Sağlık Bir Yaşam İçin 11 Alışkanlık

Alışkanlık, çoğu zaman bilmeden tekrarlanan şeylerdir. Sağlıklı alışkanlık ise, genel anlamda fiziksel ve ruhsal sağlığa katkıda bulunan olumlu davranışlar ve uygulamalardır.

Haber Merkezi / İşte daha sağlıklı bir yaşam sürmenize yardımcı olabilecek 11 alışkanlık:

Günde 10.000 adım atın: Yürümek, genel sağlığı iyileştirmenin en basit ama en etkili yollarından biridir. Yürümek, kalp fonksiyonunu destekler, kiloyu kontrol altında tutar ve hatta zihinsel berraklığı artırır. İster sabah yürüyüşü olsun, ister telefon görüşmeleri sırasında tempo tutmak veya merdiven çıkmak olsun, o adımları atmak esastır.

Her gün 8 saat uyuyun: Uyku, bağışıklığı güçlendirir, hormonları dengeler ve odaklanmayı iyileştirir. Uykudan tasarruf etmek yorgunluğa, kötü karar almaya ve uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açar. Serin, karanlık bir oda ve sabit bir uyku programı kaliteli dinlenmeye yardımcı olur.

Vücut ağırlığınızın kilogramı başına 0,8 gr protein tüketin: Protein, kas onarımını destekler, metabolizmayı aktif tutar ve enerji seviyelerini korur. Bitkisel veya hayvansal protein olsun, vücudun güçlü ve işlevsel kalması için düzenli bir alıma ihtiyacı vardır.

Her gün 30 dakika güneş ışığı alın: Güneş ışığı, güçlü kemikler, bağışıklık desteği ve ruh hali düzenlemesi için gerekli olan D Vitamini’nin en doğal kaynağıdır. Tercihen sabahları en az yarım saat dışarıda vakit geçirmek, vücudun sirkadiyen ritmini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji seviyesini sabit tutar.

Ekrana bakmayı bırakın: Beyin, anlamlı aktivitelerle meşgul olduğunda gelişir. Ekran süresi sınırları belirlemek, sosyal medyayı bilinçli bir şekilde kullanmak ve gerçek aktivitelere katılmak zihinsel berraklığı korumaya yardımcı olur.

Kendinize sevgi ve nezaket gösterin: Zihnin tedavi edilme şekli fiziksel sağlığı etkiler. Olumsuz kendi kendine konuşma ve stres iltihabı artırır ve bağışıklığı düşürür. Minnettarlık, olumlu duygular ve öz bakım ritüelleri bir denge ve iç huzuru hissi oluşturur.

Yüzde 100 tam gıda: Sebzeler, meyveler, sağlıklı yağlar ve yağsız proteinler açısından zengin bir beslenme, temel besinleri sağlar ve kronik hastalıkları uzak tutar. İşlenmiş gıdalardan, ilave şekerlerden ve yapay katkı maddelerinden kaçınmak büyük bir fark yaratır.

Su: Su, sindirimi destekler, vücudu detoksifiye eder ve cilt sağlığını iyileştirir. Günlük en az 2-3 litre su içmek vücudun en iyi şekilde çalışmasını sağlar.

Mutluluk getiren bir şeyler yapın: Hobiler ve tutkular lüks değildir; zihinsel sağlık için gerekliliklerdir. İster resim yapmak, ister dans etmek, bir enstrüman çalmak veya bahçecilik yapmak olsun, her gün keyifli bir şey yapmak stresi azaltmaya ve mutluluk seviyelerini artırmaya yardımcı olur.

Her gün yeni bir şey öğrenin: Beyni aktif tutmak bilişsel gerilemeyi önler ve zihinsel keskinliği artırır. Okuma, podcast dinleme veya yeni bir beceri edinme yaratıcılığı harekete geçirir ve zihni genç ve meşgul tutar.

Nefes alın ve rahatlayın: Derin nefes alma ve farkındalık uygulamaları stresi azaltır, kan basıncını düşürür ve duygusal dengeyi iyileştirir. Her gün birkaç dakika meditasyon veya derin nefes egzersizleri genel sağlığı önemli ölçüde iyileştirir.

Paylaşın

İki Hafta İnternetsiz Kalmak Beyni On Yıl Gençleştiriyor

Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nden bilim insanlarına göre, telefonla internete erişimi sadece iki hafta kısıtlamak, beyni on yıla kadar gençleştirebiliyor.

British Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırmada, 400 katılımcı üzerinde iki hafta boyunca mobil internet bağlantısını kesmenin etkileri incelendi. Katılımcılar bu süre zarfında telefonlarını yalnızca arama ve mesajlaşma gibi temel işlevler için kullanabildi.

Araştırmanın sonucunda, internetten uzak kalmanın beyin fonksiyonlarında ve ruh sağlığında belirgin iyileşmeler sağladığı gözlemlendi. Özellikle dikkat sürelerinin arttığı ve beyin yaşının, genç bireylerin seviyelerine eşdeğer bir şekilde, yaklaşık 10 yıl geriye döndüğü tespit edildi.

Katılımcıların çoğunun ruh hallerinde olumlu değişiklikler bildirdiği, hatta bazılarının antidepresan kullananlara kıyasla daha iyi bir zihinsel duruma ulaştığı belirtildi. Ekran başında geçirilen sürenin yarıya inmesi de bu etkileri destekleyen faktörlerden biriydi.

Bilim insanları, sürekli dijital bağlantının zihinsel sağlığı olumsuz etkilediğini ve kısa süreli bir dijital detoksun bile konsantrasyonu artırıp stresi azaltabileceğini vurguluyor. Bu bulgular, modern yaşamda internet kullanımının beyin üzerindeki etkilerini yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir.

İnternetin potansiyel olumsuz etkileri

Öte yandan internetin potansiyel olumsuz etkilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

Zihinsel sağlık sorunları: Sürekli internet kullanımı, özellikle sosyal medya, kaygı, depresyon ve yalnızlık hislerini artırabilir. İnsanlar, başkalarının “mükemmel” hayatlarını görerek kendilerini yetersiz hissedebilir (sosyal karşılaştırma tuzağı). Ayrıca, bilgi bombardımanı ve ekran başında geçirilen uzun saatler zihinsel yorgunluğa yol açabilir.

Dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon eksikliği: İnternetin sunduğu sonsuz içerik akışı (kısa videolar, bildirimler, haberler) dikkatin dağılmasına ve derin düşünme yeteneğinin zayıflamasına neden olabilir. Bu durum, özellikle gençlerde “dijital dikkat eksikliği” olarak adlandırılan bir soruna yol açabilir.

Fiziksel sağlık üzerindeki etkiler: Uzun süre ekran başında kalmak, göz yorgunluğu, boyun ve sırt ağrıları, uyku bozuklukları gibi fiziksel sorunlara neden olabilir. Mavi ışık maruziyeti, melatonin üretimini baskılayarak uyku kalitesini düşürebilir.

Bağımlılık riski: İnternet, özellikle oyunlar, sosyal medya ve diğer etkileşimli platformlar üzerinden bağımlılık yaratabilir. Bu, gerçek hayattaki ilişkilerin ve sorumlulukların ihmal edilmesine yol açabilir.

Gizlilik ve güvenlik sorunları: İnternette geçirilen zaman, kişisel verilerin kötü niyetli kişilerce ele geçirilme riskini artırır. Dolandırıcılık, kimlik hırsızlığı ve siber zorbalık gibi sorunlar da yaygındır.

Yanlış bilgi yayılımı: İnternetin erişim kolaylığı, doğrulanmamış veya manipülatif bilgilerin hızla yayılmasına olanak tanır. Bu, bireylerin yanlış kararlar almasına veya gerçeklikten kopmasına neden olabilir.

Sosyal izolasyon: Sanal bağlantılar gerçek ilişkilerin yerini aldığında, yüz yüze iletişimin azalmasıyla bireyler arasında duygusal kopukluk artabilir.

Paylaşın

Herkes İçin Bahar Diyeti: Haftada 2 Kilo Verebilirsiniz

Yılın bu zamanları vücut şekline önem verilmeye başlanılan zamanlarıdır, ki kilo verme isteği de böyle başlıyor. Diyetler, bu dönemde kilo vermek isteyenler için popüler yöntemler arasındadır.

Haber Merkezi / Haftada iki kiloya kadar verilebilen “Bahar Diyeti” de oldukça hafif, aynı zamanda tüm vitamin ve mineralleri koruyan mükemmel dengeli bir diyet yaklaşımıdır.

Bahar diyetinde amaç, detoks etkisi oluşturmak, bağışıklığı desteklemek, metabolizmayı canlandırmak ve mevsimsel yiyeceklerle beslenmeyi teşvik etmektir.

Diyetin temel ilkeleri arasında, işlenmiş gıdalardan uzak durmak, hafif ve sindirimi kolay besinler tüketmek, bol su içmek ve mevsim ürünlerini öne çıkarmak yer alır.

Bahar diyetinde öne çıkan besinler:

Taze yeşillikler: Ispanak, roka, marul, dereotu, maydanoz gibi yapraklı sebzeler vitamin ve mineral açısından zengindir.

Mevsim sebzeleri: Enginar, taze bakla, bezelye, kuşkonmaz, turp gibi bahar sebzeleri hem düşük kalorilidir hem de lif bakımından zengindir.

Meyveler: Çilek, erik, kiraz gibi antioksidan dolu meyveler tatlı ihtiyacını doğal yoldan karşılar.

Tam tahıllar: Kinoa, bulgur, yulaf gibi kompleks karbonhidratlar uzun süre tok tutar.

Protein kaynakları: Hafif seçenekler tercih edilir; örneğin, tavuk, balık, yumurta veya baklagiller (mercimek, nohut).

Su ve bitki çayları: Günde 2-3 litre su, papatya, rezene veya yeşil çay ile metabolizma desteklenir.

Örnek menü:

Kahvaltı: Yulaf ezmesi, üzerine çilek ve bir kaşık yoğurt; yanında yeşil çay.

Ara öğün: Bir avuç çiğ badem ve bir yeşil elma.

Öğle: Izgara tavuklu roka salatası (limon ve zeytinyağı ile), bir dilim tam buğday ekmeği.

Ara öğün: Bir bardak kefir veya bir avuç kiraz.

Akşam: Fırında somon, yanında haşlanmış kuşkonmaz ve kinoa.

Tatlı: Bir kare bitter çikolata veya donmuş yoğurtla çilek.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Bahar diyeti genelde kısa süreli (1-2 hafta) uygulanır. Uzun süreli kısıtlayıcı diyetler besin eksikliğine yol açabilir.

Eğer diyabet, böbrek hastalığı gibi bir sağlık sorununuz varsa, doktorunuza danışmadan başlamayın.

Paylaşın

Yaşlı Yetişkinlerde Böbrek Hastalığının Erken Belirtileri

Böbrekler, yaş ilerledikçe doğal olarak bazı işlevlerini kaybeder. Bu, yaşlı yetişkinlerin kronik böbrek hastalığı (KBH) geliştirme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelir.

Haber Merkezi / KBH, oldukça ileri bir seviyeye gelene kadar genellikle fark edilmeyen uzun vadeli bir rahatsızlıktır. KBH, erken teşhis edilmezse sessizce ilerleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

İşte yaşlı yetişkinlerde böbrek hastalığının erken belirtileri:

Yorgunluk ve hHalsizlik: Böbrekler, kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekleyen eritropoietin hormonunu üretir. Böbrek fonksiyonu bozulduğunda kansızlık (anemi) gelişebilir, bu da sürekli yorgunluk ve enerji eksikliğine yol açar.

İdrar değişiklikleri: İdrar miktarında azalma veya artma (özellikle gece sık idrara çıkma – nokdüri), idrarda köpüklenme (protein kaçağı belirtisi), bulanıklık, kan (hematüri) veya koyu renk, idrar yapmada zorluk ya da yanma hissi.

Şişlik: Böbrekler fazla sıvıyı ve tuzu vücuttan atamazsa, ellerde, ayaklarda, bileklerde veya yüzde şişlik oluşabilir. Bu, özellikle sabahları göz çevresinde belirgin olabilir.

İştah kaybı ve mide bulantısı: Böbrekler atık maddeleri (örneğin üreyi) temizleyemediğinde, bu maddeler kanda birikir (üremi). Bu durum iştah kaybına, mide bulantısına ve hatta kusmaya neden olabilir.

Kaşıntı ve cilt değişiklikleri: Böbrek fonksiyonu azaldığında, fosfor gibi maddeler kanda birikebilir ve bu da şiddetli kaşıntıya veya kuru, pullu bir cilde yol açabilir.

Yüksek tansiyon: Böbrekler kan basıncını düzenlemede önemli bir rol oynar. Erken evre böbrek hastalığında tansiyonun kontrol edilmesi zorlaşabilir veya ani yükselmeler görülebilir.

Konsantrasyon zorluğu ve zihinsel bulanıklık: Toksinlerin kanda birikmesi beyin fonksiyonlarını etkileyebilir, bu da hafıza sorunlarına, odaklanma güçlüğüne veya genel bir “sisli” hisse neden olabilir.

Nefes darlığı: Sıvı birikimi akciğerlerde ödeme yol açabilir veya kansızlık nedeniyle oksijen taşınımı azalabilir, bu da nefes almada zorluğa sebep olur.

Dikkat edilmesi gerekenler

Yaşlı yetişkinlerde bu belirtiler bazen yaşlanmanın doğal bir sonucu gibi algılanabilir veya başka hastalıklarla (örneğin diyabet, kalp hastalığı) karıştırılabilir. Bu yüzden belirtiler fark edildiğinde bir doktora danışmak kritik önem taşımaktadır.

Paylaşın

Guava Mı Kivi Mi: Hangisinde Daha Fazla C Vitamini Var?

Guava ve kivi, yüksek C vitamini içeriği nedeniyle sıkça övülen iki meyvedir. C vitamini, sağlıklı bir bağışıklık sistemi, demir emilimi ve sağlıklı bir cilt için hayati öneme sahiptir.

Haber Merkezi / Her iki meyve de oldukça fazla miktarda C vitamini sağlasa da, diğer besin değerleri ve faydaları bakımından farklılık gösterirler.

Guava, yüksek C Vitamini içeriğiyle ünlüdür. Sadece bir guava, bu temel besin maddesinin günlük önerilen alımının yüzde 200’ünden fazlasını sağlayabilir.

Öte yandan kivi de bol miktarda C vitamini içerir; orta büyüklükteki bir kivi günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini karşılayabilir.

Her iki meyve de iyi C vitamini kaynaklardır ancak konsantrasyon seviyeleri bakımından çok farklılık gösterirler.

Guavadaki ek besinler

Guava, C vitamini açısından zengin olmasının yanı sıra, diyet lifi ve likopen gibi antioksidanlarla da yüklüdür. Bu besinler sindirim sağlığını destekler ve oksidatif stresle savaşarak kronik hastalık riskini azaltabilir.

Guavadaki potasyum içeriği ayrıca normal kan basıncı seviyelerini kontrol altında tutarak kalp sağlığını da destekler.

Kivi’nin eşsiz faydaları

Kivi sadece C vitamini açısından zengin olmasıyla bilinmez; aynı zamanda yüksek miktarda K ve E vitamini de içerir. Her iki vitamin de kemik sağlığı ve hücrelerin serbest radikal hasarından korunması açısından önemlidir.

Kivi ayrıca proteinleri daha iyi parçalayarak sindirime yardımcı olan aktinidin adlı bir enzime sahiptir.

Guava mı kivi mi?

Besin değerleri açısından guava ve kiviyi karşılaştırırken ihtiyacınıza göre hareket etmelisiniz. Eğer daha fazla lif veya likopen gibi antioksidan özellikler istiyorsanız guavayı tercih edin.

Ancak, K veya E vitamini alımınızı C vitamini faydalarıyla artırmak istiyorsanız, o zaman kivi daha iyi bir seçenek olacaktır.

Paylaşın

Bu Yiyecekleri Yemeyi Bırakın Ve Kilo Vermeye Başlayın

Sağlıklı kiloyu korumak veya kilo vermek için kalorilere odaklanılsa da tüketilen yiyecekler ve içecekler de sağlıklı kiloyu korumada veya kilo vermede oldukça önemlidir. 

Haber Merkezi / Araştırmalar, düşük karbonhidratlı veya Akdeniz tipi beslenme modellerinin (bol sebze, zeytinyağı, balık) kilo verme ve sağlıklı bir kiloyu korumada etkili olduğunu gösteriyor.

İşte uzak durulması gereken yiyecekler ve nedenleri:

Şekerli İçecekler ve Yiyecekler: Şekerli içecekler (kola, gazoz, hazır meyve suları) ve tatlılar (çikolata, kek, şekerleme) “boş kalori” kaynaklarıdır. Yani, enerji verir ama besin değeri (vitamin, mineral, lif) çok azdır. Ayrıca fruktoz içeriği karaciğerde yağ birikimine yol açabilir.

İşlenmiş Karbonhidratlar: Beyaz unla yapılan gıdalar (ekmek, simit, pizza hamuru) hızlıca sindirilir ve kan şekerinde ani yükseliş – düşüşlere neden olur. Bu da daha çabuk acıkmaya neden olur.

Trans Yağlar ve Kızartmalar: Trans yağlar (hidrojene bitkisel yağlar) ve kızartmalardaki yüksek yağ içeriği sadece kilo aldırmakla kalmaz, aynı zamanda kötü kolesterolü (LDL) artırıp kalp sağlığını riske atar.

Alkol: Alkol, gram başına 7 kalori içerir (yağdan sonra en yüksek kalori kaynağı). Ayrıca, alkol tüketimi iştahı artırabilir ve sağlıksız atıştırmalıklara yönlendirebilir.

Yüksek Kalorili Soslar ve İşlenmiş Gıdalar: Mayonez, krema bazlı soslar, hazır çorbalar ve paketli atıştırmalıklar genellikle şeker, tuz ve yağ bombasıdır. Kaloriler fark etmeden hızlıca birikir.

Paylaşın

Koşmaktan Daha Fazla Yağ Yakan Üç Yürüyüş Tekniği

Hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa yürüyüş, kilo vermenin en kolay ve en sağlıklı yollarından biridir; ancak her türlü yürüyüş yağ yakmada aynı derecede etkili değildir.

Haber Merkezi /Görünen o ki, belirli tip yürüyüşler istediğiniz sonucu elde etmenize daha fazla yardımcı olabilir.

İşte koşmaktan daha fazla yağ yakabilecek üç yürüyüş tekniği:

Hızlı Tempolu Interval Yürüyüş

1-2 dakika çok hızlı (nefes nefese kalacak kadar), ardından 2-3 dakika normal tempoda yürüyün. Bu döngüyü 20-30 dakika tekrarlayın.

Interval (aralıklı antrenman), metabolizmayı hızlandırır ve egzersiz sonrası fazla oksijen tüketimi (EPOC) sayesinde dinlenirken bile yağ yakımını sürdürür. Koşu genelde sabit bir tempo olduğundan, bu etkiyi daha az sağlayabilir.

Eğimli bir yolda veya yokuşta yaparsanız kalori ve yağ yakımı daha da artar.

Uzun Süreli Düşük Yoğunluklu Yürüyüş

Orta tempoda, rahatça konuşabileceğiniz bir hızda 45-60 dakika (veya daha fazla) yürüyün.

Düşük yoğunluklu egzersizlerde vücut, enerji için öncelikle yağ depolarını kullanır (yağ oksidasyonu). Koşu ise daha çok karbonhidratları tüketir. Uzun süreli yürüyüş, yağ yakımını maksimize eder.

Aç karnına sabah yaparsanız (örneğin kahvaltı öncesi), vücut glikojen yerine yağ depolarına yönelebilir.

Ağırlıklı Yürüyüş

Hafif bir sırt çantası (5-10 kg) veya bilek/ayak ağırlıklarıyla 30-40 dakika orta tempoda yürüyün.

Ekstra ağırlık, kas aktivasyonunu ve enerji harcamasını artırır. Koşuya kıyasla eklemlere daha az yük bindirirken, kas kütlesini koruyarak yağ yakımını teşvik eder. Ayrıca metabolik hızı uzun vadede yükseltir.

Düzgün duruşa dikkat edin ve ağırlığı yavaşça artırın.

Koşu, saatte ortalama 600-800 kalori yakar (hıza ve kiloya bağlı), ancak kısa sürede tükenme riski taşır ve daha çok karbonhidrat tüketir.

Bu teknikler, kalori yakımı saatte 300-500 arasında değişse de, yağ yüzdesi olarak daha fazla kayıp sağlar ve sürdürülebilirdir.

Yağ yakımı için kalori açığı ve diyet de kritik; sadece egzersiz yeterli olmaz.

Paylaşın

Bu Takviye Beyin Sağlığınızı Güçlendirebilir

Psyllium kabuğu veya psyllium lifi, dünya genelinde yetişen ancak en yaygın olarak Hindistan’da bulunan Plantago Ovata adlı çalı benzeri bir bitkiden elde edilir.

Haber Merkezi / Psyllium kabuğu veya psyllium lifi, genellikle bağırsak sağlığını iyileştirmek için kullanılır. Beyin sağlığına katkıları, genel lifin etkilerine benzerdir, ancak psylliumun kendine özgü bazı avantajları da vardır.

Psyllium, suyla birleştiğinde jel benzeri bir yapı oluşturur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotası, beyinle iletişim kuran nörotransmitterlerin (örneğin serotonin) üretimini artırır. Bu, stresle başa çıkma ve bilişsel işlevler üzerinde olumlu etki yapar.

Psyllium, karbonhidratların emilimini yavaşlatarak kan şekerindeki dalgalanmaları önler. Beyin, stabil bir enerji kaynağına ihtiyaç duyar; bu nedenle kan şekeri dengesi, odaklanma ve hafıza gibi işlevleri korur.

Psyllium, kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye yardımcı olur ve kalp-damar sağlığını destekler. İyi bir dolaşım, beyne yeterli oksijen ve besin ulaşmasını sağlar, bu da uzun vadede bilişsel gerilemeyi önleyebilir.

Lif açısından zengin olan psyllium, sindirim sisteminden toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Bu, vücudun genel enflamasyon yükünü azaltarak beyin sağlığını koruyabilir.

Nasıl kullanılır?

Genellikle toz ya da kapsül formunda bulunur. Bir tatlı kaşığı (yaklaşık 5-10 gram) psyllium kabuğunu bir bardak suya karıştırıp içebilirsiniz.

Jel kıvamı aldığı için bol suyla tüketmek önemlidir, aksi halde boğazda tıkanıklık hissi yaratabilir. Günde 1-2 kez, yemeklerden önce veya sonra alınabilir.

Dikkat edilmesi gerekenler

Eğer düzenli ilaç kullanıyorsanız, psyllium ilacın emilimini etkileyebileceği için en az 1-2 saat ara verin. Alışkın değilseniz, az miktarla başlayın ve yavaşça artırın; çünkü fazla lif gaz veya şişkinlik yapabilir.

Herhangi bir sağlık sorununuz varsa (örneğin bağırsak tıkanıklığı), önce bir uzmana danışın.

Paylaşın

Alzheimer’ın Yeni Bir Nedeni Bulundu

Bilim insanları, yirmi yıldan uzun bir süredir, Alzheimer’a neyin sebep olduğunu ve nasıl tedavi edilebileceğini bulmaya çalışıyor. Ancak, hala kesin cevaplar yok.

Haber Merkezi / Birçok bilim insanı, uzun bir süre, Alzheimer’ın beyinde amiloid-beta adı verilen yapışkan bir proteinin birikmesinden kaynaklandığına inanıyordu. Alzheimer hastalığından muzdarip olan kişilerin beyinlerinde bulunan bu proteinin beyin hücrelerine zarar vererek hafıza kaybına ve diğer sorunlara yol açtığı düşünülüyordu.

Ancak yakın zamanda farklı bir teori ilgi görüyor. Teori, Alzheimer’ın aslında hücrelerin enerjiyi nasıl ürettiği ve kullandığıyla ilgili sorunlarla başlayabileceğini öne sürüyor. Teoride, mitokondri adı verilen hücrelerin küçük parçalarının hasarına odaklanılıyor.

Mitokondriler hücreler için enerji santralleri gibidir; hücrelerin düzgün çalışması için gereken enerjiyi üretirler. Mitokondriler düzgün çalışmayı bıraktığında, tüm beyni etkileyebilir ve muhtemelen Alzheimer gibi hastalıklara yol açabilir.

Yale-NUS College’dan bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma bu yeni teoriyi destekliyor. Araştırma, metabolik işlev bozukluğu adı verilen hücre enerjisi kullanımıyla ilgili sorunların, amiloid-beta proteinlerindeki herhangi bir büyük artıştan önce ortaya çıkabileceğini ortaya koydu. Başka bir deyişle, enerji sorunları önce başlayabilir ve protein birikimi daha sonra gerçekleşebilir.

Araştırma ayrıca bu tür enerji sorunlarının sadece Alzheimer’la ilgili olmadığını, yaşlanmanın normal bir parçası olduğunu da belirtiyor.

Bu, Alzheimer dahil olmak üzere birçok yaşa bağlı hastalığın, yaşlanma sürecinin bir parçası olarak daha iyi anlaşılabileceği anlamına gelir. Yani, bilim insanları hücresel düzeyde yaşlanmayı yavaşlatmanın yollarını bulabilirlerse, bu yalnızca bir hastalığı değil, birçok hastalığı önlemeye yardımcı olabilir.

Dr. Jan Gruber ve ekibi tarafından araştırma eLife adlı bilimsel dergide yayınlandı.

Paylaşın

Aç Karnına Tarçın Ve Rezene Suyu İçmenin Yedi Faydası

Güne sıcak, rahatlatıcı bir içecekle başlamak genel sağlık için daha iyi olabilir. Bir gece suda bekletilmiş tarçın ve rezene karışımı, vücudu birçok yönden destekleyen ferahlatıcı ancak güçlü bir kombinasyon sunar.

Haber Merkezi / Tarçın ve rezene, tıbbi özellikleri nedeniyle yüzyıllardır doğan şifa olarak kullanılmışlardır.

Bağırsakların temizlenmesine yardımcı olur

Tarçın ve rezene, sindirimi iyileştirmek ve yaygın mide sorunlarını önlemek için birlikte çalışır. Rezene, sindirim sistemini rahatlatmaya yardımcı olan, şişkinliği ve rahatsızlığı azaltan bileşikler içerir. Tarçın, sindirim enzimlerini uyararak yiyeceklerin daha düzgün parçalanmasını ve emilmesini sağlar. Bu suyu sabah içmek, mideyi gün boyunca hafif ve rahat tutabilir.

Kilo vermek için ne yapmalı?

Tarçın, vücudun kalorileri daha verimli yakmasına yardımcı olarak metabolizma hızını artırma özelliğiyle bilinir. Ayrıca kan şekeri seviyelerini düzenleyerek ani yükselmeleri ve istekleri önler. Öte yandan rezene, doğal diüretik özelliklere sahiptir ve fazla su ağırlığının atılmasına yardımcı olur. Birlikte, kilo yönetimini desteklemek için nazik ancak etkili bir yol oluştururlar.

Her sabah bu içecekle vücudunuzu arındırın

Kirleticilere, işlenmiş gıdalara ve strese her gün maruz kalmak vücutta toksin birikmesine yol açabilir. Rezene tohumları doğal bir detoks görevi görerek karaciğeri ve böbrekleri temizlemeye yardımcı olur. Tarçın bağırsaktaki zararlı patojenlerle savaşan antibakteriyel özellikler ekler. Bu infüzyonu günlük olarak içmek vücudun doğal detoks sürecini destekleyebilir.

Kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur

Tarçın, insülin duyarlılığını iyileştirme yeteneği açısından yaygın olarak incelenmektedir. Bu, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olduğu ve ani düşüşleri veya artışları önlediği anlamına gelir. Rezene, düzgün sindirimi teşvik ederek ve yemek sonrası şeker dengesizliği olasılığını azaltarak başka bir destek katmanı ekler. Dengeli enerji seviyelerini korumak isteyenler için bu içecek rutine harika bir katkı olabilir.

Asitliğe elveda deyin

Aç karnına sade su içmek zaten faydalıdır, ancak içine tarçın ve rezene katıldığında daha da iyi hale gelir. Rezene, mide zarını yatıştıran, asitliği ve mide ekşimesini önleyen soğutucu özelliklere sahiptir. Hafif iltihap giderici etkileri olan tarçın, dengeli ve tazelenmiş bir sindirim sistemi sağlar.

Bağışıklığı güçlendirir ve enfeksiyonlarla savaşır

Hem tarçın hem de rezene antioksidanlar ve iltihap giderici bileşikler açısından zengindir. Bunlar bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve yaygın enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Özellikle tarçın, zararlı bakteri ve virüslerle savaşan antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Bu sıcak infüzyonun günlük bir dozu, bağışıklığı artırmanın doğal bir yolu olabilir.

Parlak bir cilde kavuşun

Sağlıklı bir bağırsak genellikle cilde yansır. Sindirimi iyileştirerek, vücudu detoksifiye ederek ve iltihabı azaltarak, bu içecek daha berrak ve sağlıklı bir cilt tonunun korunmasına yardımcı olur. Rezene tohumları cildi içeriden besleyen vitaminler ve minerallerle doludur, tarçın ise kan dolaşımını iyileştirerek doğal bir parlaklık katar.

Bu içecek nasıl yapılır?

İçindekiler: 1 tatlı kaşığı rezene tohumu 0,5 çay kaşığı tarçın tozu (veya küçük bir tarçın çubuğu) 1 bardak su.

Bu suyu yapmanın yöntemi nedir?

Suyu kaynatın ve bir fincana rezene tohumlarını ve tarçını koyup üzerine dökün. Bir gece veya en az 6-8 saat demlenmeye bırakın. Süzün ve sabahları aç karnına ılık olarak için. Bu basit ama güçlü içecek, günlük rutininizin bir parçası haline getirildiğinde genel refahınız için oyunun kurallarını değiştirebilir.

Paylaşın