Çin Devlet Başkanı Xi Jinping: Marksizm, 21. Yüzyılda Yeniden Dirilişte

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Marksizm’in 21’inci yüzyılda yeniden diriliş gösterdiğini belirtti ve bütün Marksist siyasi partileri zamanın ve kendi uluslarının koşullarına uygun şekilde teoriler geliştirmeye çağırdı. 

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Çin Komünist Partisi ve Dünya Marksist Siyasi Partiler Forumu’nda konuşan Jinping, Marksizm’in açık, gelişen bir teori olduğunu ifade etti. Çinli lider Marksizm’in ancak ülkelerin şartlarına adapte edildiğinde o ülkede kök salabileceğini ve zamanı yakalarsa canlılığını koruyabileceğini kaydetti.

Jinping, dünya çapındaki Marksist siyasi partilerin zorlu arayışları ve ortak çabaları sayesinde Marksizm’in 21’inci yüzyılda yeni ufuklara açıldığını ve giderek daha fazla canlılık gösterdiğini belirtti.

Dünya genelinde yüzyıldır görülmemiş derin değişikliklerin hızla evrildiğini ve insanlığın yeniden tarihi bir dönemeçte durduğunu kaydeden Jinping, Marksizm’i ulusal koşullara ve zamana uygun hale getirmenin ve insanlığın önündeki yolu gerçeğin ışığıyla aydınlatmanın ortak sorumluluğunun Marksist siyasi partilere düştüğünün altını çizdi.

Başkanı olduğu Çin Komünist Partisi’nin Marksist prensipleri ülkesinin özel koşulları ve ince Çin gelenekleriyle bütünleştirdiğini, zamane koşullara adapte ettiğini ve sosyalizm yolundan sapmadan Çinlilerin özellikleriyle hızla ilerlediğini belirten Jinping, partisinin diğer ülkelerdeki Marksist siyasi partilerle kendi ulusal koşulları ve zamanın eğilimlerini dikkate alarak, alışveriş ve diyaloğu güçlendirmeye hazır olduğunu vurguladı.

70 ülkeden 100 Marksist parti katıldı

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin uluslararası departmanı tarafından düzenlenen foruma 70 ülkeden 100 Marksist partinin 300’den fazla temsilcisi katıldı. Vietnam, Küba ve Rus delegelerin üst düzey temsilcileri forumdan övgüyle söz etti.

Ekonomik faaliyetlerde üretim modelinin toplumları etkilediğini savunan ve kapitalistler ile işçi sınıfı arasındaki güç mücadelesine odaklanan Marksizm, 1800’lerin başında Alman filozoflar Karl Marx ve Friedrich Engels’in çalışmaları sonucu sol görüşlü bir sosyoekonomik analiz metodu olarak gelişti ve dünya genelinde siyaset, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer birçok alanda köklü etkilerin önünü açtı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mısır’da Müslüman Kardeşler Siyasetten Çekildiğini Duyurdu

Mısır’da ‘terörist oluşum’ olarak kabul edilen Müslüman Kardeşler, ‘geniş halk desteğine rağmen’ siyasi mücadeleyi bıraktığını açıkladı. Ülkede yasaklı olduğu için doğrudan seçimlere katılamayan hareket, geçmişte bağımsız adaylarla genel seçimlerde mücadele etmişti.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Rehberlik Konseyi Başkanlığı görevini vekaleten yürüten İbrahim Munir, Reuters haber ajansına verdiği röportajda “Siyasi partiler arasındaki seçimler devlet tarafından organize edilse bile biz güç mücadelesini reddediyoruz. Bu tamamen bizim tarafımızdan reddedilmektedir” sözleriyle kararı açıkladı.

Mısır’da 1928 yılında kurulan İslami hareketin şiddeti reddettiğini de vurgulayan Munir “(Şiddeti) Tamamen reddediyoruz ve bunu Müslüman Kardeşler’in ideolojisinin dışında olduğunu düşünüyoruz. Sadece şiddet ve silah kullanımı değil, Mısır’da güç için herhangi bir biçimde mücadeleyi reddediyoruz” diyerek sandığa gitmeyeceklerinin altını çizdi.

2020’de terörist oluşumlar listesine dahil edilen Müslüman Kardeşler’in birçok lideri ve binlerce destekçisi Mısır’da hapiste tutuluyor. Net sayıları bilinmemekle birlikte bu rakamın 5-6 bin civarında olabileceği belirtiliyor. Harekete üye birçok üye de idam cezasına çarptırılmıştı.

Kendisi de 1950 ve 1960’larda Mısır’da iki defa hapis yatan 85 yaşındaki Munir, son 40 yıldır İngiltere’de sürgünde. Munir, 2013 yılında şimdi Mısır Cumhurbaşkanı olan General Abdelfettah el Sisi’nin ‘darbesinin’ ardından giderek güç kaybeden hareketin iç bölünmeler yaşadığını kabul etti ve durum istikrara kavuştuktan sonra yeni bir lider seçimi yapılacağını belirtti.

“Müslüman Kardeşler katılmazsa Mısır’da diyalog süreci başarısız olur”

On yıllar boyunca kurduğu yardım dernekleri ağı sayesinde harekete 102 milyonluk Mısır halkın çoğunun hala sempati duyduğunu kaydeden Munir, insan hakkı ihlalleri konusunda ağır eleştiri altındaki Sisi’nin ülkedeki muhalif gruplarla önümüzdeki haftalarda başlatacağı siyasi diyalog girişimin ciddi olmadığını savundu.

“Diyaloğa gerçekten ihtiyaç var ama bu herkesi kapsamalı” diyen Munir, Müslüman Kardeşlerin diyalog sürecinden dışlaması halinde sonuç elde edilemeyeceğini ileri sürdü. Diyalog başkanı Müslüman Kardeşler’in “Elleri kanlı olduğu” gerekçesiyle sürece katılamayacağını belirtmişti.

Mısır’da 2013 yılında, Arap Baharı protestolarının ardından yapılan ilk demokratik seçimlerde Müslüman Kardeşler lideri Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başlayan kitlesel protestoları durdudurmak için yaptığı darbeden bu yana giderek yönetimini sıkılaştıran Sisi, insan hakkı ihlalleriyle ilgili yoğun eleştiri altında.

Keyfi ve hukuk dışı ölümler, işkence ve kayıplarla ilgili kaygılarını yüksek sesle dile getiren Amerika Birleşik Devletleri bu endişeler nedeniyle Mısır’a yapılacak askeri yardımların 130 milyon dolarlık kısmını keseceğini açıklamıştı.

“Türkiye’deki Müslüman Kardeşler baskı altında değil”

Orta Doğu’da Müslüman Kardeşler destekçilerinin sığındığı Türkiye ve Katar’ın harekete karşı olan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini düzeltmesi dengeleri değiştirdi.

Daha önce Müslüman Kardeşler’in lideri olarak Mısır modern tarihinin seçimle göreve gelen ilk cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi’nin hapishanede “eceliyle ölmediğini” belirten Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, geçen yıl Mısır’la yeniden ilişki kurma çabasıyla kendi topraklarında faaliyet gösteren Mısırlı muhalif televizyon kanallarına Kahire yönetimine yönelik eleştirileri ılımlı tutmalarını istemiş ve yayın organını Türkiye’den ayrılmaya zorlamıştı.

İbrahim Munir, Türkiye’deki Müslüman kardeşler’in henüz baskı altında olmadığı görüşünde. Munir “Şu ana kadar görmedik ya da hissetmedik, ama Türkiye devletinin halkının barışını ve güvenliğini sağlamak için ne gerekiyorsa yapmaya hakkı vardır” diye konuştu.

Paylaşın

Xi Jinping’den Joe Biden’a: Ateşle Oynayan Kendisini Yakar

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, dün (28 Temmuz) bir telefon görüşmesi yaptı. İki liderin görüşmesi, ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisinin başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Tayvan’a yapacağı olası ziyaretin tartışmaları sürerken gerçekleşti.

Jinping, Çin’in bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’ın “bağımsızlığına yönelik hareketlere ve her ne şekilde olursa olsun her türlü dış müdahaleye karşı çıkacağını” söyledi:

“Çin hükümeti ve halkının Tayvan konusundaki tavrı tutarlıdır; ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak, 1,4 milyardan fazla Çinlinin ortak iradesidir. Halkın iradesi çiğnenemez. Ateşle oynayan kendisini yakar. ABD’nin bu konuda doğru ve yerinde davranacağı umuluyor.”

Çin Devlet Başkanı, ABD’ye “tek Çin” ilkesine ve ABD-Çin diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri’deki taahhütlerine, hem sözde hem de eylemde bağlı kalma çağrısında bulundu.

“ABD’nin politikası değişmedi”

The Guardian’a göre, bu telefon görüşmesi Çin Devlet Başkanı Xinping’in ABD Başkanı Biden’a karşı “ilk defa böyle bir dil kullanışı değil.” Aksine, Xinping Biden’ı Kasım 2021’deki bir video konferans sırasında da “eğer Tayvan Pekin’in kırmızı çizgilerini aşarak bağımsızlık yönünde bir eylemde bulunursa Çin’in kararlı adımlar atmaya hazır olduğu” konusunda uyarmıştı.

Beyaz Saray’dan dünkü görüşme ile ilgili yapılan yazılı açıklamada ise “Biden’ın Washington’ın politikasını tekrar dile getirdiği ve söz konusu politikanın değişmediğini söylediği” kaydedildi. Açıklamaya göre, Biden “ABD, mevcut durumu değiştirecek ve Tayvan boğazında barış ve istikrara zarar verecek tek taraflı çabalara şiddetle karşı çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Pelosi’nin olası Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Nisan 2022’de Tayvan’ı ziyaret etmesi planlanıyordu. Fakat Pelosi’nin COVID-19’a yakalanması sebebiyle ziyaret iptal edildi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, o günlerde Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretinin “tek Çin” ilkesinin tanımladığı “kırmızı çizginin aşılması” anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu.

Nisan’daki ziyaretin iptal edilmesinin ardından Pelosi’nin Ağustos 2022’de adayı ziyaret edebileceği konuşuluyor.

Financial Times gazetesinin konuya ilişkin haberinde, Beyaz Saray güvenlik yetkililerinin, olası riskler nedeniyle ziyarete karşı olduğu, ABD ordusunun Çin savaş uçaklarının Pelosi’nin uçağına müdahale ederek Tayvan’a inmesini engellemeye çalışabileceğinden endişe ettiği belirtilmişti.

Başkan Joe Biden da Pelosi’nin ziyaretiyle ilgili “Ordu, iyi bir fikir olduğunu düşünmüyor” ifadesini kullanmıştı.

Ziyaretin gerçekleşmesi halinde Pelosi, 25 yıl aradan sonra adayı ziyaret eden ilk ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olacak. Daha önce, 1997’de Newt Gingrich, bu görevi yürütürken Tayvan’ı ziyaret etmişti.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Paylaşın

Hayvan Barınağındaki ‘1600’ Köpeğin Öldürülmesi İnfial Yarattı

İran’da hükümete bağlı olduğu düşünülen grubun bir hayvan barınağını basarak ‘1500’den fazla köpeği öldürmesi’ sosyal medyada infial yarattı. ‘Katliamı protesto eden’ bazı hayvan hakları aktivistlerinin tutuklandığı bildirildi. 

Sosyal medyada çok sayıda köpeğin cansız bedeninin yer aldığı görüntüler paylaşılırken görgü tanıkları bu videoların Demavend kentindeki Gandak Köpek Barınağı’nda kaydedildiğini belirtti.

Hayvan hakları aktivistleri, hükümete bağlı bir grubun 25 Temmuz’da barınağa baskın düzenleyerek içerisindeki 1600 kadar köpeği vurarak öldürdüğünü bildirdi.

İran Çevre Bakanlığı ise iddiaları yalanlayarak yalnızca depolama merkezindeki 50 hasta köpeğin öldürüldüğünü söyledi.

Öte yandan hayvan hakları aktivistleri Gandak Barınağı’ndaki köpeklerin tümünün aşılı olduğunu ve kısırlaştırıldığını söyleyerek yetkililerin onları öldürmek için hiçbir gerekçesi olmadığını ifade etti.

Katliama ilişkin görüntüler sosyal medyada viral olurken “Hayvanlara zulme hayır”, “Köpek cinayetlerine hayır” etiketleri Twitter gündeminde ilk sıralara yükseldi.

Öfke dalgasının büyümesi üzerine aktivistler Demavend Kaymakamlığı önünde toplanarak protesto gösterisi düzenledi.

İran rejimi evcil hayvan sahipliğini yasaklamak istiyor

Tahran son on yıldır evcil hayvan beslemeyi yasaklamaya yönelik yasalar üzerinde çalışıyor. Parlamento yakın zamanda evcil hayvan sahipliğini önemli ölçüde kısıtlayacak bir yasa tasarısını onaylamayı bekliyor.

Yasa tasarısına göre, bir evcil hayvan barındırabilmek için özel bir komiteden ruhsat alınması gerekecek. Kedi, kaplumbağa ve tavşan gibi bazı hayvanların ithalatı, alımı, satımı, nakliyesi ve barındırılmasına en az 790 euro olmak üzere para cezası uygulanacak.

Halihazırda İran’da köpek sahiplerinin köpeklerini parklarda gezdirmesi yasaklandı ve bu bir suç sayılıyor. Yetkililer köpeklerin kamu güvenliğine tehlike oluşturduğunu öne sürüyor.

Öte yandan çoğu hayvan hakları savunucusuna göre, Tahran rejimi evcil hayvan beslemeyi ve köpek sahipliğini “Batılılaşmanın bir sembolü” olarak görüyor.

Uluslararası Hayvan Refahı Fonu’nun Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü Elsayed Mohammed, hükümetin gözünde köpeğinizi tasmalı bir şekilde yanınızda gezdirmenin “İslami bir hareket” olmadığını söylüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

78 Ülkede 18 Binin Üzerinde Maymun Çiçeği Vakası

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kovid 19 pandemisini ilişkin düzenlediği basın toplantısında, “küresel acil durum” ilan edilen maymun çiçeği salgınına ilişkin de konuştu.

Tedros’un açıklamasına göre, DSÖ’ye bu sene içinde 78 ülkeden 18 binin üzerinde doğrulanmış maymun çiçeği vakası rapor edildi. DSÖ Genel Direktörü, vakaların yüzde 70’den fazlasının Avrupa bölgesinde ve yüzde 25’inin Amerika kıtasında görüldüğünü söyledi.

Şimdiye kadar maymun çiçeğinden beş ölümün rapor edildiğini de kaydeden Tedros, “Eğer toplumlar ve bireyler, kendilerini bilgilendirir, riskleri ciddiye alır, bulaşmayı durdurmak için gereken adımları atar ve hastalığa açık grupları korursa salgın durdurulabilir” dedi.

“Yaftalama ve ayrımcılık” uyarısı

DSÖ’nün maymun çiçeği salgınından sorumlu teknik ekibin lideri Dr. Rosamund Lewis’in bir gün önceki açıklamasına benzer bir şekilde, DSÖ Genel Direktörü Tedros da “yaftalama ve ayrımcılığın herhangi bir virüs kadar tehlikeli olabileceğini ve salgını körükleyebileceğini” söyledi.

Özellikle çevrimiçi mecralardaki yanlış bilgiler ve dezenformasyona dikkat çeken Tedros, salgınla ilgili şu bilgi ve önerileri paylaştı:

“Şimdiye kadar kayıtlara geçen vakaların yüzde 98’i erkekler ile cinsel ilişkiye giren erkekler arasında olsa da virüse maruz kalan herkes enfekte olabilir.

DSÖ, bu nedenle çocuklar, gebe kadınlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler de dahil diğer kırılgan gruplara yönelik bulaş riskini azaltmak için ülkelerin harekete geçmesini tavsiye ediyor.”

DSÖ Genel Direktörü Tedros’un açıklamasına göre, “maymun çiçeği virüsü, cinsel temas ile bulaşmaya ek olarak hanelerde kucaklaşma, öpüşme, kirli havlu ve çarşaf kullanımı yoluyla da bulaşabiliyor.”

Aşılama

Tedros, DSÖ’nün maymun çiçeği virüsüne karşı virüse maruz kalmış kişiler ve sağlık çalışanları, bazı laboratuvar personeli ve birden fazla cinsel partneri olan kişilere yönelik aşılamayı tavsiye ettiğini, fakat mevcut durumda kitlesel bir aşılama tavsiyesinde bulunmadığını söyledi.

MVA-BN isimli bir çiçek aşısının maymun çiçeğine karşı kullanımının Kanada, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’de onaylandığını, LC16 ve ACAM2000 isimli iki aşının kullanımının ise değerlendirildiğini kaydeden Tedros, “Fakat aşıların maymun çiçeğine karşı etkinliği ya da ve kullanılması gereken doz sayısı konusunda hala veri eksikliğimiz var” ifadelerini kullandı:

“Bu sebeple de aşıları kullanan tüm ülkeleri aşıların etkinliğine ilişkin kritik öneme sahip verileri toplamaya ve paylaşmaya çağırıyoruz.

Şunu vurgulamak önemli: Aşılama enfeksiyona veya hastalığa karşı hemen koruma sağlamayacaktır. Bunun olması birkaç haftayı bulabilir.

Bu ise şu anlama geliyor: Aşı olanların kendilerini korumak için önlemler almaya devam etmesi gerekiyor.”

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kuzey Kore’den ABD Ve Güney Kore’ye Karşı Nükleer Silah Tehdidi

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ABD ve Güney Kore ile olası askeri çatışmada nükleer silahları kullanmaya hazır olduğu konusunda uyarıda bulundu. Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansındaki (KCNA) habere göre, Kim, Kore Savaşı’nın bitişinin 69’uncu yılı anma töreninde, savaş gazilerine hitaben konuşma yaptı.

Silahlı kuvvetlerin herhangi bir krize yanıt vermeye tamamen hazır olduğunu belirten Kim, “Ülkemizin nükleer savaş caydırıcı silahı da mutlak gücünü misyonuna uygun olarak tam ve hızlı bir şekilde harekete geçirmeye hazır.” dedi.

Kim, ABD’yi düşmanca politikalarını haklı çıkarmak için Kuzey Kore’yi “şeytanlaştırmakla” suçlayarak, Kuzey Kore’yi hedef alan ABD-Güney Kore askeri tatbikatlarının ABD’nin “çifte standart” ve “gangstervari” yönlerini gösterdiğini kaydetti.

Kim, “Yoon Suk Yeol liderliğindeki Güney Kore hükümeti, önceki muhafazakar hükümetlerden daha ileri giden yüzleşme manyakları ve gangsterler tarafından yönetiliyor.” ifadesini kullandı.

Nükleer silaha sahip olan ülkesine karşı askeri harekattan bahsetmenin çok tehlikeli bir intihar eylemi olduğuna işaret eden Kim, “Böylesi tehlikeli bir girişim, güçlerimiz tarafından derhal cezalandırılacak ve Yoon Suk Yeol hükümeti ve ordusu yok edilecek.” ifadesini kullandı.

Ülkenin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi için kararlar alınmıştı

Kim, nisanda da ülkesinin tehdit edilmesi durumunda önleyici olarak nükleer silah kullanabileceğini söylemişti.

Son dönemde Kuzey’in yeni nükleer deneme yapacağına dair iddialar gündemde kalmaya devam ederken, ülkenin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve caydırıcılığının artırılması yönünde kararlar alınmıştı.

Kuzey Kore’nin nisanda test ettiği yeni bir tür taktik güdümlü silahın cephe hattındaki uzun menzilli topçu birliklerinin ateş kapasitesini büyük ölçüde iyileştirebildiği kaydedilmiş, bu silahların ülkenin taktik nükleer silahları ve ateş gücü misyonlarının çeşitlendirilmesi konusunda önemli olduğu aktarılmıştı.

Pyongyang yönetimi, en son 5 Haziran’da kısa menzilli 8 balistik füze denemişti. Son denemeyle Kuzey Kore, 2022 başından bu yana 17. defa füze denemesi yapmış oldu.

ABD, Japonya ve Güney Kore dışişleri bakan yardımcıları, 10 Haziran’da Kuzey Kore’nin silah programları karşısında üçlü güvenlik iş birliğinin artırılmasında anlaşmıştı.

Görüşme sonrası yapılan açıklamada, Kuzey Kore’nin yasa dışı füze denemeleri şiddetle kınanmış, bu ülkeyle “ciddi ve sürdürülebilir diyalog kapısının açık bırakıldığı” kaydedilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Hindistan’da 8 Bölgeye Yıldırım Düştü: 20 Ölü

Hindistan’ın Bihar eyaletinde 8 bölgede 24 saat içerisinde 20 kişi yıldırım düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Eyaletin kuzeyinde bugün ve yarın da şiddetli gök gürültülü sağanak yağış ve fırtına bekleniyor.

Bihar Eyaleti Başbakanı Nitish Kumar halka çağrı yaparak afet yönetimi yetkililerinin tavsiyelerine harfiyen uymalarını istedi.

Hindistan’da her yıl muson yağışları döneminde yıldırımlar yüzlerce kişinin ölümüne yol açıyor.

Ülkede yıldırım çarpması ölümlerinin bu kadar fazla olmasının bir nedeni de, Hindistan’da dünyanın diğer bölgelerine kıyasla çok daha fazla kişinin açık havada çalışıyor olması, dolayısıyla dadaha büyük riskle karşı karşıya olmaları.

Kumar, ölenlerin her birinin ailesine 400 bin rupi (5008 dolar) ödeme yapılacağını açıkladı.

Yerel gazetelerde yer alan haberlere göre, Kumar geçen hafta kabineyi toplamış ve yetkililerden bütün kamu binalarına ve hastanelere paratoner yerleştirilmesi talimatı vermişti.

Hindistan Tropikal Meteoroloji Enstitüsü’nün uydu verileri de yıldırımların sayısında 1995-2014 arasında çok hızlı artış görüldüğünü gösteriyor.

Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan İklime Dayanıklı Gözlem Sistemleri Konseyi’nin yürüttüğü bir araştırmaya göre de Hindistan’da düşen yıldırım sayısı Nisan 2020-Mart 2021 arasında 18 milyonla rekor kırdı.

Bu, bir yıl öncesinin aynı dönemine göre yüzde 34’lük artışa tekabül ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

James Webb Teleskobu İçin İsim Değiştirme Çağrısı

Amerikan astronom Lucianne Walkowicz ve meslektaşları James Webb’in Soğuk Savaş döneminde LGBTİ+ karşıtı politikalar yürüttüğü gerekçesiyle James Webb teleskobunun isminin değiştirilmesi talebinde bulunuyor.

Ayrımcılığın yaşandığı dönemde devlet dairelerinde çalışan LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılık, istifaya zorlama ve ötekileştirme politikalarına sıklıkla rastlanıyordu. Lavender Scare ismiyle bilinen, 1950 ve 1960’lı yıllarda LGBTİ+’ların ayrımcılığa uğradığı dönemde James Webb’in de bu politikaların uygulayıcılarından olduğu söyleniyor. Webb’i konu edinen “Behind the Name” filminde de LGBTİ+ ayrımcı politikalar üzerine pek çok kişi görüş bildiriyor.

En az 1800 imzacı var

Filmde ise Webb’in bu durumu “kalpten hissederek” yapıp yapmadığının bilinemeyeceğini söyleyenler de var. Filmin yapımcılarından ve JustSpace kurucu ortağı olan Walkowicz ve üç meslektaşı ise James Webb teleskobunun isminin değiştirilmesi gerektiğini fikrinde.

Walkowicz ve diğer üç meslektaşının 2021’de NASA’ya bulunduğu isim değiştirme talebini 1800’den fazla astronom imzalamıştı.

Arizona State Üniversitesi’nden Tessa Fisher, James Webb teleskobunun isminin değiştirilmesiyle ilgili “ismin değiştirilmesi NASA’nın şu anda, 50’ler, 60’lar ve 70’lerin aksine, böylesi bir hoşgörüsüzlüğü tolere edemeyeceği mesajını vermek açısından önemli” diyor.

Başvuru ve imzalara rağmen ise NASA, isim değişikliği yapma konusunda bir adım atmadı. İsme karşılık tepkinin arttığı dönemde, 2021 Haziran’da NASA konuyla ilgili bir soruşturma başlatmıştı. Eylül 2021’de NASA yöneticisi Bill Nelson konuyla ilgili “Şu ana dek James Webb Uzay Teleskobu’nun adını değiştirmemizi gerektirecek bir kanıta ulaşamadık” demişti.

James Webb kimdir?

James Webb teleskopu ismini NASA’nın ikinci yöneticisi James Edwin Webb’den alıyor. Webb, insanları Ay’a indiren bir dizi ay keşif programı olan Apollo’ya öncülük etmesiyle tanınıyor. Bununla birlikte, görev süresi boyunca Amerika’nın ilk gezegenler arası kâşifleri de dâhil 75’ten fazla fırlatmadan sorumlu olan bir uzay bilimi programı başlattı.

Paylaşın

İran 6 Ayda En Az 251 Kişiyi İdam Etti

Uluslararası Af Örgütü ve İran Abdurrahman Boroumand İnsan Hakları Merkezi’nin yaptığı bir araştırma, İranlı yetkililerin 1 Ocak – 30 Haziran 2022 tarihleri arasında en az 251 kişiyi infaz ettiğini ortaya koydu.

Hak örgütleri, infaz sayılarını derlerken mahpuslar, infaz edilen kişilerin yakınları, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve devlete bağlı medyanın yanı sıra bağımsız medya kuruluşları ve insan hakları örgütlerini kapsayan bir dizi farklı kaynaktaki bilgilerden yararlandı.

Af Örgütü’nün bugün (27 Temmuz) yayınladığı rapora göre, ülkede infaz edilen idamların bu hızla devam etmesi durumunda 2021’de kaydedilen toplam 314 infaz sayısı yakın zamanda geçilebilir.

Bu yıl gerçekleştirilen infazların 146’sının cinayetten hüküm giyenlere yönelik olduğu bilgisini paylaşan iki hak örgütü, infazlara ilişkin belgemele faaliyetlerine atıfta bulunarak söz konusu belgelerin “ölüm cezası uygulamalarının sistematik olarak, hiçbir şekilde adil olmayan yargılamalar sonucunda gerçekleştirildiğini ortaya koyduğunu” ifade etti.

Hak örgütleri ayrıca 2022’nin ilk 6 ayında idam edilen 86 kişinin “uluslararası hukuka göre ölüm cezasıyla sonuçlanmaması gereken, uyuşturucuyla bağlantılı suçlardan infaz edildiği” bilgisini paylaştı.

Pandeminin ilk iki yılının ardından ilk defa 23 Temmuz’da Fars eyaletinde bir erkek de halka açık bir şekilde infaz edildi.

Uluslararası Af Örgütü ve İran Abdurrahman Boroumand İnsan Hakları Merkezi’nin çalışmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Toplu infazlar

  • Toplanan bilgiler, 2022 başından beri yetkililerin İran genelinde düzenli olarak toplu infazlar gerçekleştirdiğini gösteriyor.
  • 15 Haziran 2022’de, Elburz eyaletindeki Recai Şehr Cezaevi’nde yetkililer en az 12 kişiyi infaz etti. Daha önce, 6 Haziran 2022’de, Sistan ve Belucistan eyaletindeki Zahidan Cezaevi’nde en az 12 kişi toplu olarak infaz edilmişti.
  • 14 Mayıs 2022’de yetkililer; üçü Zahidan Cezaevi’nde, biri Razavi Horasan eyaletindeki Vakilabad Cezaevi’nde, dördü Fars eyaletindeki Adilabad Cezaevi’nde ve biri İsfahan eyaletindeki Dastgerd Cezaevi’nde olmak üzere dokuz kişiyi infaz etti.
  • Uluslararası Af Örgütü’nün Haziran 2022’de görüştüğü bilgili bir kaynağın aktardığına göre, ölüm cezasının uygulanmasını bekleyen en yüksek sayıda mahpusun bulunduğu Recai Şehr Cezaevi’nin yetkilileri, 2022 yılının başından bu yana her hafta ortalama beş kişiyi infaz ediyor. Bazı haftalarda bu sayı 10’u buluyor.

Uyuşturucu

  • 2022’nin ilk altı ayında en az 86 kişinin uyuşturucuyla bağlantılı suçlardan infaz edilmesi, kayıtlı infazların çoğunun uyuşturucuyla bağlantılı suçlardan olduğu 2010-2017 yılları arası dönemdeki narkotikle mücadele uygulamalarını akla getiriyor.
  • Çok sayıda Avrupa ülkesinin İran kolluk güçlerinin narkotikle mücadele operasyonlarına fon sağlamayı kesmesini de içeren yoğun uluslararası baskıların ardından, Kasım 2017’de yetkililer, uyuşturucuyla bağlantılı belirli suçlar için ölüm cezasını kaldırmaya yönelik bazı yasal reformlar yaptı.
  • 2018 ile 2020 arasında yetkililer, uyuşturucuyla bağlantılı infazları önemli oranda azalttı. Ancak 2021’de en az 132 kişi uyuşturucuyla ilgili suçlardan infaz edildi. Bu sayı, 2021’deki toplam kayıtlı infazların yüzde 42’sine karşılık geliyor ve 2020’ye kıyasla (23 kişi) beş katın üzerinde bir artışa tekabül ediyordu.

Beluci azınlık

  • 2022 başından bu yana infaz edilen kişilerin en az 65’i (yüzde 26’sı), İran nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan yoksullaştırılmış Beluci etnik azınlığa mensuptu. Yarısından fazlası (38 kişi), uyuşturucuyla bağlantılı suçlardan infaz edildi.
  • Abdurrahman Boroumand Merkezi Direktörü Roya Boroumand, “Ölüm cezasının İran’ın Beluci etnik azınlığına karşı orantısız şekilde kullanılması, Belucilerin on yıllardır karşı karşıya kaldığı yerleşik ayrımcılık ve baskıların somut örneğidir. Bu durum aynı zamanda, İran’da ve tüm dünyada en savunmasız toplulukları hedef alan ölüm cezasının özünde var olun zalimliğin de altını çizmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

“En insanlık dışı ve alçaltıcı ceza”

Bu veriler ışığında Abdurrahman Boroumand Merkezi ve Af Örgütü’nün yaptığı açıklamada, “Suçun veya suçlunun niteliği ya da devletin ölüm cezasını uygulamak için kullandığı yöntem her ne olursa olsun istisnasız her koşulda ölüm cezasına karşı çıkmaktadır” denildi: “Ölüm cezası, yaşam hakkının ihlalidir ve en zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı cezadır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

BMGK, Zaho Saldırısı Gündemiyle Toplandı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Irak’ın talebi üzerine Zaho saldırısı gündemiyle toplandı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimindeki (IKBY) Zaho kentinin turistik alanlarından Perex köyüne yönelik en az dokuz sivilin hayatını kaybettiği 20 Temmuz tarihli saldırıya ilişkin toplantıda BM Irak Özel Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert saldırıyla ilgili bilgi paylaştı.

BM’nin açıklamasına göre, Hennis-Plasschaert, “Irak’ın saldırıyı Türkiye güçlerine bağladığını, fakat Ankara’nın yayınladığı bir açıklama ile sivillere yönelik her türlü saldırıya karşı olduklarını ve gerçeği ortaya çıkarmak için tüm adımları atmaya hazır olduklarını söylediğini” aktardı.

Saldırıda dokuz sivilin hayatını kaybettiğini, 33 kişinin ise yaralandığını hatırlatan Daimi Temsilci, “Irak, Türkiye’nin güçlerini tüm Irak topraklarından çekmesini talep ediyor ve soruşturma çağrısında bulunuyor” dedi.

Rûdaw’ın haberine göre, saldırıya ilişkin detayları paylaşan BM Irak Özel Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin saldırının “PKK terör örgütü tarafından” yapıldığını açıkladığını, fakat PKK’nin “20 Temmuz’da bölgede bulunduğunu inkar eden ve saldırıdan Türkiye’yi sorumlu tutan bir açıklama yaptığını” hatırlattı.

2018’den bu yana 22 bini aşkın ihlal

Hennis-Plasschaert’ın açıklamasına göre, 23 Temmuz’da Irak Parlamentosunda konuyla ilgili sunum yapan Dışişleri Bakanı, “2018’den bu yana Türkiye’nin Irak’ın egemenliğini 22 bin 700’den fazla defa ihlal ettiğini, bakanlığın 2018’den beri Türkiye’ye 296 protesto notası verdiğini” söyledi.

BM Özel Temsilcisi, Irak’ın taleplerini şöyle sıraladı:

“Aynı toplantıda, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komisyonu, PKK unsurlarının Irak’tan çıkarılmasını, tüm Türk kuvvetlerinin geri çekilmesini, Türkiye sınırında federal güçlerin yeniden konuşlandırılmasını, varsa Türkiye ile güvenlik anlaşmalarının iptal edilmesini tavsiye etti ve askeri yetenekleri geliştirmek için savunma bütçesinin gözden geçirilmesini talep etti.

Sonuç olarak; Hiç bir taraf gerginliği daha fazla tırmandırmak istemiyor. Irak, ‘Türkiye’nin güçlerini tüm Irak topraklarından çekmesini’ talep ediyor ve soruşturma çağrısında bulunuyor.”

“Tüm saldırıların durması çok önemli”

“Sivillerin korunmasına yönelik önlemlere uyulmadığını” da aktaran Hennis-Plasschaert, sözlerine şöyle devam etti:

Tanınmış bir turizm bölgesine yapılan korkunç saldırı, sivillerin hayatına, sivilleri korumaya yönelik uluslararası insan hakları hukukuna, uluslararası kabul görmüş standartlara karşı şok edici bir saygısızlık olduğunu gösteriyor. Her bir çatışmanın tüm tarafları, her zaman sivillere zarar vermekten kaçınmak için mümkün olan tüm önlemleri almak zorunda. Bu saldırıda buna uyulmadığı açıktır.

Dün Irak Başbakanı ile yaptığım görüşmede, bağımsız veya ortak olsun, şeffaf ve titiz bir soruşturmanın önemini bir kez daha vurguladı.

Bununla birlikte, Türkiye’nin de tam olarak ne olduğunu belirlemek için konuyu Irak ile birlikte ele almaya hazır olduğunu anlıyorum.

Son olarak, geçmiş yıllarda defalarca söylediğim gibi; Irak, kendi egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün rutin ve kontrolsüz bir şekilde kontrol edilmesini, dış ve bölgesel çekişmeler için bir arena gibi kullanılmasını haklı olarak reddediyor.

Irak topraklarına yapılan tüm saldırıların durması çok önemli. Dolayısıyla bu ihlaller sadece ulusal ve bölgesel gerilimleri pervasızca artırmakla kalmıyor, gördüğümüz gibi büyük insanlık trajedilerine de neden oluyor.”

Irak’tan uluslararası soruşturma çağrısı

Irak Dışişleri Bakanı Fouad Hussein de BMGK toplantısında söz alarak Zaho saldırısına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

“Saldırının Irak’ın egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik askeri bir saldırganlık ve bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit” olduğunu söyleyen Hussein, BMGK’ye “Türkiye’ye Irak topraklarından güçlerini çekmesi için bir karar alma” çağrısında bulundu.

“Saldırganlığın şiddetli bir şekilde kınanması ve faillerin saldırıdan sorumlu tutulması gerektiğinin” de altını çizen Dışişleri Bakanı, olayı incelemek için bağımsız, uluslararası bir soruşturma gerektiğini söyledi.

Irak Dışişleri Bakanı Hussein ayrıca Irak ve Türkiye arasındaki durumun BMGK gündemine dahil edilmesi ve saldırganlığın ardından ortaya çıkan zararın Türkiye hükümetince karşılanması çağrısı yaptı.

“Yanlış anlaşılmaları önlemek için önemli”

BM’nin aktardığına göre, Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği Maslahatgüzarı Öncü Keçeli de dünkü toplantıda söz aldı.

Keçeli, saldırıdan sonra Türkiye’nin hem Irak hem de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkilileri ile iletişime geçtiğini söyledi: “Türkiye’nin gerçeği ortaya çıkarmak için tüm adımları atmaya hazır olduğunu ifade ettik.”

“BMGK toplantısının olası yanlış anlaşılmaları önlemek için çok önemli olduğuna inandıklarını” da aktaran Maslahtgüzar, “Türkiye’nin Irak’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü, istikrarını ve refahını hep desteklediğini” ve “aksi iddiaların yanlış ve kötü niyetli olduğunu” söyledi:

“Şunu netleştirelim. Irak’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü Türkiye tarafından değil, terör örgütü tarafından ihlal edildi.”

Ne olmuştu?

Habur Sınır Kapısı’na 12 kilometre mesafede yer alan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Zaho’ya 20 Temmuz’da top isabet etti.

Saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu dokuz kişi hayatını kaybetti, 23 sivil de yaralandı.

Irak ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi saldırıdan Türkiye’yi sorumlu tuttu. Türkiye ise saldırının, “terör örgütü kaynaklı” olduğunu açıkladı.

Irak hükümeti, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğini alenen ihlal etmekle suçladı. Irak Dışişleri Bakanlığı, “Alanda PKK olmadığını” belirtti.

Irak yönetimi ayrıca, “Ankara’dan resmi bir özür sunmasını ve askeri güçlerini Irak topraklarından çekmesini” istedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise; saldırıyla ilgili TRT habere yaptığı açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nden aldığımız bilgiye göre sivillere yönelik herhangi bir bir saldırımız olmamıştır” demişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın