İnsanları Kendine Hayran Bırakan ‘Çır Şelalesi’

Bingöl’ün Ilıca Bucağı’nın Uzundere Köyü’nde yer alan Çır Şelalesi insanları kendine hayran bırakan bir doğa harikasıdır. Her yıl çok sayıda kişi bu şelaleyi ziyaret eder.

Çir Şelalesi, 100 metre yükseklikte Çir Taşı adı verilen bir kayadan yükselen su 50 metre yükseklikten düşer. Suyun adeta dans ederek düşmesi adeta insanları kendine hayran bırakmaktadır.

Buraya ilkbahar mevsimi ile birlikte ziyaretler başlamaktadır. Her yıl çok sayıda kişi bu şelaleyi ziyaret eder. Şelale ve çevresi harika manzaralarla kaplıdır.

Buraya gelip serin su eşliğinde piknik yapabilir veya doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Tabi bol bol manzara fotoğrafı çekmeyi de ihmal etmeyin.

Paylaşın

Adını Aşk Ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite’den Alan Kent ‘Aphrodisias’

Türkiye’nin Ege Bölgesinde yer alan Aydın İli, coğrafi konumundan ötürü çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış ve her bir uygarlık bölgede kendi izlerini bırakmıştır.

Alinda Antik Kenti , Aphrodisias Antik Kenti, Alabanda Antik Kenti, Didyma Antik Kenti, Tralleis Antik Kenti, Nysa Antik Kenti, Magnesia Antik Kenti, Aydın’ın ev sahipiliği yaptığı uygarlıklardan günümüze kalan önemli kültür hazinelerinden bazılarıdır.

Alinda Antik Kenti: Karia kentlerinden biri olan Alinda, Kekatomnos’un kızı Ada, erkek kardeşi Pixodaros tarafından Bodrum’dan uzaklaştırılınca buraya yerleşmiş ve kendine başkent yapmıştır. 

Alabanda Antik Kenti: Aydın’ın Çine İlçesi, Doğanyurt köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Alabanda antik kentinin üzerinde bulunduğu Araphisar Doğanyurt köyünün bir mahallesidir. Kent Çine Çayı’nın (Marsyas) 4 km. batısında Karadağ’ın uzantıları olan iki tepenin yamacına, kuzeyde Çine Ovası’na doğru yayılmıştır.

Aphrodisias Antik Kenti: Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alır. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodithe tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup, günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir. 

Didyma Antik Kenti: Apollon tapınağıyla ünlü olan Didyma Antik Kent, Aydın’ın Söke ilçesine bağlıdır. Burada yapılan ilk kazılar İngilizler tarafından 1858 yılında yapılmıştır ve 1937 yılına kadar devam etmiştir. Bu kent sadece bir antik kent değil aynı zamanda bir dini merkezdir. 

Tralleis Antik Kenti: Tralleis antik kenti Aydın ilinin kuzeyinde, Kestane dağlarının hemen güney yamacındaki plato üzerinde yer almaktadır. İl merkezine 1 km. uzaklıkta olan kent, argoslular ve Tralleis’liler tarafından kurulmuştur. Menderes havzasının verimli toprakları üzerine kurlmuş olan bu kent M.Ö.334’te İskender tarafından alınmasından sonra Hellenistik krallıklar arasında sık sık el değiştirmiştir.

Nysa Antik Kenti: Aydın-Sultanhisar’da bulunan Nysa Antik Kenti iki şehir görünümünde olup, günümüze birçok tarihi kalıntısını sağlam bir şekilde getirebilmiştir. Nysa, Karia kentlerinin en önemlilerinden biriydi. Kent ulaşım ve ticaret noktalarından birinde bulunmasından dolayı uzun yıllar önemini korumuştur.

Magnesia Antik Kenti: Aydın’ın Germencik İlçesi, Ortaklar Bucağı’na bağlı Tekin Köyü sınırları içinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerindedir. Kent efsaneye göre Thessalia’dan gelen Magnetler tarafından kurulmuştur.

Paylaşın

Doğal Yapısıyla Hayranlık Uyandıran ‘Cehennem Deresi Kanyonu’

Doğal yapısıyla hayranlık uyandıran ve dünyadaki sayılı kanyon vadileri arasında yer alan Cehennem Deresi Kanyonu, Ardanuç ilçe merkezinin 7 km kuzeybatısında ve Artvin-Ardanuç karayolunun 25. km’sinde yer almaktadır.

500 metre uzunluğunda, 70 metre genişliğinde ve 6 metre derinliğindeki Cehennem Deresi Kanyonu, taşlı ve dik patikalarının yanı sıra tek kişinin bile zor sığacağı yollardan geçilerek gezilebiliyor.

Hatta bazı aralıklardan tek tek geçerken, bir sopa veya zil ile gürültü çıkarmak gerekir ki bu güzelliğin bekçiliğini yapan hayvanlar, özellikle yılanlar sizin dost olduğunuzu anlasın ve zarar vermesin.

İlkbaharda yeşile bürünen kanyonu gezmek için ilçeye gelen yerli ve yabancı turistler, kanyonun zirvesine kadar yürüyüş yapma imkanı buluyor.

Paylaşın

99 Yılda Tamamlan saray: İshak Paşa Sarayı

Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinin 7 km. güney doğusunda, ovaya hakim yüksek bir tepenin üzerine kurulan İshak Paşa Sarayı, İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

Sarayın yapımı 1685 yılında Çıldır Atabeklerinden Çolak Abdi Paşa tarafından başlanılmış, aynı soydan gelen Küçük İshak Paşa zamanında 1784’ te (99 yılda) tamamlanmıştır. Mimarı, Ahıskalı ustalardır. 

Saray, Karaburun tepesi üzerine terası, iki avlu ile bu avluları çevreleyen çeşitli yapı topluluğundan meydana gelmektedir. Doğu-Batı yönünde yaklaşık 7.600 m. karelik bir alan üzerine oturtulmuştur. Bazı kısımları tek, bazı kısımları iki, bodrum dahil bazı kısımları üç katlı olarak yapılmıştır.

Bir saray için gerekli tüm bölümler (harem, harem odaları, aşevi, hamam, toplantı salonları, eğlence yerleri, mahkeme salonu, camii, çeşitli hizmet odaları, oturma odaları, uşak ve seyis odaları, muhafız koğuşları, cezaevi, erzak depoları, cephanelik, tavlalar, bodrum katlarında çeşitli hizmet odaları vb.) vardır. Her odada ocak, dolap yerleri vb. görülmektedir.

Sarayın girişi, savunması en zor olan doğu cephesindedir. Anıtsal taçkapı, avlulara çıkan diğer kapılar gibi, kabartma, süsleme ve zengin bitki motifleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini taşır. Saray, tarih ve sanat tarihi yönünden essiz bir değere sahiptir. Bu bey kalesi, Avrupa’ daki şato tipi yapıların ülkemizde rastlanmayan en iyi örneğidir. 

Sarayın cami dışındaki bölümlerin çoğu yıkılmış, harap olmuş, tavanları sökülmüştür. Son yıllarda biraz onarılmış, restore edilmiştir. Camii, saray kompleksinin en sağlam kalan yeridir. Her halde burası, dini bir korkuyla tahrip edilmemiştir. Tek kubbeli camii, iki ayrı renk taşla örülmüş minaresiyle saraya ilginç bir görünüm kazandırmaktadır. Camiinin kıble duvarının dışındaki türbe geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiş olup, muhtemel Abdi Çolak Paşa ile İshak Paşa ve yakınları için yapılmıştır. 

Sarayın(Selamlık) kuzey cephesinde dışa sarkan dört ahşap konsolda üstte kanatlı ejder, onun altında aslan, en altta insan figürleri yer almaktadır ki, çok ilginç ve sanatkaranedir.

Sarayda klasik Osmanlı mimarisinden farklı üslup ve benzeme şekilleri dikkati çeker. Türk saray geleneği ve mimarisinin ana prensiplerine uyulmuştur. Yapı birkaç aşamalıdır ve güzellikle azameti yansıtır. Saray iştihamı, yaptıran paşanın çevreye ve Merkezi Devlet’e karşı gücünü göstermek istediği anlaşılmaktadır. 

Taş duvarların içinde görülen boşluktur, sarayın kalorifer tesisatı andıran merkezi ısıtma sistemiyle ısıtıldığını göstermektedir. 

Yapımı bir çok efsane ve hikayeye konu olan İshak paşa sarayı; Osmanlı döneminde Ağrı’ da yapılan en büyük ve en önemli mimari eserdir. İshak Paşa Sarayı, geleneksel Türk mimari karakterinde ve Selçuklu mimarisi biçiminde bir yapıdır. Bu yapılar topluluğunda Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin öğeleri yanında, Avrupa sanatının Barok üslubunun etkileri de görülmektedir. Zamanın en modern ve ileri anlayışı ile yapılmış olup, genel hatlarıyla Türk kültürünün özelliklerini taşır. Bir Osmanlı Dönemi Yapısı İshak Paşa Sarayı Görkemli özel mimarı yapısı, anıtsal taç kapıları, haremi, selamlığı, cami ve yüzlerce odası ile görülmeye değer bir şah eserdir… 

Sanki bir saray değil, tüm heybetiyle canlı bir tarih, her tarafı sır dolu bir efsanedir. Onu anlamak için yakından görmek, gezmek gerekir… 

Bu görkemli yapının mimarı meçhuldür, onun için halk, sarayın yapımı ve tarihi hakkında bir çok efsane anlatır. Sarayı gezerken, masal dünyasının saraylarını görmüş gibi hayal güçleriniz harekete geçer, güzellikler karşısında efsanelerde anlatılanlar bir bir gözlerinizin önünde canlanır… 

Bir kartal yuvasını andıran ve çevresiyle ahenk oluşturan bu muazzam yapıya hayran kalmamak elde değil…

Paylaşın

Yeşilırmak Kıyısındaki Görsel Şölen: Amasya Evleri

Amasya kent dokusunda önemli bir yere sahip olan ve özellikle Yeşilırmak Nehri kenarında yer alan Amasya Evleri, geleneksel Osmanlı Ev mimarisine iyi birer örnektirler.

Önemli bir bölümü 19. yüzyılda yapılmış olan bu konutlar, Hımış ve Bağdadî tekniğine önemli birer örneklerdir. Genellikle yan yana, bitişik nizâm olarak düzenlenmiş olan bu konut mimarisinin güzel örneklerini Yalıboyu Evleri olarak bilinen konut dokusu oluşturmaktadır.

Yeşilırmak kenarında, tarihi sur duvarı üzerine, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu olarak, kırma ya da beşik çatı üzeri oluklu kiremitle örtülü bir biçimde düzenlenmiş olan evler, bodrum üzeri tek kat ya da iki katlı olarak düzenlenmişlerdir.

Bazı uygulamalarda birinci kat üzerinde bazı uygulamalarda ise ikinci kat üzerinde köşk olarak bilinen şahniş yer almaktadır. Genellikle avlulu ve bahçelidir. Özellikle haremlik ve selamlık tarzda düzenlenmiş örneklerde bahçe ortada kalmakta ve konutlar dışa kapalı bir görünüm almaktadır. Bu dışa kapalılık diğer konutlarda bazen yüksek bir bahçe duvarı nedeniyle karşımıza çıkmaktadır.

Konutların ikinci kat uygulamaları genellikle dışa taşkın, cumbalı olarak yapılmakta ve bu sayede hem evin plânında bir simetri oluşmakta hem de daha fazla yer kazanmak söz konusu olabilmektedir. Özellikle Yalı boyunda tarihi sur duvarı üzerine yapılmış olan konutlarda bu durumu çarpıcı bir şekilde görmemiz olasıdır. Buradaki konut dokusu, eliböğründelerle desteklenerek dışa taşırılmış ve böylece evlerin iç mekanlarında bir genişleme meydana gelerek mekan kazanımı sağlanmıştır.

Taşıntılar sayesinde daha çok dışa açık, geniş ve aydınlık olan ikinci katlar, alt katlara oranla daha fazla pencere uygulamasına olanak vermiştir. Pencereler daha çok giyotin pencere tarzında ele alınmış ve üçlü gruplar halinde düzenlenmiştir. Pencere önlerinde, dışarıdan bakıldığında içerinin görülmesini engelleyen ahşap kafeslikler görülür.

Günlük yaşam evlerin iç mekanında, sofa (hayat) etrafında biçimlenen odalar içerisinde geçmektedir. Bu odalarda genellikle ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunmaktadır.

Ayrıca birkaç örnek dışında evlerde bağımsız bir gusülhane bulunmadığı için de bazı odalarda büyük ve geniş olarak düzenlenmiş olan yüklükler gusülhane (banyo) olarak değerlendirilmiştir. Odalar içerisinde yer alan bütün bu birimler günlük yaşamın ayrılmaz birer parçasıdırlar.

Evlerin iç mekanları içerisinde yer alan birimler dışında bahçe ya da avlu içerisinde bulunmakta olan ve günlük hayatla bağlantılı başka birimlerde yer almaktadır. Bunlar arasında su kuyusu ve ocak ilk göze çarpan birimlerin başında gelmektedir. Hatta bazı örneklerde ekmek ihtiyacını karşılamak için fırın yapılmış olduğu da görülmektedir. Bu nedenle denilebilir ki; Amasya evlerinde gerek iç gerekse de dış mekanlarda yer alan bütün birimler arasında kesintisiz bir bağlantı söz konusu olup bu bağlantı birbirini tamamlayıcı niteliktedir.

Paylaşın

Dünyanın En Güvenli Şehirleri!

Dünya ülkeleri ve kentleriyle ilgili en büyük veri tabanına sahip olan Numbeo portalı, 2019’un en güvenli ülkeleri listesini paylaştı. Türkiye 59.62 puanlık güvenlik endeksiyle listenin 49. sırasında yer aldı.

118 ülkenin bulunduğu listenin zirvesinde Katar yer alırken, Türkiye ise 59.62 puanlık güvenlik endeksiyle listenin 49. sırasında yer aldı.

Güvenlik endeksi 78.5 olan İsviçre, 2019’un En Güvenli Ülkeleri listesinin 10. sırasında yer aldı.

78.53 puanla Singapur, listenin 9. sırasında.

Avusturya, 2019’un En Güvenli Ülkeleri sıralamasında 8. oldu.

Yüzde 79.20 güvenlik oranına sahip olan Estonya, listede 7. sırada.

Gürcistan, yüzde 80.14 güvenlik endeksiyle listenin 6. sırasında yer aldı.

Hong Kong, 80.86 puanlık güvenlik endeksiyle listenin 5.’si oldu.

Tayvan, 82.62 puanla sıralamada dördüncü.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 83.68 puanla sıralamada 3. sırada yer aldı.

Japonya, 86.27 puanla listenin 2. sırasına yerleşti.

Katar, 2019’un En Güvenli Ülkeleri sıralamasının zirvesine oturdu.

Paylaşın

Kış Tatiline Farklı Bir Renk Katmak İsteyenler İçin: Buzdan Oteller

Kış tatiline farklı bir renk katmak isteyenler için ideal bir tercih ‘Buzdan Oteller’.  Bu oteller sadece buzlar erimeye başlayana kadar hizmet veriyor. İşte… Dünya üzerindeki en iyi tasarlamış buzdan oteller:

İtalya’nın kuzeyindeki San Simone di Valleve köyünde bulunan Igloo oteli, kayak severler için adeta ideal bir tatil yeri olarak adlandırılabilir.

Rusya’nın Kamçatka bölgesinde hizmet veren ‘Mountain Territory’ buzdan oteli hem yerel sakinlerin, hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.

Romanya’nın “Buzdan Otel”i, ya da orijinal adıyla Hotel of Ice, Doğu Avrupa’nın ilk buz oteli olma özelliğini taşıyor. Karpatlar’ın üzerinde, Blake Gölü’ne komşu olarak kurulan tesis, olağanüstü güzellikte bir konuma sahip. Sadece teleferikle ulaşım sağlanabilen Hotel of Ice, odalarını her sene yeni bir temayla baştan inşa ediyor.

Hollanda’nın Zwolle kentinde hizmet veren ve ülkenin ilk buzdan oteli olma özelliğini taşıyan otelin odasında kalan misafirler.

Kuzey İsveç’in Jukkasjärvi bölgesinde bulunan Icehotel, Kuzey Kutup Dairesi’nden sadece 200 km aşağıda yer alıyor. Otel, dünyanın ilk ve en büyük buzdan oteli olarak kabul ediliyor ve her yıl yeniden inşa ediliyor. 5500 metrekarelik bir alanı kaplayan otel, her yıl Aralık ayından Nisan ayının ortalarında buzlar erimeye başlayana kadar hizmet veriyor.

Kuzey İsveç’in Jukkasjärvi bölgesinde bulunan Icehotel’de hemen hemen tüm mobilyalar buzdan yapıldı.

Kanada’nın Quebec yakınlarında bulunan Hotel de Glace, her yıl birkaç hafta içinde baştan tasarlanıp yeniden inşa ediliyor. Buzlar içinde düğün yapmayı arzu edenler için, otelin kendisi gibi buzdan yapılma devasa bir de şapeli var. Hotel de Glace, türünün en lüks ve seçkin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.Odalar ve heykellerin çoğu Disney tasarımcıları tarafından hazırlandığı için otelde masalsı bir atmosfer hakim.

Finlandiya’da 20000 metrekarelik bir alana kurulu olan Snow Village, yani “Kar Köyü”, her yıl kış aylarında misafirlerini farklı bir şekil ve boyutla karşılıyor. Kar odaları, süitler, buz restoranı ve buz barının yanı sıra Snow Village, buzdan yapılmış heykeller ve sanat eserlerinin sergilendiği buzdan koridorları ile de konuklarını ağırlıyor. Her sene 15.000 ton kar ve 300 ton kristal berraklığındaki doğal buz karışımıyla yeniden inşa edilen otelde 30 oda bulunuyor. Otelde, buzun üzerinde uyumak istemeyenler için özel ısıtmalı odalar da mevcut.

 

 

Paylaşın

İşte… Dünyanın En Tehlikeli Seri Katilleri!

Hayatları pek çok film ve diziye ilham olan seri katiller kimileri için yalnızca bir şehir efsanesi olarak hafızalarının bir köşesinde yer edinir… Ancak gerçek tam tersidir… Kan dondurucu cinayetlere imza atan, dünyanın en tehlikeli seri katillerini sizler için sıraladık…

Mihail Popkov

İşlediği sabit 22 cinayet nedeniyle tutukluluğu devam eden eski polis memuru Mihail Popkov, 60 kişiyi öldürdüğü itirafından bulundu.

Mahkeme, toplamda 56 cinayete dair kanıt bulurken, cinayet kurbanlarının 55’inin kadın ve diğer bir kurbanının da Rusya’nın İrkutsk kenti yakınlarında bir polis memuru olduğunu ortaya çıkardı.

Arabasında yapılan aramalarda, DNA testinin pozitif çıkması sonrası 2012 yılında tutuklanan Popkov 22 ayrı cinayetten ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı.

Öldürdüğü polis memuru haricinde tüm kurbanları 16 ila 40 yaşlarındaki kadınlardan oluşan Popkov, vahşice katlettiği kadınları geç saatlerde gidecekleri yere bırakmayı teklif ederek kandırdığını itirafında bulunmuştu.

Popkov, öldürdüğü 56 kişi ile birlikte son zamanların en çok cinayet işleyen seri katillerinden biri olarak tarih sahnesinde yerini aldı.

Aleksander Piçuşkin

Rusya’nın başkenti Moskova’da, 2002 ile 2006 yılları arasında 48 kişiyi öldürmesi sonrasında tutuklanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Aleksander Piçuşkin, 64 kareli bir satranç tahtasının her bir karesi için bir kişi öldürmek istediğini ve her cinayet sonrasında tahtaya bir çizik attığını söylemişti.

Piçuşkin’in kurbanları genellikle Moskova’nın dışındaki bir parkta tanıştığı alkolik ve yaşlı erkeklerden oluşmaktaydı.

Andrey Çikatilo

Andrey Çikatilo, 1978 ile 1990 yılları arasında aralarında çocukların, gençlerin ve cinsel dürtülerini tatmin amacıyla öldürdüğü kadınların da olduğu 52 kişi katletmişti.

Rostov Kasabı olarak ta bilinen ve eski bir öğretmen olan Çikatilo, 1994 yılında idam edilmişi.

Samuel Little

Tutuklu bulunduğu ABD’nin Teksas eyaletinde yargılanmasına devam edilen Samuel Little, yaptığı itirafla tüm ABD’yi şoka uğratmıştı. Little, bu yılın kasım ayında görülen duruşmasında, 90 kişiyi öldürdüğünü itiraf etmişti.

ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) raporunda, Little’ın, onlarca yıl boyunca işlediği cinayetlerde genellikle uyuşturucu bağımlıları ve seks işçilerini kurban seçtiği belirtiliyor.

Öte yandan Little, 90 kişiyi öldürdüğünün kanıtlanması durumunda ABD tarihinin en çok cinayet işleyen seri katili olma unvanını elde edecek.

Niels Hoegel

Daha önce 6 kişiyi öldürdüğü kesinleşen ve yargılanmasına devam edilen Niels Hoegel, Ekim ayında görülen duruşmasında, 100 hastasını öldürdüğünü itiraf etmişti.

Eski bir hemşire olan Hoegel, son anda hastlarını yeniden canlandırmaya çalışmaktan duyduğu heyecan nedeniyle onlara aşırı dozda ilaç verdiğini açıklamıştı.

Soruşturmayı yürütenler, Hoegel’in kurbanlarının toplam sayısının 200’e çıkabileceğini görüşünde.

Gary Ridgway

ABD’li bir kaportacı olan Gary Ridgway, 2003 yılında 48 seks işçisi kadını öldürdüğünü itiraf etse de 1982 ile 1984 yılları arasında toplamda 90 kadar cinayetin zanlısı olduğundan şüphelenilmektedir.

İlk kurbanı ABD’nin Seattle kentinde bir su yolunda bulunması üzerine ‘Yeşil Nehir katili’ lakabını alan Ridgway, halen hapiste bulunmakta.

Harold Shipman

Aile doktoru Harold Shipman 2000 yılında,15 yaşlı hastasına ölümcül dozda morfin vererek ölümlerine neden olduğunu itiraf etmesi sonrasında ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı.

‘Doktor ölüm’ lakabıyla da bilinen Shipman hakkında yürütülen soruşturmada, 1971 ile 1998 yılları arasında yaklaşık 250 hastasını öldürdüğü ortaya çıkmıştı.

İngiltere’nin en kötü seri katili olarak bilinen Shipman, 2004 yılında hapiste olduğu sırada kendisi asarak intihar etmişti.

Luis Alfredo Garavito

Seyyar satış görevlisi olan Luis Alfredo Garavito, 1991’den 1996 yılına kadar olan süre içerisinde, 189 erkek çocuğunu öldürmekten 2000 yılında 835 yıllık bir hapis cezasına çarptırılmıştı.

‘Genova Canavarı’ olarak ta bilinen ve Kolombiya doğumlu olan Garavito, kurbanlarıyla hayırsever, satıcı, rahip veya engelli birimiymiş gibi yaparak tanıştığı biliniyor.

Pedro Lopez Monselve

Ekvador’da genç bir kadını kaçırmaya çalıştığı sırada bir markette yakalanarak 1980 yılında tutuklanan Pedro Lopez Monselve,  Ekvador’un ceza kanunundaki üst sınır olan 16 yıllık hapis cezasına çarptırılan ‘And Dağları Canavarı’ daha sonra Kolombiya’ya iade edilerek, bir akıl hastanesine gönderilmişti.

Gönderildiği akıl hastanesinden kaçtığına inanılan Monselve’nin şu an 70 yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Paylaşın