BM’den Gazze İçin Ateşkes Çağrısı: Çocuklar Açlıktan Ölüyor

İsrail’in Gazze Şeridi’nde yönelik saldırılarında 278. gün geride kalırken Birleşmiş Milletler, uluslararası topluma insani yardımın karadan ulaştırılmasına öncelik verilmesi, İsrail kuşatmasının sona erdirilmesi ve ateşkes sağlanması çağrısında bulundu.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 38 bin 243’e, yaralananların sayısı ise 88 bin 33’e yükseldi. Ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarından oluşan bir heyet, Cenevre’de yaptığı açıklamada, kıtlığın Gazze Şeridi’ne yayıldığını söyledi. Uzmanlar son günlerde, yetersiz beslenmeden altı aylık, dokuz yaşında ve 13 yaşında üç çocuğun öldüğüne dikkat çekti.

Panelin açıklamasında, “Her üç çocuk da yetersiz beslenme ve yeterli sağlık hizmetine erişememe nedeniyle öldü. Bu çocukların Gazze’nin merkezinde tedavi görmesine rağmen açlıktan ölmesi, kıtlığın Gazze’nin kuzeyinden orta ve güney Gazze’ye yayıldığına şüphe bırakmıyor” denildi.

Birleşmiş Milletler (BM) heyeti açıklamasında, uluslararası topluma insani yardımın karadan ulaştırılmasına öncelik verilmesi, İsrail kuşatmasının sona erdirilmesi ve ateşkes sağlanması çağrısında bulundu.

Öte yandan Hamas’ın ABD’nin ateşkes önerisinin önemli bir bölümünü kabul etmesinin ardından Gazzeliler arasında çatışmaların duracağına dair umutlar yeniden canlanmıştı. Ancak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby yaptığı açıklamada, iki taraf arasında hala derin anlaşmazlıklar olduğunu söyledi.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, anlaşmanın İsrail’in Hamas’ı bir tehdit unsuru olarak ortadan kaldırmak başta olmak üzere hedeflerine ulaşana kadar savaşa devam etmesini engellememesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Arabuluculuk çabalarına yakın bir Filistinli yetkili ise bir sonraki hamleyi İsrail’in yapması gerektiğini söyledi. Yetkili yaptığı açıklamada, “Artık her şey Netanyahu’ya bağlı. Hamas pozisyonunu netleştirdi ve bir anlaşmayı mümkün kılacak kadar esneklik gösterdi, ancak İsrailliler bile her şeyin Netanyahu’ya ve onun bir anlaşma isteyip istemediğine bağlı olduğunu söylüyorlar” şeklinde konuştu.

Mısır Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns’un Gazze savaşında ateşkes sağlanması çabalarını görüştüğünü açıkladı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı, Mısır’ın Gazze Şeridi’nde askeri operasyonların devam etmesini reddeden tutumunu yineledi” denildi.

ABD’li üst düzey yetkililer Hamas’ın geçen hafta verdiği tavizlerin ardından ateşkes için bölgede bulunuyordu. Ancak Hamas, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği yeni saldırının ateşkes görüşmelerini kritik bir anda tehdit ettiğini söyledi ve arabuluculara İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu dizginlemeleri çağrısında bulundu.

Mısır devletine bağlı El Kahire News’in üst düzey bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Mısırlı bir güvenlik heyeti Doha’ya giderek “mümkün olan en kısa sürede bir ateşkes anlaşmasına varmak amacıyla Hamas ve İsrail arasındaki bakış açılarını yakınlaştırmayı hedefleyecek.”

Hamas’ın en üst düzey siyasi lideri İsmail Haniye, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına devam etmesi halinde arabulucuları “feci sonuçlara” karşı uyararak, görüşmelerin çökmesinin “tüm sorumluluğunu” Netanyahu ve ordunun taşıyacağını söyledi.

Paylaşın

NATO’dan Askeri Kapasiteyi Artırma Hazırlığı

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) liderleri, geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede, ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşma sağlamıştı. NATO liderlerinin, Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren bir kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi ve ekledi:

“Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz.”

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

Reuters haber ajansına konuşan bir NATO askeri yetkilisi, NATO’nun Rusya’dan gelebilecek bir saldırıya karşı savunma planlarını tam anlamıyla hayata geçirebilmesi için 35 ila 50 ilave tugaya ihtiyaç duyacağını söyledi. Bir tugay 3 bin ila 7 bin askerden oluşuyor.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) karşı karşıya olduğu saldırı tehdidiyle mücadele edebilmek için, sadece Almanya’nın hava savunma kapasitesini dört katına çıkarması gerektiğini söyledi.

Geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede NATO liderleri ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşmıştı. Üye ülkeler Temmuz 2023’te gerçekleşen zirveden bu yana bu planı hayata geçirmeye çalışıyor. NATO liderlerinin bu hafta Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi. Kaynak, “Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz” diye ekledi.

Almanya Savunma Bakanlığı NATO’nun gelecek planları gizli olduğu için bu konuda yorum yapmayı reddetti. Bakanlık, tüm müttefiklerin ihtiyaçlar konusunda NATO ile koordinasyon içinde olmaya çağrıldığını ve bu çabaların önümüzdeki yıla da yayılacağını söyledi.

Ek personel: NATO müttefiklerinin 35 ila 50 tugay için gerekli ek personeli nereden bulacağı ise belirsiz. Üye ülkeler, silahlı kuvvetlerin diğer bölümlerinden personel kaydırılabilir, ek askerler alınabilir ya da NATO üyeleri her iki yaklaşımın birden tercih edebilir. NATO askeri planlamacılarının tespit ettiği bir diğer önemli eksiklik de hava savunması. Zira Ukrayna’daki savaş bu sistemlerin kritik askeri ve sivil altyapıyı korumak için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Bu tür sistemler Rusya ile olası bir çatışmada önemli bir lojistik merkezi ve toplanma alanı olan Almanya için özellikle önemli. Almanya, Soğuk Savaş sırasında NATO’nun cephe ülkesiyken 36 Patriot hava savunma birimine sahipti ve o zaman bile NATO müttefiklerinin ek desteğine güveniyordu.

Ukrayna’ya üç patriot bağışladıktan sonra Alman kuvvetleri, sadece dokuz patriot sistemine sahip. ABD’li Raytheon firmasının ürettiği patriot sistemi, füzelere karşı yerden savunma sağlıyor. Mühimmatını güçlendirmek isteyen Almanya, patriot ve diğer hava savunma sistemleri için sipariş vermeye başladı. Soğuk Savaş sonrasında birçok NATO müttefiki, gelecekte sadece İran gibi ülkelerden gelen sınırlı bir füze tehdidiyle başa çıkmak zorunda kalacağı düşüncesiyle hava savunma birimlerinin sayısını azalttı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte bu algı büyük ölçüde değişti ve NATO müttefikleri mühimmat stoklarını arttırmak ve hava savunma sistemlerindeki eksiklikleri gidermek için harekete geçti.

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Fransa’da “Sol İttifak”ın Büyük Zaferi

Fransa’da Komünist Parti, Boyun Eğmeyen Fransa, Yeşiller ve Sosyalist Parti ittifakından oluşan Yeni Halk Cephesi, ülke tarihinin en önemli seçimi olarak ilan edilen seçimde birinci oldu.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisinin yer aldığı ittifakın da sürpriz yaparak ikinci sırayı aldı. Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ise üçüncü sırada kaldı.

Fransa’da erken genel seçimlerin ikinci turu yapıldı. Aşırı sağın yüzde 33’le birinci çıktığı 30 Haziran’daki ilk tur oylamanın ardından ikinci turda farklı bir tablo oluştu.

Sandık çıkış anketlerinin ilk sonuçlarına göre seçimleri Komünist Parti, Boyun Eğmeyen Fransa, Yeşiller ve Sosyalist Parti ittifakından oluşan Yeni Halk Cephesi (NFP) birincilikle bitirdi.

Ipsos’un sandık çıkış anketlerine göre Yeni Halk Cephesi (NFP) 172 – 192 milletvekili, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi ve ittifaka gittiği Horizons, UDI ve MODEM’den oluşan “Ensemble/Birlikte” hareketi 150 – 170 milletvekili, aşırı sağ Ulusal Bütünleşme 132 – 152 milletvekili çıkarıyor.

Araştırma şirketi Elabe anketine göreyse NFP 175-205, RN 115-150, “Ensemble/Birlikte” hareketi ise 150-175 milletvekili çıkarıyor.

Sol ittifak içindeki Boyun Eğmeyen Fransa partisinin lideri Jean-Luc Melenchon, sandıkların kapanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede, sonuçların milyonlarca kişi için bir “rahatlama” anlamına geldiğini söyledi.

Melenchon, Macron’un merkez partisinden olan Başbakan Gabriel Attal liderliğindeki hükümetin derhal istifa etmesini ve yönetme sorumluluğunun kendilerine verilmesini de talep etti.

Sosyalist Parti’nin lideri Olivier Faure de, Parlamento’daki en büyük blok olan Yeni Halk Cephesi’nin hükümeti kurması gerektiğini söyledi.

Emmanuel Macron’un ofisinden ise “Fransızların tercihine saygı duyulacağı” açıklaması geldi. Cumhurbaşkanı’nın yeni hükümete dair bir adım atmadan önce resmin netleşmesini bekleyeceği ifade edildi.

Seçimlerden önce Fransa’nın yeni başbakanı olarak gösterilen, RN’nin 28 yaşındaki lideri Jordan Bardella, “Fransa aşırı solun eline itildi” dedi. Sandıkların kapanmasından kısa süre sonra yaptığı açıklama ile sonuçları kabullendi.

Ancak bazı seçim bölgelerinde Macron’un merkez partisi ve sol parti adaylarının kendilerine karşı hareket etmesine tepki gösterdi, bu durumu “Utanç ittifakı” olarak niteledi.

RN’nin önde gelen ismi ve 2027’de cumhurbaşkanı adayı olması beklenen Marine Le Pen de “Zaferimiz sadece ertelendi. Bugünkü sonuçla yarının zaferinin tohumlarının atıldığını düşünüyorum” dedi.

İkinci turda seçimlere katılım oranı da yüksek. Ipsos, yerel saatle 18:25 itibariyle katılım oranının yüzde 67,1 ile 1997’den bu yana görülen en yüksek oran olduğunu ve 2022’de seçimlerindeki yüzde 46,2’lik katılım oranından çok daha yüksek olduğunu açıkladı.

Fransız anayasası, farklı partilerden bir cumhurbaşkanı ve başbakan ile “birlikte yaşama,” diğer adıyla “kohabitasyon,” kurmaya izin veriyor. Bu durum en son 1997-2002 yılları arasında Sosyalist Lionel Jospin’in merkez sağcı Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile birlikte yürüttüğü dönemde yaşanmıştı.

Öte yandan, hiçbir partinin koalisyonlar olmadan çoğunluğu kazanamaması daha önce görülmemiş bir durum. Bu yüzden Fransa, kendini alışılmadık bir çıkmazın içinde bulabilir.

Fransa’da iki turlu bir seçim sistemi bulunuyor. Sadece 30 Haziran’da yapılan oylamada yeterli oyu alanlar bugünkü ikinci turda yarışabildi. Ancak aşırı sağ karşıtı oyların bölünmemesi için, üç ya da daha fazla kişinin seçildiği seçim bölgelerinde hafta boyunca yaklaşık 215 milletvekili adayı istifa etti.

Güvenlik önlemleri artırıldı

Cumhurbaşkanı Macron, Fransa’da 9 Haziran’da yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Ulusal Birlik’nin ilk sırada yer almasının ardından Ulusal Meclis’i feshetmiş ve erken seçim kararı almıştı.

Fransa’da genel seçimin ikinci turunda yoğun güvenlik önlemleri alındı, ülke çapında 30 bin polis konuşlandırıldı.

Ülkede şok etkisi yaratan erken seçim kararı ve aşırı sağın ilk kez iktidara bu kadar yaklaşması, seçim kampanyasının gergin bir atmosferde geçmesine neden oldu. Macron’un “iç savaş” riskinden söz etmesi dikkat çekiciydi.

Fransa İçişleri Bakanlığı, seçim gecesi için 5 bini başkent Paris’te olmak üzere 30 bin ek polis görevlendirdi.

İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, ikinci tur öncesi adaylar ya da parti görevlilerine 50’den fazla saldırı düzenlediğini açıkladı. Darmanin, seçim sonuçları açıklanınca “aşırı sağ ya da aşırı solun” olay çıkarmasını önlemek için güvenlik önlemlerinin artırıldığını söyledi.

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimi 2027’de yapılacak. Macron daha önce 2017 ve 2022’de, ikinci turda Ulusal Birlik (eski adıyla Ulusal Cephe) Partisi’nin adayı Marine Le Pen’i yenerek Fransa Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında En Az 108 Gazeteci Yaşamını Yitirdi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik 275 gündür sürdürdüğü saldırılarda en az 108 gazeteci ve medya çalışanının yaşamını yitirdiği açıklandı. Gazze’de İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 38 bin 153’e yükseldi.

Haber Merkezi / Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Gazze’de 7 Ekim’den bu yana en az 108 gazeteci ve medya çalışanının hayatını kaybettiğini açıkladı. CPJ, İsrail saldırılarında şu ana kadar 108 gazeteci ve medya çalışanının öldüğünü bildiren inceleme yayınladı. Bu durum, CJP’nin 1992 yılında veri toplamaya başlamasından bu yana gazeteciler için en ölümcül dönem oldu.

CPJ Program Direktörü Carlos Martinez de la Serna, “Gazze’deki savaş başladığından beri gazeteciler, habercilikleri için en yüksek bedeli, hayatları ile ödüyorlar. Koruma, ekipman, uluslararası varlık, iletişim veya yiyecek ve su olmadan dünyaya gerçeği anlatmak için hala hayati önem taşıyan işlerini yapıyorlar. Her gazeteci öldürüldüğünde, yaralandığında, tutuklandığında veya sürgüne gitmeye zorlandığında, gerçeğin parçalarını kaybediyoruz” dedi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 55 artarak 38 bin 153’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 123 artarak 87 bin 828’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Hamas’ın Gazze’de dokuz aydır devam eden savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD planının önemli bir bölümünü kabul etmesinden beş gün sonra iki Hamas yetkilisi, ateşkes önerisine İsrail’den yanıt beklediğini söyledi. Reuters’a konuşan ve adlarının açıklanmasını istemeyen iki Hamas yetkilisinden biri, kendi yanıtlarını arabuluculara ilettiklerini ve İsrail’in yanıtını beklediklerini ifade etti.

Filistin bölgesi için üç aşamalı plan Mayıs sonunda ABD Başkanı Joe Biden tarafından sunulmuştu. Görüşmeler Katar ile Mısır’ın arabuluculuğunda yürütülüyor. Plan savaşı sona erdirmeyi ve Hamas’ın elinde bulunan yaklaşık 120 İsrailli rehineyi serbest bırakmayı amaçlıyor.

Ateşkes görüşmeleri hakkında bilgi sahibi olan bir başka Filistinli yetkili de İsrail’in Katarlılar’la görüştüğünü söyledi. Adının açıklanmasını istemeyen yetkili Pazar günü Reuters’a verdiği demeçte “Hamas’ın yanıtını görüştüler ve İsrail’in cevabını birkaç gün içinde vereceklerine söz verdiler” dedi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu müzakerelerin bu hafta devam edeceğini söyledi ancak ayrıntılı bir takvim vermedi.

Gazze’yi kontrol eden Hamas, İsrail’in bir anlaşma imzalamadan önce kalıcı bir ateşkes taahhüt etmesi yönündeki kilit talebinden vazgeçti. Görüşmelerin özel olması nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla Cumartesi günü Reuters’a konuşan Hamas’tan bir kaynak, altı haftalık ilk aşama boyunca müzakerelerin bu amaca ulaşmasına izin vereceğini söyledi.

Paylaşın

Dior Ve Armani’ye “İşçi Sömürüsü” Nedeniyle Kayyum Atandı

Moda devleri Dior ve Armani’ye işçi sömürüleri nedeniyle kayyum atandı. Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Christian Dior SE, Avrupa’nın en büyük lüks mallar grubu olan LVMH’ye başkanlık eden Fransız iş insanı Bernard Arnault tarafından yönetilen bir moda şirketi. Giorgio Armani S.p.A., 1975 yılında Giorgio Armani tarafından kurulan İtalya merkezli bir moda evi.

Moda devleri Christian Dior ve Giorgio Armani (daha yaygın isimleri ile Dior ve Armani), İtalya’daki üretim operasyonlarında ortaya çıkarılan etik dışı uygulamalar nedeniyle bir süredir eleştirilerin hedefinde.

İşgücü sömürüsüne izin verdikleri ve teşvik ettikleri şüphesiyle açılan soruşturmalar sonucu dünyaca ünlü markaların İtalya’daki üretim operasyonlarına kayyum atandı.

Fransa menşeili lüks marka devi LVMH’nin Dior marka çanta üreten İtalyan yan kuruluşun, işçi haklarını ihlal eden Çinli taşeron şirketlere iş verdiği iddiasına yönelik soruşturmanın ardından Haziran’ın başlarında mahkeme denetimine alındı.

Reuters’ın haberine göre, 34 sayfalık mahkeme kararında, işçilerin “24 saat boyunca çalıştırılması” amacıyla iş yerinde uyumaya zorlandığı belirtildi.

Elektrik tüketimi verileri, “tatiller de dahil olmak üzere kesintisiz gece-gündüz üretim döngülerini” ortaya koydu. Ayrıca, belgede belirtilene göre, makinelerin güvenlik cihazları da işçilerin daha hızlı çalışması için çıkarılmıştı.

Bu gibi yasadışı yöntemlerle üretim maliyetleri düşürüldü. Buna göre, Dior çantaların tanesi 53 euro (yaklaşık 1.802 TL) gibi düşük bir ücrete üretilirken, bu çanta daha sonra mağazalarda 2.600 euroya (yaklaşık 91.000 TL) satıldı.

Dior hakkında verilen hüküm, İtalya’nın Milano kentinde mahkemenin bu yıl önleyici tedbirler kapsamında aldığı üçüncü karar oldu.

Benzer bir şekilde, geçtiğimiz Nisan ayında moda grubunun tedarikçilerini yeterince kapsamlı denetlemediği suçlaması ile Armani’ye ait bir şirketin yönetimine de kayyum atandı. Armani Grubu’ndan yapılan açıklamada, o dönemde tedarik zincirinde suistimalleri en aza indirmeye çalıştıklarını belirtti.

Mahekeme belgelerinde ayrıca, savcılığın, kural ihlalinin İtalya’da üretim kapasitesine sahip moda şirketleri arasında tek seferlik değil, kâr peşinde koşma ihtiyacı nedeniyle sistematik olduğu iddiaları yer aldı.

Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Moda endüstrisinde etik standartlar ve işçi haklarının korunması için önemli bir adım olarak değerlendirilen bu adımlar, tüketici ve yatırımcıların lüks sektörünün tedarik zincirine yönelik ilgisinde artış görüldüğü bir ortamda atıldı.

İtalyalı yetkililer, son birkaç yıldır lüks eşya üreticilerine ait taşeron şirketlerdeki çalışma koşullarını araştırıyor. Bu araştırmalar sonucunda İtalya’nın geleneksel deri endüstrisinin, Çin menşeili şirketler tarafından baltalandığı belirlendi.

Danışmanlık firması Bain’e göre, İtalya, küresel lüks eşya üretiminin yüzde 50-55’ini karşılayan binlerce küçük üreticiye ev sahipliği yapıyor.

Dev moda markaları, itibarlarına yönelik risklerini azaltmak için alt yüklenici sayısını azaltma ve üretimi içselleştirme yoluyla İtalya’nın büyük ölçüde Toskana’da bulunan ve Çinli göçmenlerin domine ettiği deri eşya endüstrisine darbe vurdu.

Mahkeme, tamamen Christian Dior Italia SRL’ye ait olan Manufactures Dior SRL’nin bir yıl süreyle yargı denetimine alınmasına, bu süre zarfında şirketin faaliyetlerine devam etmesine hükmetti.

Dior soruşturması, ikisi ülkede yasadışı olarak bulunan ve yedisi gerekli belgeleri olmadan çalışan 32 personel istihdam eden dört küçük tedarikçiye odaklandı.

Reuters’ın aktardığına göre, mahkeme belgelerinde, Mart ve Nisan ayları arasında İtalyan polisinin, Pelletteria Elisabetta Yang SRL, New Leather Italy SRLS, AZ Operations SRLS ve Davide Albertario Milano SRL adlı tedarikçilerde de incelemeler gerçekleştirildiği belirtildi.

Pelletteria Elisabetta Yang ve Davide Albertario Milano, Manufactures Dior SRL’nin doğrudan tedarikçileri olurken, Pelletteria Elisabetta Yang’ın 2023/24 mali yılı için Manufactures Dior’a 752.881 euro fatura kestiği, Davide Albertario’nun da 2024 yılı için 737.623 euro fatura kestiği ifade edildi.

Personelin “etik yaklaşım için gerekli minimum hijyen ve sağlık koşullarının altında” çalıştığı belirtildi.

Öte yandan, LVMH temsilcilerinden konuya ilişkin henüz bir yorum gelmedi. LVMH’nin hisseleri, mahkemenin kararının ardından önceki kayıplarını artırarak yüzde 2.2 düşüş kaydetti.

Dior’dan yapılan açıklamada, “sözleşmeli şirketlerin gerçek çalışma koşullarını veya teknik yeteneklerini kontrol etmek için uygun önlemleri” almadı ve yıllar boyunca tedarikçilerini periyodik denetimlerden geçirmekte başarısız oldu.

Sözleşmeli ve alt sözleşmeli şirketlerin sahipleri, Milano savcıları tarafından işçileri sömürmek ve kayıtsız işçi çalıştırmakla soruşturma altında bulunuyor. Dior’un kendisi herhangi bir ceza soruşturmasıyla karşı karşıya değil.

Armani soruşturması da İtalya’daki Çinli üreticilerin işçi koruma yasalarını ihlal ettiğini ortaya çıkardı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İşçi Partisi, İngiltere Genel Seçimlerini Ezici Çoğunlukla Kazandı

İngiltere’de dün gerçekleştirilen genel seçimlerde Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, 14 yıl sonra parlamentoda büyük çoğunluğu elde etti. İktidarda olan Rishi Sunak liderliğindeki Muhafazakar Parti ise hezimete uğradı.

Haber Merkezi / 61 yaşındaki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı ilk değerlendirmede, “Sıra verdiğimiz sözleri yerine getirmeye geldi. Değişmiş bir İşçi Partisi olarak ülkeyi yöneteceğiz” dedi.

Starmer seçim kampanyası boyunca değişim vurgusu yaparak, seçilmesi halinde İngiltere’nin gerileyen kamu hizmetleri ve düşen yaşam standartlarının iyileştirileceği vaadinde bulunmuştu.

Seçimi kaybeden Muhafazakar Parti lideri Rishi Sunak ise, yenilginin tüm sorumluluğunu üstlendiğini ifade ederek, yoğun çaba sarfederek çalışan Muhafazakar Partililer’den özür diledi.

Şimdiye kadar açıklanan resmi seçim sonuçlarına göre, 650 sandalyeli parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda, İşçi Partisi 410, Muhafazakar Parti 119, Liberal Demokrat Parti 71, ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisi (SNP) 8, göçmen karşıtı Reform Partisi ise 7 sandalye kazandı.

İngiltere’de bir partinin iktidara gelebilmesi için 650 koltuğun en az 326’sını kazanması gerekiyor. İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn bağımsız aday olarak girdiği seçimi önde bitirdi.

İlk kez 1983’te milletvekili seçilen Corbyn’in parti üyeliği, Ekim 2020’de Yahudi düşmanlığı ile ilgili yürütülen bir soruşturma gerekçesiyle askıya alınmıştı.

İşçi Partisi Corbyn’in partiden genel seçimde milletvekili adayı olmasını yasaklamıştı. Londra’daki seçim bölgesinden bağımsız aday olarak yarışan Corybn 24 bin 120 seçmenin oyunu aldı ve milletvekili seçildi.

Seçimin bir diğer dikkat çekici sonucu ise Avrupa Birliği (AB) ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Nigel Farage’ın Reform Partisi’nden ilk kez milletvekili seçilmesi oldu. 60 yaşındaki Farage, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak seçildiği bölgeye teşekkür etti ve “Bu sadece başlangıç” diye yazdı.

Boris Johnson’ın Muhafazakarlar adına  büyük bir zafer kazandığı ve siyasi yorumcuların İşçi Partisi’nin ağır yenilgisi sonrasında partinin en az 10 yıl boyunca iktidarda kalacağını öngördüğü 2019 seçimlerinde hiç kimsenin gerçekleşebileceğini aklından bile geçirmediği sonuçlarla Birleşik Krallık, Muhafazakar saltanatına son verdi.

İngiliz basını seçim sonuçlarını nasıl gördü?

Ipsos tarafından BBC, Sky News ve ITV için yapılan sandık çıkış anketlerine göre İşçi Partisi büyük bir zafer ilan etti. Bu aynı zamanda 14 yıldır iktidarda olan Muhafazakar Parti için büyük bir hezimet anlamına geliyor. Gazetelerin manşetlerinde de sandık çıkış anketleri yer aldı.

Times gazetesi eski İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Tony Blair iktidarını hatırlatarak, İşçi Partisi’nin şimdiki genel başkanı Sir Keir Starmer’in “Blair’vari bir çoğunlukla başbakan olacağını” yazdı. Sun gazetesi İşçi Partisi’nin kırmızı rengine atıfta bulunarak, “Britanya kırmızıya döndü” dedi.

I gazetesi, “İşçi Partisi zaferi” manşetini attı. Gazete, Muhafazakar Parti’nin 14 yıl içinde en kötü seçim sonucuyla karşılaştığını hatırlattı. Daily Mail de İşçi Partisi’nin “tarihi zaferini” manşetine taşıdı. Gazete, Starmer’in Tony Blair’den bu yana partisi için en büyük zaferi elde ettiğini, sağcı Farage’ın Reform Partisi’nin de 13 sandalye kazandığını aktardı.

Daily Telegraph gazetesi de diğer birçok gazete gibi manşet fotoğrafında Sir Keir Starmer ve eşi Victoria Starmer’in oy kullanmaya giderken el ele çekilen fotoğrafına yer verdi. Manşette ise “İşçi Partisi zaferi” ifadesine yer verdi. Gazete spotta ise “Modern tarihte Muhafazakar Parti için en kötü sonu. Sunak’ın istifa etmesi bekleniyor” diye yazdı.

Daily Mirror gazetesi manşetinde bir kelime oyunu yaptı. İngilizcede “Hadi başlıyoruz” anlamına gelen “Here we go” sözüne atıfla, Starmer’in adına yer vererek “Keir we go” diye yazdı. Sandık çıkış anketlerinden İşçi Partisi ve Starmer adına “büyük bir zafer” olarak bahsetti.

Metro gazetesi de tıpkı Mirror gibi, Keir Starmer’in ismi üzerinden kelime oyunu yaptığı bir manşetle çıktı. Gazete İşçi Partisi liderinin soyadını “fırtına” anlamına gelen “storm” kelimesine benzetti. Gazete, Starmer’in başbakanlık konutuna gideceğini vurguladı.

Guardian’ın manşetinde “Sandık çıkış anketine göre büyük bir İşçi Partisi zaferi bekleniyor” ifadesi yer aldı.

İşçi Partisi lideri Keir Starmer kimdir?

1961 yılında Londra’da doğan Starmer, 2008-2013 yılları arasında kamu kovuşturmaları direktörü olmadan önce insan hakları avukatıydı.

Seçim kampanyası sırasında işçi sınıfı geçmişinden bahsetmeye istekliydi. Televizyondaki tartışmalar sırasında babasının sosyalist ve mavi yakalı bir işçi, annesinin ise bir hemşire olduğunu defalarca dile getirdi.

Aslına bakılırsa sol siyasetle olan ilişkisi çok eskilere dayanıyor. Adını 19. yüzyılın sonlarında İşçi Partisi’ni kuran Keir Hardie ile paylaşıyor. 2015 yılında Kuzey Londra’nın Camden seçim bölgesinden yarışarak milletvekili olan Starmer, o tarihten bu yana avam kamarasında.

Starmer, 2020’den beri İşçi Partisi’nin lideri. 12 Aralık 2019’daki seçimlerde tarihi bir yenilgi alan İşçi Partisi’nin o dönemki lideri Jeremy Corbyn’in liderlikten çekilmesi üzerine “Sir” ünvanı da bulunan Starmer, oyların yüzde 56,2’sini alarak partinin başına geçti.

Starmer aynı zamanda Avrupa meseleleriyle de yakından ilgiliydi. 2016’dan 2020’ye kadar Corbyn’in Brexit sözcüsü olarak görev yaptı.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) kalmasını destekledi ve daha sonra hükümeti daha gelişmiş bir çıkış stratejisi bulması, hatta konuyla ilgili yeni bir referandum düzenlemesi konusunda defalarca zorladı.

Fakat fikrini değiştirmiş olabilir. Starmer’ın mevcut seçim kampanyası, AB’nin tek pazarına veya gümrük birliğine dönüş olmayacağını vaat ediyor. Ancak Starmer, Boris Johnson döneminde imzalanan Brexit anlaşmasını iyileştirmek istediğini söyledi.

İktidar ihtimali yaklaştıkça Starmer’ın pragmatik kararlarla gözle görülür bir değişim yaşadığı tek alan bu değil. Yeşil yatırıma yılda 28 milyar sterlin (33 milyar euro) fon sağlama taahhüdünden yakın zamanda geri adım atması, sendikalar ve çevre kampanyacıları tarafından eleştirilmişti.

Ayrıca kendi partisinin sol tabanıyla, özellikle de Starmer’ın anti-Semitizm skandalı nedeniyle partiden uzaklaştırdığı Corbyn ile ilişkilerini onarmayı da başaramadı.

Corbyn, 1980’lerden bu yana milletvekili olduğu Londra seçim bölgesinde bağımsız bir aday olarak İşçi Partisi’ne karşı duruyor. Londra’da Islington North seçim bölgesinde yarışan İşçi Partisi’nin eski lideri yayınlanan seçim sonuçlarına göre yeniden milletvekili seçildi.

Paylaşın

Rusya Ve Çin’den Batı’ya Karşı İttifak Çağrısı

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ) üyelerini, “soğuk savaş mantığıyla hareket ediyorlar” diye eleştirdiği Batı ülkelerine karşı, “birleşmeye ve dış müdahalelere direnmeye” çağırdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Avrasya’da yeni bir “iş birliği mimarisi” kurma önerisini yineleyerek, bunun “modası geçmiş ve sadece belirli devletlere fayda sağlayan” Avrupa-Atlantik merkezli sisteme alternatif oluşturacağını belirtti.

Belarus’un katılmasıyla üye sayısı 10’a çıkan Şanghay İş Birliği Örgütü’nün (ŞİÖ) Kazakistan’ın başkenti Astana’da devam eden toplantıları sona erdi. Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Pakistan’ın da aralarında bulunduğu üye ülke liderleri, burada yaptıkları konuşmalarda iş birliğini artırma niyetlerini tekrar etti.

Zirvenin ikinci ve son gününde konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ŞİÖ üyelerini, “soğuk savaş mantığıyla hareket ediyorlar” diye eleştirdiği Batı ülkelerine karşı, “birleşmeye ve dış müdahalelere direnmeye” çağırdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Avrasya’da yeni bir “iş birliği mimarisi” kurma önerisini yineleyerek, bunun “modası geçmiş ve sadece belirli devletlere fayda sağlayan” Avrupa-Atlantik merkezli sisteme alternatif oluşturacağını belirtti.

Ukrayna Savaşı’nın sorumluluğu ile ilgili olarak bir kez daha Batıyı suçlayan Putin, Kiev ve Batı’nın, Moskova’nın koşullarında masaya oturmayı kabul etmesi halinde çatışmaları durdurmaya hazır olduğunu dile getirdi. Putin ayrıca ŞİÖ ortakları arasında dolar yerine yerel parayla ticaretin yaygınlaştığını ifade ederek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Rus lider ayrıca, grup olarak yeni bir ödeme sistemi geliştirilmesini de önerdi.

Rusya, Ukrayna Savaşı sebebiyle Batı’nın uyguladığı yaptırımlardan dolayı, küresel ödeme yöntemi olan SWIFT mekanizmasının dışında bırakılmış durumda.

Vladimir Putin konuşmasında, ŞİÖ ve benzer oluşumlara işaret ederek, “Çok kutuplu bir dünya gerçeğe döndü. Giderek daha fazla ülke adil bir düzeni destekliyor ve kendi geleneksel değerlerini savunuyor” dedi.

Erdoğan, Putin ve Şi ile görüştü

Türkiye üyesi olmadığı ŞİÖ toplantılarına “diyalog partneri” olarak katılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Astana temasları kapsamında bugün Çin lideri Şi Cinping ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko ile bir araya geldi.

Erdoğan dün de Rusya lideri Putin ile ikili görüşme gerçekleştirmiş, toplantıda Suriye ve Ukrayna konularının ele alındığı açıklanmıştı. Astana’daki zirvenin tamamlanmasıyla ŞİÖ dönem başkanlığı Kazakistan’dan Çin’e geçti.

Bu arada Astana’daki zirveye katılmayan Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 8-9 Temmuz’da Rusya’nın başkenti Moskova’yı ziyaret edeceği açıklandı. Daha önce duyurulan söz konusu ziyaretin tarihi bugüne dek net değildi.

Bölgesel rakipler olan Çin ve Hindistan, Batı yaptırımlarının ardından Rus petrolünün en büyük alıcıları haline geldi. Aynı zamanda ABD ile de yakın ilişkileri bulunan Hindistan, şu ana kadar Rusya’yı Ukrayna işgalinden ötürü kınamaktan kaçındı.

Moskova’ya son ziyaretini 2015 yılında yapan Modi, 2019 yılında Rusya’nın doğusundaki Vladivostok şehrinde resmi temaslarda bulunmuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Pakistan, 800 Bin Afgan Göçmeni Sınır Dışı Ediyor

Ülkede düzensiz göçmen statüsünde yaşayan ortalama yaklaşık buçuk milyon Afgana, ülkelerine dönme çağrısında bulunan Pakistan, 800 bin Afgan göçmeni sınır dışı etmeye hazırlanıyor.

Sınır dışı işlemleri, uluslararası ve yerel insan hakları gruplarının sert eleştirilerine maruz kalıyor. Ancak Pakistan yönetimi, uluslararası toplumdan gelen tüm uyarı ve eleştirilere rağmen geri adım atmıyor.

Pakistan, yüzbinlerce Afgan sığınmacıyı Afganistan’a geri gönderme planının ikinci aşamasını devreye sokmaya hazırlandığını açıkladı. Al Jazeera’nın haberine göre; Pakistanlı yetkililer, pazar günü yaklaşık 800 bin Afgan asıllı sığınmacının zorla sınır dışı edilmesi işlemine başlayacak.

Pakistan, planın ilk aşamasına uygun olarak, Kasım ayında 541 bin sığınmacıyı sınır dışı etmişti. Planın ikinci aşaması, sınırdışı edilen insan sayısını neredeyse ikiye katlıyor.

Üç aşamalı plan nedir?

Uluslararası Af Örgütü’ne bağlı sığınmacı ve göçmen hakları aktivisti James Jennion, konuya ilişkin demecinde, “Karar, Pakistan genelinde 800 binden fazla Afgan asıllı sığınmacının hayatını tehlikeye atıyor” ifadelerini kullandı.

Jennion, açıklamasının devamında, “Pakistan’ın ‘Kaçak Göçmenleri Geri Gönderme Planı’, sığınmacı hakları ve uluslararası insan haklarını, özellikle de ‘geri göndermeme’ ilkesini ihlal ediyor ve tüm Afgan sığınmacıların hayatını riske atıyor” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Pakistan’ın Afgan asıllı sığınmacı nüfusunu sınır dışı etme planının üç bölümden oluştuğunu belirtti. Geçen yıl gerçekleştirilen ilk aşama, ülkedeki belgesiz tüm Afgan sığınmacıların sınır dışı edilmesiyle tamamlanmıştı.

Şu anda uygulanan ikinci aşama, Pakistan tarafından verilen Afgan Vatandaş Kartı (AVK) olan tüm sığınmacıların zorla sınır dışı edilmesini öngörüyor. Gelecek üçüncü aşama ise, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından verilen kayıt belgesine sahip olan (PoR) herhangi bir Afgan’ın sınır dışı edilmesiyle tamamlanacak.

Uluslararası Af Örgütü, Pakistan sınırları içerisinde an itibariyle 800 bin AVK kart sahibi ve ek olarak 1.3 milyon PoR kart sahibi Afgan asıllı sığınmacı olduğunu tahmin ediyor.

Pakistan hükümeti, eleştiriler karşısında sığınmacıları sınır dışı etme kararını savundu. Hükümet, kararın sebebini “Pakistan’ın ekonomik sıkıntıları ve sığınmacıların, ülkenin iç güvenliğini tehlikeye sokması” olarak açıkladı.

Pakistan’da köklü bir geçmişi olan Afgan asıllı sığınmacı gruplar, yıllardan beri Pakistan sınırları içerisinde yaşamakta. Bazı gruplar Pakistan’ın, Afganistan sınırına yakın ilçelerde yaşarken bir çok sığınmacı grubu da Pakistan’ın İslamabad ve Karaçi gibi büyük şehirlerinde ikamet ediyor.

Pakistan’ın, sığınmacıların haklarını koruyan 1951 Birleşmiş Milletler Mülteci Sözleşmesi’ni hiçbir zaman imzalamadığı biliniyor.

Sınır dışı planının ikinci aşaması, son aylarda Afganistan ve Pakistan arasındaki ilişkinin bozulmasıyla hızlandırıldı. Nisan ayında Pakistan, Afganistan sınırları içerisinde bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi.

İslamabad hükümeti, saldırılarını “Afganistan’ın sınır bölgeleri içerisinde, istihbarat bazlı, anti-terörism odaklı operasyonlar” olarak ifade ediyor.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Fransa’da “Aşırı Sağ” Kazandı

Marine Le Pen ve Jordan Bardella liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Partisi, Fransa’da düzenlenen erken genel seçimlerin ilk turunda birinci parti olarak çıktı. Seçimin ikinci turu 7 Temmuz’da yapılacak.

Haber Merkezi / Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 7 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrası sürpriz biçimde Ulusal Meclisi feshetmiş ve erken genel seçim kararı vermişti.

Fransa’da erken genel seçimlerin ilk turunda, aşırı sağcı Ulusal Bütünleşme (RN) partisi büyük zafer elde etti. Yüzde 34 oyla açık ara birinciliği alan aşırı sağ RN’i, yüzde 29 ile dört sol partinin birleştiği Yeni Halk Cephesi (NFP) takip etti. Seçimlerin ardından iktidar partisi ve sol muhalefet, “RN’e karşı baraj oluşturarak” aşırı sağ karşısındaki adayları destekleme çağrısı yaptı.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iktidardaki partisi Rönesans ve ittifak ortakları yüzde 20 ile üçüncü sırada yer aldı. Merkez sağda bulunan Cumhuriyetçiler Partisi’nin oy oranı yüzde 10’da kaldı.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin gerçek lideri Marine Le Pen, sonuçlar açıklandıktan sonra yaptığı konuşmada “Macron yanlısı bloğun tamamen silindiğini” savundu. Aday olduğu seçim bölgesinde oyların yüzde 57’sini alarak ilk turda milletvekili seçilen Le Pen, seçmenden ikinci turda mecliste mutlak çoğunluk istedi ve RN lideri Jordan Bardella’nın Başbakan olmaya hazır olduğunu söyledi.

28 yaşındaki Jordan Bardella ise sonuçlara ilişkin konuşmasında 7 Temmuz’da yapılacak ikinci turun “Beşinci Cumhuriyet tarihinin en belirleyicisi olacağını” ileri sürdü.

Fransa’da genel seçimler ne kadar önemli?

Mutlak çoğunluğa sahip bir parti başbakanı ve hükümeti atama hakkına sahip olacak. Her ne kadar Macron cumhurbaşkanlığından istifa etmeyeceğini söylemiş olsa da.

2022 genel seçimlerinde %18,7 oy oranıyla üçüncü olan Le Pen, 2. Dünya Savaşı’ndaki Nazi işgalinden bu yana Fransa’da ilk aşırı sağcı hükümeti kurmasını sağlayacak 289 sandalyeyi kazanmayı umuyor.

Bu gerçekleşirse, en son 1997-2002 yılları arasında muhafazakar Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Sosyalist Başbakan Lionel Jospin ile birlikte olduğu gibi, farklı partilerin liderleri arasında kohabitasyon dönemi yaşanabilir.

Fransa basını sonuçları nasıl değerlendirdi?

Fransız sağının önde gelen gazetelerinden Le Figaro, seçim sonuçlarına ilişkin “Fransız trajedisi” başlıklı değerlendirmesinde Fransa’nın önünde “siyasi serüven ya da kurumsal blokaj olmak üzere çifte perspektif bulunduğu”, bunun da “bir rejim krizinin çifte yüzü olduğu” görüşünü savundu.

Merkez sol eğilimli Liberation gazetesi ise “Şok sonrası blok yapmak” manşetli haberinde, RN’nin iktidarın eşiğinde olduğunu, birleşen solun direndiğini, Macron cephesinin diz çöktüğünü ve ancak cumhuriyetçi bir cephenin en beter senaryoyu engelleyebileceğini” yazdı.

İlk tahminler ikinci tur sonunda mecliste RN’nin 240-270, sol ittifakın 180-200, merkez partilerin 60-90, Cumhuriyetçilerin ise 30-50 arası milletvekiline sahip olacağını gösteriyor.

Sol parti militan ve sempatizanları, seçim sonuçları açıklandıktan sonra başta başkent Paris olmak üzere ülkenin birçok kentinde aşırı sağa karşı spontane mitingler düzenledi.

Aşırı sağ güçlü yükselişini teyit etti

Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir oranla yüzde 70’e yakın katılımın yaşandığı seçimlerde Jordan Bardella’nın liderliğini yaptığı RN, üç hafta önce Avrupa seçimlerinde gözlemlenen güçlü yükselişini doğruladı.

Sandık çıkış anketlerine göre, merkez sağdan koparak aşırı sağı destekleme kararı alan Cumhuriyetçiler (LR) Genel Başkanı Eric Ciotti ile işbirliği yapan RN, oyların yüzde yaklaşık 34’ünü alarak ilk turu açık ara önde bitirdi. Bu rakam, RN’nin 2022’deki son parlamento seçimlerine kıyasla yaklaşık 16 puanlık bir artış elde ettiği anlamına geliyor.

Ifop’un tahminlerine göre, bu artış sayesinde, RN’in, 7 Temmuz’da yapılması planlanan ikinci turda Meclis’teki 577 sandalyeden 240 ila 270’ini alabilecek orana yükseliyor.

Oyların yaklaşık yüzde 29’unu alan dört sol partinin bir araya gelerek oluşturduğu Yeni Halk Cephesi’nin (NFP), bu oy oranıyla gelecek hafta yapılan ikinci turun ardından 180 ila 200 arası sandalye sahibi olması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Macron’un partisi Rönesans ile onu destekleyen merkez partileri UDI ve MODEM’in oluşturduğu “Ensemble/Birlikte” hareketi de oyların yüzde 22’sini alarak, üçüncü sıraya yerleşti.

Seçimlere 250 milletvekiliyle katılan merkez bloğun, bu oy oranıyla önümüzdeki hafta büyük kayıplar vermesi ve yalnızca 60 ile 90 arasında sandalyeye sahip olacağı öngörülüyor.

Liderleri Eric Ciotti aşrı sağ ile ittifaka gitmesine rağmen, kendi parti isimleri altında seçimlere giden ülkenin köklü merkez sağ partisi Cumhuriyetçiler ise anketlerde öngörüldüğü kadar oy kaybetmeyerek küçük bir sürpriz yarattı.

Son anketlerde yüzde 6-7 civarında oy alacağı tahmin edilen Cumhuriyetçiler (LR) oyların yüzde 9,7’sini almayı başardı. Eski cumhurbaşkanları Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy’nin geleneğinden gelen LR, bu oy oranı ile parlamentoda 30 ila 50 milletvekili çıkarabiliyor.

Fransa’daki iki turlu seçim sistemi nasıl işliyor?

Fransa’da milletvekili seçimleri tek isim usulü iki turlu çoğunluk sistemine göre yapılıyor. Meclisteki 577 milletvekili için 577 ayrı seçim bölgesi bulunuyor. Her parti istediği kadar seçim bölgesinde tek bir adayla seçime katılıyor. Oy vermek için en az 18 yaşında ve seçmen kütüğüne kayıtlı olmak gerekiyor.

Seçimin ilk turunda geçerli oyların mutlak çoğunluğunu (yüzde 50 + 1 oy) elde eden aday doğrudan milletvekili seçiliyor. Bir seçim bölgesinde hiçbir aday ilk turda yüzde 50 barajını aşamaz ise ikinci tur yapılıyor. Bir seçim bölgesinde ikinci turda yarışabilmek için, ilk turda kayıtlı seçmenlerin en az yüzde 12,5’inin oyunu almış olmak gerekiyor.

Siyasi partiler ikinci turda genel olarak ideolojik duruşlarına göre aralarında ittifaklar kuruyor. Merkez, merkez sağ, merkez sol ve sol partilerin geçmişte ittifak kurmaya yanaşmadığı aşırı sağcılar son yıllarda bu tür seçimlerin ikinci turunda geleneksel sağcı ve muhafazakar seçmenden oy toplayabiliyor.

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya Eş Zamanlı Roketli Saldırılar: En Az 11 Ölü

Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klimenko, Rusya’nın ülkenin birçok bölgesine aynı anda düzenlediği roketli saldırılarda en az 11 kişinin hayatını kaybettiğini, 4’ü çocuk 18 kişinin de yaralandığını açıkladı.

2022 yılının Şubat ayına gelindiğinde ise Rusya, Ukrayna’nın “Nazilerden arındırılması gerektiğini” öne sürerek ülkeye karşı geniş çaplı bir işgal başlattı ve bilhassa Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar hala sürüyor.

2022 yılının Şubat ayına gelindiğinde ise Rusya, Ukrayna’nın “Nazilerden arındırılması gerektiğini” öne sürerek ülkeye karşı geniş çaplı bir işgal başlattı ve bilhassa Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar hala sürüyor.

Rusya, ilk olarak 2014 yılında Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Kırım yarımadasını işgal etti. Kırım’ın işgalinden kısa sonra, Donbas’ta yer alan, nüfusu etnik Rus ağırlıklı olan Luhansk ve Donetsk oblastları da Rusya’nın desteğiyle Ukrayna yönetimine savaş açtılar ve tanınmayan iki cumhuriyet kurdular. Sonrasında Rusya, Ukrayna işgali kapsamında bu iki cumhuriyeti de ilhak etti.

Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunda yer alan birçok kente düzenlediği saldırılarda bilanço belli oldu. Yetkililer Cumartesi günü yaptıkları açıklamada, Dnipro kentinde enkaza dönüşen dokuz katlı bir apartmanda hayatını kaybeden bir sivil de sahil olmak üzere en az 11 kişinin öldüğünü duyurdu.

Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin yaptığı açıklamada, Ziporijya yakınlarındaki Vilniansk kasabasına düzenlenen roket saldırısında evler, bir dükkan ve şehrin altyapısının zarar gördüğünü açıkladı.

Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klimenko, saldırıda ikisi çocuk 7 kişinin öldüğünü yine 4’ü çocuk 18 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Zaporijya Bölge Valisi Ivan Fedorov da Telegram mesajlaşma uygulamasında yayınladığı bir videoda “Bugün düşman, sivil halka karşı korkunç bir terör eylemi daha gerçekleştirdi” dedi.

Fedorov, saldırının “gün ortasında, iş olmayan bir günde, insanların dışarıda dinlendiği ve askeri hedeflerin olmadığı şehir merkezinde” meydana geldiğini söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski sosyal medya platformundan yaptığı bir paylaşımda, ülkenin güneydoğusundaki Zaporijya kentinin dışında yer alan Vilniansk kasabasının füzelerle hedef alındığını, yedi sivilin hayatını kaybettiğini yazdı.

Ukrayna halkının her gün bu tür saldırılara maruz kaldığını söyleyen Zelenski, Rus işgalinden kurtulmanın güçlendirilmiş bir savunma sistemi ile olacağını yineleyip Kiev’e yardımcı olan tüm ülkelere teşekkürlerini sundu.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kursk kentine düzenlenen Ukrayna saldırısında beş kişinin hayatını kaybettiği, ölenler arasında iki çocuğun olduğu da belirtildi.

Yine Tver, Bryansk, Belgorod kentleriyle, 2014’te Ukrayna’dan ilhak ettikleri Kırım Yarımadası’nda gece boyu altı tane Ukrayna menşeli insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü belirtildi.

Paylaşın