ABD, İran Ve Pakistan’ı Sel Vurdu: En Az 105 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kentucky eyaletinde etkili olan yağışlarda can kaybı 25’e yükselirken, İran’ın başkenti Tahran’daki sellerde 61 kişi yaşamını yitirdi. Pakistan’da ise muson yağmurları sebebiyle iki günde 19 kişi hayatını kaybetti.

Kentucky Valisi Andy Beshear, eyalette 29 Temmuz’dan bu yana etkili olan aşırı yağış ve sellerde en az 25 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

CNN International’ın aktardığına göre, selle ilgili dün (30 Temmuz) açıklama yapan Kentucky Valisi Beshear, arama kurtarma ekiplerinin kayıp kişileri aramaya devam ettiğini hatırlatarak ölü sayısının bu sebeple “kesinlikle daha da kötüleşeceğini” kaydetti.

Kentucky’nin yanı sıra Tennessee ve West Virginia eyaletlerinden ekiplerin de katıldığı kurtarma çalışmalarında yüzlerce kişi sellerin etkili olduğu bölgeden hava ve su yoluyla tahliye edildi. Vali Beshear, “Yıkımın ve etkilenen alanların ne kadar geniş çaplı olduğunu, kayıp kişilerin sayısı ile ilgili kesin bir bilgi sahibi olmanın mevcut durumda çok zor olduğunu” söyledi.

PowerOutage.us internet sitesinin paylaştığı verilere göre, bugün itibariyle 12 bin 863 ev ve işyerine elektrik verilemiyor. Bu durum arama kurtarma çalışmalarının da sekteye uğramasına sebep oluyor.

İran’da sel: 61 ölü

Öte yandan, başta başkent Tahran olmak üzere İran’ın büyük kısmını etkisi altına alan şiddetli yağışlarda ölü sayısı 61’e yükseldi.

İran Kızılayı Yardım ve Kurtarma Başkanı Mehdi Velipur, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ülke genelinde etkili olan sellerde 61 kişinin yaşamını yitirdiğini, 32 kişinin kayıp olduğunu söyledi.

Velipur, Firuzkuh da dahil olmak üzere selden etkilenen bazı bölgelerde arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

Kızılay yetkilisi ayrıca yağışların devam etme olasılığına karşı yurttaşlara nehir ve kanal kıyılarından uzak durma uyarısı yaptı.

İran resmi ajansı İRNA’nın aktardığına göre, Kızılay Genel Sekreteri Yakub Süleymani de selin detayları hakkında açıklamada bulundu.

Süleymani, selin İran’ın 60 il, 140 ilçe, 516 köy ile 85 bölgesinde etkili olduğunu, bin 332 kişinin güvenli yerlere nakledildiğini ve 5 bin 215 kişiye acil barınma sağlandığını kaydetti. Kızılay Genel Sekreteri, son bir hafta içinde 27 bin 35 kişiye yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Ulusal Tahmin ve Kriz Yönetimi Merkezi, ülkeyi etkisi altına alan şiddetli yağışların 1 Ağustos pazartesiye kadar devam edeceğini duyurdu.

Pakistan’da musonlar: 2 günde 19 ölü

Güney Asya ülkesi Pakistan’da süren muson yağmurları sonucu yaşanan sellerdeki can kayıpları da artıyor.

Ülkede son iki gün içinde 19 kişi yaşamını yitirdi.

Yetkililer, Belucistan eyaletinde aynı aileden dokuz kişinin sele kapılarak hayatını kaybettiğini açıkladı. Eyalet genelinde 565 kilometre karayolu zarar görürken çok sayıda tarım arazisi de sular altında kaldı.

Yağışların yol açtığı afet ve kazalarda 712 çiftlik hayvanı hayatını kaybetti. Şiddetli yağışlardan etkilenen 17 bin 500 kişi ise tahliye edildi.

Hayber Pahtunhva eyaletinde de evlerin çatısının çökmesi ve sele kapılma sebebiyle 10 kişi hayatını kaybetti, 17 kişi yaralandı.

Ülkede 14 Haziran 2022 tarihinden bu yana etkili muson yağmurlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 376’ya yükseldi.

Pakistan Ulusal Afet Yönetim Ajansından 28 Temmuz’da yapılan açıklamada, 14 Haziran’dan bu yana etkili muson yağmurları sebebiyle 357 kişinin hayatını kaybettiği, 408 kişinin yaralandığı belirtilmişti.

Açıklamada, Belucistan’da 106, Hayber Pahtunhva’da 70, Pencap’ta 76, Sindh’te 90, Gilgit-Baltistan’da 8, Azad Cammu Keşmir’de 6 ve İslamabad’da bir kişinin öldüğü aktarılmıştı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Halife Hafter ABD’de Mahkum Edildi

Kuzey Afrika ülkesi Libya’nın önde gelen politik ve askeri simalarından General Halife Hafter, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bir mahkeme tarafından insan haklarını ihlal etmekten suçlu bulundu.

Kısa Dalga’nın aktardığı habere göre, kararı veren mahkemenin hakimi, Hafter’in davada iş birliği göstermediğini bu nedenle “gıyabında” tazminat ödemeye mahkum edildiğini duyurdu.

Ülkesinde “Libya Ulusal Ordusu” adlı gücün liderliğini yapan Hafter aleyhine çok sayıda aile, yakınlarının öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı olmuştu.

Davacılar, ABD’de görülen mahkemede Hafter’in, “Libya halkına karşı başına buyruk bir savaş sürdürdüğünü” dile getirerek, “O çok sayıda erkeği, kadını ve çocukları bombalı saldırılarla ve başka sivilleri de işkencelerle öldürdü” ifadelerini kullandı.

ABD’de 1991 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile, resmi sıfatla yabancı bir ülke adına işkence yapan ya da yargısız infaz uygulayan kişiler yargılanabiliyor.

Yeni davalar görülecek

Davanın başlamasını sağlayan isimlerden biri olan mağdur avukatlarından Faysal Gill, mahkemenin verdiği kararın ardından yaptığı açıklamada, “Adalet kazandı. Hafter işlediği savaş suçları nedeniyle hesap verecek” dedi.

General Hafter’in kararı temyize taşıma hakkı bulunuyor. Ayrıca Hafter’in ödemeye mahkum edildiği tazminatın boyutunun belirlenmesi için yeni davalar görülecek.

Ne olmuştu?

ABD yargısı, geçen yıl Aralık ayında Libya’da yapılması planlanan seçimler nedeniyle, süreci etkilememek adına Hafter’in yargılandığı davayı geçici olarak durdurmuş; ancak daha sonra seçimlerin iptal edilmesinin ardından yeniden başlatmıştı.

Kendini devlet başkanı ilan eden Halife Hafter ise, bu sıfatı nedeniyle dokunulmazlığa sahip olduğunu öne sürerek, dava sürecini durdurmaya çalışmıştı. Hafter’in kontrolündeki Libya Ulusal Ordusu hala ülkenin doğusunda büyük bir bölgeyi kontrolü altında tutuyor.

Paylaşın

Suçluların Kullandığı Casus Yazılımın Arkasından 15 Yaşındaki Çocuk Çıktı

Avustralya’da Jacob Wayne John Keen’in 15 yaşındayken bir hack programı hazırlayıp birçok suçluya sattığı iddia edildi. Keen’in “Immanent Monitor” yazılımı, başkasının bilgisayarına gizlice erişim sağlayan ve “trojan” olarak adlandırılan zararlı programlardan biri.

Avustralya Federal Polisi’nin (AFP) bugün yaptığı açıklamaya göre 24 yaşındaki Keen, Queensland eyaletindeki Brisbane kentinde annesiyle birlikte yaşarken “Immanent Monitor” adını verdiği bir virüs yazdı.

Bu yazılımla kullanıcılar bilgisayarların kameralarına ve mikrofonlarına erişebiliyor, karşı tarafı takip edebiliyor ve şahsi verileri çalabiliyor.

Keen, bu yazılımın tanesini 35 ABD dolarına (630 TL) internetteki bir hacker forumunda satmakla suçlanıyor. Buna göre hacker, 2013-2019’da söz konusu virüs yazılımını 128 ülkeden en az 14 bin 500 kişiye satarak, 300 bin ila 400 bin ABD dolarına (5,3 milyon TL ila 7 milyon TL) arasında gelir elde etti.

Polisin araştırmasında, Avustralya’dan en az 201 kişinin yazılımı satın aldığı, bu kişilerin büyük çoğunluğunun hakkında ev içi şiddet suçundan dava açılmış kişiler olduğu belirtildi. Ayrıca hack programını alan bir kişinin pedofili sabıkası olduğu paylaşıldı.

Açıklamada, bu yazılımdan dünya çapında on binlerce kişinin etkilenmiş olabileceği, yazılımı kullanan şüphelilere dair araştırmanın devam ettiği belirtildi.

AFP, virüsün kullanıldığına dair ilk ipucunu, FBI’ın da yardımıyla 2017’de elde etmiş ve soruşturma başlatmıştı. Toplanan verilerin ardından 2019’da düzenlenen operasyonda Keen yakalanmış, bilgisayarında yapılan incelemelerde virüs yazılımının kodları bulunmuştu.

Veri hırsızlığı ve kara para aklama da dahil 4 farklı suçtan yargılanan Keen, 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya.

Hackerın 43 yaşındaki annesi Justine Monica Keen de yardım ve yataklık suçundan 10 yıl hapis cezası alabilir.Anne ve oğul, Kovid-19’a yakalandıkları için cuma günü Brisbane Kraliyet Mahkemesi’ndeki duruşmaya katılamadı. Duruşmanın 16 Ağustos’a ertelenmesine karar verildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Kafa Kesme Videolarını Hazırlayan Muhammed Halife’ye Müebbet Hapis

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) videolarını hazırlayıp seslendirmekle suçlanan Suudi Arabistan doğumlu Kanada vatandaşı Muhammed Halife, ABD’de müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından cuma günü yapılan açıklamada, 39 yaşındaki Halife’nin IŞİD’deki güçlü figürlerden biri olduğu ve en az iki Suriyeli askerin ölümünden sorumlu tutulduğu belirtildi.

Açıklamada, Halife’nin 2013’te Kanada’dan ayrılıp Suriye’ye giderek IŞİD’e katıldığı, özellikle İngilizce ve Arapça bilgisiyle bir yıl içinde örgütün propaganda ekibinin önemli üyelerinden biri haline geldiği ifade edildi.

Bu ekibin, ABD’li gazeteciler James Foley ve Steven Sotloff’un da aralarında yer aldığı yabancı uyruklu rehinelerin öldürüldüğü videoları hazırladığına dikkat çekildi.

40 yaşındaki Foley ve 31 yaşındaki Sotloff, 2014’te Suriye’de IŞİD militanları tarafından başları kesilerek öldürülmüş, bu anların gösterildiği videolarsa uluslararası kamuoyunda şok etkisi yaratmıştı.

Halife’nin 2014 ila 2017’de çekilen videolarda iki Suriyeliyi öldürdüğü ve en az 15 videonun prodüksiyonuyla İngilizce seslendirmesini yaptığı ifade edildi.

2018’e kadar örgütün propaganda biriminde çalışan Halife, 2019’da çatı yapısını Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’nin oluşturduğu, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) girdiği çatışmada yakalanmıştı.

Halife, aynı yıl Suriye’de tutulduğu hapishaneden Kanada devletinin radyo ve televizyon yayımcısı CBC’ye verdiği röportajda, örgüt üyeliğinden ya da yaptıklarından pişman olmadığını söylemişti.

IŞİD militanı, ailesiyle birlikte olmak için Kanada’ya dönmek istediğini belirtmiş fakat kendisi 2021’de FBI’a teslim edilmişti. Halife, ABD’de aralıkta çıktığı duruşmada suçunu itiraf etmişti.

(Kaynak:

Paylaşın

Papa Francis: Kilise Okullarında Soykırım Uygulandı

Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis ‘tövbe haccı’ olarak tanımladığı Kanada ziyaretinde, geçmişte Katolik Kilisesi’ne bağlı okullarda fiziksel şiddete ve cinsel istismara maruz kalan yerli çocuklara ‘soykırım’ uygulandığını söyledi.

Yerli çocukların kilise okullarında asimile edilmesini ‘soykırım’ olarak niteleyen Papa Francis,  Kanada ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde Papa, yatılı kilise okullarında yerlilere yönelik ‘yıkıcı’ politikada iş birlikçi Katolik Kilisesi üyeleri adına özür dilemiş ancak Kanada hükümeti, Papa’nın ülkedeki kilise tarafından işletilen yatılı okullardaki suistimaller için yerli halklardan özür dilemesinin yeterli olmadığını belirtmişti. Daha önce neden ‘soykırım’ kelimesini kullanmadığının sorulması üzerine Papa Francis, “Aklıma gelmediği için kullanmadım” dedi.

‘İstifa etmeyi düşünmüyorum’

‘Emeklilik’ ve ‘istifa’ iddialarına ilişkin soruları da yanıtlayan Papa Francis, ‘istifayı şu an için bir ihtimal olarak görse de istifa etmeyi düşünmediğini’ belirtti. Papa Francis, “Emekli olmayı düşünüyor musunuz?” sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Şimdiye kadar bu ihtimali düşünmek zorunda kalmadım. Ama bu, yarından sonraki gün düşünmeye başlamayacağım anlamına gelmiyor, değil mi?”

Kanada’daki Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, 1831-1996 döneminde faaliyet gösteren kiliseye bağlı yatılı okullar hakkındaki çalışmasını 2015’te tamamlamış ve 4 bin sayfalık rapor yayımlanmıştı. Komisyon, yaşananları “kültürel soykırım” olarak tanımlamıştı. Söz konusu raporda, en az 4 bin 200 yerli çocuğun bu okullarda istismar ya da ihmal sonucu öldüğü belirtilmişti.

Kanada’da Katolik Kilisesi’nin kontrolündeki yatılı kilise okullarından bazılarının bahçesinde, resmi kayıtlarda olmayan çok sayıda çocuk mezarı bulunmuştu. Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu raporundan sonra yerli halktan defalarca özür dileyen Kanada Başbakanı Justin Trudeau, 2017’de Vatikan’a yaptığı resmi ziyarette Papa’dan da özür talep etmişti.

Paylaşın

İran’da Sel Ve Toprak Kayması: En Az 53 Ölü

İran’da etkili olan aşırı yağışların yol açtığı sel ve toprak kaymalarında hayatını kaybedenlerin sayısı en az 53’e yükseldi. Yetkililer, kayıp olarak bildirilen kişilerin bulunması için kurtarma faaliyetlerinin de devam ettiğini duyurdu.

İran Kızılay Derneği Acil Durumlar Direktörü Mehdi Velipur, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, İran’ın 31 vilayetinin 18’inde 400 kasaba ve köyü etkileyen ve iki gün süren sel felaketinin ardından 16 kişinin hala kayıp olduğunu söyledi. Yetkili, yağışların otoyollarının büyük kısmının kapanmasına neden olduğunu da kaydetti.

Tahran Valisi Muhsin Mansuri de, selden en çok etkilenen bölgenin başkent Tahran’ın kuzeydoğusundaki Alborz Dağları’nın eteklerinde yer alan Firuz Koh (Firuz Dağı) bölgesi olduğunu, burada en az 10 kişinin yaşamını yitirdiğini dile getirdi.

Daha sonra yerel haber ajansları, aynı bölgede altı kişinin de kayıp olduğunu aktardı. Vali Mansuri, selin Tahran’ın kuzey bölgelerini etkilemeye devam ettiği bir ortamda peş peşe yapılan uyarılara rağmen dağcıların hala Firuz Koh’a doğru gitmesine tepki gösterdi.

Devlet medyası perşembe günü Tahran’ın kuzeybatısındaki İmamzade Davud köyünde sel nedeniyle meydana gelen toprak kaymasında en az sekiz kişinin öldüğünü ve köydeki bir türbenin de zarar gördüğünü duyurdu.

Yerel medya, 14 kişinin de halen kayıp olduğunu bildirdi. Reuters’ın haberine göre geçen cumartesi günü, güneydeki Fars eyaletinde meydana gelen sel felaketinde 22 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping: Marksizm, 21. Yüzyılda Yeniden Dirilişte

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Marksizm’in 21’inci yüzyılda yeniden diriliş gösterdiğini belirtti ve bütün Marksist siyasi partileri zamanın ve kendi uluslarının koşullarına uygun şekilde teoriler geliştirmeye çağırdı. 

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Çin Komünist Partisi ve Dünya Marksist Siyasi Partiler Forumu’nda konuşan Jinping, Marksizm’in açık, gelişen bir teori olduğunu ifade etti. Çinli lider Marksizm’in ancak ülkelerin şartlarına adapte edildiğinde o ülkede kök salabileceğini ve zamanı yakalarsa canlılığını koruyabileceğini kaydetti.

Jinping, dünya çapındaki Marksist siyasi partilerin zorlu arayışları ve ortak çabaları sayesinde Marksizm’in 21’inci yüzyılda yeni ufuklara açıldığını ve giderek daha fazla canlılık gösterdiğini belirtti.

Dünya genelinde yüzyıldır görülmemiş derin değişikliklerin hızla evrildiğini ve insanlığın yeniden tarihi bir dönemeçte durduğunu kaydeden Jinping, Marksizm’i ulusal koşullara ve zamana uygun hale getirmenin ve insanlığın önündeki yolu gerçeğin ışığıyla aydınlatmanın ortak sorumluluğunun Marksist siyasi partilere düştüğünün altını çizdi.

Başkanı olduğu Çin Komünist Partisi’nin Marksist prensipleri ülkesinin özel koşulları ve ince Çin gelenekleriyle bütünleştirdiğini, zamane koşullara adapte ettiğini ve sosyalizm yolundan sapmadan Çinlilerin özellikleriyle hızla ilerlediğini belirten Jinping, partisinin diğer ülkelerdeki Marksist siyasi partilerle kendi ulusal koşulları ve zamanın eğilimlerini dikkate alarak, alışveriş ve diyaloğu güçlendirmeye hazır olduğunu vurguladı.

70 ülkeden 100 Marksist parti katıldı

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin uluslararası departmanı tarafından düzenlenen foruma 70 ülkeden 100 Marksist partinin 300’den fazla temsilcisi katıldı. Vietnam, Küba ve Rus delegelerin üst düzey temsilcileri forumdan övgüyle söz etti.

Ekonomik faaliyetlerde üretim modelinin toplumları etkilediğini savunan ve kapitalistler ile işçi sınıfı arasındaki güç mücadelesine odaklanan Marksizm, 1800’lerin başında Alman filozoflar Karl Marx ve Friedrich Engels’in çalışmaları sonucu sol görüşlü bir sosyoekonomik analiz metodu olarak gelişti ve dünya genelinde siyaset, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer birçok alanda köklü etkilerin önünü açtı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mısır’da Müslüman Kardeşler Siyasetten Çekildiğini Duyurdu

Mısır’da ‘terörist oluşum’ olarak kabul edilen Müslüman Kardeşler, ‘geniş halk desteğine rağmen’ siyasi mücadeleyi bıraktığını açıkladı. Ülkede yasaklı olduğu için doğrudan seçimlere katılamayan hareket, geçmişte bağımsız adaylarla genel seçimlerde mücadele etmişti.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Rehberlik Konseyi Başkanlığı görevini vekaleten yürüten İbrahim Munir, Reuters haber ajansına verdiği röportajda “Siyasi partiler arasındaki seçimler devlet tarafından organize edilse bile biz güç mücadelesini reddediyoruz. Bu tamamen bizim tarafımızdan reddedilmektedir” sözleriyle kararı açıkladı.

Mısır’da 1928 yılında kurulan İslami hareketin şiddeti reddettiğini de vurgulayan Munir “(Şiddeti) Tamamen reddediyoruz ve bunu Müslüman Kardeşler’in ideolojisinin dışında olduğunu düşünüyoruz. Sadece şiddet ve silah kullanımı değil, Mısır’da güç için herhangi bir biçimde mücadeleyi reddediyoruz” diyerek sandığa gitmeyeceklerinin altını çizdi.

2020’de terörist oluşumlar listesine dahil edilen Müslüman Kardeşler’in birçok lideri ve binlerce destekçisi Mısır’da hapiste tutuluyor. Net sayıları bilinmemekle birlikte bu rakamın 5-6 bin civarında olabileceği belirtiliyor. Harekete üye birçok üye de idam cezasına çarptırılmıştı.

Kendisi de 1950 ve 1960’larda Mısır’da iki defa hapis yatan 85 yaşındaki Munir, son 40 yıldır İngiltere’de sürgünde. Munir, 2013 yılında şimdi Mısır Cumhurbaşkanı olan General Abdelfettah el Sisi’nin ‘darbesinin’ ardından giderek güç kaybeden hareketin iç bölünmeler yaşadığını kabul etti ve durum istikrara kavuştuktan sonra yeni bir lider seçimi yapılacağını belirtti.

“Müslüman Kardeşler katılmazsa Mısır’da diyalog süreci başarısız olur”

On yıllar boyunca kurduğu yardım dernekleri ağı sayesinde harekete 102 milyonluk Mısır halkın çoğunun hala sempati duyduğunu kaydeden Munir, insan hakkı ihlalleri konusunda ağır eleştiri altındaki Sisi’nin ülkedeki muhalif gruplarla önümüzdeki haftalarda başlatacağı siyasi diyalog girişimin ciddi olmadığını savundu.

“Diyaloğa gerçekten ihtiyaç var ama bu herkesi kapsamalı” diyen Munir, Müslüman Kardeşlerin diyalog sürecinden dışlaması halinde sonuç elde edilemeyeceğini ileri sürdü. Diyalog başkanı Müslüman Kardeşler’in “Elleri kanlı olduğu” gerekçesiyle sürece katılamayacağını belirtmişti.

Mısır’da 2013 yılında, Arap Baharı protestolarının ardından yapılan ilk demokratik seçimlerde Müslüman Kardeşler lideri Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başlayan kitlesel protestoları durdudurmak için yaptığı darbeden bu yana giderek yönetimini sıkılaştıran Sisi, insan hakkı ihlalleriyle ilgili yoğun eleştiri altında.

Keyfi ve hukuk dışı ölümler, işkence ve kayıplarla ilgili kaygılarını yüksek sesle dile getiren Amerika Birleşik Devletleri bu endişeler nedeniyle Mısır’a yapılacak askeri yardımların 130 milyon dolarlık kısmını keseceğini açıklamıştı.

“Türkiye’deki Müslüman Kardeşler baskı altında değil”

Orta Doğu’da Müslüman Kardeşler destekçilerinin sığındığı Türkiye ve Katar’ın harekete karşı olan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini düzeltmesi dengeleri değiştirdi.

Daha önce Müslüman Kardeşler’in lideri olarak Mısır modern tarihinin seçimle göreve gelen ilk cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi’nin hapishanede “eceliyle ölmediğini” belirten Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, geçen yıl Mısır’la yeniden ilişki kurma çabasıyla kendi topraklarında faaliyet gösteren Mısırlı muhalif televizyon kanallarına Kahire yönetimine yönelik eleştirileri ılımlı tutmalarını istemiş ve yayın organını Türkiye’den ayrılmaya zorlamıştı.

İbrahim Munir, Türkiye’deki Müslüman kardeşler’in henüz baskı altında olmadığı görüşünde. Munir “Şu ana kadar görmedik ya da hissetmedik, ama Türkiye devletinin halkının barışını ve güvenliğini sağlamak için ne gerekiyorsa yapmaya hakkı vardır” diye konuştu.

Paylaşın

Xi Jinping’den Joe Biden’a: Ateşle Oynayan Kendisini Yakar

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, dün (28 Temmuz) bir telefon görüşmesi yaptı. İki liderin görüşmesi, ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisinin başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Tayvan’a yapacağı olası ziyaretin tartışmaları sürerken gerçekleşti.

Jinping, Çin’in bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’ın “bağımsızlığına yönelik hareketlere ve her ne şekilde olursa olsun her türlü dış müdahaleye karşı çıkacağını” söyledi:

“Çin hükümeti ve halkının Tayvan konusundaki tavrı tutarlıdır; ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak, 1,4 milyardan fazla Çinlinin ortak iradesidir. Halkın iradesi çiğnenemez. Ateşle oynayan kendisini yakar. ABD’nin bu konuda doğru ve yerinde davranacağı umuluyor.”

Çin Devlet Başkanı, ABD’ye “tek Çin” ilkesine ve ABD-Çin diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri’deki taahhütlerine, hem sözde hem de eylemde bağlı kalma çağrısında bulundu.

“ABD’nin politikası değişmedi”

The Guardian’a göre, bu telefon görüşmesi Çin Devlet Başkanı Xinping’in ABD Başkanı Biden’a karşı “ilk defa böyle bir dil kullanışı değil.” Aksine, Xinping Biden’ı Kasım 2021’deki bir video konferans sırasında da “eğer Tayvan Pekin’in kırmızı çizgilerini aşarak bağımsızlık yönünde bir eylemde bulunursa Çin’in kararlı adımlar atmaya hazır olduğu” konusunda uyarmıştı.

Beyaz Saray’dan dünkü görüşme ile ilgili yapılan yazılı açıklamada ise “Biden’ın Washington’ın politikasını tekrar dile getirdiği ve söz konusu politikanın değişmediğini söylediği” kaydedildi. Açıklamaya göre, Biden “ABD, mevcut durumu değiştirecek ve Tayvan boğazında barış ve istikrara zarar verecek tek taraflı çabalara şiddetle karşı çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Pelosi’nin olası Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Nisan 2022’de Tayvan’ı ziyaret etmesi planlanıyordu. Fakat Pelosi’nin COVID-19’a yakalanması sebebiyle ziyaret iptal edildi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, o günlerde Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretinin “tek Çin” ilkesinin tanımladığı “kırmızı çizginin aşılması” anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu.

Nisan’daki ziyaretin iptal edilmesinin ardından Pelosi’nin Ağustos 2022’de adayı ziyaret edebileceği konuşuluyor.

Financial Times gazetesinin konuya ilişkin haberinde, Beyaz Saray güvenlik yetkililerinin, olası riskler nedeniyle ziyarete karşı olduğu, ABD ordusunun Çin savaş uçaklarının Pelosi’nin uçağına müdahale ederek Tayvan’a inmesini engellemeye çalışabileceğinden endişe ettiği belirtilmişti.

Başkan Joe Biden da Pelosi’nin ziyaretiyle ilgili “Ordu, iyi bir fikir olduğunu düşünmüyor” ifadesini kullanmıştı.

Ziyaretin gerçekleşmesi halinde Pelosi, 25 yıl aradan sonra adayı ziyaret eden ilk ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olacak. Daha önce, 1997’de Newt Gingrich, bu görevi yürütürken Tayvan’ı ziyaret etmişti.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Paylaşın

Hayvan Barınağındaki ‘1600’ Köpeğin Öldürülmesi İnfial Yarattı

İran’da hükümete bağlı olduğu düşünülen grubun bir hayvan barınağını basarak ‘1500’den fazla köpeği öldürmesi’ sosyal medyada infial yarattı. ‘Katliamı protesto eden’ bazı hayvan hakları aktivistlerinin tutuklandığı bildirildi. 

Sosyal medyada çok sayıda köpeğin cansız bedeninin yer aldığı görüntüler paylaşılırken görgü tanıkları bu videoların Demavend kentindeki Gandak Köpek Barınağı’nda kaydedildiğini belirtti.

Hayvan hakları aktivistleri, hükümete bağlı bir grubun 25 Temmuz’da barınağa baskın düzenleyerek içerisindeki 1600 kadar köpeği vurarak öldürdüğünü bildirdi.

İran Çevre Bakanlığı ise iddiaları yalanlayarak yalnızca depolama merkezindeki 50 hasta köpeğin öldürüldüğünü söyledi.

Öte yandan hayvan hakları aktivistleri Gandak Barınağı’ndaki köpeklerin tümünün aşılı olduğunu ve kısırlaştırıldığını söyleyerek yetkililerin onları öldürmek için hiçbir gerekçesi olmadığını ifade etti.

Katliama ilişkin görüntüler sosyal medyada viral olurken “Hayvanlara zulme hayır”, “Köpek cinayetlerine hayır” etiketleri Twitter gündeminde ilk sıralara yükseldi.

Öfke dalgasının büyümesi üzerine aktivistler Demavend Kaymakamlığı önünde toplanarak protesto gösterisi düzenledi.

İran rejimi evcil hayvan sahipliğini yasaklamak istiyor

Tahran son on yıldır evcil hayvan beslemeyi yasaklamaya yönelik yasalar üzerinde çalışıyor. Parlamento yakın zamanda evcil hayvan sahipliğini önemli ölçüde kısıtlayacak bir yasa tasarısını onaylamayı bekliyor.

Yasa tasarısına göre, bir evcil hayvan barındırabilmek için özel bir komiteden ruhsat alınması gerekecek. Kedi, kaplumbağa ve tavşan gibi bazı hayvanların ithalatı, alımı, satımı, nakliyesi ve barındırılmasına en az 790 euro olmak üzere para cezası uygulanacak.

Halihazırda İran’da köpek sahiplerinin köpeklerini parklarda gezdirmesi yasaklandı ve bu bir suç sayılıyor. Yetkililer köpeklerin kamu güvenliğine tehlike oluşturduğunu öne sürüyor.

Öte yandan çoğu hayvan hakları savunucusuna göre, Tahran rejimi evcil hayvan beslemeyi ve köpek sahipliğini “Batılılaşmanın bir sembolü” olarak görüyor.

Uluslararası Hayvan Refahı Fonu’nun Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü Elsayed Mohammed, hükümetin gözünde köpeğinizi tasmalı bir şekilde yanınızda gezdirmenin “İslami bir hareket” olmadığını söylüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın