Neandertaller, 110 Bin Yıl Önce “Büyük Bir Nüfus Çöküşü” Yaşadı

Yeni bir araştırma, yaklaşık 40 bin yıl önce soyu tükenen Neandertallerin düşünülenden çok daha erken bir dönemde yok oluşa doğru yol almış olabileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / Araştırmada, 110 bin yıl önce Neandertalleri neredeyse yok eden bir “popülasyon darboğazı” yaşadığı keşfedildi.

Bir tür içindeki genetik çeşitlilikte ani bir azalma olduğunda bir “popülasyon darboğazı” meydana gelir. Bir tür içindeki bu darboğazlar, iklim değişikliği, avlanma veya soykırım gibi bir dizi süreç tarafından ortaya çıkabilir.

Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırmada yer alan bilim insanları, Neandertallerin iç kulağının şeklinin yaklaşık 400 bin yıllık bir zaman dilimi içinde nasıl değiştiğini inceleyerek bu darboğazı tespit etti.

Neandertallerin 110 bin yıl önce neredeyse yok olmalarına neden olacak konu, bilim insanlarının uzun süredir cevabını aradıkları bir soruydu.

Bu dönem, son Buzul Çağı’nın en soğuk evrelerinden biri olan “Son Glasyal Maksimum”dan önceki bir zaman dilimine denk geliyor.

Bu dönemde, Neandertal nüfusundaki azalmayı açıklamaya çalışan birkaç olası sebep var:

İklim değişiklikleri: 110 bin yıl önce buzul çağının derinleşmesiyle birlikte, Neandertallerin yaşadığı Avrupa ve Batı Asya bölgelerinde sıcaklık dramatik şekilde düştü. Bu, besin kaynaklarını kısıtladı.

Nüfus azlığı ve izolasyon: Neandertallerin küçük ve dağınık popülasyonlar halinde yaşadıkları biliniyor. İklim kötüleştikçe, bu izole gruplar birbirleriyle yeterince temas kuramayıp genetik havuzlarını yenileyememiş olabilir.

Rekabet ve adaptasyon: Aynı dönemde Homo sapiens (modern insan) henüz Neandertallerin bölgelerine tam anlamıyla yayılmamıştı, ama bazı erken insan türleri ile rekabet etmiş olabilirler.

Neandertallerin avlanma teknikleri ve yaşam tarzları, hızla değişen koşullara adapte olmakta yetersiz kalmış olabilir.

Doğal afetler veya hastalıklar: Çevresel felaketler veya bilinmeyen salgın hastalıklar da bu dönemde Neandertal nüfusunu etkilemiş olabilir, ancak buna dair kanıtlar sınırlı.

Paylaşın

Aaron Yasası Nedir, Temel Amaçları Nelerdir?

Aaron Yasası, Bilgisayar Sahtekarlığı ve Kötüye Kullanımı Yasası’nı (CFAA) reform etmeyi amaçlayan ve öncelikli olarak bilgisayar suçlarıyla ilişkili cezaların ciddiyetini ve kapsamını azaltmaya odaklanan önerilen bir yasadır.

Haber Merkezi / Yasa, 2013 yılında, çevrimiçi veri tabanı JSTOR’dan milyonlarca akademik makaleye yasadışı olarak erişip bunları indirmekle suçlanan federal suçlamaların ardından kendi canına kıyan internet aktivisti Aaron Swartz’ın anısına adlandırılmıştır.

Aaron Yasası, bilgisayar ile ilgili suçlar için açık ve adil standartlar sağlamayı, meşru erişim hakları ile siber suç faaliyetleri arasında bir denge kurmayı ve Swartz gibi kötü niyetli veya zararlı davranışlarda bulunmayan kişilerin haksız cezalandırılmasını önlemeyi amaçlamaktadır.

Aaron Yasası’nın birincil amacı, hukuk sisteminin aşırıya kaçmasını önlemek ve küçük veya kötü niyetli olmayan bilgisayar ile ilgili faaliyetlerde bulunan kişilerin orantısız bir şekilde cezalandırılmamasını sağlamaktır.

Örneğin, Aaron Yasası, şu anda CFAA kapsamında olan ve aynı suçlar için tekrarlayan cezalara yol açabilen ‘aynı eylem için birden fazla ceza’ ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, yasa, istismarcı siber suç faaliyetleri ile hizmet şartları ihlalleri, araştırma veya ihbarcılık gibi diğer faaliyetler arasında ayrım yapmak için “yetkisiz erişim” tanımını açıklığa kavuşturmayı ve daraltmayı amaçlamaktadır.

Aaron Yasası, CFAA’nın bu yönlerini hedef alarak, bilgisayar kaynaklı suçların ele alınması için daha adil bir yasal çerçeve sağlamayı ve internet ile dijital teknolojiyi yönlendiren yenilikçilik ruhuna saygı göstermeyi amaçlıyor.

Aaron Yasası hakkında sıkça sorulan sorular:

Aaron Yasası nedir?

Aaron Yasası, Amerika Birleşik Devletleri’nde Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Kötüye Kullanımı Yasası’nı (CFAA) yeniden düzenlemeyi amaçlayan önerilen bir yasadır. Adını, bir bilgisayar sistemine yetkisiz erişimle ilgili ihlaller nedeniyle CFAA kapsamında suçlanan bir İnternet aktivisti olan Aaron Swartz’dan almıştır.

Aaron Yasası’nı kim ortaya attı?

Aaron Yasası, Aaron Swartz’ın trajik intiharının ardından Temsilciler Meclisi’nde Temsilci Zoe Lofgren ve Senato’da Senatör Ron Wyden tarafından önerildi.

Aaron Yasası’nın temel amaçları nelerdir?

Aaron Yasası’nın temel hedefleri, yetkisiz erişimin parametrelerini açık bir şekilde tanımlamak, hizmet şartları sözleşmelerinin ihlalini suç olmaktan çıkarmak ve CFAA kapsamında küçük suçlara verilen ağır cezaları sınırlamaktır.

Aaron Yasası’nın günümüzdeki durumu nedir?

Aaron Yasası henüz ABD Kongresi’nden geçmedi. 2013’teki ilk teklifinden bu yana, mevzuat birçok kez revize edildi ve yeniden sunuldu ancak yasa haline gelmek için yeterli ivme kazanamadı.

Aaron Yasası neden önemlidir?

Aaron Yasası önemlidir çünkü CFAA’nın keyfi kullanımını ve yanlış yorumlanmasını önlemeyi, verilen cezaların suç düzeyine orantılı olmasını sağlamayı amaçlar. Yetkisiz erişim tanımını iyileştirerek ve hizmet şartları ihlallerini hariç tutarak, mevzuat meşru bilgisayar güvenliği araştırmalarının, inovasyonlarının ve diğer zararsız faaliyetlerin haksız yere kovuşturulmasını önleyebilir.

Paylaşın

Bilim İnsanları Yaşama Elverişli Yeni Bir Gezegen Keşfetti

Dünya’nın kütlesinin yaklaşık altı katı büyüklüğünde yaşamaya elverişli yeni bir gezegen keşfedildi. Güneş’e çok benzeyen bir yıldızın yörüngesinde yer alan gezegen yaklaşık 20 ışık yılı uzaklıkta.

Gökbilimciler, etrafında döndüğü yıldızın yaşanabilir bölgesinde yer alan ve yüzeyinde sıvı su barındırabilecek denli uygun sıcaklıklara sahip bir ötegezegen keşfetti.

Yüzeyinde sıvı halde su bulundurabilecek koşullara sahip gezegenler, ‘yaşanabilir bölgede’ diye tanımlanıyor. Zira gezegenler yıldıza daha yakın olduklarında sıcaklık arttığı için su buharlaşıyor, daha uzak olduğunda ise su donuyor. Yaşanabilir bölgede yer alan gezegenler ise tıpkı Dünya gibi daha uygun sıcaklık koşullarına sahip oluyor. Bu yüzden bu gezegenler, yaşam barındırması muhtemel cisimler olarak görülüyor.

Hakemli bilimsel dergi Astronomy & Astrophysics’te yayınlanan yeni bir çalışmada ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, HD 20794 d adı verilen yeni gezegen, Dünya’nın kütlesinin yaklaşık altı katına sahip. Üstelik HD 20794 d, Güneş’e çok benzeyen bir yıldızın yörüngesinde dönüyor ve nispeten yakında, 20 ışık yılı uzaklıkla yer alıyor.

Bu da onu gökbilimcilerin bildiği en yakın “potansiyel olarak yaşanabilir” gezegenlerden biri yapıyor. Gezegen hakkında hala cevaplanması gereken bazı önemli sorular var ve üzerinde yaşam olup olmadığını kesinkes söylemek için henüz çok erken. Ancak gökbilimciler yaşanabilirlik konusunda son derece umutlu.

Oxford Üniversitesi’nden astrofizikçi ve çalışmanın ortak yazarı Michael Cretignier, “Gezegenin varlığını doğrulayabilmek benim için büyük bir mutluluktu,” dedi ve ekledi: “Çok yakın olması nedeniyle, gelecekteki uzay görevlerinde bunun bir görüntüsünün elde edilmesi için de umut var.”

Futurism’in aktardığına göre, gezegenin etrafında döndüğü 82 G. Eridani adlı yıldız, Güneş gibi bir sarı cüce. Güneş’in kütlesi bu yıldızınkinin yüzde 80’ine denk geliyor. Ancak bu yıldız Güneş’ten daha yaşlı ve biraz daha sönük.

Bunun yanı sıra HD 20794 d’nin yörüngesi eliptik. Bu nedenle yıldızından uzaklığı önemli ölçüde değişebiliyor. Bu da gezegenin yüzeyindeki koşulları epey değişken hale getirebilir, önemli sıcaklık değişimleri olabilir. Örneğin gezegen yolunun en uzak noktasındayken suyu donabilir. Yine de bilim insanları, bu gezegeni mutlaka araştırmak gerektiğini düşünüyor.

Cretignier, “Yaşanabilir bir bölgede yer alması ve Dünya’ya nispeten yakın olması nedeniyle bu gezegen, potansiyel yaşamı gösteren biyolojik belirtileri aramak için ötegezegenlerin atmosferlerini karakterize edecek gelecekteki görevlerde önemli bir rol oynayabilir,” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Aakash Nedir Ve Özellikleri Nelerdir?

Aakash,, Hindistan’da eğitimi desteklemek için geliştirilen düşük maliyetli bir Android tabanlı tablet bilgisayardır. Bu tablet girişimi, Hindistan Hükümeti tarafından Bilgi ve İletişim Teknolojileri ile Eğitim Ulusal Misyonu’nun bir parçası olarak başlatıldı.

Haber Merkezi / Amacı, öğrencilere öğrenme deneyimlerini geliştirmek için uygun fiyatlı bilgi işlem cihazları sağlayarak dijital uçurumu kapatmaktır.

Aakash tabletler, dijital okuryazarlığı teşvik etmek, eğitim sonuçlarını iyileştirmek ve inovasyonu desteklemek için tasarlanmış Wi-Fi, dokunmatik ekranlar ve önceden yüklenmiş eğitim uygulamaları gibi temel özelliklerle donatılmıştır.

Özetle, Aakash tabletinin önemi, teknolojiyi daha erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirerek Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki eğitim ortamını dönüştürme potansiyelinde yatmaktadır.

Aakash, Ubislate olarak da bilinir, Hindistan’da eğitim sektörüne, özellikle öğrencilere ve çalışan profesyonellere hitap etmek için üretilen düşük maliyetli bir tablet bilgisayar serisidir. Aakash’ı geliştirmenin amacı, özellikle düşük gelirli hanelerden gelen kullanıcıların günümüzün hızla gelişen bilgi toplumuna daha etkili bir şekilde katılmalarını sağlayacak son teknolojiye uygun fiyatlı erişim sağlayarak dijital uçurumu kapatmaktı.

Aakash’ın ardındaki vizyon, bireyleri günümüzün rekabetçi küresel ortamında başarılarına katkıda bulunacak bilgi ve araçlarla güçlendirmekti. Aakash tableti, çok sayıda eğitim uygulaması, multimedya içeriği ve internet bağlantısıyla önceden yüklenmiş olarak gelir ve bu da onu öğrenciler için olağanüstü bir öğrenme aracı yapar.

Ayrıca cihaz, kullanıcılarına elektronik ders kitapları, video dersleri, ödevler ve değerlendirme sınavlarına erişim sağlayarak eğitim kalitesini artırmaya yönelik hükümet girişimlerine yardımcı olur ve böylece öğrenmeyi daha etkileşimli ve ilgi çekici hale getirir. Profesyoneller de beceri geliştirmeye yardımcı olduğu ve kariyer gelişimlerine katkıda bulunabilecek zengin bilgi ve kaynaklara erişim sağladığı için Aakash tabletinden faydalanır.

Aakash, uygun maliyetli bir çözüm sunarak dijital katılımı teşvik etmeyi, yeniliği teşvik etmeyi ve Hindistan’ın hem kırsal hem de kentsel alanlarında yeni büyüme yolları yaratmayı amaçlıyor.

Aakash hakkında sıkça sorulan sorular:

Aakash nedir?

Aakash, DataWind tarafından özel olarak eğitim amaçlı tasarlanmış, Hindistan yapımı, düşük maliyetli bir tablet bilgisayardır. Ülkenin, ülke çapındaki öğrenciler için teknolojiyi erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirme amacının bir parçası olarak geliştirilmiştir.

Aakash tabletin özellikleri nelerdir?

Aakash tablet, dokunmatik ekran, Wi-Fi, USB portu gibi temel özelliklerle birlikte gelir ve çeşitli multimedya formatlarını destekler. Android işletim sisteminde çalışır ve kullanıcıların eğitim uygulamaları ve içerikleri indirmelerine olanak tanıyan özelleştirilebilir bir arayüz sağlar.

Aakash tablet kullanımından kimler faydalanabilir?

Aakash tablet öncelikle öğrenciler, öğretmenler ve eğitim kurumları için tasarlanmıştır. Çeşitli yaş grupları ve disiplinlerdeki kullanıcılar için öğrenme deneyimini geliştirebilecek uygun fiyatlı, taşınabilir ve kullanımı kolay bir cihaz sağlar.

Aakash tablet diğer cihazlarla uyumlu mu?

Aakash tablet, klavyeler, fareler ve harici depolama aygıtları gibi diğer aygıtlara bağlanmasını sağlayan bir USB bağlantı noktasıyla birlikte gelir. Ayrıca, kullanıcıların internete ve uyumlu yazıcılara ve diğer çevre birimlerine bağlanmasını sağlayan Wi-Fi’yi destekler.

Aakash tableti eğitim dışında başka amaçlarla da kullanabilir miyim?

Aakash tabletin temel odağı eğitim olsa da, kullanıcıların eğlence, iletişim ve üretkenlik için çeşitli uygulamaları indirip kullanmasına olanak tanıyan Android işletim sistemiyle çalışıyor.

Paylaşın

Çin, Gerçek Elmastan Yüzde 40 Daha Sert Elmas Üretti

Çinli bilim insanları, gerçek elmastan yüzde 40 daha sert yapay elmas üretti. Bu, kesme ve parlatma aletleri gibi birçok önemli sektörde çığır açabilecek bir gelişmeye neden olabilir.

En sert elmaslar, şimdiye kadar asteroit ve meteor kraterlerinde bulunmuştu; bu da bu elmasların nadir ve genellikle çok küçük oldukları anlamına geliyor.

Doğal ve sentetik elmasların çoğu kübik yapıya sahiptir, ancak kraterlerde bulunan ve lonsdaleite olarak bilinen en sert elmaslar altıgen yapıya sahiptir.

Lonsdaleite ilk olarak 1967 yılında Arizona’daki Canyon Diablo meteoritinde keşfedilmişti. Bu malzemenin laboratuvarlarda sentezlenmesi de birkaç çalışmanın ötesinde doğrulanmamıştı.

Ancak bilim insanları, lonsdaleit diye bilinen bu tür bir altıgen elmasın (hexagonal diamond,HD) uygulamalarının, elde edilen çoğu örneğin düşük saflığı ve küçük boyutu nedeniyle “büyük ölçüde keşfedilmemiş” olduğunu söylüyor.

Şimdiyse Nature Materials adlı akademik dergide yayımlanan yeni çalışmada, yüksek oranda sıkıştırılmış grafitin ısıtılmasıyla “iyi kristalleşmiş, neredeyse saf HD” sentezi rapor edildi.

Kuzeydoğu Çin’deki Jilin Üniversitesi’nden Liu Bingbing ve Yao Mingguang liderliğindeki araştırmacılar, bilim insanlarının “post-grafit faz” diye adlandırdıkları şeyden HD’nin oluşturulabileceğini gösteriyor. Bu süreç, grafitin sıcaklık gradyanları altında sıkıştırılması.

Bilim insanları, “Burada, hem yığın hem de nano boyutlu grafitli öncüller için geçerli, yüksek oranda sıkıştırılmış grafiti ısıtarak iyi kristalize edilmiş, neredeyse saf HD sentezini rapor ediyoruz” diye yazdı.

Bu yaklaşımın, ultra küçük HD nano katman yığınları içeren milimetre boyutunda, yüksek oranda yapılandırılmış bir blok oluşumuna yol açtığını buldular.

Bilim insanlarına göre bu “süper elmas” yapı, “1100 santigrat dereceye kadar yüksek termal kararlılık ve 155 gigapascal (GPa) gibi çok yüksek bir sertliğe” sahip. Buna karşılık, doğal elmaslar yaklaşık 100 GPa sertliğe ve yaklaşık 700C’ye kadar termal kararlılığa sahip.

Çalışmada bilim insanları, malzemenin yüksek termal kararlılığı ve sertliğinin “endüstriyel uygulamalar için büyük bir potansiyele sahip olduğunu” belirtiyor.

Bulguların aynı zamanda yüksek basınç ve sıcaklık altında grafitten elmasa dönüşüm için bir çerçeve sağladığını ve malzemenin uygulamalara uyacak şekilde üretilmesi adına daha fazla fırsat yarattığını söylüyorlar:

“Bulgularımız, yüksek basınç ve sıcaklık altında grafitten elmasa dönüşümle ilgili değerli bilgiler sunuyor ve bu eşsiz malzemenin üretimi ve uygulamaları için fırsatlar sağlıyor.”

Ancak bu, bir HD formunun laboratuvarda ilk kez sentezlenişi değil. SCMP’nin haberine göre, ABD’deki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndaki bilim insanlarının yürüttüğü 2021 tarihli bir çalışmada da altıgen elmaslar üretildiği bildirilmişti.

Bilim insanları, bu malzemenin işleme ve delme gibi yaygın uygulamalarda geleneksel elmaslara “üstün bir alternatif” olabileceğini söyledi. Bilim insanları, bu tür altıgen elmasların nişan yüzüklerine de dönüştürülebileceğini belirtti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Evrenin Yüzde 95’i Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyoruz

“Şimdiye kadar hiç kimse bu garip olgunun nasıl ortaya çıktığını açıklayamadı, ve karanlık enerjiyi açıklamak modern bilimin en zorlu sınavlarından biri olmaya devam ediyor.”

Haber Merkezi / Üsteki alıntı, yazar ve fizikçi Guido Tonelli’nin “Madde: Muhteşem İllüzyon” adlı eserinden.

“Madde: Muhteşem İllüzyon”, karanlık enerjinin keşfini ve evrenin genişlemesini yönlendirdiği bilinen bu garip olguyu açıklamaya yönelik çok sayıda araştırmayı yeniden değerlendiriyor.

Karanlık enerjinin keşfi, herkes için tam bir sürprizdi. Bilim insanları, karanlık enerjiye ilişkin veriler karşısında gözlerine inanamadılar. Ama, veriler karanlık enerjinin varlığına ilişkin şüpheye yer bırakmıyordu.

Evrenin genişlediği hız sabit değildi; aksine, bir süredir her şey her şeyden giderek daha hızlı bir şekilde uzaklaşıyordu.

Bilim insanlarının gördükleri, bekledikleriyle çelişiyordu; durum, evrenin ivmeli genişlemesi fikrine aykırıydı. Bilim insanları, yerçekiminin uyguladığı kuvvetin uzay – zamanın genişleme hızını azaltacağını bekliyordu, ama tam tersi oluyordu.

Bilim insanları, uzun yıllar boyunca, verilerin işaret ettiği şeyin gerçek olup olmadığını veya ölçümlerde hatalar yapılıp yapılmadığını anlamaya çalıştılar, ve sonunda verilerin doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

Yeni bir doğal olgunun gözlemlendiğine dair hiçbir şüphe yoktu, ancak bu durum tamamen beklenmedikti.

Stockholm’deki İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, karanlık enerjinin keşfini gerçekleştiren Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess’in araştırmalarını kabul etti ve bu bilim insanlarını keşiflerinden dolayı 2011 Nobel Ödülü ile ödüllendirdi.

Her şeyi her şeyden uzaklaştıran ve kesinlikle bilinmeyen bir enerji türü: Karanlık enerji.

Karanlık enerjiye ilişkin bir grup bilim insanı, bir tür anti yerçekimi, çekici olmaktan çıkıp itici hale gelen aşırı garip bir yerçekimi fikrini öne sürerken, bir grup bilim insanı da, pozitif bir enerji fikrini öne sürdü.

Pozitif enerji fikri yıllar öncesine dayanır, bu fikri ilk ortaya atan Albert Einstein’dı.

Bu gizemli enerji biçiminin kökenini anlamaya çalışan bilim insanları, evrenin genişleme hızının, farklı bölgelerde, aynı olup olmadığını saptadılar, ve bu olgunun sonradan baskın hale geldiğini fark ettiler. Evren, uzun bir süre boyunca, şu anki hızından farklı bir hızda genişledi.

Ancak, şimdiye kadar hiç kimse karanlık enerjinin neden veya nasıl ortaya çıktığını açıklamayı başaramadı ve karanlık enerji modern bilimin en zorlu sorularından biri olmaya devam ediyor.

Karanlık enerjinin kökenine dair bilinmezlik devam etse de, karanlık enerjinin evrenin geometrisi ve maddenin yoğunluğundaki mekansal dalgalanmalar üzerindeki etkilerinin ölçümleri, bu bileşenin evrenin maddi bileşimindeki ağırlığının ölçülmesini mümkün kılmıştır.

Sonuç, karanlık enerji evrenin toplam kütlesinin yaklaşık yüzde 68’ine katkıda bulunuyor. Evrenin yaklaşık üçte ikisi bu bilinmez bileşenden oluşuyor.

Karanlık enerjinin katkısını da topladığımızda, evrenin yüzde 95’i hakkında hiçbir şey bilmediğimizi kabul etmek zorunda kalıyoruz.

Paylaşın

“Büyük Geometri Ustası”nın Kayıp Eserleri Keşfedildi

Bilim insanları, 1600’lerden beri Hollanda’daki Leiden Üniversitesi Kütüphaneleri’nde bulunan 11. yüzyıla ait bir Arapça el yazmasında Büyük Geometri Ustası Pergalı Apollonius’un iki kayıp kitabını buldu.

Apollonius (MÖ 262-MÖ 190), hiperbol, elips ve parabol terimlerini tanıttığı, “Apollonius’un Konikleri” (MÖ 2.00 civarı) adlı eseri ile tanınır. “Apollonius’un Konikleri” antik Yunan matematiğinin en önemli eserlerinden biriydi. Eser, bir duvara el feneri tuttuğunuzda görebileceğiniz eğriler olan elips, parabol ve hiperbol teorisini ele alır.

Bilim insanları, antik dünyanın ünlü matematikçilerinden Büyük Geometri Ustası Apollonius’a ait, daha önce kaybolmuş ve son derece önemli iki kitabı ortaya çıkardı. Bu eserler, Hollanda’daki Leiden Üniversitesi Kütüphaneleri’nde muhafaza edilen bir Arapça el yazması içinde bulundu.

Bu keşif, Leiden Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan “Peygamberler, Şairler ve Bilginler” adlı kitabın bir parçası olarak duyuruldu. Kitap, toplam 50 bölümden oluşuyor ve İslam dönemi bilim geleneğine dair önemli bilgiler içeriyor.

MÖ 262 – 190 yılları arasında yaşamış olan Apollonius, Yunan matematik tarihinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle “Konikler” adlı eseri, hiperbol, elips ve parabol gibi temel geometrik kavramları tanıtmış ve bilim dünyasında büyük bir etki yaratmıştır.

Yeniden keşfedilen el yazması, Apollonius’un kayıp olan 5. ve 7. kitaplarını içeriyor. Bu bölümler, Rönesans döneminde Avrupa’daki bilim insanları tarafından kaybedilmişti.

Eser, 17. yüzyılda Hollandalı doğubilimci ve matematikçi Jacob Golius tarafından Orta Doğu’daki seyahatleri sırasında edinilmiş ve 200’den fazla Arapça el yazmasını içeren bir koleksiyonun parçası olarak Leiden Üniversitesi’ne getirilmişti.

Apollonius’un eserinin yanı sıra, Golius’un topladığı diğer Arapça el yazmaları da İslam dünyasının zengin bilimsel mirası hakkında önemli bilgiler sunuyor. Bu el yazmaları sadece derin matematiksel bilgiler içermekle kalmıyor, aynı zamanda ustalıkla yazılmış hat sanatı ve karmaşık geometrik illüstrasyonlar ile de dikkat çekiyor.

Hollandalı matematikçi ve tarihçi Jan Pieter Hogendijk, Apollonius’un Arapça el yazmasını değerlendirirken şunları söyledi:

“Bu el yazması, hem bilimsel içeriği hem de muhteşem hat sanatı ve süslemeleriyle büyüleyici. Orta Çağ’daki Müslüman bilim insanlarının ve kâtiplerin zekâsını, disiplinini ve yoğun konsantrasyonunu yansıtıyor. Bu nitelikler, günümüzün teknoloji odaklı dünyasında sıklıkla eksik olan unsurlar.”

“Peygamberler, Şairler ve Bilginler” kitabının birçok bölümü, Arap ve Müslüman bilim insanlarının çeşitli alanlardaki katkılarını ele alıyor. Bu alanlar arasında astronomi, kozmografi, zooloji, botanik ve matematik bulunuyor.

Kitapta ayrıca ünlü Müslüman kozmograf İbn Muhammed el-Kazvînî’nin “Acaibü’l-Mahlukat ve Garaibü’l-Mevcudat” (Yaratılmışların Harikaları ve Mevcudatın Gariplikleri) adlı eseri de inceleniyor. Bu ansiklopedik eser, böceklerden mitolojik yaratıklara kadar birçok farklı varlığı tanımlıyor.

Örneğin, kitabın bir bölümünde insan yüzlü, beyaz sakallı, kurbağa gövdeli ve inek kıllarına sahip gizemli bir deniz yaratığından bahsediliyor. Günümüzde bu tasvirin erken dönem bir fok betimlemesi olduğu düşünülüyor.

Sharjah Üniversitesi’nden Profesör Mostafa Zahri, Batı’daki akademik kurumların Leiden Üniversitesi, British Library ve Fransa Ulusal Kütüphanesi gibi yerlerde binlerce Arapça, Farsça ve Osmanlıca el yazmasını muhafaza ettiğini belirtti. Ancak bu el yazmalarının çoğu hâlâ yeterince incelenmiş değil. Zahri, bu eserlerin gerçek değerinin ortaya çıkarılabilmesi için Batılı ve Arap bilim insanları arasında daha fazla iş birliği, dijitalleştirme ve erişim kolaylığı sağlanması gerektiğini vurguladı.

Utrecht Üniversitesi Eğitim Koordinatörü Wilfred de Graaf, İslam el yazmalarını incelemenin önündeki en büyük engellerden birinin Arapça, Farsça ve Türkçe bilen uzman sayısının azlığı olduğunu ifade etti. Ancak, 11. ve 14. yüzyıllar arasında Avrupa bilimini şekillendiren İslam bilim geleneğine olan ilginin arttığını belirtti.

2025’in başlarında, Leiden Üniversitesi bilim insanları, Sharjah Üniversitesi’nde Arapça bilimsel metinlerde kullanılan ebced sayı sistemini öğretmek üzere bir atölye düzenledi. Bu sistemde, her Arap harfi belirli bir sayıya karşılık gelmekte (tıpkı Roma rakamları gibi). Ayrıca, bu sistemin zaman ölçümünde (saat, dakika, saniye) ve açılarda (derece, yay dakikası, yay saniyesi) hâlâ kullanılmakta olan 60 tabanlı sayı sistemiyle birlikte çalıştığı anlatıldı.

Katılımcılar ayrıca, erken dönem bir usturlap (astrolabe) üzerinde ebced sistemiyle yazılmış astronomik sayıları inceledi. Bu alet, Arap astronomlarının gökyüzünü ölçmek ve haritalamak için kullandığı gelişmiş bir bilimsel cihazdı.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Modern İnsanın Atası Vejetaryen Miydi? Dikkat Çeken Araştırma

Yeni bir araştırma, modern insanın erken dönem atalarından olan Australopithecus insan türünün vejetaryen olduğunu ortaya koydu. Australopithecus, yaklaşık dört ila iki milyon yıl önce Doğu ve Güney Afrika’da yaşıyordu.

Alman ve Güney Afrikalı bilim insanları, modern insanın erken dönem atalarının beslenme alışkanlıklarına dair dikkat çekici bir bulguya ulaştı.

Max Planck Kimya Enstitüsü’nün öncülüğünde yürütülen araştırma kapsamında Australopithecus türünden kalan fosilleşmiş dişler üzerinde yapılan izotop ölçümlerinde, bu insan türünün et tükettiğine dair hiçbir veriye rastlanmadı.

Araştırma, merkezi Mainz kentinde bulunan Max Planck Kimya Enstitüsü tarafından geliştirilen fosillerin beslenme analizlerinin yapılabildiği bir yöntem aracılığıyla gerçekleştirildi.

Bu yöntem sayesinde, Australopithecus dışında, aynı dönemde yaşamış sırtlan, kılıç dişli kedi, antilop gibi hayvanların da beslenme alışkanlıkları incelendi. Buna göre Australopithecus’ların, günümüz maymunlarına benzer şekilde ağırlıklı olarak bitkilerle beslendikleri tespit edildi. Araştırmaların sonuçları ünlü bilim dergisi Science’ta da yayımlandı.

Araştırmacılar vejetaryen beslenme alışkanlığına karşın Australopithecus’un zaman zaman yumurta veya termit gibi hayvansal protein kaynaklarını da tükettiklerini, ancak avlanma alışkanlıklarının bulunmadığını saptadılar. Bilim insanlarına göre avcılık daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Neandertaller ile başladı.

Soyu tükenmiş Australopithecus cinsi büyük maymunlar yaklaşık dört ila iki milyon yıl önce Doğu ve Güney Afrika’da yaşadı. Bu tür, dik yürüme yetisine sahip olmalarıyla dikkat çekerken, alet kullanım düzeyleri halen bir araştırma konusu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

A2P Mesajlaşma Nedir? Başlıca Kullanım Alanları

A2P (Uygulamadan Kişiye) mesajlaşma, teknoloji sektöründe önemli bir terimdir çünkü bir uygulamadan bireysel kullanıcılara, genellikle SMS veya anlık mesajlaşma platformları aracılığıyla mesaj gönderme sürecini ifade eder.

Haber Merkezi / Bu tür mesajlaşma, işletmelerin ve kuruluşların müşterileri ve kullanıcılarıyla etkileşim kurması, bildirimler, uyarılar, pazarlama kampanyaları ve diğer önemli güncellemeler için kesintisiz iletişimi mümkün kılması açısından önemli hale geldi.

A2P mesajlaşması, önemli bilgilerin zamanında iletilmesini sağlar, genel kullanıcı deneyimini iyileştirir ve işletmelerin müşterileriyle güçlü bir bağlantı kurmasına yardımcı olur; bu da sonuç olarak daha iyi müşteri memnuniyeti ve elde tutma sağlar.

A2P mesajlaşması, işletmelerin müşterileriyle etkileşim kurma biçiminde devrim yaratarak iletişime daha kapsamlı ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sağlamıştır.

Birincil işlevinin ötesinde, A2P mesajlaşmasının çeşitli uygulamaları vardır. Bu teknoloji, bankacılık, perakende, sağlık, lojistik ve daha fazlası gibi çeşitli sektörlerde kapsamlı bir kullanım bulmuştur.

Dikkat çekici kullanım örnekleri arasında müşterilerinin güvenliğini sağlamak için hesap uyarıları, işlem onayları ve tek seferlik şifreler göndermek için A2P mesajlaşma kullanan bankacılık kuruluşları yer alır.

Perakendeciler ve e-ticaret platformları müşteri deneyimini iyileştirmek için sıklıkla promosyon teklifleri, sipariş onayları ve kargo güncellemeleri gönderir.

A2P mesajlaşma ayrıca sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından randevular, test sonuçları için hatırlatıcılar göndermek veya hatta tele sağlık desteği sağlamak için kullanılır.

Bu teknolojinin çok yönlülüğü, mobil telefonların her yerde bulunmasıyla birlikte, işletmeler ile müşterileri arasında kesintisiz ve güvenli iletişim kurulmasını sağlıyor.

A2P Mesajlaşma örnekleri

A2P (Uygulamadan Kişiye) mesajlaşma, çeşitli endüstrilerde ve işletmelerde iletişim amaçları için yaygın olarak kullanılır. İşte A2P mesajlaşmasının üç gerçek dünya örneği:

Bankacılık ve finans kuruluşları: A2P mesajlaşması, bankalar ve finans kuruluşları için gerçek zamanlı işlem uyarıları, hesap bakiyesi bilgileri ve güvenli kimlik doğrulama için tek seferlik şifreler (OTP’ler) göndermek için çok önemlidir.

Bir işlem yaptığınız anda, bankalar işlem ayrıntılarını doğrulamak ve hesabınızdaki şüpheli herhangi bir etkinlik hakkında sizi bilgilendirmek için SMS bildirimleri gönderir.

Sağlık: Sağlık sektöründe A2P mesajlaşması randevu hatırlatıcıları, reçete yenileme uyarıları ve laboratuvar test sonuçları göndermek için kullanılır. Bu bildirimler hem tıp uzmanlarının hem de hastaların bilgili ve düzenli kalmasına yardımcı olurken aynı zamanda etkili hasta bakımı sağlar.

A2P mesajlaşması ayrıca hastalar ve sağlık hizmeti sağlayıcıları arasındaki iletişimi sağlayarak telemedikalde de kritik bir rol oynar.

Perakende ve e-ticaret: A2P mesajlaşması, perakende ve e-ticaret işletmelerinde müşteri etkileşimini kolaylaştırır. İşletmeler sipariş onayları, kargo güncellemeleri ve teslimat bildirimleri göndermek için A2P mesajlaşmasını kullanır.

Sınırlı süreli teklifler ve promosyonlar gibi SMS tabanlı pazarlama kampanyaları da müşterilerine etkili bir şekilde ulaşmak için A2P mesajlaşmasından yararlanır. Ek olarak, müşteri hizmetleri sohbet robotları genellikle kişiselleştirilmiş yanıtlar aracılığıyla daha iyi kullanıcı deneyimi için A2P mesajlaşmasına güvenir.

A2P Mesajlaşma hakkında sıkça sorulan sorular:

A2P Mesajlaşmanın başlıca kullanım alanları nelerdir?

A2P Mesajlaşma, müşteri hizmetleri bildirimleri, randevu hatırlatıcıları, pazarlama kampanyaları, kimlik doğrulama ve doğrulama süreçleri gibi çeşitli senaryolarda kullanılabilir. Bazı yaygın örnekler arasında teslimat durumu güncellemeleri, hesap uyarıları, rezervasyon onayları ve iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) kodları bulunur.

A2P Mesajlaşma P2P Mesajlaşmadan nasıl farklıdır?

A2P Mesajlaşma (uygulamadan kişiye), bir uygulamadan, platformdan veya yazılımdan bir bireyin mobil cihazına gönderilen mesajları ifade ederken, P2P (kişiden kişiye) Mesajlaşma, iki bireyin mobil cihazları arasında mesaj alışverişidir.

A2P Mesajlaşma genellikle işletmeler tarafından büyük ölçekli iletişim için kullanılırken, P2P Mesajlaşma kişisel görüşmeler için kullanılır.

A2P Mesajlaşmanın işletmelere faydaları nelerdir?

A2P Mesajlaşma, müşterilere anında ulaşma yeteneği, iyileştirilmiş müşteri etkileşimi, uygun maliyetli iletişim, gelişmiş güvenlik (2FA için kullanıldığında) ve otomatik süreçler ve hatırlatıcılar aracılığıyla daha iyi operasyonel verimlilik dahil olmak üzere işletmelere birçok avantaj sunar.

A2P Mesajlaşmanın kullanımının potansiyel zorlukları nelerdir?

A2P Mesajlaşma güçlü bir araç olsa da, işletmeler veri koruma ve gizlilik düzenlemelerine uyumu sağlama, spam veya engellenen mesajları yönetme ve yüksek bir teslim oranını koruma gibi zorluklarla karşılaşabilir.

Dahası, müşterileri istenmeyen mesajlarla rahatsız etmekten kaçınmak için alakalı ve ilgi çekici içerik geliştirmek önemlidir.

Bir işletme A2P Mesajlaşmayı nasıl uygulayabilir?

A2P Mesajlaşmayı uygulamak için, işletmelerin güvenilir bir A2P Mesajlaşma sağlayıcısı seçmesi, API’lerini mevcut uygulamalarla entegre etmesi ve mesaj içeriği, biçimi ve teslimatı için sağlayıcının en iyi uygulamalarını takip etmesi gerekir.

Etkinliği ve müşteri memnuniyetini korumak için mesaj teslimat oranlarını izlemek ve gerektiğinde stratejileri ayarlamak önemlidir.

Paylaşın

Hayatta Kalan Tek İnsan Türü Neden Homo Sapiens?

Modern insan için kullanılan “homo sapiens” terimi “akıllı insan” anlamına gelmektedir. Homo, “insan veya adam”, sapiens ise, “akıllı veya zeki” anlamına gelen Latince kelimelerden türetilmiştir.

Haber Merkezi / Günümüzde yalnızca bir insan türü vardır. Fakat, Homo Sapiens’in evrimleştiğine inanılan zamana, yani yaklaşık 300 bin yıl öncesine geri dönersek, çok sayıda insan türü olduğunu görebiliriz.

Neandertaller, muhtemelen bu insan türlerinden en ünlüsüdür, ancak aynı dönemde Denisovalılar, Homo Heidelbergensis, Homo Naledi, Homo Erectus ve “Hobbitler” olarak adlandırılan Homo Floresiensis adlı insan türleri de vardı.

Homo Sapiens’in ataları yaklaşık 60 bin yıl önce Afrika’dan göç etmeye başladı ve bu göçler diğer insan türlerinin yok olmasıyla aynı zamana denk geldi. Peki diğer insan türlerinin yok olmasında Homo Sapiens mi sorumlu?

Prof. Chris Stringer, “Geriye sadece Homo Sapiens’in neden kaldığını bilmiyoruz. Açıkçası, bazı insan türleri, Homo Sapiens’in dünyaya yayılmasından önce yok olmuş olabilir, ancak Afrika’da evrimleşen Homo Sapiens’in son 100 bin yıl içinde Afrika’dan diğer bölgelere göç etmeye başladığını biliyoruz” diyor.

Bu göç sırasında, Homo Sapiens diğer insan türleriyle karşılaştı; Avrupa’da Neandertallerle, Asya’da Denisovalılarla ve dünyanın farklı bölgelerine yayılmış diğer insan türleriyle.

Chris Stringer, “100 bin yıldan daha kısa bir süre önce diğer tüm insan türleri bir şekilde ortadan kayboldu, bu yüzden türümüzün yayılması ve diğer türlerin ortadan kalkması arasında bir bağlantı kurmak çok kolay” diye ekliyor.

Neandertaller ile Homo Sapiens binlerce yıl boyunca aynı coğrafi bölgeleri paylaştılar ve hatta çiftleştiler. Stringer, Homo Sapiens’in bir diğer insan türü olan Neandertallerden üstün olmadığı vurguluyor:

“Neandertaller yetenekli bir türdü. Ancak, kaynaklar için rekabet ettik ve bu Neandertallerin yok olmasına neden oldu.”

Prof. Chris  Stringer, Neandertaller dışındaki diğer insan türlerinin yok oluşlarına ilişkin ise şunları söylüyor:

“Denisovalıların neden yok olduğunu bilmiyoruz, ancak Homo Sapiens’in Sibirya’ya gelmesinden birkaç bin yıl sonra ortadan kaybolduklarını biliyoruz. H. Floresiensis ve H. Erectus’a da ne olduğunu bilmiyoruz. Belki de aynı süreç onlar için de geçerli olmuş olabilir, elimizde çok az veri var.”

Göçler sırasında ve sonrasında, Homo Sapiens ile Neandertaller, Homo Sapiens ile Denisovalılar ve Neandertaller ile Denisovalılar arasında çiftleşmeler oldu.

Profesör Stringer, “Neandertaller tamamen yok olmadı çünkü bir kısmı Homo Sapiens ile yaşamaya devam ediyor” diye belirtiyor.

Paylaşın