Germinal: Sanayi Devrimi’nin Karanlık Yüzü

Doğalcı edebiyatın başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Emile Zola’nın Germinal (1885) romanı, 19. yüzyıl Fransa’sında maden işçilerinin yaşam koşullarını, sınıf mücadelesini ve toplumsal eşitsizlikleri çarpıcı bir şekilde ele alır.

Haber Merkezi / Rougon – Macquart serisinin on üçüncü kitabı olan Germinal, Emile Zola’nın toplumsal sorunlara bilimsel bir mercekle yaklaşımını yansıtır. Roman, maden işçisi Etienne Lantier’in hikayesi üzerinden kapitalizm, emek-sermaye çatışması ve insan doğasının karmaşıklığını inceler.

Germinal, Fransa’nın kuzeyindeki bir maden kasabasında geçer ve maden işçilerinin zorlu yaşamlarını, yoksulluklarını ve grev mücadelesini konu edinir. Etienne Lantier, iş arayan genç bir adam olarak Voreux madeninde çalışmaya başlar. İşçilerin sefaletine tanık oldukça sosyalist fikirlerle tanışır ve bir grev örgütlemeye karar verir. Ancak grev, işçiler ve maden sahipleri arasında trajik bir çatışmaya dönüşür.

Roman, kapitalist sistemde işçilerin sömürülmesini ve burjuvazi ile proletarya arasındaki uçurumu gözler önüne serer. Zola, grevin hem işçilerin dayanışmasını hem de bölünmüşlüğünü gösterir. Açlık, umutsuzluk ve öfke gibi duyguların insanları nasıl dönüştürdüğünü derinlemesine inceler.

Karakterler, hem bireysel hem de kolektif mücadelelerde zayıflıkları ve güçleriyle tasvir edilirken, maden işçilerinin insanlık dışı çalışma koşulları, Sanayi Devrimi’nin karanlık yüzünü yansıtır.

Başlık, “germinal” kelimesinin Fransızca’da “tohum” ve “yeniden doğuş” anlamından gelir. Roman, tüm trajedilere rağmen geleceğe dair bir umut taşır.

Romanın Başlıca Karakterleri:

Etienne Lantier: İdealist ama kusurlu bir lider. Sosyalizmle tanışarak işçileri örgütlemeye çalışır, ancak deneyimsizliği trajedilere yol açar.

Maheu Ailesi: Maden işçisi bir ailenin günlük mücadeleleri, yoksulluk ve dayanışma üzerinden anlatılır. Özellikle Catherine ve Maheu, romanın duygusal merkezindedir.

Chaval: Catherine’in sevgilisi, bencil ve vahşi bir karakter olarak Etienne’in antitezi.

Maden Sahipleri (Gregoire ve Hennebeau): Burjuvazinin duyarsızlığını ve zenginliğin getirdiği ahlaki yozlaşmayı temsil eder.

Zola, doğalcı akımın öncüsü olarak Germinal’de bilimsel bir gözlemci gibi davranır. Roman, detaylı betimlemelerle madenlerin, işçilerin ve kasaba yaşamının gerçekçi bir portresini çizer. Zola’nın dili, hem şiirsel hem de serttir; madenin karanlık, boğucu atmosferi ile işçilerin çaresizliği adeta hissedilir. Romanın yapısı, grevin yükselişi ve çöküşü etrafında dramatik bir kurguya sahiptir.

Romanın Toplumsal ve Tarihsel Bağlamdaki Yeri

Germinal, 19. yüzyılın sonlarında Fransa’daki sosyalist hareketlerin ve işçi mücadelelerinin yoğun olduğu bir dönemde yazılmıştır. Zola, gerçek maden grevlerinden ve dönemin sosyo-ekonomik koşullarından ilham almıştır. Roman, Marx ve Engels’in fikirlerinin Avrupa’da yayılmaya başladığı bir zamanda, sınıf bilincinin uyanışını yansıtır.

Germinal, hem edebi hem de sosyolojik açıdan güçlü bir eserdir. Zola’nın tarafsız ama empatik bakış açısı, romanın hem işçilerin hem de maden sahiplerinin perspektifini sunmasını sağlar. Ancak bazı eleştirmenler, Zola’nın karakterleri bazen “tip” olarak çizdiğini ve doğalcı determinizmin insan iradesini fazla kısıtladığını belirtir. Yine de roman, evrensel temaları ve güçlü anlatımıyla çağdaş okuyucular için hâlâ etkileyicidir.

Germinal, günümüzde de emek-sermaye çatışması, gelir eşitsizliği ve çevresel sorunlar gibi konularda актуальdir. Madenlerin çevreye etkisi ve işçilerin sömürülmesi, modern kapitalizmin eleştirisiyle bağ kurar. Roman, sendikal hareketlerin ve toplumsal adalet arayışının önemini hatırlatır.

Sonuç olarak; Zola’nın en güçlü eserlerinden biri olarak, hem bir edebiyat şaheseri hem de toplumsal bir manifesto niteliğindedir. Trajik ama umut dolu anlatımı, insanlık durumuna dair derin bir kavrayış sunar. Roman, sadece 19. yüzyılın değil, tüm zamanların emek mücadelelerine ışık tutar.

Emile Zola’nın şu cümlesi romanın ruhunu özetler: “İnsanlar tohumlar gibiydi; toprağın altında filizleniyorlardı.”

Paylaşın

Özlem Çerçioğlu, CHP’den İstifa Etti, AK Parti’ye Geçti

CHP’den istifa ettiğini açıklayan Aydın Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Özlem Çerçioğlu, AK Parti’ye geçti. Çerçioğlu, “Yargıdan ve yargılanmaktan hiçbir zaman korkmadım. Alnım ak, başım dik” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa eden Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle bu partiye geçti.

Özlem Çerçioğlu, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da konuşma yaptığı “AK Parti’nin 24’üncü Kuruluş Yıl Dönümü Programı” etkinliğinde, partiye katılan yeni isimler arasında takdim edildi.

Bu törende konuşan Çerçioğlu, “Öncelikle Aydın’a nasıl hizmet ettiysem bundan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımın himayelerinde daha fazla hizmet edeceğime bir kere daha söz veriyorum. Bugün hakkımda birtakım iddialar varsa, buyursunlar açıklasınlar. Yargıdan veya yargılamaktan hiçbir zaman korkmadım. Alnım ak, başım dik. Yaşadığım sorunları burada açıklamayı siyasi ahlak açısından hiç uygun bulmuyorum. Ancak gerekirse tek tek de açıklarım” dedi.

“Benim tek derdim var ülkeme ve Aydın’a hizmet etmek. Bundan sonra sizlerle ve Sayın Cumhurbaşkanımın himayesinde AK Parti çatısı altında hizmet etmeye devam edeceğim” diyen Çerçioğlu, Aydın’da Erdoğan’ın da desteğiyle “kentsel dönüşüm seferberliği” başlatmak istediğini söyledi.

Çerçioğlu, “Sayın Cumhurbaşkanım sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Aydın ili birinci derece deprem bölgesi. Bundan sonra sizlerin desteğiyle kentsel dönüşüm seferberliği başlatmak istiyorum Aydın’a. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Sağ olun, var olun, çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının ardından Çerçioğlu’na sahnede Erdoğan’ın yanında AK Parti rozeti takıldı.

Özlem Çerçioğlu’na partisini değiştirmesi konusunda, “Aziz İhsan Aktaş soruşturması” üzerinden baskı yapıldığı iddia edilmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, dosya ismi vermeden şantaj iddiasını gündeme getirmişti.

Özel, “Dün konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Özlem Çerçioğlu’na, ‘Aziz İhsan Aktaş ile çalışmışsın, ya içeri atıl ya partime katıl’ diyorlar. Çerçioğlu suçsuz olduğunu iddia ediyor. Bu haksızlığa karşı içeride yatan onca mert varken, bu mertliğe sahip olamayıp, Erdoğan kelime oyunu yapıyor.

Sen Aydın’ı Aziz İhsan Aktaş üzerinden almakla oluyorsa ben sana ne diyim? Bu mu mertlik? Bu mu siyasi gücün? Bir dahakine yine alacağım Aydın’ı. Böyle mi alacaksın Aydın’ı? Ya içeri tıkıl ya partime katıl. Yazıklar olsun.”

Özlem Çerçioğlu

11 Ağustos 1968’de Aydın’ın Nazilli ilçesinde doğan Özlem Kahyaoğulları, 1988’de Selçuk Üniversitesi Makine Resim Konstrüksiyon Bölümünden mezun oldu. Kentte faaliyet gösteren Jantsa A.Ş.’de çalışmaya başladı. Daha sonra şirketin kurucusu Şefik Çerçioğlu’nun sanayici oğlu Ercan Çerçioğlu ile evlenip bugünkü soyismini aldı.

Bir süre eşiyle birlikte New York’ta yaşadı ve 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Aydın Milletvekili oldu. 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimlerde de aynı görevini sürdürdü. 2009 yerel seçimlerinde ise milletvekili olduğu kentin bu kez belediye başkanı olarak seçildi.

MHP ve AK Partili adaylarla başa baş götürdüğü seçimde yaklaşık 600 oy farkla ve yüzde 26’lık oranla seçimi kazandı. Başa baş geçen seçimde MHP’li aday yüzde 25,4, AK Partili adaysa yüzde 25 oy aldı. Bu sonuçla birlikte o dönem henüz büyükşehir belediyesi olmayan kentin ilk kadın belediye başkanı olmuş oldu.

Kısa süre içerisinde özellikle kırsal kesimlere yönelik yatırımları, tarım destekleri ve sosyal projeleri ile güçlü bir yerel yönetici portresi çizdi. Halk arasında “Topuklu Efe” lakabıyla anılmaya başlandı.

Aydın’ın 2012’de büyükşehir belediyesi olmasının ardından 2014 yerel seçimlerinde Aydın’ın ilk büyükşehir belediye başkanı olarak seçilme başarısı gösterdi. Bu kez oyunu yüzde 53,94’e yükseltti ve en yakın AK Partili rakibine yaklaşık 70 bin oyluk bir fark attı.

Benzer bir başarıyı 2024’teki son yerel seçimlerde de yüzde 50’nin üzerinde oy alarak gösterdi.

Paylaşın

Ekolojik Ekonomi Nedir? Temelleri, Sorunları

Ekolojik ekonomi, ekonomik faaliyetlerin çevresel sınırlar ve ekosistemlerin taşıma kapasitesi içinde sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesini savunan bir disiplindir.

Haber Merkezi / Geleneksel ekonominin büyüme odaklı yaklaşımına karşı, doğal kaynakların korunması, biyoçeşitliliğin devamı ve sosyal adaleti merkeze alır.

Ekolojik ekonominin temel ilkeleri:

Sürdürülebilirlik: Ekonomik sistemler, doğal kaynakları tüketmeden ve ekosistemleri tahrip etmeden gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanır. Örneğin, yenilenebilir enerji kullanımı ve toprak verimliliğinin korunması.

Ekolojik Sınırlara Saygı: Gezegenin biyofiziksel limitleri (su, karbon döngüsü, biyoçeşitlilik) ekonomik faaliyetlerin temel çerçevesini oluşturur.

Döngüsel Ekonomi: Üretim ve tüketim süreçlerinde atıklar en aza indirilir ve yeniden kullanılır. Örneğin, gıda atıklarının kompost haline getirilmesi.

Sosyal Adalet ve Eşitlik: Ekonomik sistemler, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve toplulukların refahını artırmayı hedefler, yerel toplulukların ihtiyaçlarına öncelik verilir.

Biyoçeşitliliğin Korunması: Ekosistemlerin sağlığı ve tür çeşitliliği, ekonomik karar alma süreçlerinde önceliklidir. Örneğin, monokültür tarım yerine yerel tohumlar ve agroekolojik yöntemler teşvik edilir.

Uzun Vadeli Perspektif: Kısa vadeli kâr yerine, uzun vadeli çevresel ve sosyal faydalar önceliklidir. Bu, finansal modellerde “dışsallıkların” (çevresel zararlar gibi) hesaba katılmasını içerir.

Yerel ve Katılımcı Sistemler: Merkezi olmayan, yerel ekonomilere dayalı modeller desteklenir. Gıda egemenliği gibi kavramlar, toplulukların kendi kaynaklarını kontrol etmesini sağlar.

Gıda bağlamında ekolojik ekonomi, agroekoloji, yerel üretim, gıda egemenliği ve düşük dış girdili tarımı teşvik eder.

Endüstriyel tarımın çevresel zararlarını (toprak erozyonu, su kirliliği, biyoçeşitlilik kaybı) azaltmayı ve adil bir gıda sistemi kurmayı amaçlar. Örneğin, organik tarım ve yerel pazarlar, ekolojik ekonominin pratikteki uygulamalarıdır.

Ekolojik Ekonominin Sorunları

Ekolojik ekonominin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar, hem teorik hem de pratik düzeyde çeşitli zorluklar içerir.

Geleneksel Ekonomi ile Çatışma: Mevcut ekonomik sistemler, büyüme odaklı ve kısa vadeli kâr hedeflidir. Ekolojik ekonominin sürdürülebilirlik ve uzun vadeli perspektifi, bu sistemlerle uyumsuzluk yaratır.

Büyük şirketler ve endüstriyel tarım gibi aktörler, kâr odaklı modelleri sürdürmek için ekolojik yaklaşımlara direnç gösterebilir.

Yüksek Maliyetler ve Erişim Sorunları: Ekolojik üretim (örneğin, organik tarım) genellikle daha yüksek işçilik ve doğal girdi maliyetleri gerektirir. Bu, ekolojik ürünlerin fiyatlarını artırır ve geniş kitleler için erişimi zorlaştırır.

Sertifikasyon ve Güvenilirlik: Ekolojik ürünlerin sertifikasyonu pahalı ve karmaşık bir süreçtir. Küçük ölçekli çiftçiler için bu maliyetler büyük bir yük oluşturur. Sahte organik ürünlerin piyasaya sürülmesi, tüketici güvenini zedeler.

Bilgi ve Farkındalık Eksikliği: Hem üreticiler hem de tüketiciler arasında ekolojik ekonomi ve sürdürülebilir tarım konusunda yeterli bilgi bulunmayabilir. Bu, yeni yöntemlerin benimsenmesini yavaşlatır.

Politika ve Destek Eksikliği: Devlet politikaları genellikle endüstriyel tarımı destekler (örneğin, kimyasal gübre sübvansiyonları). Ekolojik tarım için yeterli teşvik ve altyapı sağlanmaz.

Gümrük vergileri ve dış ticaret politikaları, yerel ve ekolojik ürünleri dezavantajlı konuma getirebilir.

Küresel Tedarik Zincirleri: Gıda sistemlerinde küresel tedarik zincirlerinin hakimiyeti, yerel ve ekolojik üretimi zorlaştırır. Uzak mesafeli taşımacılık, karbon ayak izini artırır ve yerel pazarları zayıflatır.

Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Baskısı: İklim değişikliği, ekolojik tarımı tehdit eder (örneğin, kuraklık veya aşırı hava olayları). Bu, ekolojik sistemlerin uygulanmasını zorlaştırır.

Endüstriyel tarımın biyoçeşitlilik kaybına yol açması, ekolojik ekonominin temelini oluşturan doğal döngüleri bozar.

Sosyal ve Kültürel Direnç:Tüketicilerin alışkanlıkları ve endüstriyel gıdalara olan bağımlılık, ekolojik ürünlere geçişi yavaşlatır.

Çiftçiler, yeni yöntemlere geçişte risk almaktan çekinebilir veya geleneksel uygulamalara bağlı kalabilir.

Türkiye’ye Özgü Sorunlar:

Türkiye’de ekolojik tarım alanı 100 bin hektarı aşsa da, toplam tarım arazilerinin sadece küçük bir kısmını kapsar. İç talep düşük olduğu için ekolojik ürünler genellikle ihracata yönelir.

Küçük ölçekli çiftçilerin finansmana erişimi sınırlıdır ve ekolojik tarıma geçiş için gerekli yatırımları yapmaları zordur.

Eğitim ve altyapı eksikliği, agroekolojik uygulamaların yaygınlaşmasını engeller.

Paylaşın

Türkiye, Yolsuzluk Algısı En Yüksek Ülkeler Arasında

Türkiye, yolsuzlukla mücadele politikalarında oldukça gerisinde kaldı. Türkiye, bu endekste Meksika, Kolombiya ve Macaristan ile birlikte yolsuzluk algısının en yüksek olduğu ülkeler arasında listelendi.

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan güncel veriler, Türkiye’nin yolsuzluk algısı, sosyal harcamalar ve organize suç faaliyetleri konularında gelişmiş ülkelerin standartlarının gerisinde kaldığını ortaya koydu. Veriler, Türkiye’nin bu alanlarda Avrupa ortalamasının altında bir performans sergilediğini gösteriyor.

OECD 2024 Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre, İskandinav ülkeleri kamu sektöründe en temiz ülkeler olarak öne çıktı. Endekste Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler zirvede yer alırken, Türkiye şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele politikalarında Avrupa ortalamasının oldukça gerisinde kaldı. Türkiye, bu endekste Meksika, Kolombiya ve Macaristan ile birlikte yolsuzluk algısının en yüksek olduğu ülkeler arasında listelendi.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, OECD ülkelerinde kamu sosyal harcamalarının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı ortalama yüzde 21 düzeyindeyken, Türkiye bu alanda da ortalamanın altında bir performans sergiledi. Sosyal devlet politikaları kapsamında vatandaşlarına ayrılan bütçede sınırlı kaynak ayıran ülkeler arasında gösterilen Türkiye, sosyal destek harcamalarının GSYİH’ye oranı en düşük beş ülke arasında yer aldı. Bu kategoride Avusturya ve Finlandiya gibi ülkeler zirvede bulunurken, Türkiye Kolombiya ve Meksika gibi ülkelerle birlikte en alt sıralarda yer aldı.

Küresel verilere göre, organize suç piyasaları da Türkiye için dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Gelişmiş ülkeler bu alanda düşük risk seviyelerinde bulunurken, 2023 Global Organize Suç Endeksi verileri, Türkiye’yi daha yüksek risk grubundaki ülkelerle benzer bir çizgide değerlendiriyor. Endekste Meksika, Myanmar ve İran gibi ülkeler organize suç faaliyetlerinin en yoğun olduğu yerler olarak öne çıkarken, Türkiye 12. sırada yer alarak bu konuda önemli bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösterdi.

Paylaşın

Düşük Lifli Diyet Nedir? Artıları Ve Eksileri

Bazıları için yüksek lifli gıdalar tüketmek faydadan çok zarar verebilir. Doktorlar, sindirim sistemini dinlendirmek ve iyileşmeyi desteklemek amacıyla belirli sağlık sorunları için genellikle düşük lifli diyet önerirler.

Haber Merkezi / Bu yaklaşım genellikle belirli tıbbi durumlar için veya sindirim sistemi üzerindeki iş yükünü azaltmak amacıyla belirli tıbbi tedaviler sırasında önerilir.

Düşük lifli diyet nedir ve kimler buna ihtiyaç duyabilir? Düşük lifli diyetin faydaları var mıdır ve lif tüketimini sınırlandırırken hangi yiyecekler tüketilebilir?

Düşük lifli diyet, lif içeriği düşük gıdaların tüketildiği bir beslenme planıdır. Genellikle sindirim sistemi üzerinde daha az yük oluşturmak için uygulanır ve belirli sağlık durumlarında (örneğin, Crohn hastalığı, ülseratif kolit, bağırsak ameliyatı sonrası iyileşme veya ishal gibi) doktor önerisiyle kullanılır.

Bu diyet, beyaz ekmek, pirinç, makarna, iyi pişmiş sebzeler, konserve meyveler, et, balık ve yumurta gibi kolay sindirilebilir gıdalara odaklanır. Lifli gıdalar (tam tahıllar, çiğ sebzeler, baklagiller, kabuklu meyveler) ise kısıtlanır.

Artıları:

Sindirim Sistemini Rahatlatır: Bağırsak iltihabı, ishal veya ameliyat sonrası gibi durumlarda sindirim sistemine daha az yük bindirir, semptomları hafifletir.

İshal Kontrolü: Düşük lif, dışkıyı katılaştırarak ishalin azalmasına yardımcı olabilir.

Bağırsak Ameliyatı Sonrası İyileşme: Bağırsakların iyileşme sürecinde daha az tahrişe neden olur.

Kısa Süreli Rahatlama: Divertikülit veya irritabl bağırsak sendromu (IBS) alevlenmelerinde semptomları geçici olarak azaltabilir.

Eksileri:

Besin Eksikliği Riski: Lif, vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı olan tam tahıllar, sebzeler ve meyveler kısıtlandığı için beslenme yetersizliği görülebilir.,

Kabızlık Riski: Uzun süreli düşük lif alımı, bağırsak hareketlerini yavaşlatarak kabızlığa neden olabilir.

Bağırsak Sağlığına Zarar: Lif, sağlıklı bağırsak florasını destekler. Düşük lifli diyet, bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkileyebilir.

Uzun Süreli Kullanım İçin Uygun Değil: Kronik olarak düşük lif alımı, kalp hastalığı, diyabet ve kolon kanseri riskini artırabilir.

Tokluk Hissini Azaltır: Lif, tokluk sağlar. Düşük lifli gıdalar daha az doyurucu olabilir, bu da aşırı yemeye yol açabilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Düşük lifli diyet genellikle kısa süreli ve doktor kontrolünde uygulanmalıdır.
Diyet sırasında yeterli sıvı alımı önemlidir.
Besin eksikliklerini önlemek için doktor veya diyetisyenle birlikte plan yapılmalıdır.
Diyetin ne kadar süre uygulanacağı, altta yatan sağlık durumuna bağlıdır.

Düşük lifli diyet, belirli sağlık sorunlarında faydalı olsa da uzun süreli kullanımı önerilmez. Sağlık durumunuza uygun bir plan için mutlaka bir doktor veya diyetisyene danışın.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Hedefi Değişmedi

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “2025 yıl sonu enflasyon tahminimiz olan yüzde 24 değerini, 2025 yılı ara hedefimiz olarak koruyoruz. 2026 ve 2027 yılları için ise enflasyon ara hedeflerimizi sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak belirledik” dedi.

Haber Merkezi / Fatih Karahan, “Dezenflasyon sürecinde, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul Finans Merkezi’nde “Enflasyon Raporu 2025-III Bilgilendirme Toplantısı”nda konuştu. Karahan’ın açıklamalarında öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Sıkı para politikamızın sonuçlarını kademeli bir şekilde almaya devam ediyoruz. Yurt içi talep yavaşlama seyrini sürdürdü ve talep koşullarının dezenflasyonist etkisi arttı. 2024 yılı haziran ayından bu yana enflasyondaki düşüş kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler de bu durumu destekliyor.

Fiyat istikrarının sağlanması yolunda aldığımız mesafeyi önemsiyoruz. Bu amaç doğrultusunda, önümüzdeki dönemde de tüm para politikası araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.

Sunumumda ilk olarak küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşacağım. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin sorularını yanıtlayacağız.

Her zaman olduğu gibi, bu Raporumuzda da öne çıkan konulara ve tematik analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.

Konuşmamda, öncelikle son dönemde öne çıkan küresel ekonomik gelişmelere değinmek istiyorum. Küresel ticaret politikalarındaki son dönem belirsizlik ikili anlaşmalar ile bir miktar azalsa da yüksek düzeyini koruyor.

Bilindiği gibi, anlaşmalar önceki açıklamalara kıyasla daha düşük tarife oranları üzerinden yapıldı. Bununla birlikte, sektörel ölçekte açıklanan yüksek tarifeler yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Birçok ülke ve sektöre ilişkin belirsizlik ise sürüyor. Ayrıca, jeopolitik riskler de küresel ekonomik görünüm üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Söz konusu belirsizlik ve risklerin küresel iktisadi faaliyete dair beklentiler üzerindeki olumsuz etkileri de hala hissediliyor.

Belirsizliğin son dönemde bir miktar azalması, küresel büyüme görünümünde sınırlı bir iyileşmeye neden oldu. Bununla birlikte, büyüme beklentilerinin halen ocak ayı değerlerinin altında kaldığını görüyoruz.

Enerji emtia fiyatları, geçtiğimiz rapor dönemine göre jeopolitik gelişmeler kaynaklı olarak bir miktar arttı. Zayıf talep koşulları ve üretim artışları ise bu dönemdeki yukarı yönlü hareketi sınırlayan faktörler oldu.

Enerji hariç tarafta ise, endüstriyel metal fiyatlarında gümrük tarifelerinin etkileri ile artışlar gözlemledik. Ekonomilere göre farklılaşan dinamiklere rağmen, faiz indirim süreçleri nisan ayı sonrasında da ülkeler genelinde devam etti.

Bununla birlikte, enflasyon ve büyüme görünümlerine bağlı olarak indirim hızları değişebiliyor. Bu bağlamda, politika faizi beklentileri ve fiyatlamalarında da her iki yönde hareketler görebiliyoruz.

Yüksek borçluluk nedeniyle, son dönemde tahvil getirileri ile ilgili risk algısı göreli olarak arttı. Diğer taraftan, hisse senedi piyasaları küresel ölçekte olumlu bir performans gösteriyor.

Bu çerçevede, portföy tercihlerinin hisse senetlerine yöneldiğini görmekteyiz. Yurt içi görünüme geçmeden önce özetlemek gerekirse, küresel belirsizlik bir miktar azalmakla birlikte küresel ekonomik görünüm ve finansal piyasalar üzerinde etkili olmaya devam ediyor.

Şimdi sizlerle, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin tespitlerimizi paylaşmak istiyorum. Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonundaki dengeli seyir devam ediyor. 2025 yılının ilk çeyreğinde özel tüketimin yıllık büyümesi yavaşladı.

Sıkılaştırma öncesi döneme kıyasla bakıldığında, özel tüketimin büyümeye katkısının belirgin olarak gerilediği görülüyor. Keza net ihracatın yıllık katkısı da artık daha dengeli bir resim sergiliyor.

Talep kompozisyonundaki normalleşme, büyüme verileri çeyreklik bazda incelendiğinde de açıkça görülüyor. İlk çeyrekte özel tüketim gerilerken, ihracatın artması ve ithalatın düşmesi sonucunda net ihracatın büyümeye katkısı pozitif oldu.

Bu çerçevede, yılın ilk çeyreğinde finansal koşullardaki sıkılığın devamı ile yurt içi talep zayıfladı, dış denge ise iyileşti. İkinci çeyreğe ilişkin verilere baktığımızda ise, sanayi üretim endeksindeki artışın yavaşladığını görüyoruz.

Tipik oynaklık sergileyen sektörler dışlandığında ise, sanayi üretimi çeyreklik bazda sınırlı olarak geriledi. Hizmet üretim endeksi de ilk çeyrekteki yükselişi sonrasında mayıs ayı verilerine göre ikinci çeyrekte sınırlı olarak azaldı.

Benzer bir eğilimi, inşaat üretim endeksinde de görüyoruz. Özetle, ikinci çeyrekte üretim göstergeleri genel olarak ılımlı seyretti.

İlgili bir gösterge olarak, imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı da ikinci çeyrekte yataya yakın seyretti. Oran, temmuz ayında ise bir önceki aya ve önceki çeyrek ortalamasına göre geriledi. Buna göre, sanayide kapasite kullanımı son bir yıldır geçmiş dönem ortalamasının altında seyrediyor.

İşgücü piyasasına bakıldığında, manşet işsizlik oranı ikinci çeyrekte bir miktar artmakla birlikte halen geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında.

Öte yandan, geniş tanımlı göstergeler içerdikleri farklı dinamiklere bağlı olarak yüksek seviyesini koruyor. Bu çerçevede, ilan başına başvurulara dair derlediğimiz veriler de bir artışa işaret ediyor. Burada, 2018 yılındaki sıkılaştırma dönemine yaklaşan bir görünüm mevcut.

İşgücü piyasasını değerlendirirken, bahsettiğim göstergeleri de kapsayan ve daha geniş kapsamlı olan bir veri setine bakmak önemli. Nitekim işsizlik oranı gibi temel göstergelerle diğer işgücü göstergeleri zaman zaman farklı sinyaller verebiliyor.

Grafikte, birçok işgücü piyasası göstergesinden yararlanılarak oluşturulan ve bütüncül bir görünüm sunan Bileşik İşgücü Piyasası Endeksini görüyorsunuz.

Endekste görülen bir artış yıllık bazda işgücü piyasasında sıkılaşmaya, azalış ise gevşemeye işaret ediyor. Buna göre endeks, işgücü piyasasında sıkılığın, işsizlik oranının ima ettiğinden daha az olduğunu gösteriyor. Endekse dair detaylar için, ilgili kutu çalışmamızı inceleyebilirsiniz.

İkinci çeyrekte, yurt içi talepte ivme kaybı sürdü. Perakende satışlar, altın hariç tutulduğunda daha ılımlı seyrediyor. Nitekim, endeksin altın hariç artışı ikinci çeyrekte önceki çeyreğe kıyasla yavaşladı. Bu grafikte ise hem perakende satış hacmine hem de hanehalkı nihai tüketimi içinde mallara yapılan harcamalara, trendden arındırıp bakıyoruz.

Öncelikle, bu serilerde 2024 sonrasında gözlenen ayrışmanın, kapsam farklılıkları ve fiyat etkisinden arındırmada kullanılan deflatör farklılaşması gibi nedenlerden kaynaklandığını not düşmek isterim. Grafiği incelediğimizde ise, sıkılaştırma sonrasında mal tüketiminin, trendinin altına gerilediğini görüyoruz. Perakende satışlarda da ivme kaybı devam ediyor. Altın hariç olarak ise bu görünüm daha da belirgin.

Kartla yapılan harcamalar ikinci çeyrekte artıktan sonra temmuz ayında da sınırlı olarak yükseldi. Trendden sapma olarak baktığımızda da veriler, kartla yapılan harcamalardaki söz konusu ivme kaybını teyit ediyor.

Blog sayfamızda paylaştığımız gibi, son yıllarda tüketicilerin ödeme tercihlerindeki dönüşüm dikkate alınarak kart kullanım eğilimine göre düzeltilmiş veriler özel tüketimin seyriyle daha uyumlu. Bu verileri kullandığımızda, tüketim harcamalarındaki ivme kaybını daha net görüyoruz.

İktisadi Yönelim Anketi verileri de parasal sıkılaştırmanın etkisiyle iç talepte gerçekleşen dengelenme ile uyumlu. Nitekim, imalat sanayi firmalarının kayıtlı iç piyasa siparişlerinin, geçmiş dönem ortalaması etrafında seyrettiğini görüyoruz.

Talebe ilişkin veriler bir bütün olarak, ikinci çeyrekte talep koşullarının enflasyonu düşürücü etkisinin arttığını gösteriyor. Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, yılın ilk çeyreğinde nötre yakın negatif bir seviye ima ediyor.

Yılın ikinci çeyreğinde de negatif bölgede ilerleyen bir çıktı açığı görünümü var. Dolayısıyla, finansal koşullardaki sıkılığın devamı ile talep koşullarının, bu dönemde dezenflasyonist patikayla daha uyumlu hareket ettiğini görüyoruz. Yılın geri kalanında da bu görünümün korunacağını öngörüyoruz.

İktisadi faaliyet kapsamında, son olarak cari açığa da kısaca değinmek isterim. Cari açık ikinci çeyrekte bir miktar artmakla birlikte iç talep görünümü ile uyumlu bir şekilde ılımlı seyretti.

Detaylara bakılacak olursa; son dönemde ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklere ve zayıf seyreden küresel talebe rağmen, ihracat artışını sürdürdü.

İlk çeyrekte gerileyen ithalat ise ikinci çeyrekte arttı. Bu gelişmede, söz konusu belirsizliklere bağlı olarak öne çekilen talebin de etkisi oldu. Euro-dolar paritesindeki yükseliş ise, dış ticaret ve hizmetler dengesine olumlu yansıdı.

Temmuz ayına ilişkin geçici veriler, dış ticaret dengesinde iyileşmeye işaret ediyor. Bu görünüm altında, cari açığın millî gelire oranının ikinci çeyrekte yüzde 1,3 civarında olduğunu tahmin ediyoruz.

2025 yılında bu oranın uzun dönem ortalamalarının altında kalmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Diğer taraftan, cari açık üzerinde enerji fiyatları ve küresel ticaret politikaları kaynaklı yukarı yönlü riskler canlılığını koruyor.

Yurt içi iktisadi faaliyete ilişkin özet değerlendirmemin ardından, şimdi dikkatlerinizi enflasyon gelişmelerine çekmek istiyorum. 2024 haziran ayında başlayan dezenflasyon süreci, finansal piyasalardaki oynaklıklara ve jeopolitik gelişmelere karşın kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Tüketici enflasyonu temmuz ayında yüzde 33,5’e gerileyerek 2024 mayıs ayındaki zirveye kıyasla 42 puanlık önemli bir düşüş kaydetti. Ağustos öncü verileri de bu eğilimin devam ettiğine işaret ediyor. Son Rapor döneminden bu yana enflasyon, tahmin ettiğimiz orta noktanın üzerinde olmakla birlikte, öngördüğümüz tahmin aralığında gerçekleşti.

Enflasyon son 3 ayda üst üste piyasa beklentilerinden düşük gerçekleşse de, hizmet sektöründeki atalet öngördüğümüzden yüksek seyrederek, tahminler üzerinde risk oluşturmaya devam ediyor. Ana eğilim göstergeleri, nisan ayında finansal piyasalardaki gelişmelerin etkisiyle kısmi bir yükseliş kaydetmişti. Takip eden aylarda ise göstergelerde ılımlı bir seyir izledik.

Ana eğilim temmuz ayında öngörülerimizle uyumlu olarak döneme özgü unsurlarla geçici olarak yükseldi. Bu gelişmede, zamana bağlı fiyat belirleme eğilimi yüksek hizmet kalemlerindeki fiyat artışları öne çıktı. Grafikte gördüğünüz üç aylık hareketli ortalamaları incelediğimizde ise, kademeli yavaşlama eğiliminin sürdüğünü görüyoruz.

Öte yandan, yıllıklandırılmış ana eğilimi hesapladığımızda, takip ettiğimiz altı göstergenin ortalaması, yüzde 27’nin altına işaret ediyor. Tahmin performansı görece daha iyi olan medyan enflasyon ise ana eğilimin yüzde 25 civarında olduğunu ima ediyor. Bu seviyeler tüketici enflasyonu olan yüzde 33,5 ile karşılaştırıldığında, bize dezenflasyonun süreceğini gösteriyor.

Daha önce belirttiğim gibi, ağustos ayı öncü verileri de ana eğilimde kademeli yavaşlamanın devamına işaret ediyor. Alt gruplar bazında baktığımızda, kademeli bir yavaşlama sergileyen hizmet enflasyonu, temmuz ayında haberleşme, sağlık, kira gibi zamana bağlı fiyat belirleme eğilimi yüksek alt kalemlerin etkisiyle bir miktar yükseldi.

Temel mal enflasyonu ise, nisan sonrası dönemde kur gelişmelerinin etkisiyle bir miktar yükselse de bu durum geçici oldu.

Gıda grubunda, zirai don hadisesine rağmen enflasyonda yavaşlama görüyoruz. Zirai don, meyve fiyatlarını yılın ilk yarısında olumsuz yönde etkilese de sebze fiyatlarındaki olumlu seyir bu durumu kısmen dengeledi. Bu dönemde diğer gıda grubundaki yavaşlama da destekleyici oldu.

Enerji grubunda ise son dönemde maktu vergi ve yönetilen fiyat gelişmelerinin yanı sıra jeopolitik gelişmelerle yükselen küresel enerji fiyatlarının etkilerini izledik.

Bu bağlamda ana gruplara dair detaylara bakacak olursak; hatırlayacağınız üzere, emtia fiyatları küresel ticaret ve büyümeye yönelik beklentilerle mart ayında gerileme eğilimine girmişti. Dolayısıyla yılın ikinci Enflasyon Raporu’nda ham petrol başta olmak üzere emtia fiyat varsayımlarımızı aşağı yönlü güncellemiştik.

Ancak, haziran ayında gerçekleşen jeopolitik gelişmeler bu görünümü tersine çevirdi. Sunumumun ilk kısmında da belirttiğim gibi, uluslararası emtia fiyatları, petrol başta olmak üzere enerji grubu öncülüğünde yükseldi.

Gıda fiyatlarında ise iklim koşulları etkili olmaya devam ediyor. Son aylarda artan sıcaklıklara paralel olarak bazı bölgelerde kuraklığın belirginleştiğini görmekteyiz.

Bitkisel üretim tahminleri gerek zirai don hadisesi gerekse artan sıcaklıklara bağlı olarak rekolte kayıplarına işaret etmekte. Belirginleşen kuraklığın önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü riskleri artırdığını değerlendiriyoruz.

Alt gruplar karşılaştırıldığında, en yüksek yıllık enflasyon hizmet grubunda. Diğer taraftan, son bir yıllık dönemde hizmet enflasyonunun belirgin bir azalış gösterdiğini de eklemek gerekir.

Bu gruptaki dinamikleri incelediğimizde, zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi yüksek olan kalemlerin hizmet enflasyonunun ataletini artırdığını görüyoruz.

Nitekim, ilk 7 aydaki birikimli enflasyona baktığımızda; eğitim ve kira kalemleri öne çıkıyor. Eğitim hizmetleri enflasyonu, yılın ilk 7 ayında özel okul ücret gelişmelerine istinaden güçlü seyretti. Önümüzdeki iki ayda da özel üniversite ücretlerine bağlı gelişmelerin etkisini takip edeceğiz.

Eğitim grubunu kira kalemi takip ederken, talep koşullarına duyarlı hizmet kalemlerinde daha ılımlı bir seyir kaydedilmekte. Lokanta ve oteller buna bir örnek teşkil ediyor. Bu noktada, kira enflasyonu üzerinde ayrıca durmak istiyorum.

Mevsimsel etkilerden arındırılmış veriler, aylık kira enflasyonunda son dönemde yüzde 4 civarında yatay bir seyre işaret ediyor.

Sağdaki grafikten görüldüğü üzere, yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim, yüzde 63,6 ile mevcut yıllık kira enflasyonunun yaklaşık 15 puan altında bir seyir ima ediyor. Bu durum, bize kira enflasyonunun gerilemeye devam edeceğini gösteriyor.

Gerek Perakende Ödeme Sistemi mikro verileri gerekse konut değerleme raporları üzerinden takip edilen verilerin işaret ettiği kira artış oranları bu aşağı yönlü görünümü teyit ediyor.

Bununla beraber, kira enflasyonunun, deprem ve kentsel dönüşüm gibi konut sektörüne özgü arz yönlü unsurların da etkisiyle, öngördüğümüzden daha dirençli bir seyir gösterdiğini not etmemiz gerekiyor.

Kiralardaki dirençli seyir, hizmetlere kira ve kira dışı olarak bakıldığında da net bir biçimde görülüyor. Kira dışında kalan hizmetlerde, yıllık enflasyon aşağı yönlü belirgin ayrışırken ana eğilim de kademeli bir yavaşlama eğilimi içerisinde.

Bu grupta yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim ise yüzde 37’ler seviyesinde. Her zaman vurguladığımız gibi, dezenflasyon sürecinde, enflasyon beklentilerinin seyri de büyük önem arz ediyor.

Yılın ilk iki Enflasyon Raporu dönemiyle kıyasladığımızda, enflasyon beklentilerinin tüm sektörlerde gerilediğini izliyoruz. Yansıda, piyasa katılımcılarının farklı vadelerdeki enflasyon beklentilerine de yer veriyoruz. Buna göre, enflasyondaki düşüşün kademeli bir şekilde sürmesi bekleniyor.

Ancak beklentiler iyileşse de halen enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyrediyor. Bu yönüyle beklentiler, dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ediyor. Bu görünüm ise para politikasındaki sıkı ve kararlı duruşumuzu korumayı gerekli kılıyor.

Para politikası

Şu ana kadar özetlediğim verilerin ve gelişmelerin verdiği net bir mesaj var: Sıkı para politikamızı sürdürmeye ve sonuçlarını da kademeli bir şekilde almaya devam ediyoruz. Dolayısıyla konuşmamın bu bölümünde, para politikası duruşumuz hakkında bilgiler sunacağım.

Sunumda belirttiğim gibi enflasyon görünümünde bir iyileşme kaydettik. Bu görünüm altında temmuz ayında, para politikasında gerekli sıkılığı koruyacak şekilde, politika faizini 3 puanlık bir indirimle yüzde 43 düzeyine çektik.

Sıkı para politikası duruşumuz, dezenflasyon sürecinin devamını sağlayacak. Ayrıca, ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımı makroihtiyati tedbirlerle destekliyoruz.

Bunun yanında likidite koşullarına göre etkin bir likidite yönetimi uygulamaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi, sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere kullandığımız araçlar 3 ana grupta toplanıyor:

Mevduata yönelik düzenlemeler ile TL mevduatın payını artırmayı ve KKM’yi kademeli olarak sona erdirmeyi hedefliyoruz. Kredi büyümesine yönelik düzenlemeler ile kredi talebindeki dalgalanmaların önüne geçiyoruz.

Ve likiditeye ilişkin adımlarımız ile sistemdeki fazla Türk lirası likiditeyi yönetiyoruz. Son dönemde, rezerv pozisyonumuzdaki iyileşme ile birlikte TL likidite seviyesi arttı. Bu dönemde, oluşan fazla likiditeyi depo alım ihaleleri ve ters swap işlemleri ile sterilize ediyoruz.

Diğer taraftan, para piyasaları faizlerindeki oynaklıkları sınırlandırmak amacıyla, likidite dağılımını göz önünde bulundurarak repo ihaleleriyle fonlama da sağlıyoruz. Uyguladığımız likidite yönetimiyle para piyasalarında faizler, son dönemde politika faizine yakın seviyelerde gerçekleşiyor.

Bu noktada sizlerle, para politikamızın aktarımında kritik rol oynayan finansal koşullara dair son gelişmeleri paylaşmak isterim. Son verilere göre, bileşik bazda mevduat ve ticari kredi faizleri yüzde 53, tüketici kredisi faizleri yüzde 62 civarında oluşuyor.

Bu bağlamda, politika faiz indiriminin, mevduat ve kredi fiyatlamalarına beklentilerimizle uyumlu ölçüde yansıdığını söyleyebilirim. Temmuz PPK kararı sonrasında, temmuz ayının ilk haftasına göre tüketici kredisi faizleri 5,3 ve ticari kredi faizleri yaklaşık 5,5 puan geriledi.

Para politikası duruşumuz ve makroihtiyati çerçeve sayesinde; mevduat faizlerinin seviyesi, TL’ye geçişi ve tasarrufları desteklemeye devam ediyor. Bireysel kredi büyümesi, ikinci çeyrekten itibaren ivmelenen kredi kartı harcamaları kaynaklı olarak hızlandı.

Daha önce belirttiğim gibi, kredi kartı bakiye gelişmelerinde, tüketicilerin nakitle ödeme yönteminden kartla ödemeye geçmesinin de etkisi bulunuyor. Bireysel kredilere kredi kartı hariç bakıldığında ise daha ılımlı bir büyüme patikası gözlenmekte.

Tüketici kredilerinin, iç talepteki dengelenmeyi destekleyecek bir seyirde devam etmesi büyük önem taşımakta. Ticari tarafta ise; TL kredi büyümesi, istisna krediler hariç bakıldığında aylık büyüme sınırları ve kredi talebiyle uyumlu bir seyir izliyor.

TL ticari kredi büyümesinin yaklaşık yarısı istisna tutulan alanlardan geliyor. Bilindiği üzere, yabancı para kredilerdeki aylık büyüme sınırını da, parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla yüzde 0,5’e indirmiştik.

YP kredi büyümesindeki yavaşlama, bununla uyumlu olarak belirginleşmiş durumda. KKM tarafında ise, şubat ayında tüzel kişi hesapları için yeni açılış ve yenilemeleri sonlandırmıştık. Mevcut durumda, kalan gerçek kişi bakiyesi 12 milyar dolar seviyesinde.

Bakiyenin azalması ile birlikte KKM hesaplarının yenileme ve açılma işlemlerini bu yıl sonlandırabileceğiz. Son dönemde TL mevduata olan talep güçlü olup TL payı finansal piyasalardaki oynaklık öncesindeki değerinin üzerinde seyrediyor.

Nitekim TL mevduatın payı yüzde 60 ile tarihsel ortalamasına yakın bir seviyede ilerliyor. Yatırım fonlarını da dahil ettiğimizde bu görünüm değişmiyor. KKM bakiyesinin azalmış olması da Türk lirası mevduat payını artırarak parasal aktarım mekanizmasını güçlendiriyor ve merkez bankası bilançosu üzerindeki riskleri azaltıyor.

Tarife belirsizliğinin azalmasıyla birlikte, diğer gelişmekte olan ülkelere benzer şekilde mayıs ayında ülkemize sermaye girişleri tekrar başladı.

Yurt dışı yerleşiklerin pozisyonlanmalarına baktığımızda nisan ayından sonraki iyileşmenin özellikle temmuz ayında belirginleştiğini görüyoruz.

Brüt rezervler, 2024 yılı mart ayındaki 124 milyar dolar seviyesinden 50 milyar dolar artışla 8 Ağustos’ta 174 milyar dolara ulaştı. Swap hariç net rezervler ise bu dönemde 114 milyar dolar artışla 50 milyar dolara yükseldi.

Sergilediğimiz kararlı sıkı para politikası duruşu, piyasalardaki risk ve oynaklık göstergelerinde de iyileşmeye katkı sağladı. Bu duruşumuzu, enflasyonu ve enflasyona dair belirsizlikleri azaltacak şekilde sürdürdükçe risk göstergelerindeki olumlu eğilimin devam edeceğini düşünüyoruz.

Orta vadeli tahminler ve ara hedefler

Özetlediğim ve tahminlerimizin arka planını ortaya koyan iktisadi görünümün ardından şimdi de sizlerle yeni orta vadeli tahmin iletişim stratejimizi paylaşmak isterim. Bu Enflasyon Raporu itibarıyla, orta vadeli tahminlerin sunulmasına ilişkin çerçevede bir değişikliğe gitme kararı aldık.

Detaylara girmeden önce, yeni yaklaşımımızda kullanacağımız iki ana kavramın altını çizmek isterim: Enflasyon Raporlarımızda açıklayacağımız “tahminler” ile taahhüt ve çıpa işlevi görecek olan “yıl sonu odaklı ara hedeflerimiz”.

Bir diğer ifadeyle, bundan böyle, veri akışına bağlı olarak revize edebileceğimiz “enflasyon tahminlerimizin” yanı sıra, rapor dönemleri arasında olağanüstü gelişmeler olmadığı sürece değiştirmeyeceğimiz “ara hedeflerimizle” karşınıza çıkacağız.

Bu ara hedefler, orta vadede enflasyonun yüzde 5’e gittiği dezenflasyon sürecinde, daha kısa bir vadede ulaşılması taahhüt edilen yıl sonu enflasyon düzeyleridir. Bu bağlamda, ara hedefler içsel para politikası patikasını belirlerken referans olarak alınacaktır. Böylece, kontrol ufku içerisinde enflasyonun ara hedeflere yakınsaması sağlanacaktır.

Bu noktada para politikası kararlarının enflasyona nihai etkisinin en yüksek seviyeye ulaştığı döneme işaret eden ‘kontrol ufku’ kavramının önemini de hatırlamakta fayda var. Para politikasının gecikmeli etkileri de düşünüldüğünde Türkiye için kontrol ufkunun şu andan itibaren 12 ila 24 ay arasındaki dönem olarak tanımlayabiliriz.

Bu ve benzeri detaylar eşliğinde ele aldığımız yeni çerçevemizi, Raporumuz’da yer alan ilgili Mercek Altı’nda detaylarıyla inceleyebilirsiniz. Enflasyon tahminlerimizin ve ara hedeflerimizin detaylarına geçmeden önce, tahminlerimize baz oluşturan temel varsayımlarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Konuşmamın başında da belirttiğim gibi, son dönemde küresel ticarette tarife oranlarının açıklanmasıyla azalan belirsizlik, küresel büyüme beklentilerini sınırlı bir miktar iyileştirdi. Bu nedenle, dış talebe ilişkin varsayımlarımızı yukarı yönlü güncelledik.

Jeopolitik gerilimlerle tırmanan emtia fiyatlarına bağlı olarak, ham petrol ve ithalat fiyatlarına dair varsayımlarımızı ise yukarı yönlü güncelledik. Öte yandan gıda fiyatları varsayımımız bir önceki Rapor’a kıyasla 2025 yılı için sabit kaldı. 2026 yılı için ise yukarı güncellendi.

Tahminlerimizi ve ara hedeflerimizi oluştururken, fiyat istikrarı sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruşu sürdüreceğimizi esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eşgüdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık.

Bu çerçevede, 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 25 ile yüzde 29 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2026 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 13 ile yüzde 19 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Küresel belirsizliklerin azalmasının ve enflasyonun daha düşük seviyelere gelmesinin etkisiyle tahmin aralığını önceki Rapor dönemine göre daralttık.

Biraz önce bahsettiğim gibi, bu değerler daha önce de sizlerle paylaşmakta olduğumuz enflasyon tahminlerimizi ve ilgili aralıkları yansıtıyor. Bu Rapor’da farklı olarak, enflasyon ara hedeflerimizi de sizlerle paylaşacağım.

Önceki raporlarda 2025 yıl sonu enflasyon tahminimiz olan yüzde 24 değerini, 2025 yılı ara hedefimiz olarak koruyoruz. 2026 ve 2027 yılları için ise enflasyon ara hedeflerimizi sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak belirledik.

Enflasyonun 2027 yılında yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngörüyoruz. Geçtiğimiz dönemde enflasyon tahminlerimizde bir değişim olması durumunda güncellemenin kaynaklarını sizlerle paylaşıyorduk.

Bu Rapor’dan itibaren ise, bu iletişimi yıl sonu enflasyon gerçekleşmesinin “ara hedeften farklılaşması” durumunda yapacağız. Bir farklılaşma olması halinde sapmanın kaynaklarını, takip eden yılın ilk Enflasyon Raporunda sizlerle paylaşacağız.

Öte yandan geçtiğimiz Raporda, 2026 yılı ‘enflasyon tahminini’ yüzde 12 olarak paylaşmıştık.  Yeni yaklaşımımız çerçevesinde, 2026 yılı “enflasyon ara hedefini” yüzde 16 olarak belirledik.

Aradaki 4 puanlık farkın detaylarına baktığımızda, daha yüksek gıda fiyatları varsayımının ara hedefi 0,9 puan yukarı çektiğini görüyoruz. Ara hedef üzerinde, enflasyon ana eğilimi ve ataleti 1,9 puan; büyük oranda petrol fiyatı varsayımındaki güncellemeye bağlı olarak da TL cinsi ithalat fiyatları 1,2 puan yukarı yönlü etki yaptı.

Dezenflasyon sürecinde, ara hedeflerimize ulaşmak için sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Para politikasında aldığımız önlemler ile yurt içi talebin dezenflasyonist seviyelerde seyretmesi, bizim için en kritik hususlardan biri. Atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyeceğiz.

Temkinli duruşumuzun sürmesiyle, enflasyonun önümüzdeki dönemde istikrarlı olarak gerileyeceğini öngörüyoruz. Nitekim para politikasındaki kararlı duruşumuz; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edecek.

Beklentilerin düşüş eğilimini sürdürmesi ve hizmet enflasyonundaki düşüşün de devam etmesiyle birlikte, enflasyonun ana eğilimindeki gerileme 2025 yılının geri kalanında da sürecek. Maliye politikalarının eşgüdümü de bu sürece katkı sağlayacak.

Özetlemek gerekirse; para politikasındaki sıkı duruşumuzu, fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz.  Politika faizini, öngördüğümüz dezenflasyon sürecinin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirliyoruz. Bu süreçte enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimi ve enflasyon beklentilerini göz önünde bulunduruyoruz.

Politika faizine ilişkin atılacak adımları ve bunların büyüklüğünü, enflasyon görünümü odaklı, ihtiyatlı ve toplantı bazlı bir yaklaşımla aldığımızın altını bu vesileyle çizmek isterim. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörmemiz durumunda, tüm para politikası araçlarını etkili bir şekilde kullanacağız.

Bu toplantımızda da yeniden vurgulamak isterim ki; fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için ön koşuldur. Dezenflasyon sürecinde, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Keten Tohumunun Yedi Sağlık Faydası

Küçük, kahverengi, ten rengi veya altın renkli keten tohumu (Linum Usitatissimum), en az 6.000 yıldır tüketilmektedir, bu da onu ilk yetiştirilen süper gıdalarından biri yapmaktadır.

Haber Merkezi / Keten tohumu, mineraller, lif ve iltihap önleyici omega-3 yağ asitleri (somon gibi balıklarda bulunan türle aynı olmasa da) açısından zengin olduğu için oldukça besleyicidir.

Keten tohumunun diğer birçok faydasının yanı sıra hormonal dengeyi desteklemeye yardımcı olan lignanlar adı verilen antioksidan maddeleri de sağlar.

İşte keten tohumunun başlıca sağlık yararları:

Zengin Besin İçeriği:

Omega-3 Yağ Asitleri: Alfa-linolenik asit (ALA) bakımından zengindir, kalp sağlığını destekler ve iltihaplanmayı azaltır.
Lif: Çözünür ve çözünmez lif içeriği sindirimi düzenler, kabızlığı önler ve bağırsak sağlığını iyileştirir.
Protein ve Mineraller: Magnezyum, fosfor, manganez ve B1 vitamini içerir.

Kalp Sağlığı: Omega-3 ve lignanlar (bitkisel antioksidanlar) kötü kolesterolü (LDL) düşürür ve kan basıncını dengelemeye yardımcı olur. Düzenli tüketim, kalp hastalığı riskini azaltabilir.

Sindirim Sağlığı: Yüksek lif içeriği bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlığı önler. Bağırsak florasını destekleyerek sindirim sistemini güçlendirir.

Hormonal Denge: Lignanlar, östrojen benzeri etkileriyle hormon dengesini destekler. Özellikle menopoz semptomlarını hafifletebilir. Polikistik over sendromu (PCOS) gibi durumlarda faydalı olabilir.

Cilt ve Saç Sağlığı: Omega-3 yağ asitleri cildi nemlendirir, iltihaplanmayı azaltır ve akne gibi sorunları hafifletebilir. Saç köklerini besleyerek saç dökülmesini azaltabilir.

Kilo Kontrolü: Lif ve sağlıklı yağlar tokluk hissini artırır, böylece aşırı yemeyi önler. Metabolizmayı destekleyerek kilo yönetimine yardımcı olur.

Kanser Riskini Azaltma: Lignanlar, özellikle meme ve prostat kanseri riskini azaltmada potansiyel rol oynar. Antioksidan etkisiyle hücre hasarını önler.

Kan Şekerini Dengeleme: Lif içeriği kan şekerinin ani yükselmesini önler, diyabet yönetiminde yardımcı olabilir.

Nasıl Tüketilir?

Öğütülmüş Form: Keten tohumu bütün halde sindirilemez, bu yüzden öğütülmüş olarak kullanın. Yoğurt, smoothie, salata veya çorbalara ekleyebilirsiniz.

Günlük Doz: 1-2 yemek kaşığı yeterlidir. Aşırı tüketim (günde 50 g üzeri) sindirim sorunlarına yol açabilir.

Keten Tohumu Yağı: Salatalarda kullanılabilir, ancak ısıtılmamalıdır.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Aşırı tüketim ishale veya karın ağrısına neden olabilir.
Kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsanız, omega-3 içeriği nedeniyle doktora danışın.
Alerji riskine karşı az miktarla başlayın.
Taze saklayın; öğütülmüş keten tohumu buzdolabında hava geçirmez kapta tutulmalı, çünkü çabuk oksitlenebilir.

Keten tohumunu düzenli ve dengeli bir şekilde beslenmenize eklemek, genel sağlığı desteklemek için etkili bir yoldur. Ancak herhangi bir sağlık sorununuz varsa, doktorunuza danışarak tüketmelisiniz.

Paylaşın

Yüzdeki Siyah Noktaları Doğru Şekilde Temizlemek İçin İpuçları

Genellikle burun, alın ve çenede görülen siyah noktalar (komedonlar), yağ bezlerinin aşırı çalışması ve ölü deri hücrelerinin ciltte birikmesi sonucu oluşmaktadır.

Haber Merkezi / İşte bu siyah noktaları doğru şekilde temizlemek için ipuçları:

Cilt Temizliği: Günde iki kez (sabah-akşam) yağsız, nazik bir temizleyiciyle yüzünüzü yıkayın. Salisilik asit veya benzoil peroksit içeren temizleyiciler gözenekleri temizler.

Peeling: Haftada 1-2 kez salisilik asit veya glikolik asit içeren kimyasal peeling ürünleri kullanın. Bu, ölü deri hücrelerini uzaklaştırır.

Fiziksel peeling (granüllü scrub) yerine kimyasal peeling tercih edin, çünkü fiziksel peeling cildi tahriş edebilir.

Buhar Uygulaması: Yüzünüzü sıcak su buharına tutarak gözenekleri açın (5-10 dakika). Ardından nazikçe temizleyin. Buhardan sonra gözenek sıkılaştırıcı tonik kullanın.

Kil Maskeleri: Bentonite veya kaolin kil içeren maskeler yağı emer ve gözenekleri temizler. Haftada 1-2 kez uygulayın.

Siyah Nokta Bantları: Burun bantları gibi ürünler geçici olarak siyah noktaları temizler, ancak düzenli bakım olmadan etkili değildir.

Retinoid Kremler: Retinol veya adapalen içeren ürünler gözenek tıkanıklığını azaltır ve cilt yenilenmesini hızlandırır. Gece kullanın ve güneş kremi ile destekleyin.

Nemlendirme: Yağsız, komedojenik olmayan nemlendiriciler kullanın. Nemlendirme, cildin fazla yağ üretmesini önler.

Beslenme ve Hidrasyon: Şekerli ve yağlı gıdalardan kaçının. Omega-3, çinko ve C vitamini açısından zengin besinler tüketin. Günde 2 litre su için.

Yaşam Tarzı: Yastık kılıfınızı haftada bir değiştirin, yüzünüze temas eden eşyaları temiz tutun. Yüzünüze sık dokunmaktan kaçının.

Profesyonel Tedaviler:

Kimyasal peeling: Dermatolog kontrolünde daha güçlü peelinglerle siyah noktalar azalabilir.

Mikrodermabrazyon: Gözenekleri temizler ve cildi pürüzsüzleştirir.

Lazer tedavisi: Kalıcı sonuçlar için tercih edilebilir.

Önemli Notlar:

Siyah noktaları sıkmayın, bu cilde zarar verebilir ve enfeksiyona yol açabilir.

Yeni ürünleri kullanmadan önce cilt testi yapın.

Kalıcı veya ciddi siyah nokta sorunlarında dermatoloğa danışın, altta yatan hormonal veya cilt problemleri olabilir.

Paylaşın

Göz Altındaki Koyu Halkalardan Kurtulmanın Yolları

Göz altı morlukları, genellikle yorgunluk, uykusuzluk veya stresten kaynaklansa da genetik, yaşlanma, alerji veya yetersiz beslenme gibi nedenlerden de kaynaklanabilir.

Haber Merkezi / İşte bu sorunu hafifletmek için bazı etkili yöntemler:

Yeterli Uyku: Günde 7-8 saat kaliteli uyku, koyu halkaların azalmasına yardımcı olur. Uyku düzenine dikkat edin ve başınızı hafif yüksekte tutarak uyuyun, bu sıvı birikimini azaltabilir.

Hidrasyon: Günde en az 2 litre su içmek cildin nem dengesini korur ve koyu halkaların görünümünü azaltabilir.

Soğuk Kompres: Soğuk çay poşetleri (özellikle yeşil çay), salatalık dilimleri veya soğuk kaşık uygulaması kan damarlarını daraltarak şişlik ve koyu halkaları hafifletebilir. 10-15 dakika uygulayın.

Cilt Bakımı: K vitamini ve retinol içeren kremler: Kan dolaşımını iyileştirir ve cildi güçlendirir.

C vitamini serumları: Cilt tonunu eşitleyip aydınlatabilir.

Güneş kremi: UV ışınları cildi inceltebilir, bu yüzden SPF 30+ kullanın.

Beslenme: Antioksidan açısından zengin gıdalar (yaban mersini, ıspanak, somon) ve demir içeren besinler (kırmızı et, mercimek) tüketin. Tuz tüketimini azaltmak sıvı tutulmasını önler.

Alerji Kontrolü: Alerjiler göz altındaki damarların belirginleşmesine neden olabilir. Alerji testi yaptırarak tetikleyici faktörlerden kaçının.

Makyaj ve Kamuflaj: Kapatıcılar (somon veya şeftali tonlu) koyu halkaları anında gizler. Renk düzeltici kullanmadan önce nemlendirici uygulayın.

Tıbbi Tedaviler:

Lazer tedavisi: Pigmentasyonu azaltabilir.
Dolgu enjeksiyonları: Göz altındaki çukurları doldurarak koyu halkaların görünümünü azaltır.
Kimyasal peeling: Cilt tonunu düzenler.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Stresi azaltmak için yoga veya meditasyon yapın. Sigara ve alkol tüketimini sınırlayın, çünkü bunlar cildi olumsuz etkiler.

Eğer koyu halkalar kalıcıysa veya şiddetleniyorsa, bir dermatolog veya doktorla görüşmek altta yatan sağlık sorunlarını (örn. demir eksikliği, tiroid problemleri) tespit etmek için faydalı olabilir.

Hangi yöntemin sizin için en uygun olduğunu belirlemek için cilt tipinize ve yaşam tarzınıza uygun çözümleri deneyin.

Paylaşın

Macar Tavuk Paprikaş, Malzemeleri, Hazırlanışı

Macar tavuk paprikaş, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 kg tavuk but veya göğüs (kemiksiz veya kemikli, tercihe göre)
2 orta boy soğan (ince doğranmış)
2 yemek kaşığı sıvı yağ veya tereyağı
2-3 yemek kaşığı tatlı Macar paprikası (kırmızı toz biber)
1 çay kaşığı acı paprika (isteğe bağlı, baharatlı seviyorsanız)
1 kırmızı biber (doğranmış, isteğe bağlı)

2 domates (rendelenmiş veya 1 yemek kaşığı salça)
1 su bardağı tavuk suyu veya su
1 su bardağı ekşi krema (veya yoğurt, daha hafif bir seçenek için)
1 yemek kaşığı un (sosun kıvamını artırmak için)
Tuz ve karabiber (damak tadına göre)
Taze maydanoz (servis için, isteğe bağlı)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Tavuğu yıkayın, kurulayın ve orta büyüklükte parçalara kesin, tuz ve karabiberle hafifçe tatlandırın.

Geniş bir tencerede yağı ısıtın, soğanları ekleyip orta ateşte yumuşayana kadar (yaklaşık 5-7 dakika) kavurun. Ateşi kısın, tatlı ve (isteğe bağlı) acı paprikayı ekleyin, hızlıca karıştırın (paprika yüksek ateşte yanabilir, dikkat edin), hemen ardından rendelenmiş domates veya salçayı ekleyin, karıştırın.

Tavuk parçalarını tencereye ekleyin ve her tarafını sosla kaplayacak şekilde karıştırın, kırmızı biberi de bu aşamada ekleyebilirsiniz. Tavuk suyunu veya suyu ilave edin, tencerenin kapağını kapatın, ateşi kısın ve tavuklar yumuşayana kadar yaklaşık 30-40 dakika pişirin, kemikli tavuk kullanıyorsanız süre biraz uzayabilir.

Küçük bir kapta ekşi kremayı ve unu pürüzsüz olana kadar çırpın, tenceredeki sıcak sostan 2-3 yemek kaşığı alıp kremaya ekleyerek temperleyin (böylece krema kesilmez), bu karışımı tencereye yavaşça ekleyin ve sos koyulaşana kadar 5-10 dakika daha pişirin. Tuz ve karabiberle tadını ayarlayın, sos kıvamlı ve kremsi olmalı.

Paprikaşı, geleneksel olarak nokedli (Macar usulü yumurtalı hamur) veya haşlanmış patatesle servis edin, alternatif olarak pilav veya makarna da uygundur, üzerine taze maydanoz serpin.

Püf Noktaları:

Paprika Kalitesi: Orijinal lezzet için kaliteli, tatlı Macar paprikası kullanın. Baharatı yüksek ateşe maruz bırakmayın, yanarsa acı bir tat verebilir.

Ekşi Krema: Eğer ekşi krema yoksa, süzme yoğurt veya krema kullanabilirsiniz, ancak yoğurt daha hafif bir tat verir.

Baharat Ayarı: Acı paprika eklemek isterseniz, miktarını damak tadınıza göre ayarlayın.

Saklama: Artan yemek buzdolabında 2-3 gün saklanabilir, tekrar ısıtıldığında lezzeti korunur.

Besin Değeri (Yaklaşık, 1 porsiyon):

Kalori: 400-500 kcal (kullanılan tavuk ve krema türüne bağlı)
Protein: 30-35 g
Yağ: 20-25 g
Karbonhidrat: 10-15 g

Paylaşın