Regurjitasyon nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Regurjitasyon, kusma, mide suları ve bazen sindirilmemiş yiyecek karışımının yemek borusundan yukarı çıkıp ağza geri girdiğinde meydana gelen durumdur. Regurjitasyon, yetişkinlerde, asit reflü ve gastroözofageal reflü hastalığının (GERD) yaygın bir semptomudur. Bebeklerde yaşamın ilk yılında regurjitasyon normal bir durumdur.

Regurjitasyon, ruminasyon bozukluğu adı verilen nadir bir durumun belirtisi de olabilir. Bu makale, hem yetişkinlerde hem de bebeklerde regurjitasyonun yaygın nedenleri, belirtileri, tanı, tedavisi v.b hakkında genişçe bilgi verilecektir.

Nedenleri;

Regurjitasyonun nedeni, bir bebekte mi yoksa yetişkinde mi meydana geldiğine bağlı olarak değişebilir.

Yetişkinler;

  • Asit reflü; Asit reflü , reflü, mide ekşimesi ve ağız kokusu ile karakterize bir durumdur. Ortak tetikleyiciler;
  1. Büyük öğünler yemek
  2. Belirli yiyecekleri yemek
  3. Yedikten hemen sonra uzanmak
  • GERD; Asit reflüsü haftada birkaç kez meydana geldiğinde, GERD olarak bilinir. Hem asit reflü hem de GERD yaygın olarak mide asidi veya regurjitasyona neden olur
  • Ruminasyon sendromu; Ruminasyon sendromu, sindirilmemiş yiyeceklerin sık sık geri çıkmasına neden olan nadir bir durumdur. Bu regurjitasyon yemek yedikten hemen sonra olur. Doktorlar bunun nedenlerini henüz tam olarak bilmiyor. Ruminasyon sendromu nadirdir, bu nedenle sürekli regurjitasyon olmadığı sürece, regurjitasyon asit reflü veya GERD’den kaynaklanma olasılığı daha yüksektir.

Diğer nedenler; Yetişkinlerde diğer regurjitasyon nedenleri şunlardır;

  • Tıkanıklıklar
  • Gebelik
  • Bazı ilaçlar
  • Sigara içmek
  • Yeme bozuklukları

Yemek borusunda yara izi veya kanser nedeniyle tıkanmalar, sık sık regurjitasyon neden olabilir. Erken gebelik hormonları, özofagus sfinkterinin gevşemesine neden olabilir ve bu da regurjitasyona yol açabilir.

Bazı ilaçlar yemek borusunun iç yüzeyini de tahriş edebilir ve bu da safra regurjitasyona neden olabilir. Sigara içmek asit reflü gibi durumları şiddetlendirebilir ve reflü ve regurjitasyonun artmasına neden olabilir.

Bulimia ayrıca regurjitasyona neden olabilir. Bulimia, aşırı yemek yeme ve yiyeceği temizleme ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Bulimia, gönüllü regurjitasyonun çok daha ciddi bir nedenidir. Ruh sağlığı tedavisi gerektirir.

Bebekler;

Kusma bebeklerde ve bebeklerde yaygındır. Bununla birlikte, bazı bebekler sık ​​sık regurjitasyon yaşarlar.

Bu regurjitasyona başka semptomlar eşlik etmediğinde, fonksiyonel bebek regurjitasyonu olarak bilinir. Bu durum, yaşamın ilk yılında günde bir defadan fazla sık sık regurjitasyonla karakterizedir.

GERD, yetişkinleri etkilediği kadar yaygın olmasa da bebekleri de etkileyebilir. Özofagusun kısa olması nedeniyle GERD’li bebeklerin sadece reflü yerine regurjitasyon yaşama olasılığı daha yüksektir.

Semptomlar;

Regurjitasyon belirtileri, altta yatan nedene göre değişir. Bebeklerde regurjitasyon söz konusu olduğunda belirli semptomlara dikkat edin.

Yetişkinler;

Regurjitasyona eşlik eden semptomların çoğu, asit reflü ve GERD gibi regurjitasyona neden olan koşullardan kaynaklanmaktadır.

Asit reflü ve GERD semptomları;

  • Mide ekşimesi veya göğüs ağrısı
  • Boğazın arkasında acı veya ekşi tat
  • Yutma güçlüğü
  • Boğazda bir yumru hissetmek
  • Mide asidi veya sindirilmemiş yiyeceklerin regurjitasyonu

Regurjitasyon, diğer asit reflü veya GERD semptomları olmaksızın sık sık kendi kendine meydana geldiğinde, ruminasyon sendromu olabilir.

Ruminasyon sendromunun belirtileri;

  • Yemekten hemen sonra sık sık regurjitasyon
  • Göbekte dolgunluk
  • Ağız kokusu
  • Mide bulantısı
  • Kilo kaybı

Bebekler;

Bebeklerde ve bebeklerde yemek borusunun büyüklüğü nedeniyle, yaşamın ilk yıllarında regurjitasyon yaygındır. Bebeğinizin fonksiyonel bebek regurjitasyonu varsa, aşağıdaki semptomları fark edebilirsiniz:

  • Sık sık regurjitasyon, günde en az iki kez
  • En az 3 hafta regurjitasyon
  • Hayatın ilk yılında meydana gelir

Genellikle regurjitasyonun dışında bu duruma eşlik eden başka semptomlar yoktur. Bununla birlikte, regurjitasyon GERD’nin bir semptomuysa, buna aşağıdakiler eşlik edebilir:

  • Öğürmeye veya boğulmaya neden olabilecek yiyecek ve sıvıları yutma sorunu
  • Yemek sırasında sinirlilik, sırt kemeri veya kaçınma
  • Sık öksürük ve zatürre

Bebeğinizin başka semptomları olduğunu fark ederseniz, daha ciddi bir durumun göstergesi olabilir. Dikkat;

  • Regurjitasyonda kan veya safra
  • Beslenme sorunları
  • Aşırı ağlama
  • Nefes alma sorunları

Teşhisi;

Yetişkinler;

Asit reflü genellikle resmi bir teşhis gerektirmeyen geçici bir durumdur. Bununla birlikte, GERD uzun vadeli diyet ve yaşam tarzı yönetimi gerektirdiğinden, doktorunuz bazı teşhis testleri yapmak isteyebilir.

Bu testler şunları içerebilir;

  • Röntgen
  • Üst endoskopi
  • Yemek borusu görüntüleme

Bu testler, doktorunuzun GERD’e bağlı yemek borusu hasarının ve komplikasyonların boyutunu belirlemesine yardımcı olabilir. Ruminasyon sendromunu teşhis etmek için, doktorunuz önce GERD gibi diğer durumların olasılığını ortadan kaldıracaktır. EGD testi ve mide boşalma testi dahil ek testler gerekli olabilir. Bu testler, sık sık yetersizliğe neden olabilecek herhangi bir tıkanıklığı veya yavaşlamış geçiş süresini arar.

Bebekler;

Bebek regurjitasyonu, yaşamın ilk yıllarında beslenmenin sık ve normal bir yan etkisidir. Doktorların fonksiyonel bebek regurjitasyonunu test etmesi zordur. Bununla birlikte, ek semptom yoksa, yaşamın ilk yılında 3 hafta boyunca günde en az iki kez regurjitasyonu meydana gelirse tanı konulabilir. Doktorların yetişkinlerde için kullandıkları aynı fonksiyonel testleri bebekler için de kullanılabilir.

Tedavileri;

Yetişkinler;

İlaç, asit reflüsü ve GERD’si olan kişiler için popüler bir birinci basamak tedavi seçeneğidir. Aşağıdakiler dahil olmak üzere bu koşulları tedavi edebilecek ilaçlar vardır; Şu anda ruminasyon sendromunu tedavi etmek için kullanılan herhangi bir ilaç bulunmamaktadır. Bunun yerine tedavi, yaşam tarzı değişikliklerine dayanır.

Bebekler;

Şu anda fonksiyonel bebek regurjitasyonu tedavi etmek için kullanılan herhangi bir ilaç veya ameliyat bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bebeğinizin GERD nedeniyle regurjitasyon varsa, çocuk doktorunuz yetişkinlerde kullanılan aynı GERD ilaçlarını önerebilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri;

  • Sağlıklı bir kiloyu hedefleyin
  • Sigara içmeyi bırakın
  • Kafein ve alkol tüketimini sınırlayın
  • Yemek sırasında daha küçük öğünler yiyin, yemeğinizi iyice çiğneyin ve en az 2-3 saat yedikten sonra uzanmayın
  • Geceleri uzanırken ekstra yastıklarla başınızı ve boynunuzu destekleyin

Ruminasyon sendromu için tedavi seçenekleri, aşağıdakiler dahil olmak üzere yetersizliğe neden olan davranışları değiştirmeye odaklanır;

  • Yedikten sonra rahatlamak
  • Yemek sırasında ve sonrasında dik kalmak
  • Yemek sırasında stresi azaltmak
  • Bazı durumlarda psikoterapi gerekli olabilir

Sık sık regurjitasyonu olan bebekler için, doktorlar beslenme sırasındaki bazı değişikliklerin regurjitasyonu azaltmaya yardımcı olabileceğini önermektedir :

  • Beslenme sırasındaki stresi ve huzursuzluğu azaltmak için bebeğinizi sessiz, rahatsız edilmeyen bir yerde besleyin
  • Sindirime yardımcı olması için formülü veya sütü mısır gevreği ile koyulaştırın
  • Bebeğinizi fazla beslemeyin. Aşırı besleme, artan kusmaya neden olabilir
  • Yetişkinlerde GERD için benzer yaşam tarzı önerileri bebeklere uygulanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Reflü nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Reflü, mide asidinin yemek borusuna geri akması durumunda ortaya çıkan durumdur. Bu ters akma yemek borunuzun iç yüzeyini tahriş edebilir. Çoğu insan zaman zaman reflü yaşar. Reflü rahatsızlığı yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Reflü, tedavi edilmezse bazen ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

Reflü, sıklıkla yemeklerden sonra olur. Reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıkça rastlanan bir hastalıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun yüzde 20’sinde reflü hastalığı olduğu ortaya çıkmıştır.

Reflü neden olur?

Reflü nedenlerinin kökeninde yemek borusunun uzun bir süre, fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatmaktadır. Mide asidik içeriğinin yemek borusu ile uzun süreli teması yemek borusunda hasara yol açar ve bu da yanma hissine sebep olur. Normal olarak yemek borusunun alt ucundaki alt özefagus sfinkteri dediğimiz kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı vardır.

Bu yapı asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlar. Reflü nedenleri arasında yer alan sfinkter kapağının sık aralıklar ile gevşemesi çok önemlidir. Bu kapak sık aralıklar ile gevşer ve mide asidik içeriği yemek borusuna geri kaçar.

Belirtileri;

Reflü hastalığı tipik ve atipik semptomlar olmak üzere 2 başlık altında incelenebilir. En sık karşılaşılan tipik reflü belirtileri arasında; midede yanma, ekşime, ağızda acı bir tat hissedilmesi, göğüste ağrı veya yediklerinin ağıza gelmesidir.

Atipik reflü bulguları ise genellikle kulak burun boğaz hastalıklarıyla karıştırılmaktadır. En sık görülen atipik reflü belirtileri ise; sinüzit,kuru öksürük, ağız kokusu, seste kısılma veya diş çürümesi gibi bulgulardır.

Reflü hastalığı genellikle göğüs ağrısına neden olduğu için kalp veya göğüs hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılmaktadır.

Reflü birçok hastalığa da neden olabilmektedir. Örneğin kronik farenjitin en sık nedenlerinden biri reflü hastalığıdır. Aynı şekilde midedeki sıvıların yukarı çıkarak soluk borusuna kaçması ve akciğerlere karışması halinde uzun vadede reflü, akciğer hastalıkları veya astıma da neden olabilir.

Tanısı;

Reflü belirtileriyle kişinin hekime başvurmasının ardından hekim, ayrıntılı olarak hastanın anamnezini alır. Semptomların giderilmesi için hastaya proton pompa inhibitörleri (PPİ) olarak tanımlanan ilaçlar verilir. Hasta 1-2 hafta sonra kontrole çağırılır. Eğer şikayetler ilaç kullanımıyla giderilip, bırakıldığında devam ediyorsa kişiye reflü tanısı koyulur. Tanı için kullanılan bir diğer yöntem ise 24 saatlik pH monitörizasyonudur.

Mide girişine, burundan bırakılan küçük bir cihaz 24 saat boyunca kişinin yemek borusundaki belirli noktaların pH seviyesini ölçer. Bu tetkikin sonucunda da kişiye reflü tanısı koyulabilir. Baryumlu özofagus mide duodenum grafisi yönteminde ise radyoloji uzmanı, hastayı baryum içtiği sırada inceler. Bir diğer tanı yöntemi ise gastroskopidir. Gastroskopi, endoskopik bir görüntüleme yöntemidir. Bu işlemin sonucunda da reflü tanısı koyulabilir.

Tedavisi;

Reflü kronik bir hastalıktır. Tedavide amaç, reflü yakınmalarını gidermek, varsa yemek borusunda oluşmuş hasarı iyileştirmek ve gelişebilecek komplikasyonları önlemek yönündedir. Bu amaçla 3 tip tedavi uygulanır:

Yaşam tarzı değişiklikleri;

  • Yemeklerinizi daha az miktarda ve daha sık öğünler halinde yemeye dikkat edin
  • Yağlı, ağır salçalı, sirkeli, kremalı, kızartılmış yiyecekler, çikolata, nane, acılı gıdalar ve asitli içeceklerden uzak durun
  • Fazla kilolarınızı verin
  • Sigara ve alkol kullanmayın
  • Çok sıcak yiyecek ve içecekler yemek borusu hasarına yol açar
  • Yemeklerden sonra en az 2‐3 saat, yatmaktan ve egzersiz yapmaktan kaçının
  • Belinizi sıkan kemer, korse ve dar kıyafetler kullanmayın
  • Yatağınızın başını 15‐20 cm yükseltin
  • Yemekten sonra eğilerek iş yapmayın
  • Bazı ilaçlar reflüye yol açabilir. Kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminize danışınız

İlaç tedavisi; Yaşam tarzı değişikliklerinin yanında uygulanan ilaç tedavisinde amaç, yemek borusuna geri kaçarak reflü belirtilerine yol açan mide asidini azaltmaktır. Günümüzde çok etkili ilaçlar ile hastalık bulguları tümüyle tedavi edilebilmektedir

Cerrahi tedavi; Reflü tedavisinde cerrahi tedavinin amacı yemek borusu alt ucunu sıkıştırarak mide asidinin geriye kaçışını engellemektir. Ancak yukarıdaki tedavi yöntemlerini denedikten sonra gerekli durumlarda başvurulacak tedavi yöntemidir.

Reflü için risk faktörleri;

  • Obezite
  • Gebelik
  • Mide fıtığı
  • Bağ dokusu bozuklukları

Reflünün potansiyel komplikasyonları;

Çoğu insanda reflü ciddi komplikasyonlara neden olmaz. Ancak nadir durumlarda, ciddi ve hatta yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarına yol açabilir. Potansiyel komplikasyonlar;

  • Özofajit , iltihabı
  • Özofagusunuz daraldığında veya daraldığında ortaya çıkan yemek borusu darlığı
  • Yemek borunuzun iç yüzeyinde kalıcı değişiklikler içerir.
  • Yemek borusu kanseri
  • Mide asidini akciğerlerinize solursanız ortaya çıkabilecek astım , kronik öksürük veya diğer solunum problemleri
  • Diş minesinde erozyon, diş eti hastalığı veya diğer diş problemleri

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Raynaud (fenomeni) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Vücudunuzun bazı bölgelerinin (parmaklarınız ve ayak parmaklarınız gibi) soğuk havaya veya strese tepki olarak uyuşuk ve soğuk hissetmesi durumu olan raynaud, cildinize kan sağlayan daha küçük arterler daralır ve etkilenen bölgelere kan akışını sınırlar. Kadınların raynaud fenomeni veya sendromu olarak da bilinen bu rahatsızlığa yakalanma olasılığı erkeklerden daha fazladır.

Daha soğuk iklimlerde yaşayan insanlarda daha yaygın görünmektedir. Raynaudun tedavisi, hastalığın şiddetine ve başka sağlık sorunlarınız olup olmadığına bağlıdır. Çoğu insan için raynaud sakat bırakmaz, ancak yaşam kalitenizi etkileyebilir.

Belirtileri;

  • Soğuk el veya ayak parmakları
  • Soğuğa veya strese tepki olarak cildinizde renk değişiklikleri
  • Isınma veya stres rahatlaması üzerine uyuşma, dikenli his veya batma ağrısı

Raynaud sırasında, cildinizin etkilenen bölgeleri genellikle önce beyazlaşır. Daha sonra genellikle maviye döner ve üşür ve uyuşur. Isınırken ve dolaşımınız düzeldikçe, etkilenen alanlar kızarır, zonklayabilir, karıncalanabilir veya şişebilir.

Raynaud en yaygın olarak el ve ayak parmaklarınızı etkilese de burnunuz, dudaklarınız, kulaklarınız ve hatta meme uçlarınız gibi vücudunuzun diğer bölgelerini de etkileyebilir. Isındıktan sonra, bölgeye normal kan akışının dönmesi 15 dakika sürebilir.

Raynaud semptomlarının ortak tetikleyicileri;

  • Soğuk hava
  • Duygusal stres
  • Titreşim yayan el aletleriyle çalışmak

Ne zaman bir doktora görünmeli?

Şiddetli raynaud geçmişiniz varsa ve etkilenen el veya ayak parmaklarınızdan birinde yara veya enfeksiyon gelişirse hemen doktorunuza görünün.

Nedenleri;

Doktorlar raynaudun nedenini tam olarak bilmiyorlar. İkincil Raynaud’lar genellikle kan damarlarınızı veya bağ dokunuzu etkileyen tıbbi durumlar veya yaşam tarzı alışkanlıklarıyla ilgilidir, örneğin:

  • Sigara içmek
  • Beta engeleyiciler ve amfetaminler gibi arterlerinizi daraltan ilaçların ve ilaçların kullanımı
  • Artrit
  • Atardamarlarınızın sertleşmesi olan ateroskleroz
  • Lupus , skleroderma , romatoid artrit veya sjogren sendromu gibi otoimmün durumlar

Komplikasyonları; 

İkincil raynaud şiddetliyse – ki bu nadirdir – parmaklarınıza veya ayak parmaklarınıza azalan kan akışı doku hasarına neden olabilir.

Tamamen tıkalı bir arter, her ikisinin de tedavisi zor olabilen yaralara (cilt ülserleri) veya ölü dokuya yol açabilir. Nadiren, tedavi edilmeyen vakalarda vücudun etkilenen kısmı çıkarılabilir.

Teşhisi;

Doktorunuz bir fizik muayene yapacak, tıbbi geçmişinizi alacak ve raynaudu teşhis etmek için kanınızı alacak.

Size semptomlarınız hakkında sorular soracaklar ve birincil veya ikincil raynaudunuz olup olmadığını belirlemek için tırnaklarınızın yakınındaki tırnak kıvrımlarının mikroskobik incelemesi olan bir kapilleroskopi yapabilirler.

İkincil raynaud hastaları genellikle tırnak kıvrımlarının yakınında genişlemiş veya deforme olmuş kan damarlarına sahiptir. Kan testleri, antinükleer antikorlar için pozitif test edip etmediğinizi ortaya çıkarabilir

Antinükleer antikorların varlığı, otoimmün veya bağ dokusu bozuklukları yaşama olasılığınızın daha yüksek olduğu anlamına gelebilir. Bu koşullar sizi ikincil raynaudlar için risk altına sokar.

Tedavisi;

  • Yaşam tarzı değişiklikleri; Yaşam tarzı değişiklikleri, raynaud  için tedavi sürecinin büyük bir parçasıdır. Kan damarlarınızın daralmasına neden olan maddelerden kaçınmak, tedavinin ilk basamağıdır. Bu, kafein ve nikotin ürünlerinden kaçınmayı içerir. Sıcak kalmak ve egzersiz yapmak da bazı saldırıların şiddetini önleyebilir veya azaltabilir. Egzersiz, özellikle dolaşımı teşvik etmek ve stresi yönetmek için iyidir
  • İlaç tedavisi; Sık, uzun süreli veya yoğun vazospazm ataklarınız varsa doktorunuz ilaç yazabilir. Kan damarlarınızın gevşemesine ve genişlemesine yardımcı olan ilaçlar önerilebilir

Önleme;

  • Hava soğuk olduğunda, dışarı çıkmadan önce bir şapka, atkı, çorap ve bot ve iki kat eldiven veya eldiven giyin. Soğuk havanın ellerinize ulaşmasını önlemek için eldivenlerinizin veya eldivenlerinizin etrafından dolaşmak için sıkı bir ceket giyin. Ayrıca kimyasal el ısıtıcıları kullanın
  • Burnunuzun ucu ve kulak memeleriniz soğuğa duyarlıysa kulaklık ve yüz maskesi takın
  • Soğuk havada sürmeden önce araç ısıtıcınızı birkaç dakika çalıştırın
  • Buzdolabından veya dondurucudan yiyecek alırken eldiven, eldiven veya fırın eldiveni kullanın
  • Bazı insanlar kışın yatağa eldiven ve çorap giymeyi faydalı buluyor
  • Klima tetikleyebileceğinden, klimanızı daha yüksek bir sıcaklığa ayarlayın

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Rahim hakkında bilmeniz gereken her şey!

Uterus olarak da bilinen rahim, yumurtalık (yumurta) döllenmesi, ortaya çıkan embriyonun implantasyonu ve bir bebeğin gelişiminin gerçekleştiği dişi pelvisindeki içi boş, armut biçimli organdır. Büyüyen bir fetüsü barındırmak için hem üssel olarak uzanan hem de doğum sırasında bir bebeği dışarı itmek için kasılan kaslı bir organdır.

Rahimin işlevleri, fetüse dönüşen döllenmiş yumurtayı beslemek ve bebek doğum için yeterince olgunlaşana kadar tutmaktır. Rahim zarı, endometriyum, menstrüasyon sırasında her ay dökülen kan ve dokunun kaynağıdır. Rahim üç farklı doku katmanından oluşur;

  • Perimetrium; Epitel hücrelerinden oluşan dış doku tabakası
  • Myometrium; Düz kas dokusundan oluşan orta tabaka
  • Endometrium; Bir ay boyunca oluşan ve gebelik oluşmazsa dökülen iç astar

Ters bir armut şeklindeki rahim, mesanenin arkasında ve rektumun önünde yer alır. Dört ana bölümü vardır;

  • Fundus; Fallop tüplerine bağlanan organın üst ve en geniş kısmındaki geniş kavisli alan
  • Korpus; Doğrudan fallop tüplerinin seviyesinin altında başlayan ve aşağıya doğru devam eden ve giderek daralan uterusun ana kısmı
  • Kıstak; Rahmin alt dar kısmı
  • Serviks; Rahmin en alttaki bölümdür. Tüp şeklindeki serviks vajinaya açılır

Rahim ile ilgili hastalıklar;

Rahimi ilgilendiren birkaç patoloji ve hastalık durumu olabilir. Bunlar;

  • Rahim sarkması
  • Rahim rokitansky sendromunun konjenital yokluğu ve uterin didelphys, bicornuat uterus ve septat uterus gibi diğerleri dahil olmak üzere uterusun konjenital anormalliği
  • Rahim veya rahim fibroidlerinin iyi huylu veya kötü huylu olmayan tümörleri
  • Adenomiyoz
  • Serviks kanseri
  • Endometrium kanseri veya rahim kanseri
  • Pyometra – rahim enfeksiyonu
  • Rahim veya asherman sendromundaki yapışıklıklar
Paylaşın

Radyoterapi nedir, nasıl uygulanır? Detaylar

Radyoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için yoğun enerji ışınları kullanan bir kanser tedavisi türüdür. Radyoterapide çoğunlukla X ışınları kullanır, ancak protonlar veya diğer enerji türleri de kullanılabilir. Radyoterapi, hücrelerin nasıl büyüdüğünü ve bölündüğünü kontrol eden genetik materyali yok ederek hücrelere zarar verir.

Radyoterapi hem sağlıklı hem de kanserli hücreler zarar görürken, radyoterapinin amacı mümkün olduğunca az sayıda normal, sağlıklı hücreyi yok etmektir. Normal hücreler genellikle radyasyonun neden olduğu hasarın çoğunu onarabilir.

Radyoterapinin kullanım amaçları nelerdir?

  • Neoadjuvan Radyoterapi; Rektum ve akciğer kanserleri başta olmak üzere bazı tümör türlerini küçültmek için kullanılır. Ameliyat öncesi radyoterapi olarak da bilinen neoadjuvan radyoterapi ile kanser hücrelerinin oluşturduğu tümörün küçültülmesi hedeflenir. Böylece operasyon sırasında hastadan mümkün olduğunca az miktarda doku çıkarılır
  • Adjuvan Radyoterapi; Meme kanseri başta olmak üzere pek çok farklı kanser türünde uygulanabilen adjuvan radyoterapi, ameliyat sonrası ışın tedavisi olarak da tanımlanabilir. Ameliyatla tümör dokusunun temizlenmesinin ardından yapılan uygulama sayesinde vücutta kalmış olması muhtemel kanser hücrelerinin yok edilmesi hedeflenir. Böylece kanserin tekrar ortaya çıkması (nüks etmesi) engellenmeye çalışılır
  • Primer Radyoterapi; Larenks (ses telleri) tümörü gibi bazı kanser türlerinde tek başına uygulanan radyoterapi türüdür. Yalnızca radyoterapi uygulaması olarak da tanımlanabilen bu yöntem, seçilmiş vakalarda cerrahi girişim yerine uygulanarak benzer oranda başarı sağlar
  • Palyatif Radyoterapi; İleri evre kanser vakalarında oluşan kanserin diğer dokulara yayılması durumunda uygulanan palyatif radyoterapi yönteminde hastanın şikayetlerin azaltılması hedeflenir. Özellikle beyin ve kemik metastazı varlığında uygulanan bu yöntem sayesinde hastanın ağrı, kanama ve nefes darlığı gibi şikayetlerinin önlenmesi ya da giderilmesi hedeflenir. Ayrıca patolojik kırıklar, felç ve bilinç bozukluğu gibi ciddi sağlık sorunlarının da önüne geçilmesi amaçlanır

Radyoterapi nasıl uygulanır?

Radyoterapi “eksternal” (beden dışından) ve “internal” (beden içi) uygulamalar olmak üzere iki biçimde yapılır. Bazı hastalara ikisi birden peş peşe de uygulanabilir. Hastaların büyük çoğunluğuna radyasyon beden dışından verilir. Tedavi genellikle ışın tedavisi merkezlerinde ayakta uygulanır. Eksternal tedavide bir cihaz yardımıyla tümör içeren bölgeye yüksek enerjili ışınlar veya partiküller yöneltilir. Radyoterapide kullanılan cihazların en önde gelen tipi lineer akseleratörlerdir. Yüksek enerjili ışınlar, kobalt-60 gibi radyoaktif kaynak içeren cihazlar yardımıyla da uygulanabilir.

Eksternal ışınlama çalışmalarında farklı cihazlarda farklı yollar izlenir. Bazı cihazlar cilt yüzeyine yakın kanserlerin tedavisinde etkili olurken, diğerleri bedenin derin kısımlarındaki kanserlerin tedavi edilebilmesinde etkilidir. Hangi cihazın sizin için en uygun olduğuna hekiminiz karar verecektir.

İnternal radyoterapi uygulandığında radyoaktif madde veya kaynak, implant denilen ince tel ya da tüp gibi küçük taşıyıcılara yerleştirilir. Bu implantlar doğrudan tümörün içine ya da beden boşluklarına yerleştirilir. Bazı durumlarda cerrahi girişim ile tümör alındıktan sonra, geriye kalmış olabilecek tümör hücrelerini öldürmek için açılan yarığın çevresine implantlar yerleştirilebilir. İnternal radyoterapinin başka bir biçimi de radyoaktif kaynakları yerleştirmeden kullanılanlarıdır. Kaynak ya ağızdan ya da bedene enjeksiyon yoluyla alınır. Eğer bu biçimde tedavi edilecekseniz birkaç gün hastanede kalmanız gerekebilir.

Radyoterapi tedavi planı ve hazırlık süreci nasıldır?

  • Bilgisayarlı planlama tomografisi; Radyoterapi tedavisine başlamadan önce bilgisayarlı planlama tomografisi ile birlikte hazırlık seansı yapılır. Bunda amaç, tedaviyi kişileştirmek ve kanserin, türüne ve yaygınlığına göre seçilmesi gereken ışınlama tekniğini belirlemektir. Bu hazırlık seansı ve tedavinin kendisi hakkındaki ayrıntılar (özellikle seansların sıklığı ve süresi) ilk muayene esnasında hastaya radyasyon onkolojisi uzmanı tarafından bildirilir
  • Tümörlü ya da tümör yayılımı olan bölgelerin belirlenmesi; Radyoterapi seansı sırasında, hastanın cihazın içinde almak zorunda olduğu pozisyon belirlenir ve daha sonra da bu pozisyonda bilgisayarlı tomografi çekilir. Tedavi planını bilgisayarlı tomografi ile yapmak, tümörlü ya da tümörün yayılımı için en riskli bölgelerin belirlenmesinin yanı sıra korunması gereken normal dokuların da tespitini sağlamış olur. Tomografi sırasında, damar için enjeksiyon ve görüntülenecek bölgeye göre de bazen idrar sondası gerekli olabilir
  • Radyasyon dozu ayarlaması; Doktor tarafından tomografi kesitleri tarafından hedef hacim ve normal doku belirlemeleri yapıldıktan sonra yine doktorun ve radyasyon fizikçisinin birlikte çalışması ile, hastanın ne kadar radyasyon dozuna ihtiyacı olduğu ve bu dozun nasıl verileceği, kaç seans süreceğini belirlenir. Bu durum, genellikle bir kaç gün sürebilir
  • Radyasyon kaynağının belirlenmesi; Radyoterapide kullanılan radyasyon kaynakları çeşitlidir. Doktor X-ışını ya da elektron demeti kullanabilir. Kullanılacak radyasyon kaynağının seçimi tümörün tipine, vücuttaki yerleşimine ve özellikle de derinliğine göre belirlenir. Yüksek enerjili X-ışınları birçok kanser tipinde tedavi amacı ile kullanılır. Elektron demetleri ise bazı cilt hastalıklarını tedavi edebilir
  • Işın verilecek bölgenin işaretlenmesi; Radyasyon terapisti tarafından hastanın cildine işaretlemeler yapılarak bir radyoterapi seansından diğerine “hedef hacmin” aynı şartlarda ışınlanması sağlanmaktadır. Bu amaçla kolay çıkmayan mürekkepli kalemler kullanılır veya tatuaj yapılabilir. Yine de yıkanırken bu işaretlerin çıkmamasına özen göstermek gerekir. Çünkü hastanın tedavisi bitene kadar bu işaretlere ihtiyaç duyulacaktır. Silinme olursa terapiste haber vermek gerekir. Hasta, silinmiş işaretleri kendisi tamamlamamalıdır
  • Tedavi etkisinin takibi; Tedavi başladıktan sonra doktor hastanın tedaviye cevabını, genel durumunu ve tedavinin olası yan etkilerini takip eder. Bu kontrol de genellikle haftada bir yapılır ancak sıklığı hastanın ihtiyacına göre değişebilir. Planlanmış tedavilerin zamanında alınması çok önemlidir. Plandaki aksamalar, tedavinin beklenen etkinliğini azaltabilir

Tedavi süreci;

Hasta tedaviye başlamadan önce giysilerini çıkarır ve önlük giyer. Bu nedenle kolay değiştirebileceği giysiler ile tedaviye gelmesi önerilir.

Radyoterapi teknisyeni, tedavi alanını belirlemek için hastanın cildinde daha önce işaretlemiş olduğu çizgileri kullanır. Hastanın özel bir sandalyede oturması ya da tedavi masasına yatması gerekir. Her seansta tedavi odasında 15 ila 30 dakika kalınmakla birlikte, radyasyon dozunun verilmesi 1 ila 5 dakikalık bir sürede gerçekleşmektedir. Eksternal radyoterapi alma işlemi, bir röntgen filmi çekilme işlemindeki gibi ağrısızdır.

Hastanın işlem sırasında nefes tutmasına gerek yoktur ve yalnızca normal soluk alıp vermek yeterlidir. Radyoterapi seanslarında; tanımlanan dozun en hassas şekilde verilip ışınların vücutta doğru yere ulaşması, tedavi boyunca hasta pozisyonunun bozulmayıp her tedavide aynı pozisyonun oluşturulması ve hastanın konforunun en iyi şekilde sağlanması için ortamın hareketsiz hale getirilmesi önemlidir. İmmobolizasyon (sabitleme) denilen bu işlemde tedavi edilen bölgeye göre baş-boyun maskeleri, vakumlu yataklar, diz altı sabitleyicileri veya omuz çekicisi gibi aksesuarlar kullanılabilir.

Radyoterapi teknisyeni, ışın verilmeden önce odadan ayrılır. Cihazlar, yakındaki küçük bir alandan kontrol edilir. Hasta da bir monitör ya da pencere yoluyla izleyebilir. Bu sırada hasta konuştuğunda sesi hoparlörden duyulabilir ve teknisyenle iletişim kurulabilir. Radyoterapi cihazları büyük yapıları nedeniyle tedavi alanı etrafında değişik açılarda dönerken gürültülü bir ortam oluşabilir. Ancak hastaların, cihazların ilgili teknisyenlerce çalıştırıldığı ve çalışmalarının düzenli olarak kontrol edildiği unutulmamalıdır. Tedavi odası ya da cihazlarla ilgili olarak her türlü soru, teknisyen ya da doktora sorulabilir.

Radyasyonun herhangi bir şekilde görülmesi, sesinin duyulması ya da hissedilmesi mümkün değildir. Tedavi seansında hastanın kendini çok kötü veya rahatsız hissedeceği bir durum oluşursa, derhal teknisyen bilgilendirilmelidir. Gerekli durumlarda cihazların çalışması derhal durdurulabilmektedir.

Radyoterapinin olası yan etkileri;

Radyoterapi sırasında tedavi alanı içindeki sağlıklı hücreler de etkilenecektir. Bu şekilde ortaya çıkabilecek yan etkiler çoğu zaman hafif ve geçici olmakla beraber, bazı hastalarda ciddi olabilir. Bu yan etkileri azaltmak için radyoterapi hafta içi 5 gün uygulanır, hafta sonu 2 gün dinlenilir.  Ayrıca planlama tedavi alanı içinde kalan sağlıklı dokuları radyasyondan en fazla koruyacak şekilde yapılır. Yan etkiler genellikle ilerleyen günlerde, doz arttıkça başlar. Kimisi tedavi sonrası günler kimisi de haftalar içinde kaybolur. İlaçlarla veya tedaviye ara vererek bu yan etkileri hafifletmek mümkündür.

  • Ciltte görülen yan etkiler; Tedavi bölgesinde, daha çok 5–6 hafta süren tedavilerde ve tedavinin ileri dönemlerinde görülür. Koltuk altı, boyun, kasık gibi bölgelerde riski daha fazladır. Güneş yanığı gibi şikâyetlerle başlar ve sulu, açık yaralara kadar gidebilir. Bu gibi durumlarda tedavinize bir süre ara verilmesi veya ilaç kullanmanız gerekebilir. Ancak doktorunuz önermeden asla krem, pansuman türü uygulamalar yapmayınız. Bu reaksiyonların büyük bölümü tedavi bitiminden 2–4 hafta sonra kaybolur. Tedavi sonrası uzun dönemde tedavi alanında cildinizde noktasal tarzda kalıcı koyu lekeler olabilir, o bölge daha koyu renkli ve daha sert kalabilir ve o bölgede kıllar dökülebilir. Bu durum tedavi bitiminden 2-3 ay sonra normal haline döner
  • Baş ve boyun bölgesi radyoterapisindeki olası yan etkiler; Bu bölgede radyoterapi dişlerinizin çürüme eğilimini artırabilir. Tedavi süresince ve sonrasındaki bir yıl boyunca dişlerinize cerrahi tedavi uygulanamayacağından doktorunuz tedaviye başlamadan önce ayrıntılı bir diş kontrolü ister. Tedavi süresince ağız içinde yaralar olabilir. Bu nedenle tedavi boyunca düzenli antiseptik gargara ve başka ilaçlar kullanmanız gerekebilir. Tükürük bezleri etkilendiğinden ağız kuruluğu ve buna bağlı yutma güçlüğü, çiğneme zorluğu da görülebilir. Boğazınız çok tahriş olmuş, yeme-içmeniz sancılı bir hal almışsa, tedaviye bir süre ara vermek gerekebilir. Ayrıca ağızda mantar enfeksiyonu gelişebilir, tat alma duyunuz bozulabilir. Tüm bunlar iştah azalması ve dolayısıyla kilo kaybına yol açabilir. Bu tür yan etkiler tedavi tamamlandıktan sonra birkaç hafta kadar daha devam edebilir. Ses kısıklığı olabilir ancak tedavi bitiminden en geç birkaç hafta sonra eski haline  gelir
  • Göğüs bölgesine radyoterapi sırasında olabilecek yan etkiler; Radyoterapi esnasında ve sonrasında bir süre için nefesinizde daralma hissi olabilir ve katı yiyeceklerin alınması zorlaşabilir. Bazı özel ağrı kesici ve gargara türü ilaçlarla, yemek sırasında hissedilen bu ağrıyı hafifletmek mümkündür. Bu belirtiler tedaviden sonra giderek azalır ve genellikle 5–8 haftada tamamen geçer. Kuru öksürük, nefes darlığı gelişebilir. Ancak tedavi bitiminden birkaç ay sonra gelişecek öksürük, nefes darlığı yakınması radyoterapiye bağlı AC hasarını gösterebileceğinden önemlidir
  • Karın bölgesine radyoterapi sırasında olabilecek yan etkiler; Tedavi süresince, hatta ilk günlerden başlayarak bulantı bazen kusma olabilir. Buna bağlı yemek yeme problemi ile hızlı kilo kaybı başlar. Bu şikayetinizi önleyici ilaçlar verilecektir. Radyoterapi bitiminde yakınmalarınız da kalmayacaktır. Bunların dışında ishal, mide krampları ve şişkinlik yakınması görülebilir. İshal durumunda gereğinde tedaviye ara verilir ve ilaç başlanır. İshal, tedaviden sonra tamamen geçecektir. Buna ek olarak idrar kesesinin etkilenmesi sonucu sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma olabilir.  Bol su içmek tüm bu belirtileri hafifletir
  • Kan hücrelerinin etkilenmesine bağlı yan etkiler: Radyoterapi kan yapıcı sistemin ürettiği hücreleri etkileyebilir. Ayrıca kemoterapi ile birlikte ya da kemoterapiden hemen sonra başlayan radyoterapide kan ile ilgili yan etkiler daha sık görülmektedir. Bu  etkileri zamanında saptayabilmek için tedavideki her hastaya düzenli olarak kan sayımı yapılır

Öneriler;

Radyoterapiye başladığınız zamanki genel durumunuz, günlük hayatınıza devam etmek için uygunsa, radyoterapi sırasında da bir değişiklik olmayacaktır. Fakat uzun süreli tedavilerde, günlük yaşamınızı zorlaştıran bazı yan etkiler gelişebilmektedir. Tedaviniz süresince kendinizi yorgun, halsiz hissedebilirsiniz. Bu yorgunluk, tedavinizden kaynaklanan bir durumdur, kesinlikle hastalığınızın kötüye gittiğini göstermez ve tedaviden sonra genellikle kaybolur.

  • Beslenme; Tedavi süresince sağlıklı beslenmeye ve bol su içmeye mutlaka özen göstermelisiniz. Et, yoğurt, baklagiller, yumurta, süt, balık gibi yüksek proteinli besinler bu süreçte diyetinizde özellikle gereklidir. Yağlı, kızartma türü yiyeceklerden uzak durmanız faydalı olacaktır. Ağzınızda şiddetli ağrılar ve yaralar gelişebilir bu nedenle çok soğuk, çok sıcak, acı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durmanız gereklidir. Gerektiğinde ağız içi sorunlarınız geçene kadar yüksek kalorili özel solüsyonlarla beslenmenize takviye yapılabilir. Karın bölgesine radyoterapi uygulanıyorsa gaz oluşumuna yol açan fasulye, nohut ve kimyonlu yiyecekleri sınırlı ölçüde tüketmeniz faydalı olacaktır. Bağırsakların etkilenmesi nedeniyle ishal gelişebileceğinden tedavi sürecinde yağsız peynir, beyaz ekmek, patates, pirinç, yağsız haşlama et gibi yiyecekler tüketilmelidir. Tedaviniz süresince kesinlikle alkol ve sigara kullanılmamalıdır
  • Egzersiz; Bedeni yormayan egzersizler, örneğin yürüyüşler fizik gücüne katkıda bulunur. Dolayısıyla radyoterapi süresince düzenli olarak spor yapılması faydalı olabilecektir
  • Dinlenme; Radyasyon tedavisi sırasında normal yaşantınızı mümkün olduğunca devam ettirmeli ancak dinlenmeye özen göstermelisiniz
  • Cilt Bakımı; Cilt reaksiyonları sıklıkla görülebilir. Tedavi bölgesi ılık su ile yıkanıp, banyo yapılabilir. Tedavi bölgesinde kaşıntı hissi olabilir ancak asla ovalamayınız, kaşımayınız, çünkü bu bölgedeki deri hassalaşır ve kolay tahriş olabilir. Parfümlü sabunlar, pudralar, deodorantlar, losyonlar, kremleri tedavi süresince kullanmanız sakıncalıdır. Baş ve boyun bölgesinden radyoterapi alıyor iseniz tedavi süresince köpük, krem ve jilet kullanarak tıraş olmayın. Eğer gerekliyse tedavi başlangıç döneminde tıraş makinesi kulanılabilir
  • Güneşten Korunma; Tedavi gören bölge yazın etkili güneşe, kışın soğuk rüzgâra maruz kalmamalıdır. Tedavi bitimini takiben en az 1 yıl süreyle, tedavi gören bölgenin kuvvetli güneş ışığından korunması gerekir
  • Giyim; Yünlü, naylon giysiler tahriş edici olabilir. Meme bölgesinden tedavi alan hanımların tedavi süresince sutyen kullanmamaları doğru olacaktır. Boyun bölgesine radyoterapi uygulanıyorsa, dar yakalı giysilerden kaçınmalıdır. Kuvvetli güneş ve soğuk rüzgârdan korumak amacıyla boyun için ipek veya pamuklu fular, uygun seçimlerdir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Radyoloji hakkında bilmeniz gereken her şey!

Başta kanser olmak üzere birçok hastalığın teşhisi için gerekli olan radyoloji, hastalığı teşhis etmek için vücudu oluşturan organların görüntülerinin yorumlandığı bir tıp dalıdır. Radyologlar, teşhis için tıbbi görüntüleri yorumlama konusunda özel eğitime sahip doktorlarıdır.

Görüntü üretmek için teknik ekipmanı kullanıp yönetebilen tıbbi görüntüleme uzmanına ise radyolojik teknoloji uzmanı adı verilir. Hastanelerde radyolojik muayenelerin yapıldığı kısım genellikle radyoloji adını almakla birlikte, röntgen veya görüntüleme bölümü olarak da adlandırılabilir.

Radyolojinin kullandığı tanı araçları;

  • Radyografiler
  • CT
  • MR
  • Ultrason
  • Mamogramlar
  • Floroskopi
  • Nükleer tıp
  • Girişimsel radyoloji
  • Teleradyoloji

Radyoloji hangi hastalıklara bakar?

Radyologlar hastanın durumuna bağlı olarak tüm tıp uzmanlarıyla birlikte çalışabilirler. Teşhis radyografisinin ana odağı, hastalıkların, iskelet ve yumuşak doku anormalliklerinin ve travmanın tanımlanması ve izlenmesidir. Radyoloji, özellikle kanser olmak üzere birçok hastalığın teşhisinde gereklidir. Ayrıca;

  • Kemik ve akciğer hastalıklarının teşhisinde
  • Yabancı cisimlerin incelenmesi için
  • Yaralanmalar ve acil tıpta
  • Meme hastalıklarında
  • Osteoporozun teşhisinde
  • Kalp ve damar hastalıklarının teşhis ve tedavisinde
  • Vücut içi organlarda oluşan hastalıkların teşhisinde
  • Hamileliğin takibinde
  • Kas-ligament yapı ve iskelet sistemi hastalıklarının teşhisinde
  • Omurga, omurilik, beyin, baş, boyun, bel, nöroradyoloji gibi sinir sistemi kontrollerinde
  • Karın, batın, meme, yumuşak doku lezyonlarının görüntülenmesinde
  • Jinekolojik ve pediatrik hastalıkların incelemesinde kullanılır

Radyolog kimdir ve radyoloji uzmanı ne iş yapar?

Radyologlar, hastalıkların veya yaralanmaların teşhis ve tedavisi için tıbbi görüntüleri okuyan ve yorumlayabilen bir doktorlardır. İleri derecede anatomi ve patoloji bilgisine sahiptirler. Birçoğu ikisini de yapmasına rağmen radyoloji uzmanları “tanısal” veya “girişimsel” olarak gruplandırılabilir.

Teşhis radyologları, kapsamlı klinik çalışmalar ve ilgili araştırmalar yoluyla radyolojinin alt dallarında uzmanlaşabilir:

  • Meme görüntüleme (mamogram)
  • Kardiyovasküler radyoloji (kalp ve dolaşım sistemi)
  • Göğüs radyolojisi (kalp ve akciğerler)
  • Acil radyoloji
  • Gastrointestinal radyoloji (mide, bağırsaklar ve karın)
  • Genitoüriner radyoloji (üreme ve üriner sistemler)
  • Baş ve boyun radyolojisi
  • Kas iskelet sistemi radyolojisi (kaslar ve iskelet)
  • Nöroradyoloji (beyin ve sinir sistemi; baş, boyun ve omurga)
  • Pediatrik radyoloji (çocuk görüntüleme)

Radyoloji uzmanı görevi nedir?

  • Görüntüleme muayene bulgularını yorumlar, ilgili doktora ve sağlık çalışanlarına yardımcı olması için yazılı teşhis raporları hazırlar
  • Hastaları için uygun görüntüleme testlerini seçmelerinde diğer doktorlara ve sağlık çalışanlarına yardımcı olurlar. Çekimin risk ve faydalarını dengelemek, gereksiz radyasyona maruz kalmayı önlemek üzere klinik ekibin bir parçası olarak çalışırlar
  • Sıklıkla biyopsi, drenaj ve hedeflenen enjeksiyonlar gibi görüntü kılavuzlu prosedürleri gerçekleştirmek için çağırılırlar. Bazı radyologlar vasküler stentleme ve anevrizma sargısı gibi daha ileri görüntü kılavuzlu prosedürleri de gerçekleştirebilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Radyodermatit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kanser hücrelerini yok etmek ve kötü huylu tümörleri küçültmek için X ışınları kullanır. Radyasyon tedavisi olarak bilinen bu yöntem birçok farklı kanser türü üzerinde etkili bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu tedavi yönteminin yaygın bir yan etki olarak radyodermatit ortaya çıkmaktadır.

Radyodermatit, adı verilen ve aynı zamanda X-ışını dermatiti veya radyasyon yanıkları olarak da bilinen bir cilt rahatsızlığıdır . Radyasyona yoğun şekilde maruz kalmak ciltte ağrılı izlere neden olur.

Radyasyon yanıklarının nedenleri;

Kanser hastalarının yaklaşık üçte ikisi radyasyon tedavisi görüyor. Kabaca bu insanlardan yüzde 85’i orta ila şiddetli cilt reaksiyonları yaşar. Bunlar tipik olarak tedavinin ilk iki haftasında ortaya çıkar ve tedavi tamamlandıktan sonra birkaç yıl sürebilir.

Radyasyon tedavisi sırasında, konsantre X-ışını ışınları ciltten geçer ve ışınlanmış serbest radikaller üretir. Bu durum şunlara neden olur;

  • Doku hasarı
  • DNA hasarı
  • İltihaplı cilt (hem epidermisi hem de dermisi veya cildin dış ve iç katmanlarını etkiler)
  • Radyasyon tedavisi devam ederken, cilt iyileşmek için dozlar arasında yeterli zamana sahip değildir. Sonunda, etkilenen cilt bölgesi bozulur. Bu ağrıya, rahatsızlığa ve kızarıklığa neden olur.

Semptomları;

  • Kırmızılık
  • Kaşıntı
  • Dökülme
  • Peeling
  • Ağrı
  • Nemlilik
  • Kabarma
  • Pigmentasyon değişiklikleri
  • Fibroz veya bağ dokusunun yara izi
  • Ülser gelişimi

X ışını dermatiti akut ila kronik arasında değişir ve genellikle şiddetin dört evresinde gelişir. Dört derece radyodermatiti şunlardır;

  • Kırmızılık
  • Peeling
  • Şişme
  • Cilt hücrelerinin ölümü

Risk faktörleri;

Bazı kişilerin radyodermatiti olma olasılığı diğerlerinden daha yüksektir. Bu risk faktörleri şunlardır;

  • Cilt hastalığı
  • Obezite
  • Tedaviden önce krem ​​uygulaması
  • Yetersiz beslenme
  • HIV gibi belirli bulaşıcı hastalıklar
  • Diyabet

Tedavisi;

Doğru yaklaşımla bu yan etki azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir. En iyi yöntem, topikal ve oral tedavi seçeneklerini birleştirmektir.

  • Kortikosteroid krem; Topikal steroid krem genellikle radyodermatiti için reçete edilir, ancak bu tedavi seçeneği ile ilgili klinik kanıtlar karışıktır
  • Antibiyotikler; Oral ve topikal antibiyotikler, radyoterapi ile ilişkili yanıkların tedavisinde etkililik göstermiştir
  • Gümüş yapraklı naylon örtü; Derideki yanıklar tipik olarak gazlı bezle tedavi edilir. Bu cilt pansumanı, antimikrobiyal ve anti-enfektif özelliklerinden dolayı etkilidir. Naylon sargıda kullanılan gümüş iyonları cilde salınır ve rahatsızlığı gidermek ve iyileşmeyi iyileştirmek için hızla çalışır.

Ayrıca aşağıdaki semptomların giderilmesi için de faydalıdır:

  1. Ağrı
  2. Kaşıntı
  3. Enfeksiyon
  4. Şişme
  5. Yanak
  • Çinko; Vücut, bağışıklık fonksiyonunu desteklemek için çinko kullanır. X ışını dermatitine ek olarak sivilce, yanıklar, kesikler ve ülserleri tedavi etmek için topikal olarak kullanılabilir. Doktorlar çinkoyu etkili bir tedavi yöntemi olarak tam olarak onaylamamış olsa da cildinizi iyileştirebilecek birçok faydası vardır. Ağızdan alınırsa çinko, ülser ve şişlik için etkili bir tedavi yöntemidir
  • Amifostin; Amifostin, serbest radikalleri ortadan kaldıran ve radyasyondan kaynaklanan toksisiteyi azaltan bir ilaçtır. Klinik araştırmalara göre, amifostin kullanan kemoterapi hastalarında, ilacı kullanmayanlara kıyasla yüzde 77 oranında daha az radyodermatiti riski vardır

Radyasyon yanıklarının önlenmesi;

Radyasyon yanıklarının daha ciddi semptomlarını önlemek için alabileceğiniz bazı önlemler vardır. Genel olarak şunlardan kaçınılmalı;

  • Etkilenen deride kaşıma
  • Parfüm, deodorant ve alkol bazlı losyon
  • Kokulu sabun
  • Klorlu havuzlarda veya sıcak küvetlerde yüzme
  • Güneşte çok fazla zaman geçirmek
  • Cildinizi temiz, kuru ve nemli tutmak, radyasyon yanıkları için genel bir önleme planı olabilir.
Paylaşın

Radikülopati nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Radikülopati, omurgada sıkışan bir sinir durumudur. Aşınma ve yıpranma veya yaralanma nedeniyle çevredeki kemiklerde ve kıkırdakta meydana gelen değişikliklerle ortaya çıkar. Bu değişiklikler sinir kökü üzerinde baskıya neden olabilir. Sinir kökü, omuriliğinizden çıkan ve omurganızdaki bir açıklıktan geçen her bir spinal sinirin parçasıdır.

Sinir kökleriniz sıkıştırıldığında, iltihaplanarak uyuşukluk, halsizlik ve ağrıya neden olabilir. Zamanında ve uygun tedavi bu semptomları azaltabilir.

Radikülopatinin semptomları ve türleri nelerdir?

Radikülopatinin semptomları hafiften şiddetliye kadar değişebilir. Semptomların yeri, hangi sinir kökünün etkilendiğine bağlıdır.

Üç tür radikülopati vardır;

  • Servikal radikülopati; Boynunuzdaki sinir köklerinden biri üzerindeki baskıdır. Omzunuzda, kolunuzda, elinizde veya parmağınızda güçsüzlüğe, yanmaya veya karıncalanmaya veya his kaybına neden olabilir
  • Torasik radikülopati; Omurganızın üst arka kısmında sıkışmış bir sinir olduğunda meydana gelir. Bu, göğsünüzde ve gövdenizde ağrıya neden olur. Yaygın değildir ve zona ile karıştırılabilir
  • Lomber radikülopati; Belinizdeki sinir köklerinden biri üzerindeki baskıdır. Kalça ağrısına ve siyatiğe veya bacağınızda ağrıya neden olabilir . Ağır vakalarda idrar kaçırma, cinsel işlev bozukluğu veya felç de ortaya çıkabilir

Semptomlar, sahip olduğunuz radikülopatinin türüne bağlı olarak değişir. Belirtiler sırtınızın, kollarınızın ve bacaklarınızın farklı bölgelerini etkileyebilir;

  • Belirli hareketlerle kötüleşebilecek keskin bir ağrı
  • Ateş yapan acı
  • Uyuşma
  • Zayıflık ve karıncalanma
  • Duyu kaybı veya değişikliği
  • Refleks kaybı

Radikülopatiye ne sebep olur?

Radikülopati, bir sinir çevredeki doku tarafından sıkıştırıldığında ortaya çıkar. Bazen fıtıklaşmış bir omurga diskinden kaynaklanır. Bu, diskin dış kenarının zayıflaması veya yırtılmasıyla başlar. Çekirdek veya iç kısım daha sonra dışarı doğru iter ve yakındaki bir spinal sinire baskı uygular.

Kemik mahmuzları da radikülopatiye neden olabilir. Bu, omurganın bir kısmında fazladan kemik oluşmasıdır. Kemik mahmuzları travma veya osteoartrit nedeniyle gelişebilir. Bu mahmuzlar omurgayı sertleştirebilir ve sinirlerin bulunduğu alanı daraltarak sıkışmalarına neden olabilir. Radikülopati yaşlanma veya travmadan kaynaklanabilir.

Radikülopati için kimler risk altındadır?

Yaşlandıkça birçok omurga değişikliği olur. Radikülopati genellikle 30 ile 50 yaş arasındaki insanları etkiler. Osteoartrit, romatoid artrit ve obezite gibi durumlar radikülopati riskini artırabilir. Diğer risk faktörleri kötü duruş, skolyoz gibi omurga anormallikleri ve tekrarlayan hareketlerdir. Hamile kadınların riski daha yüksektir. Kalıtsal da olabilir, bu nedenle ailenizde radikülopati öyküsü varsa risk altındasınız.

Radikülopati nasıl teşhis edilir?

Radikülopatiyi teşhis etmek için doktorunuz önce fizik muayene yapacaktır. Daha sonra aşağıdakiler gibi belirli testleri veya taramaları yapabilirler;

  • Disklerin kemik hizalamasını veya daralmasını görüntülemek için bir röntgen
  • Yumuşak doku, omurilik ve sinir köklerinin görüntülerini almak için bir MR taraması
  • Kemik mahmuzları da dahil olmak üzere kemiklerinizin ince ayrıntılarını görmek için bir BT taraması
  • İstirahat halindeyken ve kasılmalar sırasında kaslarınızın elektriksel uyarılarını ölçmek için bir elektromiyogram , doktorunuzun hasarı belirlemesine yardımcı olur
  • Sinirlerin elektrik sinyalleri gönderme yeteneğini ölçmek için bir sinir iletim çalışması

Radikülopati nasıl tedavi edilir?

Doktorunuz evde bakım, ilaçlar, ameliyat veya tedavilerin bir kombinasyonunu önerebilir.

Evde bakım; Ağrınızı şiddetlendiren aktiviteleri sınırlamalısınız. Doktorunuz etkilenen bölgeyi hareketsiz hale getirmek için bir atel, kuşak veya yumuşak boyun askısı yazabilir. Bu, yaralı bölgeyi dinlendirmenizi kolaylaştırır.

Kısa süreli yatak istirahati veya mekanik çekişli tedaviler, doktorunuzun önerebileceği seçeneklerdir. Çekiş, omurganızın kemikleri arasında boşluk oluşturarak omurilik siniriniz üzerindeki baskıyı hafifletmek için ağırlıkların veya diğer özel cihazların kullanılmasını içerir.

Doktorunuz ayrıca fizik tedavi önerebilir. Fizik tedavi, sıcak ve soğuk terapi ve diğer tedavileri içerebilir. Terapistleriniz size etkilenen bölgeyi güçlendirmenin, esnetmenin ve korumanın yollarını öğretebilir. Bazı insanlar için kilo kaybı, etkilenen bölgedeki baskıyı azaltmaya yardımcı olabilir.

İlaçlar; Bazı ilaçlar radikülopatinin tedavisinde etkili olabilir:

  • Analjezikler
  • Nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ibuprofen (advil ) venaproksen (aleve)
  • Kas gevşeticiler
  • Oral kortikosteroidler
  • Etkilenen bölgeye spinal kortikosteroid enjeksiyonları

Ameliyat; Durumunuz belirli bir süre içinde düzelmezse doktorunuz ameliyat önerebilir. Bu tipik olarak yaklaşık altı ila 12 haftalık konservatif tedaviden sonradır. Birden fazla sinir etkilenirse veya tedaviye rağmen sinir işlevi azalırsa ameliyat önerebilirler.

Cerrahi, etkilenen siniri basınçtan kurtarabilir. Bir prosedür diskektomi olarak adlandırılır. Bu, kemik çıkıntılarının veya fıtıklaşmış bir diskin bir kısmının çıkarılmasını içerir. Bu prosedür sırasında, omurunuzun bir bölümünün çıkarılması veya birbirine kaynaştırılması gerekebilir. Her ameliyatta olduğu gibi, anesteziden kaynaklanan enfeksiyon, kanama ve komplikasyonlar gibi riskler vardır. Ameliyattan kurtulduktan sonra, bazı kişilerde hala ağrı veya başka semptomlar olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuduz (rabies) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kuduz kelimesi muhtemelen ağızda köpüren öfkeli bir hayvanı akla getiriyor. Enfekte bir hayvanla karşılaşma, ağrılı, hayatı tehdit eden bir duruma neden olabilir. Göre Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) her yıl dünya çapında yaklaşık 59.000 insanın kuduzdan ölüğünü rapor ediyor. Bu ölümlerin yüzde doksan dokuzu bir köpek tarafından ısırılması sonucu.

Bununla birlikte, hem hayvanlar hem de insanlar için aşıların mevcudiyeti kuduz vakalarında keskin bir düşüşe yol açmıştır. Kuduz, merkezi sinir sistemini etkileyen ve özellikle beyinde iltihaplanmaya neden olan bir virüsten kaynaklanır. Evcil köpekler, kediler ve tavşanlar ve kokarcalar, rakunlar ve yarasalar gibi vahşi hayvanlar, virüsü insanlara ısırık ve çiziklerle aktarabilir.

Kuduzu belirtilerini tanıma;

Isırık ile semptomların başlangıcı arasındaki süreye kuluçka dönemi denir. Bir kişinin enfekte olduktan sonra kuduz semptomları geliştirmesi genellikle dört ila 12 hafta sürer. Bununla birlikte, kuluçka dönemleri de birkaç günden altı yıla kadar değişebilir.

Kuduz başlangıcı grip benzeri semptomlarla başlar;

  • Ateş
  • Kas Güçsüzlüğü
  • Karıncalanma
  • Ayrıca ısırık yerinde yanma

Virüs, merkezi sinir sistemine saldırmaya devam ederken, gelişebilecek iki farklı hastalık türü vardır.

Öfkeli kuduz; Öfkeli kuduz geliştiren enfekte kişiler hiperaktif ve heyecanlı olur ve düzensiz davranışlar sergileyebilir. Ssemptomları:

  • Uykusuzluk hastalığı
  • Kaygı
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
  • Çalkalama
  • Halüsinasyonlar
  • Aşırı tükürük
  • Yutma problemleri
  • Su korkusu

Felçli kuduz; Bu tür kuduzun ortaya çıkması daha uzun sürer, ancak etkileri de aynı derecede şiddetlidir. Enfekte insanlar yavaş yavaş felç olur, sonunda komaya girer ve ölür. Kuduz vakalarının yüzde 30’u felçlidir.

Kuduza nasıl yakalanırız?

Kuduzlu hayvanlar virüsü diğer hayvanlara ve insanlara tükürük yoluyla ya da çizik yoluyla aktarırlar. Bununla birlikte, mukoza zarlarıyla herhangi bir temas veya açık bir yara da virüsü yayabilir. Bu virüsün yalnızca hayvandan hayvana ve hayvandan insana bulaştığı kabul edilir. Virüsün insandan insana bulaşması son derece nadir olmakla birlikte, korneaların nakledilmesinin ardından bildirilen bir avuç vaka olmuştur. Kuduz hastalığına yakalanan insanlar için, aşılanmamış bir köpeğin ısırması, en yaygın suçludur.

Bir kişi ısırıldığında, virüs sinirleri yoluyla beyne yayılır. Baş ve boyundaki ısırıkların veya çiziklerin, ilk travmanın yeri nedeniyle beyin ve omurilik tutulumunu hızlandırdığı düşünülmektedir. Boynunuz ısırıldıysa, mümkün olan en kısa sürede yardım isteyin.

Bir ısırmanın ardından kuduz virüsü sinir hücreleri yoluyla beyne yayılır. Virüs beyne girdiğinde hızla çoğalır. Bu aktivite beyin ve omurilikte şiddetli iltihaplanmaya neden olur ve sonrasında kişi hızla kötüleşir ve ölür.

Kuduz yayabilen hayvanlar;

Hem vahşi hem de evcil hayvanlar kuduz virüsünü yayabilir. Aşağıdaki hayvanlar, insanlarda kuduz enfeksiyonunun ana kaynaklarıdır;

  • Köpekler
  • Yarasalar
  • Yaban gelinciği
  • Kediler
  • İnekler
  • Keçiler
  • Atlar
  • Tavşanlar
  • Kunduzlar
  • Çakallar
  • Tilkiler
  • Maymunlar
  • Rakunlar
  • Kokarcalar
  • Dağ sıçanları

Kim kuduza yakalanma riski altındadır?

Çoğu insan için kuduza yakalanma riski nispeten düşüktür. Bununla birlikte, sizi daha yüksek bir risk altına sokabilecek belirli durumlar vardır. Bunlar;

  • Yarasalarla dolu bir bölgede yaşamak
  • Vahşi hayvanlara daha fazla maruz kalınan ve aşılara ve immünoglobülin önleyici tedaviye çok az erişimin olduğu veya hiç olmadığı kırsal bir alanda yaşamak
  • Sık kamp yapmak ve vahşi hayvanlara maruz kalmak
  • 15 yaşın altında olmak (kuduz en çok bu yaş grubunda görülür)
  • Dünya çapında çoğu kuduz vakasından köpekler sorumlu olsa da, yarasalar kuduz ölümlerinin çoğunun sebebidir

Doktorlar kuduzu nasıl teşhis eder?

Kuduz enfeksiyonunun erken evrelerini tespit edecek bir test yoktur. Semptomların başlamasından sonra, bir kan veya doku testi , bir doktorun hastalığa sahip olup olmadığınızı belirlemesine yardımcı olacaktır. Vahşi bir hayvan tarafından ısırıldıysanız, doktorlar tipik olarak semptomlar ortaya çıkmadan önce enfeksiyonu durdurmak için önleyici bir kuduz aşısı uygulayacaktır.

Kuduz tedavi edilebilir mi?

Kuduz virüsüne maruz kaldıktan sonra, bir enfeksiyonun yerleşmesini önlemek için bir dizi enjeksiyon yapabilirsiniz. Enfeksiyonla savaşmanız için size hemen bir doz kuduz antikoru veren kuduz immünoglobülini, virüsün ayak basmasını önlemeye yardımcı olur. O halde, kuduz aşısı yaptırmak, hastalığı önlemenin anahtarıdır. Kuduz aşısı, 14 gün boyunca beş aşılık bir seri halinde yapılır.

Hayvan kontrolü muhtemelen sizi ısıran hayvanı bulmaya çalışacak, böylece kuduz testi yapılabilecektir. Hayvan kuduz değilse, büyük kuduz atışlarından kaçınabilirsiniz. Bununla birlikte, hayvan bulunamazsa, en güvenli eylem, önleyici atışlar yapmaktır.

Bir hayvan ısırığından sonra mümkün olan en kısa sürede kuduz aşısı yaptırmak, enfeksiyonu önlemenin en iyi yoludur. Doktorlar yaranızı en az 15 dakika sabun ve su, deterjan veya iyotla yıkayarak tedavi edeceklerdir. Ardından, size kuduz immünoglobini verecekler ve kuduz aşısı için enjeksiyon turuna başlayacaksınız. Bu protokol, “temas sonrası profilaksi” olarak bilinir.

Kuduz tedavisinin yan etkileri;

Kuduz aşısı ve immünoglobulin çok nadiren aşağıdakiler dahil bazı yan etkilere neden olabilir;

  • Enjeksiyon bölgesinde ağrı, şişme veya kaşıntı
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Karın ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Baş dönmesi

Kuduz nasıl önlenir?

Kuduz, önlenebilir bir hastalıktır. Kuduza yakalanmanızı önlemek için alabileceğiniz bazı basit önlemler vardır:

  • Evcil hayvanlarınızı aşılayın
  • Evcil hayvanlarınızın dışarıda dolaşmasını önleyin
  • Başıboş hayvanları hayvan kontrolüne bildirin
  • Vahşi hayvanlarla temastan kaçının
  • Yarasaların evinizin yakınındaki yaşam alanlarına veya diğer yapılara girmesini önleyin
  • Enfekte bir hayvanın tüm belirtilerini yerel hayvan kontrol veya sağlık merkezlerine bildirmelisiniz

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Püstül nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Püstüller vücudun herhangi bir yerinde gelişebilir, ancak çoğunlukla sırt, göğüs ve yüzde oluşurlar. Vücudun aynı bölgesinde kümeler halinde bulunabilirler. Püstüller, tipik olarak vücuttaki hormonal dengesizlikler veya hormonal değişikliklerin neden olduğu bir akne şekli olabilir.

Bu, özellikle gençler ve genç yetişkinler arasında çok yaygın bir cilt rahatsızlığıdır. Rahatsız edici hale gelirlerse, püstülleri ilaçla veya aşırı durumlarda ameliyatla tedavi edebilirsiniz.

Püstüllerin oluşmasına ne sebep olur?

Cildiniz bir nedenden iltihaplı hale geldiğinde Püstüller oluşturabilir. Bununla birlikte, püstüllerin en yaygın nedeni sivilcedir. Akne, cildinizin gözenekleri yağ ve ölü deri hücreleriyle tıkandığında gelişir. Bu tıkanma, cilt lekelerinin şişmesine neden olarak bir sivilceye neden olur. Aknenin neden olduğu püstüller sertleşebilir ve ağrılı hale gelebilir. Bu meydana geldiğinde püstül kist haline gelir. Bu durum kistik akne olarak bilinir.

Püstüller neye benziyor?

Püstüllerin tanımlanması kolaydır. Cildinizin yüzeyinde küçük yumrular olarak görünürler. Yumrular genellikle ortada beyaz olmak üzere beyaz veya kırmızıdır. Dokunulduğunda acı verici olabilirler ve yumrunun etrafındaki cilt kırmızı ve iltihaplı olabilir. Vücudun belirli bölgeleri, püstüller için ortak yerlerdir;

  • Omuzlar
  • Göğüs
  • Yüz
  • Boyun
  • Koltuk altı
  • Kasık bölgesi
  • Saç bölgesi

Püstüller ne zaman tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyar?

Yüzünüzün her yerinde veya vücudunuzun çeşitli yerlerinde yamalar halinde aniden patlayan püstüller, bakteriyel enfeksiyonunuz olduğunu gösterebilir. Ani bir püstül salgınınız varsa doktorunuza başvurun. Püstülleriniz ağrılıysa veya sıvı sızdırıyorsa doktorunuzu da aramalısınız. Bunlar ciddi bir cilt enfeksiyonunun belirtileri olabilir. Aşağıdaki semptomlardan herhangi birini püstüllerle birlikte yaşarsanız, hemen en yakın acil servise gitmelisiniz;

  • Ateş
  • Püstül bölgesinde sıcak cilt
  • Nemli cilt
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İshal
  • Püstülleri içeren bölgede ağrı
  • Son derece ağrılı olan büyük püstüller

Püstüller nasıl tedavi edilir?

Küçük püstüller tedavi olmaksızın basitçe kaybolabilir. Küçük püstüller devam ederse cildinizi ılık su ve hafif bir yüz temizleyici kullanarak yıkamak faydalıdır. Bunu günde iki kez yapmak, aknenin ana nedeni olan yağ birikintilerinin giderilmesine yardımcı olacaktır.

Yüzünüzü temizlemek için el bezi yerine parmak uçlarınızı kullandığınızdan emin olun. Püstüllerin bir bezle ovulması cildinizi daha da tahriş edebilir. Akne ilaçları, sabunlar veya küçük akne püstüllerini tedavi etmek için kremler. Püstül tedavisi için en iyi topikal ürünler peroksit, salisilik asit ve kükürt içerir. Ancak bu tedaviler asla genital bölgenizde kullanılmamalıdır. Ve bir kükürt alerjiniz varsa, o maddeyi içeren herhangi bir ürünü kullanmaktan kaçının.

OTC ürünleri, cildin üst tabakasını kurutarak ve fazla yüzey yağlarını emerek püstüllerin tedavisine yardımcı olur. Bazı ürünler güçlüdür ve cildinizin aşırı derecede kurumasına ve soyulmasına neden olabilir. Hassas cildiniz varsa, durumunuzun daha da kötüye gitmemesi için cilt tipinize özel olarak üretilmiş ürünleri arayın.

Püstüllerinizi patlatarak çıkarmak cazip gelebilir, ancak onları asla sıkmamalı, toplamamalı veya kıstırmamalısınız. Bunu yapmak cildinize zarar verebilir veya enfeksiyonu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca püstüllerden etkilenen bölgelerde losyon veya vazelin gibi yağ bazlı ürünler kullanmamalısınız. Bu ürünler gözeneklerinizi daha da tıkayabilir ve daha fazla püstül büyümesine neden olabilir.

Doktorunuzu ne zaman görmelisiniz;

Püstülleriniz ev ilaçları ve OTC tedavileri ile iyileşmiyorsa, bir dermatologla konuşun ve onlara daha agresif tedavi seçenekleri hakkında soru sorun. Püstüllerinizi güvenli bir şekilde boşaltabilirler veya daha güçlü bir ilaç yazabilirler.

Reçeteli ilaçlar, özellikle bakteriyel enfeksiyonların neden olduğu akne püstüllerinin giderilmesinde çok faydalı olabilir. Doktorunuzun yazabileceği bazı ilaçlar;

  • Doksisiklin ve amoksisilin gibi oral antibiyotikler
  • Dapson gibi topikal antibiyotikler
  • Reçeteli salisilik asit

Şiddetli vakalarda, püstülleri tedavi etmek için fotodinamik terapi (PDT) adı verilen bir prosedür kullanılabilir. PDT, ışığı ve sivilceyi hedef alan ve yok eden özel bir ışıkla aktive olan çözümü birleştiren bir tedavidir. PDT, sivilcenin neden olduğu püstülleri ve diğer ilgili cilt rahatsızlıklarını ortadan kaldırmanın yanı sıra, eski sivilce izlerini de azaltabilir ve cildinizi daha pürüzsüz hale getirebilir. Fotodinamik tedavinin durumunuzu tedavi etmek için uygun olup olmadığını öğrenmek için dermatoloğunuzla konuşun.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın