CA 15-3 nedir, yüksekliği ne anlama gelir?

Kanserli hastalarda hayat kalitesini artırmak erken teşhis ve yeterli mütli-modal tedavi yanında hastaya belli aralıklarla takip ederek lokal nüks veya uzak metastazları erkenden yakalayıp ona göre önlemler almakla mümkündür.

Görülme sıklığı bakımından kadınlarda birinci sırayı alan meme kanseri; erken tanı, yeterli cerrahi, postoperatif radyoterapi, adjuvan kematerapi, hormonoterapi; metastazlı dönemlerinde ise palyatif radyoterapi ve sistemik kemoterapi, kurtarma cerrahileri ile % 60’ın üzerinde şifa elde edilen bir kanser türüdür.

CA 15-3 nedir?

Kanser antijeni 15-3 (CA 15-3), normal göğüs hücreleri tarafından üretilen bir proteindir. Kanserli göğüs tümörleri olan birçok insanda, CA 15-3 ve ilgili kanser antijeninin 27.29’un üretimi artmıştır. CA 15-3 kansere neden olmamakta daha çok tümör hücreleri tarafından saçılmakta, kan dolaşımına girerek kanser seyrini takipte yararlı bir tümör belirtecine dönüşmektedir.

Erken lokalize meme kanseri olan kadınların yaklaşık % 10’u ve metastatik meme kanseri olanların ise % 70’inde CA 15-3 yükselmektedir. CA 15-3 ayrıca sağlıklı kişilerde, kolorektal kanser, akciğer kanseri, siroz, hepatit, ve iyi huylu meme hastalığı gibi kanser, rahatsızlıklar veya hastalıklar olanlarda da yükselebilmektedir. CA 15-3 erken evre meme kanserlerinin çoğunda yükselmeyeceğinden, meme kanseri taramasında kullanılmaz. CA 15-3’ün referans aralığı 30 U / mL’den azdır.

CA 15-3 testi, bir iğne ile yapılan bir kan testidir. Genellikle özel bir laboratuvarda veya hastane laboratuarında yapılır. Özel hazırlık yapmanıza gerek yoktur.

CA 15-3 yüksekliği ne anlama geliyor?

CA15-3 seviyeleri kanserli ve kanserli olmayan koşullarda normalden daha yüksek olabilir. CA15-3, çoğu zaman vücudun diğer bölgelerine yayılmış olan meme kanserinde artmaktadır.

Genel olarak, kandaki CA15-3 seviyesi arttıkça, vücutta daha fazla kanser olasılığını akla getirir. Meme kanseri, kemiklere, karaciğere veya her ikisine yayıldığında, seviyeler en yüksek seviyededir. CA15-3 seviyesi düşerse veya normale dönerse, bu tedavinin olumlu olduğu anlamına gelebilir. Eğer seviyeler zamanla artarsa, kanserin tedaviye iyi yanıt vermediği, hala büyüyeceği veya geri geldiği anlamına gelebilir (tekrarlayan).

CA15-3, akciğer, pankreas, yumurtalık ve prostat kanserinde normalden daha yüksek olabilir, ancak bu seviyeler meme kanseri kadar yüksek değildir.

CA 15-3’ü arttıran kanserli olmayan durumlar arasında endometriozis, pelvik inflamatuar hastalık ve karaciğer hastalığı bulunur. Hamilelik sırasında da artırılabilir. Bu koşullar ile, CA15-3 seviyeleri genellikle sadece çok yüksek gider. Genellikle zaman içinde artmaya devam etmezler.

Paylaşın

CPR (Yaşam Desteği) nedir, nasıl uygulanır?

Bir kişinin kalbinin durması veya nefes alamaması gibi acil durumlarda uygulanan bir prosedür olan CPR (Yaşam Desteği), ‘Cardiyopulmoner Resüsitasyon’un kısaltılmış halidir. ‘Kardiyo’ kalbi, ‘Pulmoner’ akciğerleri, Resüsitasyon ise solunumu veya kan dolaşımı durmuş bir kişiye dışarıdan yapılan destekleyici müdahaleleri ifade eder.

CPR, kalbin ve solunumun aniden durması gibi acil vakalarda uygulanan yöntemlerin bütünüdür. Kalp durması ya da nefes alamama gibi durumlarda en geç 4 dakika içinde CPR’a başlanırsa, hastaların %7’si sorunsuz şekilde hayata geri dönmektedir. İlk 4 dakika içinde genellikle herhangi bir beyin hasarı oluşmamaktadır. Bu sürede CPR’a başlanırsa kalıcı bir hasar olmadan hastayı kurtarma şansı yüksektir. 4-6 dakika arasında beyin hasarı başlar. 6-10 dakika arasında beyinde kalıcı hasarlar oluşabilir. 10 dakikadan sonra ise geri dönüşümsüz şekilde ölümcül hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, herhangi bir kişi fenalaştığında vücut dokularının özellikle de beynin oksijensiz kalmaması için CPR’a en kısa sürede başlanması gerekir.

Kalp durmasından kaynaklanan ölümlerin büyük orandaki sebebi CPR yapılmamasından ve hastaneye zamanında yetişememekten kaynaklanmaktadır. Özellikle bilinçli şekilde yapılan CPR’la hastaların yaşama dönme şansı artmaktadır. İlk yardımın önemini, yaşadığımız veya duyduğumuz olaylardan dolayı biliyoruz. Bu nedenle CPR uygulamalarının detaylarını öğrenmek herhangi bir acil durumda hayat kurtarıcı olabilir.

CPR ne zaman yapılır?

Kardiyak arrest, kalbin durmasıyla birlikte vücuttaki kan dolaşımının kesilmesidir. Genellikle kalp ritminin düzensizlikleri sonucu oluşur. Kardiyak arrest vakalarının %75’i evlerde meydana gelir. Özellikle evde yalnız olan kişilerin böyle bir durumla karşılaşması oldukça ölümcül sonuçlar doğurabilir. Tek başına kardiyak arrest yaşayan kişilerde ölüm oranı yüksektir.

Eğer yakınımızdaki biri fenalaşırsa öncelikle soğukkanlı olmak ve rahatsızlanan kişinin yaşamsal fonksiyonlarını kontrol etmek gerekir. Mantıklı düşünmeli ve panik halinde hareket edilmemelidir. Bu tip olaylarda saniyeler bile çok önemlidir. Ancak, 3-5 saniye mantıklı düşünmek için geçen süre panik halindeki 3-5 dakikadan çok daha kısadır ve hayat kurtarabilir. Hastanın o anki yaşadığı sorun izlenmeli ve anlamaya çalışılmalıdır. Rahatsızlanan hastanın büyük ihtimalle ilk anda bilinci hala açık olacaktır ve hareketleriyle iletişim kurabilecektir. Ne yaşadığı ve neye ihtiyacı olduğu kısa sürede tespit edilmelidir.

Kardiyak Arrest belirtileri nelerdir?

‘Kardiyak arrest’ öncesinde veya sonrasında aşağıdaki belirtilerin bir kısmı veya hepsi görülebilir:

  • Kalp çarpıntısı
  • Bayılma
  • Bayılmadan hemen önce baş dönmesi ve sersemlik hissi
  • Göğüs ağrısı
  • Bulantı ve kusma
  • Bilinç kaybı
  • Nabız alamama, tansiyonun sıfıra düşmesi
  • Anormal nefes alıp verme
  • Solunumun durması

Yukarıda belirtilen sorunların bir kısmı hasta tarafından da fark edilebilir. Ancak baygınlığa kadar geçen süre çok kısa olacaktır. Hastanın kendisi herhangi bir önlem alacak vakti bulamayabilir.

Yakınınızdaki bir kişide kardiyak arrest belirtileri görürseniz sakin kalıp hemen 112 acil servisi aramalısınız. Yetkililere açık adresi bildirip, verilecek talimatlara uymalısınız. Sonrasında yapmanız gereken, ilk yardım uygulamaları için hazırlanmaktır. Hastanın yanında birden fazla kişi varsa zaman kaybetmemek için biri  çevreden yardım çağrısında bulunurken diğeri CPR’a başlamalıdır.

Önemli not: Evdeyseniz ve hastanın yanında tek kişiyseniz dış kapıyı açık bırakmayı unutmayın. Size yardıma gelen kişiler olabilir. Böylece, kapıyı açmak için CPR’ı yarıda bırakmak zorunda kalmazsınız.

Çevrede doktor, hemşire veya herhangi bir sağlık çalışanı varsa onlardan yardım istemelisiniz. Eğer yoksa ambulans ve sağlık ekipleri gelene kadar hastanın hayatta kalabilmesi için CPR’a kesintisiz devam etmelisiniz. Kalbi ve solunumu duran kişiye zamanında ilk yardım uygulanmazsa 10 dakika kadar oksijensiz kalan beyin geri dönüşümsüz şekilde hasar görmeye başlayacaktır. Hasta hayata geri dönse bile vücudunda kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu nedenle en kısa sürede CPR’a başlanmalı ve sağlık ekipleri gelene kadar da durmadan devam edilmelidir.

CPR, en basit şekilde hastanın ağzından hava üflenmesi (suni solunum) ve kalbinin bulunduğu bölgeye el ile baskı uygulanması yöntemi (kalp masajı) olarak açıklanabilir. Kişinin ağzından hava üflenmesiyle akciğerlerine hava gitmesi sağlanırken, göğüs kafesine baskı uygulanması kalbin kan pompalamasını sağlar. Bu sayede öncelikle beyin olmak üzere diğer organlara ve dokulara kan akışı devam edebilir. Eğitimi olan kişiler ‘göğüs kompresyonu + solunum’ şeklinde, eğitimi olmayan kişiler ise sadece “göğüs kompresyonu” şeklinde uygulama yapabilir.

Solunum yolu tıkanıklığı nasıl anlaşılır?

Solunum yolunun kısmi tıkanık olduğu durumda kişi nefes alabilir, öksürebilir ve konuşabilir. Tam tıkanıklık olduğu durumda ise nefes alamaz, konuşamaz, acı çeker ve ellerini refleks olarak boynuna götürür. Tıkanıklığın hangi seviyede olduğu hastanın hareketlerinden anlaşılabilir.

Eğer solunum yolu tıkalıysa, öncelikle tıkanıklığa neden olan maddeler ağızdan ve boğazdan temizlenmelidir. Bu işlem esnasında hasta, omurga kırığı ihtimaline karşı olabildiğince az hareket ettirilmeli ve sağa sola çevrilmemelidir. Temizleme hızlı bir şekilde tamamlanamıyorsa beyne kan gidebilmesi için kalp masajına başlanmalıdır. Son yıllarda dolaşımın solunumdan daha öncelikli olduğuna kanaat getirilmiştir.

Yine de, eğer suni solunum yapılacaksa solunum yolunun temiz ve açık olması gerektiği unutulmamalıdır.

CPR nasıl yapılır?

CPR’ın uygulanması, yetişkinlerde, çocuklarda ve bebeklerde birbirinden biraz farklıdır. Yetişkin bir hastaya CPR şu şekilde uygulanır:

Öncelikle hastaya basit sorular sorarak, cevap verip vermediği kontrol edilir. Şok ihtimaline karşı hastanın omzuna elle vurularak bilinç kontrolü yapılır. Ellerle göz takibi sağlanır. Bunların sonucunda hastadan cevap alınamıyorsa ve kardiyak arrest belirtileri söz konusuysa vakit kaybetmeden CPR’a başlanır.

Eğer çevrede birkaç kişi varsa, CPR’ı uygulayacak kişi diğerlerini yardım çağırmaları için görevlendirebilir. Kurtarıcı tek başınaysa önce 112 acil servisi aramalıdır. Acil servisle görüşürken hastanın yanından ayrılmamalıdır.

İlk yardım uygulayacak kişi öncelikli olarak kendi güvenliğinin, sonra çevre ve hasta güvenliğinin sağlandığından emin olmalıdır.

Hasta düz ve sert bir zemine mümkün olduğu kadar az hareket ettirilerek sırt üstü yatırılır.

Yaşanan olaydan dolayı hastanın boyun veya omurga travması söz konusu olabilir. Bu nedenle çok dikkatli bir şekilde müdahale edilmesi gerekir. Hatta boyun bölümü olabildiğince sabitlenmelidir.

Alt Çene İtme (Jaw Thrust)

Baş Geri Çene Yukarı (Head Tilt Chin Lift)

Solunum yolunun tıkanıklığını kontrol etmek için birkaç teknik vardır. Boyun travması şüphesi varsa, alt çene itme (jaw thrust) manevrası uygulanır. Travma şüphesi yoksa, bir elle hastanın alnı diğer elle de çenesi tutularak başı geriye doğru itilir. Buna da baş geri çene yukarı (head tilt chin lift) manevrası adı verilir. Bu yöntemler sayesinde solunum yolu açılacaktır, hastanın nefes alıp almadığı ve solunum yolunun bir nesne tarafından tıkanıp tıkanmadığı daha kolay bir şekilde kontrol edilebilecektir. Eğer tıkalıysa, öncelikle orada bulunan maddeler temizlenmelidir. Solunum yolunun temizliği, hasta yan çevrilerek daha kolay yapılabilir. Tıkanıklık açıldıktan sonra hastanın yan tarafına geçerek CPR’a başlanabilir. İkinci bir yardımcı varsa, suni solunum için solunum yolu açıklığı manevrasını sağlayıp hastanın baş kısmında hazır olarak beklemelidir.

Kişi nefes almıyorsa ve kalp atışı yoksa, burnu kapatılır ve ağız yoluyla iki saniye boyunca “ilk kurtarıcı nefes” üflenir. Hava geçirgenliği olan bir bez ağız üzerine konularak hijyen sağlanabilir. Ağız yoluyla verilen nefes sayesinde hastanın göğüs kafesinin yukarı doğru hareket etmesi gerekir. Göğüs kafesi hareket etmezse nefes vermeye devam edilmelidir. Güçlü şekilde nefes üflenmesine rağmen hastanın göğüs kafesi hareket etmiyorsa solunum yolunda bir tıkanıklık söz konusu olabilir. Bu tıkanıklığın temizlenmesi gerekir. Temizleme işleminden sonra kurtarıcı, derin nefesler alıp hastanın göğüs kafesi yükselene kadar üflemeye devam etmelidir. Hastanın akciğerlerine en az “dakikada 1 litre” kapasiteyle hava üflenmelidir. Bu hacim, her iki yanağı balon üfler gibi şişirerek sağlanabilir.

Önemli not: Dışarı üflediğimiz havanın tamamı karbondioksit gazı değildir. Bir kişiye verdiğimiz solukta, onun ihtiyacını karşılayacak kadar oksijen vardır.

Hastaya 2 kere nefes verdikten ve göğüs kafesinin hareket ettiğini gördükten sonra kalp masajına başlanabilir. Sternum (iman tahtası veya göğüs kemiği) olarak bilinen bölümün alt ve üst noktaları gözle belirlenir. Hayali olarak iki eşit parçaya ayrılır. Tespit edilen alt bölümün ortasına avuç içinin bilekle birleştiği kısım yerleştirir. Diğer el, hastanın göğüs kafesinin üzerine yerleştirilen elin üzerine koyulur ve altta kalan elin parmakları göğüs kafesine değmeyecek şekilde yukarı kaldırılır. Bunun sebebi, uygulanacak baskının kaburgalara zarar vermesini önlemek ve gücün doğrudan sternuma iletilmesini sağlamaktır. El pozisyonu bozulmadan ve kollar düz tutularak dik bir açıyla omuz ve belden destek alarak kalp masajına başlanır. Bastırma süresi, serbest bırakma süresine eşit olmalıdır. Gevşetme fazında uygulanan baskı tamamen azaltılarak göğsün normal pozisyonuna dönmesine izin verilmelidir. Bunu yaparken el, hastanın cildinden tamamen ayrılacak şekilde kaldırılmamalıdır.

Önemli not: Kalbi çalışan bir hastaya kalp masajı uygulamanın zarar verme olasılığı zayıftır.

Kurtarıcının gövdesi hastanın gövdesine paralel olacak şekilde konumlanmalıdır. Gücü etkili şekilde iletmek için kollar dik bir açıyla tutulmalıdır. Aksi halde kurtarıcı fazla efor sarf ederek hızlı şekilde yorulur. Vücut ağırlığıyla, omuz ve belden de destek alarak hastanın göğüs kafesini en az 5 cm aşağı indirmek için bastırılır ve bırakılır. Baskı 6 cm’den fazla olmamalıdır. Bu şekilde dakikada 100-120 baskı hızıyla, yaklaşık saniyede bir defadan daha hızlı olacak şekilde 30 kere baskı uygulanır. 30 baskı yaklaşık 18 saniye kadar sürmelidir. Kalp masajını sayarken tek basamaklı sayılar arasında “ve” demek suretiyle ritim ayarlanabilir (örneğin: 1 ve 2 ve 3 ve 4 ve 5 ve 6 ve 7 ve …), çift basamaklı sayıların söylenişi daha uzun sürdüğü için bunların arasına “ve” kelimesini eklemeye gerek yoktur (örneğin: … 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30). Sonra hastanın solunum yolu uygun manevra ile açık hale getirilerek tekrar 2 nefes verilir. Hasta kendiliğinden nefes alıp verene veya sağlık ekipleri gelene kadar 2 nefes ve 30 kalp masajı şeklinde CPR’a devam edilir. 2 nefes ve 30 kalp masajı turuna “1 siklus” adı verilir. Her 5 siklus tamamlandığında hastadaki yaşamsal bulgular hızlıca kontrol edilmelidir.

Kurtarıcı tek kişiyse kalp masajı ve suni solunum geçişlerinde hızlı hareket etmelidir. Hastanın yanında iki kişi varsa biri kalp masajı yaparken diğeri akciğerlere hava üfleme (suni solunum) işlemine devam edebilir. Kalp masajı çok yorucu bir işlem olduğu için 2 dakikada bir diğer kişiyle yer değiştirilebilir.

Suni solunum eğitimi olmayan veya herhangi bir nedenle suni solunum yapamayacak durumda olan kişiler yardım gelene kadar sadece kalp masajına devam edilebilirler. Kanda bulunan mevcut oksijen yaşamsal fonksiyonlar için bir süre daha yeterli olacaktır.

CPR’ın ABC’si diye tanımlanan solunum yolu, nefes ve dolaşım sıralaması son yıllarda CAB şeklinde değiştirilmiştir. Önem sırasına göre solunum yolu, nefes, dolaşım olan düzen dolaşım, solunum yolu ve nefes haline dönüşmüştür. Burada en önemli olan kısım kan dolaşımının devamını sağlamaktır. Diğerleri sırayla solunum yolunun açılması (solunum yolu) ve suni solunumun (nefes) yapılmasıdır. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu dünya çapında bu şekilde bir değişiklik uygun görülmüştür.

C = Circulation = Dolaşım
A = Airway = Solunum yolu
B = Breathing = Nefes

Solunum ve kalp atışı geri geldiyse hasta yan tarafına döndürülerek iyileşme (recovery) pozisyonu verilmeli ve yaşamsal fonksiyonları düzenli olarak kontrol edilmelidir.

CPR riskli midir?

CPR uygulamasının ölümcül bir riski yoktur. Aksine, binlerce kişi bu sayede hayata geri dönmektedir. CPR yapılırken göğüs üzerine uygulanan baskı dokulara zarar verebilir ya da kaburga kemiklerini kırabilir. Buna rağmen hastanın hayatta kalabilmesi daha önemlidir. Doğru tekniklerle, hastaya en az şekilde zarar vererek veya hiç zarar vermeden, hayat kurtarmak mümkündür.

Enfeksiyon bulaşması da çok nadir görülmektedir. AIDS gibi hastalıkların bulaştığına dair bir kayıt mevcut değildir. Yine de hastalıkların bulaşması riskine karşı olabildiğince hijyen kurallarına uyulması gerekir.

(Kaynak: sesanltd.com.tr)

Paylaşın

Coğrafik (Harita) Dil nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sık karşılaşılan bir durum olan Coğrafik (Harita) Dil, dilin üstünde, yanlarında, bazen de altında görülür. Dilin üzeri halı gibi bir örtü ile kaplıdır. Bazı yerleri biraz daha çökük bazı yerleri ise tümsekli olabilir. Yapısal bir değişiklik, farklılıktır. Bazı durumlarda şekil değiştirebilir.

Dilin eski yüzeyinin kendini yenilemesi nedeniyle ortaya çıkar. Bazen bu yenilenme sırasında dilin derisinin üst tabakası eşit bir şekilde çıkmaz. Bazı kısımlarda yeni yüzey çok erken ortaya çıkar ve çizik gibi kırmızı ve ağrıyan bir alan oluşur. Kırmızı alanlar ince olduğa için enfekte olarak pamukçuk ortaya çıkabilir. Bu yüzden ağrı hissedilebilir. Pamukçuk çok sık rastlanan bir rahatsızlıktır.

Belirtileri;

Coğrafik dilin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz; birden fazla alanda yamalar, çeşitli şekillerde ve boyutlarda yamalar, beyaz renkte görülen yükseltilmiş kenarlık, belirli zaman içerisinde dilin farklı kısımlarında gelişen, iyileşen ve giden yamalar ve yine belirli zaman içerisinde boy olarak değişen yamalar görülebilir. Bunların dışında genel olarak tüketilen gıdalar ya da diğer maddeler ile temas sırasında olur.

Coğrafik dili oluşumunu; sigara içmek, baharatlı ya da asitli tüketilen gıdalar, sıcak yemek yenilmesi, diş macunu, gargara ve tütün çiğnemek tetikleyebilir.

Tedavisi;

Coğrafik dil tedavisi olarak anestezik ve gargara önerilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde, çoğu coğrafik dil durumu tıbbi müdahale olmaksızın kendi kendine temizlenir. Sahip olduklarını anlamayan insanlar asla tedavi görmeyebilirler ve hiçbir hastalığa yakalanmayabilirler.

Tedavi edildikten sonra bile, coğrafik dilin belirtileri bir süre sonra geri dönebilir. Coğrafik dillere yönelik tedaviler şunlardır:

  • Anestezik ve gargara
  • Oral ağrı kesiciler
  • Ağız suyu
  • B vitamini ve çinko takviyeleri

Tedaviler iyi araştırılmamıştır. Coğrafik dil zaten müdahale olmaksızın ortadan kalkma eğiliminde olduğu için, kişiler bu durumun gidişatı üzerinde bir etkisi olup olmadığını anlayamayabilirler. Coğrafik dil ile ilişkili önemli bir komplikasyon yoktur. Yukarıda belirtildiği gibi, coğrafik dilden kaynaklandığı bilinen hiçbir hastalık veya kanser yoktur. Görünüşü nedeniyle, coğrafik dil bazı insanların kaygı veya diğer psikolojik komplikasyonları yaşamalarına neden olabilir. Kaygı, başkalarının olumsuz karar verme korkusundan kaynaklanabilir.

Kişi dilde pürüzsüz, kırmızı lekeler fark ederse, doktor ya da diş hekiminden teşhis almalıdır. Coğrafik dil, ilişkili hiçbir komplikasyon olmaksızın iyi huylu olsa da bazı ciddi durumlar olabilir. Doktor veya diş hekimi coğrafik dil hastalığını teşhis edebilir. Örneğin;

  • Şişmiş bezler, ateş veya diğer semptomlar gibi hastalık belirtilerin kontrol edilmesi
  • Işık altında dile bakılması
  • Hassasiyet olup olmadığının kontrol edilmesi
  • Dilin hareket ettirilmesini istemek

Bazı durumlarda, doktorlar ek testler isteyebilir. Coğrafik dil ile, kişi normal sosyal hayatını yaşayabilir. Dilin ve hafif rahatsızlığın ortaya çıkması çoğu zaman kişinin sahip olabileceği en büyük sorunlardır. Çoğu durumda, yamalar müdahaleye gerek kalmadan netleşir. Kişinin yapması gereken herhangi bir yaşam tarzı değişikliği yoktur, çünkü durumun gelecekte tekrar ortaya çıkmasını engellemeye yardımcı olacak hiçbir şey yoktur. Ancak, asidik veya baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gerekmektedir.

 

Paylaşın

Candıda nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Cildinizde enfeksiyona neden olabilen bir mantar türü olan Candida (Candida Albicans), ağızda, bağırsak sisteminde ve vajinada (vajinal / genital kandidiyaz) bulunan en yaygın maya enfeksiyonu türüdür. Candida (Candida Albicans) cildi ve diğer mukoza zarlarını etkileyebilir.

Candida kontrolden çıkmadığı zaman vücudumuzda tehlikeli olmaz. Ancak mantarın kontrolsüzce çoğalması çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Candida tedavisi bu aşamada oldukça önemlidir. Mantarın çoğalmasına engel olmak ve çoğalan mantarları yok etmek için mutlaka tedavi uygulanmalıdır. Etkin bir tedavi için antifungal ilaçlar ve beslenme ön plana çıkmaktadır.

Türleri;

  • Ayak parmağı
  • Oral pamukçuk
  • Vajinal mantar enfeksiyonu
  • Tırnak mantarı
  • Kasık mantarı

Nedenleri;

  • Zayıflamış bağışıklık sistemi
  • Şeker hastalığı
  • Kanser tedavileri
  • Oral kortikosteroidler
  • Doğum kontrol hapları
  • Geniş spektrumlu antibiyotikler

Belirtileri;

  • Kronik yorgunluk
  • Duygu düzensizlikleri
  • Yineleyen vajinal ve idrar yolu enfeksiyonları
  • Ağız pamukçuğu
  • Sinüzit enfeksiyonları
  • Bağırsak sıkıntıları
  • Bilinç bulanıklığı
  • Deri ve tırnakta mantar enfeksiyonları
  • Hormonal dengesizlik

Teşhis;

Candida enfeksiyonunun teşhisi öncelikle görünüme ve cilt örneklerine dayanır. Doktorunuz, ciltten parça kazıyacak, tırnak parçası ya da etkilenen bölgeden tüyler alıp inceleme yapacaktır. Candida enfeksiyonu tanısı konduğunda, ilk adım alttaki nedenleri araştırmaktır. Genellikle bir enfeksiyon geçirdiğinizde doktorunuzdan randevu almanız önerilir. Bu, doktorun uygun şekilde teşhis koymasına ve size en iyi tedavi seçeneklerini sunmasına izin verir. Candida sıklıkla tekrar eder.

Tedavisi;

Candidanın tedavisi genellikle basittir. Bağışıklık sisteminizle ilgili problemleriniz olmadıkça veya kandida kan dolaşımına yayılmadıkça hastaneye yatırılmanıza gerek yoktur. Doktorunuz, cildinize uygulanan antifungal kremler, merhemler veya losyonlar gibi ilaçlar reçete edebilir.

Enfeksiyon tipine ve etkilenen vücut kısmına göre farklı ilaçlar kullanılacaktır;

  • Vajinal maya enfeksiyonları için sıklıkla vajinal jeller veya mikonazol gibi kremler kullanılır.
  • Pamukçuk genellikle pastil, tablet veya sıvı gargara şeklinde antifungal ilaçlarla tedavi edilir.
  • Ayak mantarı çoğu zaman tablet, ayak banyosu ve merhemler ile tedavi edilir.
  • Şiddetli enfeksiyonlar çoğunlukla oral veya hatta intravenöz ilaçlarla tedavi edilir.
  • Çoğu ilaç günde bir veya iki kez kullanılır.
  • Miconazole ve clotrimazol gibi bazı ilaçlar, gebeliğin herhangi bir döneminde candida enfeksiyonunu tedavi etmek için güvenle kullanılabilir. Tüm ilaçların potansiyel yan etkileri vardır.

Antifungal ile ilgili sıklıkla görülen yan etkiler şunlardır:

  • Uygulama yerinde kaşıntı
  • Topikal uygulama alanında kızarıklık veya hafif yanma
  • Baş ağrısı
  • Hazımsızlık ya da mide rahatsızlığı
  • Ciltte döküntüler
  • Karaciğer hasarı olanlar, bir doktorun gözetimi olmaksızın antifungal ilaç kullanmamalıdır. Antifungal ilaçlar, sağlıklı hastalarda karaciğer hasarına yol açabilir, ancak zaten karaciğer hasarı olanlarda şiddeti artırma olasılığı daha yüksektir.

Çocuklarda Candida;

Çocuklar erişkinlere kıyasla candida enfeksiyonlarına daha eğilimli olabilirler. Çocuklar sinüs enfeksiyonları, deri döküntüleri (isilik dahil) ve oral pamukçuk tablolarını daha kolay geliştirmektedir. Bebekler ve küçük çocuklardaki semptomlar şunlar şunlardır:

  • Pişik tablosu
  • Egzamaya benzeyen deri döküntüleri
  • Dil, ağız veya yanakların içinde beyaz veya sarı lezyonlar
  • Tekrarlayan kulak problemleri
  • Nemli ortamlarda veya nemli havalarda kötüleşen belirtiler

Candida önlemek için yapabilecekleriniz:

  • Nefes alan kıyafetler ve ayakkabılar giyin.
  • Koltuk altlarınızı, kasık bölgesini ve enfeksiyona eğilimli diğer bölgeleri temiz ve kuru tutunuz.
  • Terledikten sonra her zaman duş alın ve cildinizi kurutun.
  • Aşırı kiloluysanız, cilt kıvrımlarınızı düzgün bir şekilde kurulayın.
  • Çoraplarınızı ve iç çamaşırlarınızı düzenli olarak değiştirin.
Paylaşın

CA 19-9 nedir, yüksekliği ne anlama gelir?

Kanser antijen (CA) 19-9 safra kanalı, kolon, mide, over, hepatosellüler, özofagus ve pankreas kanserleri gibi malign durumlarda yüksek seviyelerde görülebilen bir tümör göstergesidir. Pankreas kanseri ile karışacak durumların ayırıcı tanısı ve yine pankreas kanserinde tedaviye cevap ve nüksün değerlendirilmesinde kullanılır.

Yüksek seviyeler safra yolu obstrüksiyonu, kolanjit, inflamatuvar barsak hastalığı, akut veya kronik pankreatit, karaciğer sirozu, kistik fibrozis ve tiroid hastalıkları gibi benign durumlarda da görülebilir. Nüfusun % 5’inde vücudun CA 19-9 üretmediği bilinmektedir. Sağlıklı bireylerde de yüksek seviyeler görülebilmektedir. Dalak kistleri nadir olmalarına rağmen, modern görüntüleme yöntemleri sayesinde sık tespit edilirler. Hastaların çoğunluğu 40 yaş altı ve kadındır.

CA 19-9 yüksekliği ne anlama gelir?

19-9 normal değeri 37 U / Ml’den düşük olması gerekmektedir. Bu değerden yüksek çıkan sonuçlar, kişinin vücudunda bazı hastalıkların ya da kanser hücrelerinin barındığını göstermektedir. Kanser ile ilgili ipuçları veren bu test, tek başına kanser teşhisi için kullanılmamaktadır.

Değiştirilmiş bir kan grubu antijeni olan Ca 19-9 normal değeri olan 37 U/ Ml’den yüksek çıktığı zaman, o kişide kesin kanser hücrelerinin olduğu anlamına gelmemektedir. Başka testler yapılarak sonuç netleştirilmelidir. CA 19 -9 değeri başka sebeplerle de yüksek çıkabilmektedir.

CA 19-9 yüksekliğinin nedenleri;

CA 19-9’un yükseldiği kötü huylu hastalıklar;

  • Pankreas kanserleri: Pankreas karsinomlarının yaklaşık %80’inde yükselir.
  • Kolanjiokarsinom; safra yollarından gelişen bir kanser türü
  • Bazı karaciğer kanserleri (hepatoselüler karsinom)
  • Mide kanserlerinin yaklaşık %42’sinde
  • Kolon kanserlerinin %24’ünde
  • Akciğer kanserleri
  • Adenokarsinomlarda
  • Yumurtalık (over) kanserlerinde
  • Yemek borusu kanserlerinde
  • Meme ve rahim kanserlerinde

CA 19-9’un yükseldiği iyi huylu hastalıklar;

  • Pankreas iltihabında(pankreatit) artış görülse de bu artış pankreas kanserindeki kadar değildir.
  • Ana safra kanalı iltihabı (kolanjit)
  • Siroz
  • Hapatit
  • Safra kesesi iltihabı (kolesistit)
  • Safra taşları
  • Tiroid hastalıkları
  • İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif Kolit ve Crohn
  • Kistik fibrozis; dış salgı bezlerini tutan genetik geçişli bir hastalık.
Paylaşın

C Vitamini nedir, hangi besinlerde bulunur?

Askorbik asit ve L-askorbik asit olarak da bilinen C Vitamini, insan vücudunda çok önemli görevleri bulunan bir besin ögesidir. Suda çözünen vitamin türleri arasında yer alan askorbik asit vücut tarafından üretilemediğinden gereksinimin tamamı besinlerden alınmalıdır.

C Vitamini kaynakları, meyve ve sebzelerdir. Narenciye sınıfında yer alan meyveler, C Vitamini olan meyveler arasında yer almaktadır. C Vitamini 1912’de keşfedilmiş, 1928’de izole edilmiştir. Daha sonra da 1933 yılında kimyasal olarak üretilen ilk vitamin olmuştur. C Vitamininin yaklaşık % 70- % 90’ı günlük gıdalardan alınır.

C Vitamini hangi besinlerde bulunur?

  • Siyah frenk üzümü
  • Kırmızıbiber
  • Kivi
  • Yeşil dolmalık biber
  • Portakal
  • Çilek
  • Papaya
  • Brokoli
  • Maydanoz
  • Ananas
  • Brüksel lahanası
  • Karnabahar
  • Mango
  • Limon
  • Greyfurt
  • Bezelye
  • Domates

C Vitamininin faydaları nelerdir?

İnsan vücudu doğal olarak kendiliğinden C vitamini üretmediği için beslenme aracılığıyla doğal kaynaklardan vücuda almak gereklidir. C vitamini vücudun besinlerden aldığı demirin sindirim sistemi tarafından emilmesine ve daha sonra kullanmak üzere depolanmasına yardımcı olur.

Uzmanlar, C vitamininin en güvenli ve vücut için en faydalı besinlerden biri olduğunu ifade etmektedirler. C vitamininin faydaları arasında bağışıklık sistemini güçlendirmek, kardiyovasküler hastalıklara, doğum öncesi sağlık sorunlarına, göz hastalıklarına ve hatta cilt kırışıklıklarına karşı koruma sağlamak sayılabilir.

Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda C vitamininin stres nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflamış olan bireyler için yararlı olduğunu görülmüştür. Alkol kullananların, sigara içenlerin ve obez bireylerin vücutlarında en hızlı tükenen besin maddelerinden birisi olduğu için genel sağlık ölçümünde önemli bir kriter olarak görülür.

Vücudunda düşük oranda C vitamini bulunan bireyler ile karşılaştırıldığında yüksek oranda C vitamini bulunan bireylerin inme (felç) riski ile daha düşük oranlarda olduğu gözlemlenmiştir. C vitamini vücudun hem içindeki hem de dışındaki hücreleri etkilediği için cilt kuruluğu ve yaşlanmaya karşı olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.

C vitamini eksikliği nispeten nadir karşılaşılan bir durumdur ve yetersiz beslenen yetişkinlerde daha yaygın olarak görülür. Buna bağlı olarak bazı kanser türleri ve sindirim sistemi rahatsızlıklarının C vitamini eksikliğine karşı daha duyarlı olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Ağır C vitamini eksikliği görülen bireylerde anemi (kansızlık), diş eti kanaması, ciltte morarma gibi durumlar görülebilir. Bazı durumlarda ise yara iyileşmesinde yavaşlama ile tanımlanan, iskorbüt adı verilen bir hastalığın ortaya çıkabileceği görülmüştür.

Meyve ve sebze açısından zengin bir diyet ile beslenmenin meme, kolon ve akciğer kanserleri gibi birçok kanser türünün ortaya çıkması riskinin azaldığı düşünülmektedir. Ancak bu koruyucu etkilerin doğrudan gıdada bulunan C vitamini ile ilişkili olup olmadığı açık değildir.

Bunun yerine meyve ve sebzeler ile sağlıklı beslenmenin bu etkiye yol açtığı kanısı tıp uzmanlarınca daha yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Aynı zamanda oral C vitamini takviyelerinin doğal beslenme yoluyla alınan C vitamini kadar fayda sağladığı düşünülmemektedir.

Nezle, soğuk algınlığı durumunda ise, ağızdan C vitamini takviyeleri almak soğuk algınlığını engellemez. Bununla birlikte, düzenli olarak C vitamini takviyesi alan bireylerde soğuk algınlığı görüldüğünde, hastalığın daha kısa süre devam ettiği ve hastalığın seyri boyunca ortaya çıkan semptomların daha az şiddetli olduğunu gösteren bazı kanıtlar vardır.

Ancak soğuk algınlığı başladıktan sonra C vitamini takviyesine başlamak bu tür hastalıklara karşı bir fayda sağlamamaktadır.

C vitamini takviyelerinin diğer vitaminler ve minerallerle birlikte alınmasının, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ya da diğer adıyla sarı nokta hastalığının daha ağır bir hal almasına karşı önleyici etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Buna ek olarak beslenmeleri esnasında daha yüksek C vitamini tüketen bireylerin katarakt geliştirme riskinin daha düşük olduğu görülmüştür.

C vitamini takviyesi kullanılmalı mı?

C vitamini, günlük olarak gereksinimi tamamen karşılanması gereken önemli bir besin ögesidir. Bu nedenle halk arasında C vitamini takviyeleri de oldukça yaygındır. Fakat tüm besin takviyelerinde olduğu gibi C vitamininin de aşırı alımı bazı sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Sağlıklı ve dengeli beslenme ile C vitamini gereksinimi tamamen karşılanabilir. Bu durumda herhangi bir vitamin takviyesine gerek kalmaz. Sağlıklı bireylerde günlük 3 porsiyon meyve 2 porsiyon salata veya söğüş sebze tüketimi ile C vitamini gereksiniminin karşılanması mümkündür.

Fakat herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle bu besinleri tüketemeyenlerde, C vitamini eksikliği olanlarda veya enfeksiyon hastalıkları gibi nedenlerle C vitamini gereksinimi artmış olan kişilerde C vitamini takviyeleri hekim tarafından reçetelendirilebilir. Bu takviyeler ağız yoluyla alınan haplar, suda çözünen tabletler veya C vitamini serumu şeklinde verilebilir. Bunların haricinde hekime danışılmadan C vitamini takviyelerinin kullanımı önerilmez.

Eğer siz de C vitamininin olumlu etkilerinden faydalanmak ve sağlığınızı korumak istiyorsanız C vitamini kaynağı olan besinleri günlük beslenme planınız içerisine mutlaka dahil etmelisiniz. C vitamini eksikliğinizin olduğunu düşünüyorsanız veya buna ilişkin belirtiler yaşıyorsanız bir sağlık kuruluşuna başvurarak doktor kontrolünden geçebilir, gerekli testlerinizi yaptırarak vitamin takviyesine ihtiyacınızın olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

Paylaşın

Bronkoskopi nedir, nasıl yapılır?

Teşhis ve tedavi amacıyla geliştirilen Bronkoskopi, solunum yollarını görmek ve çeşitli akciğer hastalıklarını teşhis etmek için yapılan bir testtir. Başka bir deyişle, Bronkoskopi gırtlak bölgesinden sonraki solunum yollarını ve akciğerleri incelemek, tanı ve tedavi için bir takım işlemler, girişimler yapmak kullanılan bir tür endoskopi yöntemidir.

Yaygın olarak kullanılan bronkoskoplar fleksibl özellikte olup bu cihazlarda hastanın bronş ağacına giren kısım oldukça incedir ve bu sayede hastada fazla bir rahatsızlık hissi uyandırmaz. Esnekliği sayesinde burun veya ağızdan uygulanabilir. Cihazın uç kısmında yer alan mercek ile havayollarından alınan görüntü fiberoptik sistem ve bu sisteme ilave edilen bir kamera ile monitörden izlenir.

İşlem esnasında bronş mukozasından biyopsi alınabilir, fırçalama ile materyal elde edilebilir, ya da bronş ağacına serum fizyolojik verilip geri çekilerek elde edilen bu sıvıda bakteri veya tümör hücrelerinin varlığı incelenebilir. Rijit bronkoskop esnek olmayan açık tüp şeklinde olup genel anestezi altında, ağızdan uygulanır. Yabancı cisim çıkarılması veya tedavi amaçlı kullanılır.

Bronkoskopi iki ana nedenle yapılır;

  • Tanı amaçlı: Çeşitli nedenlerle çekilmiş akciğer grafisi ya da bilgisayarlı tomografide anormal bulgular saptandığında, 2 haftadan uzun süren ve doğrudan ses tellerinin bir hastalığı düşünülmemiş ses kısıklığı varlığında, nedeni açıklanamamış ve uzun süredir devam eden öksürük varlığında, öksürükle birlikte kanlı balgam ya da kan tükürme durumunda, nefes borusuna yabancı bir cisim kaçıran hastalarda uygulanır.
  • Tedavi amaçlı: Bronşlarda aşırı sekresyon (ifrazat) birikimi varlığında bunları temizlemek amacıyla, havayollarındaki yabancı cisimleri çıkarmak amacıyla, nefes borusu veya ana bronşlardan kaynaklanan iyi ya da kötü huylu tümörlerin girişimsel bronkoskopi uygulamaları yani lazer, argon plazma koter, elektrokoter, kriyokoter ile tümörün çıkarılması amacıyla, nefes borusu ve ana bronşların çeşitli nedenlerle oluşmuş darlıklarının tedavisi için stent uygulaması amacıyla, terapötik bronkoskopi uygulanır.

Bronkoskopi nasıl yapılır;

Bronkoskopi sırasında burun ve boğaza lokal anestezik sprey uygulanır. Ayrıca doktor, hastanın rahatlamasına yardımcı olacak bir sakinleştirici ilaç verebilir. Oksijen, genellikle bu uygulama sırasında verilir. Genel anestezi çok nadiren gereklidir

Hasta rahatladıktan sonra doktor cihazı burun bölgesine yerleştirir. Cihaz, burundan ve boğazdan geçerek bronşlara ulaşır. Akciğerden doku örnekleri almak için bronkoskopa fırçalar veya iğneler takılabilir. Bu örnekler doktorun, olabilecek tüm akciğer hastalıklarını teşhis etmesine yardımcı olabilir.

Doktor, ayrıca hücreleri toplamak için bronşiyal yıkama denilen bir işlemi kullanabilir. Bu, solunum yollarının yüzeyine tuzlu su çözeltisinin püskürtülmesiyle yapılır. Yüzeyden yıkanmış hücreler daha sonra toplanır ve mikroskop altında incelenir. Hava yolları tıkanmışsa, açık kalması için stente ihtiyaç olabilir. Stent, cihazla beraber bronşlara yerleştirilebilecek küçük bir tüptür.

Doktor akciğerleri incelemeyi bitirdiğinde cihazı tekrar çıkararak işlemi bitirir. Bu işlemden sonra 1,5-3 saat arası herhangi bir şey yemek veya içmekten kaçınılması gerekir. Bu test ortalama 25-30 dakika sürebilir. Testten sonra bir süre solunum ve kan basıncı izlenir. Boğaz kısmında birkaç gün boyunca geçici olarak ağrı, ses kısıklığı ve hışırtılar olabilir. Bu semptomlar için herhangi bir ilaca gerek yoktur.

Bronkoskopi sonrası;

Verilen sakinleştirici ilaçlar uyku hali yapacağından hasta odasında bir süre istirahat eder. Boğaz ve gırtlak bölgesindeki uyuşmanın geçmesi ve uyutma refleksinin normal haline gelebilmei için yaklaşık 2 saatin geçmesi gerekmektedir. Bu nedenle bronkoskopi yapıldıktan sonra 2 saat içinde yemek yenmemeli ve su içilmemelidir. Bronkoskopi işleminden 24 saat sonra bu belirtiler tamamen kaybolur. Boğazdaki hafif ağrı hissi ve sesteki boğukluk bir süre devam edebilir. Bronkoskopiden sonra balgamda kan görülebilir. Bununda hiçbir tehlikesi yoktur.

Eve dönüş;

Hastanın aynı gün içinde eve dönmesi halinde, yanında mutlaka bir refakatçinin bulunması gerekmektedir. Eve döndükten sonra günün kalan saatlerini istirahat ile geçiriniz. Anestezinin etkisi bazen uzun sürer. Bu nedenle aşağıda belirtilen işlemlerin yapılmaması gerekmektedir.

  • Otomobil kullanmak
  • Bir iş makinesini işletmek
  • Alkol almak

Anestezinin etkisi ertesi gün geçeceğinden normal faaliyetlerinize devam edebilirsiniz.

Sonuçları ne zaman alınır?

Doktor, bazı hastalara uyanır uyanmaz sonuç hakkında bilgi verebilir. Patolojik muayene için doku alınmış ve bronş lavaj sıvısı bakteriyolojik incelemeye gönderilmişse laboratuvardan sonuçların alınması 5-10 gün sürebilir. Uyuşturucu ilaçlar size söylenenleri unutmanıza neden olabilir. Bu nedenle bir yakınınızın size eşlik etmesinde yarar vardır. Laboratuvar sonuçlarının alınmasından sonra gerekli tedaviyi doktorunuz size tavsiye edecektir.

Paylaşın

Bradikardi (Kalp Ritmi) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Belki sizde de farkında olmadığınız bir aritmi olabilir. Kalpteki ritim bozukluklarından biri bradikardidir. Bradikardi mutlaka dikkatle takip edilmelidir. Eğer kontrol altına alınmazsa bayılmaya, kalp yetmezliğine ve ani ölümlere yol açabilir.

Kalp atışlarının dakikada 60’tan az olması bradikardi olarak değerlendirilir. Sağlıklı insanlarda dinlenme halinde kalp ritmi 60 ila 100 arasındadır. 100’den fazla olduğu durumlar da yine ritim bozukluğu sınıfına girer. Buna taşikardi denir.

Nedenleri;

  • Yaşlılık:İleri yaşlarda kalbin ileti dokusunun iletkenliğinin azalması sebebiyle olur.
  • Damar tıkanıklığı:Kalp krizi sonrasında ileti sisteminin hasar görmesine bağlı olur.
  • Kalp dokusunun enfeksiyonu.
  • Doğumsal kalp bozuklukları.
  • Tiroid bezinin az çalışması.
  • Potasyum ve kalsiyum gibi elektrolit bozuklukları.
  • Uykuda solunum durması (OSAS).
  • Kalp ameliyatı sonrası oluşabilecek komplikasyonlar.
  • İlaç veya bal zehirlenmesi.

Belirtileri;

Bradikardi olunca kalbin oksijenden zengin kanı yeterli derecede pompalayamamasına bağlı olarak aşağıdaki belirtiler olabilir:

  • Baş dönmesi
  • Aşırı halsizlik
  • Bayılma
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı
  • Erken yorulma
  • Göz kararması
  • Bilinç bulanıklığı

Teşhisi;

Bayılma, sürekli halsizlik gibi şikayetler ile doktora gittiğinizde size ailenizde kalp hastalığı geçiren var mı diye soracaktır. Hastanın aile öyküsünün alınması çok önemlidir çünkü bu tip şikayetlerin çok sayıda sebebi olabilir. Bayılma kardiyolojik kökenli olabileceği gibi nörolojik kökenli de olabilir. Önce hastanın fizik muayenesi yapılır, kullandığı ilaçlar ve şikayetlerin ne zaman başladığı sorulur.

Fizik muayenede doktor kalp ritmini bizzat kendisi ölçer ve atışların düzenini kontrol eder. Doktor hareket etmenizi veya oturmanızı söyleyebilir. Tiroid sorunlarından şüphelenirse tiroid belirtilerine bakacaktır. Örneğin boğazı muayene ederek bezlerin şişkinliğini kontrol eder. Saçların ve cildin ne kadar kuru olduğunu inceler.

İleri tetkiklerde elektrokardiyografi (EKG) çekilerek hastada bradikardi değerlendirmesi yapılır. Belki EKG çektirmişsinizdir. Çok kolay ve hızlı bir görüntüleme yöntemidir. Kalbin atışları bir kağıt üstüne dökülür. Bazı bradikardi türleri EKG’de belli olmayabilir. Böyle durumlarda ambulatuvar EKG çekilir. Bu testte hasta Holter adı verilen giyilebilir bir EKG cihazını üstüne geçirir. Holter genellikle 24 saat boyunca hastanın üzerinde kalır. Eğer bradikardinin belirtileri sık sık olmuyorsa Holterin süresi uzayabilir. Bradikardinin halsizlik, yorgunluk gibi belirtileri ortaya çıktığında Holterin kayıt düğmesine basmalısınız. Bu şekilde en net kalp ritmi elde edilir.

Tedavisi;

Sağlıklı bir atlette bradikardi için çoğu zaman tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Bu kişilerin kalp atışları normalden az olsa bile vücut yeterli miktarda kanı alır. Hastaların günlük hayatlarını zorlaştıracak bir belirtileri bulunmuyorsa doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamayabilir. Bunun yerine hasta önce takip edilir. Eğer sinüs nodunda veya atriyoventriküler nodda bir bozukluk varsa o zaman tedavi gerekir.

Bradikardiden korunmak için özel bir yöntem yoktur. Genel olarak sağlığınıza dikkat etmelisiniz. Dengeli ve sağlıklı beslenin, düzenli sporunuzu yapın. Kullandığınız ilaçların yan etkisi sonucu oluşan bradikardi vakaları ilacı bıraktığınızda geçecektir. Bazen dozu azaltmak da çare olabilir. Hangi yöntemi denerseniz deneyin bir doktor kontrolünde olduğunuzdan emin olun.

Paylaşın

Böbrek Taşı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Böbrek kanalları içerisinde genellikle bilinmeyen nedenlere bağlı olarak bazı minerallerin birleşerek oluşturduğu sert yapılara böbrek taşı adı verilir. Renal lithiasis veya nefrolitiyazis denilen böbrek taşları tek böbrekte oluşabileceği gibi her iki böbrekte de görülebilmektedir.

Erkeklerde kadınlara oranla 3 kat daha yaygın olarak görülen bu hastalık, bir kez oluştuğu takdirde tedavi ile yok edilse bile çoğunlukla tekrarlama eğilimi gösterir. Her yaşta görülebilmekle birlikte 30’lu yaşlardaki bireylerde daha sık gözlenir. Böbrek taşları tedavi edilmemesi durumunda böbrek kanallarının tıkanmasına yol açar ve bu da böbrek içerisinde basınç artışına neden olarak şiddetli ağrı ile birlikte organın fonksiyonlarında bozulmalara sebebiyet verir. Bu nedenle böbrek taşı olan bireyler, ağrıları olmasa bile mutlaka tedavi olmalıdır.

Nedenleri;

Böbrek taşı oluşumunda birden fazla faktör etken rol oynayabilir. Böbrek taşı oluşmasında birkaç faktörün bir araya gelmesi riski artırabilmektedir.

  • Yetersiz sıvı alımı: Vücutta yeterli su olmaması böbrek taşı oluşmasında önemli bir etkendir. Gün içinde yeteri oranda su içilmemesi idrarla atılan taş öncüsü maddelerin yoğunluğunu artırır ve idrarı asidik hale getirebilir. Bu durumda böbrek taşı oluşumuna neden olabilir. Sıcak iklimlerde yaşayanlar ve çok fazla terleyenler de risk altındadır.
  • Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla böbrek taşı oluştuğu bilinmektedir.
  • Genetik: Ailede böbrek taşı geçmişi olması yani genetik unsunlar böbrek taşı oluşumuna yol açabilir.
  • Daha önce böbrek taşı oluşan kişilerin tekrar böbrek taşı oluşturma ihtimali daha yüksektir. Özellikle 25 yaşından önce böbrek taşı oluşan kişilerde tekrarlayan böbrek taşları görülebilmektedir.
  • Beslenme de böbrek taşı oluşumunda etkili olabilir. Protein, sodyum veya şeker açısından yüksek bir beslenme düzeni böbrek taşına zemin hazırlayabilir. Yüksek protein düşük lif oranı içeren şekilde beslenmekten kaçınmak gerekmektedir. Özellikle yiyeceklerin çok fazla tuzlu tüketilmesi böbreklerden atılan kalsiyum miktarını artırır ve böbrek taşı riskini önemli ölçüde artırır.
  • Sindirim sistemi ameliyatı geçiren kişilerde risk oranı artabilmektedir.
  • Kilolu ve obez kişilerde böbrek taşı oluşabilir.
  • Polikistik böbrek ya da başka bir kistik böbrek hastalığı olan kişilerde böbrek taşı oluşma oranı daha fazladır.
  • Tek böbrekli olmak böbrek taşı oluşma riskini artırabilmektedir.
  • İdrarda sistin, oksalat, ürik asit veya kalsiyum oranlarının artmasına neden olan rahatsızlıklar böbrek taşı oluşumu riskini artırır.
  • Sıvı birikimini azaltmak için kullanılan ilaçlar, kalsiyum bazlı antasitler, bazı antibiyotikler ve ilaçlar böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir.
  • Çok sık idrar yolu enfeksiyonu geçirmek, Crohn hastalığı, renal tübüler asidoz, hiperparatiroidizm, medüller sünger böbrek ve Dent hastalığı gibi rahatsızlıklar böbrek taşı oluşumu riskini artırır.
  • Uzun süre D vitamini ve kalsiyum takviyesi kullanmak böbrek taşlarının oluşumuna katkıda bulunabilmektedir.

Belirtileri;

Çok küçük taşlar, fark edilmeden idrar yolundan geçebilmekteyken, taş boyutları büyüdükçe böbrekte ve mesaneyi birbirine bağlayan tüpte (üreterde) sıkışabilirler.

Böbrek taşı olan hastalarda en sık görülen şikayet ağrıdır. Bazı hastalarda ağrı fark edilmeyecek kadar hafif düzeydeyken, bazılarında son derece şiddetli olabiliyor. Böbrek taşlarından kaynaklanan ağrılar genelde aralıklarla kendini gösterip kaybolan ağrılar şeklinde görülüyor. Hastalar ağrıyı genellikle “yan ağrısı” olarak tarif ediyor. Bu ağrı dışında, böbrek taşlarının  belirtileri şunlardır:

  • İdrar yaparken ağrı
  • İdrarda kan
  • Mide bulantısı ya da kusma
  • Sık idrara çıkma
  • Az miktarlarda idrar yapma veya idrar yapma zorluğu
  • Ateş ve titreme

Kimi hastalarda ise herhangi bir şikayet olmaksızın, başka amaçla yapılan tetkikler sonucunda da tesadüfen böbrek taşları saptanabiliyor.

Çeşitleri;

  • Kalsiyum taşları: Kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat gibi kalsiyumun çeşitli bileşiklerinin oluşturduğu taşlardır. Tüm böbrek taşı vakalarının yaklaşık %75’i kalsiyum taşlarından oluşmaktadır.
  • Ürik asit taşları : Genellikle yüksek proteinli diyetle beslenen bireylerde görülen böbrek taşı türüdür.
  • Sistin taşları: Nadir görülen bir böbrek taşı türü olmakla birlikte genellikle metabolik bozukluklardan kaynaklıdır.
  • Sitruvit (enfeksiyon) taşları: Genellikle idrar yolu enfeksiyonlarından kaynaklanan bu taş türü, çok hızlı büyümesi nedeniyle kısa sürede ciddi böbrek hasarına yol açabilmektedir.

Teşhisi;

Böbrek taşı hastalığında hastanın öyküsü ve fizik muayene ile birlikte, burada tespit edilen bulguları desteklemek ve tanıyı netleştirmek amacıyla üriner sistem grafisi ve ultrasonografi yapılabiliyor. Bu iki tetkik birlikte kullanıldığında böbrek taşlarının çok büyük bir kısmı tespit edilebiliyor.

Taşa bağlı olarak zaman zaman görülen idrar yolu enfeksiyonları veya idrarda kanamanın tespiti için idrar analizi yapılıyor. Bunun yanı sıra taşların niteliğinin tespit edilmesinde veya nedenlerinin araştırılmasında kan tetiklerine başvurulabiliyor. Çok küçük taşların tespiti veya ameliyat planlanan hastalarda böbrek anatomisinin görülebilmesi amacıyla kontrastsız Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekilebiliyor.

Böbrek taşlarının tespiti ve idrar yollarının değerlendirilmesinde kullanılan başka bir yöntem olan intravenöz piyelografide (IVP) hastanın damar yolundan röntgen altında tespit edilebilir bir ilaç veriliyor ve kan böbreklerden süzüldükten sonra ilaç idrar yollarından geçerken röntgen çekiliyor, böylelikle vücuttaki, böbrek taşları, idrar yollarındaki tıkalı alanlar ve böbreklerde kan akışı gözlemlenebiliyor.

Tedavisi;

Böbrek taşı rahatsızlığında tedavi süreci, taşın boyutu ve türü gibi faktörlere göre değişkenlik gösterir. Tedavide kullanılan bazı yöntemler aynı zamanda safra kesesi taşları tedavisinde de uygulanır. Bazı taşlar ameliyat yapılmaksızın birtakım ilaçlar yardımıyla eritilebilir. Özellikle küçük boyutlu taşlarda hekim önerisi doğrultusunda uygulanabilen ilaç tedavilerinin yanı sıra bol su tüketimi ile taşların idrar yolu ile atılımı sağlanabilir. Daha büyük boyuttaki taşlar için önceleri açık ameliyat uygulanmaktaydı. Fakat gelişen teknoloji ve tıbbın ilerlemesi ile zorlu bir iyileşme süreci gerektiren ve hastalığın tekrarlama olasılığını artıran bu yöntem, yerini daha yenilikçi uygulamalara bırakmıştır.

Erimeyen ve boyutu belirli bir düzeyin altındaki taşlarda ESWL (Extracorporeal Schock Wave Lithotripsy) olarak adlandırılan şok dalgaları ile taş kırma tedavisi uygulanabilir. Ayrıca idrar yolundan RIRS tedavisi olarak da bilinen Retrograd İntrarenal Cerrahi yardımıyla üreteroskopi ile taş kırma veya çıkarma işlemleri de uygulanabilir. Bazı durumlarda ise taşın böbrekten doğrudan çıkarıldığı kapalı böbrek taşı ameliyatı olarak da bilinen nefrolitotomi operasyonu tercih edilir. Tüm bu tedavi yöntemlerinden hangisinin tercih edileceği ürolog tarafından yapılan detaylı muayene sonrasında belirlenmelidir.

Hastalığın tedavisi kadar tedavi sonrası süreçte yeni taş oluşumlarının önüne geçilebilmesi adına böbrek taşlarından korunma yöntemlerini bilmek ve uygulamak da önem taşır. Bireyde oluşan taş türünün bilinmesi ve hastanın beslenme planında bu taşın oluşum riskini artıran besinlere yer verilmemesi gerekir. Ayrıca böbrekte taş oluşumlarının önlenmesi için bol su tüketimine özen gösterilmelidir. Eğer sizde de böbrek taşı sorunu var ise, şiddetli ağrıların oluşumunu beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvurup tedavi sürecinizi başlatarak hastalığın yol açabileceği daha ciddi boyuttaki sorunların önüne geçebilirsiniz.

Paylaşın

Göz kapağı iltihabı (Blefarit) nedir? Teşhis, Tedavi

Cinsiyet farkı gözetmeksizin her yaş grubunda görülebilen Göz Kapağı İltihabı (Blefarit), göz kapağının iltihaplanması sonucu yaşanan ve kronikleşmeye yatkın bir hastalıktır. Bu hastalık göz kuruluğu ve kirpik batması hastalığı ile birlikte seyredebilir.

Hastalık ön blefarit ve arka blefarit olmak üzere 2’ye ayrılır. Ön blefaritte göz kapağının dış kenarı ve kirpik dipleri etkilenir. Vücuttaki bakterilerin aşırı miktarda çoğalması ve derinin yağlı/ kepekli olmasından dolayı blefarit meydana gelmektedir. Arka blefaritte ise kapağın gözün içine değen kısmı etkilenir, gözyaşı yağ bezlerinin normal çalışmaması ile ilişkilidir.

Nedenleri;

Göz kapağı iltihabının oluşumunda her zaman için bir neden olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda herhangi bir sebep yokken veya bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak blefarit oluşumu söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra iltihabi bir hastalık olan blefarit oluşumunda risk artırıcı faktörler arasında değerlendirilebilecek hususlar şunlardır:

  • Kirli ve tozlu ortamlarda uzun süre kalmak
  • Gözlerde kuruluk sorununun varlığı
  • Stafilokok ve benzeri bakteri türlerinin neden olduğu enfeksiyonlar
  • Kontakt lens kullanımı
  • Gül hastalığı (akne rozasea – kırmızı yüz hastalığı)
  • Makyaj malzemeleri ve lens solüsyonlarına karşı alerji
  • Göz kapağındaki küçük yağ bezelerinde oluşan tıkanıklıklar
  • Seboreik dermatit
  • Kirpik bitleri ve akarları

Göz kapaklarında oluşan iltihaplanmalar, zamanında tedavi edilmedikleri durumlarda birtakım komplikasyonları da beraberinde getirebilmektedir. Kirpik problemleri, kronikleşmiş konjonktivitler, göz kapağı sorunları, kontakt lens kullanımında güçlük, arpacık, şalazyon ve kornea ülserleri bu komplikasyonlara örnek olarak verilebilir. Bu gibi durumların oluşumunun önlenebilmesi adına göz kapağı iltihabına gereken hassasiyet gösterilerek tedavi süreci aksatılmamalıdır.

Belirtileri;

Göz kapağı iltihabı belirtileri hemen hemen her hastada benzer şekilde görülmesine karşın enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak semptomların yoğunluğu da değişkenlik gösterir. Başlangıç aşamasında yalnızca kaşıntı ve gözlerin kapatılması, ovuşturulması esnasında hissedilen hafif ağrılar şeklinde belirti veren blefarit, enfeksiyon ilerledikçe şu belirtilerle kendini göstermeye başlar:

  • Gözlerde yanma
  • Göze kum kaçmış hissi
  • Bulanık görme
  • Göz sulanması
  • Gözlerde kuruma ve şişlik
  • Yağlı görünen göz kapakları ve aşırı çapaklanma
  • Gözlerde ve kirpik diplerinde kızarıklıklar
  • Normalden daha sık göz kırpma isteği
  • Kirpiklerde dökülme
  • Hassasiyet ve parlak ışıkta görüşün azalması
  • Kirpiklerde dökülmeler
  • Kirpik diplerinde su baloncuğu benzeri yapılanmalar

Tanısı;

Göz kapağı iltihaplanması yani arpacık hastalığını teşhis etmek için göz muayenesinin yanı sıra göz kapağı içi muayenesine de ihtiyaç duyulmaktadır. El ve göz yordamı ile yapılacak muayene neticesinde tedavi planlaması yapılır ve ilaç tedavisi ile 1 hafta gibi kısa bir sürede tedavi etkisini gösterir.

Tedavisi;

Göz kapağı iltihabı, kolay tedavi edilebilen fakat tekrarlayabilen inatçı bir hastalıktır ve evde de tedavisi mümkündür. Tedavide her gün düzenli olarak, sıcak, nemli ve temiz bez ya da pamuk ile göz kapağına ve kirpik diplerine yapılan hafif bir masajla kirpik dibinin temizlenmesi önemlidir. Bu işlem 5 dakika boyunca günde 2-3 kere uygulanmalı ve çam ağacı ekstresi içeren özel şampuanlar ile kirpik dibi temizlenmelidir. Hastaların çoğu, bu rahatsızlığın nüksetmemesi için yaşam boyu günlük temizlik rutinini sürdürmek zorundadır. Ayrıca göz hekiminin yazacağı antibiyotikli kremler veya steroidli göz damlaları da komplikasyonları önlemek ve hastayı rahatlatmak için çok önemlidir. Ayrıca göz kuruluğu da varsa gözyaşı damlaları yine hekim tarafından önerilecektir.

Tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

Hijyen alışkanlıkları, zayıf bağışıklık sistemi  ve çevresel faktörler iltihaplanmaya yol açabilir.  Ve önlemle alınmazsa kronikleşerek sık aralıklarla yaşanarak yaşam kalitenizi düşürebilir.  Korunmak veya hafif atlatmak için nelere dikkat etmelisiniz?

  • Günün her saati ellerinizi yıkayamıyorsanız, gözlerinize, yüzünüze dokunma alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışın.
  • Kişisel havlu, yastık kılıfı ve kozmetik ürünlerinizi ikinci kişiler ile paylaşmayın. Göz hastalıkları da nezle, grip gibi bulaşıcı olabilir.
  • Özellikle yağlı bir cildiniz varsa, göz kapaklarınızı ve kirpiklerinizi sabah akşam ılık su ile yıkamak iyidir.
  • Bu hastalığa yatkınlığınız var ise kozmetik ürünler kullanmamaya, sigara içilen yerlerde bulunmamaya özen göstermeniz önerilir.
  • Blefaritin kronikleşen bir hastalık olduğundan uygun bakım ile tekrarlama riskini en aza indirebilirsiniz.

Temiz havada yürüyüş yapın, beslenmenize dikkat edin, uyku düzeninize dikkat edin, ihtiyaç duydukça gözlerinizi dinlendirin.   Bu şekilde bağışıklık sisteminiz güçlenecektir.   Ve zamanla hastalığın tekrarlanma sıklığı azalacaktır.

 

Paylaşın