Afganistan’da 5,9 Büyüklüğünde Deprem: Çok Sayıda Can Kaybı

Afganistan’ın Paktika vilayetinde gece saatlerinde meydana gelen 5.9 büyüklüğündeki depremde en az 1000 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Depremin merkez üssünün Host vilayetinin 46 kilometre güneybatısı olduğu açıklanmıştı.

Haber Merkezi / Afganistan’da günün ilk saatlerinde 5,9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Paktika Eyaleti Enformasyon Dairesi Başkanı Mohammad Amin Hazifi, depremde en az 1500 kişinin de yaralandığını söyledi.

Taliban yetkilileri özellikle ülkenin doğusuna bir an önce yardım gönderilmesi çağrısı yaptı.

Arama kurtarma ekipleri, Paktika eyaletinde yıkılmış evlerdeki yaralılara ulaşmaya çalışıyor. Kırsal bölgelerde yaralılar, helikopterlerle en yakın hastanelere götürülüyor.

Afgan resmi haber ajansı Bahtar’ın yöneticisi Abdul Vahid Rayan, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, vilayetteki 90 evin yıkıldığını ve onlarca insanın enkaz altında olduğunun tahmin edildiğini belirtti.

Afgan sosyal medya kullanıcıları depremle ilgili görüntüler paylaşırken, kimi kullanıcılar can ve mal kayıplarının yüksek olabileceği endişesini ifade etti.

Deprem ayrıca, Pakistan’ın başkenti İslamabad ve Peşaver gibi sınıra yakın önemli Pakistan şehirlerinde de hissedildi.

Yetkililer, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve Kabil’den de bölgeye helikopterlerle destek gönderildiğini kaydetti.

Ocak ayında da Afganistan’ın Badgis vilayetinde 5,3 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş, 26 kişi hayatını kaybetmişti.

Afganistan; Chaman, Hari Rud, Orta Badakhshan ve Darvaz fay hatlarının üzerinde bulunduğundan sık sık depremlerin meydana geldiği bir ülke.

Ülkede yıllardır devam eden çatışmalar, özellikle kırsal bölgelerde altyapı yetersizliğine yol açtı, binaların özensiz şekilde inşa edilmesine neden oldu. Bu yüzden Afganistan’da depremler hep büyük tahribat yaratıyor.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne göre Afganistan’da son 10 yılda meydana gelen depremlerde 7 binden fazla kişi hayatını kaybetti.

Ülkede depremlerin yılda ortalama olarak 560 kişinin ölümüne neden olduğu düşünülüyor.

Paylaşın

Fransa’da Danıştay Kadınların Burkiniyle Havuza Girme İznini Engelledi

Fransa’da Danıştay, Grenoble Belediyesi’nin, yüzme havuzlarına kadınların tesettürlü mayoyla girebilmesine izin veren düzenlemesini reddetti. Böylece kadınların kentte, ‘burkini’ olarak adlandırılan tesettür mayosu ile havuza girmesi yasaklandı. 

Danıştay’da Grenoble kentinin yüzme havuzlarına kadınların tesettürlü mayoyla girebilmesine izin veren düzenlemenin askıya alınmasına yönelik Grenoble Belediyesi’nin itirazını değerlendirmek üzere bugün oturum düzenlendi.

Danıştay, Grenoble Belediyesi tarafından getirilen düzenlemenin “sadece dini bir talebi karşılamak amacıyla burkini (tesettür mayosu) giyilmesine izin vermeyi amaçladığı” gerekçesiyle Grenoble İdare Mahkemesi tarafından daha önce verilen askıya alma kararını onadı.

Danıştayın açıklamasında, “Özel istisnanın kamu hizmetinin düzgün işleyişi ve kamu hizmetlerinin tarafsızlığı ilkesini zedeleyen koşullarda kişilere eşit muameleyi etkilemesi muhtemel” denildi.

Kentin Belediye Meclisi, 16 Mayıs’ta kamuya ait yüzme havuzlarına yönelik düzenlemelerde değişikliğe giderek tesettür mayosunu da kapsayan kıyafet serbestisi getirmişti.

Ancak 1 Haziran’dan itibaren yürürlüğe girmesi öngörülen söz konusu düzenleme, İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in talimatı üzerine Isere Valisi tarafından mahkemeye taşınmıştı.

Grenoble İdari Mahkemesi, 25 Mayıs’ta Grenoble Belediyesi’nin yeni havuz kurallarındaki tesettürlü mayoya izin veren düzenlemeyi askıya almıştı.

Mahkeme, bu maddeyi “kamu hizmetlerinin tarafsızlığına aykırı” bulmuştu.

Grenoble Belediye Başkanı Eric Piolle de mahkemenin kararına itiraz ederek Danıştaya başvuracaklarını duyurmuştu.

Son yıllarda tesettürlü mayonun havuzlarda serbest bırakılması için mücadele eden Grenoble’daki Müslüman Kadınlar Sendikası’na destek amaçlı Paris’te bir miting düzenlenmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Bangladeş Ve Hindistan’da Sellerde Can Kaybı 84’e Yükseldi

Aşırı yağışların son bir haftadır devam ettiği Asya ülkeleri Hindistan ve Bangladeş’te en az 84 kişi yaşamını yitirdi. İklim savunucuları tek başına iklim olaylarını doğrudan iklim değişikliğine bağlamamakla birlikte, özellikle alçak rakımlı ve yoğun nüfuslu ülkelerde küresel ısınmanın daha fazla felakete yol açabileceği konusunda uyarıyorlar.

CNN International’ın aktardığına göre, her iki ülkenin yetkilileri ülkelerindeki son duruma ilişkin yaptıkları açıklamalarda aşırı yağışlar sebebiyle meydana gelen toprak kayması, yıldırım düşmesi ve su baskını olayları sebebiyle en az 84 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Yağışların özellikle etkili olduğu Hindistan’ın Assam eyaletinde ölü sayısı en az 41 olarak açıklandı. Bugün (21 Haziran) itibariyle yedi kişi de kayıp. Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Bihar eyaletinde de cumartesi günü (17 Haziran) düşen yıldırım sonucunda 17 kişi ölmüştü.

Bihar’a yakın bir bölgede bulunan Meghalaya Eyaletinin Afet Yönetimi Kurumu yetkilisi R. Lyngdoh’un açıklamasına göre, eyalette 9 Haziran’dan bu yana en az 24 kişi hayatını kaybetti. Üç kişi ise kayıp. Eyalette 633 binden fazla kişinin sellerden etkilendiği tahmin ediliyor.

Bangladeş

Hindistan’ın komşusu Bangladeş’te de seller sebebiyle yollar su altında kaldı ve bazı ilçelerin ülkenin kalanıyla bağlantısı tamamen koptu.

Bangladeş Afet Yönetiminden Sorumlu Devlet Bakanı Enamur Rahman, pazar günü en az iki kişinin seller sebebiyle yaşamını yitirdiğini söylemişti. Öte yandan, haber ajansları gerçek ölü sayısının çok daha yüksek olabileceğini tahmin ediyor. Reuters haber ajansı, konuyla ilgili haftasonu geçtiği haberde yerel kaynaklara dayandırarak 25 kişinin öldüğünü yazmıştı.

Bakan Rahman, ülkedeki telekomünikasyon hizmetlerinin yetersizliğinin özellikle selden daha çok etkilenen Sylhet ve Sunamganj ilçelerindeki hasarın boyutunun tam anlamıyla tespit edilmesini engellediğini söyledi.

Rahman, Sunamganj’ın yüzde 90’ının sular altında kaldığını, ülkenin geri kalanıyla olan bağlantısının neredeyse tamamen kesildiğini ifade etti.

İklim krizi

Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsünün (IIED) Ekim 2021’de yayınladığı bir araştırmada Hindistan’daki kuraklık, sel, sıcak hava dalgaları ve dolu fırtınaları gibi aşırı hava olaylarındaki artışın, ülkenin en yoksullarını evlerini terk etmek zorunda bırakacağına dikkat çekilmişti.

Birleşmiş Milletler Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) de Bangladeş’te önümüzdeki on yıl içinde nüfusun yaklaşık yüzde 17’sinin iklim krizi sebebiyle yerinden edileceğini öngörmüştü.

Paylaşın

Nobel Barış Ödülü 103,5 Milyon Dolara Satıldı

Gazeteci Dmitri Muratov, Nobel Barış Ödülü’nü açık artırmada 103,5 milyon dolara sattı. Bağımsız Novaya Gazeta’nın genel yayın yönetmeni Muratov, altın madalyasının satışından elde edilen gelirin tamamının, savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Ukraynalı çocuklara yardım için kullanılacağını söyledi.

Rus gazeteci Dimitri Muratov, Ekim 2021’de kazandığı Nobel Nobel Barış Ödülü madalyasının satışından elde edeceği parayı Ukrayna’daki savaş nedeniyle evlerinden olan çocuklara yardım edilmesi için Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) bağışlayacağını duyurmuştu.

Açık artırmanın sona ermesinden dakikalar sonra UNICEF’ten müzayede evine yapılan bildirimde söz konusu paranın bu kuruluşa ulaştığı belirtildi.

Alıcının kimliğini açıklamayan New York’taki Heritage Auctions müzayede evi, teklifin telefonla yapıldığını ve bir vekil üzerinden iletildiğini duyurdu. Ancak verilen 103,5 milyon dolarlık teklifin 100 milyon İsviçre frankına tekabül etmesi, Nobel madalyasını satın alan kişinin Avrupa’dan olduğu izlenimi uyandırıyor.

Daha önce bir Nobel madalyasına ödenen en büyük meblağ 4,76 milyon dolardı. DNA’nın yapısı keşfeden bilim insanlarından James Watson bu çalışmasından dolayı kazandığı Nobel ödülünü 2014 yılında satmıştı.

Şaşırtan teklif

Yaklaşık üç hafta süren ve 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde sonlanan açık artırmanın ardından açıklamada bulunan Muratov, “Büyük bir dayanışma olacağını umuyordum ama bu kadarını beklemiyordum” dedi.

Müzayede evi yetkilisi Joshua Benesh de sabah saatlerinde 550 bin dolar seviyesinde olan en yüksek teklifin 100 milyon doların üzerine çıkmasından duyduğu şaşkınlığı, “Buna inanamıyorum. Dehşete kapılmış durumdayım. Şahsen ben çok şaşkınım. Afalladım. Gerçekten ne olduğunu bilmiyorum” sözleriyle dile getirdi.

23 ayar altından yapılan 175 gramlık madalya, eritildiğinde yaklaşık 10 bin dolar ediyor. Muratov daha önce madalyayla birlikte kazandığı 500 bin dolarlık nakit para ödülünü de yardım derneklerine bağışladığını duyurmuştu.

Muratov, Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin’in politikalarını eleştiren yayınlar yapan ve geçen Mart ayında hükümet baskısı sonucu kapanan bağımsız gazete Novaya Gazeta’nın genel yayın yönetmeniydi.

Muratov, 2021 Nobel Barış Ödülü’nü Filipinli gazeteci Maria Ressa ile paylaşmıştı. Ayrı ayrı madalya alan her iki gazeteci de ülkelerinde hükümet baskısına ve aldıkları ölüm tehditlerine rağmen ifade özgürlüğünün korunması için verdikleri mücadeleden ötürü ödüle layık görülmüştü.

Nobel Komitesi, Muratov’un ifade özgürlüğünü savunduğu için bu ödüle layık görüldüğünü açıklamıştı. Yolsuzluk, seçim hilesi ve kanunsuz tutuklamalara yönelik haberleriyle öne çıkan Novaya Gazeta, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlamasının hemen ardından Mart ayında faaliyetlerini askıya almıştı.

Asetonlu boyayla saldırıya uğramıştı

Gazetenin faaliyetlerini askıya alma kararı, Kremlin’in Rusya’nın Ukrayna’daki askeri eylemlerini “savaş” olarak niteleyen yayın organlarının kapatılabileceği ya da para cezasına çarptırılabileceği açıklamasından sonra alınmıştı.

Kremlin, Ukrayna’daki savaş için “özel askeri operasyon” ifadesini kullanıyor. Nisan’da Moskova’da bir trende Muratov’un yüzüne asetonlu kırmızı boya atılmıştı. Erkek saldırgan “Muratov, bu evlatlarımız için” diye bağırmıştı.

Muratov, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra; 1993’te yayın hayatına atılan Novaya Gazeta’nın kurucuları arasında yer alıyor. 2000 yılından beri gazetenin altı muhabiri ya da Novaya Gazeta’ya yazı yazan altı kişi öldürüldü. 2006’da öldürülen araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya da bu gazetede çalışıyordu.

Paylaşın

BM Genel Sekreteri Guterres: Suriye Halkından Vazgeçemeyiz

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye’deki insani durumla ilgili düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında, Suriye’nin kuzeybatısındaki milyonlarca insana Türkiye üzerinden gönderilen yardımların önemine vurgu yaptı.

Bu bölgedeki insanlara yardım ulaştırılmasını sağlayan BM programının bir yıl daha uzatılması için Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunan Guterres, “Suriye halkından vazgeçemeyiz” ifadesini kullandı.

Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki kuzeybatı bölgesine Türkiye sınırındaki Babül Hava Sınır Kapısı üzerinden yardım gönderilmesine imkân tanıyan BM programı 10 Temmuz’da sona eriyor.

Esad rejiminin müttefiki Rusya, söz konusu yardım programının Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini savunuyor. Moskova bu gerekçeyle yardımların Suriye içinden gönderilmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak muhalifler bu durumda gıda ve diğer insani yardımların hükümet kontrolüne geçmesinden endişe ediyor.

“Ahlaki bir zorunluluk”

BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan Guterres, “Sınır ötesi operasyonlara izin verilmesi konusundaki konsensüsü sürdürmeleri için konsey üyelerine güçlü bir şekilde çağrıda bulunuyorum” dedi. BM Genel Sekreteri, “bölgede yardıma ve korumaya ihtiyaç duyan 4,1 milyon insanın çektiği ızdırap ve savunmasızlığı dikkate almanın ahlaki bir zorunluluk olduğunu” sözlerine ekledi.

Guterres, Suriye’nin kuzeybatısındaki ihtiyaç sahiplerinin yüzde 80’inin kadın ve çocuk olduğunu belirtti.

Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu ise toplantıda yaptığı konuşmada, “İnsan hayatına ve BM Antlaşması’na saygı gösteren biri böyle hayati bir sistemi aksatmaya nasıl vesile olabilir?” ifadesini kullandı.

Ayda 800 kamyon yardım

Guterres’in bir yıl daha uzatılmasını talep ettiği BM operasyonlarında Türkiye’den Suriye’ye ayda yaklaşık 800 kamyon yardım ulaştırılıyor. Yardım programının uzatılması için BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’den hiçbirinin veto etmemesi koşuluyla en az dokuz üyenin onayı gerekiyor.

BM Güvenlik Konseyi 2014 yılında Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelere Irak ve Ürdün’ün yanı sıra Türkiye’deki iki sınır kapısından insani yardım geçisine izin vermişti. Ancak daha sonra Rusya ve Çin’in itirazları üzerine geçiş noktaları Türkiye’deki Babül Hava Sınır Kapısı’yla sınırlandırıldı.

Paylaşın

Lübnan’dan Suriyeli Mültecileri Zorla Çıkarırız Tehdidi

Lübnan Başbakanı Necip Mikati, ülkede yaşayan yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli mültecinin Suriye’ye iadesi için uluslararası toplumdan destek istedi. Mikati aksi takdirde Suriyelileri zorla ülkeden çıkaracağını belirtti.

Altı milyonluk Lübnan nüfusunun neredeyse yüzde 25’ini Suriyeliler oluşturuyor. Lübnan, dünyada nüfusa oranla en çok Suriyeli mültecinin yaşadığı ülke.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Mikati açıklamasını Birleşmiş Milletler’in desteklediği Lübnan Krizi Müdahale Planı programının bugün gerçekleştirilen açılışında yaptı. Lübnan hükümeti ile toplam 126 ulusal ve uluslararası partneri, Suriye savaşının ülkedeki etkileriyle mücadele etmek, ekonomiye katkı sağlamak ve kamu hizmetlerine destek vermek için 3,2 milyar dolarlık yardım talep etti.

Yaptığı açıklamada Mikati, Suriye krizinin başlangıcından 11 yıl sonra Lübnan’ın “artık bu yükü taşıyacak gücü kalmadığını” söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Uluslararası topluma sesleniyorum. Suriyeli göçmenlerin ülkelerine iadesi konusunda yardım etme çağrısında bulunuyorum. Aksi takdirde ülkemizin yasalarına uygun şekilde ülkeden çıkarılmaları için gerekli sürece başlayacağız.”

Lübnan Krizi Müdahale Planı, zorla yerinden edilmiş 1,5 milyon Suriyeli, 1,5 milyon Lübnanlı ve yaklaşık 209 Filistinli sığınmacıya, kamu kuruluşları ve yerel kurumlarla çalışarak insani yardım ve istikrar müdahaleleri sağlamayı hedefliyor.

BM, Lübnan’a 2015 yılından bu yana Lübnan Krizi Müdahale Planı aracılığıyla 9 milyar dolarlık destek sağladığını belirtiyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü gibi kurumlar, Suriyeli mültecilerin zorla ülkelerine iadesinin doğru olmadığını söylüyor, şimdiye kadar geri gönderilen birçok kişinin insan haklarına aykırı şekilde, çok zor durumlarda yaşadığını iddia ediyor.

Lübnan’da ekonomi

Dünya Bankası’na göre Lübnan 1850’lerden beri dünya genelinde yaşanan en kötü ekonomik krizlerden biriyle karşı karşıya. Ülkede ekonomik kriz yüzünden ülkenin yüzde 80’inin yoksulluk sınırında yaşadığı düşünülüyor. Koronavirüs pandemisinden önce bile ülke ekonomisi bir çöküşe doğru gidiyordu.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Ekim 2019’daki açıklamasına göre nüfusun yaklaşık üçte biri yoksulluk sınırı altında yaşıyor, işsizlik neredeyse yüzde 25’lerde seyrediyor ve ülke düşük büyüme ve yükselen enflasyonla başa çıkmaya çalışıyordu. Pandemi de ekonomiye bir darbe daha vurdu.

Ekonomi 2021’de tekrar hareketlenmeye başladığında ise para birimindeki değer kaybı, gıda, yakıt ve ilaç ithalatında daha yüksek fiyatlar ödenmesine yol açtı. Enflasyon arttı, kıtlıklar yaşandı.

Paylaşın

Bangladeş Ve Hindistan’da Sellerde En Az Kişi 59 Hayatını Kaybetti

Hindistan ve Bangladeş’te şiddetli muson fırtınalarının neden olduğu yıldırım çarpmaları ve toprak kaymaları sonucu en az 59 kişi öldü. Milyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kurtarma ekipleri hala mağdurlara ulaşmaya çalışıyor.

Sellerin önümüzdeki günlerde daha da şiddetlenmesi bekleniyor. Bangladeş hükümeti afeti, ülkede “2004’ten bu yana yaşanan en büyük sel felaketi” olarak nitelendirdi.

Geçen hafta boyunca aralıksız devam eden yağmurlar, ülkenin kuzeydoğusundaki geniş bölgeleri sular altında bıraktı. Sağanaklar Hindistan’ın dağlık bölgesinden gelen güçlü yağışlarla daha da şiddetlendi.

Sular altında kalan hanelere ulaşımda güçlükler yaşandı. Askeri birliklerin kurtarma görevi için seferber edildiği bu bölgelerde okullar geçici barınaklara dönüştürüldü.

Ailesi Bangladeş’in Companiganj köyünde yaşayan Lokman, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Cuma günü erken saatlerde bütün köy sular altında kaldı ve hepimiz mahsur kaldık” dedi.

23 yaşındaki genç, “Bütün gün evimizin çatısında bekledikten sonra bir komşumuz bizi eski botla kurtardı. Annem hayatı boyunca hiç böyle bir sel görmediğini söyledi” diye konuştu.

Komşu Hindistan’ın Assam eyaletinde 5 gün aralıksız devam eden yağışların neden olduğu sellerden etkilenen kişi sayısı 1,8 milyonu geçti.

Assam Valisi Himanta Biswa Sarma gazetecilere verdiği demeçte bölge yöneticilerine sel mağdurları için gerekli olabilecek tüm yardımın yapılması talimatını verdiğini söyledi.

Assam’daki Udiana köyünde yaşayan Hüsna Begüm BBC’ye yaptığı açıklamada, “Evimiz sular altında. Hayatımda hiç bu kadar şiddetli bir sel görmemiştim” dedi.

28 yaşındaki kadın, Perşembe gününden bu yana çocuklarıyla birlikte plastik bir çadırda yaşıyor. Begüm: “Kampta içme suyu yok. Oğlumun ateşi var ama doktora götüremiyorum” diye konuştu.

Aynı köyde yaşayan Ronju Chaudhary, selin boyutunu, “Her tarafımız suyla çevrili. Evlerimiz de suyla kaplı.” sözleriyle tarif etti.

Bangladeş’in Sylhet bölgesi son 20 yılın en şiddetli sel felaketini Mayıs ayı sonlarında yaşamıştı. Bu felaketlerde en az 10 kişi ölmüş ve dört milyon kişi etkilenmişti. Kent bu sel felaketinin yaralarını sararken yeniden sular altında kaldı.

Eski milletvekili Syed Rafiqul Haque Bangladeş’in bir insani krizin eşiğinde olduğunu ve “neredeyse tüm Sylhet-Sunamganj kuşağının sular altında olduğunu ve milyonlarca insanın mahsur kaldığını” söyledi.

Yetkililer, bölgede yaklaşık 3,1 milyon kişinin yerinden edildiğini ve bunların 200 bininin daha yüksek yerlerdeki geçici sığınaklara yerleştirildiğini söyledi.

Mevsimsel muson yağmurları, Güney Asya’daki çiftçilerin geçimini sağlaması için kurtarıcı nitelikte ancak yağışların Bangladeş ve Hindistan’daki yıkıcı etkisi artıyor. İki ülke de son yıllarda aşırı iklim olaylarında artışa maruz kalıyor.

İklim savunucuları tek başına iklim olaylarını doğrudan iklim değişikliğine bağlamamakla birlikte – özellikle alçak rakımlı ve yoğun nüfuslu ülkelerde küresel ısınmanın daha fazla felakete yol açabileceği konusunda uyarıyorlar.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kolombiya’da Seçimi Solcu Gustavo Petro Kazandı

Kolombiya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turunu eski gerilla hareketinin üyesi solcu aday Gustavo Petro kazandı. Kolombiya, geleneksel olarak sağcı siyasetçilerce yönetilen bir ülke.

Ülkenin ilk sol hükümetini kuracak olan Petro, seçimin Kolombiya halkı için bir sevinç günü olduğunu söyledi ve ülkesine gerçek bir değişim getireceği yönünde söz verdi.

Sağcı popülist rakibi Rodolof Hernandez’i mağlup eden Petro, seçimde oyların yüzde 50,5’ini almayı başardı.

Başkent Bogota’da destekçilerine seslenen Petro, zaferinin ülke tarihinde mezhepçilik ve hoşgörüsüzlükten uzaklaştığı yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti ve “Bugün sokakların ve meydanların günüdür” dedi.

Petro’nun başkan yardımcısı ve eski bir temizlikçi olan Francia Marquez ise ülkede bu görevi üstlenecek ilk siyahi kadın olacak.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da Biden yönetiminin Kolombiya ile ilişkilerini güçlendirmeyi dört gözle beklediğini söyleyerek Petro’yu zaferinden dolayı tebrik etti.

Hernandez ise seçimin ardından sosyal medyada paylaştığı bir videoda Petro’nun zaferini kabul etti.

700 binden fazla oy farkıyla mağlup olan Hernandez, “Kolombiya halkının büyük çoğunluğu diğer adayı seçit. Seçimden önce de dediğim gibi, seçim sonuçlarını kabul ediyorum” dedi.

62 yaşında olan ve Bagota’nın eski belediye başkanı olan Gustavo Petro, yoksulluk, şiddet, kentlerdeki suç oranları ve yolsuzluk karşısında umut veren lider olarak seçmenin karşısına çıkmıştı.

50 milyon nüfuslu ülkenin yüzde 40’ı yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Dünya Bankası’na göre, Kolombiya eşitsizliklerin en yüksek seviyede yaşandığı ülkeler arasında.

İlk turda Bogota’da oy kullanan Petro, “İki seçenek var: Birisi Kolombiya’da işler nasıl yürüyorsa öyle bırakmak, ki bana göre bu daha çok yolsuzluk, daha çok şiddet ve açlık demek. Diğer seçenek ise Kolombiya’yı değiştirmek, refaha ve demokrasiye kavuşturmak” ifadelerini kullanmıştı.

Siyasi rakipleri ise eski bir Marxist gerilla mensubu olan Petro’nun Venezuela ve bölgedeki diğer sol yönetimlerle ilişkileri güçlendirmesinden korkuyor.

Güney Amerika ülkelerinden tebrik

Son seçimlerde Arjantin, Peru, Şili, Meksika, Bolivya ve Honduras’ta da sol adaylar iktidarı devraldı. Petro’nun zaferi, bu ülkelerde de sevinçle karşılandı.

Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez Twitter’da yaptığı paylaşımda, “Demokrasiyi tasdik eder nitelikte olan zaferiniz, kardeş halklar arasında azami dayanışma talep ettiğimiz bu zamanda bütünleşmiş bir Latin Amerika’ya giden yolu garanti ediyor” dedi.

Bu yılın başlarında seçilen Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric ise Petro’nun zaferini “Latin Amerika için bir sevinç” diye tanımladı.

Sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda Boric, “Hızla değişen dünyanın zorluklarında kıtamızın birliği için birlikte çalışacağız” diye yazdı.

Peru’da Devlet Başkanı Pedro Castillo, müttefikiyle birlikte çalışmak için sabırsızlandığını söyledi ve “Halklarımız için kolektif, sosyal ve bölgesel bütünleşmeyi amaçlayan ortak bir duyguyla birleştik” dedi.

Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce, “Latin Amerika entegrasyonu güçleniyor” yorumunda bulundu.

Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador ise Kolombiya’da 1948’deki seçimlerde solcu devlet başkanı adayı Jorge Eliecer Gaitan’ın suikast sonucunda ölüdürülmesine atıfta bulunarak, Petro’nun başarısının siyasi suikastların nadir olmadığı bir ülkede yaraları iyileştirebileceğini söyledi: Zafer, bu lanetin sonu ve kardeş ve onurlu halkın uyanışı olabilir.

Seçim öncesindeki Kolombiya Devlet Başkanı Ivan Duque ile gergin bir ilişkiye sahip Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro da sevinçliydi.

AFP’nin aktardığına göre Maduro, “Kolombiya halkının iradesi duyuldu. Halkın iradesi demokrasi ve barış yolunu savunmak için yola çıktı” dedi.

Venezuela gibi uluslararası yaptırımlara maruz kalan Küba’nın Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, “iki halkın refahı için ikili ilişkilerin geliştirilmesi” umudundan söz etti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Macron, Ulusal Meclis’te Çoğunluğu Kaybetti

Fransa’da 48 milyon seçmenin, Ulusal Meclis’te görev alacak 577 milletvekilini belirlemek için sandığa davet edildiği parlamento seçimlerinin ikinci turunda, iktidar ağır darbe aldı. Resmi olmayan ilk sonuçlara göre, seçmenin yüzde 54’ü sandığa gitmedi.

İlk turda, Macron iktidarının önderliğindeki Birlikte! koalisyonu oyların yüzde 25.78’ini, Boyun Eğmeyen Fransa önderliğindeki Yeni Ekolojik ve Sosyal Halk Birliği (NUPES) yüzde 25.75’ini almışlardı. Aradaki oy farkı yalnızca 6 bin 668’di.

Ifop enstitüsünün sandıklardan yansıyan ilk projeksiyonlarına göre, Cumhurbaşkanı Macron’un partisi, 289 olan salt çoğunluğa yaklaşamadı. İlk belirlemelere göre, “Birlikte/Ensemble” hareketi sadece 210 ila 250 sandalye elde edebiliyor.

Solun 4 eğilimini birleştiren Jean Luc Melenchon’un liderliğindeki Yeni Ekolojik ve Sosyal Halk Birliği- NUPES” ise, 170-190 sandalye, büyük bir atılım yapan Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağ Ulusal Bütünleşme 75-95 arasında sandalye, ana muhalefet sağ parti Cumhuriyetçiler (RN) ise, 60-75 sndalyeye sahip olabilecek.

Bu rakamlarla ülkeyi yönetmesi zorlaşacak olan Macron’un, Fransa Meclisi’nde salt çoğunluğu elde edebilmek için, koalisyon ya da milli birlik hükümeti gibi arayışlara girmesi gerekiyor.

Aşırı sağcı bir grup en son 1986 yılında 35 milletvekili çıkararak parlamentoda grup oluşturabilmişti. Le Pen’in de aday olduğu ve ikinci tura yüksek bir oy oranıyla kaldığı genel seçimlerde, Le Pen’in partisi RN’nin 20 ila 40 milletvekili çıkaracağı tahmin ediliyordu.

Mevcut sandık çıkış sonuçlarının doğrulanması halinde bu Cumhurbaşkanı Macron’un vaat ettiği reformları hayata geçirme olanağını zora sokacak.

Macron, seçim öncesi Fransızları kendisine ‘güçlü ve net bir salt çoğunluk’ vermeye çağırmıştı ancak sonuçlar bunun böyle olmayacağını gösteriyor. Seçimlerde Macron’a yakın isimlerden eski Christophe Castaner Alpers-de-Haute-Provence bölgesinde seçimi kazanamadı.

Fransa’da genel seçimin ilk turunda bir adayın salt çoğunluğu sağlayamadığı sandalyeler için ikinci tur yapılıyor. İlk turda yüzde 12,5 ve üzeri oy alan adaylar, ikinci tura kalıyor. Bu turda en fazla oyu alan aday milletvekili seçiliyor.

Genel seçimlerde öne çıkan iki ittifak

Fransa Boyun Eğmeyen Partili (LFİ) aşırı solcu Jean-Luc Melenchon’un girişimiyle LFİ, Yeşiller Partisi (EEVL), Sosyalist Partisi (PS) ve Komünist Partisi’ni (PCF) kapsayan “Sosyal ve Ekolojik Yeni Halk Birliği” (Nupes) ittifakı kuruldu.

Nupes ittifakı, Meclis’te salt çoğunluğu (289 sandalye) alarak, Melenchon’un başbakan olarak atanmasını hedefliyordu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Cumhuriyet Yürüyüşü (LREM) etrafında da Horizons (Ufuklar) ve Demokrasi Hareketi (MoDem) partilerinden oluşan Ensemble adında bir konfederasyon oluşturuldu.

Macron’un vaatlerini yerine getirebilmesi için, genel seçimlerde mecliste salt çoğunluğu sağlayabilmesi ve hükümeti kurabilmesi büyük önem taşıyor.

Paylaşın

İngiltere’den ‘Savaş’ Sinyali: Hazırlanmalıyız

İngiltere’nin yeni genelkurmay başkanı General Sir Patrick Sanders, tüm ordu mensuplarına gönderdiği bir mesaj ile cephede Rusya ile yüzleşmeye hazır olmaları gerektiğini söyledi.

Geçen hafta göreve başlayan Sir Patrick, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin, İngiliz ordusunun ülkeyi korumaya ve kara savaşlarına hazır olması gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Sir Patrick, ordunun Rusya’yı yenecek bir kapasiteye sahip olması gerektiğini belirtti.

Bir savunma kaynağı ise, Savunma Bakanlığı’nın iç ağında yayınlanan mesajın tonunun şaşırtıcı olmadığını; tüm orduların savaşmak için eğitim almasına rağmen son dönemde koşulların açıkça değiştiğini söyledi.

‘Kara savaşları ihtimali’

General Sir Patrick, 1941’den bu yana Avrupa’da kıtanın büyük güçlerinden birine karşı kara savaşı yürütme ihtimali varken göreve başlayan ilk genelkurmay başkanı olduğuna dikkat çekti ve ekledi:

“Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, ana varlık nedenimizi tekrar vurguluyor: İngiltere’yi savunmak, karada savaşmaya ve kazanmaya hazır olmak, gücümüzle Rus saldırganlığını caydırmak.

Dünya 24 Şubat’tan bu yana değişti ve şimdi müttefiklerimizle birlikte savaşarak Rusya’yı yenilgiye uğratabilecek bir orduya sahip olma ihtiyacı yüksek.

Hedefim ordunun mobilizasyonu ve modernizasyonunu hızlandırmak, NATO’yı güçlendirmek ve Rusya’nın Avrupa’nın daha fazlasını işgal etmesinin önüne geçmek.

Bizim neslimiz, orduyu Avrupa’da bir savaşa daha hazırlaması gereken nesil.”

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, önümüzdeki yıllarda kesintilere maruz kalacak orduya bakış açısını değiştirdi.

İngiltere’de savunma harcamaları 2016-17’den bu yana reel olarak her yıl 3 milyar sterlin arttı.

2010-17 arasında ise reel rakamlarla 6,6 milyar sterlinlik bir kesinti yapılmıştı.

ISS Global Military Balan 2020 raporuna göre Rusya gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 4,14’ünü ordusuna ayırırken İngiltere’de bu oran yüzde 2,33.

Rusya’nın işgali öncesinde, Kasım ayında yaptığı bir konuşmada Başbakan Boris Johnson “Avrupa’da tankların ilerlediği dönemlerin geride kaldığına inandığını” aktarmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmaya hazırlandığı o günlerde savunma bütçesi hakkındaki görüşleri sorulan Johnson, şunları söylemişti:

“Avrupa kıtasında büyük tank savaşları yapmak gibi eski konseptlerin miadını doldurduğunu kabul ediyoruz. Yatırım yapmamız gereken daha iyi şeyler var.

Gelecekte savaşlar gelişmiş hava sistemleri ve siber stratejilerle yürütülecek ve bizim de orada olmamız lazım.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın