“İran’ın Pazartesi Günü İsrail’e Saldıracak” İddiası

Hamas’ın Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin Tahran’da kaldığı konutta öldürülmesi sonrası İran’ın 5 Ağustos Pazartesi günü İsrail’e yönelik saldırı başlatacağı ileri sürüldü.

Haber Merkezi / Öte yandan ABD’li yetkililerin gizlice Ankara’dan İran’a giderek, “İsrail’e saldırıp Netanyahu’nun oyununa gelmeyin” diye uyarıda bulunduğu öne sürüldü.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber sitesi Axios’un Pazar günü yayımladığı bir habere göre, Hizbullah askeri şefi Fuad Şükrü ve Hamas lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesi ardından İran’ın 5 Ağustos Pazartesi günü İsrail’e yönelik saldırı başlatacağı ileri sürüldü.

Üç Amerikalı ve İsrailli yetkililerin görüşlerine dayandırılan haberde, İran’ın olası bir misillemesinin, 13 Nisan’da İsrail’e düzenlenen saldırı gibi gerçekleştirmesinin beklendiği ancak kapsamının daha geniş olabileceği belirtildi. Saldırının Hizbullah’ı da içerebileceğinin düşünüldüğü de aktarıldı.

Kuveyt gazetesi El Ceride’nin haberine göre, ABD’li yetkililer gizlice Ankara’dan İran’a giderek, “İsrail’e saldırıp Netanyahu’nun oyununa gelmeyin” diye uyarıda bulundu. Ayrıca, İran’ın İsrail’e saldırması durumunda İsrail’i savunacaklarını, ancak büyük bir savaş istemediklerini belirtti.

El Ceride’de yer alan habere göre, bir ABD heyeti Perşembe özel uçakla gizlice Türkiye’den havalanıp İran’a gitti. Uçak Tahran yakınındaki Karan kentine indi ve orada İran istihbarat-dışişleri ekibiyle 2 saatlik kritik bir görüşme gerçekleştirildi.

Görüşmede ABD’li yetkililer “Netanyahu büyük bir bölgesel savaş istiyor. İran’ı yıkmak istiyor. Netanyahu’nun oyununa gelmeyin” diye uyarıda bulundu. ABD olarak İsmail Haniye suikastından haberlerinin olmadığını ifade eden yetkililer, Netanyahu’nun kontrolden çıktığını söyledi.

Görüşmede ABD heyeti “Haniye suikastından haberimiz yoktu” dedikten sonra iyi niyet göstergesi olarak İran’daki bazı Mossad ajanlarının listesini İran’a verdi.

Heyet İran’a “Prestij için bir saldırı yapmanızı anlıyoruz. Ama büyütmeyin. Hemen bir nükleer anlaşma yaparsak, Netanyahu’ya en büyük darbeyi vurursunuz” dedi. Burada, Trump’ın İran’a karşı daha sert olduğu hatırlatıldı ve Biden yönetimiyle hemen bir anlaşma yapılırsa, Trump’a hareket alanı kalmayacağı hatırlatıldı.

El Ceride’nin haberindeki ayrıntılar bunlarla da sınırlı kalmadı. Biden’ın İran ile savaşmak istemediği, Netanyahu’dan hiç memnun olmadığı ve İran’ın saldırması durumunda İsrail’i savunacaklarını ancak büyük savaş istemedikleri ABD’liler tarafından İran heyetine iletildi.

Gazete haberinde Netanyahu savaş planlarını son ABD’ye gelişinde Yahudi lobisiyle paylaştığıyla ilgili şu iddialarda bulundu: Ortadoğu’da yalnızca İsrail-ABD/ İran değil, Türkiye dahil bölge ülkelerinin de gireceği büyük bir savaş zamanı geldi.

“Bu savaşta bu ülkelerin altyapısını yok edeceğiz. Sonra sizler (Lobi) şirketlerinizle gelip bu ülkeleri yeniden inşa edersiniz. Savaşın sonunda yeniden büyük masa toplanır ve İsrail’i herkes tanır/sayar “

ABD heyeti perşembe günü İran’a -biz bu senaryoyu istemiyoruz- dedi.

İran’da ordu ve istihbarat görevlileri gözaltında

Hamas lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesinde İsrail’in İranlı ajanları kullandığı öne sürüldü. İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden The Telegraph’ta yer alan ve İranlı iki yetkilinin ifadelerine dayanan habere göre, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad tarafından devrişilen İranlı ajanlar Haniye’nin Tahran’da kaldığı binanın üç farklı odasına patlayıcı yerleştirmekle görevlendirildi.

Gazeteye konuşan, isimleri gizli tutulan İranlı yetkililer güvenlik kamerası kayıtlarının, ajanların birkaç dakika içinde farklı odalara odaya girip çıktıklarını gösterdiğini iddia etti. Aktarılana göre Haniye’nin kaldığı odadaki patlayıcılar Çarşamba günü saat 02.00’da uzaktan kumanda ile patlatıldı. Ajanların daha sonra ülkeyi terk ettiği ancak hala İran’dan yerel bir kaynakla temas halinde oldukları öne sürülüyor.

Haberde ayrıca Haniye’nin aslında Mayıs ayında helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin cenazesine katıldığı sırada öldürülmesinin planlandığı ancak kalabalığın fazla olması ve eylemin başarısız olma ihtimali yüzünden bunun iptal edildiği iddiası yer aldı.

Bu planın yerine Mossad’ın görevlendirdiği iki İranlı’nın Haniye’nin kaldığı ülkenin en seçkin askeri birimlerinden Devrim Muhafızları’na ait misafirhaneye patlayıcı yerleştirilmesi planının devreye sokulduğu kaydedildi.

Haniye, İran’da göreve yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak için Tahran’da bulunuyordu.

ABD’nin New York Times gazetesi iseHaniye’nin öldürülmesiylebağlantılı olarak İran’da en az 24 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan arasında istihbarat ve ordu görevlileri ile Haniye’nin kaldığı misafirhanenin çalışanları bulunuyor. Haberin soruşturmayı bilen iki İranlı yetkiliye dayandığı belirtiliyor.

New York Times birkaç gün önce de Haniye’yi öldürdüğü belirtilen bombanın Devrim Muhafızları misafirhanesine aylar önce sokulduğunu yazmıştı.

Haniye’nin öldüğü haberinin basına yansımasının ardından Hamas liderinin bir insansız hava aracı ya da uçaktan ateşlenen bir füze ile vurmuş olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştu. İran ve Hamas saldırıyla ilgili İsrail’i suçlarken, İsrail yönetimi ise şimdiye kadar saldırıyı ne üstlendi ne de reddetti.

Ne olmuştu?

İran’ın İslam Devrim Muhafızları Ordusu, çarşamba günü yaptığı açıklamada Hamas’ın en üst düzey liderlerinden Haniye’nin Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın göreve başlama törenine katılmak için bulunduğu başkent Tahran’da öldürüldüğünü belirtti.

Hamas tarafından yapılan açıklamada, Haniye’nin İsrail’in “Tahran’da düzenlediği bir saldırıda” öldürüldüğü doğrulandı. Haniye’nin bir korumasının da saldırıda öldürüldüğü bildirildi. Suikastin ardından İran’da üç gün ve Türkiye’de bir gün süreyle yas ilan edildi.

Haniye’nin cenaze töreni cuma günü Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirildi. Haniye ve korumasının naaşları, Filistin bayraklarıyla örtülü tabutların içinde taşındı. Hamas’ın Katar merkezli siyasi ofisinin üst düzey liderleri Haniye’nin ailesine baş sağlığı dilerken, erkekler diz çöküp dua etti.

Haniye’nin muhtemel halefleri olarak görülen Halil el-Hayya ile Haniye’nin yakın yardımcılarından eski Hamas lideri Halid Meşal ve Filistin İslami Cihad örgütünün başkanı da cenaze töreninde yer aldı.

Suikastler, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Dürzi beldesi Mecdel Şems’e geçen hafta bir roket saldırısı düzenlenmesinin ardından geldi. Saldırı sonucunda 12 kişinin hayatını kaybetti.

İsrail, Hizbullah’ı saldırıyı gerçekleştirmekle suçlamış, Hizbullah ise bunu reddetmişti. İsrail-Hamas savaşının başladığı ekim ayından bu yana Hizbullah ve İsrail arasında çatışmalar devam ediyor. Sınır ötesindeki çatışmalar ölümlere ve on binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: Binlerce Ezidi Hala Kayıp

Uluslararası Af Örgütü, IŞİD’in Ezidi toplumuna yönelik saldırısının 10. yıl dönümü öncesi yaptığı açıklamada, saldırılardan kurtulan binlerce Ezidinin hala kayıp olduğunu vurguladı.

Haber Merkezi / Uluslararası Af Örgütü’nün kıdemli danışmanı Lauren Aarons, “Ezidi toplumu İslam Devleti’nin elinden akıl almaz zararlar gördü” dedi.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) Ağustos 2014 yılında Irak’ta 3 binden fazla Ezidi erkek, kadın ve çocuğu öldürdü, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan en az 6 bin 800 kişiyi kaçırdı.

IŞİD, Mart 2019’da ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından bölgesel olarak yenilgiye uğratıldı. SDG, yüzlerce Ezidi’yi kurtarmayı başardı, ancak birçok Ezidi hala kayıp.

Duhok’taki Kaçırılan Ezidiler Ofisi’nin verilerine göre, yaklaşık 2 bin 600 Ezidi’nin kayıp olduğu tahmin ediliyor.

Uluslararası Af Örgütü, ABD ve İngiltere hükümetlerini, kayıp Ezidilerin tespit edilmesine yönelik, mağdurların haklarını ve özgürlüklerini gözeten tüm girişimlere destek sağlamaya çağırdı.

Af Örgütü ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), BM Kadın Birimi ve Suriye Kayıplar Bağımsız Enstitüsü gibi BM kuruluşlarına da kayıp Ezidiler adına çabalarını önemli ölçüde artırmaları çağrısında da bulundu.

3 Ağustos 2014’te, IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin sözde “hilafet” ilan etmesinden birkaç ay sonra, IŞİD militanları Suriye sınırına yakın Irak’ın Ninova Eyaletindeki Ezidi topluluğuna saldırdı. Saatler içinde Ezidiler toplu halde yerlerinden edildi ve çoğunluğu yakındaki Sincar Dağı’na (Şengal) sığındı.

IŞİD, üç gün sonra, Sincar bölgesinin çoğunu kontrol altına aldı. Sadece dağın kendisi daha güvenli alan durumdaydı. Sincar Dağı’nın zirvelerinde, binlerce Ezidi kavurucu yaz güneşinde yiyecek, su olmadan mahsur kaldı. Ancak, geride kalanlar için daha karanlık bir hikaye anlatılmak üzereydi.

Sincar Dağı’nın doğusunda ve güneyindeki köylerde bir katliam yaşanıyordu. Yaşlılar, hem erkekler hem de kadınlar, IŞİD militanları tarafından anında öldürüldü. Ezidi kızlar “seks kölesi” olarak satılmak üzere kaçırılırken, erkekler ise IŞİD’a katılmaya zorlandı.

Paylaşın

İsrail, Hamas’ın Askeri Lideri Muhammed Deif’in Öldürüldüğünü Duyurdu

İsrail, Hamas’ın en üst düzey askeri komutanı Muhammed Daif’in 13 Temmuz’da Gazze’nin güneyinde düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu. Hamas’tan ise konuya ilişkin bir açıklama gelmedi.

Haber Merkezi / İsrail, Muhammed Deif’in 7 Ekim’de İsrail’in güneyinde düzenlenen ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırıların planlanmasından sorumlu kişilerden biri olduğunu öne sürüyor.

Gazze’deki sağlık yetkilileri, 13 Temmuz’da Gazze’nin güneyinde düzenlenen hava saldırısında 90’dan fazla kişinin öldüğünü açıklamış ancak Muhammed Deif’in ölenler arasında olmadığını söylemişlerdi.

Hamas’ın Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye de dün İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen suikast sonucu öldürülmüştü. Hamas, suikasttan İsrail’i sorumlu tutmuştu.

12 Ağustos 1965 yılında Han Yunus’ta dünyaya gelen Muhammed Deif, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın komutanıydı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, 8 Eylül 2015’te Muhammed Deif’i Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Teröristler listesine eklemişti.

Hamas, 13 Temmuz’da düzenlenen İsrail saldırısının ardından Muhammed Deyf’in öldürüldüğü iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirtmişti.

“İsrail intikam saldırılarının bedelini ağır ödetecek”

Öte yandan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Hamas lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da ve Hizbullah’ın üst düzey bir liderinin Beyrut’ta öldürülmesinin ardından yaptığı açıklamada, İsrail’in kendisine yönelik herhangi bir saldırıya sert şekilde karşılık vereceğini söyledi.

Netanyahu, İsrail’in son birkaç günde Hamas ve Hizbullah dahil İran’ın bölgedeki vekil güçlerine ezici darbeler indirdiğini söyledi.

Ancak Netanyahu, açıklamasında Haniye’nin öldürülmesinden bahsetmedi. Haniye’nin ölümü sonrası, çeşitli gruplar İsrail’e yönelik intikam yeminleri etti ve Gazze’deki çatışmanın daha geniş bir Ortadoğu savaşına dönüşmesi yönündeki endişeler arttı.

İsrail, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) derhal ateşkes ilan edilmesini öngören kararına rağmen Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana Gazze’ye yönelik saldırılarını ve sivil katliamlarını sürdürürken, uluslararası kınamalarla karşı karşıya kaldı.

Gazze’deki sağlık yetkililerine göre, 7 Ekim’den beri İsrail’in Gazze’de düzenlediği saldırılarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 40.000’den fazla Filistinli öldürüldü ve yaklaşık 84.700 kişi de yaralandı.

Harabeye dönüşen Gazze’nin pek çok bölgesinde gıdaya, temiz suya ve ilaca ulaşmak hala çok zor. Güney Afrika’nın açtığı bir dava kapsamında İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırımla suçlanıyor.

Mahkeme, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetiminin, 6 Mayıs tarihinde işgal edilmeden önce bir milyondan fazla Filistinlinin sığındığı güneydeki Refah kentindeki faaliyetlerini derhal durdurmasına hükmetmişti.

Paylaşın

Hamas’ın Siyasi Lideri İsmail Haniye Tahran’da Öldürüldü

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin töreni için İran’da bulunan Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye, başkent Tahran’da uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / İsmail Haniye, 2017 yılında Hamas Şura Konseyi tarafından Halid Meşal’in yerine Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı seçilmişti.

Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Musa Ebu Merzuk, El Aksa Televizyonu’na yaptığı açıklamada, “Bu korkakça hareket, yanıtsız kalmayacak” dedi.

Reuters haber ajansına konuşan bir diğer Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri de Haniye’nin İran’da suikast sonucu öldürülmesinin bölgede şiddetin ciddi şekilde artması anlamına geldiğini söyledi. Ebu Zuhri, “İsrail hedeflerine ulaşamayacak. Hamas’ın direniş iradesini kıramayacak. Yolumuzdan dönmeyeceğiz. Zaferden eminiz” diye konuştu.

İsmail Haniye’nin “vurulduğu” saldırıda Hamas liderinin yanındaki korumasının da öldüğünü bildirdi.

Türkiye’den kınama

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Haniye’ye yönelik saldırıyı kınadı. Dışişleri Bakanlığının açıklamasında “Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye’nin Tahran’da gerçekleştirilen alçakça bir suikast sonucu katledilmesini lanetliyoruz” denildi. Açıklamada, “Netanyahu Hükümetinin barışa erişme niyetinde olmadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Bu saldırı, Gazze’deki savaşı bölgesel boyuta yayma hedefi taşımaktadır. Uluslararası toplum İsrail’i durdurmak için harekete geçmediği takdirde, bölgemiz çok daha büyük çatışmalarla karşı karşıya kalacaktır” ifadeleri yer aldı.

ABD ve Rusya’dan ilk açıklama

ABD’den suikast sonrası ilk açıklama Savunma Bakanı Lloyd Austin’den geldi. Austin gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Ortadoğu’da savaşın kaçınılmaz olduğunu düşünmüyorum” dedi. Austin ayrıca İsrail’in saldırıya uğraması halinde ABD’nin İsrail’i savunacağını da söyledi. Austin ayrıca bunların olmasını istemediklerini ve sorunların diplomatik yollarla çözümü konusunda çok çalışacaklarını belirtti.

ABD Savunma Bakanı, suikast girişimi öncesinde ABD’nin bilgi sahibi olup olmadığı konusundaki bir soruya da “Bu konuda herhangi bir bilgim yok” ifadesini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan da Haniye’nin öldürülmesinin ardından bir açıklama geldi. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı devlet haber ajansı RIA’ya yaptığı açıklamada, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesinin “kesinlikle kabul edilemez bir siyasi cinayet” olduğunu söyledi.

RIA, Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov’un “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi cinayettir ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır” dediğini aktardı.

Mahmud Abbas’tan kınama

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Hamas’ın siyasi kanadı lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesini kınayarak bunu “alçakça bir eylem” olarak nitelendirdi. Mahmud Abbas, Filistin halkına “İsrail işgali karşısında dik durma ve birlik, sabır ve istikrar gösterme” çağrısında bulundu.

Haniye bu yıl 20 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la İstanbul’da biraraya gelerek Filistin’deki son durumu ele almıştı. Haniye’nin yine Nisan ayında İsrail tarafından üç oğlu ve dört torunu öldürülmüştü.

İsrail’den resmi açıklama gelmedi

İsrail ordusu, Haniye’nin ölümüne ilişkin direkt olarak bir yorum yapmadı. İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında “savunma politikalarında bir değişiklik olmadığını ve durum değerlendirmesi yaptıklarını” ifade etti.

İsrail’in aşırı sağcı Kültürel Miras Bakanı Amichay Eliyahu ise Haniye’nin ölümünün “dünyayı daha iyi bir yere” dönüştürdüğünü söyledi.

Amichay Eliyahu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dünyayı bu pisliklerden temizlemenin doğru yolu budur. Artık hayali barış/teslimiyet anlaşmaları yok, bu ölümlülere merhamet yok. Onlara vuracak demir el, barışı arzulayanlarla barış içinde yaşama yeteneğimizi güçlendirecek” ifadelerini kullandı.

İsmail Haniye kimdir?

62 yaşında hayatını kaybeden Haniye, 1962 yılında Filistin’deki mülteci kamplarından birinde doğdu. Genç yaştan itibaren Filistin davasına dahil oldu. İsrail, Haniye’ye 1989 yılındaki ilk Filistin ayaklanması sırasında üç yıl hapis cezası verdi.

1992 yılında hapisten çıkan Haniye, ardından İsrail ile Lübnan arasındaki sahipsiz topraklara sürüldü. Yanında birçok Hamas lideri de bulunuyordu. Sürgün sonrası Gazze’ye geri döndü. 1997 yılında Hamas’ın ruhani liderinin ofisinin yönetimine getirildi ve örgüt içindeki pozisyonunu güçlendirdi.

Haniye 2006 yılında, Hamas’ın seçim zaferi sonrasında, Filistin yönetimi lideri Mahmud Abbas tarafından başbakanlığa getirildi. Ancak bir yıl sonra, El Fetih ile Hamas arasında Gazze’de yaşanan ve bir hafta süren kanlı güç savaşının sonunda görevden alındı.

Haniye görevden almayı “anayasaya aykırı olduğunu” savunarak kabul etmedi ve hükümetinin “Filistin halkına karşı olan ulusal sorumluluklarından vazgeçmeyeceğini” söyleyerek Gazze’yi yönetmeye devam etti.

Haniye, 6 Mayıs 2017’de İslami Direniş Hareketi Şura Konseyi tarafından Halid Mişal’in yerine Hamas’ın siyasi büro başkanı seçildi. Bu, grubun yapısındaki en yüksek pozisyon olarak kabul ediliyor. 2018 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı Haniye’yi terörist olarak tanımladı.

Haniye kısa bir süre sonra Hamas’ın “diplomatik” bir karargahının bulunduğu ve önceki krizlerde İsrail ile bazı müzakerelerin yürütüldüğü Katar’a sürgüne gitti. Örgütü uzaktan yönetmesine rağmen Haniye, Gazze’de Hamas’ın diğer liderlerinden ve kurucularından destek aldı.

Hamas’ın Gazze’deki siyasi kanadının lideri Yahya Sinvar. Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı ise Muhammed Deyif ve sağ kolu Marvan İsa yönetiyor. Halid Meşal ve Mahmud Zahar da Hamas’ın kurucuları ve önde gelen liderleri olarak kabul ediliyor.

Paylaşın

İsrail, Hizbullah’ın Üst Düzey Komutanını Hedef Aldı

İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a Hizbullah’ın genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın askeri konulardaki kıdemli danışmanı El – Hacı Muhsin olarak da bilinen Fuad Şukri’yi hedef aldı.

Haber Merkezi / Üç güvenlik kaynağının uluslararası basın kuruluşlarına verdikleri bilgiye göre; Fuad Şukri’nin öldürülüp öldürülmediği henüz bilinmiyor.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, saldırı sonrası sosyal medya paylaşımında, “Hizbullah’ın kırmızı çizgiyi aştığını” savundu.

Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) ilk açıklamada İsrail’in kendisini savunma hakkı olduğu ifade edildi. Beyaz Saray Sözcüsü, ABD’nin gerilimin yükselmesini kesinlikle istemediğini de kaydetti.

Moskova, TASS haber ajansı aracılığıyla aktarılan açıklamada, saldırıyı “uluslararası hukukun açıkça ihlali” yönünde değerlendirdi.

İsrail’in kuzey sınırındaki gerginlik tırmanmaya devam ederken, Hizbullah Beyrut’a yapılacak herhangi bir saldırıya sert bir karşılık vereceklerini duyurmuştu.

İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Dürzi beldesi Mecdel Şems’e Cumartesi akşamı bir roket saldırısı düzenlenmesinin ve saldırı sonucunda 12 kişi hayatını kaybetmesinin ardından bölgede gerilim had safhada.

İsrailli yetkililer, roketin Lübnan’dan atıldığını belirtti. Ordudan yapılan açıklamada, “Mecdel Şems’teki bir futbol sahasına yönelik roket saldırısının arkasında, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda sivilin yaralanmasına neden olan Hizbullah terör örgütü bulunuyor,” denildi.

İran destekli Lübnanlı grup Hizbullah da Lübnan’daki bir köye yapılan İsrail saldırılarına misilleme olarak Golan Tepeleri’nde bir askeri üssü vurduğunu açıkladı ancak Mecdel Şems’e yapılan saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.

Hizbullah yaptığı açıklamada, “Olayla kesinlikle hiçbir ilgimiz yok ve bu konuda yapılan tüm yalan iddiaları kesinlikle reddediyoruz,” dedi.

Paylaşın

Venezuela’da Nicolas Maduro Yeniden Devlet Başkanı Seçildi

Venezuela Ulusal Seçim Konseyi Başkanı, Nicolas Maduro’nun oyların yüzde 51’ini alarak muhalefet adayı Edmundo Gonzalez’i geride bırakarak devlet başkanlığı seçimini kazandığını açıkladı.

Haber Merkezi / Edmundo Gonzalez Urrutia oyların yüzde 44,2’sini alırken, seçimlerden önce düzenlenen bağımsız anketler, 61 yaşındaki Maduro’nun 11 yıllık iktidarının sona ereceğine işaret ediyordu.

Seçimi kazanan adayın 10 Ocak 2025’te yemin ederek göreve başlaması bekleniyor. Maduro, 2013 ve 2018’de yapılan seçimleri kazanmıştı.

Venezuela’da Ulusal Seçim Konseyi, Nicolas Maduro’nun yüzde 51,2’yle yeniden Devlet Başkanı seçildiğini duyurdu. Ancak seçimlerde hile gerçekleştirildiğini iddia eden ve orduyu harekete geçmeye çağıran muhalefet, yüzde 70’le kendi adaylarının kazandığını açıkladı. Ulusal Seçim Konseyi’ne göre ise muhalefet adayı Edmundo Gonzalez Urrutia oyların yüzde 44,2’sini aldı.

Muhalefet temsilcileri, seçim merkezlerindeki kampanya temsilcilerinden topladıkları sayımların Gonzalez’in Maduro’yu geride bıraktığını gösterdiğini söyledi. Muhalefet lideri Maria Corina Machado, Gonzalez’in oyların yüzde 70’ini kazandığını açıkladı.

Eski bir diplomat olan 74 yaşındaki Gonzalez Urrutia sonuçların ilanının ardından, ordudan gerçek sonuçlara saygı göstermesini ve bu yönde hareket etmesini istedi.

Muhalif siyasetçi Maria Corina Machado da “Venezuela halkı ve tüm dünyaya söylüyoruz ki ülkenin yeni başkanı Edmundo Gonzalez Urrutia’dır. Biz kazandık” dedi. Ordudan duruma müdahale etmesini isteyen Machado, “Halk konuştu ve Maduro’yu istemediğini söyledi. Tarihin doğru tarafında olma zamanı” ifadelerini kullandı.

Maduro: Halka ve anayasa saygılı olun

Devlet Başkanlığı Sarayı Miraflores’in önünde toplanan binlerce destekçisine seslenen Maduro, Ulusal Seçim Konseyinin (CNE) açıkladığı 28 Temmuz seçim sonuçlarına herkesin saygı duymasını istedi.

Maduro, demokrasiyi savunmaya devam edeceklerini vurgulayarak “Sizler bana yetki verdiniz. Vatanımız için, halkımız için ülkemizde her daim barış olacak. Kimse şiddete başvurmaya kalkışmasın, faşizm yapmaya çalışmasın. Ayrışma ve kutuplaşma Venezuela’ya zarar verir. Sokaklarda şiddet olması, kime fayda sağlar?” ifadelerini kullandı.

Barış insanı olduğunu söyleyen Maduro, “Ülkedeki siyasi partilere ve bütün sektör temsilcilerine diyalog çağrısında bulunuyorum. Halka ve anayasa saygılı olun. Herkesle konuşmaya hazırım” dedi.

Maduro, Venezuela’da faşizmin kaybettiğini kaydederek, “Ekonomik yaptırımlarla yapamadılar, saldırganlık ve tehditlerini bertaraf etmeyi başardık. Şimdi de yapamayacaklar ve asla başaramayacaklar. Venezuela halkının onuruyla oynamalarına asla müsaade etmeyeceğiz” diye konuştu.

CNE’nin internet sitesinin yurt dışı kaynaklı “büyük” bir siber saldırıya maruz kaldığını da aktaran Maduro, olayla ilgili ulusal savcılığın soruşturma başlatacağını bildirdi. Maduro, seçimleri takip eden uluslararası gözlemcilere de teşekkür etti.

ABD’den sonuçlara tepki

Sonuçlara ABD ve komşu ülkelerden de tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken sonuçların halkın tercihini yansıtmadığı konusunda ciddi endişeler olduğunu söyledi. Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, “Sonuçlara inanmak güç. Şili olarak doğrulanabilir olmayan hiçbir sonucu tanımayacağız” dedi.

Arjantin de sonuçları tanımayacağını ilan etti. Devlet Başkanı Javier Milei “Umarım bu sefer ordu demokrasiyi savunur” dedi. Küba lideri Miguel Diaz-Canel’den ise tebrik mesajı geldi. Diaz-Canel, Maduro’ya “Kardeşim, zaferle emperyalist yanlısı muhalefeti yendin” diye seslendi.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve bir zamanlar Latin Amerika’nın en gelişmiş ekonomisine sahip olan Venezuela, Maduro’nun yönetime gelmesinin ardından düşüşe geçti. Düşen petrol fiyatları, yaygın kıtlık ve yüzde 130.000’i aşan hiperenflasyon önce toplumsal huzursuzluğa, ardından da kitlesel göçe yol açtı.

Maduro’nun 2018’de yeniden seçilmesinin ardından onu iktidardan uzaklaştırmak isteyen ABD’nin ve onlarca ülkenin uyguladığı ekonomik yaptırımlar krizi daha da derinleştirdi.

Maduro’nun bu seçimlerde vaatleri arasında, girişimcilik, istikrarlı bir döviz kuru ve düşük enflasyon oranlarına atıfta bulunarak sağlamak istediği ekonomik güvenlik bulunuyor. Ancak Venezuelalıların çoğu yaşam kalitelerinde herhangi bir iyileşme olmadığından yakınıyor. Pek çok aile temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Maduro, seçimler öncesi, yenilmesi durumunda ülkenin “kan gölüne” döneceği uyarısında bulunmuştu. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ise Maduro’yu bu sözleri nedeniyle eleştirmişti. Maduro’nun 2018’de yeniden iktidara geldiği seçimler, o dönem özgür ya da adil olmadığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

ABD ve AB dahil 50’den fazla ülke, muhalif lider Juan Guaido’nun darbe girişimine destek vermiş; Maduro ordunun desteğiyle girişimi bastırmıştı.

Paylaşın

Rusya’dan ABD’ye Füze Uyarısı

St. Petersburg kentinde Rusya donanmasının geçit törenin konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Almanya’ya uzun menzilli füzeler konuşlandırması durumunda, Batı’yı vurabilecek benzer füzeler konuşlandıracağını söyledi.

Haber Merkezi / ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) 1987 yılında 500 ila 5 bin kilometre menzilli füzelerin kısıtlanmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Anlaşması imzalamıştı.

2019 yılında ise birbirini anlaşmanın maddelerine uymamakla itham eden Washington ve Moskova anlaşmadan çekilme kararı almış ancak Rusya, ABD ülke dışında nükleer başlıklı orta ve uzun menzilli füze konuşlandırmadığı sürece silah üretimine başlamayacağını bildirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg’da Rusya Donanma Günü dolayısıyla düzenlenen törende Rus, Çin, Cezayir ve Hindistanlı denizcilere hitap etti.

Putin, Washington’un Almanya’ya uzun menzilli füzeler konuşlandırması durumunda Rusya’nın da Batı’yı vurabilecek benzer füzeler konuşlandıracağı konusunda uyardı. Putin, “Gelecekte nükleer başlıklarla donatılabilecek bu tür füzelerin topraklarımızdaki hedeflere uçuş süresi yaklaşık 10 dakika olacak” dedi.

Putin, “ABD ve müttefiklerinin Avrupa ve dünyanın diğer ülkelerindeki faaliyetlerini göz önünde bulundurarak karşı tedbirler alacağız” diye ekledi.

Putin, 2022’de ordusunu soktuğu Ukrayna’daki savaşı Batı’yla tarihi bir mücadelenin parçası olarak görüyor. Putin, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından Batı’nın, Moskova’nın nüfuz alanına girerek Rusya’yı küçük düşürdüğünü söylüyor.

Yaklaşık iki hafta önce Kremlin’den yapılan açıklamada, ABD’nin uzun menzilli füze konuşlandırması durumunda Avrupa’daki başkentlerin, Rus silahlı kuvvetleri için meşru birer hedef hâline geleceği belirtilmişti.

ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) 1987 yılında 500 ila 5 bin kilometre menzilli füzelerin kısıtlanmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Anlaşması imzalamıştı.

2019 yılında ise birbirini anlaşmanın maddelerine uymamakla itham eden Washington ve Moskova anlaşmadan çekilme kararı almış ancak Rusya, ABD ülke dışında nükleer başlıklı orta ve uzun menzilli füze konuşlandırmadığı sürece silah üretimine başlamayacağını bildirmişti.

Rusya ve ABD’li diplomatlar, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 1962 Küba Füze Krizi’nden bile daha kötü olduğunu söylüyor. Hem Moskova hem de Washington, gerginliğin azaltılması yönünde çağrıda bulunurken, her ikisi de gerginliği artırma yönünde adımlar atıyor.

ABD’nin gerginliği körüklediğini ve Typhon füze sistemlerini Danimarka ve Filipinler’e gönderdiğini söyleyen Putin, ABD’nin planlarını NATO’nun 1979’da Batı Avrupa’ya Pershing II fırlatma rampaları konuşlandırma kararına benzetti.

Genel Sekreter Yuri Andropov dahil Sovyet liderleri, Pershing II konuşlandırmalarının, Sovyetler Birliği’nin siyasi ve askeri liderliğini ortadan kaldırarak birliğin başını kesmeyi amaçlayan ABD öncülüğündeki ayrıntılı planın bir parçası olduğundan endişe ediyorlardı.

Putin, “Bu durum, Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da Amerikan orta menzilli Pershing füzelerinin konuşlandırılmasıyla ilgili olayları hatırlatıyor” dedi.

Nükleer başlık taşımak üzere tasarlanan Pershing II, 1983 yılında Batı Almanya’ya konuşlandırılmıştı. 1983 yılında, hasta durumda olan Andropov ve KGB, Pershing II konuşlandırması ve büyük bir NATO tatbikatı dahil bir dizi ABD hamlesini, Batı’nın Sovyetler Birliği’ne önleyici bir saldırı başlatmak üzere olduğunun işaretleri olarak yorumladılar.

Putin, Rusya’nın orta ve kısa menzilli nükleer kapasiteli füzelerin üretimini yeniden başlatabileceğine ve ABD’nin Avrupa ve Asya’ya benzer füzeler göndermesinin ardından bunları nereye konuşlandıracağına daha sonra karar verebileceğine dair daha önceki uyarısını yineledi.

10 Temmuz’da Washington’daki NATO zirvesi esnasında görüşen ABD’li ve Almanya’lı yetkililer, Amerikan ordusunun 20 yıl aranın ardından 2026’dan itibaren Almanya’daki üslerinde yeniden uzun menzilli füzeler konuşlandıracağını duyurmuştu.

Yetkililer, bu bağlamda konuşlandırılacak silahlar arasında, 2 bin kilometreden fazla menzili bulunan Tomahawk füzeleri ve hâlihazırda geliştirilmekte olan hipersonik silahlar olacağını bildirdi.

Paylaşın

Gazze Şeridi’nde Her 10 Kişiden 9’u “Zorla Yerinden Edildi”

Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA), yaklaşık 2.3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’ndeki her on kişiden dokuzunun “zorla yerinden edildiğini” açıkladı.

Haber Merkezi / UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Aileler sığınabilecekleri yerleri arıyor: aşırı kalabalık okullar, yıkılmış binalar, kumda geçici çadırlar veya çöp yığınlarının ortasında. Bu yerlerin hiçbiri güvenli değil. İnsanların gidecek hiçbir yeri kalmadı” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze’de kanalizasyon hatlarından alınan örneklerde virüs tespit edilmesinin ardından çocukların enfekte olmasını önlemek için önümüzdeki haftalarda aşı uygulanacağını söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile ortaklaşa, bölgedeki kanalizasyonlardan aldıkları örnekler üzerinde yaptıkları çalışmada, çocuk felci hastalığı olarak da bilinen, vücutta bazı sakatlıklara ve felce yol açan polio virüse rastladı.

Geçtiğimiz çarşamba kamuoyuna duyurulan çalışma, çadır kamplarında yaşayan yerinden edilmiş on binlerce insanın yeni bir tehditle yüzleştiğini kanıtlıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve İsrail Sağlık Bakanlığı’nın araştırmalarında da, Gazze’deki kanalizasyonlardan elde edinilen örneklerde polio virüsün Tip-2 türüne tespit edildiği duyuruldu. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, farklı otoritelerin kabul ettiği gerçekliğin yeni bir yıkıma yol açabileceği uyarısında bulundu.

Bakanlığın açıklamasında, “Altyapının tahribatı nedeniyle yerinden edilmiş kişilerin hayata tutunmaya çalıştığı çadır kamplarda ve diğer yerleşim alanlarında akan atık suyun içeriğinde polio virüsün tespit edilmesi, ufuktaki sağlık felaketine işaret ediyor,” denildi.

Kamplardaki kalabalığa, kıt imkanlara, etraftaki çöplerden ötürü kirlenen su kaynaklarına atıfta bulunan Bakanlık, “Gazze’ye hijyen malzemelerinin girişine izin verilmemesinden” ötürü farklı hastalıkların görülmesinde İsrail’in “oldukça uygun bir ortam yarattığını” iddia ediyor.

Bakanlık son olarak, “Gazze’ye temiz suyun getirilebilmesi için uluslararası kamuoyundan İsrail saldırılarının bir an önce durdurulmasını” istedi.

Can kaybı 39 bin 175’e yükseldi

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 30 artarak 39 bin 175’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 146 artarak 90 bin 403’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Avrupa’da Erkekler Kadınlardan Dört Kat Daha Fazla Alkol Alıyor

DSÖ, ortalama 14,9 litre saf alkol ile Avrupa’daki erkeklerin alkol tüketiminin kadınlardan yaklaşık dört kat daha fazla olduğu ortaya koydu. Kadınların ortalaması yılda 4 litre civarında.

DSÖ’ye göre Avrupa’dan sonra dünyada en çok alkol tüketilen bölge, kişi başına ortalama 7,5 litre ile Amerika kıtası.

DSÖ’nün elindeki rakamlara göre dünya genelinde her yıl 2,6 milyon insan alkol tüketimine bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybediyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, ölüm vakası sayısının geçen yıllarda biraz azalmış olsa da, hala “kabul edilemeyecek derecede yüksek” olduğunu ifade etti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Birimi, Türkiye’yi de kapsayan Avrupa bölgesinin dünyada alkol tüketiminde birinci sırada geldiğini bildirdi. 2019 yılı verilerinden derlenen rapora göre Avrupa’da kişi başı ortalama 9,2 litre saf alkol tüketiliyor.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge’nin özel danışmanı Gauden Galea, Avrupa’nın bu “pek imrenilmeyecek rekoru” elinde tutmaya devam ettiğini ve Avrupalıların alkol tüketimi alışkanlıklarında son 10 yılda bir değişiklik görülmediğini belirtti. Galea, alkolün sadece tüketen kişiler için ağır bir sağlık sorunu riski olmakla kalmadığını, aynı zamanda ev içi şiddet ve ailelerin parçalanması gibi yakın çevreye de zarar verebildiğini vurguladı.

DSÖ raporunda, Avrupa bölgesinde alkol tüketimini 2025 yılında, 2010’a kıyasla yüzde 10 azaltma hedefine de işaret edilerek bu hedefe ulaşma yolunda 53 ülkeden sadece 12’sinin elle tutulur ilerleme kaydettiği belirtildi. Avrupa bölgesinde 2025 hedefine bir nebze yaklaşılmasını sağlayan en büyük etken ise Türkiye, Rusya ve Ukrayna gibi bazı kalabalık nüfuslu ülkelerde alkol tüketiminin daha az olması. Raporda, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde ise on yılı aşkın süredir kayda değer bir iyileşme kaydedilmediğine işaret edildi.

DSÖ’nün raporu, yılda ortalama 14,9 litre saf alkol ile Avrupa’daki erkeklerin alkol tüketiminin kadınlardan yaklaşık dört kat daha fazla olduğunu da ortaya koyuyor. Kadınların ortalaması yılda 4 litre civarında.

Alkol tüketiminden kaynaklanan sağlık sorunları ile ilgili veriler de çarpıcı. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri, kalp-damar rahatsızlığı, diyabet, kronik solunum yolu hastalığı ya da kanser gibi alkole bağlı sağlık sıkıntıları yaşıyor. Yetişkinler arasında alkol bağımlılarının oranı ise yüzde 6. Ayrıca günde ortalama 2 bin 200, senede ise yaklaşık 800 bin vaka ile alkol tüketimi Avrupa’da en yaygın ölüm sebeplerinden biri.

DSÖ, yayınladığı rakamlarla ilgili değerlendirmesinde, Avrupa devletlerine alkollü içeceklere uygulanan vergilerin artırılması, bu içeceklerin pazarlanmasına kapsamlı kısıtlamalar getirilmesi ve alkollü içeceklere erişimin sınırlanması çağrısında bulundu.

DSÖ raporuna göre Avrupa’dan sonra dünyada en çok alkol tüketilen bölge, kişi başına ortalama 7,5 litre ile Amerika kıtası.

Örgütün elindeki rakamlara göre dünya genelinde her yıl 2,6 milyon insan alkol tüketimine bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybediyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, ölüm vakası sayısının geçen yıllarda biraz azalmış olsa da, hala “kabul edilemeyecek derecede yüksek” olduğunu ifade etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: 733 Milyon İnsan Aç

Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Cindy McCain, gezegen üzerinde yaşayan herkesi doyurabilecek kadar gıda üretildiğini vurgulayarak, buna rağmen yüz milyonlarca insanın açlık çektiğini ifade etti.

Cindy McCain, gıda ürünlerinin üretimi ve dağıtımını sağlayan sistemlerin altının, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerce oyulduğunu belirterek, dünyanın pek çok bölgesinde artan gıda fiyatlarına dikkat çekti.

WFP İcra Direktörü, son dört yılda yaklaşık 40 ülkede gıda fiyatlarının en az yüzde 50 arttığını ve çok sayıda ailenin temel gıda maddelerine erişemediğini aktardı.

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Raporu, 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 733 milyon insanın açlık çektiğini ortaya koydu. Dünya nüfusunun yüzde 9,1’ine denk gelen bu sayı, açlıkla mücadelede 2021 ve 2022 yıllarına oranla kayda değer bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Bu da, küresel açlık sorununun 2020’lerin sonunda aşılması hedefinden gittikçe uzaklaşıldığı anlamına geliyor.

Yapılan çalışmalarla 2019 yılında açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı 581 milyon kişiye, bir başka tabirle dünya nüfusunun yüzde 7,5’ine indirilmişti. Ancak bir yıl sonra başlayan korona pandemisi ile birlikte yaşanan küresel tedarik zincirlerindeki aksamalar ve birçok ülkedeki ekonomik kriz açlıkla mücadeleyi sekteye uğrattı.

Açıklanan güncel rapora göre, şu an yaşanan açlığın pek çok sebebi var. Sudan’da ve Ortadoğu’daki savaşlar, kuraklıklar, seller ve diğer aşırı hava olayları ile sağlıklı gıdaya erişim zorluğu ve yoksulluk öne çıkan sebepler olarak sıralanıyor.

Her yıl yayınlanan rapor bu sene, BM’ye bağlı pek çok kuruluşun yöneticisi tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de, konuyla ilgili video mesajında, açlık, gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme gibi sorunların küresel birer kriz olmayı sürdürdüğünü, raporun bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguladı.

BM Dünya Gıda Raporu’nda, 2030 yılında dünya üzerinde 582 milyon insanın yetersiz besleneceği ve bu insanların yarısının Afrika’da yaşayanlar olacağı öngörüsü de yer alıyor.

“Herkese yetecek gıda üretiliyor”

Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Cindy McCain, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede küresel eşitsizliğin aşılabilmesi için daha fazla çaba sarfedilmesi gerektiğini dile getirdi. Gezegen üzerinde yaşayan herkesi doyurabilecek kadar gıda üretildiğini vurgulayan McCain, buna rağmen yüz milyonlarca insanın açlık çektiğini ifade etti.

Gıda ürünlerinin üretimi ve dağıtımını sağlayan sistemlerin altının, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerce oyulduğunu belirten Cindy McCain, dünyanın pek çok bölgesinde artan gıda fiyatlarına dikkat çekti. McCain, son dört yılda yaklaşık 40 ülkede gıda fiyatlarının en az yüzde 50 arttığını ve çok sayıda ailenin temel gıda maddelerine erişemediğini aktardı.

WFP raporuna göre açlık en çok yoksul ülkelerde ve özellikle de bu ülkelerin, aşırı fakirlik ve gıda güvensizliğinin kökleşmiş sorunlar haline geldiği kırsal kesimlerinde yaşayanları etkiliyor.

En fazla risk altında olan grupların kadınlar, gençler ve yerli halklar olduğunu vurgulayan raporda, içinde bulunduğumuz dönemde, Afrika, Batı Asya ve Karayip bölgelerinde açlığın yayıldığı, Asya’nın bazı bölgelerinde ise olumlu gelişmeler yaşandığı ifade ediliyor. Güney Amerika’da ise yetersiz beslenen insan sayısının 2021 yılına kıyasla 2023’te 5,4 milyon azaldığı belirtiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın