Bel Soğukluğu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Cinsel yolla bulaşan yaygın hastalıklardan biri olan Bel Soğukluğu (Gonorea), hem kadın, hem de erkeklerle görülmekte birlikte, erkeklerde görülme saklığı daha fazladır. Özellikle 15-24 yaş arası gençlerde görülür.

‘Bel Soğukluğu’nun etkeni Neisseria gonorrhoeae olup özellikle üreme sisteminin serviks (rahim ağzı), rahim, tüpler ve üretra (idrar yolları) gibi sıcak ve nemli bölgelerinde kolayca çoğalabilmektedir. Ayrıca ağız, boğaz, göz ve anüs bölgelerinde de saptanabilmektedir.

Belirtileri;

Etken vücuda girdikten sonra 4-6 gün arasında belirtiler ortaya çıkar. Ancak bel soğukluğu kimi zaman belirti vermez. Belirti verdiğinde ise çoğunlukla cinsel organlarda gözle görülen bulgular vardır. Bunlar;

Erkeklerde;

  • İdrar yaparken ağrı ve yanma,
  • Penisten beyaz, sarı ya da yeşil renkte akıntı
  • Penis ucunda kızarıklık
  • Testislerde ağrı ya da şişlik (daha nadir)

Erkeklerin yüzde 10’unda hiçbir belirti görülmez. Kadınların ise çoğunda herhangi bir belirti görülmez ya da belirtiler vajina ya da idrar yolları enfeksiyonlarla karıştırılabilir. Belirtiler olmasa da enfeksiyonun ciddi sağlık sorunlarına yol açma riski vardır.

Kadınlarda;

  • Vajinal akıntı
  • İdrar yaparken ağrı ve yanma hissi
  • Dış genital bölgede kaşıntı
  • Adet dönemi dışında vajinal kanama, özellikle cinsel ilişki sonrasında kanama
  • Cinsel ilişki sırasında acı hissetme
  • Alt karın ya da pelvik bölgede ağrı
  • Vücudun diğer bölgelerinde bu enfeksiyonun yol açabileceği belirtiler şunlardır:

Rektum;

Anal kaşıntı, rektumdan akıntı, tuvalet kâğıdında görülebilen kırmızı lekeler (kanama), dışkılama sırasında ağrı.

Gözler;

Gonore virüsü gözleri etkilediğinde gözlerde ağrı, ışığa hassasiyet ve gözlerin biri ya da ikisinden iltihaplı akıntı görülür.

Boğaz;

Boğaz ağrısı ve boyundaki lenf bezlerinde şişlik görülebilir.

Eklemler;

Eklemlerden biri ya da birkaçı bu bakteri nedeniyle iltihaplanmışsa (septik artrit), enfekte olan eklemler kırmızı, şişmiş ve ağrılı olur.

Gonore, tedavi edilmediği takdirde kadın ve erkekte ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Kadınlarda pelvik inflamatur hastalık (PID) oluşabilir ve bu nedenle tüplerde yapışıklık ve tıkanıklık, kısırlık, uzun dönemli kasık ve karın ağrılarına neden olabilir.

Erkeklerde testislerin bağlı olduğu tüplerde ağrı ve nadiren kısırlık ile sonuçlanabilir. Tedavi edilmeyen gonore kan ve eklemlere yayılabilir. Bu, hayati tehlike arz eden bir durumdur. Gonore geçiren kişi korunmasız ilişkiyle tekrar hastalığa yakalanabilir.

Tedavisi;

Çeşitli antibiyotikler ile gonore başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Birçok hastada gonore ile klamidya enfeksiyonu birlikte bulunur. Tedavide her ikisine yönelik antibiyotikler birlikte verilir. Gonoresi olan kişilerin diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar yönünden de araştırılması gerekir. Verilen tedavinin sonuna kadar kullanılması önemlidir. İlaç tedavisi ile enfeksiyon sona erse de oluşan kalıcı hasarlar geçmez.

Gonoresi tedavi edilmiş kişiler enfekte kişilerle temas sonrası  tekrar hastalanabilirler. Tedaviye rağmen belirtiler devam ediyorsa kişinin tekrar hekimine başvurması gerekir.

Çocuklarda gonore çeşitli antibiyotikler ile başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Tedavi edilmeyen gonore, kadınlarda ve erkeklerde çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

Kadınlarda genellikle pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açmaktadır. PID; tüplere zarar veren, infertiliteye (kısırlık) veya dış gebeliğe neden olan bir hastalıktır. PID; çok hafif seyredebileceği gibi ateş ve karın ağrısı gibi ciddi semptomlara da neden olabilmektedir. PID rahim ağzından başlayarak, kadın genital organlarında enfeksiyona neden olmakta ve uzun dönemde kronik pelvik ağrıya dönüşmektedir.

Erkeklerde ise gonore epididimitise neden olmaktadır. Epididimitis; spermleri testislerden üretraya (idrar kanalı) taşıyan epididimis adı verilen organın enfeksiyonu olup tedavi edilmediğinde kısırlığa yol açabilmektedir.

Gonore kan veya eklemlere yayılabilmekte ve hayatı tehdit eden bir hastalık haline gelebilmektedir. Ayrıca gonore hastalığı, hastanın HIV ile enfekte olma olasılığını arttırmaktadır.

Korunma yolları;

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmakta en önemli unsur, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Ayrıca tek eşlilik önerilmektedir.

Latex kondomlar her seferinde ve doğru olarak kullanıldığında hastalık bulaşma riskini azaltırlar. Akıntı, idrar yaparken yanma, ağrı veya kızarıklık halinde hemen hekime başvurmalıdır.

Gonore tanı ve tedavisi olan kişinin yakın dönemde cinsel ilişkiye girdiği partnerlerinin de muayene, test ve gerekirse tedavilerinin yapılması gerekir. Böylece bu kişilerde gelişebilecek olası komplikasyonlar engellenebilir ve bunların enfeksiyonu tekrar tekrar bulaştırmaları önlenir.

Hastaların tedavi sonuçlanana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir. Ayrıca yılda bir kez herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek ve test yaptırmak önerilmektedir.

Paylaşın

Bel fıtığı nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Genellikle şiddetli bel ağrısı ve bacağa yayılan ağrıyla ortaya çıkan Bel Fıtığı, omurgalar arasında, amortisör görevi gören disklerin (zorlama, düşme, ağır kaldırma ya da zorlanması sonucu) kayması veya yırtılması sonucu meydana gelir. Kaymış – yırtılmış disk olarak da adlandırılır.

Diskler esnek bir yapıya sahip kıkırdak dokudan oluşur. Omurga insan vücudunu ayakta tutarak vücudun yükünü taşır. Gövdenin her yöne hareketini sağlar. İçindeki kanal yapısıyla omuriliği korur. Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur. Vücut ağırlığını en çok taşıyan burasıdır. Dolayısıyla buradaki diskler daha kolay yıpranır. Disk ortada çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşur. Herhangi bir zorlanmayla koruyucu kısım yırtılıp çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir; işte buna bel fıtığı denir.

Nedenleri;

  • Kilo fazlalığı ve hareketsiz yaşam
  • Sıvı kaybına neden olduğu için sigara kullanımı
  • Yaralanmalar
  • Hareketlerin ani bir şekilde yapılması
  • Mesleği şoförlük olanlar
  • Masa başı işte çalışanlar
  • Gebelik

Belirtileri;

  • Basit ağrı kesicilerle geçmeyen bel ve bazen bacak ağrıları
  • Bacaklar ve belde uyuşma, karıncalanma hissi
  • Hastalık ilerledikçe güç kaybı
  • Hareket kısıtlılığı
  • Topallayarak yürüme
  • Duyu kaybı
  • Refleks kusurları
  • İdrar ve büyük tuvaletin tutulamaması (Fıtığın   omurilik ve sinir köklerine aşırı baskı yapması   sonucu görülür.)
  • Yürürken vücudun bir tarafa doğru eğilmesi. Bel fıtığının belirtilerini hissettiğiniz anda bir doktora başvurmanız bu hastalıktan en kısa sürede kurtulmanın ilk adımı olacaktır

Tedavisi;

Bel fıtığında cerrahi olmayan tedavi yöntemleri;

Bel fıtığı teşhisi konulan bir hastaya doktor kısa istirahat, ağrıya neden olan tahrişin azaltmaya yönelik anti-inflamatuar ilaçlar, ağrı kontrolü için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonları gibi tedavi yöntemleri önerebilir.

Eğer istirahat önerilirse doktorunuza ne süreyle yatak istirahati yapmanız gerektiğini sormalısınız. Çünkü gerektiğinden uzun süren yatak istirahati eklem sertliği ve kas güçsüzlüğüne sebep olabileceği için ağrılarınızı azaltabilecek hareketler yapmanızı da zorlaştıracaktır.

Bu nedenle bel ağrısı için 2 gün ve bel fıtığı için 1 haftadan uzun süren istirahat önerilmez. Ayrıca sert yatakta ya da yerde yatmanın fıtık ve ağrı tedavisinde kanıtlanmış hiçbir etkinliği yoktur. Öte yandan doktorunuza bel fıtığı tedavisi süresince işe devam edip edemeyeceğinizi de sormalısınız.

Bel fıtığı hastalığınız ileri seviyeye ulaşmamış ise ve işe devam etmeniz geriyorsa, tedaviye başlamanın yanı sıra, bir hemşire ya da fizyoterapist yardımı ile belinize aşırı yük bindirmeden günlük aktivitelerinizi nasıl yapabileceğinize dair bilgi almalısınız.

Cerrahi olmayan bel fıtığı tedavisinin amacı, fıtıklaşmış diskten kaynaklanan sinir tahrişini azaltmak ve hastanın genel durumunu düzelterek omurgayı koruyarak genel işlevselliğini artırmaktır.

Doktor tarafından bel fıtığı için önerilebilecek ilk tedaviler arasında; ultrasonik ısıtma tedavisi, elektrik uyarıları, sıcak uygulama, soğuk uygulama ve elle masaj gibi tedaviler vardır. Bu uygulanmalar bel fıtığı ağrısını, inflamasyonu ve kas spazmını azaltabilir ve bir egzersiz programına başlanmasını kolaylaştırır.

Bel fıtığı tedavisinde çekme ve germe yöntemi;

Bel fıtığında traksiyon (çekme, germe) yöntemi bazı hastalarda ağrının bir nebze hafiflemesini sağlayabilir; ancak bu tedavinin mutlaka bir fizik tedavi uzmanı ya da fizyoterapist tarafından uygulanması gerekir. Aksi takdirde bu uygulama geri dönüşü olmayan zararlara yol açabilir.

Bel fıtığı için korse tedavisi etkili midir?

Bazı durumlarda doktorunuz bel fıtığı tedavisinin başlangıcında ağrınızı azaltmak için bel fıtığı korsesi (yumuşak ve bükülebilen bir sırt desteği) kullanmanızı önerebilir. Ancak bel fıtığı korseleri fıtıklaşmış diskin iyileşmesini sağlamazlar.

Elle uygulanan tedaviler, sebebi belirsiz bel ağrılarında kısa vadeli rahatlama sağlasa da disk hernilerinin çoğunda bu tür uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Bir fizik tedavi veya egzersiz programı genelde sırt ağrısını ve bacak şikayetlerini azaltmaya yönelik hafif esneme ve duruş değiştirme hareketleri ile başlar. Ağrınız azaldığı zaman esneklik, kuvvet, dayanıklılık artırıcı ve normal bir hayat tarzına dönmeye yönelik yoğun egzersizlere başlanabilir.

Egzersizlere bir an önce başlanmalı ve bel fıtığı tedaviniz ilerledikçe egzersiz programı buna uygun planlanmalıdır. Evde uygulanabilecek bir egzersiz ve esneme programı öğrenilerek uygulanması da tedavinin önemli bir parçasıdır.

Bel fıtığında ilaç tedavisi;

Ağrıyı kontrol etmeye yarayan ilaçlara ağrı kesiciler (analjezikler) denir. Çoğu durumda bel ve bacak ağrısı aspirin veya asetaminofen gibi yaygın olarak kullanılan (reçetesiz satılabilen) ağrı kesicilere cevap verir.

Ağrının bu ilaçlar ile kontrol edilemediği hastalarda, non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) denen bazı analjezik-antiinflamatuar ilaçlar bel fıtığı sonucu oluşan ve ağrının asıl kaynağı olan tahriş ve yangının kontrolü için eklenebilir.

Eğer şiddetli ve geçmeyen ağrınız varsa doktorunuz kısa bir süre için narkotik analjezikler de reçete edebilir. Bazı durumlarda tedaviye kas gevşeticiler eklenebilir. Kas gevşeticilerden yüksek doz almak iyileşmenizi hızlandırmayacaktır zira bu ilaçlar yan etki olarak bulantı, kabızlık, sersemlik, dengesizlik ve bağımlılık yapabilir.

Tüm ilaçlar sadece tarif edildiği şekilde ve miktarda alınmalıdır. Doktorunuza kullandığınız her türlü ilacı (reçetesiz aldıklarınız dâhil) bildirin ve size önerilen ağrı kesicileri daha önce denediyseniz, bunların sizde işe yarayıp yaramadıklarını anlatın.

Reçeteli veya reçetesiz satılan ağrı kesici ve NSAID’lerin uzun süreli kullanımının doğurabileceği sorunlar (mide rahatsızlığı veya kanaması) açısından doktorunuz tarafından takip edilmelisiniz.

Anti-inflamatuar etkileri olan başka ilaçlar da mevcuttur. Kortizonlu ilaçlar (kortikosteroid) bazen çok şiddetli bel ve bacak ağrısı için kuvvetli anti-inflamatuar etkileri sebebi ile reçete edilirler. NSAID’ler gibi kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların faydaları ve risklerini doktorunuzla konuşmalısınız.

Epidural enjeksiyonlar veya “bloklar”, çok şiddetli bacak ağrılarını rahatlatmak için kullanılabilir. Bunlar, epidural boşluğa (spinal sinirler etrafındaki boşluk), doktor tarafından yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır.

İlk enjeksiyon ileriki tarihlerde bir veya iki enjeksiyonla desteklenebilir. Bunlar genelde katılımcı bir rehabilitasyon ve tedavi programı dahilinde yapılırlar. Ağrıyı tetikleyen noktalara yapılan enjeksiyonlar, yumuşak doku ve kaslara direk olarak yapılan lokal anestetik enjeksiyonlarıdır.

Bazı durumlarda ağrı kontrolü için faydalı olmalarına rağmen tetikleyici noktalara yapılan enjeksiyonlar fıtıklaşmış diskin düzelmesini sağlamaz.

Bel fıtığı ameliyatı;

Bel fıtığı ameliyatı Bel fıtığı ameliyatının amacı fıtıklaşmış diskin sinirlere baskı yaparak tahrişini ve bu şekilde ağrı, kuvvet kaybı gibi şikayetlere sebep olmasını önlemektir. Bel fıtığı ameliyatında en yaygın uygulanan yönteme diskektomi ya da kısmi diskektomi denir. Bu yöntem fıtıklaşmış diskin bir kısmının çıkarılmasıdır.

Diskin tam olarak görülebilmesi için diskin arkasındaki lamina denilen kemik oluşumun küçük bir kısmının çıkarılması gerekebilir. (şekil-2) Kemik çıkarılması mümkün olan en az düzeyde tutulursa buna hemilaminotomi, daha yaygın şekilde yapılırsa hemilominektomi denir.

Daha sonra fıtıklaşmış disk dokusu özel tutucular yardımıyla çıkartılır. (şekil-3) Sinire bası yapan disk parçası çıkartıldıktan sonra sinirdeki tahriş kısa zamanda yok olarak tam iyileşme sağlanabilir. (şekil-4) Günümüzde bu işlem yaygın olarak bir endoskop ya da mikroskop kullanılarak küçük cerrahi kesiler ile yapılabilmektedir.

Diskektomi lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta ameliyat masasına yüzüstü yatırılır ve hastaya çömelme pozisyonuna benzer bir pozisyon verilir. Fıtıklaşmış diskin üzerindeki cilde küçük bir kesi yapılır. Daha sonra omurga üzerindeki kaslar kemikten ayrılarak kenara çekilir. Cerrahın sıkışan siniri görebilmesi için küçük bir miktar kemik çıkarılabilir.

Fıtıklaşmış disk ve diğer kopmuş parçalar sinirin üzerinde hiçbir baskı kalmayacak şekilde çıkarılır. Sinirin herhangi bir baskıya maruz kalmayacağından emin olmak için mevcut olabilen kemik çıkıntılar (osteofitler) de çıkarılır. Bu işlemde genelde çok az miktarda kanama ile karşılaşılır.

Bel fıtığında acil cerrahi müdahale ne zaman gereklidir?

Çok nadir olarak büyük bir disk hernisi, mesane ve bağırsakları kontrol eden sinirlere baskı yaparak mesane ve bağırsak kontrolünün kaybına sebep olabilir. Bu genelde kasık ve de genital bölgenin uyuşması ve karıncalanması ile birliktedir. Bu durum acil disk hernisi ameliyatı gerektiren nadir durumlardan biridir ve böyle bir durumla karşılaşırsanız derhal doktorunuzu arayınız.

 

Paylaşın

Behçet Hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kronik bir hastalık olan Behçet Hastalığı, bir damar hastalığıdır. Damarların iltihabıdır yani bir vaskülittir. İlk defa 1937 yılında Hulusi Behçet tarafından teşhis edilmiş, bu nedenle uluslararası tıp camiasında Behçet Hastalığı olarak adlandırılmıştır.

Hastalık; özellikle deri altı, göz, beyindeki kan damarlarının iltihaplanmasına yol açan, sebebi bilinmeyen. nadir görülen, bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalıktır. Hastalık, bulaşıcı değildir. Her ne kadar hastalığın kalıtımsal olduğuna dair şüpheler olda da bu sav ispatlanmış değildir. İki kardeşten biri Behçet hastası iken diğeri gayet sağlıklı olabilir.

Nedeni;

Hastalığın tanımlanmış kesin bir nedeni yoktur. Genetik faktörler, virüsler ve çevresel faktörler suçlanmaktadır. Behçet hastalığında vücudun kendi dokularına karşı açmış olduğu bir savaş söz konusudur.

Belirtileri;

Behçet hastalığının ilk aşamalarında birbiri ile ilgisiz görülebilecek çok sayıda belirti ve semptomlar görülebilir. Behçet hastalığı belirtileri kişiden kişiye değişir, zamanla şiddetlenerek alevlenebilir veya daha az şiddetli hale gelerek yatışabilir.

Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları vücudun hangi bölümlerini etkilendiğine bağlı değişiklik gösterir. Bu belirti ve semptomlar arasında ağız yaraları, göz iltihabı, deri döküntüleri ve lezyonları ve genital yaralar mevcuttur. Behçet hastalığının ilerleyen komplikasyonları görülen belirti ve semptomlara bağlıdır.

Behçet hastalığından yaygın olarak etkilenen alanlar arasında öncelikle ağız gelir. Behçet hastalığının en yaygın belirtisi olarak ağız içinde ve çevresinde kanser yaralarına benzeyen ağrılı ağız yaraları ortaya çıkar. Küçük, ağrı yapan kabarık lezyonlar kısa sürede ağrılı ülserler halini alır. Yaralar genellikle bir ila üç hafta içinde iyileşir, ancak bu belirti sıklıkla tekrarlar.

Behçet hastalığından muzdarip bireylerin bir kısmının vücutlarında sivilce benzeri yaralar gelişir. Diğer vakalarda ise özellikle alt bacaklarda olmak üzere ciltte kızarık, kabarmış ve yüksek hassasiyete sahip nodüller, yani normal olmayan doku büyümeleri gelişir.

Üreme organlarında, yani skrotum veya vulvada kırmızı ve açık yaralar oluşabilir. Bu yaralar genellikle ağrılıdır ve iyileştikten sonra geride yara izi bırakabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerin gözlerinde iltihaplanma görülür. Bu iltihaplanma üç tabakadan meydana gelen gözün ortasındaki uvea tabakasında meydana gelir ve üveit olarak isimlendirilir.

Bu durum her iki gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeye neden olur. Behçet hastalığı olan kişilerde bu durum zaman içinde alevlenebilir veya yatışabilir.

Tedavi edilmemiş üveit, zamanla görmede azalmaya veya körlüğe neden olabilir. Gözünde Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları olan kişilerin düzenli olarak bir göz doktorunu ziyaret etmeleri gerekir.  Uygun tedavi bu belirtinin komplikasyon ortaya çıkarmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerde eklem şişmesi ve ağrıları genellikle dizleri etkiler. Bazı vakalarda ayak bilekleri, dirsekler veya kol bilekleri de etkilenebilir. Belirti ve semptomlar bir ila üç hafta süreyle etkisini devam ettirebilir ve kendiliklerinden düzelirler.

Damarlarda bir kan pıhtısı ortaya çıktığında oluşan iltihaplanma, kollarda veya bacaklarda kızarıklığa, ağrıya, ve şişmeye neden olabilir. Büyük atar ve toplar damarlarda meydana gelen iltihaplanma ise ayrıca anevrizma, damar daralması veya tıkanması gibi komplikasyonlara yol açabilir.

Behçet hastalığının sindirim sistemi üzerindeki etkisi karın ağrısı, ishal ve kanama gibi çeşitli belirti ve semptomlar şeklinde görülebilir.

Behçet hastalığından dolayı beyinde ve sinir sisteminde meydana gelen iltihaplanma ateşe baş ağrısına, baş dönmesine, denge kaybına veya felce neden olabilir.

Behçet hastalığına işaret edebilecek olağandışı belirtiler ve semptomlar fark eden bireyler mutlaka doktordan randevu almalıdır. Behçet hastalığı teşhisi konulmuş bireyler de yeni belirtiler ve semptomlar fark ederlerse yine doktorlarına başvurmalıdır.

Tanısı;

Behçet hastalığı tanısı büyük oranda klinik bulgulara göre konur. Hastalığa özgü bir test yoktur. Paterji testi tanıda yardımcı olan bir testtir.

Tedavisi;

Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmemesi nedeni ile özel bir tedavisi yoktur. Ağız aftları için antiseptikli gargaralar ve kortizonlu kremler kullanılır. Behçet hastalığında göz, sinir sistemi ve sindirim sistemi tutulumu varsa kortizon içeren ilaçlar yaygın olarak kullanılır. Kolşisin ve kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar Behçet hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Hastalık alevlenmeler ve yatışma dönemleri şeklinde seyretmektedir. Tedavinin süresi hastalık belirtilerinin yatışmasına bağlıdır. Yaklaşık iki yıllık tedaviyi takiben hastalık bulguları yatışmışsa ilaç tedavisi sonlandırılıp hasta izlenmeye devam edilir. Göz tutulumu varsa tedavi daha uzun sürelidir.

Behçet hastalığında tamamen iyileşen hastalar olduğu gibi çok kronik seyreden ve sık sık alevlenme gösteren hastalar görülmektedir. Behçet hastaları, sıklıkla alternatif tedavi yöntemlerine başvurmaktadır. Ancak kanıtlanmış alternatif tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Standart tıbbi tedaviyi bırakıp alternatif tedaviye yönelmek ciddi riskler içerir. Alternatif tedavide kullanılan bazı maddelerin ilaçlarla etkileşimi vardır.

Behçet hastalığı iş ve okula gitmeye engel değildir. Ancak ilerleyici göz problemi çalışmaya veya okula engel olabilir. Hastalar aktif eklem tutulumları yoksa spor yapabilir. Hastalıkta stresten uzak durmak önemlidir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekir. Genital aftlar cinsel ilişkiye engel olabilir. Ancak behçet hastalığına sahip kadınlar doğum yapabilir.

Siz de yukarıda saydığımız belirtilerden bir yada birkaçını kendinizde görüyorsanız en yakınınızdaki dermatoloji hekimine başvurunuz.

Paylaşın

Bebekte mide çıkışı tıkanıklığı nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Nedeni tam olarak bilinmeyen Bebekte Mide Çıkışı Tıkanıklığı dediğimiz durum sindirilen gıdaların mideden ince bağırsağa geçtiği yerde meydana gelen tıkanma durumudur. Kısaca, midenin çıkış bölgesi olan Pilor’un darlığıdır.

Görülme sıklığının her 1000 canlı doğumun 1 ile 3’ündedir. İlk erkek bebeklerde görülme olasılığı diğer bebeklerden (mesela 2. erkek veya ilk kızdan) 4 kat daha fazla olduğu istatistiksel olarak saptanmıştır.

Pilor darlığı (Pilor stenozu, Kısaca PS) Süt çocukluğu döneminin nadir ama önemli bir kusma nedenidir. Her kusan bebekte pilor stenozu çıkmaz ama gün geçtikçe artan kusmalarda pilor stenozu düşünmek gerekir. Pilor darlığı ile doğan bir bebek hayatının ilk günlerinde normal bir görünüme sahiptir; iyi beslenir, kusması her bebek kadar veya biraz daha fazla reflü kusması şeklindedir. Zamanla kusmalar giderek artar, basınçlı ve fışkırır tarzda olmaya başlar. Kusmalara bağlı su ve tuz (özellikle potasyum kaybı) ortaya çıkar.

Belirtileri;

Bebekte görülen ilk belirtiler yediğini yemeği çıkarma, kusma ile birlikte nadiren kan da görülmektedir. Kusma normal olarak beslenme esnasında veya beslenmeden kısa bir süre sonra meydana gelmektedir. Fakat saatler sonra da bu kusma meydana gelebilir. Kusma durumundan sonra bebek yeniden kendini aç hissedebilir ve yemek ister. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebek bağırsaklarından çok az yiyecek geçtiği için çok az dışkılama yapar.

Belirli bir süre sonra bebek zayıflamaya başlar, su kaybı görülür. Bebeğin gözleri içerisine çökmeye başlar, yanaklarda kırışıklıklar meydana gelir. Bu görünümle beraber bebek yaşlı bir insan gibi görünmeye başlar. Mide çıkışında tıkanma yaşayan bebek rahatsız görülebilir ancak çok büyük acı çekiyormuş gibi de gözükmez.

Teşhis ve tedavisi;

Mide çıkışı tıkanması durumunda doktor öncelikle fiziksel muayene yapacaktır. Karın bölgesinde yapılan muayene ile mide kapısında bir sorun olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhisi yapılır. Doktor muayenesinde böyle bir bulguya rastlamaz ise ultrasonografik muayene gerekebilir. Mide çıkışı tıkanması ile dünyaya gelmiş bir bebek, damardan sıvı gıda verildikten kısa bir süre sonra mutlaka ameliyata alınmalıdır.

Ameliyatı ve sonrası;

Mide çıkışı tıkanması ameliyatı bebeğe damardan beslenme yapıldıktan sonra uygulanır. Ameliyattan ortalama 6 saat sonra bebek ağızdan yemeğe başlayacaktır. Doktorun da takibi ile verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Bebeklerin çoğu ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilmektedir. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebeğin sağlığına kavuşma süresi teşhisin erken yapılması ve bebeğin genel durumuna bağlı olarak değişim gösterebilmektedir. Fakat genel olarak bu iyileşme süreci oldukça hızlı olmaktadır.

 

Paylaşın

Bebek beslenmesi, temel bilgiler, öneriler

Bebeğin doğumdan sonraki ilk bir sene büyümenin en hızlı olduğu zamanlardır. Büyümenin hızlı olduğu bebeklik döneminde beslenme ayrı bir önem taşır. Bu dönemde bebeğinize vereceğiniz en doğru besinler bebeğinizi bir kalkan gibi sararak bağışıklığının güçlenmesini sağladığı gibi sonraki dönemler içinde içinde önemlidir.

İlk 6 ayında bebeğinizi sadece anne sütü ile besleyiniz. Bebeğinize 6. ayından önce, hastalık döneminde bile su, bitki çayı ve meyve suyu vermeyiniz. Yaygın bazı yanlış inanış ve bilgiler yüzünden bebeğe doğar doğmaz şekerli su içirilir. Bu, bebeğin açlık duygusunu yok edip, emmesini engeller.

Özellikle doğumdan hemen sonra salgılanan ilk sütün bebeğe verilmesi çok önemlidir. Doğumdan itibaren 30 dakika içerisinde bebeğinizi emzirmeye başlayınız. İlk 4-6 hafta boyunca günde 8-12 kez emzirmelisiniz.

Bebek ağladıkça ve istedikçe emzirilmelidir. Beslenme süresi bebekten bebeğe farklılık gösterebilir, ancak emzirme döneminin başlarında bebeğinizi her istediğinde ve istediği süre kadar emzirmeye çalışınız. Uygun emzirme tekniği bebeğinizi ve sizi rahatlatacak ve, sütünüzün verimliliğini arttıracaktır.

Anne sütü almakta olan çocuklara emzik ve sakinleştirici araçlar verilmemeli, anne ve bebeğin aynı odada kalması sağlanmalıdır. Bebeğinizden ayrı kaldığınız durumlarda, kendi sütünüz ile nasıl besleyeceğinizi ve bunun devamlılığını nasıl sağlayacağınızı doktorunuza danışınız.

Bebeğinize neden anne sütü vermelisiniz?

Bebeğinizin uygun beslenmeye, şefkate, psikolojik uyarılara ve enfeksiyonlara karşı korunmaya ihtiyacı vardır. Anne sütü, bebeğinize ilk 6 ay içinde tek başına yeterli olan, onun normal gelişmesine yeten besin öğelerini içeren, yeni doğan ve süt çocukları için en uygun ve doğal tek besindir. Anne sütü, bebeğinizin fizyolojik ve psikososyal gereksinimlerini ilk 6 ay içinde tek başına karşılar. Çocuğunuzun gelişimi normal olduğu sürece 6. ayından sonra ek gıdalara başlamak şartıyla onu emzirmeye 2 yıl devam edebilirsiniz. Bebeğinizin kilo artışının ideal olması (haftada 115-225 gr ağırlık kazanması, vücut ağırlığındaki kaybın %8 den az olması), yeterli idrar ve dışkı çıkarması, cildinin normal görünümde olması anne sütünüzün yeterli olduğunun göstergesidir. Eğer ikiz, üçüz bebekleriniz varsa, sütünüzün miktarında da bebeklerinizi beslemeye yetecek kadar artış olacaktır.

Anne sütünün bebeğinize yararları nelerdir?

  • Her zaman steril ve ısı ayarlıdır,
  • Enfeksiyonu önler (kulak iltihabı, ishal, solunum sistemi, menenjit, idrar yolu, apandisit),
  • Ani bebek ölümü riski azalır,
  • Sindirimi kolaydır, yemek borusu ve mide duvarında oluşabilecek yara riski azalır,
  • Solunum yolu hastalıkları, alerji ve obesite (şişmanlık) daha az görülür,
  • Çene ve diş gelişiminde rolü vardır,
  • Küçük yaşlarda yeterli anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, diabet,kronik karaciğer hastalığı,crohn hastalığı, çölyak ve kalp hastalığı riski azalır,
  • Bebeğin rutin aşılara antikor yanıtı daha iyi olur.
  • Görmedeki netlik gelişmesi artar,
  • Bebeğin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur.

Emzirmenin anneye yararları nelerdir?

  • Anne sütü ucuzdur,
  • Hazırlama sorunu yoktur
  • Anne ile bebek arasındaki duygusal bağı geliştirir
  • Anneyi göğüs, over (yumurtalık) ve uterus (rahim) kanserine, kemik erimesine karşı korur
  • Rahmin iyileşmesini hızlandırır
  • Anemiyi ( kansızlığı) önler
  • Altı ay veya daha uzun süre emziren anneler de doğum sonrası kilo kaybı, yağ dokusu kaybı ve deri altı kıvrım kalınlığındaki azalma çocuklarını mama ile besleyenlere göre daha belirgindir.

Emzirme döneminde nelere dikkat etmelisiniz?

Emzirme döneminde beslenmenizi uygun ve yeterli olacak şekilde ayarlamaya dikkat ediniz. Bol sıvı tüketmeye dikkat ediniz. Günde en az 12 bardak olacak şekilde; süt, ayran, az şekerli limonata, komposto veya taze meyve suları içilebilir. Çay ve kahve tercih edilmemelidir. Dinlenmeye özen gösterip, sakin ve dinlendirici ortamları tercih ediniz. Doğru beslenmeniz için mutlaka bir “Beslenme ve Diyet Uzmanı”ndan yardım alınız. Sütünüzün miktarı ve kalitesi, yeterli ve dengeli beslenme bilginizle doğru orantılıdır. Bebeğinizden ayrı kaldığınız zamanlarda, bebeğinizi emziriyormuş gibi gündüz 2-3 saatte bir, geceleri de 1-2 kez sütünüzü pompa ile boşaltarak biriktirip (anne sütü 6 saat oda ısısında, 24 saat buzdolabında ve 6 ay derin dondurucuda bekletilebilir) bebeğinizi kendi sütünüzle besleyebilirsiniz.

Emzirme dönemindeki özel durumlar nelerdir?

Emzirmenizi engelleyecek veya ara vermenize neden olacak, sizden veya bebeğinizden kaynaklı özel durumlar söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, hemen süt vermeyi kesmeniz sakıncalı olacaktır. En doğru çözüm, aşağıda listelenmiş bazı durumlarla karşılaştığınızda, acil olarak doktorunuzu arayıp emzirme işlemine devam edip etmeyeceğinizi sormanızdır.

Emzirme döneminde anne ile ilgili özel durumlar;

  • Sezeryanla doğum
  • Anne ve bebeğin ayrı kaldığı durumlarda
  • Bazı ilaçların kullanımı sırasında
  • Meme apseleri
  • Aktif tüberküloz (solunum yoluyla hastalığın bulaşacağı dönem) döneminde anne bebekten uzak tutulur, ancak sağılmış anne sütü bebeğe verilebilir
  • Kabakulak
  • Hepatit B: Bebeğe hepatit B immünglobulin ve hepatit B aşısının ilk dozu verildikten sonra anne sütü ile beslemeye devam edilebilir
  • HIV (AIDS) :Virüs pastörizasyonla ortadan kalktığından anne sütü pastörize edilerek kullanılabilir
  • Wilson hastalığı ( D-penisilamin kullanılıyorsa)
  • Ağır psikiyatrik bozukluklar
  • Radyoaktif ajanlarla karşılaşma
  • Meme kanseri

Emzirme döneminde bebek ile ilgili özel durumlar;

  • Yarık damak,yarık dudak
  • Prematür
  • Pamukçuk
  • Doğumda ağzında diş olan bebek
  • Bazı doğuştan metabolizma hastalıkları.

Emzirme döneminiz boyunca egzersiz yapabilir misiniz?

Emzirdiğiniz dönemde düzenli olarak orta derece zorluktaki hareketleri içeren egzersiz yapabilirsiniz. Aşırı egzersiz süt tadını değiştirebilir. Bebeğinizin, egzersiz sonrası sütünüzü almaması durumunda, egzersiz sonrası duş alıp, ilk gelen sütü sağıp atarak, sonraki sütü veya egzersiz öncesi sağdığınız sütü bebeğinize veriniz.

Emzirme döneminiz boyunca sigara içmenizin zararları nelerdir?

Nikotin ve türevleri anne sütüne geçer ve bebeğin dolaşımında yoğun miktarda bulunur. Nikotin süt salınımını azaltmaktadır. Bebeğinizin yanında sigara içilmemesi sağlanmalı, eğer içiliyorsa da nikotini azaltılmış çeşitte en az sayıda sigara içilmesi tavsiye edilir. Eğer sigara kullanıyorsanız, bebeğinizi sigara içiminden yeterli bir süre sonra emziriniz ve bebeğinizin kilosunu yakından izleyiniz.

Bebeğinize ek besin vermeye ne zaman başlayabilirsiniz?

Gelişimi normal ve sadece anne sütü ile beslenen bebeğinize 6. ayından itibaren ek besin vermeye başlayabilirsiniz. Bebeğinize vereceğiniz ek besinlerden elde edilen enerji, toplam enerjisinin % 50 sini geçmemelidir. Gluten içeren besinleri ilk 6 ay vermeyiniz, gluten içeren besinleri 6. aydan sonra vermeye başlayabilirsiniz. Yumurta, balık, domates, çilek gibi alerjen olma ihtimali olan besinler ailedeki alerji öyküsüne göre alınmalıdır.

Ek besinlere aşlamanızın iki ana nedeni vardır: Birinci ve gerekli ilk neden, anne sütünüzün artık yeterli olamadığı besin öğelerini aya göre takviye etmektir. İkinci ve önemli diğer neden de bebeğinizi katı ve kıvamlı olduğu kadar değişik tattaki çeşitli besinlere alıştırmak, ileriki yaşlarda daha kolay ve çok yönlü yeme alışkanlığı kazandırmak, sağlıklı, kaliteli bir yaşama hazırlamaktır.

Bebeğinize ek besin vermeye erken başlamanızın sakıncaları nelerdir?

  • Eğer bebeğinize ek besin erken verilmeye başlanılırsa
  • İshalli ve alerjik hastalıklarda artış
  • Anne sütünde azalma
  • Aşırı beslenme
  • Malnütrüsyon (Ayına göre olması gereken kilodan daha düşük kiloya sahip olması) söz konusu olabilir.

Bebeğinize ek besin vermeye geç başlamanızın sakıncaları nelerdir?

  • Eğer bebeğinize ek besin verilmeye geç başlanılırsa
  • Büyüme geriliği
  • İmmünitede ( bağışıklık sistemi ) azalma, ishal ve diğer enfeksiyon hastalıkları
  • Malnütrisyon (Ayına göre olması gereken kilodan daha düşük kiloya sahip
    olması)
  • Mikronutrient ( Vitamin ve Mineral ) eksiklikler söz konusu olabilir.

Bebeğinize ek besin verirken nelere dikkat etmelisiniz?

  • 6-7 ay arasında yumuşak ezme kıvamında ve sıvı besinleri
  • 7-8 ay arasında pütürlü ve püre kıvamında besinleri
  • 8-12 ay arasında püre kıvamında çatalla ezilmiş besinleri
  • 12. aydan itibaren kolay çiğnenebilen tüm yiyecekleri verebilirsiniz.

Ek besinleri birer birer deneyerek, ilk olarak bebeğiniz açken ve az miktarlarda kaşık veya bardakla veriniz. Sabırlı, deneyen ve telaşsız bir tutum içinde olmanız bebeğinizi rahatlatacak, sizin de kolay sonuç almanıza yardımcı olacaktır.

Gıdaları birbiri ile karıştırmak, daima şekerli tadında vermek bebeğinize bir müddet sonra itici gelebilir. Bebeğiniz yeni tatlara alışamaz, ilerde kilo sorunu olan ama tatlıdan vazgeçemeyen çocuğa dönüşebilir.

Bebeğinizin reddettiği, asla tatmak istemediği bir besini bir müddet vermeyip, sonra açken deneyiniz, yine istemezse ısrar etmeyip, 2-3 ay sonra tekrar deneyiniz,

Besin gruplarının hazırlanma ve pişirilme yöntemleri farklı farklıdır. Beslenme ve Diyet uzmanınızdan doğru teknikleri öğreniniz. Ancak, bebeğinize verdiğiniz her besin temiz ve taze olmalı, sık ısıtılmamalıdır.

Pişirilen besinlere tuz ilavesini 12. aya kadar yapmayınız. Bu aylarda çiğneme ve dil hareketleri gelişen çocuk zaten masada aile ile yemeğe oturacağından az tuzlu ve baharatsız ev yemeklerini artık tadabilir. Tuz olarak iyotlu tuz kullanmayınız.

Bebeğinize 18. ayın sonuna kadar kaynatılmış olarak veriniz.

Balın alerji yapma olasılığı olduğundan, ilk 12 ay bebeğinize bal vermeyiniz. Alerji yaptığına inandığınız bir gıda varsa bir müddet yedirmeyip, sonra tekrar gözlemleyerek deneyiniz.

6. ayından itibaren bebeğinize verilecek besinler nelerdir?

Bebeğinize 6. ayından itibaren anne sütünün yanı sıra devam maması (veya inek sütü), yoğurt, meyve suyu, pekmez, ¼ yumurta sarısı verebilirsiniz.

7. ayından itibaren bebeğinize verilecek besinler nelerdir?

Bebeğinize 7. ayından itibaren anne sütü, tam yumurta sarısı, bisküvi, pirinç, pirinç unu, sütlü mama, meyve suyu, yoğurt, dana, tavuk ve balık eti, bitkisel yağlar, sebze püre, sebze çorbası, pekmez, devam mamaları verebilirsiniz.

8. ayından itibaren bebeğinize verilecek besinler nelerdir?

Bebeğinize 8. ayından itibaren anne sütü, kıymalı ve sebzeli iyi ezilmiş ev yemekleri, tam yumurta, pastörize peynir, tahıl ve kuru baklagil ezmeleri, pekmez, süt veya yoğurt, devam mamaları verebilirsiniz.

12. ayından itibaren bebeğinize verilecek besinler nelerdir?

12. ayından itibaren çocuğunuz anne sütünün yanısıra aile sofrasına oturup uygun baharatlarla pişirilmiş yemeklerden yiyebilir.

Kolay ve besleyici çorba tarifleri;

Sebze Çorbası (2 porsiyon)

Enerji: 208 kkal-5,4 gm protein /100 ml

Malzemeler;

1 küçük boy havuç,
1 orta boy patates,
1 orta boy domates,
1 yemek kaşığı mercimek, bulgur veya pirinç,
1 yemek kaşığı zeytinyağı.

Hazırlanışı;

Sebzeler iyice yıkanır, küçük olarak doğranır.1 yemek kaşığı tahıl unu, 1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenerek, pişirilir. Tel süzgeçten geçirilen çorbayı bebeğinize verebilirsiniz. Evde tavuk eti veya dana kıyma ,olduğunda 1 tatlı kaşığı katılabilir. Çocuğa etin kendisinin ezilerek verilmesi besleyicidir. Et suyunun herhangi bir besleyici değeri yoktur. 1 yaşına kadar tuz katılmamalıdır.

Acısız Tarhana Çorbası (2 Porsiyon)

Enerji:136 kkal-2,2 gm protein/100 ml

Malzemeleri;

2 yemek kaşığı kuru tarhana,
1 tatlı kaşığı zeytinyağı,
Değişik sebzeler.

Hazırlanışı;

Bir tencereye 2 yemek kaşığı kuru tarhana konur, az su ile sulandırılır. Üzerine 1 çay bardağı su,1 küçük boy havuç, patates (rendelenmiş) ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip pişirilir.

Paylaşın

Bebek neden ağlar, ne yapmalıyız?

Bebek ağladığında zaman resmen durur, çok yavaş akar. Size bebeğiniz devamlı ağlıyormuş gibi gelir ancak durum tabii ki böyle değildir. Bebeğin en önemli iletişim ve derdini anlatma aracı ağlamaktır. Doğduğu andan itibaren kendini daha iyi ifade etmeyi öğrenene kadar anne-babasına rahatsızlıklarını ve ihtiyaçlarını belli etmek için ağlayacaktır.

Geçmiş araştırmalar, ağlayan bebeklerin anında ve olumlu ilgi ile yaklaşılırsa, kendi haline bırakılanlara oranla, büyüdüklerinde ağlamaya daha az eğilimli olduklarını göstermiştir . Bebeğiniz ağladığında göstereceğiniz yakınlık ile, onunla güven ve ilgiye dayalı, sevgi dolu bir bağın temellerini atarsınız. Hem siz hem de bebeğiniz bu zorlu ağlama dönemini atlatmaya çalışırken arada kurulan derin bağdan yarar göreceksiniz. Bebeğin her ağlayışı aynı değildir, anne-babalar zamanla bebeğin ağlama tarzından neye ihtiyacı olduğunu ve ne istediğini anlamaya başlar.

Bebekler ne kadar ağlar?

Çalışmalar küçük bebeklerin üç aylık olana kadar günde ortalama iki saat kadar ağladığını veya huzursuz olduğunu, 3-6 aylık dönemde ise bu sürenin 1 saat civarına indiğini göstermiştir. Ancak size bebeğiniz devamlı ağlıyormuş gibi gelir.

Tüm bebekler kendilerine özgü bir kişilikle ve farklı huylarla doğarlar. Bu da bebeğinizin nasıl ağladığına etki eder. Bazı bebekler oldukça kısık bir sesle ağlarken bazıları tüm enerjisini ses repertuvarını geliştirmekte kullanır ve doğal olarak biraz ekstradan anne enerjisi gerektirir. Yine de bebeğinizin çığlık atması, onun ihtiyaçlarını anlamanıza yardımcı olacaktır. Bu inatçılık hayatının sonraki kısımlarında ona yardımcı olacak bir özelliktir.

Bebekler şımarır mı?

Etrafınızda itiraz edenler, kucağa alışır diyenler olsa bile eğer istiyorsanız bebeğinizi kucaklayın. Bu bebeğinizi şımartmaz. Kendi içgüdülerinizi takip edin ve aldığınız tüm tavsiyelerden en akıllıca olanını seçin. Unutmayın, bebeğinizin dilinden doğal olarak yalnızca siz anlarsınız ve onun için en iyisini siz bilirsiniz.

Ağlama nedenleri;

Uyku;

Bebekler uykusu geldiği zaman ne yapması gerektiğini henüz bilmediğinden, uykuya dalmakta zorlanır. Sözel olarak kendilerini ifade edemedikleri için de ağlayarak tepki verirler. Bebeklerde ağlayarak uyanma sorunu için yapılabilecek tek şey, onun kolay bir şekilde uykuya dalmasına yardımcı olmaktır. Huzurlu ve kesintisiz bir uyku demek aynı zamanda pişiksiz olmayı da gerektirir. Bebeğinizin özellikle geceleri uykuda huzurla uzun saatler geçirebilmesi için, pişiğe karşı önleminizi önceden almalısınız.

Kirlenmiş bebek bezi;

Bebeğiniz, uykusunu almasına ve karnını doyurmasına rağmen sürekli ağlama devam ediyorsa altını kontrol etmelisiniz. Çünkü bebeğinizin bezi uzun süre kirli kaldığında cildi tahriş olur ve pişik sorunu başlar. Yeni doğan bebekler çok sık beslendiği için, bezlerini de sık sık kirletirler. Bu sebeple pişik olma olasılığı da artar. Siz bebeğinizin hassas cildini her bez öncesi nemlendirerek, yardımcı olabilirsiniz. Özellikle ilk aylarda yeni doğan bebekler çok sık beslenip altını kirlettiği için, her beslenme öncesi ya da sonrasında bebeğinizin altını kuru ve temiz tutmaya özen göstermelisiniz.

Gaz sancısı;

Ah o gaz sancıları! Eğer bebeğiniz ağlarken bacaklarını karnına doğru çekiyorsa, gaz sancısı çekiyor olabilir. Kolik olarak adlandırılan bu gaza bağlı ağlama krizleri, bebeğin emerken hava yutmasından ya da sizin gaz yapan yiyecekler tüketmenizden de kaynaklanabilir.

Kaka yapamama;

Bebeğiniz normal süresinde kakasını yapamadıysa şişlik hisseder ve bu şişlik ona ağrı verir. Bu durumda bacaklarını hafifçe dizlerden kırarak, ileri – geri jimnastiği yaptırabilirsiniz. Bunun haricinde karnına dairesel hareketlerle hafifçe masaj uygulayabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaştığınızda çok geçmeden hekiminize başvurunuz.

Kucağa gelme isteği;

Bebekler doğduktan sonra da anne karnındaki güvenli ve sıkışık yaşamı ister. Ayrıca yüzünüzü ve sıcaklığınızı hissetmek, kalp atışlarınıza yakın olmak ona güven duygusu verir. Birçok kişi bebeği kucaklamanın “kucağa alıştırmak” olduğunu ileri sürse de anneye ve babaya ihtiyaç duyan bir bebeğin kucakta olmayı istemesi çok doğaldır. O nedenle kucağa almak bebeğe kendini güvende hissettirir.

Ortam sıcaklığı;

Özellikle yeni doğan bebekler sıkıca sarmalanmaktan hoşlanır ama ortam çok sıcaksa, bazen bu sıcaklık onları bunaltabilir. Uzmanlara göre anneler ortam sıcaklığına karşı nasıl bir duyarlılığa sahiplerse, bebekleri için de aynı sıcaklığın yeterli olacağını bilmeliler.

Dış faktörler;

Bebeğinizin dış dünyaya uyum sağlaması tahmin ettiğinizden daha zordur. Fazla ışık, gürültülü ortam, kucaktan kucağa dolaşmak, karanlık, ağır kokular bebeğinizi rahatsız eder. İlgi çekme isteği Kimi bebekler yalnızlıktan pek hoşlanmaz ve çareyi ağlamakta bulur. Böyle durumlarda bebeğinizi hayatınıza daha fazla dahil etmeye çalışabilirsiniz.

Diş çıkarma;

Bebeklerde ağlama sorunu diş çıkarma dönemlerinde de baş gösterir. Bebeğinizin diş çıkardığını anlamak için diş etlerinde şişlik ya da beyazlık görmeniz yeterlidir. Diş etlerini rahatlatacak dişlikler ve dondurulmuş kalın sebzeler ile bu acısını dindirmeye yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca bu süreçte salya akıntısı artacağından dudak ve çevresinde kuruma, tahriş görülebilir. Bu durumda bebeklere özel dudak kremlerinden kullanabilirsiniz.

Kolik;

Akşam yemeği saati ve bebeğiniz aniden ağlamaya başladı. Tanıdığınız bir ağlama değil, amansız bir çığlık ve hiçbir şekilde onu susturamıyorsunuz. Ağlaması o kadar güçlü ve ısrarlı ki yüzü kızarıyor, vücudu bir top şeklini alıyor. Bu ağlama nöbetleri günün düzenli parçaları haline geliyorsa, muhtemelen bebeğinizin kolik şikayeti vardır . Bebeğin 20 günlük ile 3 aylık görülen kolik sancılarına neyin sebep olduğu ve kesin tedavisi bilinmemektedir. Üç ayın sonunda kendiliğinden geçecek bu sancı süresince sakin ve sabırlı olmaya çalışın.

Küçük bebekleri yatıştırmak için birkaç basit öneri:

  • Emzik ve biberon işe yarar, ancak bebeğinizin onu saatlerce emmesine izin vermeyin. Emzik ve biberonun tatlıya batırılması ve tatlı içeceklerle kullanılması diş çürüklerine neden olabilir .
  • Şarkı söyleyin ve onunla dans etmeyi deneyin. Radyo veya teypten gelen dinlendirici bir müzik işe yarayabilir .Tabi o çıngırak gibi gürültü çıkarabileceği bir oyuncağı da tercih edebilir. Seyredebileceği renkli ve hareketli birşeyler hoşuna gidecektir .
  • Kanguruda sizinle temas edebilecek şekilde tutun. Onunla yürüyüş yapın veya dans edin. Onu kollarınızda veya ayaklarınızda hafifçe sallayarak uyutmayı deneyin.
  • Onu arabanızla veya kendi bebek arabasıyla dışarı gezmeye çıkarın. Özellikle geceleri çok etkili bir yöntemdir. Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir . Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlaması sinirlerinizi yıpratabilir.

Ne zaman endişelenmeliyiz?

Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir. Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlayan bir çocukla uğraşmaktan sinirleriniz yıpranabilir . Bebeğinin ağlamasından, her anne baba farklı şekillerde etkilenirler .Bazı anne babalar endişelenip, çocuklarının ağlamasından kendilerini sorumlu tutarlar.Diğerleri bu gürültüden ve bölünen gecelerden rahatsız olurlar. Kendilerini kaybetme noktasına gelenler, eğer susmazsa çocuğu fiziksel olarak cezalandırmakla tehdit ederler. Böyle bir davranış, bebek tarafindan kolayca algılanır ve çok daha fazla ağlamasına neden olur.

Eğer çocuğunuzun ağlaması sizi çok kötü etkiliyor ve onu hırpalayabileceğinizi hissediyorsanız, bunu bir yakınınızla veya doktorunuzla tartışın. Yeni anne baba olmak zordur, bu nedenle sıkıntınızı tartışmak sizi rahatlatacaktır. Kendinize de bir miktar zaman ayırmayı unutmayın ve arada sırada bebeğiniz yanınızda olmadan da dışarı çıkmayı deneyin.

Paylaşın

Baş Ağrısı neden olur, ne yapmalıyım?

Birçok kişiyi korkutan ‘Baş Ağrısı’nı Uluslararası Baş ağrısı Derneği, 14 ana grup ve yüzlerce alt grup olarak sınıflandırmıştır. Baş ağrısı şikâyeti olanların oranı toplumda yüzde 90’lara ulaşır. Tüm baş ağrılarının yüzde 90’ını ise migren ve gerilim tipi baş ağrıları oluşturur.

Yapılan çalışmalar aile hekimlerine başvuran 10 kişiden birinin baş ağrısı şikayeti nedeniyle geldiğini göstermiştir. Ayrıca nörolojiye yapılan her 3 sevkten 1 tanesi de baş ağrısı nedeniyle gerçekleşmektedir.

Kaç tip baş ağrısı vardır?

  • Baş ağrısına neden olan birçok hastalık vardır. Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipi; gerilim tipi baş ağrısı denilen sinir, stres ve kaygıların neden olduğu baş ağrısıdır. Bu tip baş ağrısı, genelde başın etrafını saran bir ağrı olarak algılanır. Gerilim tipi baş ağrısı öğleden sonraları sık görülür ve başlangıçta ağrı kesicilere yanıt vermesine karşın sonraları yanıtsız hale gelebilir. Uzun sure ağrı kesici alan hastalarda, ağrı kesicilere bağlımide ve börek hastalıkları görülebilir. Bu nedenle bu tip baş ağrısının ağrı kesicilerden çok özgül tedavi yaklaşımları ile tedavi edilmesi önerilir. Bu tedavi yaklaşımları gerilim ve kaygıyı azaltacak ilaçlar, rahatlama egzersizleri ve psikoterapilerden birini içerebilir.
  • Bir diğer sık baş ağrısı nedeni ise migrendir. Migren de toplumda oldukça sık görülen bir hastalıktır. Genelde tek taraflı ve zonklayıcı ağrıya neden olur. Birlikte bulantı ve kusma görülebilir. Migren ağrısı çok şiddetli olabilir ve bu nedenle kişinin okul ve iş performansında ciddi düşmelere neden olur. Migrenin tedavisinde triptan denilen özel ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak kişide sık ataklar görülüyorsa, bu ataklara bağlı iş, okul ve aile hayatında sorunlar ortaya çıkıyorsa özel migren ilaçlarından faydalanılabilir. Bu ilaçlar beta-blokör denilen tansiyon ilaçları ve epilepsi ilaçları denilen anti-epileptiklerdir.
  • Sık görülen bir diğer migren tipi adetle ilişkili migrendir. Bazı kadınlarda her adet döneminde tekrarlayan migren atakları olur. Bu tip atakların tedavisinde de önleyici tedavi yaklaşımları uygulanabilir. Örneğin migren ilaçları sadece adet döneminde kullanılarak adete bağlı ağrılar önlenebilir.
  • Üçüncü sık görülen baş ağrısı tipi de nevraljilerdir. Bu tip ağrılar genelde elektrik çakması gibi algılanan kısa süreli ama çok şiddetli ağrılardır. En sık görüleni yüzde görülen trigeminal nevraljidir. Kişi yüzünde çok kısa süren ama çok rahatsız edici elektriklenmeler hisseder. Bu tip ağrıların tedavisinde ilk seçenek epilepsi ilaçlarıdır. Ancak bu tedaviden fayda görülmezse ilgili sinirin bokajı yoluna gidilebilir. Sinir blokajında ağrıya neden olan sinire lokal anestezik verilerek uyuşturulur. Böylece ağrıda uzun süreli kesilme sağlanabilir.

Baş ağrısı sebepleri nelerdir?

Baş ağrısının nedenleri nelerdir sorusuna verilecek cevap baş ağrısının tipine göre değişmektedir. Örneğin; primer tipi baş ağrılarında, genetik olarak yatkın kişilerde, çevresel faktörler beyinde bir aktivasyon yaratırlar. Bu aktivasyon, beyin damarlarında genişleme yapar ve kimyasal maddeler açığa çıkar. Bunlar sinirleri uyararak ağrıya neden olur.

Sekonder tip baş ağrılarının altında ise çok farklı  nedenler olabilir. Örneğin enfeksiyonlar (sinüs, kulak, beyin zarı iltihapları), kan damarlarındaki hasarlar (anevrizma, malformasyonlar, damar tıkanıklıkları),tümörler, hipertansiyon bu nedenlerden sadece birkaç tanesidir. Bu nedenle sekonder tip baş ağrılarının sebebinin belirlenmesi hayati önem taşır. Ayrıca kadınlarda adet sırasında baş ağrısı görülebilir. Bunun haricinde stres de önemli bir tetikleyici faktördür.

Sürekli baş ağrıları neden olur?

Sürekli ağrılarda sekonder bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Daha önce periyodik gelen ağrıları olan hastalarda ağrılar süreklilik kazanmışsa hastanın çok sayıda ağrı kesici ilaç kullanmış olabileceği ya da altta psikolojik nedenlerin yatıyor olduğu olasılığı düşünülmelidir.

Baş ağrısı için sürekli ağrı kesici  kullanmak doğru mu?

Ağrı kesiciler genelde masum ilaçlar olarak kabul edilir. Ama böbrek, mide gibi organlar üzerinde geri dönüşsüz hasarlar bırakabilirler. Bu nedenle uzun süreli ve düzenli ağrı kesici kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle baş ağrınız için haftada birden fazla ağrı kesici alma ihtiyacı hissediyorsanız bir nöroloji doktoru ile görüşmeniz gerekir.

Baş ağrısı nasıl geçer?

Baş ağrısı tedavisinde denenecek birçok ilaç bulunmaktadır. Migren tedavisindeki hedef, tetikleyici faktörleri azaltmak, sinir sistemindeki hassasiyeti ve ağrı sırasında ortaya çıkan damar ve damar çevresindeki olayları baskılamaktır. Temel tedavi, koruyucu ve atak tedavisi olmak üzere ikiye ayrılır. Burada hastanın ağrılarının sıklığı tedavi kararında etkilidir. Örneğin; hastanın ağrıları ayda bir iki kez görülüyorsa sadece atak sırasında tedavi önerilir.

Ağrı tedavisinde basit ağrı kesiciler, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar, ergotaminli ilaçlar ve triptanlar kullanılır. Ağrı kesici ilaçlar genelde masum ilaçlar olsa da, sürekli kullanıldıklarında böbrek ve diğer organlar üzerinde geri dönüşümsüz hasarları olabilir. Bu nedenle sürekli kullanımı tavsiye edilmez. Ağrı kesiciler atağın başında alınmalıdır. Koruyucu-önleyici tedavi ise bir ay içinde atak sayısı üçü, dördü geçiyorsa uygulanır. Koruyucu tedavide ilaçlar her gün alınır. Kalp ilaçları, depresyon ilaçları, epilepsi ilaçları bu amaçla kullanılmaktadır. Bu tip ilaçlar, kesinlikle doktora danışılmadan alınmamalıdır.

Bütün bu tedaviler dışında baş ağrılarında kullanılan bir takım alternatif tedavi yöntemleri vardır. Bunlara örnek olarak;

  • Gerilim tipi baş ağrısında biofeedback (geri iletim – gevşeme eğitimi),
  • Migrende akupunktur,
  • Kronik ağrılarda doku masajı, Riboflavin, magnezyum, ‘fever few’ bitkisi içeren ilaçlar verilebilir. Bu tedaviler hastaların bir kısmında yararlı olabilmektedir.
  • Botox son yıllarda baş ağrısı tedavisinde de kullanılmaya başlansa da, sık gelen ve kronik ağrılarda bir tedavi alternatifi olmakla birlikte çok pahalı olması nedeniyle öncelikli olarak kullanılan, pratik bir tedavi değildir.

Baş ağrısını engellemek için bir takım yaşam stili değişiklikleri yapabilirsiniz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Baş ağrısı tetikleyicilerinizi keşfedin, genelde günün hangi saati ve hangi aktiviteleri yaptıktan sonra başınızın daha fazla ağrıdığını hissettiğiniz not edin. Bu aktiviteleri imkanınız varsa azaltın.
  • Alkol tüketiminizi sınırlayın. Alkol özellikle de kırmızı şarap baş ağrısına neden olmaktadır.
  • Nitrat içeren işlenmiş gıdalar, baş ağrısına neden olabilir. Bu gıdalara örnek olarak çikolata, işlenmiş etler verilebilir. Nitratlar vücuttaki kan damarlarına etki ederler. Bu nedenle beyindeki damarlar ile etkileşime girerek baş ağrısına sebep olabileceği düşünülmektedir.
  • Uyku yoksunluğu: Uyku kalitesi ve süresi sağlıklı yaşam için önemli olmasının yanı sıra migren veya baş ağrısı ataklarından korunmak için de önemli bir unsurdur.
  • Duruş bozuklukları: uzun süre bilgisayar ya da cep telefonu kullanımı sonrasında ense kaslarında bir takım yorulmalar ve ağrılar gözlenebilir. Bu gibi durumlarda sık sık pozisyon değiştirmek ağrı duymayı engelleyebilir.
  • Açlık bir baş ağrısı tetikleyici olduğundan dolayı öğünleri atlamamak baş ağrısından korunmak için önemlidir.
  • Stres: Bazı baş ağrı çeşitleri stres ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle yaşamınızda stresle başa çıkmak hem baş ağrılarınızın kontrolü hem de yaşam kalitenizi artırmanız açısından çok önemlidir.

Başı ağrıyan hasta ne zaman mutlaka doktora başvurmalı?

  • Ağrı sürekli ve artan şiddette ise
  • İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,
  • Daha önce mevcut olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse, tedaviye cevap vermiyorsa,
  • Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa ve ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak, cinsel ilişki) ortaya çıkmış ve şiddetini arttırmışsa mutlaka doktora gitmek gerekir.
Paylaşın

Ton balığı diyeti nedir, nasıl yapılır?

Yağlı balıklar da omega-3 yağ asitlerinde daha yüksektir. Bu yağ asitleri vücudunuzun ve beyninizin en iyi şekilde çalışması için çok önemlidir ve birçok hastalık riskinin azaltılmasıyla yakından ilişkilidir. Ton Balığı Diyeti, pratik olduğu kadar hızlı kilo vermenize de yardımcı olmaktadır. 

Ton balığı, yüksek kaliteli protein, iyot ve çeşitli vitamin ve mineraller de dahil olmak üzere birçok önemli besin maddelerinde yüksektir. Yağlı balık türleri omega-3 yağ asitleri ve D vitamini de yüksektir.

Örnek menü;

Kahvaltı: Şeker katılmayan çay, 1 dilim yağsız peynir, 1 dilim kepekli ekmek veya tam buğday ekmeği , 1 yumurta

Öğle: 1 adet ton balığı konservesi, Şekersiz çay

Akşam: 1 adet ton balığı konservesi, Haşlanmış brokoli ya da 2-3 tane balıklı yeşillikli salata, şekersiz çay

Birinci hafta için örnek menü;

1. Gün

Kahvaltı: Şekersiz çay ya da şekersiz kahve, yarım greyfurt veya yarım greyfurt suyu, 1 çorba kaşığı fındık ezmesi, 1 dilim kızartılmış ekmek.

Öğle Yemeği: Yarım tabak dolusu ton balığı, 1 dilim kızarmış ekmek, şekersiz çay veya 1 fincan şekersiz kahve.

Akşam Yemeği: Sofrada İstenildiği kadar bir et türünden 2 adet ince dilim (beyaz et olursa her zaman daha iyi olur), 1 kase bezelye, 1 kase pancar veya havuç, 1 adet elma ve 1 küçük kase dondurma.

2. Gün

Kahvaltı: 1 fincan şekersiz çay ya da şekersiz kahve, 1 tane haşlanmış yumurta, 1 dilim kızarmış ekmeğin yanında yarım muz

Öğle Yemeği: Yarım kase ton balığıyla beraber 1 kase köy peyniri ve 5 adet bisküvi

Akşam Yemeği: Yarım kase ton balığının yanında 1 kase brokoli veyahut haşlanmış lahana, 1 kase havuç ya da şalgam, yarım muz, çeyrek porsiyon dondurma

3. Gün

Kahvaltı: Şekersiz çay veyahut 1 fincan şekersiz kahve, kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir, 5 adet bisküvi, 1 tabe elma

Öğle Yemeği: 1 dilim kızarmış ekmek, 1 tane haşlanmış yumurta, 1 fincan şekersiz kahve veyahut çay

Akşam Yemeği: 1 kase ton balığı, 1 küçük kase pancar veya havuç, 1 kase lifli sebze, yarım kase kadar dondurma

İkinci hafta için örnek menü;

Sabah: Kahvaltı öncesi yine bir bardak ılık su ile güne başlıyoruz. Kahvaltıda haşlanmış yumurta beyazı, dereotu, somon fümeyi domates ile yapılmış omlet biçiminde yiyoruz. Şekersiz çay serbest.

Öğle: Meyveli yoğurtla öğleyi geçiriyoruz. Yoğurdun içerisine kivi, ananas, çilek ekleyerek tüketebilirsiniz.

Akşam: Somon balığı veya tavuk/hindi eti ile yapılmış salata ile akşam yemeğimizi yiyoruz.

Paylaşın

Bahar (nezlesi) alerjisi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Halk arasında saman nezlesi olarak da bilinen Bahar (nezlesi) alerjisi; bahar aylarında havadaki polen miktarı ve çeşidinin artması sonucu başta burunda olmak üzere gözlerde, yüzde ve ciltte görülen bazı alerjik belirtilere verilen genel bir alerjik hastalık tanısıdır.

Alerjik reaksiyonlar her yaş grubunda başlayabilir ve alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır. Alerjik reaksiyon, bu reaksiyonu oluşturan alerjenlerin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen maddeler salgılanmasıyla başlar. Salgılanan maddeler on beş dakika içinde maksimum seviyeye ulaşır. Alerji her zaman olabileceği gibi sadece belli mevsimlerde de görülebilir.

En sık görülen alerjenler; toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir. Rinit ise, burun içini döşeyen mukozanın her çeşit iltihabına denir. Eğer bu iltihaba yukarıda sıralanan alerjik faktörler neden olmuşsa buna alerjik rinit denir. Alerjik rinitte en sık görülenler şikayetler, burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı, geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç problemleri sayılabilir.

Nedenleri;

Bahar alerjisi, bağışıklık sistemi tarafından polenlerin zararlı gibi algılanarak bunlara karşı antikor üretilmesi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Böylelikle polenler veya diğer alerjenler bağışıklık sisteminin hafızasında zararlı olarak kaydedilmektedir. Antikor, bağışıklık sisteminde bir kere üretildikten sonra, vücudun aynı polen veya polen grupları ile her karşılaşmasında “histamin” adı verilen madde otomatik olarak üretilmekte ve alerjik hastalık belirtileri ortaya çıkmaktadır. Duyarlı kişi ne kadar çok alerjen ile karşılaşırsa vücudun buna vereceği tepki yani salgılanan histamin miktarı da o kadar fazla olmakta ve bahar alerjisi hastalık belirtileri daha ağır ve uzun süreli geçmektedir.

Çeşitleri;

Bahar mevsimleri süresince atmosferde ve soluduğumuz havada birçok polen çeşidi bulunmaktadır. Bahar alerjisinin etkilediği alan ve organa göre değişik bahar alerjisi çeşitleri gözlenmektedir. Başlıcaları; Saman nezlesi (alerjik nezle=alerjik rinit), alerjik astım, alerjik dermatit (deri alerjileri), alerjik konjuktivit, Besin alerjileridir.

Bahar alerji belirtileri ağırlıklı olarak ilkbahar ve sonbahar mevsimi boyunca görülmekle birlikte yıl boyu polen salabilen bazı allerjenler ve polen dışı ev tozu akarı ve ev hayvanı epiteli alerjisi nedeniyle alerjik rinit yıl boyu da görülebilmektedir. Bu nedenle genel olarak iki gruba ayrılmaktadır.

  • Mevsimsel alerjik Rinit (MAR): Hastada hapşırık, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı ve burun akıntısı özellikle polen mevsiminde görülür. Bu alerji türüne ot, ağaç, çiçek polenleri, küf mantarları gibi dış ortam allerjenleri neden olmaktadır.
  • Perennial alerjik Rinit (PAR): Hastada yıl boyu alerjik bulgular devam eder. Ev tozu akarları, hamam böcekleri ve evcil hayvanların tüylerinin yanısıra polen grubunda sayılan bazı mantar sporları etken olarak kabul edilmektedir.

Belirtileri;

  • Burun tıkanıklığı,
  • Hapşırma nöbetleri,
  • Sulu burun akıntısı,
  • Burun ve gözlerde kaşıntı (aynı zamanda konjuktivit),
  • Sinüslerde baskı ve yüzde ağrı,
  • Gözaltlarının şişmesi ve mavimsi bir renk alması,
  • Koku ve tat duyularında azalma,
  • Çocuk hastalarda sık sık ellerini buruna sürtme ve kaşıma hareketi,
  • Yorgunluk,
  • Algılama güçlüğü,
  • Uyku bozukluğu ,
  • Damakta ve gırtlakta kaşıntı,
  • Öksürük ve baş ağrısı görülebilir.

Haftada 4 günden az ya da 4 haftadan daha kısa süren alerjik rinit semptomlarının olması aralıklı alerjik rinit olarak, haftada 4 günden daha fazla veya 4 haftadan daha fazla süren alerik rinit semptomlarının olması kalıcı alerjik rinit olarak tanımlanır.

Alerjik rinit her yaşta görülebilmekle birlikte en sık başlangıç yaşı çocukluktan erişkin döneme geçildiği yıllar olarak görülmektedir. Alerjik rinitli hastalarda yaklaşık %50 pozitif aile hikayesi vardır. Hem anne hem de babada alerjik rinit olan çocukların %68’i 10 yaşından önce, %85’i de 20 yaşından önce ilk alerji bulgularını vermişlerdir. Alerji bulgularının kaybolması olasılığı %10 civarında olup sadece hastalığın hafif formlarında görülür.

Tedavisi;

Tüm alerjilerde olduğu gibi polen alerjisinde de en doğru tedavi ve korunma şekli alerjenden kaçınmadır, ancak bu her zaman sağlanamamakta ve yeterli olmamaktadır. Alerjenden kaçınma yetersiz kaldığı zamanlarda alerji belirtilerinin şiddetine ve süresine göre ilaç tedavisi gerekmektedir. Her hastanın alerjene verdiği reaksiyon farklı olduğundan ve alerjen yoğunluğu günden güne değişebildiğinden dolayı her hastada farklı farklı tedaviler uygulanmaktadır. Burun akıntısı ve tıkanıklığı fazla olan bir hastaya antihistaminik dediğimiz histamin salınımını engelleyen ilaçlar verilmesi daha uygun olacaktır. Tüm bu tedavilere rağmen hastada şiddetli alerji bulguları devam ediyorsa, kortizonlu bazı ilaçlarda kullanılabilmektedir. En ideali alerji ve İmmünoloji Uzmanları veya Kulak Burun Boğaz Uzmanlarına muayene olarak onların önereceği şekil ve sürece ilaç kullanılmasıdır.

Polenden korunma önlemleri ve alerji ilaçlarına rağmen bazı hastalarda aşırı burun tıkanıklığı görülmekte ve burun konkaları aşırı büyüyüp burundan nefes alınamaz hale gelinmektedir. Bu durumda ise konka denilen burun içi etleri küçültme operasyonları düşünülebilir. Ayrıca Radyofrekans tedavisi ile konkalarda küçültme de uygulanabilmektedir.

Alerjide bir diğer tedavi yöntemi de “Aşı tedavisi” yani “İmmunoterapi” dir. Aşı tedavisinin hem tedavi edici hem de koruyucu özelliği vardır. Aşı tedavisinin ortalama süresi 3-5 yıldır. Aşı tedavisi temel olarak alerjik nezle (rinit), alerjik astım ve arı alerjisi olan hastalara uygulanmaktadır. Deri testi ve kan testi ile gösterilen alerjen maddenin kişide yakınmalara neden olanlara, alerjenden korunma ve ilaç tedavisinden yeterli fayda görmemiş kişilere, kişinin uzun süreli ilaç kullanmak istememesi ve ilaçların yan etkilerini çok görüldüğü kişilere aşı tedavisi uygulanabilir. Tedaviye uyumsuz hastalara, 5 yaşından küçük çocuklara, ağır astımlı hastalara, kanser, bağışıklık sistemi hastalıkları, psikolojik bozukluk, ciddi hipertansiyon ve kalp hastalığı varlığında ise aşı tedavisi önerilmemektedir.

Korunma yolları;

Bahar alerjisinden korunabilmek için önce hangi polenin alerji yaptığının bilinmesi gereklidir. Bunun için alerji testi gereklidir. Polenler coğrafi bölgelere göre değişkenlik gösterir. Sabahtan öğlene kadar polenler en yüksek seviyede bulunur. Yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Bu nedenle :

  • Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde, kuru ve rüzgarlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın.
  • Polen mevsiminde spor için kapalı alanları tercih edin.
  • Siperli şapka kullanın.
  • Göz nezleniz varsa güneş gözlüğü faydalı olabilir.
  • Eve geldiğinizde giysilerinizi değiştirin
  • Uzun kollu elbiseler ve pantolon giyin.
  • Eve geldiğinizde duş alın ve bol su ile yüzünüzü yıkayın.
  • Çok şiddetli bulgularınız varsa evinizde ve aracınızda polen filtresi kullanın.
  • Polen mevsiminde çamaşırlarınızı evde kurutmaya özen gösterin.
  • Polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapı, pencere açmayın.
  • Doktorunuz tarafından reçete edilen ilaçlarınızı düzenli kullanın.
  • Düzenli doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  • Rüzgarlı havalarda dışarıda bulunmamaya çalışın.
  • Toplu taşıma araçlarında açık kapı ve pencere önlerinde durmayın.
  • Çimlerin biçildiği ortamlardan uzak durun.
  • Polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde uygun bir maske kullanabilirsiniz.
  • Sigara içmek şikayetleri çok artırır. Kendiniz sigara içmeyin ve sigara içilen ortamlardan uzak durun
  • Çimenli çiçekli ortamlarda yerde uzanmayın.
Paylaşın

B6 Vitamini nedir, hangi besinlerde bulunur?

Bağışıklık sistemi ve kan seviyelerindeki azalma için önemli olan ışığa ve alkali ortama duyarlı besinlerden aldığımız B6 Vitamini (Piridoksin), protein metabolizmasında koenzim olarak oldukça önemli görevleri bulunan ve nörotransmitterlerin sentezinde görev yapan bir suda çözünen vitamin türüdür. 

Hassas bir vitamin türüdür ve güneş ışığı, yüksek ısı, pişirme, bazik ortam gibi etkenlere maruz kalması halinde kolaylıkla bozularak işlevini yitirebilir. Dolayısıyla özellikle süt ve ürünleri, meyve ve sebzeler gibi taze olarak tüketilebilen kaynaklarının yeterli miktarda alınması, vitamine olan gereksinimin karşılanması açısından oldukça önemlidir.

Faydaları;

  • Enzimlerin sağlıklı bir şekilde salgılanmasını sağlar. 60’dan fazla enzimin çalışması için gereklidir
  • Hücrelerin çoğalmasında, çok önemli bir yeri olduğu için sağlıklı bir gebelik için gerekli bir enzimdir
  • B6 vitamini vücutta normal enerji oluşumun
  • Yorgunluk ve bitkinliğin azaltılmasın
  • Normal homosistenin metabolizmasın
  • Normal kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna ve bağışıklık sisteminin korunmasına katkıda bulunur
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudumuzu hastalıklardan korur
  • Kan üretimine destek vermesi nedeniyle böbreklerin sağlıklı şekilde çalışmasını sağlar
  • Uykusuzluk problemini önler
  • Kas kasılmalarını ve krampları önler
  • Yağ yakımı sürecini hızlandırdığı için kilo verme konusunda yardımcıdır
  • Sinir, stres etkilerini azaltır
  • B6 vitamini beyindeki kimyasal olaylar için de önemlidir

Hangi besinlerde bulunur?

  • Böbrek
  • Karaciğer
  • Beyin
  • Yumurta sarısı
  • Tavuk
  • Balık
  • Süt ve süt ürünleri
  • Bira mayası
  • Muz
  • Avakado
  • Patates
  • Ispanak
  • Bezelye
  • Yulaf

Eksikliğinin belirtileri nelerdir?

B6 vitamininin eksikliği iki farklı durumdan kaynaklanabilir. Bunlardan ilki düzensiz veya dengesiz beslenme, düşük kalorili diyet uygulama ya da B6 vitamini içeriği yüksek olan besinlerin az tüketimi gibi nedenlere bağlı olarak vitaminin vücuda yeteri kadar alınmamasıdır. Diğer neden ise sindirim sistemini ve besin ögelerinin emilimini etkileyen herhangi bir hastalıktan kaynaklı olarak vücuda alınan besinlerden yeterli düzeyde yararlanılamamasıdır. Her iki durumda da ortaya çıkabilen B6 vitamini eksikliği birtakım belirtilerle kendini gösterir. En yaygın belirtiler arasında şunlar yer alır:

  • Kırmızı kan hücrelerinin üretimindeki azalmaya bağlı olarak kansızlık (anemi) gelişimi
  • Sürekli yorgunluk, halsizlik ve enerji düşüklüğü
  • Deri döküntüleri
  • Dudaklarda çatlama, ağız ve dudakların çevresinde kuruluk ve dökülmeler
  • Bağışıklık sisteminin zayıf olması, sık olarak geçirilen enfeksiyon hastalıkları
  • El, ayaklar ve parmaklarda uyuşukluk, karıncalanma hissi
  • Bebeklerde huzursuzluk ve sürekli huysuzluk
  • Hamilelikte görülen sabah bulantılarının aşırılığı
  • Bilinç bulanıklığı, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık gibi bilişsel sorunlar

Söz konusu belirtiler hafif düzeydeki vitamin eksikliklerinde hissedilebilir düzeyde olmayabilir. Vitamin eksikliğinin uzun süre devam etmesi ve tedavi edilmemesi halinde ise belirtiler şiddetlenerek günlük yaşamı etkileyecek boyutlara ulaşabilir. Yukarıdaki belirtilere ek olarak yapılan bazı bilimsel araştırmalarda B6 vitamini eksikliğinin kanser gelişimini kolaylaştırdığı sonucuna varılmıştır. Özellikle mide ve yemek borusu kanserlerinde B6 vitamini eksikliğinin bir tetikleyici faktör olabileceği üzerinde durulmakta olup bu konu hakkındaki bilimsel araştırmalar halen devam ettirilmektedir.

Paylaşın