İsrail’in Gazze’ye Düzenlediği Saldırılarda Ölü Sayısı 49’a Yükseldi

İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye yönelik saldırılarında ölenlerin sayısı 49’a yükseldi. İsrail’in üç gün boyunca devam eden saldırılarında 360’tan fazla Filistinli de yaralandı. BM’de son bir haftada 19 çocuğun öldürüldüğünü açıklamıştı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının üçüncü gününde ilan edilen ateşkes devam ediyor. Filistin Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada, 5 Ağustos’ta yaralanan Enes Enşasi’nin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, saldırılar sırasında Han Yunus bölgesinde yaralanan 20 yaşındaki Enşasi’nin tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiğini belirtti. Enşasi’nin hayatını kaybetmesiyle, İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye yönelik saldırılarında ölenlerin sayısı 49’a yükseldi. İsrail’in üç gün boyunca devam eden saldırılarında 360’tan fazla Filistinli de yaralandı.

BM: 19 çocuk hayatını kaybetti

Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet de Filistin’de öldürülen çocuklarla ilgili dün yazılı bir açıklama yaptı. Bachelet’nin açıklamasına göre, Gazze’de son bir hafta içinde 19 çocuk, 2022 yılında ise toplam 37 çocuk yaşamını yitirdi.

Michelle Bachelet’nin paylaştığı bilgilere göre, 17 çocuk İsrail’in Gazze şeridine saldırılarında öldürülürken iki çocuk da İsrail kolluk kuvvetlerinin Batı Şeria’da düzenlediği operasyonlarda yaşamını yitirdi.

Saldırılarda yaralananlar hakkında da bilgi veren Bachelet, “yaralanan 360 Filistinli’nin yaklaşık üçte ikisinin sivil olduğunu ve bu kişiler arasında 151 çocuk, 58 kadın ve 19 yaşlı insan olduğunu” açıkladı.

Çocukların öldürülmesinin vicdana aykırı olduğunu belirten Bachelet, yazılı açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Uluslararası insan hakları hukuku açık ve nettir: Sivilleri veya sivil unsurları hedef alan saldırılar yasaktır. Bu saldırılar durdurulmalıdır.

Çatışmalarda herhangi bir çocuğa zarar vermek son derece rahatsız edicidir. Çocukların öldürülmesi ve yaralanması vicdana aykırıdır. İsrail’in uluslararası insan hakları hukukunu defalarca ihlal etmesi karşısında neredeyse topyekûn bir hesap verilebilirlik eksikliği sürmektedir.”

Ne olmuştu?

İsrail askerleri, 1 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin kentinde İslami Cihad Hareketi’nin yöneticisi Bessam Saadi’yi yaralayarak gözaltına almış, çıkan çatışmada 1 Filistinli ölmüştü.

İsrail ordusu, Saadi’nin gözaltına alınmasının ardından olası bir misilleme endişesiyle abluka altındaki Gazze çevresinde alarm seviyesini üst düzeye çıkarmıştı. Bu kapsamda ordu birlikleri, Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi yerleşim bölgelerini birbirine bağlayan ana yolları kapatmış, Gazze semalarında onlarca insansız hava aracı uçurulmuştu.

5 gün boyunca devam eden süreçte Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı ve Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı da kapalı tutuluyordu.

İsrail ordusu, 5 Ağustos’ta Gazze’ye hava saldırıları başlattı. Saldırılarda İslami Cihad Hareketi’nin komutanlarından Teysir el-Caberi de öldürüldü.

Gazze’de bulunan El-Fetih dışındaki Filistinli örgütler ortak açıklama yaparak saldırılara karşılık verileceğini duyurdu. Akşam saatlerinde de Gazze’den İsrail’e çok sayıda roket fırlatıldı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının üçüncü gününde Mısır’ın arabuluculuğunda sağlanan ateşkes Türkiye saati ile 7 Ağustos 23:30’da yürürlüğe girdi.

Paylaşın

19 Filistinli Çocuk, İsrail’in Son Saldırılarında Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, son bir haftada Filistin topraklarında İsrail saldırıları sonucu 19 çocuğun hayatını kaybettiği bilgisini paylaştı.

Haber Merkezi / Bachelet, “Uluslararası insan hakları hukuku açık ve nettir. Sivilleri veya sivil unsurları hedef alan saldırılar yasaktır. Bu saldırılar durdurulmalıdır. Çatışmalarda herhangi bir çocuğa zarar vermek son derece rahatsız edicidir. Çocukların öldürülmesi ve yaralanması vicdana aykırıdır. İsrail’in uluslararası insan hakları hukukunu defalarca ihlal etmesi karşısında neredeyse topyekun bir hesap verilebilirlik eksikliği sürmektedir” dedi.

Ne olmuştu?

İsrail askerleri, 1 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin kentinde İslami Cihad Hareketi’nin yöneticisi Bessam Saadi’yi yaralayarak gözaltına almıştı. İsrail ordusu, Saadi’nin gözaltına alınmasının ardından olası bir misilleme endişesiyle abluka altındaki Gazze çevresinde alarm seviyesini üst düzeye çıkarmıştı.

Bu kapsamda ordu birlikleri, Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi yerleşim bölgelerini birbirine bağlayan ana yolları kapatmış, Gazze semalarında onlarca insansız hava aracı uçurulmuştu. Süreçte Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı ve Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı da kapalı tutuluyordu.

İsrail ordusu, dün Gazze’ye hava saldırıları başlatmıştı. Saldırılarda İslami Cihad Hareketi’nin komutanlarından Teysir el-Caberi de öldürülmüştü. İsrail ile Gazze’deki İslami Cihad Hareketi arasında 7 Ağustos’ta ateşkes kararı alınmıştı.

Filistin İslami Cihat Örgütü kimdir?

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Filistin İslami Cihat Örgütü, İsrail devletine karşı silahlı İslami direniş hareketi olarak 1981’de kuruldu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan grup 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın “kardeş örgütü” olarak görülüyordu.

Her iki örgüt de Mısır’da başlayan ve sonrasında Arap coğrafyasına yayılan “Müslüman Kardeşler” hareketinden doğdu. 1992’de “Kudüs Tugayları” olarak bilinen askeri kanadı kurulan İslami Cihat’ın merkezi Gazze ancak Batı Şeria’da da güçlü bir varlığı olduğu biliniyor.

Örgütün kurucusu ve ilk lideri, 1995’de İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad tarafından Malta’da öldürülen yazar ve Doktor Fethi Şikaki’ydi. İslami Cihat özellikle 2000-2005 yılları arasında İsraillileri hedef alan çok sayıda intihar saldırısını üstlendi. Örgüt, 1989’da Tel Aviv-Kudüs seferi yapan bir otobüse saldırı düzenlemiş ve saldırıda 16 kişi hayatını kaybetmişti.

İsrail ile müzakereyi reddeden İslami Cihat, Oslo Anlaşması’na şiddetle karşı çıkıyor. Örgüt İsrail yanlısı olarak gördüğü anlaşmanın Filistinlilere ve haklarına zarar verdiğini düşünüyor.

Örgüt geçtiğimiz mayıs ayında İsrail’le yaşanan çatışmalarda Hamas’la koordineli bir şekilde faaliyet göstermişti ancak İsrail’in son saldırılarında Hamas’tan bağımsız hareket etmeye başladı. Hamas cuma gününden bu yana İsrail saldırılarına yanıt vermedi.

Paylaşın

Somali’yi Kuraklık Vurdu: Bir Milyon Kişi Evini Terk Etti

Doğu Afrika ülkesi Somali, son on yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM) ve Norveç Mülteci Konseyi (NRC), Somali’de kuraklık yüzünden 2021 yılı ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Somali’de sadece, bu yıl içinde ülke içinde evini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 750 bine ulaştı. Gelecek aylarda bu ülkede açlık tehlikesi yaşayanların sayısının ise 7 milyona ulaşması bekleniyor.

NRC Somali Temsilcisi Muhammed Abdi, evini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir milyona ulaşmasını “alarm verici işaret” olarak yorumlayarak, “Şu anda bütün ülkede kıtlık çekiliyor. Gittikçe daha fazla ailenin köylerinde su ve yiyecek olmadığı için her şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyoruz. Çok geç olmadan bu ülkeye mali yardımı artırmak için acil bir plana ihtiyaç var” dedi.

2021 ve 2022’de son 40 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali’de küresel ısınma ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte artan gıda fiyatları, açlık sorununu daha fazla körüklüyor.

Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) geçen hafta yaptığı açıklamada, ülkedeki 8 bölgede eylül ayından bu yana kıtlık yaşandığı uyarasında bulundu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Somali Temsilcisi Magatte Guisse, haziran ayında yaptığı açıklamada Somali, Kenya ve Etiyopya’da kuraklık yüzünden evlerini terk ekmek zorunda kalan 1.5 milyon kişi için acilen 42,6 milyon dolara ihtiyaç olduğunu bildirmişti.

Somali’de ülkenin neredeyse yüzde 90’ını kapsayan kuraklığın 4.5 milyon kişinin hayatını etkilediği düşünülüyor. En büyük nehir olan Juba Nehri’nin ise neredeyse tamamen kurumuş durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Kırsal bölgelerde köyler ve kasabalar terk ediliyor. Köylüler, hızla artan su ve gıda fiyatları yüzünden kentlere göç etmeye başlıyor.

Çok sayıda insan normal şartlarda gelir kaynakları olan hayvanlarıyla birlikte yola çıkıyor ama hayvanların birçoğu yolda ölüyor. Köylerde ise hareket edecek durumda olmayan yaşlılar yağmuru bekliyor veya gençlerin su getirmesini umuyor.

Kuraklık sadece Somali’yi değil, Afrika Boynuzu’nun tamamını ve kıtanın geri kalanının birçok bölgesini etkiliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Afrika’da insanların yaklaşık yüzde 25’inin gıda güvenliği krizi yaşadığını bildiriyor.

Uzmanlar ise krizin Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden gölgelendiğini, tüm desteğin Ukrayna’ya yöneldiği ve Afrikalıların unutulduğunu söylüyor.

Afrika’da çalışan insani yardım kuruluşları, bölgedeki destek faaliyetlerinin çok ciddi bir finansman krizinden etkilendiğini ve gerekli bütçenin yalnızca yüzde 3’üne ulaşabildiklerini ifade ediyor.

Kuraklık, çok sayıda ailenin bölünmesine neden oluyor. Erkekler kentsel alanlarda iş ararken kadınlar ve çocuklar yardım bulunan bölgelere yöneliyor.

İnsani yardım kuruluşları bu bölgelere yardım göndermek için çalışmalarına devam ediyor, ancak yeterli maddi desteğe ulaşamadıkları durumda önümüzdeki haftalarda devam edemeyeceklerini söylüyor.

Paylaşın

Çin: ABD, Ukrayna Ve Tayvan’da Aynı Kışkırtma Taktiğini Uyguluyor

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui, Ukrayna’daki krizin “başlıca kışkırtıcısı” olarak adlandırdığı Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ukrayna ve Tayvan’da çatışmayı “kışkırtmak için aynı taktikleri” uygulamakla suçladı.

Rusya’nın TASS haber ajansına konuşan Büyükelçi, ABD’nin NATO’yu genişleterek ve Ukrayna’yı Moskova yerine Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirmek isteyen güçlere destek vererek Rusya’yı “köşeye sıkıştırdığını” söyledi.

Zhang, “Ukrayna krizinin başlatıcısı ve ana kışkırtıcısı Washington, Rusya’ya eşi benzeri olmayan kapsamlı yaptırımlar uygularken Ukrayna’ya asker ve silah tedarik etmeye devam ediyor. Nihai hedefleri Rusya’yı uzun süreli bir savaş ve yaptırımların ağırlığı altında ezmek ve tüketmek” dedi.

Çin-Rusya ilişkilerinin tarihteki en iyi dönemine girdiğini belirten Zhang, iki ülke arasındaki ilişkilerin “en yüksek seviyede karşılıklı güven, etkileşim ve stratejik önem” içerdiğini ifade etti.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin geçtiğimiz hafta Asya turu kapsamında Tayvan’a yaptığı ziyarete ilişkin de konuşan Büyükelçi, ABD’nin Ukrayna’da ve Tayvan’da büyük güç rekabetini ve çatışmayı kışkırtmak için aynı taktikleri uyguladığını söyledi.

Washington’ın Tayvan politikasını eleştiren Zhang, “İçişlere müdahale etmemek, dünyamızda barış ve istikrarı korumanın en temel ilkesidir” şeklinde konuştu.

Washington’un politikası uzun süredir “stratejik muğlaklık” üzerine kurulu. ABD, Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi halinde duruma askeri olarak müdahale edeceğini söylüyor.

Bir yandan Pekin’in sadece tek bir Çin hükümeti olduğunu öne süren “tek devlet” politikasını destekliyor ve Taipei ile değil Pekin’le resmi diplomatik ilişkileri var.

Ancak diğer yandan da Tayvan’a savunma silahları tedarik edeceğini söylüyor ve Çin’in olası bir saldırısının büyük endişe yaratacağını belirtiyor.

Çin, Tayvan’ı, sonunda yeniden Pekin’in kontrolü altında olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Tayvan ise kendisini, anayasası ve demokratik yollardan seçilmiş liderleriyle bağımsız bir ülke olarak tanımlıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping daha önce “Tayvan ile yeniden birleşmenin gerçekleşmesi gerektiğini” söylemiş ve bunu başarmak için güç kullanımı ihtimalini dışlamamıştı.

ABD Başkanı Joe Biden, Mayıs 2022’de ülkesinin Tayvan’ı askeri açıdan savunup savunmayacağı yönündeki bir soruya duruma müdahale edecekleri yönünde yanıt vermişti.

Kısa süre sonra Beyaz Saray konuya açıklık getirmeye çalışmış, ABD’nin Tayvan politikasının değişmediğini belirtmiş, Çin’in “tek devlet” politikasına taahhütlerini yinelemişti.

Tayvan konusu, ABD-Çin ilişkilerinde yıllarca gerilime neden oldu. Çin, Washington’un Taipei’ye desteğini kınayan açıklamalar yaptı ve Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinden bu yana Tayvan hava sahasında ihlallerini artırdı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hint Avukat, 25 Cent İçin Açtığı Davayı 22 Yıl Sonra Kazandı

Hindistan’da avukat Tungnath Chaturvedi, iki tren biletine fazladan ödediği 25 centi geri almak için giriştiği 22 yıllık hukuk mücadelesini kazandı. Chaturvedi, “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi” dedi.

Tungnath Chaturvedi, 1999 yılında aldığı iki bilete 20 rupi (25 cent) fazla para ödedi. Olay ülkenin kuzeyindeki Uttar Pradesh eyaletinde bulunan Mathura tren istasyonunda yaşanmıştı.

22 yıl süren davadan sonra tüketici mahkemesi Chaturvedi’nin lehine karar verdi ve fazladan ödediği paranın faiziyle geri ödenmesine hükmetti.

BBC’ye konuşan 66 yaşındaki Chatuverdi, davada 100’den fazla duruşmaya katıldığını söyledi ve “Bu davada kaybettiğim zaman ve enerjinin bedeli yok” dedi.

Hindistan’daki tüketici mahkemelerinin iş yükleri çok yoğun ve basit davaların bile sonuca bağlanması yıllar alabiliyor.

Uttar Pradesh eyaletinde yaşayan Chaturvedi, gişe görevlisi kendisine yüksek fiyatlı iki bileti sattığında Mathura’dan Moradabad’a gidiyordu.

Bilet fiyatının 35 rupi olmasına rağmen, gişe görevlisi toplam fiyatın 70 rupi olmasına karşın, 100 rupi veren avukata 10 rupi geri verdi.

Gişe görevlisine fazla ücret ödediğini söylemesine karşın, görevli farkı geri vermedi. Chaturvedi daha sonra demiryolu şirketi ve Mathura’daki gişe görevlisine dava açtı.

Davanın, Hindistan’da adaletin yavaş ilerlemesi nedeniyle yıllar aldığını söyleyen avukat “Demiryolları davanın düşürülmesi için uğraştı. Demiryollarıyla ilgili şikayetlerin tüketici mahkemesinde değil, demiryolu mahkemesinde görülmesi gerektiğini savundular” dedi. Demiryolları tazminat mahkemesi, demiryollarıyla seyahatle ilgili şikayetlerin ele alındığı bir yapı.

Chaturvedi “Ancak 2021’de Yüksek Mahkeme’nin aldığı bir kararı emsal gösterdik” dedi. Avukat, davanın uzamasının diğer nedenlerinin de hakimlerin tatile gitmesi ya da yas izinlerine ayrılmaları olduğunu belirtti.

Uzun hukuk mücadelesinden sonra mahkeme demiryolu şirketinin 15 bin rupi (188 dolar) para cezası verdi. Ayrıca 20 rupinin de yıllık yüzde 12’lik faizle geri ödenmesine karar verildi.

Chatuverdi, aldığı tazminatın çok düşük olduğunu ve yaşadığı ruhsal ızdırabı karşılamadığını belirtti. Ailesi, avukatı birkaç kez davadan vazgeçmeye ikna etmeye çalışsa da, avukat mücadeleye devam etti.

Chaturvedi “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi. Ayrıca ben kendim avukat olduğumdan avukatlık ücreti ödemem gerekmedi. Bu gerçekten pahalıya patlayabilirdi” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

IŞİD Liderlerinden Ebu Salem El Iraki Öldürüldü

Suriye ordusu IŞİD’in (Irak ve Şam İslam Devleti) üst düzey isimlerinden Ebu Salem El Iraki’nin Dera kırsalındaki Advan beldesinde düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’ya göre, Suriye ordusundan yetkili yaptığı açıklamada, IŞİD’in askeri liderleri arasında yer alan el Iraki’nin operasyon sırasında etrafının sarılması üzerine patlayıcılarla kendini infilak ettiğini aktardı. Operasyonda bir güvenlik görevlisinin de hayatını kaybettiği ifade edildi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de yaptığı açıklamada Ebu Salem el Iraki’nin dün öldürüldüğünü doğruladı. Iraki, Suriye’de bir aydan kısa bir süre içinde öldürülen ikinci IŞİD liderleri arasında yer aldı.

Suriye’deki IŞİD liderlerinden Mahir el-Agal’ın ABD Merkez Komutanlığı’nın temmuz ayında Afrin bölgesinde düzenlediği operasyonda öldürüldüğü açıklanmıştı.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) veya 2014’ten beri kullandığı resmi isimle İslam Devleti ağırlıklı olarak Afrika’da, ayrıca Irak ve Suriye’de de etkinlik gösteren, bu bölgede hilâfet devleti kurmak amacıyla güvenlik güçlerine ve sivillere karşı eylemler yapan yasa dışı, silahlı ve ele geçirdiği topraklardaki meşruluğu hiçbir ülke tarafından devlet olarak tanınmayan Selefi cihatçı örgüttür.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ile aralarında ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Kanada’nın da bulunduğu pek çok ülke ve kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır.

Örgüt genelde Sünni topluluklar olmak üzere Mücahidîn Şûra Konseyi, el-Kaide, Ceyş’ül-Fatihin, Cund’us-Sahaba, Katbiyan Ensar’üt-Tevhid v’es-Sünne, Ceyş’üt-Tayife’tül-Mansura gibi farklı isyancı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır.

Örgütün kökenlerinin 1980’lerde Afganistan’da Sovyet destekli rejime ve Sovyet askeri müdahalesine karşı ABD tarafından bir araya getirilip Pakistan’da eğitim ve silah desteği verilen çeşitli radikal İslamcı örgütlere dek uzandığı, önce El Kaide’nin, ardından da benzer şekilde bu kez Suriye’de IŞİD’in bu şekilde türediği iddia edilmektedir.

Paylaşın

Tayvan Tatbikata Başladı, Çin ‘Geniş Özerklik’ Teklifini Geri Çekti

Tayvan dışişleri bakanlığından yapılan açıklamada, Pekin’in “bir ülke, iki sistem” modeli teklifinin reddedildiği duyuruldu. Bakanlık sözcüsü Joanne Ou, başkent Taipei’de düzenlediği basın toplantısında, yalnızca Tayvan halkının ülkenin geleceğine karar verebileceğini söyledi.

Ou, Çin’in ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Taipei ziyaretini “Tayvan halkının gözünü korkutmak için yeni bir normallik yaratma bahanesi” olarak kullandığını da sözlerine ekledi.

Çin ise adanın kontrolünü ele geçirmesi halinde Tayvan’a asker veya yönetici göndermeme sözünü geri çekti, Başkan Xi Jinping’in daha önce teklif edilenden daha az özerklik verileceğine işaret etti.

Daha önce geniş özerklik vaat edilmişti

Çin, 1993 ve 2000 yıllarında da Tayvan ile ilgili, “yeniden birleşme” olduğunda “Tayvan’a asker veya idari personel gönderilmeyeceği” söylenmişti.

Tayvan’ın Çin’in özel bir idari bölgesi haline geldikten sonra özerkliğe sahip olacağını garanti eden bu politika, yayınlanan ve ‘beyaz kitap’ adı verilen son belgede yer almadı.

Tayvan da kendi tatbikatlarına devam ediyor

Çin’in günlerdir benzeri görülmemiş askeri tatbikatları devam ederken Tayvan da kendi tatbikatlarını düzenliyor.

Tayvan da bir Çin işgaline karşı savunmayı simüle eden askeri tatbikatlar düzenliyor ve yıllık tatbikatlarının bir parçası olarak temmuz ayında “ortak müdahale operasyonu” adı verilen en büyük tatbikatı düzenlemişti. Bu şekilde denizden gelen saldırıları püskürtme egzersizleri yapıldı.

Tayvan Sekizinci Kolordusu sözcüsü Lou Woei-jye, perşembe sabahı savunma tatbikatının bir parçası olarak güçlerinin hedef fişekleri ve çok sayıda obüs ateşlediğini söyledi ve ekledi:

“Tayvan’ın en güneyindeki Pingtung ilçesinde tatbikat yerel saatle 08:30’da başladı ve yaklaşık bir saat sürdü. Kıyıdan içeri sokulan topçular yan yana sıralandı ve birliklerdeki silahlı askerler obüsleri birbiri ardına denize ateşledi.”

Lou tatbikatların önceden planlandığını ve Çin’in savaş oyunlarına yanıt verme amaçlı olmadığını söyledi. Yıllık tatbikatlara atıfta bulunan Lou, “Tatbikatlar için iki hedefimiz var, birincisi topçuların uygun durumunu ve bakım durumlarını belgelemek. İkincisi de geçen yılın verilerinden daha iyi sonuçlar elde etmek.” dedi.

Çin ordusu ise kendi tatbikatları sona erse bile Tayvan Boğazı’nda devriye gezmeye devam edeceğini duyurdu. Yapılan açıklamada “askeri eğitim vermeye ve savaşa hazırlanmaya devam edileceği” de ifade edildi.

Çin’in Tayvan İşleri Ofis’nden yayınlanan ayrı bir raporda da, “güç kullanımından vazgeçilmeyeceği” ve “gerekli tüm önlemleri alma seçeneğinin” saklı tutulacağı belirtildi. Raporda “Barışçıl yeniden birleşme için geniş bir alan yaratmaya hazırız, ancak hiçbir şekilde ayrılıkçı faaliyetlere yer bırakmayacağız” denildi.

Hong Kong modeli teklifi edilmişti

Çin’in iktidardaki Komünist Partisi, eski İngiliz kolonisi Hong Kong’un 1997’de Çin yönetimine geri döndüğü formüle benzer şekilde, Tayvan’ın “tek ülke, iki sistem” modeli altında yönetimine dönebileceğini öne sürmüştü.

Bu, demokratik olarak yönetilen Tayvan’a sosyal ve politik sistemlerini kısmen korumak için bir miktar özerklik sunacak gibi görünecekti ancak Hong Kong’un başına gelenler nedeniyle Pekin’in bu türden vaatlerini inandırıcı ve güvenilir bulan kimse kalmadı.

Tüm ana akım Tayvanlı siyasi partiler “bir ülke, iki sistem” önerisini reddediyor ve kamuoyu yoklamalarına göre bu formül 23 milyon nüfuslu ülkede neredeyse hiç halk desteğine sahip değil.

2000 tarihli beyaz kitapta, Tayvan tek bir Çin olduğunu kabul ettiği ve bağımsızlık aramadığı sürece “her şey müzakere edilebilir” diyen bir satır da en son yayınlanan beyaz kitapta eksik.

Tayvan’ın Anakara İşleri Konseyi, beyaz kitabın “yalanlarla dolu olduğunu ve gerçekleri göz ardı ettiğini” belirtti.

Tayvan, Mao Zedong’un Komünist Partisi’nin iç savaşı kazanmasının ardından mağlup Çin Cumhuriyeti hükümetinin adaya kaçtığı 1949’dan beri Çin işgali tehdidi altında yaşıyor.

(Kaynak: Euronews Türkiye)

Paylaşın

Öldürdüğü Adamı Nehrin Derinliklerine Çeken Timsahın Videosu Viral Oldu

Hindistan’ın batısındaki Gucerat eyaletinde bir timsah, nehre düştüğü bildirilen bir adamı öldürdü. Viral olan videodaysa sürüngenin daha sonra adamı suyun derinliklerine çektiği görülebiliyor.

Adının Imran Diwan olduğu belirtilen adamın cesedine, yetkililerin pazartesi günü nehri boydan boya saatlerce aramasından sonra ulaşıldı.

Hindistan basınında yer alan haberlere göre, 30 yaşındaki adamın pazar günü öğleden sonra Vadodara kentine yaklaşık 15 kilometre uzaklıktaki Padra bölgesi yakınlarındaki Sokhdaraghu köyündeki Dhadar nehrinin suyuna çekildiğini, yardımcı orman koruma memuru Ravirajsinh Rathod açıkladı.

Bölge halkının kaydettiği bir videoda, timsahın yüzerek uzaklaştığı ve adamın cesedini nehre çektikten sonra kaybolduğu görülüyor.

Bildirilenlere göre adam kendisini timsahtan kurtarmaya çalışmış.

Rathod, orman yetkililerine saldırıyla ilgili bilgi verildiğini ve bunun ardından yerel yönetimin yardımıyla bir arama operasyonu başlattıklarını söyledi.

Diwan’ın cesedine 22:00 sularında ulaşıldığını da ekledi.

Yetkili, ceset bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, cesedin omuzlarının timsah tarafından parçalanmış olduğunu söyledi. Yetkililer adamın nehre nasıl düştüğü hakkında net bir fikre sahip değil.

Rathod, “Yerel halk saldırıya ancak kurban suya girdikten sonra tanık olduğundan, kurbanın nehre nasıl düştüğünü bulmaya çalışıyoruz” dedi.

Kurbanın akrabasına göre, Diwan nehir kıyısının yakınındaki bir mabede gitmişti.

Kurbanın kardeşi Javed Diwan, The Times of India gazetesine “Bence dergahın korkuluklarından kayıp nehre düşmüş olmalı. Sürüngen onu yakaladı ve sürükleyerek götürdü” diye konuştu.

Fakat yerel halktan birkaç kişi, adamın düzinelerce timsahın yüzdüğü nehre girip karşı kıyıya geçmeye çalışmış olabileceğini ve bu yüzden saldırıya uğradığını iddia etti.

Bildirilenlere göre Diwan, ardında karısını bıraktı.

Yerel halk, bölgenin ölümcül sürüngen saldırılarına açık olduğunu iddia etti ve geçmişte bölgede yaşanmış benzer birkaç olay bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Japonya İlk Kez Türkiyeli Bir Kürde Mülteci Statüsü Verdi

Geçen yıl toplamda 74 kişiyi mülteci olarak alan Japonya, ilk kez Türkiyeli bir Kürde mülteci statüsü verdi. Japonya, göç politikası nedeniyle insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından uzun süredir eleştirilmekte.

Independent Türkçe’nin haberine göre; adı açıklanmayan adamın avukatı Koji Yamada dün yaptığı açıklamada, Sapporo Bölgesel Göç Hizmetleri Dairesi’nin, 28 Temmuz tarihli kararla Türkiye yurttaşı Kürdü mülteci olarak tanıdığını söyledi.

Asya ülkesine 2014’te kaçan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Kürt, aynı yıl mülteci başvurusu yapmış ancak 4 yıl sonra reddedilmişti. Türkiye yurttaşı Kürt 2019’da kararın iptali için dava açmıştı. 2019’da kararın iptali için dava açmıştı.

Sapporo Bölge Mahkemesi davayı reddetse de Sapporo Yüksek Mahkeme mayısta aldığı kararla Türkiye’de ayrılıkçı bir grubunun üyelerine yiyecek sağladığı gerekçesiyle “ordu ve diğerleri tarafından işkence gördüğü” iddia edilen kişinin gönderilmesinin zulüm riski doğuracağına hükmetmişti.

Tokyo itiraz etmeyince karar kesinleşti.

Hükümetten bir kaynak da geçen ay yaptığı açıklamada bu kişiye mülteci statüsü verilmeye hazırlanıldığını ifade etmişti.

Avukatı araçlığıyla yaptığı açıklamada mülteci, “Bu uzun savaşta neredeyse bütün gücümün tükendiğini hissettim. Umarım sağlanan bu adalet başkalarına umut verir” dedi.

Avukat Yamada ise kararın, mülteci konusunda kötü bir karnesi olan Japonya için “son derece büyük bir adım” olduğunu vurguladı.

Göç politikası nedeniyle insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından uzun süredir eleştirilen Japonya, mülteci kabul etmede elini sıkı tutuyor.

Geçen yıl toplamda 74 kişiyi mülteci olarak alan ülke, başvuruların yalnızca yüzde 1’ini kabul ediyor.

Paylaşın