirel, ücretli kesimin ezildiğini ve hissedilen enflasyonun daha yüksek olduğunu vurguluyor.

Ekonomist, maaliyeti emekçilerin üzerine yıkan reformlar yerine, tekelleşmenin önünü kapatacak mali reformlar, vergi reformları, borç tasviyelerine ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

“Enflasyonun belirlenmesinde yoksulluk ve kur istikrarı önemli bir sorun yaratıyor. Dolayısıyla enflasyona yönelik çözüme ücret-fiyat, ücret-kur ihtilali olarak bakmamak lazım. Kar-fiyat ihtilali özellikle Türkiye’deki emek ekonomisinde enflasyonu besleyen önemli bir faktör. Neler yapılmalı? Ben küresel parasal hiyerarşinin mevcut olduğunu dolayısıyla en tepedeki para birimlerinin arkasındaki Merkez Bankaları faizi arttırırken, hatta bizim rakiplerimiz de faizi arttırırken bizim faizi sabit bırakma çabamız gerçeklikle uyuşmuyor. O nedenle politika faizini arttırmamız gerekiyor. Öteki taraftan aşamalı olarak politika faizini pozitif tarafa taşımak gerekiyor. Enflasyon yüzde 80’e geldi, politika faizimiz yüzde 14. Bu sebeple, faiz artışı gerekiyor. Ama bu yıkıcı olacak o nedenle bunun karşısına genişleyici maliye politikası konulmalı”.

“Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini söyleyen Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel, bunun yolunun emekten yana iyi bir makro plan ortaya koymaktan geçtiğini ifade ediyor.

“Ayrıca yine aşamalı olarak sermaye kontrolü düşünülmeli ve ücretlere yüksek zamlar yapılmalı. Hane halkı ve firmaların zorlukları giderilmeli ve de bazı borçlar silinmeli. Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı. Bunu yapmak için de bir servet vergisine ihtiyaç var. Yine konut vergisine ihtiyaç var… ‘’

Euronews Fransızca servisine konuşan ekonomist Selçuk Geçer ise merkez bankalarının elinde politika faizi ve rezervler gibi iki önemli silah bulunduğunu ancak bunların zamanında kullanılmaması halinde enflasyonun kontrolden çıkabileceğini söyledi:

“Dünya ülkeleri olması gereken para politikalarını uygulayarak ekonomilerinin bu süreçten en az zararı görmesini sağlamaya çalışıyorlar. Merkez bankalarının elinde fiyat istikrarı için iki önemli silahı bulunuyor bunlar politika faizi ve rezervler. Bu silahları zamanında ve etkin bir şekilde kullanmazsanız enflasyon ve fiyat istikrarı kontrolden çıkar. Nitekim Türkiye 2015’ten beri uyguladığı yanlış para politikaları ile hem bu silahları tüketti hem de enflasyon ve para politikasının kontrolden çıkmasına neden oldu.

Son iki senede uyguladığı yanlış faiz politikası ve kur baskısı ise hem rezervleri çökertti hem de bütçede büyük açıklara neden oldu. Kuru rezervleri satarak tutabileceklerini sandılar. Ama olmadı ve rezervler tükenmesine rağmen kur atakları devam etti. Yüksek kurun yarattığı fiyat artışlarına bir de bütçe açığını kapama çabası ile getirilen aşırı zamlar eklenince ve faiz enflasyon makası açılınca sistem iyice bozuldu. Bu gün faiz silahı kullanılamaz halde. Yüzde 80 enflasyon ve kuru dizginlemek için faizlerin en az yüzde 100 olması gerekiyor. Bu yaklaşık 8600 baz puanlık bir artış demek. Böyle bir artış ise neredeyse imkansız.

Çünkü bu artış tüm pazarı kilitler. Öbür taraftan seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın bu tür bir artış yapması politik intihar demek. 100-200 baz puanlar için ise artık çok geç. Yani yanlış para politikaları Türkiye’yi geri dönülemez bir çıkmaza soktu ve tüm dünya sıkılaşırken biz ne yazık ki hiç bir şey yapamıyoruz. Türkiye küresel krizden çok daha kırılgan. Makro dengeler her gün biraz daha bozuluyor ve ekonomik buhran biraz daha derinleşiyor. Kur kırılması, hiper enflasyon ve iflaslar kapıda.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cari Açık Mayıs Ayında 6,47 Milyar Dolar Oldu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / TCMB tarfından paylaşılan verilerde cari açığın dış ticaret açığını yükseltmesine sebep olduğu belirtildi. TCMB verilerinde şu ifadelere yer verildi:

“Bir önceki yılın aynı ayına göre, hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 2.325 milyon ABD doları artarak 3.222 milyon ABD dolarına yükselmesi ve birincil gelir dengesi kaynaklı çıkışların 417 milyon ABD doları azalarak 913 milyon ABD dolarına gerilemesine rağmen, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 5.699 milyon ABD doları artarak 8.753 milyon ABD dolarına yükselmesi etkili olmuştur.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, bir önceki yılın aynı ayında 1.028 milyon ABD doları açık vermişken, bu ay 388 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 1.545 milyon ABD doları artarak 2.097 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayında 170 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kalemi, bu ayda 24 milyon ABD doları net çıkış kaydetmiştir.

Finans hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 959 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Portföy yatırımları 4.325 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri piyasalarında sırasıyla 1.664 milyon ABD doları ve 495 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankalar 1.852 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.280 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 1.056 milyon ABD doları ve Türk Lirası cinsinden 82 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 1.138 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 172 milyon ABD doları, 154 milyon ABD doları ve 94 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 5.939 milyon ABD doları net azalış gözlenmiştir.

Paylaşın

Yıl Sonu Enflasyon Ve Dolar Beklentisi Daha Da Yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasa katılımcıları anketini açıkladı. Buna göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 69,94 olurken, dolar beklentisi ise 18,99 olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Bir önceki anket döneminde enflasyon beklentisi yüzde 64,59’du. Dolar beklentisi ise bir önceki anket döneminde 18,89 seviyesindeydi. TCMB anketine göre 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde yüzde 40,23 olarak gerçekleşti. 24 ay sonrası enflasyon ise 24,27 oldu.

TCMB’nin yıl sonu faiz beklentisi ise anket katılımcıları tarafından yüzde 14 olarak tahmin edildi. Katılımcıların 2022 yıl sonu büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde yüzde 3,5 iken, bu anket döneminde yüzde 3,6 olarak gerçekleşti.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Paylaşın

İstanbul’da Ekmeğe Zam: 4 TL

Temel gıda ürünlerinde zammın ardı arkası kesilmiyor. İstanbul’da 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zam yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) bağlı fırınlarda 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ekmek fiyat tarifelerinin belirlenmesi için odanın Temmuz ayı meclis toplantısında oylama yapıldı.

Dünya gazetesine göre oylama sonucunda, İstanbul’da “1 kilogram ekmek fiyatı azami 19,05 TL’yi geçmemek kaydıyla 210 gram ekmek için 4 TL olacak” şeklinde hazırlanan Azami Ekmek Fiyat Tarifesi kabul edildi.

Daha önce belirlenen tarifede bir kilogram ekmeğin azami fiyatı 14,28 TL olarak belirlenmiş ve 230 gram ekmeğin 3 TL’den satılması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle ekmeğin kilogram fiyatına yüzde 33 oranında zam yapılmış oldu. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zamn yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

Paylaşın