İklim Şokları Yaklaşık 900 Milyon Kişiyi Tehdit Ediyor

UNDP’nin geçici yöneticisi Haoliang Xu, “Yeni araştırmamız, küresel yoksulluğu ele almak ve herkes için daha istikrarlı bir dünya yaratmak için neredeyse 900 milyon yoksul insanı tehlikeye atan iklim riskleriyle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor” diyor.

Haoliang Xu, “Dünya liderleri önümüzdeki ay Brezilya’da [COP30] için bir araya geldiklerinde, ulusal iklim taahhütleri, dünyanın en yoksul insanlarını geride bırakma riski taşıyan durgun kalkınma ilerlemesini canlandırmalıdır” diye ekliyor.

Birleşmiş Milletler’in yeni raporuna göre, yaklaşık 900 milyon insan, aşırı sıcaklar ve sellerden kuraklık ve zehirli hava kirliliğine kadar iklim krizinin artan etkilerine aynı anda maruz kalıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Oxford Yoksulluk ve İnsan Girişimi (OPHI) tarafından hazırlanan 2025 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi, önümüzdeki ay Brezilya’da düzenlenecek COP30 iklim zirvesi öncesinde iklim değişikliği ve yoksulluğun giderek daha fazla iç içe geçtiğini gösteriyor.

Araştırmacılar, ilk kez küresel iklim tehlikesi verilerini çok boyutlu yoksulluk göstergeleriyle birleştirerek, yoksulluğun sadece ekonomik bir mesele olmadığını, aynı zamanda “gezegenin baskıları ve istikrarsızlıkla derinden bağlantılı olduğunu” ortaya koydu.

Rapora göre, akut çok boyutlu yoksulluk içinde yaşayan ve en az bir iklim tehlikesine maruz kalan 887 milyon kişiden 651 milyonu aynı anda iki veya daha fazla tehdit ile karşı karşıya.

Yaklaşık 309 milyon insan, üç veya dört iklim tehlikesinin çakıştığı bölgelerde yaşıyor ve bu durum mevcut kırılganlıkları daha da artırıyor.

En yaygın tehlikeler, 608 milyon yoksul insanı etkileyen aşırı sıcaklar ve 577 milyonu etkileyen hava kirliliği. Sel, 465 milyon kişiyi tehdit ederken, 207 milyon kişi kuraklık etkisindeki bölgelerde yaşıyor.

OPHI Direktörü ve raporun ortak yazarı Sabina Alkire, “Gezegenin en fazla baskı altında olduğu ve insanların iklim sorunlarından kaynaklanan ek yüklerle karşı karşıya kaldığı yerleri anlamak, insanlığı iklim eylemlerinin merkezine koyan karşılıklı güçlendirici kalkınma stratejileri oluşturmak için esastır,” diyor.

Rapor, Güney Asya ve Sahra Altı Afrika’yı yoksulluk ve iklim riski arasındaki çakışmanın küresel sıcak noktaları olarak tanımlıyor. Güney Asya’da, yoksul insanların yüzde 99,1’i – yaklaşık 380 milyon insan – bir veya daha fazla iklim tehlikesiyle karşı karşıya. Sahra Altı Afrika’da ise 344 milyon insan benzer birleşik tehditlerle karşı karşıya.

Alt orta gelirli ülkeler en büyük yükü taşıyor. 548 milyon yoksul insan en az bir tehlikeye maruz kalırken, neredeyse 470 milyon kişi iki veya daha fazla tehlikeyle karşı karşıya.

Çok boyutlu yoksulluk nedir?

Tarihsel olarak yoksulluk, genellikle para eksikliği olarak anlaşılmıştır, ancak modern zamanlarda araştırmacılar, yoksulluğun ardındaki mekanizmaları daha geniş bir şekilde kavramışlardır.

BM, günlük geliri 2,50 euronun (3 dolar) altında olan uluslararası yoksulluk sınırını kullanmakla birlikte, son zamanlarda çok boyutlu yoksulluk kavramını benimsemiştir.

OPHI’ye göre, bu kavram, yoksul bir kişinin aynı anda birden fazla dezavantajdan muzdarip olabileceğini ve sadece gelirden daha kapsamlı bir tablo sunduğunu kabul eder. Kötü sağlık koşullarına sahip olabilirler veya yetersiz beslenebilirler. Ayrıca, temiz suya, gıdaya, enerjiye, eğitime veya istikrarlı bir işe erişimleri olmayabilir.

Rapor, bu kavramı gerçek yaşam örnekleriyle açıklıyor.

Bolivya’da, Guarani Yerli topluluğunun bir üyesi olan Ricardo, gündelik işçi olarak çok az bir gelir elde ediyor. Çocukları ve ebeveynleri de dahil olmak üzere 18 akrabasıyla birlikte küçük bir evde yaşıyor ve aralarında sadece bir banyo ve odun ve kömürle çalışan bir mutfak var. Çocuklarından hiçbiri okula gitmiyor ve her yetişkin gayri resmi olarak çalışıyor.

Rapor, “Hayatları, yoksulluğun çok boyutlu gerçekliklerini yansıtıyor,” diyor. “Su ve elektrik gibi hizmetlerin mevcut olduğu bir şehirde bile, aşırı kalabalık, güvencesiz işler ve sınırlı eğitim yoksulluğu sürdürüyor.”

Rapor, küresel sıcaklıklar arttıkça bu yüklerin daha da artacağı konusunda uyarıyor. Gelecek ayki iklim zirvesi öncesinde, UNDP, politika yapıcıları yoksulluk ve iklim tehlikelerinin çakışan tehditlerini daha kötüye gitmeden önce önceliklendirmeye çağırıyor.

UNDP’nin geçici yöneticisi Haoliang Xu, “Yeni araştırmamız, küresel yoksulluğu ele almak ve herkes için daha istikrarlı bir dünya yaratmak için neredeyse 900 milyon yoksul insanı tehlikeye atan iklim riskleriyle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor” diyor.

Haoliang Xu, “Dünya liderleri önümüzdeki ay Brezilya’da [COP30] için bir araya geldiklerinde, ulusal iklim taahhütleri, dünyanın en yoksul insanlarını geride bırakma riski taşıyan durgun kalkınma ilerlemesini canlandırmalıdır.” diye ekliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

SDG Komutanı Mazlum Abdi: Suriye Ordusuna Katılmak İçin Anlaştık

Associated Press’e (AP) konuşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin merkezi orduya entegrasyonu konusunda Şam’la prensip anlaşmasına vardıklarını söyledi.

Abdi’nin açıklamaları, Ahmed Şara hükümeti ve SDG arasında Mart ayında başlayan müzakerelerin pozitif yönde seyrettiğine dair beklentileri artırdı.

Abdi geçtiğimiz günlerde de AFP’ye bir mülakat vermiş, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda “ön anlaşma” sağlandığını duyurmuştu.

AP’nin haberine göre SDG ve Şam arasındaki prensip anlaşmanın en önemli unsuru Kürt savaşçıların bireysel olarak mı yoksa örgütlü halde mi Suriye ordusuna katılacağına ilişkin.

Bu konuda bir birleşme mekanizması üzerinde uzlaştıklarını söyleyen Abdi, “Söz konusu olan büyük bir sayı, on binlerce asker ve binlerce iç güvenlik gücünden bahsediyoruz. Bu yapı, diğer küçük gruplar gibi bireysel olarak Suriye ordusuna katılamaz. Bunun yerine Savunma Bakanlığının kurallarına uygun biçimde oluşturulmuş büyük askeri birlikler olarak katılacaklar” dedi.

Bu süreci yönetmesi için bir komite kurulduğunu da belirten Abdi, SDG’den orduya katılacak asker ve komutanların “iyi rütbeler” almasını beklediğini ifade etti.

Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları kontrol eden SDG, IŞİD’e karşı savaşta öncü güç olarak önemli bir askerî tecrübe kazandı. Amerikan ordusunun destek verdiği SDG, görece iyi ekipmanlara da sahip.

Abdi, sahip oldukları tecrübenin Suriye ordusunu güçlendireceğini ifade etti.

Abdi yalnızca ordunun değil, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (AANES) topraklarında görev yapan polis gücünün de merkezi polis teşkilatına katılacağını, bu konuda da prensip anlaşmaya vardıklarını belirtti. Daha önce SDG, polis teşkilatının özerkliğini talep ediyordu.

SDG komutanı Suriye’de geçtiğimiz aylarda yaşanan ve Aleviler ile Dürzilerin hedef alındığı mezhep çatışmalarının entegrasyon sürecini yavaşlattığını, Mart ayında Şam’la yapılan anlaşmanın uygulanmasının bu nedenle şu ana dek geciktiğini belirtti. Benzer şiddet olaylarının tekrarlanmamasının önemine vurgu yaptı.

Anlaşma, silahlı güçlerin yanı sıra Kürt bölgesindeki tüm sivil ve ekonomik kurumların da merkezi yönetimle entegrasyonunu öngörüyor.

Abdi, Şam ile yaptıkları anlaşmanın Türkiye’nin itirazlarını gidereceğini de umuyor.

SDG’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gören ve terör örgütü sayan Türkiye, Suriye’de silah tekelinin Şam’a geçmesini istiyor. Ankara sınır kapıları, petrol kuyuları gibi stratejik altyapının denetiminde de tek söz sahibi olarak Şam’ı görmek istiyor.

Abdi, Şam ile varılan anlaşmanın Türkiye’yi de memnun edeceği konusunda iyimser, “Eğer biz Suriyeliler olarak anlaşmaya varırsak, ki şu anda olan bu, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için bir gerekçesi kalmayacaktır” diyor.

AP’ye yaptığı açıklamada Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye ordusuna katılması konusunda “Türk tarafında bir miktar esneklik gözlemlediklerini” de söyledi.

Paylaşın

Siyaset Kaygıya Mı Neden Oluyor?

Öfke, korku veya belirsizlik gibi çeşitli şekillerde kendini gösteren siyasi kaygı, siyasi olaylar, politikalar ve liderlerden kaynaklanan bir stres biçimidir.

Haber Merkezi / Son zamanlarda yapılan bazı araştırmalar, siyaset hakkında düşünmenin bile bireyleri kaygılı, stresli ve mutsuz ettiğini ortaya koydu.

Siyaset kaygının nedenleri:

Belirsizlik ve kontrol eksikliği: Siyasi olaylar, özellikle seçimler, politik krizler veya ekonomik dalgalanmalar, geleceğe dair belirsizlik yaratabilir. İnsanlar, bu tür belirsizliklerin kişisel hayatlarını nasıl etkileyeceğini bilemediklerinde kaygı hissedebilir.

Medya ve bilgi bombardımanı: Sürekli haber akışı, sosyal medya tartışmaları ve kutuplaştırıcı söylemler, insanların zihinsel yükünü artırabilir. Özellikle felaket tellallığı yapan haberler veya manipülatif içerikler kaygıyı tetikleyebilir.

Kutuplaşma ve sosyal çatışma: Siyasi görüş farklılıkları, ailede, arkadaşlar arasında veya toplumda gerilim yaratabilir. Bu, bireylerde yalnızlık, dışlanmışlık veya çatışma korkusu gibi duyguları körükleyebilir.

Güçsüzlük hissi: Bireyler, siyasi kararların kendi kontrolleri dışında alındığını hissettiğinde, bu durum çaresizlik ve kaygı yaratabilir.

Ancak, bu kaygının şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Bazı insanlar siyasi olaylara karşı daha duyarsızken, diğerleri için bu olaylar yoğun stres kaynağı olabilir. 

Çözüm önerileri:

Siyasi kaygıyı azaltmak için şu adımlar yardımcı olabilir:

Medya tüketimini sınırlandırmak: Sürekli haber takip etmek yerine, güvenilir kaynaklardan belirli aralıklarla bilgi almak.

Farkındalık ve rahatlama teknikleri: Meditasyon, nefes egzersizleri veya fiziksel aktiviteler stresi azaltabilir.

Diyalog ve empati: Farklı görüşlere sahip insanlarla yapıcı diyalog kurmak, siyasi kutuplaşmanın yarattığı gerilimi hafifletebilir.

Paylaşın

Saray, Saatte 70 Asgari Ücret Harcıyor

2025 yılının ilk dokuz ayında Cumhurbaşkanlığının 10 milyar liradan fazla harcadığını söyleyen CHP’li Burhanettin Bulut, Saray’ın her saat başı 70 asgari ücret harcadığını ifade etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, bu yılın ilk dokuz ayında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 592 bin 833 emeklinin, 452 bin 484 asgari ücretlinin maaşını harcadığını belirterek, “Ekonomik krizmiş, millet açmış, işsizmiş, dar gelirli eve ekmek götüremiyormuş Saray’ın umurunda değil. İtibardan tasarruf etmeyen Saray, günde 37 milyon 55 bin 993 TL harcadı” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın, bu yılın ilk dokuz ayındaki harcamalarını değerlendiren Bulut, “Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Ocak ayında 1 milyar 779 milyon 281 bin TL, Şubat ayında 1 milyar 313 bin 737 TL, Mart ayında 542 milyon 22 bin TL, Nisan ayında 1 milyar 710 milyon 494 TL, Mayıs ayında 652 milyon 899 bin TL, Haziran ayında 955 milyon 89 bin TL, Temmuz ayında 950 milyon 89 bin TL, Ağustos ayında 1 milyar 661 milyon 787 bin TL, Eylül ayında 784 milyon 937 bin TL olmak üzere yılın ilk 9 ayında 10 milyar 4 milyon 638 bin TL para harcadı. Saray’ın harcamaları, ayda 1 milyar 111 milyon 626 bin 445 TL, 1 günde 37 milyon 55 bin 993 TL, saatte 1 milyon 544 bin TL’ye tekabül ediyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı’nın harcamalarını, en düşük emekli maaşı ve asgari ücretle karşılaştıran Bulut, şöyle devam etti:

“En düşük emekli maaşının 16 bin 881 TL olduğu Türkiye’de, Saray, 9 ayda 592 bin 833 emeklinin, ayda 65 bin 870 emeklinin, bir günde 2195 emeklinin, bir saatte 92 emeklinin maaşını harcadı. Saray’ın harcamalarını 22 bin 104 lira 67 kuruş olan asgari ücret üzerinden değerlendirdiğimizde 9 ayda 452 bin 484 asgari ücretlinin, bir ayda 50 bin 276 asgari ücretlinin, bir günde 1676 asgari ücretlinin, bir saatte 70 asgari ücretlinin maaşını harcadı.”

Bu rakamların ülkedeki gelir dağılımı adaletsizliğini ve iktidarın harcama önceliklerini açıkça ortaya koyduğunu belirten Bulut, “Ekonomik krizmiş, millet açmış, işsizmiş, dar gelirli eve ekmek götüremiyormuş Saray’ın umurunda değil. Vatandaş her geçen gün daha da yoksullaşırken, Saray kendi lüksünden en ufak bir fedakârlık yapmıyor. Halk en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişken, Saray’ın bir dakikalık harcaması bile bir emeklinin maaşına denk geliyor. Bu tablo hem ekonomik krizin hem de siyasi sorumsuzluğun aynasıdır” değerlendirmesini yaptı.

İktidara, “Tasarrufu vatandaştan değil, saraydan başlatın” çağrısında bulunan Bulut, israf ve savurganlığın artık kabul edilemez boyutlara ulaştığını kaydetti.

Paylaşın

DEM Parti’den Dervişoğlu’na Yanıt: Zavallı

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun kendilerini hedef alan sözlerine cevap veren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun partisinin grup toplantısında kendilerini hedef alan açıklamalarına cevap verdi.

Dervişoğlu açıklamasında, “Siz bu milletin başına bela olan bir terör örgütünün siyasi uzantısısınız. En az onlar kadar da alçaksınız. Böylesine arsız, böylesine yüzsüzsünüz. Önderleri katil, sözcüleri müptezel, zihinleri kiralık, ruhları satılık, elleri kan, sözleri ihanet, ikametleri kandil, pusulaları İmralı’dır bu alçakların” dedi.

DEM Partili Doğan, sosyal medya hesabından Dervişoğlu’na verdiği cevapta şu ifadeleri kullandı:

“Siz ‘milli hassasiyet’ tacirlerisiniz. Kan, savaş, ölüm sizin pusulanız. Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız. Barışın mümkün olduğunu hisseden korkaklarsınız. Korkunuz arttıkça nefretiniz büyüyor, maskeniz düşüyor. Bu ülkeye barışı, kardeşliği ve demokrasiyi size rağmen getireceğiz.”

Paylaşın

Kirli Havanın Türkiye’ye Yıllık Maliyeti 138 Milyar Dolar

Hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığı ortaya çıktı. Kirli havanın Türkiye’ye yıllık maliyetinin ise 138 milyar dolar olduğu hesaplandı.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Türkiye’nin hava kalitesine ilişkin hazırladığı Kara Rapor 2025’e göre tüm illerde alarm zilleri çalmaya devam ediyor.

Rapor, 2024’te hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığını ortaya koydu. Tüm illerde hava kirliliği limit değerin üzerinde çıktı. Havası en kirli iller Hatay, Osmaniye, Malatya, Kahramanmaraş, Şırnak, Hakkâri, Ağrı, Muş, Batman ve Iğdır olarak sıralandı.

Sanayi ve termik santral yoğun bölgelerde (Bursa Kestel, Osmaniye, Şırnak) vatandaşlar yılın yüzde 70’ini aşan dönemde sağlıksız hava soludu. Toplam 31 ilde hava kalitesinde Türkiye’nin belirlediği limit değer aşıldı. Osmaniye’de 2024 ortalaması bir metreküpte 83,60 mikrogram (µg/m³) olarak kaydedildi.

İstanbul’da Sultangazi’deki Cebeci taş ocaklarının etkisiyle ilçe halkı yılın 263 günü kirli havaya maruz kaldı. Ankara ve İstanbul’da hava kirliliği “hassas” düzeyde seyretti. İzmir’de ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı istasyonlardan yeterli veri alınamadığı için kapsamlı değerlendirme yapılamadı.

Partiküler maddenin esas kaynakları fabrikalar, enerji tesisleri, yakma tesisleri, inşaat faaliyetleri, yangınlar ve rüzgar olarak sıralanıyor. Partiküllerin boyutu aerodinamik çapları 2,5 mikrometreden (μm) küçük olanlar PM2,5 ve 10 mikrometreden küçük olanlar PM10 olarak tanımlanırken, bu partiküller solunum sisteminde depolanabiliyor.

Türkiye’de PM10 için yıllık ortalama limit değer bir metreküpte 40 mikrogram (µg m-3) iken DSÖ’ye göre 15. Dünya Sağlık Örgütü, PM2,5 için ise yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram limit değer belirlerken, Türkiye’de bu partikül madde için Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde belirlenen herhangi bir ulusal limit bulunmuyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, yeni raporunda, ince partikül madde PM2,5 kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyetini ilk kez hesapladı. Yaklaşık 138 milyar dolar olarak hesaplanan bu maliyet, Türkiye’nin 2024 gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.

Türkiye’de hava kalitesi mevzuatı, son 10 yılda Avrupa Birliği (AB) çevre müktesebatına uyum amacıyla önemli değişimler geçirdi. Ancak rapora göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesini izleyen altyapısı, son 10 yılda genişlemiş olsa da veri kalitesi ve sürekliliği zayıfladı. 380 ölçüm istasyonundan yalnızca bir kısmının yönetmelikte öngörülen düzeyde (yüzde 90 ve üzeri) veri üretebildiği ortaya kondu. Buna göre 2022’den sonra veri kalitesi, 2017 seviyelerine geriledi; PM2,5 ölçümleri ise hâlâ yetersiz seviyede.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, “Özetle diyebiliriz ki kâğıt üzerinde Avrupa Birliği standartlarına yakın ancak sağlıklı havaya uzağız. Soluduğumuz havadaki en tehlikeli maddelerden biri olan PM2,5’in yarattığı kirlilik, 2024 gayri safi yurt içi hasılasının 10’da biri kadar mali yük oluşturuyor. Bu tablo, sorunun sadece sağlıkla sınırlı kalmadığını, ekonomik refahı da sarstığını açıkça gösteriyor” diyor.

Hava kirliliği sağlıklı olmanın önündeki en önemli engellerden biri. Dünya Sağlık Örgütü, PM10’un solunum yolu sorunlarına neden olabileceğine, özellikle astım gibi solunum yolu hastalığı olan bireylerde semptomların artmasına ve solunum fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğine işaret ediyor.

Örgüte göte PM10’a uzun süre maruz kalınması; kalp krizi, inme, hipertansiyon gibi kardiyovasküler hastalıklar ve akciğer kanseri riskini artırabilir. Akciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyen PM10, KOAH gibi akciğer hastalıklarının semptomlarını kötüleştirebilir.

P2,5 ise PM10 parçacığının daha da küçüğü (dörtte biri ve ondan küçüğü) anlamına geldiğinden bu hastalıkların daha da ağırına sebep olabiliyor.

Türkiye’de PM2,5 için ulusal yıllık limit değer bulunmazken istasyonlarda da düzenli ölçüm yapılmıyor.

Kara Rapor 2025’e göre PM2,5 kirliliği KOAH’a bağlı ölümlerin yüzde 41,3’ünden, iskemik kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 27,7’sinden, inme kaynaklı ölümlerin yüzde 27,4’ünden ve akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 18,6’sından sorumlu.

THHP Temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Eğer PM2,5 düzeyi DSÖ’nün önerdiği yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram seviyesine indirilebilseydi yılda 60 binin üzerinde ölüm önlenebilirdi” diyor.

Raporda ayrıca PM2,5’e uzun süreli maruziyetin demans (bunama) riskini artırdığı, yıllık ortalamada her metreküpte 5 mikrogram artışta demans riskinin yaklaşık yüzde 8 yükseldiği belirtiliyor.

Orman yangınlarından kaynaklanan kirlilik
Öte yandan orman yangınlarından kaynaklanan PM2,5 kirliliğinin diğer kaynaklara göre çok daha fazla ölüme yol açtığı, 2000–2016 arasında küresel düzeyde 65,6 milyon ölüm içinde 406 bin 720 ölümün orman yangınına bağlı PM2,5’in akut etkilerine atfedilebildiği aktarılıyor.

Platform, çocukların aşırı sıcak, hava kirliliği ve iklim kaynaklı afetler karşısında en kırılgan grup olduğuna dikkat çekiyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2023 Hava Kalitesi İzleme Raporu, PM10 ölçümlerinde 304 istasyonun 157’sinde ulusal limit değerlerin aşıldığını, DSÖ limitleri açısından ise sadece 7 istasyonun “iyi” sınıfında kaldığını gösteriyordu.

Bakanlığa göre 2023’te 20 istasyonda hiç PM10 ölçümü yapılmazken, çalıştırılan istasyonların dörtte birinden yüzde 90’ın altında veri alınmış; istasyonların yılın kaç günü çalıştığı da netleşmemişti.

Kara Rapor 2025 bulguları, 2023’teki bu veri sürekliliği ve aşım sorunlarının 2024’te de sürdüğünü, ayrıca PM2,5’in hâlâ mevzuatta bağlayıcı bir ulusal limit değere kavuşmadığını gösteriyor.

THHP Hava Kalitesi Uzmanı Dr. Ozan Devrim Yay, “Temel kirleticiler için AB sınır değerlerine kağıt üzerinde ulaşıldı fakat Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel düzeyde insan sağlığının korunması için belirlediği kılavuz değerlere ulaşmak için ulusal bir vizyona ve plana ihtiyaç var” diyor.

Yay’a göre PM2,5 için hâlâ bağlayıcı ulusal limit bulunmaması önemli bir sorun teşkil ederken, enerji ve sanayi tesisleri için çok çeşitli “kirletme istisnaları” tanımlanması bu tesislerin bulunduğu bölgeleri “kirlilik cennetleri”ne dönüştürüyor. Özetle uygulama ve denetim mekanizmaları, mevzuatın gerisinde kalıyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, öncelikle PM2,5 kirliliğine bağlı ölüm ve hastalıkların ekonomik maliyetinin düzenli olarak hesaplanmasını ve bu maliyetlerin kamu yatırım planlarına entegre edilmesini istiyor. Sağlık ve çevre politikalarında sistematik maliyet-etkinlik değerlendirmelerinin yapılması, hava kirliliğiyle mücadeleye ayrılan kaynakların artırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Platform, halk sağlığının korunması adına PM2,5 için DSÖ standardında bir limit değerin mevzuatta tanımlanması, izlemede altyapının ve veri kalitesinin geliştirilmesi, denetimlerin etkili yaptırımlarla desteklenmesi çağrısı yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Nadir Elementler” Açıklaması: Verilmesi Sözkonusu Değil

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından konuşan Erdoğan, “Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla sözkonusu değildir” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Türkiye’yi hedefleriyle buluşturma çabalarımız hız kesmeden sürüyor. Son kabine toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesai dönemi geçirdik. İçeride toplu açılış törenleri, il ziyaretleri, dışarıda uluslararası zirve ve seyahatler ile millete hizmet mücadelemizi kararlılıkla devam ettirdik. Ana muhalefet partisiyle aramızda ufuk, vizyon ve zihniyet farkı kendini belli ediyor.

Dünyanın içinden geçtiği fırtınalı dönemde Türkiye liyakatli kadroların riyasetinde, emin ve ehil ellerde güvendedir. Yasamada Cumhur İttifakı olarak tam uyum ve koordinasyon içinde çalışıyoruz. Yürütmede kabine üyelerimiz ve bürokratlarımızla ülkemizin sorunlarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Yargımız anayasanın sınırları çerçevesinde adaletin tecellisi için gayret gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en mühim çıktılarından biri olan bu kazanımları güçlendirerek devam ettirmek kararlılığındayız. Dünyada birçok ülkenin başına gelse yerle yeksan olacağı krizleri biz 86 milyonun kılına dahi zarar germeden başarıyla yönetiyoruz. Son asrın en ciddi sağlık krizi, Rusya-Ukrayna arası savaşı, kanlı çatışmalardan ticaret ve gümrük savaşlarına kadar birçok meselede bunu gördük, yaşadık, bilfiil tecrübe ettik. Tuzağa düşmedik, oyuna gelmedik. Batılı ülkeler bize ne der, diye değil, 23 yılın engin tecrübesi, birikimi, muktesebatı ile politikalarımızı belirledik.

Dün bizi hem koronavirüs salgınında hem de Rusya-Ukrayna krizinde insafsızca yerenler bugün utangaç da olsa hak verir noktaya geldiler. Bizi Avrupa ve Batı bloğundan uzaklaşmakla suçlayanlar bugün takip ettiğimiz politikalara övgüler düzüyor. Bizi tenkit edenlerin kimi zaman 2 yıl kimi zaman 4 yıl kimi zaman çok daha gecikmeli de olsa bizi takdir eder konuma gelmeleri elbette kendi gelişmeleri açısından önemli. Doğruyu bildikleri halde ikrar edemeyenlere maalesef yapacağımız bir şey yoktur.

Onlar boş beleş işler peşinde koşarken biz ülkemize ve milletimize hizmet için aşkla koşturduk. 1 Ekim’de TBMM’nin yasama yılının açılışını gerçekleştirdik. 4 Ekim’de toplam değeri 8 milyar 425 milyon lirayı bulan 50 projemizin açılış ve temel atma törenlerini icra etmek üzere Sultanbeyli ilçemizdeydik. 4 Ekim tarihi bizim için bir başka önemli ve kritik gün oldu. İsrail’in işgal ve soykırımına tepki olarak farklı ülkelerden Gazze’ye doğru yelken açan Sumud filosuna güçlü moral desteği verdik. Vatandaşlarımızın da içinde olduğu aktivistlerin tahliye sürecini başarıyla yönettik.

Toplam 137 aktivisti ülkemize güvenle getirdik. Gözaltına alınan 3 milletvekilimiz de Bakü üzerinden Türkiye’ye sorunsuz, sıkıntısız şekilde ulaştı. Türk Hava Yollarımızın 10 Ekim’deki seferle 18’i vatandaşımız olan toplam 94 aktivisti Türkiye’ye intikal ettirdik. İnsanlığın vicdanına tercüman olan tüm vatandaşlarımıza, aktivistlere bir kez daha teşekkür ediyor, tekrar geçmiş olsun diyorum. Batılı aktivistlerin tahliye operasyonumuzdan övgüyle bahsettiği bu yolda Türkiye’yi suçlayanları milletimin vicdanına havale ediyorum.

Ana muhalefetin Türkiye’nin enerji arz güvenliğini hedef alan yakışıksız iddia ve ithamlarını tek tek çürüttük. Sakarya gaz sahasından şu anda 4 milyon hanemizin doğalgaz ihtiyacını karşılıyoruz. Bu sayı 2026’da 8 milyona 2028’de inşallah 16 milyona çıkacak. Akkuyu’da ilk elektriği çok yakın bir zamanda üreteceğiz. Ana muhalefetin balıkları öne sürerek yaptığı eleştirilere aldırmadan nükleer enerjiye yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Yine muhalefetin çarpıttığı konuya açıklık getirmek istiyorum. Sahip olduğumuz madenlerin katma değerli şekilde uluslararası pazarlara sunuluyor.

Özellikle nadir toprak elementleri, savunma sanayinden yenilenebilir enerji sistemlerine, elektrikli araçlardan haberleşme ve uzay teknolojilerinde kritik rol oynuyor. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde bugüne kadar 310 ayrı lokasyonda 125 bin metre sondaj yapıldı. Çalışma sahasında nadir toprak elementleri barit ve florit başta olmak üzere 694 milyon ton kaynak olduğu tespit edildi. Bu saha dünyanın ikinci büyük nadir toprak kaynak sahasıdır. 17 nadir toprak elementinin 10’unun bulunduğu Beylikova’da 12,5 milyon ton nadir toprak oksitleri yer alıyor. Dünyanın en büyük 5 üreticisinden birisi olmak istiyoruz. İlk etapta yıllık 1200 ton cevher işleyeceğimiz Eti maden pilot üretim tesisini devreye aldık. Pilot tesisin endüstriyel tesise dönüşmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

“Maden tetkik arama çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar”

Pekçok ülke teknoloji geliştirme, danışmanlık ve teknoloji transferi için deneyimli ülkelerle anlaşmalar imzalıyor. Biz de teknolojik hafızaya sahip ülkelerin uzman kuruluşları ile işbirlikleri geliştirmek amacıyla görüşmeler yapıyoruz. Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla sözkonusu değildir. Her kim bunu iddia ediyorsa kendi ülkesine iftira atıyor demektir. Önce maden tetkik arama çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar. Bunda başarılı olamayınca bu sefer işletilmesini sabote etmenin derdine düşüyorlar.

Denklem aslında çok basit; mümkünse engellemek değilse itibarsız hale getirmek. Nadir toprak elementleriyle ilgili yaşananlar da budur. Amaç Türkiye’nin bu kaynağından istifade etmesini engellemektir. Hükümetimize iftira atanlar Karadeniz doğalgazı ile Gabar’daki petrol keşiflerimizi dillerine dolayanlardır. Orada da destek vermek yerine hemen bir kulp taktılar. Bugün de aynısını yapıyorlar, yarın da değişen bir şey olmayacak. Milletimden bunlara karşı uyanık olmalarını rica ediyorum.

Dilde, fikirde, işte birlik ilkesi ışığında Türk devletler arasında dayanışma ver ortaklıkları yapıyoruz. Türk devletleri teşkilatı 12. zirvesine katıldık. Zirvede aldığımız kararların ve Gebele bildirisinin Türk dünyası için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 9 Ekim’de törenle 2025-2026 Yükseköğretim Akademik Yılı’nın açılışını gerçekleştirdik. Yeni akademik yılın hayırlı olmasını diliyorum. 10 Ekim’de yine toplu açılış ve tören atma törenlerimiz vesilesiyle ana-baba ocağımız Rize’deydik.

Burada 37 projemizin toplu açılışını yaptık. Şehrimizdeki sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasıyla bir araya geldik. 12 Ekim’de Trabzon’a geçerek 13 milyar 514 liralık 130 projemizin açılışını gerçekleştirdik. Orada bir müjdemiz oldu. Deniz üzerine üçüncü havalimanımızı Trabzon’da inşa edeceğiz. Projeyi bitirdik ve inşallah ihalesini hemen kısa zamanda yapıyoruz, ardından bütün makineleri çalıştırmaya başlayacağız.

Türkiye’nin yıldızının giderek daha çok parlamasından, küresel siyasette ağırlığının artmasından gurur duyuyoruz. Türkiye dış politikasındaki barış, diyalog, adalet ve çözümden yana aktif tutumuyla günden güne vazgeçilmez bir oyuncu haline geliyor. Özellikle çatışma çözümlerinde Batı’yı takip eden değil Batı’nın takip ettiği, örnek aldığı bir ülke konumundayız. Suriye ihtilafında 13,5 yıl boyunca duruşumuzu asla bozmadık. Suriyeli mazlumları, zalimlerin ve terör örgütlerinin insafına bırakmadık. Ana muhalefetin sürekli övgü yağmuruna tuttuğu Batılı ülkeler mültecileri almamak için dikenli tel örgülerin arkasına saklanırken biz Suriyeli kardeşlerimizi bağrımıza bastık.

3-5 oy uğruna Suriyeli mazlumları hedef gösterenlere rağmen en kritik zamanlarda siyasi bedel ödemeyi gözönüne alarak vicdanlı tavrımızı muhafaza ettik. Neticede tarihin doğru tarafında duran biz olduk. Zaman lümpen ırkçıları, oy avcılarını, mülteci düşmanlarını değil bizi haklı çıkardı. Bugün komşumuz Suriye’yle ilişkilerimiz her alanda güçleniyor. Birbirimizin yüzüne mahçubiyetle değil tebessümle bakıyoruz. Suriye’de istikrar kökleştikçe herşey çok daha iyi olacak. Gazze’de de Türkiye ilk günden itibaren hakkın, haklının, adaletin safında yer almıştır.

Birilerine şirin gözükmek uğruna Filistin direnişine kara çalmadık. Kalbimizden geçen neyse eğip bükmeden kimseden de çekinmeden onu cesaretle haykırdık. 102 bin tonu bulan insani yardımlarımızla Gazze’li kardeşlerimizin yanında olduk. Tüm toplantılarda Gazze’yi ve Filistin davasını korkusuzca savunduk. Bütün bunları yaparken Gazze’de ateşkesin sağlanması için çalışmayı ihmal etmedik. Bir süredir çok farklı kanallardan yürüttüğümüz diplomasinin katkısıyla Gazze’de varılan ateşkes mutabakatını memnuniyetle karşılıyoruz.

Zulmün, vahşetin, soykırımın ardından elhamdülillah Gazze’de kırılgan da olsa güven iklimi oluştu. 2 yıldır bombaların altında hayatta kalma mücadelesi veren çocukların ilk defa yüzlerinde tebessüm çiçekleri açıyor. Yıkıntıların arasında insanlar, bulabildikleri bir parça eşyaya tutunarak hayata yeniden başlamaya çalışıyor. Bunlar bizim tam olarak anlayabileceğimiz değil sadece izleyip tahayyül edeceğimiz mutluluklardır. 2 yıl boyunca çektikleri çileleri en iyi masum çocuklar bilir. 68 bin şehidi toprağa vermenin acısını yüreği yanık anne ve babalar bilir.

Biz sadece empati kurabiliriz. Sadece onları anlamaya çalışabiliriz. GAzzeli mazlumların yükünü azaltan her çaba bizim için değerlidir. Sadece ateşkes imzaladılar diye küçümsemek kimsenin haddi de hakkı da değildir. İsrail’in verdiği sözleri tutmama konusundaki bozuk sicilinin herkes gibi biz de farkındayız. Bu gerçeğin Filistin direniş hareketi Hamas ve Gazzeli kardeşlerimiz daha çok farkında ama buna rağmen umutlu olmak istiyorlar. Bir daha eski soykırım günlerine dönülmemesi için mevcut tüm baskı unsurlarını canlı tutuyoruz.

Orada hem imzacı 4 ülkenin lideri hem de diğer ülkelerin liderleri olarak çok net bir irade ortaya koyduk. Deklerasyonla bölgemizde kalıcı barışa ve istikrara giden yolda kıymetli adım attık. Deklerasyondaki iradenin sonuna kadar arkasında duracağız. Amerika, Mısır ve Katar’ın benzer tavır sergileyeceğine inanıyorum. Rehine ve mahkum takasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. İnsani yardımaların girişleri hızlandı. 350’ye yakın TIR’ımız giriş yaptı. Dün 900 ton yardım taşıyan 17. iyilik gemimizi Mersin’den bölgeye yolcu ettik. Bunun devamı da gelecek. İnşallah kış bastırmadan insani yardımlarımıza ağırlık vereceğiz.

Şov yapmadan, başkaları gibi piar peşinde koşmadan yardımlarımıza devam edeceğiz. Bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar bu mücadele hız kesmeyecek. Biz mazluma kol kanat gererken sadece Rabbimizin rızasını gösetiyoruz. Hakkın rızası halkın duasından başka kimseden beklentimiz yok. Samimiyet, hasbilik, tevazu rehberimiz olmaya inşallah devam edecek. Son nefesimize kadar doğruluktan, dürüsttlükten, canla başla çalışmaktan geri duymayacağız. Dün Kocaeli’nde Gürcistan’ı 4-1 yenerek milletimize sevinç yaşatan A milli futbol takımımızı tebrik ediyorum. Kendilerine ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Bütçe Açığı 1,2 Trilyon Lirayı Aştı

2025 yılının ilk dokuz aylık döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 10 trilyon 222,2 milyar lira, bütçe gelirleri 9 trilyon 4,9 milyar lira ve bütçe açığı 1 trilyon 217,3 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı, Haziran ve Ocak – Eylül 2025 yılı bütçe gelir ve gider verilerini açıkladı.

Buna göre; 2025 yılı Eylül ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 331 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 21,4 milyar TL ve bütçe açığı 309,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 94,4 milyar TL ve faiz dışı açık ise 73 milyar TL olarak gerçekleşti.

2025 yılı Ocak – Eylül döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 10 trilyon 222,2 milyar TL, bütçe gelirleri 9 trilyon 4,9 milyar TL ve bütçe açığı 1 trilyon 217,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 8 trilyon 559,8 milyar TL ve faiz dışı fazla ise 445,1 milyar TL olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan DEM Parti’ye Çok Ağır Sözler

Partisinin grup toplantısında DEM Parti’yi hedef alan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Önderleri katil, sözcüleri müptezel, pusulası da İmralı’dır bu alçakların” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“Bugün bir parmak çıklatmasıyla bir araya gelen, kameralara poz vererek bir savaşı daha durdurduk diye övünebilirler. Madem ki bir araya gelip savaşı durdurabiliyorken neden bir araya gelmediniz. Olan; Büyük Orta Doğu projesinin yeni ilanından ibarettir. Emperyalizm sona ermez yalnızca şekil değiştirir.

İktidara diyeceğim şudur; bir kez daha bu milleti ne meşgul edin ne de zararı uğratın. Artık akıllanın da her şeye Türk milletinin gözüyle bakın.

Geçtiğimiz haftada açıklanmasının üzerinden daha bir ay dahi geçmeden Orta Vadeli Plan’a değinmiştik. Milletimizin altında inim inim inlediği enflasyon kadar üreticilerin içine hapsedildiği açmaz da çözüme kavuşturulmadı. Memleketin insanıyla, emekçisiyle bağları tamamen kopmuştur. Bu güne kadar tutmamış olan plan ve programlarının bundan sonra da tutacağı yoktur. Mehmet Şimşek’e tavsivem kovulmadan istifa etmesidir.

Devlet büyükleriyle fotoğrafları suç şebekelerinin karargahlarının duvarlarını süslediği bir ülkede, şucu kötü bir istisna olmaktran çıkartıp makbul ve meşruymuş gibi bu iktidar yükselmiştir. Bazı çevrelere adeta suç işleme imtiyazı tanımıştır. Dosyası suç ansiklopedisine dönmüş nice caniyi salıvermiş, yerlerine akademisyen, yazar, gazeteci, belediye başkanı; size itiraz eden kim varsa cezaevlerine koydunuz. Şimdi zehirli meyvelerini topluyoruz.

Bugün kendilerini savundukları noktada sorsanız uyuşturucu ticaretinden kazandığımız parayı da barış için kazandık diyecekler nerdeyse. Sanki hiç teröre bulaşmamışlar, 50 bin insanımızı katiline kurucu önder derken hiç utanma belirtisi göstermeden bunları söylemeyi barış için bu ülke için mücadele ettiklerini söylüyorlar.

Siz bu milletin başına bela olan terör örgütünün siyasi uzantısısın, en az onlar kadar alçaksınız. Böylesine arsız ve yüzsüzsünüz. Önderleri katil, sözcüleri müptezel, zihinleri kiralık, ruhları satılık, elleri kan, ikameti Kandil, pusulası da İmralı’dır bu alçakların.

Dün Meclis’te yaşananlar Grup Başkanveli’miz Turhan Çömez, İmralı’daki alçak teröristten mesaj getiren Pervin Buldan’a hatırlatmada bulundu. Dediki ‘Siz Atatürk’ün oturduğu koltukta oturuyorsunuz. 50 bin kişinin katili alçak Öcalan’ın mesajını taşımak sizin haddiniz değildir.’ Bu haklı uyarının sebebini biliyorsunuz.

Terörist Öcalan medyanın dilindne rahatsızmış. Medya bizi hiç göstermiyor, biz hiç rahatsızlığımızı dile getirdik mi? Ama biz demokrasiyi savunuyoruz. Ama onlar her zaman olduğu gibi yine hükümete sığınıyorlar. Kimin kimle ortak olduğu bellidir.”

Paylaşın

Çağdaş Kapitalist Toplumlarda Faşizmin Rolü

Kapitalist toplumlarda faşizm, sistemin kriz anlarında bir “çözüm” olarak ortaya çıkabilir ve kapitalist elitlerle geçici ittifaklar kurabilir. Ancak, faşizm kapitalizmin kaçınılmaz bir sonucu değildir; daha çok, ekonomik ve sosyal çalkantıların otoriter ideolojilere kapı açtığı bir durumdur.

Haber Merkezi / Faşizmin rolü, hem kapitalizmin istikrarını koruma hem de onun liberal değerlerini yok etme potansiyeli taşıyan çelişkili bir dinamik üzerine kuruludur.

Kapitalist toplumlarda ekonomik krizler (örneğin, 1929 Büyük Buhranı), işsizlik, yoksulluk ve toplumsal huzursuzluk gibi koşullar, faşist hareketlerin zemin bulmasına olanak tanır. Bu dönemlerde, orta sınıf ve işçi sınıfının bazı kesimleri, kapitalizmin eşitsizliklerinden ve istikrarsızlığından duydukları memnuniyetsizliği faşist ideolojilere yöneltebilir. Faşizm, bu hoşnutsuzluğu milliyetçilik, otoriterlik ve “dış düşman” söylemleriyle kanalize eder.

Örneğin, 1930 yıllarda Almanya’da Weimar Cumhuriyeti’nin ekonomik çöküşü, Nazi Partisi’nin yükselişini kolaylaştırmıştır. Benzer şekilde, İtalya’da Mussolini’nin faşist rejimi, savaş sonrası ekonomik ve sosyal kaos ortamında güç kazanmıştır.

Faşizm, kapitalist toplumlarda genellikle büyük sermaye sahipleri ve sanayi elitleriyle pragmatik bir ittifak kurabilir. Kapitalist sınıflar, faşist hareketleri, işçi sınıfının sosyalist veya komünist hareketlere yönelmesini engellemek için bir “kalkan” olarak destekleyebilir. Faşist rejimler, sendikaları bastırarak, grevleri yasaklayarak ve işçi hareketlerini ezerek kapitalist çıkarları koruma eğiliminde olmuştur.

Örneğin, Nazi Almanyası’nda Krupp, Siemens gibi büyük şirketler, rejimin militarist politikalarından ve savaş ekonomisinden faydalanmıştır. Ancak bu, faşizmin kapitalizmin doğrudan bir ürünü olduğu anlamına gelmez; daha çok, kapitalist elitlerin faşizmi kendi çıkarları için kullandığı bir durumdur.

Faşizm, kapitalizmin bireyciliğine ve liberalizmine karşı, kolektivist ve otoriter bir ideoloji sunar. Ancak, özel mülkiyeti ve kapitalist üretim ilişkilerini genellikle korur. Faşist rejimler, ekonomiyi sıkı bir devlet kontrolü altına alsa da, bu kontrol kapitalizmi ortadan kaldırmaz; aksine, büyük şirketlerle iş birliği içinde bir “devlet kapitalizmi” modeli oluşturur:

Özel mülkiyetin korunması, ancak devletin ekonomiye yoğun müdahalesi.
Militarizm ve savaş ekonomisiyle kapitalist üretimin desteklenmesi.
İşçi sınıfının haklarının bastırılması, sermayenin çıkarlarının öncelenmesi.

Faşizm, toplumsal düzeni yeniden yapılandırmak için kullanılır

Kapitalist toplumlarda faşizm, toplumsal düzeni yeniden yapılandırmak için kullanılır. Orta sınıfın korkularını (komünizm, ekonomik çöküş, kültürel yozlaşma) manipüle ederek, faşizm, milliyetçilik ve otoriterlik yoluyla toplumsal birliği sağlamaya çalışır. Bu, kapitalist sistemin istikrarını koruma çabası olarak görülebilir, ancak aynı zamanda bireysel özgürlükleri ve demokratik kurumları yok eder.

Günümüz kapitalist toplumlarında faşizmin rolü, daha çok popülist ve otoriter hareketler şeklinde kendini gösterebilir. Küreselleşme, gelir eşitsizliği ve kültürel çatışmalar, faşizan eğilimlerin yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir. Ancak, modern faşizm, tarihsel faşizmden farklı olarak, daha çok popülist söylemler ve demokratik kurumların içten erozyonu yoluyla etkili olur.

Paylaşın