Hirsutizm Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hirsutizm (Aşırı Tüylenme), kadınlarda siyah kılların olmaması gereken yerlerde androjen erkeklik hormonuna bağlı olarak gelişen kıllanma problemidir. Üreme çağındaki kadınların ortalama yüzde 8’inde görülebilir.

Eğer kıllanma hızlı oluşuyor ve ilerliyor ise nedenini araştırmak gerekir.

Hirsutizmin sebebleri nelerdir?

Polikistik over sendromu (PCOS) aşırı androjen üretiminin en yaygın sebebidir.
Doğuştan gelen adrenal tümörler ve diğer androjen üreten tümörler enderdir ve genellikle ortaya çıktıklarında farklı semptomlar gösterirler.
Cushing sendromu, hiperprolaktinemi, akromegali, tiroid bozuklukları.
Cushing sendromu 2hipertrikoz ve hirsutizmin her ikisi ile de bağlantılıdır.
Androjenik ve anabolik steroidlerin kullanımı.

Hirsutizmin belirtileri nedir?

Tümöre bağlı gelişen hirsutizmde ani ve hızlı tüylenme en açık belirtiler arasında gelmektedir. Seste kalınlaşma, alın bölgesinin açılması ve testosteron hormonunun yükselmesi gibi belirtiler de tümöre bağlı olarak gelişmektedir. Bunun yanında saç dökülmesi, adet düzensizliği, akne gibi belirtiler de ortaya çıkmaktadır.

Hirsutizmin risk faktörleri nedir?

Hirsutizm hastalığında şeker hastalığı ve kilo alma gibi risk faktörleri yer almaktadır. Bunun yanında genetik faktörler de etkili olmaktadır. Ailede hirsutizm geçmişi olanlar risk altındadır. Avrupa ve Asya kökenli kadınlar da risk grupları arasında gelmektedir.

Hirsutizmin komplikasyonları nedir?
Hirsutizmin genellikle psikolojik komplikasyonları bulunmaktadır. Özellike yüz bölgesinde yaşanan tüylenmeyle toplumdan dışlanma, içe kapanma, özgüven eksikliği, bunalım gibi komplikasyonlar gelişmektedir.

Hirsutizm için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Pek çok kadın tüylenme problemini genetik faktörlere ve tüylerden kurtulmak için yapılan yanlış uygulamalara bağlamaktadır. Ancak aşırı tüylenmenin altında farklı nedenler yatıyor olabilir. Bu yüzden hirsutizm ihtimaline karşı doktor randevusu alınmalıdır. Randevu öncesinde tüyler alınmamalıdır.

Hirsutizmin tetkik yöntemleri nelerdir?

Hirsutizm hastalığında tanı koymak için oldukça fazla test yer almaktadır. E2, FSH, LH, progesteron, testosteron, dihidroepiandrosteron-sülfat, andrptenodion, bir gecelik (overnight) deksametazon süpresyon testi, iki günlük düşük doz deksametazon süpresyon testi, androstenodiol glukuronid ölçümleri gibi hormonal testler yapılmakta ve tanı konulmaktadır.

Hirsutizmin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Tedavide öncelikle hirsutizme neden olan faktörler ve hastalıklar ortadan kaldırılmaya çalışılır. Buna bağlı olarak ilaç tedavisi ve kozmetik tedavi olmak üzere iki seçenek yer almaktadır. Bu tedavi yöntemleri ayrı ayrı uygulanabildiği gibi bir arada da uygulanmaktadır. En etkili tedavi her iki seçeneğin bir arada uygulandığı tedavidir.

İlaç tedavisinde adet düzenlemeye yarayaran ilaçların yanında doğum kontrol hapları, progestinler, spironolactone, simetidine, GnRH analogları, siproteron asetat gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Kozmetik tedavide ise ağda, depilatör, lazer epilasyon yer almaktadır. En etkili sonuç ise lazer epilasypondan alınmaktadır. Kıl folliküllerinin ömrü 6 aydır. Bu yüzden ilaç tedavisi en az 3-6 sürmektedir.

Hirsutizm Hastaları İçin Yaşam Stili Önerileri

Hirsutizm tedavisi uzun süren ve sabır isteyen bir problemdir. Bu yüzden tedavi süresince umutsuzluğa kapılmamak gerekmektedir. İlaç tedavisinin yanında tüylerden kurtulmak için pek çok yöntem yer almakta. Bu yöntemler arasında traşlama işlemi genellikle önerilmemektedir. Kökleri kalınlaştırma durumundan dolayı traşlama işleminden uzak durulmalıdır. Bunun yanında ilaç tedavisiyle birlikte lazer epilasyon tedaviyi olumlu etkileyecektir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hipofiz Tümörleri Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kafatasının tabanında ve beynin altında yer alan Hipofiz Bezi, vücudumuzdaki birçok hormonun salgılanmasını ve vücudun su dengesini sağlayan merkezi ve hayati bir organdır.

Hipofiz Bezi ve çevresinde çeşitli sebeplerle oluşan tümörler, Hipofiz Bezi Tümörleri (Hipofiz Adenomu) olarak adlandırılmaktadır.

Hipofiz tümörlerinin belirtileri nedir?

Hipofiz tümöründe, hipofiz bezi büyümeye başlar. Ancak bu büyüme çok yavaş gerçekleşir. Bununla birlikte;

Görme bozuklukları
Baş ağrısı
Adet döneminde düzensizlikler
Erkeklerde hormon değişikliğiyle meydana gelen iktidarsızlık problemi
Kısırlık
Çok veya az anne sütü üretimi
Yorgunluk
Sabırsızlık
Ruh halindeki tutarsızlıklar gibi belirtileri gözlenmektedir.

Hipofiz tümörlerinin nedenleri nedir?

Hipofiz tümörleri, genellikle hipofizin ön kısmında gelişmektedir. Bu tümörler salgılama yapanlar ve yapmayanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Hormonların aşısı salgılanması sonucu ortaya çıkan hipofiz tümörlerinin iyi huylu olanları kadar iyi huylu olmayanlar da mevcuttur.

Hipofiz tümörlerinin risk faktörleri nedir?

Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, özellikle 30-60 yaş arasında daha fazla görülmektedir.

Hipofiz tümörlerinin komplikasyonları nedir?

Hormonların aşırı salgılanmasıyla Cushing sendromu, Akromegali, Jigantizm, Prolaktinoma tümörleri ortaya çıkmaktadır. Akromegali’de; hipofizin aşısı hormon salgılaması ile el ve ayaklarda aşırı büyüme meydana gelmektedir. Bunun yanında çene ve kafatası kemikleri de aşırı derecede büyümeye başlar. Jigantizm’de de Akromegali’de olduğu gibi aşırı büyüme söz konusudur. Ancak bu durum nadir olarak görülmektedir.

Prolaktinoma; salgılanan prolaktin hormonu ile kadınlarda adet düzensizliği ve adetten kesilme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Cushing sendromunda ise kilo alma, kan basıncının artması, deride oluşan çizgiler ortaya çıkmaktadır. Erkeklerdeki hormon değişikliği ile birlikte iktidarsızlık ve kısırlık gibi komplikasyonları görülmektedir. Kadınlarda ise adet düzensizliği ve adetten kesilme durumları söz konusudur.

Hipofiz tümörleri için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesinde hastanın iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Tanı koymayı kolaylaştırmak için ortaya çıkan şikayetler doktora doğru aktarılmalıdır.

Hipofiz tümörlerinin tetkik yöntemleri nelerdir?

Şikayetler doğrultusunda yapılan fizik muayene ve nörolojik muayenelerle birlikte birtakım testler yapılır. Yapılan kan testlerinde kandaki hormon miktarları incelenir. Bunun yanında kafatası filmleri, ilaçlı MRI ile hipofiz ve sella tursika incelemesi yapılır. Ayrıca endokrinolog ve göz hastalıkları uzmanı gibi diğer uzman doktorların da kontrolü istenebilir. Tüm bu süreç sonrasında testlerden gelen sonuç ile tanı konulur.

Hipofiz tümörlerinin tedavi yöntemleri nelerdir?

Hipofiz tümörlerinin tedavisi, tümörün yeri, büyüklüğü ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişmektedir. Bunun yanında tedavide tümörü çıkartma, büyüklüğünü azaltma ve hormon düzeyini dengeleme gibi yollar izlenmektedir. Cerrahi tedavide amaç tümörü mümkün olduğunca çıkarmaktır.

Cerrahi operasyonda üst dudak altı veya burun kanalından çok küçük aletlerle girilerek tümör çıkarılmaya çalışılır. Tümörün boyutunu küçültmek için kullanılan radyasyon tedavisinde çeşitli ilaçlar da kullanılmaktadır. Tümörün ve hastanın durumuna göre belirli periyodlarda hastaya radyasyon verilir. İlaç tedavisinde ise tümörün aşırı hormon salgılaması engellenmeye çalışılır.

Hipofiz tümörleri hastaları için yaşam stili önerileri

Doktorun uygun gördüğü tedaviyle birlikte hastanın iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da moral çok önemlidir. Hasta yakınlarının bu dönemde hastaya iyi destek olması gerekmektedir. İlaç kullanımına dikkat edilmeli ve değişiklikler gözlemlenmelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Çorum’un Birer Sanat Eseri Olan ‘Türbeleri’

Çorum, tarihi yapıları ve doğal güzellikleri ile gezilip görülmesi gereken kentler sıralamasında ilk sıralarda yer almaktadır. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Çorum’a yolu düşen hemen herkesin görmesi gereken yapılar arasında türbelerde önemli bir yer tutmaktadır.

Haber Kaos ekibi olarak Çorum il sınırları içinde bulunan türbeleri sizler için derledik.

Mecitözü Elvançelebi Zaviye Ve Türbesi

Mecitözü İlçesi Elvançelebi Beldesinde bulunan Elvançelebi Cami ve Türbesi geniş bir bahçe içinde, birbirine bitişik ve kaynaşmış üç unsurdan meydana gelmektedir.

Yapı, orta kubbe ve şadırvanı, yan eyvanları ile tipik Türk yapısı özelliklerini göstermektedir. 1555 yılında üstü ahşap ve topraktan olan cami bölümü Türk sanatında barok etkilerin görülmesi ile 1750’den sonra büyük ölçüde onarım görerek şimdiki tavan kaplaması yapılmıştır.

İnce ahşap direklere oturtulmuş, barok profilli kemerlere sahip mahfili vardır. Kemerler ve tavanlardaki kalem işleri 18. yy sonu 19. yy başlarına tarihlenmektedir. Yapının cami kısmındaki kitabeden 1282-3, türbe üzerindeki kitabeden ise 1307 tarihleri çıkarılmıştır. Günümüzde cami olarak kullanılmaktadır.

Koyunbaba Türbesi

Osmancık İlçe merkezinde bulunan ve Osmanlı padişahlarından Sultan II. Beyazıt zamanında 1469 tarihinde yaptırılan türbe, yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin’in 7. Oğlu Ali Rıza’nın oğlu olduğu rivayet edilmektedir. Asıl adı Seyyid Ali olan Koyun Baba, Horasan’da doğmuştur.

Kerbelayı ziyaret etmiş oradan hacca gitmiş, hacdan dönüşte Anadoluya gelmiştir.  Evliya Çelebiye göre Hacı Bektaşi Veli’nin halifelerindendir.  Daha sonra Bursa’da Abdullah adında zengin bir kişiye koyunların ikiz kuzularından bir tanesini ücret olarak almak üzere çoban durmuştur. Kuzuların sayısı 40 olunca Bursa’dan ayrılarak Osmancık’a gelerek yerleşmiştir. Zaman zaman koyun gibi melediği için “Koyunbaba” ismi ile anıldığı söylenmektedir.

Hakkında halk arasında birçok kerametleri anlatılan Koyun Baba’nın mezarı vasiyeti üzerinde İlçenin kuzeyinde bir tepe üzerine yapılmıştır. II.Beyazıt tarafından mezarına bir türbe ve yanına aşevi ile mescit yaptırılmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde türbe alanında cami, yemekhane, ziyafet odası, konuk evleri olduğunu belirtmiş ise de günümüzde türbe dışındaki yapıların bugün temelleri kalmıştır. Türbenin çift kanatlı, derin oyma tekniği ile işlenmiş ahşap kapısı bugün Çorum Müzesi’nde korunmaktadır. Türbe 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

İskilipli Atıf Hoca Türbesi

Atıf Hoca, 1876 yılında İskilip’in Tophane köyünde doğmuştur. Annesi Mekke-i Mükerremeden göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı hanımdır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda efendinin himayesinde yetişmiştir.

İlk tahsilini köyde yaptıktan sonra 1893’te İstanbul’a gelip medrese tahsili yapmış,1902’de icazet alarak Darü’l-fünunun ilahiyat Fakültesine girmiştir. 1903 te fakülteyi bitirip Fatih Camii’nde Ders-i Amm olarak kürsüye çıkmıştır..  31 Mart Vak’ası’ndan sonra Sinop’a sürülmüş, sonrasında Sungurlu’ya gönderilmiş, nihayet yanlışlık olduğu söylenerek serbest bırakılmıştır.

Yunanlılar İzmir’e çıktığında ilk tepkiyi, kurduğu ‘Teal-i İslam Cemiyeti’ vasıtası ile yapmıştır. Daha sonra  çeşitli entrikalarla Teal-i İslam Cemiyeti’nin adı kullanılarak Anadolu’da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı hazırlanarak uçaklarla atılan fetva nedeniyle ihanetle suçlandıysa da; bu fetvaya karşı Atıf Hoca, 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920 Vakit Gazetesi‘ne bir tekzib yazısı göndererek, memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söylemiş ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söylemiştir. Şapka devriminden önce Müslümanları amel ve iman bütünlüğüne davet için yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi nedeni ile 26 Ocak 1926’da İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır.

Mahkeme Atıf Hoca’yı önce üç yıl hapse mahkum ettiyse de daha sonra idama mahkum edilmiş ve bir hafta sonra Ankara Samanpazarı meydanında asılmıştır.  Ailesi de dahil olmak üzere kimsenin haberi olmadan Atıf Hoca’nın naaşı bilinmeyen bir yere götürülmüş ve gömülmüştür.  Âtıf Hoca’nın kabri, uzun gayretler sonunda 2004 yılında bulunmuş ve İskilip’te yapılan yeni mezarına taşınmıştır.

Hüseyin Gazi Türbesi

Hüseyin Gazi yapı kompleksi içinde bugün iyi durumda bulunan türbe, avlunun güneydoğusunda yer almakta olup, türbenin kapısı avlu tarafında avluya 45 derecelik bir açı yapar şekilde tertiplenmiştir.

Türbe dikdörtgen planlı, çapraz tonoz örtülüdür. Dışardan görülen kubbe yalancı olup, sonradan yapılmış olması muhtemeldir. İnşa malzemesi olarak alt kısımlarda taş, üst kısımlara doğru az da olsa tuğla kullanılmıştır. Tuğla ve taş araları horasan harçlıdır.

Türbeye yuvarlak kemerli, taş çerçeveli üzeri işlemeli ahşap bir kapı ile giriş sağlanmaktadır. Kapı kemeri üzerinde renkli mermerden yapılmış 12 köşeli yıldız motifi ile kapı üzerinde yine mermerden 4 sıra yazı bulunan kitabe bulunmaktadır. Türbenin duvarlarının iç yüzeyleri tatlı kireç sıvalı olup, üzerinde Allah, Muhammed ve halifelerin isimleri yazılıdır.

Duvarların üst kısmında her duvarda bir adet olmak üzere toplam 4-adet pencere yer almaktadır. Pencereler içten dışa doğru daralarak dikdörtgen çerçeveli küçük birer mazgal pencereyle dışa açılmaktadır. Pencerelerin ikisi üzerinde içinde 5 köşeli yıldız motifi bulunan niş kısmı yer almaktadır.

Çapraz tonoz ile örtülü olan türbenin tonozunda iç içe dairevi çizgilerden meydana gelen koyu mavi zemin üzerine beyaz çiçek motifli bir göbek kısmı bulunmaktadır. Türbenin içinde bir adet mezar yer almakta olup, mezarın baş kısmında 12 dilimli sarıklı mermerden bir mezar taşı mevcuttur. Baş taşının ön yüzünde 8 sıra araları cetvelli eski yazı kitabe, arka tarafında ise taban üzerinde kalp şeklinde mermer bir kurna bulunmaktadır.

Demirşıh Türbesi

Sungurlu İlçesine bağlı Demirşıh Köyünün mezarlığı içinde bulunan türbe, doğu-batı yönünde dıştan dikdörtgen biçimli, kareye yakın iki odadan meydana gelmiştir. Birinci oda 25-30 yıl önce yeniden yapılmış, ikinci oda ise orijinal şeklini korumuştur, Alçak ve sivri kemerli kapı ile türbe kısmına geçilmektedir.

Mekan kubbe ile örtülüdür. Cephelerin üç tanesinde pencere, güney duvarında niş yer almaktadır. Yapı malzemesi olarak dış köşelerde sarı kesme taş, duvarlarda toplama taş ve devşirme malzeme kullanılmıştır. Osmanlı Devri türbe yapılarına benzemekle beraber taşra tipindedir.

Çorum kısa tarihi

Boğazkale kazılarında elde edilen eserler ve çevredeki mağaralar Çorum ve çevresinin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Binlerce yıllık medeniyet üstüste gelmiş bir târih şehridir.

Boğazkale ve çevresinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000-5000 yıllarına âit olduğu tesbit edilen kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1700 yıllarında kurulan Hitit Devleti ve bundan sonra kurulan devletler pekçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Başkenti Hattuşaş olan ilk Hitit Devleti, M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürmüş, sonra Frigler Devleti kurulmuştur.

Güneye çekilen Hititler, bir müddet daha yaşamış ve târih sahnesinden silinmiştir. Hititlerden daha ileri olduğu tesbit edilen Frigler de M.Ö. 676 târihine kadar Çorum’a birçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Kimmerler, her yeri yakıp yıkarak Frigler devrine son vermiş ve bölgeyi yağmaladıktan sonra çekip gitmişler, daha sonra Çorum ve çevresine Asurlular hâkim olmuştur.

Bu sırada doğuda büyüyen Medler M.Ö. 612 yılında Asurluları yenerek buraları ele geçirmişlerdir. M.Ö. 585 yıllarında parçalanan Medlerin yerine Persler hâkimiyet sürmüştür. M.Ö. 332’de Makedonya imparatoru İskender, Anadolu’yu almış, İskender’in ölümünden sonra M.Ö. 276 yıllarında Galatlar Çorum’a hâkim olmuştur. Pontus Rum tehdidi altında kalan Galatlar, Roma İmparatorluğu’na bağlanmış, böylece Bizanslılar hâkimiyet sürmeye başlamıştır.

Bu târihten sonra 1071 yılına kadar Çorum, Bizanslıların prensliği olarak uzun yıllar kalmış, bu arada İslâm orduları zaman zaman buralara seferler düzenlemiştir. Emevîler zamânında İstanbul’u kuşatan İslâm ordusu, geri dönerken Eshâb-ı kirâmdan Kereb-i Gâzi, Süheyb-i Rûmî ve Ubeyd-i Gâzi’nin Çorum civârında şehîd oldukları ve mübârek kabirlerinin Hıdırlık mevkiinde olduğu rivâyet edilir.

Büyük Türk sultânı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Muhârebesiyle Anadolu kapıları Türklere açılmış, Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Dânişmend Ahmed Gâzi, Amasya’yı aldıktan sonra, o zamanki adıyla Nikonya olan Çorum’u almak üzere amcasının oğlu Çavlı Beyi gönderdi. Yapılan çetin muhârebeden sonra 1075’te Çorum fethedildi.

Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağının başı İlyas Bey, buraya vâli tâyin edildi. Daha sonraları Anadolu Selçukluları, bu bölgede Dânişmendlileri yenerek hâkimiyet kurdular. 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol saldırısına uğrayan Selçuklular, Çorum ve çevresinden çekilmiş, böylece Çorum bir süre başsız kalmış, ferdî mücâdeleler olmuştur. 1308’de kurulan İlhanlılar bölgeye hâkim oldular.

Daha sonra da Eratna Beyliğinde kalan Çorum, 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Osmanlı topraklarına katılmış, bundan sonra bir daha Osmanlılardan çıkmamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar tarafından birçok eserlerle îmâr edilen Çorum’da sık sık meydana gelen zelzelelerden dolayı pekçok eser tahrib olmuştur.

Osmanlı devrinde Çorum, Sivas-Rum beylerbeyliğine bağlı 8 sancaktan biriydi. Tanzimâttan sonra Ankara eyâletinin 5 sancağından biri oldu. Cumhûriyet devrinde ise il hâline getirildi.

Paylaşın

Hipofiz Bezi Yetmezliği Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Beynin altında, burun kanalların arkasında yer alan Hipofiz Bezi; yaklaşık 0.5 gram ağırlığında çeşitli hormonlar salgılayan bir endokrin bezdir. Hipofiz Bezi; büyüme, fiziksel aktiviteleri yerine getirme ve üretkenlik gibi durumları kontrol eden bir merkez olarak çalışmaktadır. Ön lob ve arka lob olarak iki şekilde yer alan hipofiz bezi çeşitli hormonlar salgılamaktadır.

Hipofiz Bezi çeşitli sebeplerle işlevini yitirir ve salgılama işlemini doğru şekilde gerçekleştiremez. Salgılamanın durması veya azalması durumu hipofiz bezi yetmezliği olarak tanımlanmaktadır.

Hipofiz bezinin görevleri nelerdir?

Hipofiz bezi yukarıda bahsedilen bezlerin fonksiyon görmesini sağlar yani onları çeşitli hormonlar aracılığı ile yönetir. Bu bezden salgılanan 5 temel hormon ve görevleri şu şekildedir:

TSH (tiroid bezini uyaran hormon): boğazımızın ön kısmında bulunan tiroid bezinden hayati olan tiroid hormonlarının üretimini kontrol eder ve bu hormon olmadan gerek zihinsel gerekse de vücuttaki metabolik faaliyetler yavaşlar.

FSH/LH (üreme organlarını uyaran hormonlar): erkekte testisleri, kadında ise yumurtalıkları uyararak cinsel fonksiyonların ve üremenin devamını sağlar.

ACTH (böbrek üstü bezini uyaran hormon) : böbrek üstü bezinden kortizol denilen hayati hormonun salınmasını kontrol eder. Kortizol gerek bağışıklık sistemimizin düzenli çalışmasını gerekse de tansiyon ve damarlarındaki sıvının yeterli düzeyde olmasını sağlar

GH ( büyüme hormonu) : ergenlik çağında boyumuzun uzamasından sorumludur. Ancak son 20 yıldır erişkin yaşta da birçok önemli fonksiyonundan bahsedilmektedir. Hafıza ve zihinsel fonksiyonların düzenlenmesi, vücut yağ ve kas oranlarının düzenlenmesi, kemik dokusunun sağlamlaştırılması, kalp hastalıkları riskinin azaltılması gibi her geçen gün yenileri ortaya çıkan birçok fonksiyonu vardır.

Prolaktin (süt üretimini uyaran hormon) : Kadınlarda doğum sonu emzirmenin sağlanması için temel hormondur. Ancak son yıllarda bağışıklık sisteminde rol aldığı anlaşılmıştır.

Hipofiz bezinin hastalıkları nelerdir ve neden önemlidir?

Hipofiz Bezinden salgılanan hormonların fazlalığı ve bu hormonların eksikliği ile giden 2 grup hastalık mevcuttur. Hipofiz bezinden salgılanan 5 temel hormonun bir veya daha fazlasının çeşitli nedenlerle eksilmesine ‘Hipofiz Yetmezliği’ denir. Hipofiz yetmezliğinin tanısı doğru bir şekilde konduğu takdirde günümüzde tedavisi mümkündür.

Hipofiz yetmezliğinin nedenleri nelerdir?

En sık nedeni hipofiz bezi adenomlarına (adenom: iyi huylu tümöral kitle) bağlı bezdeki normal dokunun basıya uğraması ve/veya hipofiz adenomunun cerrahi veya radyoterapi ile tedavisidir. Kadınlarda doğum sonrası aşırı kanamanın neden olduğu hipofiz bezi hasarı (Sheehan sendromu olarak adlandırılır) ülkemizde hala sık olarak rastlanmaktadır.

Ayrıca son yıllarda şuur kaybına neden olan kafa travmaları (trafik kazaları veya düşmelere bağlı kafaya darbe sonucu veya boks gibi sürekli kafaya darbe alan dövüş sporları) sonrası –15 hastada hipofiz yetmezliği gelişebileceği gösterilmiştir.

Hangi durumda hipofiz yetmezliğinden şüphelenelim?

Hipofiz yetmezliğinin en önemli özelliği genellikle belirtilerinin hafif olması ve yavaş ilerlemesidir. Bu nedenle hastalar dikkat etmezse hipofiz yetmezliği ile farkında olmadan yıllarca yaşayabilir ve genellikle farklı şikayetlerle gittiği doktorlarda bu durumu gözden kaçırabilir.

Bu nedenle yukarıda bahsedilen nedenlere yönelik hikayenin bir hastada olması hipofiz yetmezliğinin araştırılmasını gerektirir. Özellikle, aşağıda sıralanan belirtiler olduğunda hastaların hipofiz yetmezliğinden şüphelenmesi gereklidir:

Baş ağrısı ile birlikte olan veya olmayan görmede azalma (görme alanı kaybı): Hipofiz adenomları veya kitlelerinin hipofiz bezinin hemen üzerindeki (Şekil 1) göz sinirine bası yapması sonucu oluşur. Öncelikle görme alanının dış yanlarında görme alanı kaybı olur ve zamanla ihmal edilirse tam görme kaybına kadar gidebilir. Erken tanı konması ve hipofiz kitlesinin uygun şekilde çıkarılması ile görme kaybı büyük oranda geri döner.

Erkeklerde cinsel fonksiyonlarda azalma, istendiği halde çocuk olmaması (infertilite) vücut kıllarında azalma ve traş olma sıklığında azalma.

Kadınlarda adet sıklığında azalma veya adet kanamalarının tamamen kesilmesi (amenore), istendiği halde çocuk olmaması (infertilite)

Üşüme, uyku isteğinde artış, kilo alma, cilt kuruması, yorgunluk, halsizlik ve kendini kötü hissetme, tansiyon düşüklüğü ve baş dönmesi, aşırı su içme ve idrara gitme (günlük 2.5–3 litreden fazla idrar çıkarma), açlığa tahammülsüzlük: Bahsedilen belirtiler birçok farklı hastalıkta görülebilir ve hipofiz yetmezliği için tipik değildir. Ancak yukarıdaki belirtiler uzun süre devam ediyor ve herhangi bir neden bulunamıyorsa hipofiz yetmezliği akla gelmelidir.

Hipofiz bezi ile ilgili şüphemiz olursa ne yapmalıyız?

Hipofiz yetmezliği şüphesi olan hastaların bir endokrinoloji uzmanına baş vurması uygun olacaktır. Ancak yaşadığınız yerde endokrinoloji uzmanı yok ise iç hastalıkları uzmanına başvurup hipofiz yetmezliği şüpheniz ilgili doktora iletilmelidir.

Eğer hipofiz yetmezliği nedeni olarak hipofiz adenomu ve hipofiz bölgesinde kitle tespit edilmişse endokrinoloji ve beyin cerrahisi uzmanlarının bulunduğu bir merkeze başvurulmalıdır. Eğer hipofiz kitlesi için beyin cerrahisi operasyonu yapılmışsa bu hipofiz yetmezliğinin düzeleceği anlamına gelmez. Bu nedenle amaliyat sonrası da bir endokrinoloji uzmanı tarafından izlem ve gerekirse hipofiz yetmezliği için tedavi şarttır.

Hipofiz yetmezliği tedavisi nasıl yapılır?

Tanı konduktan sonra hipofiz yetmezliğinin tedavisi bu konuda uzman doktor tarafından yapılmalıdır. Tedavide eksik hormonlar [tiroid hormonu, kortizol preparatları veya gonadal (cinsel fonksiyonları düzenleyen hormonlar) hormonlar] doktorunuzun önerdiği doz ve ilaçlarla yerine konur.

Tedavi, eksilen hormonun cinsine ve eksikliğin derecesine bağlı olarak ömür boyu sürebilir. Bu nedenle endokrinolojik yönden takip gereklidir. Uygun tedavi ve takip ile hipofiz yetmezliğine bağlı oluşan bozukluklar büyük oranda geri döner.

Akromegali hasta bilgilendirme formu

Akromegali beyin içerisinde bulunan hipofiz bezindeki iyi huylu bir tümörden büyüme hormonun adı verilen hormonun fazla salgılanması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Büyüme hormonun fazla salgılanması sonucu el, ayak bölgelerinde aşırı büyüme olur.

Ayakkabı numarasında artış, yüzüklerin dar gelmesi, yüz hatlarında kabalaşma, çenede belirginleşme, dişlerde ayrışma gibi bulgular olabilir. Ayrıca baş ağrısı, halsizlik, terlemede artışı ve cinsel fonksiyonlarda azalma gibi genel şikayetler de olabilir. Ayrıca hipofizdeki tümörün boyutuna bağlı olarak görme bozuklukları da oluşabilmektedir.

Akromegali hastalarındaki bu değişiklikler hasta ve yakınları tarafından maalesef geç fark edilir. Belirtiler çok yavaş oluştuğu için çoğu hasta hastalık başladıktan 5–7 yıl sonra tanı konmaktadır. Bu nedenle bazı hastalar akromegalinin vücudun iç organlarında yarattığı bozukluklar nedeniyle hekime başvurabilir.

Şeker hastalığı, kalp hastalıkları, uyku apne denilen uykuda solunum problemleri, eklem rahatsızlıkları ve çeşitli kanserler bunlardan bazılarıdır. Yüksek tansiyon akromegali hastalarının pek çoğunda tespit edilir. Barsak ve tiroid kanseri sıklığı artmaktadır.

Bulgular

Görmede azalma
Alın kemiğinde belirginleşme
Büyük burun ve çene,diş aralarında açılma
Şeker hastalığı
Büyük el ve ayaklar
Terleme artışı, ciltte yağlanma
Göğüsten süt gelmesi
Kalp büyümesi, yüksek tansiyon
Cinsel sorunlar
Eklem rahatsızlıkları

Tanı

Akromegali tanısı hastadan klinik olarak şüphe oluşması halinde veya tesadüfen çekilmiş olan beyin görüntülemeleri sırasında tespit edilen urların tetkiki sırasında konabilir. Hastadan şüphelenildiği zaman tanı amaçlı bir takım testler yapılır. Bunların en önemlisi şeker yükleme testidir. Yükleme testi sırasında hastaya 75 gr şeker ihtiva eden şekerli su içirilir ve 0, 30, 60, 90 ve 120. dakikalarda hastanın büyüme hormonu değerleri ölçülür. Aynı zamanda serum IGF–1 ölçümleri de hastalığın takip ve tedavisinde sık olarak kullanılır.

Tedavinin hedefleri

Şikayetlerde düzelme
Fiziksel bulguların düzelmesi
Büyüme hormon salınımının normale dönmesi
Tümör kitlesinde küçülme
Tekrarın önlenmesi
Diğer hipofiz hormonlarının salınımının korunması
Normal yaşam süresinin sağlanması

Tedavi ve Takip

Akromegali hastalarında tanı konduktan sonra tedavi planlanmalıdır. Tedavide üç yöntem kullanılır. Bunların ilki cerrahi tedavi, ikincisi ilaç tedavisi ve en son seçenek ise radyoterapi yani ışın tedavidir. Akromegali tedavisinde cerrahi birinci seçilecek tedavi yöntemidir. Anestezi riski taşıyan, ek hastalıkları olan çok ileri yaştaki cerrahi yapılamayacak hastalarda ilk tedavi ilaç tedavisi olabilir.

Bazı hastalarda tümör boyutuna, cerrahi düzelmenin tam olarak sağlanıp sağlanmamasına göre cerrahi tedavi tekrarlanabilir. Cerrahi tedavi sonrasında hastalar klinik düzelmeyi günler içerisinde fark edebilirler. Tam olarak iyileşmenin değerlendirilmesi ise ameliyat sonrası 3. ayda yapılmalıdır. 3. aydaki değerlendirmeler sırasında büyüme hormonu, IGF–1 düzeyleri yanında tekrar şeker yükleme testinde hormon yanıtı da değerlendirilmelidir.

Küçük tümörlerde cerrahi başarı daha yüksek iken, büyük tümörlerde daha düşüktür. Akromegali ameliyatlarından sonra hipofizden salgılanan diğer hormonlarda bir takım bozukluklar, eksiklikler gelişebilir. Hastanın endokrinoloğu tarafından ameliyat sonrası diğer hormonların işleyişi değerlendirilir ve eksiklik varsa mutlaka yerine konulur.

Ameliyat sonrası tamamen düzelme elde edilen hastalarda 6 ayda bir klinik değerlendirme yapılmalı. Aynı zamanda hormon düzeyleri ve IGF–1 ölçümleri ile hipofiz MR’ ları çekilerek tümörün durumu değerlendirilmelidir.

Takip

Akromegali hastaları tanı anında ve tedaviden sonra akromegalinin diğer organlardaki etkilerinin kontrol edilmesi amacıyla bir takım taramalar ile takip edilmelidir. Tanı anında hastalar EKG ve ekokardiyografi ile kardiyolojik etkiler amacıyla değerlendirilmelidir.

Barsak kanseri ve barsak poliplerinin artmış sıklığı nedeniyle tanı anında kolonoskopi ile taramalar yapılmalı. Barsak kanseri ya da polip olmayan hastalarda bu taramanın 5 yıl sonra tekrar edilmesi planlanırken, riskli hastalarda daha erken kontroller yapılmalıdır.

Kadın hastalarda meme muayenesi, meme ultrasonografisi ve gerekirse mamografi ile meme kanseri taraması, erkelerde prostat kanseri taramaları yapılmalıdır. Son yıllarda akromegali hastalarında artan tiroid kanseri sıklığı nedeniyle tiroid ultrasonografisi ile tiroid nodülleri değerlendirilmeli ve gerekirse biyopsi yapılmalıdır. Şüpheli lezyonların tedavisi planlanmalıdır. Akromegali hastalarında uyku apne sendromu.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hipertansiyon Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Yüksek kan basıncı adıyla da bilinen Hipertansiyon, damarın içindeki kanın damar duvarına yaptığı yüksek basınca denir. Uzun dönemde kanın damar duvarlarındaki etkisi damarın iç yüzeyinde hasara yol açar.

Yüksek tansiyon nedeniyle organları besleyen damarlarda tıkanma, genişleme veya yırtılma meydana gelebilir. Hipertansiyon organlara giden kan akışını bozarak organ yetmezliklerine neden olabilir.

Hipertansiyon, uzun süre belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine verebileceği hasar nedeniyle “sessiz düşman” olarak da anılmaktadır. Kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olması anlamına gelen ‘yüksek tansiyon’, mutlaka uzman kontrolünde takip edilmelidir. Büyük ve küçük tansiyonun normalden fazla olması durumuna hipertansiyon denilmektedir.

Hipertansiyon belirtileri nedir?

Hipertansiyon genellikle belirti vermeden sinsice ortaya çıkmaktadır. Genellikle ensede zonklama şeklinde ağrı, bulantı-kusma, burun kanaması, nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, kulak çınlaması, gözlerde kararma gibi belirtiler vermektedir.

Hipertansiyon nedenleri nedir?

Genetik ve çevresel faktörler hipertansiyonun sebepleri arasında gelmektedir. Stres, sağlıksız beslenme ve aşırı tuz tüketimi, kilo problemi, böbrek yetmezliği, polikistik böbrek hastalığı, böbrek atar damarında tıkanıklık, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalığı, kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, çeşitli ilaçlar (ağrı kesiciler, hormon ilaçları, kortizon, grip ilaçları, antidepresanlar) hipertansiyona neden olmaktadır.

Hipertansiyon risk faktörleri nedir?

Kalıtım en büyük risk faktörleri arasında gelmektedir. Ailesinde hipertansiyon hikayesi olanlar risk grubu içinde yer almaktadır. Bunun yanında erkek cinsiyeti, yaş (35 ve üzeri), obezite hastaları, alkol ve sigara kullananlar, diyabet hastaları, yanlış beslenen kişiler, doğum kontrol ilaçları kullanananlar da risk grupları arasında gelmektedir.

Hipertansiyon komplikasyonları nedir?

Hipertansiyonun damar sertliği, beyin kanaması, felç, kal krizi, kalp yetmezliği gibi özellikle kalp ve damarlar üzerinde ağır komplikasyonları bulunmaktadır. Görme kaybı, böbrek hasarları ise diğer komplikasyonlar arasında gelmektedir.

Hipertansiyon için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusundan önce tansiyon düzenli olarak ölçülüp not alınmalı ve bu bilgiler doktor ile paylaşılmalıdır. Bunun yanında kişinin kendini iyi gözlemlemesini ve şikayetlerini doğru şekilde doktora aktarması gerekmektedir.

Hipertansiyon tetkik yöntemleri nelerdir?

Kan basıncı sfigmomanometre olarak adlandırılan ölçüm cihazı ile ölçülmektedir. Hipertansiyon teşhisi koymada hastanın 24 saat boyunca belli aralıklarla tansiyonu ölçülür. Kan basıncının sürekli 120/80 mmHg üzerinde olması teşhis koymada yeterlidir. Bunun yanında kan, idrar tahlili ve görüntüleme yöntemleri de yapılmaktadır. Yapılan tetkiklerde hipertansiyona sebep olabilecek hastalıklar araştırılmaktadır.

Hipertansiyon tedavi yöntemleri nelerdir?

Hipertansiyon tedavisinde öncelikle hipertansiyona sebep olan hastalıklar tedavi edilmelidir. Hipertansiyonun nedeni bulunamazsa kan basıncını düşürecek ilaç tedavisine başlanmaktadır. Bunun yanında hastanın yaşam şekliyle ilgili değişikliklere de gidilmektedir. Hipertansiyon hastalarının heyecan ve stresten uzak durmaları gerekir.

Beslenme tedavisi de hipertansiyonun tedavi seçenekleri arasında gelmektedir. İlaç tedavisiyle birlikte beslenme alışkanlıklarında birtakım köklü değişikliklere gidilmektedir. Özellikle tuz kullanımı kısıtlanmaktadır. Süt ve süt ürünlerinde yarım yağlı veya light ürünler tercih dilmelidir. Doymuş yağlar yerine zeytinyağı kullanılmalıdır.

Hipertansiyon hastaları için yaşam stili önerileri

Hipertansiyon hastaları hastalığın ciddiyetine varmalı ve hayat stilini değiştirmeye istekli olmalıdırlar. Stresten uzak durup sağlıklı beslenmeye yönelmeliler. Tuzlu gıdalardan uzaklaşılmalı, sebze ve meyve ağırlıklı akdeniz tipi beslenme uygulanmalıdır. Bunun yanında günlük fiziksel aktivite ve egzersize yer verilmelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hallux Valgus Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Halluks Valgus, ayak başparmağında oldukça sık görülen ve yaygınlığı giderek artan ortopedik bir hastalıktır. Ayak başparmağının iç yanındaki kemik çıkıntısını ifade eder.

Kesin nedeni bilinmeyen bu rahatsızlık zamanında tedavi edilmezse sadece başparmağı değil, tüm ayağı ilgilendirebilecek belirtilerle birlikte iş gücü kaybı, yaşam kalitesi bozukluğu ve estetik sorunlara yol açabilir.

Özellikle ailesinde Halluks Valgus öyküsü olan biri genetik yatkınlığı nedeniyle erken yaşlarda önlem almalıdır.

Hallux Valgusun belirtileri nedir?

Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölümde kemiksi bir çıkıntı

Ağrı ve hareket kısıtlılığı da olaya eşlik eder

Bu hafif ancak yaygın sorun kadınlarda daha sık görülür. Bazı kişiler genetik olarak bunyona eğilimli olsa da, daha çok yüksek topuklu ve sivri burunlu dar ayakkabıların giyilmesi sonucu oluşur.

Hallux Valgusun nedenleri nedir?

Hallux valgusun meydana gelmesinde genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Bunun yanında topuklu ayakkabılar, on kısmı sivri ayakkabılar ayaklarda deformasyona sebep olmaktadır. Oluşan deformasyonla başparmak etrafında şişlik meydana gelmektedir. Şişlik büyüdükçe ayakkabı içindeki basınç artmaktadır ve kişi zamanla ayakkabı giyemeyecek duruma gelmektedir.

Hallux Valgusun risk faktörleri nedir?

Ailesinde hallux valgus hikâyesi olanlar, topuklu ayakkabı, sivri burunlu ayakkabı kullanımı, yapılan yanlış spor hareketleri hallux valgus açısından risk oluşturmaktadır. Bunun yanında kadınlarda hallux valgus görülme olasılığı daha yüksektir. Bunda kadınların topuklu ayakkabıları çok fazla kullanması önemli bir rol oynamaktadır.

Hallux Valgusun komplikasyonları nedir?

Ayak başparmağında oluşan deformasyon ayakkabı kullanımı zorlaştırmaktadır. Tedavi edilmediğinde diğer ayak parmaklarında da deformasyonlar oluşmakta ve yürümede sıkıntılara sebep olmaktadır. Bunun yanında ayaklarda şişlik ve bursit gelişimi gibi komplikasyonları da bulunmaktadır.

Hallux Valgus için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Hallux valgus hastalığında çok fazla vakit kaybetmeden doktora başvurmak gereklidir. Ayak başparmağında şişlik meydana geldiğinde ve belirgin şekilde çıkıntılık olduğunda doktor randevunuzu ertelemeyin. Bununla birlikte şikâyetlerinizi doktorunuza doğru şekilde aktarın.

Hallux Valgusun tetkik yöntemleri nelerdir?

Hallux valgus fizik muayene ile anlaşılacağı gibi ayağın birkaç açıdan çekilmiş grafilerinin radyolojik incelemesi ile teşhis konulmaktadır. İnceleme sonucunda tedavi şekli belirlenmektedir.

Hallux Valgusun tedavi yöntemleri nelerdir?

Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların kullanımı çoğu kez en iyi çaredir ve bunyonun yarattığı rahatsızlığı önleyebilir. Eğer bursit gelişirse, eski bir ayakkabının bunyonun üstüne gelen bölümünde açılacak bir delik rahatlama sağlayacaktır.

Bunyonun üstüne konacak yumuşak bir yastıkçık yararlı olabilir. Bazı nadir durumlarda fazla kemik dokusunu çıkartmak ve kemiğe eski biçimini vermek için ameliyat yapılabilir.

Hallux Valgus hastaları için yaşam stili önerileri

Hallux valgusa karşı önlem almak için öncelikle ayakkabı tercihine dikkat edilmedir. Hallux valgusun meydana geldiği durumlarda ise önü geniş ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmeli topuklu ayakkabı ve önü sivri ayakkabılardan kaçınılmalıdır. Doktorun tavsiyesi doğrultusunda ayak bileğinizi güçlendirecek egzersizler yapabilirsiniz.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Guatr Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Guatr tek bir hastalık olmaktan çok tiroid bezinin az, normal veya fazla çalışmasıyla birlikte görülebilen tiroid bezi büyümelerini ifade etmektedir. Tiroid bezi salgıladığı hormonlar aracılığıyla vücudumuzun ve alışma hızını düzenlemektedir.

Tiroid Bezi, büyümeyi kontrol eden hormonları üretmekle birlikte sindirim sistemi, kalp, beyin ve vücut ısısına kadar vücudun birçok alanında etkin rol oynamaktadır.

Guatrın sebepleri nelerdir?

Tiroid bezinin büyümesine ve guatr tablosunun oluşumuna sebep olan başlıca nedenler şu şekilde sıralanabilir:

İyot eksikliği,
Tiroid bezinin normalden fazla çalışması,
Tiroid bezinin normalden az çalışması,
Tiroid bezinde içinde ve üzerinde oluşan küçük şişlikler (nodüller),
Tiroid kanseri,
Tiroid bezi iltihaplanması.

Guatr bulgu ve belirti nelerdir?

Guatr bazı olgularda hiçbir belirti vermediği gibi hastalar öksürük, yutma güçlüğü, boyunda şişlik, ağrı ve nadiren solunum güçlüğü yakınmaları ile gelebilir. Tiroid bezinin büyümesi sonucunda sözü edilen yakınmalar ortaya çıkabileceği gibi tiroid bezinin salgıladığı hormon düzeylerinin olması gerekenden az veya fazla olmasından kaynaklanan belirtiler de görülebilir.

Tiroid hormonlarının normalden fazla salgılanması durumunda baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, titreme, sinirlilik, bulantı, kusma ve ishal görülebilir. Tiroid bezinin salgıladığı hormonların normalden az olması sonucunda ise kilo alma, kabızlık, halsizlik, ciltte kuruma, saç dökülmesi gibi söz konusu olabilir.

Guatr kimlerde daha sık görülür?

Kadınlarda, 50 yaş üzeri kişilerde, iyot eksikliğine bağlı olarak Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde, radyasyona maruz kalanlarda, lityum gibi bazı ilaçları kullananlarda, sigara içenlerde, bazı enfeksiyonlarda, bağışıklık sistemi sorunları olanlarda, gebelik ve menopoz dönemlerinde ve ailesinde guatr öyküsü olanlarda guatr daha sık görülür.

İç/ dış guatr ve zehirli guatr ne demektir?

Tıbbi terim olarak pek kullanılmamakla beraber özellikle halk arasında muayenede tiroid bezinin büyümediği fakat hormon dengesizliği olan guatr hastalığı “iç guatr”, muayenede saptanabilen guatr olguları ise “dış guatr” olarak ifade edilebilmektedir. Tiroid bezinin normalden fazla hormon salgılaması ile kendini gösteren olgular ise hastalığını “zehirli” guatr olarak nitelendirilmektedir.

Tiroid nodüllerinin sıcak veya soğuk olması ne demektir?

Tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğu iyi huylu olmasına karşın, %5 civarında nodül içinde kanser bulunabilmektedir. Nodüllerin soğuk veya sıcak olması sintigrafi ile tespit edilebilmektedir. Soğuk nodüllerde kötü huylu nodül olma ihtimali diğer nodüllerden daha fazladır.

Guatr tanısı nasıl konulur?

Guatr tanısı boyun bölgesinin hekim tarafından muayene edilmesinin ardından kanda tiroid hormon düzeylerinin ölçümü ve ultrasonografik inceleme ile konulabilmektedir. Ayrıca gerektiğinde sintigrafi ve tiroid bezinden yapılacak ince iğne biyopsileri tanıda yardımcı olabilmektedir.

Guatr tedavisi ne şekilde yapılır?

Guatr tedavisinde ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere 3 farklı yöntem vardır.
Hormon eksikliği olan hastalar tiroid hormonu ilaç olarak verilmektedir.

Hormon fazlalığı olan hastalara hormon yapımını baskılayacak ilaçlar verilerek hormon düzeyi normale çekildikten sonra ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi yapılır.

Hormon seviyelerinin normal olduğu ve genelde nodüllerin görüldüğü durumlarda genellikle cerrahi tedavi uygulanır.

Cerrahi tedavide tiroid bezinin bir bölümü veya tamamı çıkarılmaktadır. Ameliyatta tiroid bezi komşuluğundaki dokuların korunması önem taşımaktadır. Ayrıca ameliyat bölgesinde iz bırakmamak için özen göstermek gerekir.

Hangi durumlarda guatr hastalığının ameliyatla tedavi edilmesi önerilir?

Guatr olgularında hormon düzeylerinde bozukluk, solunum ve yutma problemleri, kanser şüphesi ve guatra bağlı estetik problem nedeniyle cerrahi tedavi önerilmektedir.

Guatr ameliyatının riskleri nelerdir?

Guatr ameliyatında en önemli riskler ses tellerini çalıştıran sinirlerin zedelenmesi ve tiroid bezi komşuluğunda bulunan paratiroid bezinin zarar görmesidir. Ses telini çalıştıran sinirin tek veya iki taraflı olarak zedelenmesi ses kısıklığı ve nefes darlığı ile sonuçlanabilirken, paratiroid bezinin zarar görmesi kalsiyum seviyesinin düşmesine enden olmaktadır. Kalsiyum gereksinimi karşılanmazsa metabolizma, kalp ve sinir sistemi ile ilgili ciddi problemleri ortaya çıkmaktadır.

Guatr hastalığında kanser görülme olasılığı var mıdır?

Guatr hastalığında altta yatan kanser olup olmadığını net olarak belirlemek ancak ameliyatta çıkarılan dokunun incelenmesiyle mümkün olabilir. Tüm guatr hastaları göz önüne alındığında %15 civarında kanser görülme olasılığı söz konusudur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Çorum’un Tarihi Camiileri!

Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Çorum, tarihi yapıları ve doğal güzellikleri ile gezilip görülmesi gereken kentler sıralamasında ilk sıralarda yer almaktadır. Çorum, yolu düşen hemen herkesin görmesi gereken yapılar arasında camilerde önemli bir yer tutmaktadır.

Haber Kaos ekibi olarak Çorum il sınırları içinde bulunan camileri sizler için derledik.

Ulucami (Murad-ı Rabi Camii)

Caminin ilk defa Selçuklu Sultanı III. Alaattin Keykubat zamanında, onun azatlı kölesi Hayrettin tarafından yaptırıldığı değerlendirilmektedir. Cami, bugünkü halini geçirdiği büyük onarımlar sonucu almıştır.

II. Beyazıt zamanında 1446 tarihinde meydana gelen büyük depremde harap olmuş, Mimar Sinan tarafından onarılmıştır. Bu onarım Mimar Sinan’ın Teskiret-i Enbiye isimli kitabında da geçmekte olup, kitapta “Çorum’da Alaaddin Cami’ni müceddeden tamir ve inşaa ettiği” yazılıdır.

III. Murat zamanında cami “Sultan Muradi Salis Cami” diye anılmaya başlamıştır. IV. Murat, Erivan Seferine giderken Çorum-Boğacık Köyünde konaklamış, cami bu dönemde tekrar tamir ettirilerek etrafına medreseler ve akarat yaptırılmıştır.

Cami bu zamanda Sultan Muradı Rabi Cami olarak adlandırılarak Evkaf Dairesi kayıt ve sicillerine bu adla geçmiştir. 1790 yılındaki depremde tekrar harap olan cami, Çapanoğlu oğlu Abdülfettah Bey tarafından 1810 yılında ahşap, tek kubbeli olarak tamir edilmiş, bugünkü görünümünü almıştır. Caminin son cemaat yeri ve üst katı II. Meşrutiyetin ilanından sonra yapılmış, doğu tarafa minare ilave edilmiştir.

Ulucaminin abanoz ağacından yapılan minberi, kitabelerine göre 1306 tarihinde Davutoğlu Ahmed’in emri ile Ankaralı sanatçılar Abdullah oğlu Davut ve Ebubekir oğlu Muhammed tarafından yapılmıştır. Bazı onarımlar görmüş olan minber orjinalliğini büyük ölçüde korumuş olup sanat tarihi açısından önemlidir.

Han Cami (Gülabibey Cami, Ömer Neftçi Cami)

Çorum Gülabibey Mahallesinde yer alan cami, Gülabibey Cami, Han Cami, Ömer Neftçi Cami olarak üç şekilde isimlendirilmektedir. Erken Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, Çorum Beylerinden Gülabibey tarafından yaptırılmış, 1579 yılında onarım görmüştür.

Caminin son cemaat revakının orta bölümündeki kapının üstünde yer alan “Han Camii 0310” şeklindeki kitabenin buraya büyük bir ihtimalle Ömer Nehci Efendi tarafından yaptırılan onarımda konulmuş olduğu sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı cami, tek kubbeli harim ile kuzeyindeki üç kemer gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır.

Son cemaat yeri üç kemer gözlü olup, orta bölümü aynalı tonozla, iki yan kısım ise kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yerinden basık kemerli, iki kanatlı ahşap bir kapı ile kare planlı harime geçilmektedir. Harim büyük bir kubbe ile örtülü olup, kubbeye sivri kemerli tromplarla geçilmektedir.

Yapının alt pencereleri taş söveli, düz atkılı, dikdörtgen şekilli, demir korkuluklu, üst pencereler dikdörtgen şekilli, yuvarlak kemerli ahşap şebekelidir. Minare harimin kuzeybatı köşesinde yer almakta olup, kaidesinde malzeme olarak düzgün olmayan iri kesme taşlarla birlikte devşirme malzeme, diğer bölümlerinde tuğla kullanılmıştır. Papuç ile gövdenin başlangıcındaki bilezik taştan olup, külahla örtülüdür.

Hıdırlık Cami Türbe ve Haziresi

İl Merkezinde, Hıdırlık Tepesinde yer almaktadır. Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından ve ona hizmet edenlerden Suheybi Rumi’ye saygı nişanesi olarak Hıdıroğlu Hayrettin tarafından yaptırılan ilk caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Eski caminin yerine Beşiktaş Muhafızı olan Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın cami, türbe ve zaviyenin durumunu Sultan II. Abdülhamit’e bildirmesi üzerine onun emir ve yardımları ile yapılmıştır.

Camide üç kitabe bulunmakta olup, birincisi güney cephede mihrabın üstünde yer alan üst pencerenin iç şebekesinin alt bölümündeki Arapça “ Sene 1307” yazılı kitabe, ikincisi son cemaat yerinden harime açılan kapının doğusunda yer alan “Hıdırlık Cami 1307 (1889)” şeklindeki Türkçe kitabe, üçüncüsü ise minber tahtının korkuluğunda yer alan dört satır halindeki Sene 1308/1890 tarihli minberin ve ustanın kitabesidir.

Cami, kıbleye dikey olarak uzanan dikdörtgen bir plana sahip olup, batısında Suheyb-i Rumi ve Ubeyd Gazi’nin sandukaları bulunan bir türbe yer almaktadır. Son Cemaat yerine doğu cephedeki merdivenler çıkılmaktadır. Buradan harime etrafı mermer kaplı, dikdörtgen formlu, basık kemerli iki kanatlı ahşap bir kapıdan geçilmektedir. Dikdörtgen planlı harim, kuzeydeki mahfile kadar büyük bir bağdadi kubbe ile örtülmüştür. Caminin pencereleri yuvarlak kemerli olup, alt pencereler

demir şebekeli, üst pencereler ise alçı şebekelidir. Yapı malzemesi olarak sarı kesme taş, moloz taş ve tuğla kullanılmıştır. Harimin kuzeydoğu köşesinde yer alan minarenin kaidesi, şerefe kısmı kesme taştan, gövdesi tuğladan yuvarlak formlu olarak yapılmıştır.

Caminin içinde yer alan türbede Suheybi Rumi ve Ubeyd Gazi; Caminin batısında bahçe içinde yer alan türbede Elhac Yusuf-u Bahri, bu türbenin batı bitişiğinde yer alan türbede ise Kerebi Gazi yatmaktadır. Kerebi Gazi Türbesinde ayrıca Nakşibendî Tarikatından Hacı Salih Efendi ve eşraftan Zarif Efendi’nin mezarları da bulunmaktadır. Cami etrafında yer alan mezar ve türbelerle bir hazire özelliği taşımaktadır.

Kubbeli Cami

İlimiz merkez Çepni Mahallesi’nde yer almaktadır. 1697-1784 yılları arasında Kubbeli Mescid olarak anılan, 1784 yılında minber konularak camiye çevrilen yapının yerine 1921-1922 yıllarında bugünkü cami inşa edilmiştir. Son cemaat yeri ise 1938 yılında yapılmıştır.

Caminin harime açılan kapısı üzerinde Sene 1340 Kameriye (1921-1922) tarihli kitabe vardır. Cami, büyük tek kubbeli, kare planlı harim ve harimin kuzeyinde üç küçük kubbeli mahfil ile kuzeydeki yamuk planlı son cemaat mahallinden oluşmaktadır. Son cemaat yeri ile doğu cephelerden girilen harim büyük bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş yuvarlak kemerli tromplarla sağlanmaktadır.

Kubbede bitkisel motifli bir göbek vardır. Caminin alt pencereleri dikdörtgen biçimli, sivri kemerli, demir parmaklıklı, üst pencereler ise dikdörtgen biçimli sivri kemerli alçı şebekelidir. İnşa malzemesi olarak sarı renkte kesme kum taşı kullanılmıştır. Minare, kuzeydoğu köşede yer almakta olup, kesme sarı taşından yapılmış, çokgen gövdeli, tek şerefelidir.

Çakır Cami

Çepni Mahallesi, Kubbeli I. Sokak’ta yer alan, 19yy. ortalarına doğru yapıldığı düşünülen caminin doğu duvarında tamir tarihini gösteren Çakır Cami 1950 yazılı Türkçe bir levha asılıdır. Cami, kare planlı bir harim ve harimin kuzeyindeki üç tarafı kapalı son cemaat yerinden oluşmaktadır.

İki kanatlı ahşap kapı ile son cemaat yerine girilmekte, buradan düz atkılı bir kapı harim kısmına geçilmektedir. Harim, düz ahşap tavanla örtülü olup, göbekli tavan doğu-batı yönüne doğru belirli aralıklarla uzanan uzun ve ince çıtakari dikdörtgenlerle süslenmiştir.

Caminin doğu, batı ve güney cephedeki alt pencereleri düz atkılı dikdörtgen biçimli, üst pencereler ise içeriden sivri kemerli vitraylı, dışarıdan yuvarlak kemerli alçı şebekelidir. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin batısında ahşap minaresi bulunmaktadır. Minare gövdesi ahşap çıtalarla çokgen şeklinde düzenlenmiş, gövdenin üst tarafında bir bilezik bulunmakta olup, külahla örtülüdür. Caminin örtüsü kırma çatı olup, alafranga kiremit ile örtülüdür.

Kale Cami

İlimiz merkez Kale Mahallesi, Kaleiçi Mevkiinde yer alan cami, Osmanlı Dönemine ait olup, inşa kitabesi bulunmamaktadır. Batı duvarında üstte bulunan pencerelerden birinde 1217 tarihli onarım kitabesi mevcuttur.

Kareye yakın bir plana sahip, kıbleye paralel uzanan tek sahınlı bir cami olup, harim kısmı, kuzeyde sonradan eklenmiş son cemaat yeri ve balkon minareden ibarettir. Harim doğu,batı ve kuzey olmak üzere üç taraftan mahfillerle çevrilmiştir. Camiye yuvarlak kemerli ahşap bir kapı ile girilmektedir. Tavanda sade bir göbek kısmı bulunmaktadır.

Üst kat pencereleri sivri kemerli olup içerden vitraylı dışarıdan alçı şebekelidir. Alttaki pencereler dikdörtgen şekilli, düz atkılı dışarıdan ahşap şebekelidir. Düz ahşap tavanlı harim, dışarıdan oluklu tuğla ile kaplı kırma çatıyla örtülmüştür. Camide yapı malzemesi olarak alt kısımda taş, üst kısımda kerpiç ve ahşap kullanılmıştır.

Velipaşa (Abdülbaki Paşa) Cami

İlimiz merkez Gülabibey Mahallesi, Velipaşa Caddesi’nde yer alan İnşa kitabesi olmayan caminin kuzey cephesindeki son cemaat yerine açılan kapının üzerinde “Abdülbaki Paşa Camii 1060/1650” yazılı bir levha bulunmakta olup, caminin 17.yy’ın ilk çeyreğinde yapıldığı düşünülmektedir.

Yapı, mihraba tek sahın halinde yatay olarak uzanan dikdörtgen planlı harim ve harimin kuzeybatısındaki bir oda ve kuzeydoğusundaki son cemaat yeri ile birlikte kareye yakın bir plan göstermektedir. Son cemaat yerine kuzey cepheden düz atkılı, çift kanatlı demir kapıyla, buradan da çift kanatlı ahşap kapı ile alt mahfil olarak düzenlenmiş kısma ve harime geçilmektedir.

Kareye yakın dikdörtgen planlı harim kısmı düz ahşap tavanlı olup, dışardan kırma çatılıdır. Caminin alt pencereleri düz atkılı, dikdörtgen biçimli, demir korkuluklu, üst pencereler sivri kemerli, alçı şebekelidir. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Caminin minaresi ahşap olup, çokgen gövdeli, tek şerefelidir.

Kunduzhan Cami (Tabak Cami)

İlimiz merkez Kunduzhan Mahallesi, Tabak 2.Sokak No:15’te Osmanlı Dönemine tarihlenen caminin inşa kitabesi olmayıp, kuzey cephedeki giriş kapısının üzerinde H.1284 tarihli onarım kitabesi mevcuttur.Cami, tek sahınlı, mihraba dikey uzanan dikdörtgen planlı harim ve harimin kuzeyindeki son cemaat yerinden oluşmaktadır.

Son cemaat yerine ahşap camekanlı bir kapı ile girilmektedir. Buradan harime yine ahşap camekanlı bir kapı girilmekte olup,harim ahşap düz tavanla örtülmüştür. Göbekli düz ahşap tavanı çıtakari baklava dilimi motifleri ile süslenmiştir. Caminin pencereleri dışardan dikdörtgen şekilli, ahşap korkulukludur.

Harimin kuzeyi ile son cemaat yerinin üst bölümü mahfil olarak düzenlenmiştir. Cami kırma çatılı olup, çatı dört cephede de pahlı geniş saçaklıdır. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin batı bitişinde yer alan minare ahşaptan yapılmıştır.Çıtalarla çokgen şekil verilmiş, gövdenin şerefeye yakın bölümünde bir bilezik bulunmaktadır. Minare piramidal bir külahla örtülüdür.

Üçköy Cami

İl merkezine bağlı Üçköy Köyü, Köy içi Mevkii’nde bulunan cami, Osmanlı Devri dini mimari örneklerinden biri olup,camide yer alan mermer kitabeden H.1315 (M. 1897) yılında Ali Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı camide temel ve duvarlar moloz taş, duvar köşeleri kesme taştır.

İbadet mekanı dört ahşap sütun üzerine oturan ahşap kubbe ile örtülüdür. Kubbenin ortasında rozet ve lale motifleri bulunmaktadır. Kubbenin dört tarafı ahşap tavanla çevrilmiş, dikdörtgen tablalar halinde olup baklava dilimli motiflidir. Mihrap tarafında göbek kısmı yapılmıştır. Üzeri kırma çatılı ve alaturka kiremitle örtülüdür. Taş şerefeli bir minaresi vardır.

İskilip Ulu Cami

Geç Osmanlı dönemine tarihlenen ve Çorum Ulu Camii örnek alınarak 1839 yılında yapılan caminin içi kufi yazılarla süslenmiştir. Taştan yapılmış minare daha önce yapılan camiden kalmıştır.

İskilip Şeyh Muhiddin Yavsi Cami

İskilip’in en eski camisidir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde şeyhülislamlığa kadar yükselen EBUSS’UD Efendi tarafından, babası Şeyh Yavsi adına 16. yy.’ın ortalarında yaptırılmıştır. Cami, EBUSS’UD Efendi’ye ait 1569 tarihli vakfiyeye göre köprü, bedesten, mektep ve handan oluşan külliyenin bir parçası niteliğindedir. Ancak, bugün külliyeden eser kalmamıştır. Cami ters “T” planlı zaviyeli camilere benzemekte olup güneydoğusunda Şeyh Yavsi’nin Türbesi yer almaktadır.

İskilip Yivlik Akşemseddin Hz. Cami ve Türbesi 

İstanbul’un manevi fatihi ve Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası Akşemseddin Hazretleri’nin hayat serüveni Şam’da Başladı. Yedi yaşındayken ailesi ile Amasya’ya göçtüler. Küçük yaştan itibaren dini ilimlerin yanısıra tıp, astronomi, biyoloji ve matematik alanlarında kendini yetiştirdi. Yaşadığı dönemi aşan tedavi metodları uyguladı.

Tarihte mikroorganizmalardan, mikroplardan ve hastalıkların insandan insana mikroplarla bulaştığından bahseden ilk insandır. İskilip, Evlik Köyü’nde bulunan bu camiyi Akşemseddin’in oğlu yaptırmıştır. XV. yüzyıla tarihlenen çivi kullanılmadan yapılan camii yaklaşık 600 yıllıktır. Kare planlı olup, üzeri sonradan ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli minaresi eklenmiştir.

Kargı Oğuz Köyü Cami

16.yy’ın ilk çeyreğine tarihlenen cami köyün ismiyle anılmaktadır. Cami, dikdörtgene yakın planlı esas mekan ile son cemaat mahallinden oluşmaktadır.
Kargı Örencik Köyü Cami

Kargı İlçesi Örencik Köyü’nde bulunan Osmanlı Dönemi yapımı camiidir. Günümüzde halen hizmet vermektedir.

Yeni Cami

Alaca İlçesi Çorum Caddesi’nde bulunan Geç Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, Ardahan göçmenlerinden Şeyh Efendi tarafından H.1311 (M. 1893) yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı camide yapı malzemesi olarak kesme taş kullanılmış olup, taş araları derzlidir.

Camiye taş söveli, yuvarlak kemerli ahşap kanatlı bir kapı ile girilmektedir. İbadet ve son cemaat yerinden oluşan camide ibadet mekanı dört sütun üzerine tromplar vasıtasıyla oturtulmuş tek merkezi kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dört tarafı ahşap tavanla çevrilidir. Mihrabı alçıdandır. Minberde, batı cephede ve minarede (H.1317) kitabeler vardır.

Evci Köyü Cami

Alaca İlçesi Evci Köyü’nde yer alan Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, kare planlı olup, beden duvarları moloz taştan köşe dönüşleri ise kesme taştan inşa edilmiştir. Girişi kuzeyden sağlanan caminin ön kısmında daha sonra eklenti yapılan son cemaat yeri vardır. Kuzeydoğu köşede yer alan minare tuğladan inşa edilmiş olup, tek şerefelidir.

Osmancık İmaret Cami

Osmancık’ da bulunan bu cami 1431 tarihinde II. Murat’ın başvezirlerinden Koca Mehmet Paşa tarafından imaret olarak yaptırılmıştır. Erken Osmanlı Dönemi karakteristik yapılarından zaviyeli camilerin planını yansıtmaktadır.

Osmancık Akşemseddin Cami

Sarp bir kayalık üzerinde bulunan kalenin kuzeybatı eteklerinde yer alan küçük bir camidir. Yapım tarihi olarak 1410 yılına işaret edilmektedir. Eski Osmancık Medresesinin bir bölümü olduğu bilinmektedir. Osmanlı Dönemine tarihlenen cami ters “T” planlı, geniş avluludur. Osmancık Akşemseddin Cami Osmanlı Kuruluş Dönemine ait bir eser olma özelliği ve kendine has mimarisi ile şirin bir ibadet mekânıdır.

Hacıhamza Sinan Paşa Cami

Hicri 912 (M.1506/07) yılında yapılmıştır. 1943 yılına kadar çeşitli tamiratlar yapılmıştır. Bu tarihte meydana gelen depremde büyük hasar görmesi nedeni ile camii yıktırılmıştır. Yapı tarzı olarak Oğuz Köyü Cami’ne benzediği kaynaklarda belirtilmektedir. Caminin batısında bulunan tarihi minare taş örgülü olup tek şerefelidir. Şerefe altı mukarnaslı, konik gövdelidir.

Çorum kısa tarihi

Boğazkale kazılarında elde edilen eserler ve çevredeki mağaralar Çorum ve çevresinin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Binlerce yıllık medeniyet üstüste gelmiş bir târih şehridir.

Boğazkale ve çevresinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000-5000 yıllarına âit olduğu tesbit edilen kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1700 yıllarında kurulan Hitit Devleti ve bundan sonra kurulan devletler pekçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Başkenti Hattuşaş olan ilk Hitit Devleti, M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürmüş, sonra Frigler Devleti kurulmuştur.

Güneye çekilen Hititler, bir müddet daha yaşamış ve târih sahnesinden silinmiştir. Hititlerden daha ileri olduğu tesbit edilen Frigler de M.Ö. 676 târihine kadar Çorum’a birçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Kimmerler, her yeri yakıp yıkarak Frigler devrine son vermiş ve bölgeyi yağmaladıktan sonra çekip gitmişler, daha sonra Çorum ve çevresine Asurlular hâkim olmuştur.

Bu sırada doğuda büyüyen Medler M.Ö. 612 yılında Asurluları yenerek buraları ele geçirmişlerdir. M.Ö. 585 yıllarında parçalanan Medlerin yerine Persler hâkimiyet sürmüştür. M.Ö. 332’de Makedonya imparatoru İskender, Anadolu’yu almış, İskender’in ölümünden sonra M.Ö. 276 yıllarında Galatlar Çorum’a hâkim olmuştur. Pontus Rum tehdidi altında kalan Galatlar, Roma İmparatorluğu’na bağlanmış, böylece Bizanslılar hâkimiyet sürmeye başlamıştır.

Bu târihten sonra 1071 yılına kadar Çorum, Bizanslıların prensliği olarak uzun yıllar kalmış, bu arada İslâm orduları zaman zaman buralara seferler düzenlemiştir. Emevîler zamânında İstanbul’u kuşatan İslâm ordusu, geri dönerken Eshâb-ı kirâmdan Kereb-i Gâzi, Süheyb-i Rûmî ve Ubeyd-i Gâzi’nin Çorum civârında şehîd oldukları ve mübârek kabirlerinin Hıdırlık mevkiinde olduğu rivâyet edilir.

Büyük Türk sultânı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Muhârebesiyle Anadolu kapıları Türklere açılmış, Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Dânişmend Ahmed Gâzi, Amasya’yı aldıktan sonra, o zamanki adıyla Nikonya olan Çorum’u almak üzere amcasının oğlu Çavlı Beyi gönderdi. Yapılan çetin muhârebeden sonra 1075’te Çorum fethedildi.

Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağının başı İlyas Bey, buraya vâli tâyin edildi. Daha sonraları Anadolu Selçukluları, bu bölgede Dânişmendlileri yenerek hâkimiyet kurdular. 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol saldırısına uğrayan Selçuklular, Çorum ve çevresinden çekilmiş, böylece Çorum bir süre başsız kalmış, ferdî mücâdeleler olmuştur. 1308’de kurulan İlhanlılar bölgeye hâkim oldular.

Daha sonra da Eratna Beyliğinde kalan Çorum, 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Osmanlı topraklarına katılmış, bundan sonra bir daha Osmanlılardan çıkmamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar tarafından birçok eserlerle îmâr edilen Çorum’da sık sık meydana gelen zelzelelerden dolayı pekçok eser tahrib olmuştur.

Osmanlı devrinde Çorum, Sivas-Rum beylerbeyliğine bağlı 8 sancaktan biriydi. Tanzimâttan sonra Ankara eyâletinin 5 sancağından biri oldu. Cumhûriyet devrinde ise il hâline getirildi.

Paylaşın

Grip Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

“İnfluenza” olarak adlandırılan grip virüsünün solunum yollarına yerleşmesi sonucunda meydana gelen Grip, bulaşıcı bir hastalıktır. Toplumda çok sık görülen grip, özellikle kış aylarında ve mevsim geçişlerinde görülmektedir. 

Grip virüsü birkaç gün etkili olduğu gibi, diğer virüslerle etkileşime geçtiğinde haftalarca sürebilir.

Gribin belirtileri nedir?

Grip pek çok belirti göstermektedir. En belirgin özellikleri arasında:

Yüksek ateş
Soğuk ter ve titreme
Burun akıntısı
Hapşırma, kuru öksürük
Baş ağrısı
Eklem ve uzuv ağrıları,
Yorgunluk, bitkinlik hissi
Bulantı, kusma ve ishal (yetişkinlere göre çocuklarda daha sık görülür)

Gribin Nedenleri Nedir?

Gribe neden olan “influenza” virüsü sürekli değişerek vücudun savunma sistemlerini atlatıp vücuda yerleşir ve kuluçkaya yatar. Kuluçka döneminde vücuda yayılır ve grip gerçekleşir. Grip virüsü sürekli değişime uğradığı için kişilerde çabuk yayılmaktadır.

Ancak değişime uğramayan virüslerde vücut daha önce görülen gribe karşı bağışıklık kazanmıştır. Solunum yoluyla bulaşan grip virüsü diğer virüslerle enfekte olduğunda iyileşme süresi uzayabilmektedir.

Gribin risk faktörleri nedir?

Grip, bazı grup ve durumlarda risk faktörü oluşturmaktadır. Risk faktörleri aşağıdaki gibidir:

65 yaş üzeri kişilerde ve çocuklarda grip tehlikeli olabilmektedir.
Sağlık çalışanları sürekli gripli hastalarla ilgilendikleri için risk faktörü taşımaktadırlar.
Huzurevi, askeriye, okul yurtları gibi kalabalık ortamlarda grip daha çabuk yayılmaktadır.
Bağışıklık sistemi güçsüz olanlar gribe daha çabuk yakalanmaktadır. Bunun yanında HIV/AIDS gibi bağışıklık sistemini yavaşlatan hastalıklarda grip çok riskli olmaktadır.
Astım, diyabet ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunları grip riskini artırabilmektedir.
Hamilelikte özellikle 2. ve 3. aylarda gribe yakalanma olasılığı çok yüksektir.

Gribin Komplikasyonları Nedir?

Gribin en sık yaşanan komplikasyonları arasında zatürre gelmektedir. Bunun yanında bronş-akciğer iltihabı, kulak iltihabı, böbrek iltihabı üst çene ve alın kemiği sinüsleri iltihabı diğer komplikasyonlar arasında gelmektedir. Nadir olarak görülse de irinli eklem iltihabı da yer almaktadır.

Grip için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Ateş, öksürük, hapşırma, burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteren grip hastalığında, doktor randevusundan önce belirtilerin ve şikâyetlerin iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Ülkemizde grip hafife alınarak çoğu zaman doktor muayenesine gerek duyulmamaktadır. Ancak gelişebilecek komplikasyonlara göre mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Gribin tetkik yöntemleri nelerdir?

Grip vakalarında tanı koymak oldukça basittir. Genellikle gözlenen belirtilerle grip tanısı konulmaktadır. Gerekli durumlarda boğaz kültürü ve kan testi de yapılmaktadır. Ancak çoğu zaman yapılan fiziksel muayene sonucunda rahatlıkla tanı konur. Kuru öksürük, ateş, kas ve eklem ağrıları gibi belirtiler tanı koymada yol göstermektedir.

Gribin tedavi yöntemleri nelerdir?

Grip belirtileri ortaya çıktıktan ve tanı konulduktan hemen sonra tedaviye başlanması oldukça önemlidir. Bu şekilde hastalığın süreci ve bulaşma durumu da kısalmış olacaktır. Tedavi yöntemleri arasında yatak istirahati, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar verilmektedir. Bunun yanında beslenme ve bol sıvı tüketimi de büyük önem taşımaktadır.

Grip hastaları için yaşam stili önerileri

Grip hastaları, hastalık süresince istirahat etmeli ve etrafındakilerle çok fazla temas etmekten kaçınmalıdır. Ellerini sık sık sabun ile yıkamalı ve beslenmesine dikkat etmelidir. Sık sık üzerini, yastık kılıfını ve çarşafını değiştirmeleri gerekir. Bu süreçte vitamin takviyesi de etkili olacaktır. C vitamini bakımından zengin olan meyveleri tüketebilirler.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Gebelik Nedir? Belirtileri, Riskleri, Yaşam Stili Önerileri

Gebelik, kadın ve erkeğin üreme hücrelerinin birleşip ana rahmine yerleşmesiyle doğuma kadar geçen 40 haftalık (280 gün) döneme verilen isimdir. Gebelik bir hastalık olmayıp normal bir durum olmasına rağmen, beraberinde getirebileceği değişik durumlar ve tehlikeli neticeler dolayısıyla hamileliğin bir an önce teşhis edilmesi gerekir.

Bunun başlıca iki sebebi vardır:

Birincisi düşüklerin büyük bir kısmının hamileliğin başında olmasıdır. Eğer bir kadın hamile olduğunu bilir, hamileliğin başında gerekli tedbirleri alır ve devamlı tıbbi kontrol altında bulundurulursa, düşüklerin büyük bir kısmı önlenebilir.

İkincisi hamilelikte kullanılması zararlı ilaçların farkında olmadan kullanılma ihtimalinin mevcut olmasıdır. Bebeğin organ taslaklarının büyük kısmı ilk ayda teşekkül eder. Bu sırada alınan ilaçlar veya tedbirsizlik yüzünden hasıl olan hastalıklar, sakat bebeklerin doğmasına sebeb olabilirler. Bu yüzden beklenen veya beklenmeyen adet gecikmesi olan her kadın, hamilelik açısından tedkik yaptırmalıdır.

Gelişmiş gebelik testleriyle hamilelik, son adet tarihinin ilk gününden itibaren 40 gün geçtikten sonra teşhis edilebilir. Kandaki gebelik hormonunun tesbiti ile daha önce de teşhis etmek mümkündür. Fakat, bu zor ve her yerde yapılma imkanı bulunmayan bir testtir.

Gebeliğin belirtileri nelerdir:

En önemli bulgu kadındaki adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi kadının gebe olduğu anlamına gelmez. Kadının yaşamındaki değişiklikler, bazı rahatsızlıklar, psikolojik durumu ve stres gibi bir çok etken kadının adet düzeninin bozulmasına ve gecikmelere neden olabilir. Gebelik belirtileri aşağıda listelendiği gibidir:

Adet kanamasının gelmemesi (amenore)
Mide bulantısı ve kusma
İdrar ile ilgili şikayetleri
Yorgunluk ve bitkinlik hali
Fetal hareketlerin hissedilmesi
Göğüslerde beliren değişiklikler
Vajinal mukoza renk değişikliği
Artmış deri pigmentasyonu ve abdominal striaların görülmesi.

Gebeliğin nedenleri nedir?

Erkek ve kadının cinsel olarak birleşmesin sonucunda spermin, yumurtalıklar tarafından atılan yumurtaya yerleşmesi ve bunun rahimin iç kısmındaki endometriuma tutunması sonucunda gebelik meydana gelmektedir. İnsan doğası gereği, diğer canlılarda olduğu gibi üreme ihtiyacı duymaktadır. Bu ihtiyaç doğrultusunda da planlı veya plansız şekilde gebelik meydana gelmektedir.

Gebeliğin risk faktörleri nedir?

Gebelikte öncelikle anne adayının yaşı önem taşımaktadır. İdeal yaş 18-25 yaş arasıdır.
Kilolu ve aşırı kiloluların gebeliği risk taşımaktadır.
Daha önce geçirilen jinekolojik operasyonlar,
Daha önce yaşanan doğum ve düşük durumları,
Kan grubu uyuşmazlığı,
Çoğul hamilelik,
Hipertansiyon,
Şeker hastalığı,
Hamilelik ve anemi (kansızlık durumu),
Hamilelikte enfeksiyonlar,
Hamilelik sırasında görülen kanamalar,
Suların erken gelmesi,
Erken doğum tehdidi,
Kalıtsal faktörler,
Hamilelik ve çeşitli sistemlere ait hastalıklar gebelikte risk faktörü oluşturmaktadır.

Gebeliğin komplikasyonları nedir?

Gebelikte en sık rastlanan komplikasyonlar arasında; düşük, dış gebelik, rahim ağzında yaşanan problemler, şeker hastalığı, kan grubu uyuşmazlığı, üzüm gebeliği, gebelik toksemisi, son üç ayda yaşanan kanamalar, bel ağrısı, karın ağrısı, kabızlık, kramp, gaz, sık idrara çıkma, idrar kaçırma, uykusuzluk, mide bulantısı ve kusma, varis ve çatlaklar meydana gelen hafif ve ağır komplikasyonlar arasında gelmektedir.

Gebelik için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Gebelik süresi boyunca ayda en az 1 kez doktor kontrolünün yapılması gerekmektedir. Doktor muayenesi öncesinde ise hafta hafta ortaya çıkan belirtiler doktor ile paylaşılmalıdır. Bunun yanında yaşanan problemler de aktarılmalıdır.

Gebeliğin tetkik yöntemleri nelerdir?

Gebelik tanısı koymada pek çok yol bulunmaktadır. İlk başvurulan yöntem anne adayının eczaneden edindiği hamilelik testleridir. Anne adayı bu testi evde kendi kendine yapmaktadır. Ancak bu testler her zaman doğru sonuç vermeyebilir.

Bu yüzden hastane ortamında idrar ve kan tahlili yapılması gerekmektedir. Sperm yumurtalığa yerleştikten sonra yani döllenmeden 5-6 gün sonra rahme yerleşir. HCG (human chorionic gonadotropin) adı verilen gebelik hormonu salgılanmaya başlar.

Kanda ve idrarda bu hormonların (HCG hormonu) tayini ile hamilelik teşhisi kesin olarak konulabilir. Kanda bakılan hormon testi, henüz bir adet gecikmesi olmadan önce bile hamileliği gösterebilir. İdrarda ise sıklıkla 3-4 günlük bir gecikmeden sonra hamilelik teşhis edilebilir

Gebeliğin tedavi yöntemleri nelerdir?

Gebelikte gelişebilecek problemlere karşı gebelik süresinde birtakım takviyelerin yapılması gerekmektedir. Bebekte oluşabilecek sinir sitemi bozuklukları riskini azaltmak için hamile kalmadan en az 1 ay öncesinden folik asit desteği alınmalı ve gebeliğin ilk 3 ayında devam etmelidir.

Bebeğin nörosensöriyal gelişimi için omega-3’den zengin deniz ürünlerinin tüketilmesi gerekmektedir. Bunun yanında kemik gelişimi için dengeli şekilde kalsiyum tüketilmelidir. Bunların dışında gebelik sürecinde;

Tam kan sayımı (Hemogram): Annede kansızlık (anemi) var mı araştırılmalı.
Eşlerin kan grupları: Kan uyuşmazlığı saptanırsa önlem alınması.
Kan uyuşmazlığı varsa IDCT (İndirekt Coombs testi)
Tam idrar tetkiki (Gerekirse idrar kültürü)
TSH: Annede guatr ve troid hormon bozukluğu varsa bebeği etkileyebilir, bozukluk saptanırsa dahiliye uzmanı tarafından tedavi gerektirir.
Hepatit B için HBsAg ve AntiHBs testleri yapılır: Annede Hepatit B saptanırsa bebeğe bulaşmayı engellemek için doğumdan sonra bebeğe antikor iğnesi yapılır.
HCV testi
HIV (AIDS) testi
Sfiliz (frengi) için VDRL testi düzenli olarak yapılabilir ancak şart değildir.
Diyabet açısından riskli hastalarda açlık kan şekeri
Biyokimya (kolesterol, böbrek ve karaciğer testleri v.b) hamilelikte rutin önerilen bir test değildir. Anne yaşı ileri ise veya sistemik bazı hastalıkları varsa yapılmalıdır.

Gebeler için yaşam stili önerileri

Gebelik öncesinde ve sonrasında doktor kontrolünde beslenme, ilaç kullanımı, egzersiz, uyku düzeni kısacası hayatın her anında birtakım noktalara dikkat edilerek bu süreç atlatılmalıdır. Öncelikle gebelikte beslenmeye özen gösterilmeli, vitamini kalsiyum ve omega-3 bakımından zengin bir beslenme programı uygulanmalıdır.

Doğumun ve gebeliğin rahat geçebilmesi için düzenli olarak fiziksel aktivitelere zaman ayırılmalıdır. Ancak bu aktiviteler gebeliği riske sokacak aktiviteler olmamalıdır. Gebelikte önerilen yüzme ve yürüyüş aktiviteleridir. Bunların yanında gebeliği ve anne adayının hayatını riske sokacak olan enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıklar gibi olası durumlara karşı önlem alınmalı ve uzak durulmalıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın