100’den Fazla Ülke Tarihin En Büyük Borç Krizini Yaşıyor!

Gelişmekte olan 100’den fazla ülke tarihin en büyük borç krizini yaşıyor. Bu durum sağlık, eğitim, sosyal korumaya yönelik hamlelerin yanı sıra iklim değişikliğine karşı politikalarda da kesintiye gidilmesini gerektiriyor.

NCA Genel Sekreteri Dagfinn Høybråten, “Yüksek borç yükü, bir ülkenin ekonomisi için büyük bir harcama anlamına geliyor ve sosyal yardım, eğitim ve sağlık harcamalarını kesilmesi nedeniyle ilk önce toplumun daha yoksul kesimlerini vuruyor. Borç krizi felç edici bir durum ve tüm diğer gelişme çabalarını baltalıyor. 1982 krizi, 20 yıldan fazla sürdü ve pek çok acıya yol açtı, ta ki 2005’te çözülene kadar…” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerin bütçelerinin neredeyse yarısını alacaklılarına verecek kadar büyük borç krizlerinde olduğu bildirildi.

Norveç Kilise Yardımı (NCA) adlı yardım kuruluşunun Uluslararası Borç Hafifletme (DRI) adlı kampanya grubuna hazırlattığı rapora göre, gelişmekte olan 100’den fazla ülke tarihin en büyük borç krizini yaşıyor.

Bu durum sağlık, eğitim, sosyal korumaya yönelik hamlelerin yanı sıra iklim değişikliğine karşı politikalarda da kesintiye gidilmesini gerektiriyor.

Rapora göre gelişmekte olan 144 ülkedeki borç yönetimi, ortalama olarak bütçe gelirlerinin yüzde 41,5’ini, harcamaların yüzde 41,6’sını, gayrısafi yurtiçi hasılanınsa yüzde 8,4’ünü alıyor.

Bu konuda acil eyleme geçilmezse borç kaynaklı sorunların, 2030’lara da damga vuracağı ve 1982’de Latin Amerika’da ya da 1990’larda Batı’da yaşanan krizlerden dahi büyük olacağı bildirildi.

2020’de G20 bu konuya karşı adımlar atmaya çalışsa da beklenen gelişmenin sağlanamadığı belirtilen raporda borç hafifletmeye dair şu öneriler yapıldı:

1- Tüm bölgelerdeki bütün gelir seviyelerindeki ülkelere açık olmalıdır ve onların ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.
2- Bütçe gelirlerinin yüzde 15’inden az borç ödenmelidir.
3- Bir ülke yardım talebinde bulunduğunda borç ödemeleri hemen durdurulmalıdır.
4- Tüm alacaklıları kapsamalıdır.
5- Anlaşmazlık ve davalar olduğunda tüm büyük finans merkezlerinde borçlulara yönelik yasal korumalar sağlanmalıdır.

Ülke borcu spekülasyonu yapan fonlar sıklıkla eleştiriliyor. Bu fonlar, ikincil piyasadan indirimli fiyatlarla sıkıntılı borçları satın alır ve daha sonra mahkemelerde nominal değeri artı faiz, cezalar ve bazı diğer ücretler üzerinden ödeme yapılmasını isterler. Her ne kadar eylemleri yasal olarak haklı olsa da, bu tür fonlar devlet borçluları ve borçlu ülkenin halkı üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

Raporun yazarlarından Matthew Martin, Birleşik Krallık hükümetine seslenerek “akbaba fonları” diye adlandırılan bu uygulamayı yasal yollarla engellemesini istedi.

NCA Genel Sekreteri Dagfinn Høybråten da gelişmekte olan ülkelerin yöneticilerinin borçlar yüzünden ellerinin kollarının bağlandığına işaret etti:

Yüksek borç yükü, bir ülkenin ekonomisi için büyük bir harcama anlamına geliyor ve sosyal yardım, eğitim ve sağlık harcamalarını kesilmesi nedeniyle ilk önce toplumun daha yoksul kesimlerini vuruyor. Borç krizi felç edici bir durum ve tüm diğer gelişme çabalarını baltalıyor. 1982 krizi, 20 yıldan fazla sürdü ve pek çok acıya yol açtı, ta ki 2005’te çözülene kadar…

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Demokratların Olası Adayı Kamala Harris: Niyetim Kazanmak

ABD’de başkan adaylığı yarışından çekilen Joe Biden’ın desteğini açıkladığı Kamala Harris, “Başkanın desteğini almaktan onur duyuyorum ve niyetim bu adaylığı hak etmek ve kazanmak” dedi.

Haber Merkezi / Kamala Harris yaptığı açıklamada, “Başkan Biden bu özverili ve vatansever davranışıyla hizmet hayatı boyunca yaptığı şeyi yapıyor: Amerikan halkını ve ülkemizi her şeyin üstünde tutmak” ifadelerini kullandı. Kamala Harris, “Donald Trump’ı ve onun aşırılıkçı Proje 2025 gündemini yenmek için Demokrat Parti’yi ve ulusumuzu birleştirmek için elimden gelen her şeyi yapacağım” ifadelerini kullandı.

Kamala Harris, Joe Biden’ın Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak kendisini desteklemesiyle, büyük bir partinin başkan adayı ilk siyah kadın ve ilk Güney Asya kökenli kişi olma olasılığıyla gündemde. Harris üç yıldan fazla bir süredir ülkenin ikinci ismi olarak görev yapıyordu. Ancak Harris, Biden’ın Pazar günü 2024 başkanlık yarışından çekilmesinin ardından en önemli aday haline geldi.

Başkan yardımcısı olarak önemli görevler üstlenen Harris aynı zamanda politik kazanımlar edinmek ve seçmenlerle bağ kurmak için mücadele etti. Harris, 2020’de başkan yardımcılığını kazanan ilk kadın olmanın yanısıra bu görevi üstlenen ilk siyah kadın ve ilk Asya kökenli kadın olarak tarihe geçti.

Kamala Harris’in adaylığına, çok sayıda üst düzey Demokrat Parti üyesi vali, kongre üyesi ve siyasetçiden destek geldi.

Eski Başkan Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı ve First Lady Hillary Clinton yaptıkları ortak açıklamada, “Başkan Biden’a Başkan Yardımcısı Harris’e destek verme konusunda katılmaktan onur duyuyoruz ve onu desteklemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Clinton çifti sözlerini “Şimdi onu seçmek için her şeyimizle mücadele etmenin zamanıdır. Amerika’nın geleceği buna bağlıdır” diye sürdürdü.

Demokrat Parti’nin popüler siyasetçilerinden olan Kaliforniya Valisi Gavin Newsom da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Sert. Korkusuz. İnatçı. Demokrasimiz ve geleceğimizin tehlikede olduğu günlerde, Donald Trump’ın karanlık vizyonuna karşı davayı savunabilecek ve ülkemizi daha sağlıklı bir yöne yöneltebilecek, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’ten daha iyi bir aday yok” ifadelerini kullandı.

Biden yönetiminde yer alan Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ise “Şimdi Kamala Harris, meşaleyi devralmak, Donald Trump’ı yenmek ve Joe Biden’ın halefi olmak için doğru kişidir. Onun olağanüstü liderliğini yakından gördüm, kendisiyle 2020 seçim kampanya sürecinde ve bunun ardından tarihi bir verimliliğe sahip Biden-Harris yönetiminde birlikte çalıştım. Amerika’yı müstakbel başkanımız olarak geleceğe taşımasını sağlayacak bu seçimi kazanması için kendisine elimden gelen tüm desteği vereceğim” diye konuştu.

Partinin sol kanadını temsil eden Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez de yaptığı X paylaşımında, “Kamala Harris, ABD’nin bir sonraki başkanı olacak. Kasım’da sandıktan zaferle çıkması için kendisine tam destek vereceğime söz veriyorum. Şimdi Donald Trump ve Amerikan demokrasisine yönelik tehdidi mağlup etmek için partimiz ve ülkemizi hızlıca bir araya getirmek her zamankinden daha fazla hayati önem taşıyor. Haydi işe koyulalım” dedi.

ABD’nin 50 eyaletinin Demokrat Parti teşkilat başkanı da Harris’e destek verdiklerini duyurdu. Pennsylvania Valisi Josh Shapiro ve North Carolina Valisi Roy Cooper’dan da 59 yaşındaki Harris’e destek geldi. Eski Dışişleri Bakanı John Kerry de Harris’e destek vereceğini ilan ederek “İyi bir vicdana sahip vatandaşların hiçbiri kenarda kalmamalıdır” sözleriyle herkesi kendisine destek vermeye çağırdı.

Eski ABD Başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama ise Biden’ın kararını memnuniyetle karşıladıkları bir mesaj yayınlarken söz konusu mesajda Kamala Harris’in adını anmadı.

Harris kampanyasına yapılan bağışlar, Biden’ın açıklamasını takip eden saatler içerisinde milyonları buldu. Seçim bağışlarının toplanmasından sorumlu olan Actblue’nun açıklamasına göre Harris’e Pazar akşamına kadar toplamı 46,7 milyon doları bulan çok sayıda bağış yapıldı.

Öte yandan Harris’in ekibinin, Biden kararını açıkladıktan sonra yüzlerce telefon görüşmesi yaptıkları bildirildi. Söz konusu görüşmelerde, mümkün olduğunca fazla delegenin desteğinin arandığı belirtildi.

Ayrıca Biden’ın kampanyasını son aylarda yürüten ekip, hâlihazırda Harris’i desteklemeye başladı. Biden’ın seçim ekibi, adını “Harris for President” olarak değiştirmiş durumda. Ayrıca Biden, destekçilerine bir e-posta göndererek Harris kampanyasına bağış yapma çağrısında bulundu.

Süreç nasıl işleyecek?

Kamala Harris seçim yarışına Biden’la beraber girmiş olsa da otomatik olarak pusulada onun yerini alamıyor. Onun da yarışa girmesi halinde her olası aday gibi delegelerin desteğini alması şart. Bu süreçte kendisine bir başkan yardımcısı adayı belirlemesi ve yarışa onunla birlikte girmesi gerekiyor.

Demokrat Parti Ulusal Komitesi başkan ve başkan yardımcısı adaylarını resmi olarak aday göstermek amacıyla Ağustos ayının ilk haftasında yoklama yapma sinyali vermişti. Eğer bu plan iptal edilirse adaylar 19 Ağustos’ta başlayacak kurultayda seçilecek.

Kamala Harris kurultayda destek görürse, ABD’nin 248 yıllık tarihinde ilk Siyah kadın ve Güney Asyalı ana parti başkan adayı olacak. Çok sayıda parti yetkilisi, önümüzdeki Ocak ayında başlayacak yeni başkanlık dönemi yarışında Trump’a karşı partinin standart taşıyıcısı olarak Biden’ın yerine Harris’i desteklediklerini söyledi.

Ancak bazıları da Demokrat Parti’nin gelecek ay Chicago’da yapılacak ulusal kurultayı, diğer başkan adaylarına da açmasını istediklerini söylüyor. Başkanlık adaylığı için en son 1968 yılında açık bir kurultay düzenlenmiş ve Başkan Lyndon Johnson, ABD’nin Vietnam’daki ,savaşı yönetmesine yönelik yaygın muhalefet karşısında yeniden aday olma planlarından vazgeçmişti.

Joe Biden farklı bir muhalefetle karşılaştı. 20’den fazla Demokrat Kongre üyesi, CNN’deki tartışma programının ardından çekilmesi çağrısında bulundu. Son zamanlarda Biden ile birlikte olan bazı kişiler, zihinsel keskinliğinin azaldığına inandıklarını ve zayıf göründüğünü söylerken, en sadık yardımcıları tam aksi konusunda ısrarlıydı. Biden’ın başkan olarak tek dönemi 20 Ocak 2025’te, Ocak 2029’a kadar sürecek bir dönem için yeni bir başkanın yemin etmesiyle sona erecek.

Kamala Harris’in ABD hikayesi

Kamala Harris, 1964 yılında Kaliforniya eyaletinin Oakland kentinde, yüksek eğitimli göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Harris’in annesi Hindistan doğumlu göğüs kanseri araştırmacısı Shyamala Gopalan, babası ise Jamaikalı ekonomi profesörü Donald J. Harris’ti. Göçmen olan Harris’in her iki ebeveyni aynı zamanda 1960’larda sivil haklar için mücadele eden iki aktivist kişilik.

Yedi yaşındayken anne ve babası ayrılan Kamala ile kız kardeşi Maya annesinin yanında büyüdü. Kamala’nın “The Truths We Hold” başlıklı otobiyografisinde bu deneyimin kariyerini de etkilediğine vurgu yapıyor ve annesi Gopalan’ın kendisine ve kız kardeşi Maya’ya şöyle dediğini anlatıyor: “Öylece oturup bir şeylerden şikayet etmeyin. Bir şeyler yapın!”

Bu, hayatı boyunca Kamala Harris’in harfiyen uyduğu bir nasihat oldu.

Annesinin Kanada’da bir iş bulması üzerine Harris’in yolu Oakland’tan Montreal’e de uzanır ve liseye bu ülkede başlar. Daha sonra tekrar ABD’ye dönen Harris, Washington’daki Howard Üniversitesi’nde siyaset bilimleri ve ekonomi okur ardından da San Franciso’da hukuk eğitimi alır. 1990 yılında hukuk fakültesini bitirmesinin ardından savcı olarak çalışmaya başlayan Harris, keskin zekâsı ve mücadeleci ruhu ile kısa sürede mesleki çevresinde üne kavuşur. Harris, otobiyografisinde geçmişte yaşadığı ayrımcılık tecrübelerini nasıl “her konuda en iyi olma azmine” dönüştürdüğünü anlatıyor.

Harris, 2003 yılında San Francisco’nun ilk kadın eyalet savcısı olur; 2010 yılında ise altı rakibini alt ederek 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçilir. ABD’de “Attorney General” olarak adlandırılan bu pozisyon, başsavcı ile adalet bakanı görevlerini birleştiren bir görev. 3 Ocak 2011’de görevine başlayan Harris, sadece bu göreve gelen ilk kadın değil aynı zamanda Hint ve Afrika kökenli ilk kişi de olur.

Ancak Harris savunduğu görüşlerden ötürü hep tartışmalı bir isim olur. Bir yandan ölüm cezasına karşı çıkarken diğer yandan çocukları sürekli olarak okulda kaçan ailelerin bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören yasal düzenlemeye verdiği destekle partisindeki sol görüşlüleri karşısına alır.

Harris, 2015 yılında ise Senato’ya adaylığını koyar. Demokratların çoğunun desteğini alan Harris’in destekçileri arasında dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Başkan Yardımcısı Joe Biden da yer alır. Harris, tarihteki ikinci siyah olarak 2017 yılında Senato’ya seçilir.

Harris, 2014 yılından bu yana Yahudi kökenli bir avukat olan Douglas Emhoff ile evli. Emhoff’un daha önceki evliliğinden iki çocuğu bulunurken Harris’in çocuğu yok.

Adı daha önce de Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak geçen Harris, 2019 yılında adaylığını koyduğunda karşısında Joe Biden, Bernie Sanders ve Elizabeth Warren vardı. Harris başlarda favori olarak gösteriliyordu. Ancak yıl içerisinde desteğini yitirdi ve Aralık 2019’da anket sonuçlarında desteğin az olması nedeniyle adaylıktan çekildiğini duyurdu. Sonrasında ise seçim öncesi kampanyalarda Biden ile görüş ayrılıkları gündeme gelmiş olsa da başkan yardımcılığına aday gösterildi.

Biden ve Harris birlikte zorlu ve hırçın bir kampanya yürüterek Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’i mağlup etti. İkili, Trump taraftarlarının Kongre baskınından sadece iki hafta sonra 20 Ocak 2021’de yemin etti.

Harris, ABD başkan yardımcısı olarak görev yapan ilk kadın, ilk Siyah ve ilk Hint kökenli kişi oldu.

Harris, Beyaz Saray’da geçirdiği süre boyunca profilini yükseltmeye çalıştı. Biden 2021’de Harris’e Latin Amerika’dan göçmen gelmesinin temel nedenleriyle mücadele görevi verdi. Biden, o dönemde Harris için “Bunu yapmak için daha nitelikli birini düşünemiyorum” dedi. Ancak Harris’in çabalarına ve Latin Amerikalı liderlerle yaptığı görüşmelere rağmen belgesiz sınır geçişlerinin sayısı artmaya devam etti ve geçen yıl rekor seviyelere ulaştı.

Kamala Harris, daha sonra siyasi rakiplerine karşı farklı bir mücadele alanı buldu. ABD Yüksek Mahkemesi, 2022’de ülkenin büyük bir bölümünde kürtaj hakkını fiilen geri alınca Harris, bu hakkın korunması lehine güçlü bir ses haline geldi. Bu yılın başlarında ABD genelinde bir “Üreme Özgürlükleri için Mücadele” girişimi başlattı. Televizyondaki Trump-Biden tartışmasından birkaç gün önce de Harris, Trump’ın yeniden seçilmesi halinde üreme haklarıyla ilgili “her şeyin tehlikede olduğu” uyarısında bulundu.

Demokrat Parti’nin geleceği Harris mi?

Biden’ın kötü münazara performansının ardından Harris, başkan adaylığı için adı geçerken bile Başkan’ın en sesli savunucuları arasında yer aldı. Harris, birçok kişi tarafından 2024 seçimlerinde Demokratlar tarafından desteklenecek doğal bir seçim olarak görülüyor.

Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, Biden-Trump münazarasından kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada Biden’ın 2020’de onu seçmesinin nedenlerinden birinin “gerçekten de partinin geleceği olması” olduğunu söylemişti.

Paylaşın

Biden, Trump’a Karşı Başkanlık Yarışından Çekildi

ABD’nin mevcut başkanı Joe Biden, seçmenlerin haftalardır süren baskısının ardından Donald Trump’a karşı başkanlık seçimi yarışından çekilme kararı aldığını duyurdu.

Haber Merkezi / Joe Biden, sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı açıklamada, “Yeniden seçilmek niyetinde olsam da, görevimden çekilmemin ve yalnızca dönem başkanlığı görevimi yerine getirmeye odaklanmamın, partimin ve ülkenin yararına olacağına inanıyorum” dedi. Biden, başkanlık kararından çekilme kararı hakkında, önümüzdeki hafta ulusa sesleneceğini kaydetti.

81 yaşındaki Joe Biden, adaylıktan çekilmesinin hemen ardından, Demokrat Parti’nin yeni adayı olarak başkan yardımcısı Kamala Harris’e “tam destek” verdiğini duyurdu.

Biden, geçtiğimiz salı günü verdiği bir röportajda, ilk kez başkanlık yarışından çekilebileceğini söylemişti. Yarıştan çekilmesini sağlık durumuna bağlayan Biden, hangi şartlarda çekilebileceği sorusuna “Ortaya çıkan bir sağlık sorunum olursa, evet” diyerek cevap vermişti.

Biden’ın adaylığı konusundaki tartışmalar, Cumhuriyetçi aday Donald Trump ile çıktığı ilk canlı yayında “etkisiz” olarak değerlendirilen performansı sonrasında artmaya başlamıştı.

5 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde ABD’de her eyalette Demokrat Parti’nin önseçim süreci tamamlanmıştı. Önseçimlerde 3 bin 894 delege 19 Ağustos’ta başlayacak Demokrat Parti Ulusal Kurultayı’nda Joe Biden’a destek verme taahhüdünde bulunmuştu. Şimdi bu delegeler 19 Ağustos’ta Chicago’da başlayacak Demokrat Parti Ulusal Kurultayı’nda teorik olarak istedikleri adaya destek verebilirler.

Biden’ın Yardımcısı Kamala Harris’in, Biden’ın çekilmesi halinde onun yerine yarışa girmesine yönelik senaryonun parti içinde giderek daha fazla destek bulduğu öne sürülmüştü.

Kamala Harris seçim yarışına Biden’la beraber girmiş olsa da otomatik olarak pusulada onun yerini alamıyor. Onun da yarışa girmesi halinde her olası aday gibi delegelerin desteğini alması şart. Bu süreçte kendisine bir başkan yardımcısı adayı belirlemesi ve yarışa onunla birlikte girmesi gerekiyor.

Demokrat Parti’yi çekişmeli ve açık bir kurultay bekliyor olabilir. Demokrat Parti Ulusal Komitesi seçimlere az zaman kala parti içindeki görüş ayrılıklarını en aza indirmek amacıyla bir aday üzerinde uzlaşabilir ancak başka adaylar da yarışa dahil olmak isteyebilir.

Demokrat Parti Ulusal Komitesi başkan ve başkan yardımcısı adaylarını resmi olarak aday göstermek amacıyla Ağustos ayının ilk haftasında yoklama yapma sinyali vermişti. Eğer bu plan iptal edilirse adaylar 19 Ağustos’ta başlayacak kurultayda seçilecek.

Kimler olası aday olarak öne çıkıyor?

Başkan Yardımcısı Kamala Harris: Demokrat Parti’de pek çok isim Kamala Harris’i aday olarak kabul edeceklerinin sinyalini verdi. Joe Biden 11 Temmuz’da NATO Zirvesi sırasında düzenlediği basın toplantısında “En başından bu yana başkan olabilecek niteliklere sahip olduğunu düşünmeseydim başkan yardımcısı olarak seçmezdim” demişti

Kamala Harris yaygın olarak Biden’ın yerine geçebilecek en iyi aday olarak görülse de son anketler Harris’in anket verilerinin, Biden’ın Donald Trump’a karşı anket verilerine kıyasla çok az fark olduğunu gösteriyor.

Dört ankette Kamala Harris’in Biden’dan biraz daha iyi, dört ankette Biden’a kıyasla daha kötü ve üçünde ise hiçbir fark olmadığı görülüyor. Beyaz Saray’da başkan yardımcısı olarak dört yıl tecrübesi bulunan Kamala Harris’in kararsızlar ve bağımsız seçmenlerin desteğini alabileceği yorumu yapılıyor.

California Valisi Gavin Newsom: Gavin Newsom, Joe Biden’ın adaylıktan çekilmesine ilişkin tartışma sürecinde Biden’a güçlü destek verdi. Newsom, Biden’ın Trump karşısındaki canlı yayın performansının ardından yaşanan hararetli tartışmada “Baş performansçı değil, başkomutan arıyorum” demişti.

Michigan Valisi Gretchen Whitmer: Biden’a desteğini açıklayan Gretchen Whitmer önemli bir çekişmeli eyalette valilik seçimini yeniden kazanmıştı. Whitmer işçi sendikalarına verdiği destek sebebiyle ABD genelinde Demokratlar arasında popüler.

Illinois Valisi J.B. Pritzker: J.B. Pritzker, bu yıl Ağustos ayında Chicago’daki Demokrat Parti Ulusal Kurultay’ına evsahipliği yapıyor. Pritzker, son dakikada başlatılacak bir seçim kampanyasını kendisi finanse edebilir.

Eski First Lady Michelle Obama: Michelle Obama çok sayıda seçmen arasında popüler olsa da aday olma fikrini şimdiye kadar hep reddetmişti. Geçen ay yapılan Reuters/Ipsos anketine göre Michelle Obama Donald Trump’ın 10 puan önündeydi.

Uzmanlara göre seçim kampanyaları sürecinde para toplama kabiliyeti bakımından kimin yoğun bir çaba içinde olduğu ve kurultayda çoğunluğun desteğini alabilecek türden bir koalisyon oluşturma fırsatına sahip olduğu önem taşıyor.

“Demokrasi için kurşun yedim”

Donald Trump, kendisine yönelik suikast girişiminden sonra ilk seçim mitingini gerçekleştirdi. Michigan’daki mitingde konuşan Trump, otoriter, sağcı bir ajandaya sahip “Project 2025” girişimiyle bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları redderek, “Hiçbir şekilde aşırıcı olmadığını” söyledi.

12 bin kişilik bir kalabalığa hitap eden Trump, “Ben demokrasi için kurşun yedim” ifadelerini kullandı. Trump, Demokrat parti içinde Başkan adayına yönelik tartışmaları da alaya alarak, “Adaylarının kim olduğu konusunda hiçbir fikirleri yok… Bu adam gidiyor ve oyları alıyor, şimdi de bunu onun elinden almak istiyorlar. İşte demokrasi” diye konuştu.

Paylaşın

Suriye’de Parlamento Seçimlerini İktidardaki Baas Partisi Kazandı

Suriye’de parlamento seçimlerinde iktidardaki Baas Partisi, beklenen çoğunluğu elde etti. 2011 yılında başlayan iç savaş sonrası yapılan dördüncü seçimde katılım oranı yüzde 40’ın altında kaldı.

Haber Merkezi / Ülkenin kuzeyinde Türkiye’nin desteklediği muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde, Kürtlerin kontrolündeki kuzeydoğuda ve kuzeybatıda ve cihatçıların kontrolündeki İdlib de yaşayanlar seçimlerde oy kullanmadı.

Milletvekilleri ilk oturumda bir başkan ve hükümet seçecek, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kabineyi kurmakla görevli yeni bir başbakan atayana kadar geçici rol üstlenecek.

Beşar Esad’ın Baas Partisi ve müttefik partiler parlamentoda 185 sandalyenin sahibi oldu. 250 sandalyeli Halk Meclisi (Suriye parlamentosu) için yapılan seçim, Şam yönetiminin kontrolündeki 15 bölgede kurulan toplam 8.151 sandıkta gerçekleşti.

Suriye Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Cihad Murad, ilk seçim sonuçlarına göre Baas Partisi ve müttefiklerinin 185 sandalye kazandığını duyurdu. Murad, 19,3 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede seçimlere katılımın yüzde 38 oranında gerçekleştiğini söyledi.

Seçim yetkililerinin usulsüzlükler olduğunu açıkladığı Halep, Lazkiye, Hama ve Dera şehirlerinde seçimler tekrarlandı. Ülkede yapılan seçimlerde, Baas Partisi ön seçimlerini geçerek nihai listeye girmeye hak kazanan isimler genellikle parlamentoya girmeyi başarıyor.

2011 yılında başlayan iç savaşın ardından Suriye’de 2012, 2016 ve 2020 yıllarında 3 kez genel seçim yapıldı. 2020 yılında yapılan parlamento seçimlerinde Beşar Esad başında olduğu Baas Partisi 166 sandalye kazanmıştı. Baas müttefiki partiler 17 sandalyenin sahibi olmuş, 67 bağımsız aday da parlamentoya girmişti.

Beşar Esad’ın önümüzdeki dönemde 2028 yılında başkanlığını sona erdirecek dönem sınırlamasına karşı görev süresini uzatmak için anayasa değişikliğini parlamentodan geçirmesi bekleniyor.

Paylaşın

Donald Trump’a Silahlı Saldırı: Saldırgan Öldürüldü

Eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump, Pensilvanya eyaletinin Butler şehrinde düzenlenen seçim mitingi esnasında saldırıya uğradı.

Haber Merkezi / Federal Soruşturma Bürosu (FBI) olayın, “suikast girişimi” olarak değerlendirildiğini açıklarken, silahlı saldırganın öldüğü duyuruldu. Ayrıca mitinge katılan bir kişinin öldüğü, iki kişinin de ağır yaralandığı bildirildi.

Olayın ardından açıklama yapan ABD’li üst düzey yetkilileri korumakla görevli Gizli Servis “saldırganın miting alanı dışındaki yüksek bir noktadan sahneye doğru birden çok kez ateş açtığını” belirtti.

Açıklama şöyle; “Eski Başkan Trump’un13 Temmuz akşamı Butler, Pennsylvania’da yaptığı miting sırasında, yaklaşık 18:15 sıralarında, bir zanlı miting alanının dışındaki yüksek bir noktadan sahneye doğru birden çok kez ateş açtı.

ABD Gizli Servis Personeli ateş açan zanlıyı etkisiz hale getirdi ve zanlı öldü. ABD Gizli servisi proaktif önlemlerle derhal mürahale etti ve eski Başkan Trump güvende. Bir seyirci öldü ve iki seyirci ağır yaralandı. Olay şu anda soruşturma altında ve FBI bilgilendirildi.”

FBI saldırganın kimliğini Pensilvanya’dan Thomas Matthew Crooks (20) olarak açıkladı. Amerikan NBC ve CBS televizyonlarından paylaşılan açıklamada “FBI, Pennsylvania Bethel Park’tan 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks’un 13 Temmuz’da Pennsylvania Butler’da eski Başkan Donald Trump’a suikast girişiminde bulunan kişi olduğunu tespit etti” denildi.

Eski Başkan Trump, sosyal medya hesabı Truth Social üzerinden şu açıklamayı yaptı: “Pennsylvania’da yaşanan silahlı saldırıya hızlı bir şekilde müdahale ettikleri için ABD Gizli Servisi’ne ve tüm güvenlik güçlerine teşekkür etmek istiyorum. En önemlisi de mitingde öldürülen kişinin ailesine ve ağır yaralanan bir başka kişinin ailesine başsağlığı (ve geçmiş olsun) dileklerimi iletmek istiyorum.

Ülkemizde böyle bir eylemin gerçekleşmesi inanılmaz. Şu anda ölü olan saldırgan hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Sağ kulağımın üst kısmını delen bir kurşunla vuruldum. Bir şeylerin ters gittiğini hemen anladım çünkü bir vızıltı sesi, silah sesi duydum ve kurşunun derimi parçaladığını hissettim. Çok fazla kanama oldu, o zaman ne olduğunu anladım. TANRI AMERİKA’YI KORUSUN!”

“Herkes bunu kınamalı”

Donald Trump’ın açılan ateşle yaralanmasına ilişkin olarak ABD Başkanı Joe Biden da bir açıklama yaptı. Kameraların karşısında kısa bir değerlendirme yapan Biden, Trump sağlık durumunun iyi olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken Trump’ın güvenliğini sağlayan Gizli Servis üyelerine teşekkür etti.

Biden, açıklamasında ABD’de siyasi şiddete yer olmadığını ve bu saldırıyı herkesin kınaması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı, “Şu anda tüm detayları bilmiyorum ama ilerleyen saatlerde öğreneceğim. Daha sonra bir açıklama da yapacağız. Ama bu olayı herkes kınamalı. ABD’de bu şekilde bir şiddet ve siyasi şiddet olacak şey değildir” dedi.

Olayın bir suikast olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine de Joe Biden, “Bu konuda bir fikrim var ama yeterli bilgimiz yok ve tam olarak neler olduğunu bilmiyoruz. Önce neler olduğunu tam olarak öğrenmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Saldırı ayrıca, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Partili politikacılar tarafından kınandı. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, “Barışçıl bir kampanya mitinginde yaşanan bu korkunç siyasi şiddet eyleminin bu ülkede yeri yok ve herkes tarafından güçlü bir şekilde kınanmalı” dedi.

Trump’ın silahlı saldırı sonrasında güvenli bir yere götürülmesinden birkaç dakika sonra birçok Cumhuriyetçi Partili Kongre üyesi, sosyal medya platformu X’te, Associated Press (AP) haber ajansı tarafından çekilmiş ve eski başkanın gözle görülür şekilde kanlar içinde ama ayakta, yumruğunu havaya kaldırmış, etrafı Gizli Servis tarafından sarılmış bir şekilde çekilmiş fotoğrafını paylaştı.

Trump’ın başkan yardımcısı adayı olarak öne çıkan isimlerden biri olan Cumhuriyetçi Partili Senatör Marco Rubio AP’deki fotoğrafı X’te paylaşarak, “Tanrı Başkan Trump’ı korudu” yazdı.

Cumhuriyetçi Partili Senatör Ted Cruz da fotoğrafı X hesabından paylaştı ve Trump’ın tepkisini “Olağanüstü” olarak niteledi. Cruz, “Tanrı Başkan Trump’ı korusun” ifadesini kullandı.

Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Partili liderler de saldırıyı kınadı.

Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer X’te, “Pennsylvania’daki Trump mitinginde yaşananlar karşısında dehşete düştüm ve eski Başkan Trump’ın güvende olması beni rahatlattı. Siyasi şiddetin ülkemizde yeri yok” dedi.

Temsilciler Meclisi Demokrat Parti Lideri Hakeem Jeffries ise X’e şunları yazdı: “Amerika bir demokrasidir. Hiçbir siyasi şiddet asla kabul edilemez.”

Senato Azınlık Lideri Mitch McConnell ise şu açıklamayı yaptı: “Bu gece tüm Amerikalılar, barışçıl bir mitinge yapılan alçakça saldırının ardından Başkan Trump’ın iyi görünmesine minnettar. Şiddetin siyasetimizde yeri yoktur.”

İkinci bir Trump dönemi için bir dizi muhafazakâr politika önerisi içeren Project 2025’e karşı bir grup kuran Demokrat Partili Temsilciler Meclisi Üyesi Jared Huffman, X üzerinden verdiği mesajında, “Politikamız ne olursa olsun, hepimiz siyasi şiddet belasını kınamalı ve sona erdirmek için çalışmalıyız” dedi.

Pensilvanya’daki miting, 78 yaşındaki Trump’ın partisi tarafından resmi olarak başkan adayı ilan edileceği kongre öncesi son mitingiydi. Cumhuriyetçilerin öne seçimlerini kazanan Trump’ın 5 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı Başkan Joe Biden’ın rakibi olması bekleniyor.

Paylaşın

Rusya’dan “Avrupa’nın Başkentleri Hedef Alınacak” Uyarısı

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Rusya, Almanya’ya Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), aralarında Tomahawk füzelerinin de bulunduğu uzun mesafeli silahlarını konuşlandırma kararının, Avrupa başkentlerini Rus füzelerinin hedefi hâline getirebileceği tehdidinde bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, ABD’nin kararının bir “paradoks” oluşturduğunu söyledi. Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

Washington ile Berlin’in yayınladığı ortak açıklamada, SM-6 ve Tomahawk seyir füzeleri ile Avrupa’daki tüm füzelerden daha uzun menzile sahip hipersonik silahların Almanya’ya konuşlandırılacağı belirtilmişti. İki ülkenin ortak duyurusuna göre silahlar 2026’dan itibaren Almanya’ya getirilecek. Füzelerin “Avrupa’nın güvenliği” için konuşlandırılacağı belirtilirken, Rusya bu adıma “askeri yanıt” vereceğini duyurmuştu.

Söz konusu kararın duyurulmasının ardından ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Rus mevkidaşı Andrey Belusov, bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Rus Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Görüşmede, güvenlik tehditlerinin engellenmesi ve gerilimin tırmanması olasılığı riskinin düşürülmesi ifade edilmiştir” denildi.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sözcülerinden biri ise, Austin’in Moskova ile “iletişim hatlarının ayakta tutulmasının taşıdığı anlamı” vurguladığını kaydetti.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Söz konusu adımı savunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, kararın “çok iyi bir karar” olduğunu söylemiş ve ABD füzelerinin Almanya’nın savunmasına katkıda bulunacağını kaydetmişti.

Ancak karar, Almanya’da tartışma yaratmış bulunuyor. Sol Parti anlaşmayı “son derece problemli” şeklinde nitelerken, Sol Parti’den kopan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise kararın “çok tehlikeli” olduğunu söyledi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise, Konuşlandırma Almanya’yı hedef haline getiriyor” diye tepki verdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Filistinliler İçin “Bağış” Çağrısı

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Filistin Yardım ve Çalışma Ajansı’nın (UNRWA) finansman sorunu yaşadığını belirterek, örgüte bağış yapılması çağrısında bulundu.

Yaklaşık 30 bin çalışanı bulunan UNRWA, Gazze, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye’deki yaklaşık 6 milyon Filistinli mülteciye, eğitim ve sağlık başta olmak üzere çeşitli alanlarda destek sağlıyor.

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında şu ana kadar en az 38 bin 345 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Filistinlileri zorla yerinden etmekle suçladığı İsrail’i, “yıkım ve ölüm diyarında tilt oyunundaki (pinball) toplar gibi Filistinlilerin yerlerini değiştiriyor olmakla” suçladı.

Cuma günü Filistin Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini ile katıldığı bağışçılar toplantısında konuşan Guterres, “(Gazze’de) çatışmaların ve yıkımın ulaştığı aşırı düzey akıl almaz ve affedilemez” dedi. Guterres, “Tam Gazze’deki durumun mevcut durumdan daha da kötüye gidemeyeceğini düşündüğümüzde, bir şekilde, tiksindirici bir biçimde, siviller cehennemin daha da derin tabakalarına itildi” diye konuştu.

Öte yandan Guterres, UNRWA’nın “devasa bir finansman sorunu” yaşadığını dile getirdi. UNRWA’nın fonlarının bitmesiyle Filistinlilerin “hayati bir can simidini” kaybedeceği uyarısında bulunan Guterres, “Şunu açıkça ifade edeyim: UNRWA’nın alternatifi yoktur” diye konuştu ve örgüte bağış yapılması çağrısında bulundu.

Kuruluşa yapılan bağış miktarının gelecek hafta belli olacağını kaydeden Guterres, yeni bağışlar sayesinde UNRWA’nın, faaliyetlerini Eylül ayı sonuna kadar yürütebileceğine inandığını söyledi.

Savaşta şu ana kadar 195 UNRWA çalışanının öldürüldüğünü kaydeden Guterres, bu rakamın BM tarihinde en yüksek rakam olduğunu vurguladı.

UNRWA Başkanı Philippe Lazzarini de, buna parallel olarak, kuruluş olarak Filistinlilere yardım edebilmek için yalnızca Ağustos ayının sonuna kadar fonlarının kaldığını ifade etti. Lazzarini, faaliyetlerini sürdürebilmek adına, UNRWA’nın gelecek aylarda fon arayışını sürdüreceğini kaydetti.

İsrail, bir grup UNRWA çalışanını, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıda örgüte destek vermekle suçlamıştı. Bunun üzerine Almanya, UNRWA’ya geçici olarak yeni fonların onaylanmayacağını duyurmuş, daha sonra iş birliğini yeniden başlatmıştı. Bu gelişmelere atfen Lazzarini, “Ajansımıza güveni yeniden inşa etmek için ortaklarımızla yorulmadan çalıştık” diye konuştu.

ABD Kongresi, UNRWA’ya fon desteğini durdurmuş durumda. Başkan Joe Biden yönetimi, Filistinli sivillere yönelik maddi desteği diğer kuruluşlara yönlendirmiş bulunuyor.

İsrail devletinin aktardığı verilere göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıda, çoğu sivil bin 195 kişi hayatını kaybetti. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise, İsrail’in verdiği karşılık sonucunda, en az 38 bin 345 kişi öldü.

Yaklaşık 30 bin çalışanı bulunan UNRWA, Gazze, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye’deki yaklaşık 6 milyon Filistinli mülteciye, eğitim ve sağlık başta olmak üzere çeşitli alanlarda destek sağlıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Küresel Nüfus, 2084 Yılında 10 Milyarı Aşacak

Şu anda 8,2 milyar olan küresel nüfusun 2080’lerin ortalarına doğru yaklaşık 10,3 milyara yükselmesi bekleniyor. Bu zirvenin ardından, küresel nüfus artışında kademeli bir düşüş öngörülüyor.

Türkiye’de ise 2054 yılına kadar zirvenin aşılması ve ardından nüfusta azalmanın başlaması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni tahminine göre dünya nüfusu 2084 yılına kadar artmaya devam edecek. Şu an 8 milyardan fazla olan dünya nüfusu 60 yıl içerisinde 10 milyar 300 milyona yükselecek. Birleşmiş Milletler’in iki yılda bir yaptığı tahmin 2022 yılındaki verilere dayanıyor.

Dünya nüfusunda her yıl yaklaşık 70 milyon seviyesinde olan artışın 2050’den itibaren yavaşlaması bekleniyor. 2061 yılında insan sayısının 10 milyarı geçeceği, 2084’te ise yaklaşık 10,3 milyar ile en üst seviyeye ulaşılacağı öngörülüyor.

O tarihten sonra dünya nüfusunun yavaş yavaş azalacağı ve 2100’e gelindiğinde 10 milyar 200 milyon seviyesine gerileyeceği tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler’in tahminleri doğum ve ölüm oranlarına dayanıyor. Bu oranların gelecek raporlarda değişebileceği ve dünya üzerindeki büyük olaylardan etkilenebileceği kaydediliyor.

Kıtalar bazında nüfus değişimleri farklılık gösteriyor. Bazı kıtalarda hemen hemen hiç nüfus artışı görülmüyor. Şu anda 745 milyon olan Avrupa nüfusunun 2100 yılına gelindiğinde 600 milyona küçülmesi bekleniyor. Dünyanın nüfus bakımından ilk sırada olan Asya kıtasında şu anda yaklaşık 4 milyar 800 milyon kişi yaşıyor.

Nüfusun Asya’da 30 yıl boyunca hafif olarak artış göstereceği tahmin ediliyor. En büyük artışın ise Afrika’da kaydedilmesi öngörülüyor. Tahminlere göre 2 milyardan fazla olan kıta nüfusu 2100 yılında 3 milyarı aşmış olacak.

Türkiye’de zirveye 2054’e kadar çıkılmış olacak

Çin, Almanya, Japonya ve Rusya gibi bazı ülkelerde nüfus artışında zirveye çoktan ulaşıldı. 2054 yılına kadar Brezilya, İran, Türkiye ve Vietnam gibi 48 ülkede daha zirvenin aşılması ve ardından nüfusta azalmanın başlaması bekleniyor.

Angola, Nijer, Somali ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi birçok Afrika ülkesinde ise nüfusun 2024-2054 yılları arasında iki katına çıkacağı tahmin ediliyor.

Alman Dünya Nüfusu Vakfı Genel Müdürü Jan Kreutzberg, gelişmenin Sahra Altı Afrika ülkelerindeki son derece genç nüfus yapısıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. Bu bölgede nüfusun yüzde 40’ı 15 yaşın altında, birçok kadın çok genç yaşta çocuk sahibi oluyor.

Federal Nüfus Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Frank Swiaczny, Sahra Altı Afrika’yı anahtar bölge olarak niteliyor. Frank Swiaczny “Dünya nüfusunun geleceği temelde Sahra Altı Afrika’daki gelişmeye bağlı” diyor. Burada doğum oranı kadın başına 4,3 çocuk seviyesinde. Swiaczny kıtadaki değişimin dünya nüfusuna en büyük etkiyi yapacağını kaydediyor.

Modern insanın tarihi eldeki bilgilere göre 300 bin yıl önce Homo Sapienslerin ortaya çıkmasıyla başladı. 1800 yılından sonra insan sayısı 1 milyarı geçmişti. 1928’de 2 milyar olan dünya nüfusu yüz yıl geçmeden 8 milyara çıktı. Yedi milyardan sekiz milyara çıkış ise 11 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleşti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Öldürülen Lideri Bağdadi’nin Eşine İdam Cezası

Irak Yüksek Yargı Konseyi, öldürülen IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin eşinin, örgütle işbirliği yaptığı ve evinde Ezidi kadınları alıkoyduğu gerekçesiyle Karkh Ceza Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildiğini duyurdu.

Konseyden yapılan açıklamada, Esma Muhammed kod adlı kadının, Ninova İli’ne bağlı Şengal ilçesinde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kaçırılan bazı Ezidi kadınları evinde gözaltına aldığı belirtildi.

İki Ezidi kadın, diğer Ezidi kadınlarla birlikte kendilerinin kaçırılması ve köleleştirilmesinde suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle Muhammed’e dava açmıştı. Kadınlar, ölüm cezası talep ediyorlardı. 

Ağustos 2014’te IŞİD, Sincar’a düzenlediği saldırıda binlerce Ezidi’yi öldürdü ve 6 binden fazla Ezidi’yi de kaçırdı. Kaçırılanların çoğu, IŞİD militanları tarafından Suriye ve Irak’taki pazarlarda seks kölesi olarak satıldı.

Çok sayıda Ezidi erkek, kadın ve çocuk hâlâ IŞİD tarafından kayıp veya alıkonulmuş durumda ve binlercesi hala IDP kamplarında zor koşullara katlanıyor.

Birleşmiş Milletler müfettişleri de IŞİD’in Ezidi kadınlara yönelik “soykırım ve birçok diğer uluslararası suç” işlediğine dair açık ve ikna edici kanıtları olduğunu belirtmişti.

2019 yılında ABD güçleri El Bağdadi’nin ailesinin bir kısmıyla birlikte Suriye’nin kuzeybatısında saklandığı yere baskın düzenlemiş, Bağdadi bir tünelde kıstırıldığında üzerindeki patlayıcı yeleği infilak ettirerek kendisi ve iki çocuğunu öldürmüş; dört eşinden ikisi ise çıkan çatışmada öldürülmüştü.

Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan baskın sırasında Esma Muhammed, ise orada değildi çünkü 2018 yılında Türkiye’de sahte bir isimle yaşarken yakalanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019’da Bağdadi’nin ölümünün ardından yaptığı açıklamada “ABD, Bağdadi’yi tünelde imha etti. İlk kez açıklıyorum, biz de Bağdadi’nin hanımını yakaladık ama bakın bir yaygara yapmadık. Aynı şekilde kız kardeşini ve eniştesini de Suriye’de yakaladık” diye konuşmuştu.

Esma Muhammed, bu yılın Şubat ayında Irak’a geri gönderildi ve o günden bu yana cezaevinde tutuluyor; yetkililer IŞİD’deki rolünü araştırıyor.

Kendisine IŞİD’in işlediği bu suçlar sorulduğunda Esma Muhammed, kocasına “o masum insanların kanını” ellerine bulaştırdığı için meydan okuduğunu söylemişti.

Hüdayfe Ezidi kadınların başına gelenler için çok üzgün olduğunu ve utanç duyduğunu da eklemişti. En az dokuz Ezidi kız çocuğu ve kadının Esma Muhammed’in evine köle olarak getirildiği biliniyor.

Paylaşın

NATO’dan Ukrayna’ya F-16 Sevkiyatı: Rusya’dan Sert Tepki

NATO’ya üye ülkeler, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı hava savunmasını güçlendirmek için uzun zamandır beklediği adımı atarak, F-16 savaş uçaklarını ülkeye transfer etmeye başladıklarını duyurdu.

Haber Merkezi / Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Danimarka ve Hollanda’nın uçakları transfer etmeye başladığı, Belçika ve Norveç’in ise daha fazla uçak sağlama sözü verdiği belirtildi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Washington’da düzenlenen NATO’nun 75. yıl dönümü zirvesinde yaptığı konuşmada, savaş uçaklarının transferinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e bir mesaj olması gerektiğini söyledi. Blinken, “Barışa ulaşmanın en hızlı yolu güçlü bir Ukrayna’dan geçer” diye de ekledi.

Washington’daki NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) liderler zirvesi sürerken İttifak üyesi üç ülke ortak bir açıklama yaparak Ukrayna’ya F-16 savaş jeti sevkiyatının başladığını duyurdu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Hollanda ve Danimarka’dan yapılan ortak açıklamada, “F-16’lar için transfer süreci devam ediyor ve Ukrayna operasyonel F-16’ları bu yaz uçuracak” denildi. Uçakların Hollanda ve Danimarka’dan gönderildiği kaydedildi. Hollanda hükümetinden yapılan açıklamada Ukrayna’ya 300 milyon euro değerinde de F-16 cephanesi gönderileceği belirtildi.

Üç ülkenin ortak açıklamasında Belçika ve Norveç’in de Ukrayna’ya savaş jeti gönderme kararı aldığı belirtildi. Belçika Başbakanı Alexander De Croo dün Washington’daki bir resepsiyonda yaptığı açıklamada ülkesinin 30 jet göndereceğini söylemişti. Belçika bu sözü tuttuğu takdirde Ukrayna’ya en çok F-16 sağlayan ülke olacak.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store da bugün yaptığı açıklamada ülkesinin bu yıl içinde Ukrayna’ya 6 adet F-16 savaş jeti göndereceğini belirtti. “Ukrayna’nın hava saldırılarına karşı kendini savunabilmesi Rusya’ya karşı savaşında hayati önem taşıyor” diyen Store, “Norveç şimdi Ukrayna’ya altı adet F-16 savaş uçağı hibe etmeye karar verdi. Uçakları 2024 yılı içerisinde teslim etmeye başlamayı planlıyoruz” bilgisini paylaştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski sosyal medyadan yaptığı paylaşımda ABD, Danimarka ve Hollanda’ya F-16 sağlayarak Ukrayna’nın hava kuvvetlerini güçlendirdikleri için teşekkür etti. Zelenski geçen hafta Ukrayna’nın hava savunma kapasitesini yaz boyunca iki katına çıkarmak istediğini ve en az yedi adet ilave Patriot sistemine ihtiyacı olduğunu söylemişti.

Rusya’da devletin kontrolündeki haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, Ukrayna’ya F-16 gönderilmesi planlarının “ABD’nin Rusya ile savaşan bir savaş çetesine liderlik ettiğini gösterdiğini” iddia etti.

Hava savunmasının güçlendirilmesi Rusya işgali altında savaşan Ukrayna için hayati önem taşıyor. NATO üyeleri, Ukrayna’ya beş adet ilave Patriot ve başka stratejik hava savunma sistemlerinin teslim edildiğini duyurmuştu.

Washington’da başlayan zirve öncesi dün gece NATO’nun kuruluşunun 75’inci yılı etkinliğinde konuşan ABD Başkanı Joe Biden, NATO ülkelerinin Ukrayna’ya hava savunma sistemleri dahil askeri desteğinin süreceği mesajı vererek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı birlik çağrısı yapmıştı.

Biden konuşmasında NATO’nun “şimdiye dek olmadığı kadar güçlü” olduğunu belirterek “Kimsenin şüphesi olmasın. Ukrayna, kolektif desteğimizle Putin’i durdurabilir ve durduracaktır” demişti.

Ukrayna’ya destek Çin’e çağrı

Öte yandan Reuters haber ajansının ulaştığı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonuç bildirisinin taslak metnine göre ittifak üyeleri, Ukrayna’ya üyelik sürecinde “geri dönülemez bir yol” için destek sözü verecek. İttifak üyeleri ayrıca, Çin’in Rusya’nın Kiev’e karşı savaş çabalarına verdiği tüm desteği durdurması yönünde çağrıda bulunacak.

Washington’daki NATO zirvesinde hazırlanan bildirinin taslak metnine göre Çin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşında “belirleyici bir sağlayıcı” haline geldi ve Pekin Avrupa’ya ve güvenliğe yönelik sistematik zorluklar yaratmaya devam ediyor.

Taslak metne göre, NATO ülkeleri Ukrayna’ya önümüzdeki yıl içinde minimum 40 milyar Euro’luk fon sağlamayı ve Ukrayna’ya askeri teçhizat ve eğitim sağlanmasını koordine edecek bir mekanizma kurmayı planlıyor.

Müttefiklerin, NATO üyeliği de dahil tam Avrupa-Atlantik entegrasyonu yolunda Ukrayna’yı destekleme sözü verecekleri belirtildi. Taslakta, müttefiklerin anlaşması ve koşulların karşılanması durumunda ittifaka katılma davetinin Kiev’e iletileceği belirtildi.

Taslakta aynı zamanda Hint-Pasifik’in NATO açısından önemi de tartışıldı. Taslak metine göre, bu bölgedeki gelişmeler Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkiliyor ve ittifak, Ukrayna’yı desteklemek için Asya-Pasifik ortaklarıyla artan işbirliğini memnuniyetle karşılıyor.

Taslakta, ittifakın Çin’in uzay yetenekleri ve faaliyetlerindeki gelişmelerden endişe duyduğu ve Pekin’i stratejik risk azaltma tartışmalarına katılmaya çağırdığı ifade edildi. Metinde ayrıca, NATO müttefiklerinin riski azaltmak ve gerilimin tırmanmasını önlemek için Moskova ile iletişim kanallarını sürdürmeye istekli oldukları belirtildi.

Paylaşın