Arıkan’dan Fon Vurgunu Tepkisi: Her Bir Kuruş Sorumlulardan Tazmin Edilmelidir

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada kamuoyunda tartışılan fon soruşturmasına geniş yer verdi. Arıkan, kayıpların vatandaşın cebinden karşılanmaması gerektiğini belirterek, sorumluların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, konuşmasına Yeni Yol Grubu’na katılan Yeniden Refah Partisi Konya Milletvekili Ali Yüksel’i tebrik ederek başladı. İstanbul’da yaşanan okul saldırısında hayatını kaybeden Eslem Sare Bulut’a rahmet, yaralı öğrencilere acil şifa dileyen Arıkan, Ankara Pursaklar’da uygulama noktasında bir araçtan açılan ateş sonucu şehit olan polis memuru Ahmet Türkoğlu’nu da andı.

Yeni yasama döneminde Meclis kürsüsünü “milletin kürsüsü” haline getireceklerini söyleyen Arıkan, Anadolu’da vatandaşlardan dinledikleri sorunları Meclis gündemine taşımaya devam edeceklerini ifade etti.

Türkiye’nin farklı kesimlerinin farklı sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Arıkan, iktidarın anlattığı Türkiye ile vatandaşın yaşadığı Türkiye arasında fark bulunduğunu savundu.

Fon soruşturmasına ilişkin sert eleştirilerde bulunan Arıkan, yaşananların basit bir ihmal olarak değerlendirilemeyeceğini öne sürdü.

Arıkan, “Fon vurgunu bir ihmalin değil, örgütlü, organize bir yapının eseridir” dedi. Yaşananların yalnızca fondaki paranın kaybıyla sınırlı olmadığını belirten Arıkan, “Bu milletin umudu, güveni, geleceği çalındı” ifadelerini kullandı.

Fonlardaki kayıpların telafi edilebileceğini belirten Arıkan, asıl önemli meselenin vatandaşın ve devlete olan güvenin yeniden tesis edilmesi olduğunu söyledi.

Kayıpların kamu kaynaklarıyla karşılanmasına karşı çıkan Arıkan, “Milletin sol cebinden çalınanları, milletin sağ cebinden alınanlarla ödemek gibi bir hataya asla düşmemeliyiz” diye konuştu.

Arıkan, fondaki kayıpların sorumlularından, parayı götürenlerden ve sürece dahil olan kişilerden tahsil edilmesi gerektiğini savundu.

Fon soruşturmasının bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini belirten Arıkan, sürece ilişkin sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, “Bu fon işinde kim tuttu, kim kesti, kim pişirdi, kim yedi, kim ‘Hani bana?’ dedi? Bunların hepsi tek tek ortaya çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.

İktidar tarafından daha önce yapılan “Ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilecek” açıklamasını da hatırlatan Arıkan, bazı isimlerin soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmadığını savundu. Meclis Genel Kurulu’nda fon iddialarının araştırılması yönündeki girişimlerin sonuçsuz kalmasını da eleştiren Arıkan, “Siz neden bu fon vurgununun aydınlatılmasını istemiyorsunuz?” diye sordu.

Soruşturmayla ilgili yargı sürecinin işletilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, sorumluların yalnızca görevlerinden ayrılmasının yeterli olmayacağını söyledi.

Arıkan, “Kimse ‘Ayağım kaydı’, ‘Şeytana uydum’, ‘Affımı talep ediyorum’ diyerek yargıdan kaçamaz” dedi. Paranın iade edilmesinin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını belirten Arıkan, sorumluların hakim karşısına çıkarılması gerektiğini ifade etti.

Arıkan, fon soruşturması üzerinden dini değerlerin tartışma konusu yapılmasına da karşı çıktı. Hesap sorulacaksa paranın izinin sürülmesi, denetim mekanizmalarının neden işlemediğinin araştırılması ve siyasi ilişkilerin incelenmesi gerektiğini belirten Arıkan, dini değerlerin suçlama konusu yapılmaması gerektiğini söyledi.

Arıkan, “Dini değerleri kullanarak insanları aldatmak, İslam değil, İslam’ın istismarıdır” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında siyasi transferleri de eleştiren Arıkan, iktidarın milletvekili, belediye başkanı ve para transferlerine önem verdiğini savundu.

Arıkan, “İktidar üç transferi çok seviyor: Bir, milletvekili transferi. İki, belediye başkanı transferi. Üç, para transferi” dedi. Bu durumun milli iradeyi “kapalı kapılar arkasında kurulan bir siyaset borsasına” dönüştürdüğünü ileri sürdü.

Arıkan, staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının taleplerine de değindi. Bu kişilerin çalışma hayatında emek verdiğini belirten Arıkan, staj ve çıraklık dönemlerinin emeklilik hesabında dikkate alınması gerektiğini savundu.

Arıkan, bu dönemler için borçlanma hakkı tanınması, eksik primlerin tamamlanması ve sigorta başlangıcının buna göre düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Sigara, şekerli içecekler ve atıştırmalıklara yönelik yeni vergilerle “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” oluşturulmasının gündemde olduğuna değinen Arıkan, yeni vergilere tepki gösterdi.

Sigara ve obeziteyle mücadele edilmesi gerektiğini belirten Arıkan, bunun yolunun her soruna yeni bir vergi getirmek olmadığını söyledi.

“AKFON” önerisi

Arıkan, Saadet Partisi iktidarında “AKFON” adıyla “Adalet ve Kalkınma Fonu” kuracaklarını açıkladı. Haksız şekilde elde edildiğini belirttiği gelirlerin geri alınacağını söyleyen Arıkan, bu fonda biriken kaynağın emeklilere ikramiye olarak dağıtılacağını ifade etti.

Arıkan, “Bu iktidar döneminde haksız yere elde edilen her bir kuruşun hesabını soracağız” dedi.

Türkiye’de siyasetin kapsamlı bir değişime ihtiyacı olduğunu savunan Arıkan; siyasetin para ile arasına mesafe koyması, nepotizm, iltimas, kayırmacılık ve çifte standarttan arınması gerektiğini belirtti.

Konuşmasının son bölümünde Mekke Savunma İttifakı’na da değinen Arıkan, Türkiye’nin bölgesel bir cepheleşmenin askeri tarafına dönüşmemesi gerektiğini söyledi. “Bir masada arabulucu, öteki masada muharip taraf olunamaz” diyen Arıkan, bölgenin yeni cephelerden ziyade barış ve ortak güvenlik anlayışına ihtiyacı olduğunu ifade etti.

Arıkan, konuşmasının sonunda siyasi partilere yolsuzluk, adaletsizlik ve yoksullukla mücadelede ortak hareket etme çağrısı yaptı. Siyasi ahlakın güçlendirilmesi, liyakatin esas alınması, yoksulluğu azaltacak ekonomik politikaların uygulanması ve devlet imkanlarının herhangi bir siyasi partinin imkanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan’dan Fon Krizi Çıkışı: Sorumlular Adalet Önünde Hesap Vermeli

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, kamuoyunda tartışılan fon soruşturması ve sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul olmak üzere ilgili kurumların denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirip getirmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Babacan, konuşmasında Borsa İstanbul’un bilgi işlem altyapısına ilişkin geçmişte yapılan çalışmaları hatırlatarak, “Dünyanın en gelişmiş NASDAQ’ın bilgi işlem altyapısını getirdik, Borsa İstanbul’la kurduk. Üstelik kaynak kodlarıyla beraber kurduk. Sistemi bilelim, daha da geliştirelim diye. Bütün veriler elinizde. İhbarlar gelmiş. Kanun size her türlü müdahale yetkisini de vermiş” ifadelerini kullandı.

Denetim mekanizmalarının neden zamanında harekete geçmediğini soran Babacan, SPK yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Babacan, “Elinizi, kolunuzu tutan mı oldu? Elinizi, kolunuzu kim tuttu arkadaş?” diye konuştu.

Fon Kurulu toplantısına da değinen Babacan, kurulun siyasi sorumluluğunun açık şekilde ortaya konulması gerektiğini savundu. Kararların kimler tarafından alındığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirten Babacan, sorumluluğun farklı kurumlar arasında dağıtılmaması gerektiğini ifade etti.

Babacan, söz konusu olayın uzun süre devam etmesinin ancak siyasi iktidar ve bürokrasi içerisinden sağlanan destekle mümkün olabileceğini öne sürdü. Bu kapsamda, iddialarda adı geçen yapıların siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini söyledi.

“Herkes adalet önünde hesap vermeli”

Soruşturmanın sonucuna bakılmaksızın sorumluların adalet önünde hesap vermesi gerektiğini belirten Babacan, mağdurların zararlarının karşılanması çağrısında bulundu.

Babacan, 2001 bankacılık krizinin ardından kötü niyetli banka sahiplerinden kamu alacaklarının tahsil edildiğini hatırlatarak, benzer şekilde fon soruşturmasında da kaçırıldığı belirlenen paraların tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Kamu kaynaklarının, siyasi ve bürokratik sorumluları korumak veya yaklaşan seçim sürecinin etkilerini azaltmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini savunan Babacan, Hazine ve Maliye kaynakları ile Merkez Bankası kaynaklarına dikkat çekti.

Babacan, olayın ortaya çıkmasının ardından başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere gözetim ve denetimden sorumlu kurumların yöneticilerinin görevden alınması gerektiğini ifade etti.

Ekonomide ve sermaye piyasalarında güven unsurunun önemine dikkat çeken Babacan, bağımsız yargı denetiminin yanı sıra Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM denetiminin de işletilmesi gerektiğini belirtti.

Meclis’te araştırma komisyonu kurulması çağrısı yapan Babacan, yaşananların bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini söyledi.

Fon Kurulu’nun yapısını da eleştiren Babacan, çok sayıda kişiden oluşan bir kurul yerine, kriz ve çözümleme sürecini yönetecek 5 ila 7 kişilik uzman bir ekibin oluşturulmasını önerdi.

Babacan, “Bu işin teknik uzmanları lazım” diyerek, sürecin uzmanlık gerektirdiğini ifade etti.

Fon soruşturmasının yalnızca belirli yatırımcıları değil, sermaye piyasasının genelini etkilediğini savunan Babacan, şirket hisselerine yatırım yapanların ve halka açık şirketlerin ortaklarının da değer kaybı nedeniyle mağdur olduğunu söyledi.

Yüksek risk, yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamının 86 milyon vatandaşı etkilediğini belirten Babacan, sermaye piyasalarında kaybedilen güvenin yeniden oluşturulmasının uzun zaman alabileceğini ifade etti.

Babacan, SPK tarafından yapılan ve elde edilen haksız kazançların iadesine yönelik çağrıyı da eleştirdi. Yatırımcılardan fazla kazandıklarını düşündükleri paraları belirli bir hesaba yatırmalarının istenmesini eleştiren Babacan, bunun hukuki açıdan yeterli bir yaklaşım olmadığını savundu.

Babacan, “Bu hırsızlığa teşviktir. Bu bundan sonraki dolandırıcılıkların devamına teşviktir” ifadelerini kullanarak, haksız kazançların tespit edilmesi ve hukuki süreçler işletilerek tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan’dan İran’dan Türkiye’ye Göç Uyarısı

İsrail – İran savaşına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “1979’da İran Devrimi sırasında 2 milyon insan Türkiye’ye sığındı. Benzer bir senaryo tekrarlanabilir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de katıldığı bir programda, İran-İsrail Savaşı’na ve olası rejim krizine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu:

“İran’da zaten bir değişim talebi yükseliyor. Şimdi halkta çok ciddi bir değişim talebi var. Evet bir devrim oldu İran’da. Ama devrimin üzerinden 45-46 sene geçti. Dolayısıyla bir değişim talebi var. İran’ın kendini yenilemesi gerekiyor gerçekten. Bu çok önemli. Ama bu yenilenmenin içeriden olması lazım ve dost ülkelerin de tavsiyesiyle dost ülkelerle de biraz belki istişarelerle olması lazım. Yani ilham kaynağı olarak görebilecekleri ülkelerle de böyle istişareyle.

İran’ın istikrarsızlaşması bir sefer Türkiye için kötüdür. Bakın, hatırlayalım o İran devriminde o günkü nüfusa göre Türkiye’ye 2 milyon göç olmuştur. 79’da 2 milyon insan göçmüştür Türkiye’ye. Yani İran’da yeniden bir istikrarsızlık, yeniden Allah korusun bir iç çatışma ilk ve en çok etkilenen ülke biz oluruz yani, biz bunu istemeyiz. Şimdi diyorlar ki ‘biz Ayetullah Hameney’yi öldüreceğiz.’ Hemen bir haftada yenisini seçerler yani.

Sistem değişmez ki. Dolayısıyla bu rejim değiştirmek, dışarıdan savaşarak İran’ı reforma etmek böyle bir şey yok yani. Çünkü İran halkı onurlu bir halktır. Şii kültürü çok farklıdır. Bu Şii kültürünü Batılılar anlamaz asla. Bizim Sünni kültüründen de çok farklıdır. Yani önce onların o kültürünü bir iyi anlamak, tanımak lazım. Davranış şekillerini iyi bilmek lazım ve her ülke olduğu gibi İran halkının da onurunu koruyan bir çıkış lazım.

“Amerika ile İran’ın anlaşma ihtimali sıfır”

Şimdi Amerika’yla İran’ın bir masaya oturtursanız onların anlaşma ihtimali sıfır. Zaten o ilk müzakere masası kuruldu ya 67 gün önce. Evet. Biz dedik ki bunun bu masada çözülme ihtimali ancak 3’te 1’dir. Savaş çıkma ihtimali 3’te 2’dir dedik. Biz derken kim? Kendi dış politika ekibimiz. Çok yetkin bir dış politika ekibimiz var bizim. Büyükelçilerden oluşan, genç uluslararası siyaset bilen arkadaşlarımızdan oluşan çok sağlam bir ekibimiz var.

Orada hemen değerlendirdik dedik bu masanın başarı şansı 1 bölü 3’tür. 2 bölü 3’te bu savaşa gider diye ve bizim 2 bölü 3 ihtimal verdiğimiz savaş gerçekleşti. Bugün yine müzakere masası kurulabilir ama İran’la Amerika’yı baş başa bırakarak asla. Yani her iki tarafın da güvendiği muteber ve tarafsız birkaç ülkenin de artık o masaya oturması lazım ki bu iş masada çözülsün. Ve tekrar ediyorum bu müzakere masasının İran için bir onurlu çıkış masası olması lazım. İran’a diz çöktürme masası olmaması lazım.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidara Kanal İstanbul’a İlişkin Altı Soru

Yeni Yol Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirterek, iktidara 6 soru yöneltti.

Davutoğlu, sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını, Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, konuşmasında hem İstanbul’un karşı karşıya olduğu risklere hem de iktidarın Kanal İstanbul ısrarına sert sözlerle tepki gösterdi.  23 Nisan’da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki Marmara Depremi’ni bir ‘uyarı’ olarak niteleyen Davutoğlu, “Kanal İstanbul, kalan İstanbul’u da yok edecek” dedi.

Konuşmasına, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayamayan emekçilere destek mesajı vererek başlayan Davutoğlu, özellikle Altındağ Belediyesi işçilerinin karşılaştığı baskı ve hak ihlallerini örnek gösterdi. Enflasyonun işçi ve emekli gelirlerini ciddi biçimde erittiğine dikkat çeken Davutoğlu, “4492 TL’lik kayıpla karşı karşıya kalan kamu işçileri ve 134.2 milyar TL toplam gelir kaybı yaşayan çalışan kesim için ne bayram kaldı ne huzur” dedi.

Davutoğlu, konuşmasının büyük bölümünü İstanbul ve Kanal İstanbul projesine ayırdı. 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremi “ilahi bir uyarı” olarak nitelendiren Davutoğlu, bu sarsıntının İstanbul’un sessiz çığlığı olduğunu söyledi: “Geçen hafta İstanbul bir kez daha feryat etti. Dedi ki: ‘Beni hırpaladınız, daha fazla yormayın! Benim doğama vurduğunuz her darbe, sizin de sonunuzu getirir.’”

Davutoğlu, 1999 depreminin ardından rahmetli Mimar Turgut Cansever’in öncülüğünde oluşturulan bir uzmanlar grubuyla İstanbul için bir eylem planı hazırladıklarını hatırlattı. “Bugün o raporun yeniden değerlendirilmesi bir zorunluluktur” diyen Davutoğlu, İstanbul’un plansız nüfus artışı ve kent estetiğinden yoksun yerleşimlerle dayanılmaz bir yük altında olduğunu vurguladı.

Kanal İstanbul’a ilişkin 6 kritik soru

Başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirten Davutoğlu, iktidara şu 6 soruyu yöneltti:

İstanbul’un ada haline gelmesi durumunda savaş, deprem veya terör riskine karşı nasıl korunacağı stratejik olarak analiz edildi mi?
Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’nden doğan haklarımızı nasıl etkileyecek?
Tatlı su kaynakları olan Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Barajı ve Terkos’un akıbeti ne olacak?
Zaten kirlenen Marmara Denizi, kanal inşası sonrası nasıl korunacak?
Kuzey ormanlarının ekosistemi nasıl korunacak?
Yeni yerleşim alanlarının yaratacağı nüfus baskısı İstanbul’u nasıl etkileyecek?

Davutoğlu, bu sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını belirttiği konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, bu konuyu 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu 27 sayfalık raporda da gündeme getirdiğini, İstanbul’un adaya dönüşmesiyle birlikte savaş ve afet senaryolarında ağır güvenlik zaafları doğabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

“Bir savaşta Boğaz ve Kanal üzerindeki köprüler tahrip edilirse, 16 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul, kara bağlantısı kopmuş bir ada olur” diyen Davutoğlu, benzer bir felaketin büyük bir depremde de yaşanabileceği uyarısını yineledi.

Erdoğan’ın son günlerdeki “yapı stokunu birlikte dönüştürelim” çağrısını olumlu bulduğunu belirten Davutoğlu, bu çağrının gereğinin yapılabilmesi için tüm kesimleri kapsayan toplumsal bir mutabakat önerdi.
“Gelin, iktidarlar değişse bile korunacak bir ‘İstanbul Yasası’ çıkaralım” çağrısında bulunan Davutoğlu, imar rantlarının kamusallaştırılacağı yeni bir “İmar Yasası” ile hem şehirlerin korunabileceğini hem de kaynak yaratılabileceğini ifade etti.

Davutoğlu, konuşmasını İstanbul’un sadece bir şehir değil, bir medeniyet sembolü olduğunun altını çizerek tamamladı: “İstanbul’a hükmetmeye kalkmayalım! İstanbul’un önünde diz çökelim ve ders alalım! Mekânları ve şehirleri cansız varlıklar olarak görmeyelim; onlar gönül kulakları açık olanlara konuşur. İstanbul anlayana en büyük Hoca’dır.”

Gelecek Partisi lideri, Kanal İstanbul’a karşı “Kalan İstanbul’u da yok etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek uyarısını yineledi.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan AK Parti’ye “Vekil Transferi” Tepkisi: Size Talimatla El Kaldıracak Kuklalar Lazım

Yeni Yol Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, milletvekili transferleri üzerinden AK Parti’yi eleştirerek, “Onlar ‘iktidarımızı sürdürebilmek için 360’ı bulmamız gerekiyor, talimatla el kaldıracak kuklalar lazım’ mesajı iletiyor. Bir yekun içinde yazılmayı içlerine sindirenler sizin olsun” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Grubu’nun grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçen hafta burada bir ay içindeki üç kritik eşikten bahsetmiştim. Birincisi 23 Şubat iktidar partisinin kongresi, ikincisi Sayın Bahçeli’nin girişiminin nihai tarihi gibi görülebilecek 21 Mart Nevruz, üçüncüsü ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanlığı adaylığı için yapacağı ön seçimin tarihi olan 23 Mart. İktidar partisinin kongresi ülkemizde siyasetin ahlaki değerler bağlamında ne kadar çölleştiğini açık bir şekilde ortaya koydu.

Sözün tükendiği günlerden geçiyoruz. Bu kongre ile verilen mesajları ve bizim cevaplarımızı kamuoyunun vicdanına sunmak istiyorum. Biz aylardır dünyanın ülkemizin merkezinde bulunduğu büyük bir krizin içinden geçmekte olduğunu, bu süreçte her tür geçmiş ihtilafı geride bırakarak milletimizin istikbali ve devletimizin bekası için istişareye ve katkı yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Yüz yüze görüşme taleplerimize cevap alamadığımız için başta Trump yönetiminin seçilmesinden önce ve sonra Suriye, Filistin ve Irak’taki muhtemel gelişmeler olmak üzere görüşlerimizi Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Bahçeli’ye ve Sayın Dışişleri Bakanına mektuplarla ilettik.

Onlar bu kongre ile ‘bizim iktidarımızı sürdürebilmemiz için 360’ı bulmamız gerekiyor; bize yeni vizyon, ufuk, fikir ve istişare değil, bu sayıyı temin etmek üzere talimatla el kaldıracak kuklalar lazım’ mesajı iletiyorlar. Bu mesaja bizim cevabımız net ve açıktır. ‘Bir yekun içinde yazılıp çizilmeyi içlerine sindirenler sizin olsun; bize ‘durun kalabalıklar diyecek Elif gibi dik ve omurgalı siyasetçiler yeter.’ Sadece sayılardan ibaret olan robotlar sizin olsun, bize ‘olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan’ şahsiyetler yeter.

Onlar bu kongre ile ‘bize siyasi ahlak ilkelerinden bahsetmeyin, elimizdeki güç ile herkesi kendimize benzetiriz; bize katılanları da ilkesizliğe mahkûm ederiz’ mesajı gönderdi. Bu mesaja da cevabımız net ve açıktır. Biz asla size benzemeyeceğiz. Asla size benzemeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun kendimiz kalacak, kendi inandığımız değerleri yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğiz. Siz ilkesizlik ve korku imparatorluğu ile siyasi iklimi çölleştirebilirsiniz, biz bu çöllere dahi muhabbet ve değer tohumları ekmeye devam edeceğiz. Sizin çölünüze razı olanlar sizin olsun, çöle bıkmadan usanmadan ahlak tohumları ekenler bize kalsın.

Onlar bu kongre ile ‘biz ideolojilerinden, siyasi görüşlerinden bağımsız olarak ister muhafazakâr ister seküler ister milliyetçi ister liberal olsun herkesi kendimize ram, otoriter düzenimize köle ederiz; kimse bize direnemez, muhafazakarlara nas der, milliyetçilere tarihi dizi izletir, sekülerlere yeni anayasa masalları okur, hepsini de mevki makam ve güç ile aldatır, dediğimizi yaptırırız’ diyor. Bizim cevabi mesajımız yine açık ve nettir. Bundan sonra saflaşma ideolojiler temelinde değil, şahsiyetler temelinde olacaktır.

Kur Korumalı Mevduat ile Nas’ın hoyratça çiğnenmesine razı olan muhafazakârlar, ‘Aptal olma’ mektubuna sessiz kalan milliyetçiler, düşünce suçluları ile doldurulan hapishanelerden rahatsız olmayan çağdaş sekülerler sizin olsun. Biz insan onuru ile taçlanmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde buluşan şahsiyetli ve demokrat muhafazakârlar, milliyetçiler ve sekülerlerle yeni bir Türkiye inşa etmeye hazırız. Ve nihayet bana şahsi bir mesajın da iletilmekte olduğunun farkındayım. Siz sembolik bir adımla Şehir Üniversitesinin onurlu mirasını da yıpratmak üzere bir hamle yaptınız. Bu yolla ‘biz en iddialı karşıtlarımızı bile hizaya sokar, iddialarını unutturur ve kendimize hizmetkar ederiz’ mesajıyla beni yıldıracağınızı sanıyorsunuz.

Ben sizi tanıyorum ama siz beni tanımamışsınız; Niyetinizi biliyorum ve bu mesaja cevabım da açıktır. Yılmadım, yılmıyorum, yılmayacağım. Hakkı söylemeye devam edeceğim. Tek başıma kalsam dahi savunduğum değerler adına güzel bir örnek olma çabasını sürdüreceğim. Bütün bu çileli yolculukta başım öne hiç eğilmeyecek. Küçük menfaatler için bu yolculukta bizi yalnız bırakanlar, hırs ile geçici makamlara oturanlar, korku ile köşelerine çekilenler utansın. Biz bu yola gemilerimizi yakarak çıktık; arkada bir sandalımız dahi yok ki korkalım; gemileri olanlar korksun.

Ey iktidar sahipleri. Hani bugünlerde öldükten sonra şu şekilde veya bu şekilde anılmak istiyorum diyorsunuz ya. Bilin ki tek tek şahsiyetlerini yok ettiğiniz kişileri transfer ederek yozlaştırdığınız gücü ebedi hale getirmeye çalışmak sizin hayırla anılmanıza vesile olmayacaktır. Siz, insan onurunu ayaklar altına alan yasaklarla, insanı insana kul eden yoksullukla, kul hakkını yok ederek insanı barbar bir talancıya dönüştüren yolsuzluklarla anılacaksınız.

“İki tarihi uyarıda bulunmak istiyorum”

İki tarihi uyarıda bulunmak istiyorum. Birinci uyarım iktidar partisinin MKYK’sına seçilen üyelerine. Yeni göreviniz hayırlı olsun. Ben benim de geçmişte başında bulunduğum ve şu anda ülkemizi yöneten partinin yöneticilerinin başarılı olmasından rahatsız olmam. Size önce küçük bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Elinize sizin de içinde bulunduğunuz şimdiki MKYK listesini alın yanına da AK Parti’nin 1. MKYK listesini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişten önceki son liste olan 12 Eylül 2O15’deki 5. Olağan Kongredeki MKYK listesini alın ve karşılaştırın. Şunu göreceksiniz. 75 kişilik listede 1. Kongre’den sadece bir kişi… Hayati Yazıcı kalmıştır. O da Beştepe’deki sorumsuz tam yetkili danışmanların AK Parti üzerindeki vesayetinin sözcüsü olan hikmeti kendisinden, gücü Soros dahil şaibeli mahfillerden menkul birinin verdiği ayarla tweetini silmek zorunda kalmıştır.

Kendi başbakanları aleyhine hiçbir gerekçe göstermeden yetki sınırlamak üzere imza toplayan ve önce ‘düşük profilli başbakanlık sistemine’ sonra da ülkemize giydirilmiş bir deli gömleği olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi sağlayan 5. MKYK’dan ise sadece 9 isim kalmıştır. Düşük profilli başbakan da TV kanallarında ‘başbakanı devirmek için örgütlendik’ diyerek çeteci vesayeti itiraf eden eski İçişleri Bakanı da, Merkez Bankası’ndan 128 milyar doları buharlaştırdıktan sonra instagram mesajı ile istifa eden Hazine ve Maliye Bakanı da bu listede kendilerine yer bulamamışlardır. O gün talimatla imza atan 47 üyenin 38’i de da zamanla tasfiye edilmişlerdir.

Heyecanla göreve başlayan MKYK üyelerine sesleniyorum. Bu tablo tek bir şeyi gösterir. MKYK üyeliği iktidar için bir payanda olmaktan ibarettir. MKYK üyeleri kullanım miatları dolduğunda geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar bir kenara konurlar. Bu bir yenilenme değil, tasfiyedir. Özellikle son üç kongredeki tasfiyelerle AK Parti’nin insan envanteri ve hafızası tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye yoluyla Beştepe’de odaklanan bazı mahfillerin vesayet sistemi olan Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile milliyetçi-muhafazakâr geniş kitlelerin samimi niyetleri ve iradeleri ipotek altına alınmıştır.

Önce üç neslin milli değerler ve demokrasi mücadelesi ile kurulmuş AK Parti’nin kurucu insan unsuru ve yasaklarla, yolsuzluklarla, yoksullukla mücadele başta olmak üzere temel siyasi değerleri tasfiye edilmiş; sonra da otoriter yolsuzluk düzeni ile yeni bir sistem inşa edilmiştir. Bilin ki bu kadro ve değer tasfiyesi tamamlandıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurucu liderleri de devre dışına çıkarılacaktır. Geriye bir kişiyi kontrol etmek üzerinden bütün bir ülkenin kontrol edilebildiği diktatörlüğe dönüşmüş bir iskelet kalacaktır. Korkun, silkinin ve kendinize gelin.

İkinci tarihi uyarım da AK Parti’nin ilk kongresinden bu yana planlı bir tasfiye ile kenara itilen yüzlerce geçmiş MKYK üyelerine, bakanlarına ve milletvekillerinedir. Gittikçe maliyeti ve riski büyüyen bu tablodan hepimiz sorumluyuz. Beş yıl görevdeyken ve parti içinde bulunurken güç yozlaşmasına karşı, AK Parti’den ihraç edildikten ve Gelecek Partisi’ni kurduktan sonra geçen son beş yıldır da parti dışında ve muhalefette ülkeye giydirilmeye çalışılan bu otoriter deli gömleğine karşı kıt imkanlarla elinde gelen mücadeleyi yapmaya çalışan bir kardeşiniz olarak hepimiz adına itiraf ediyor ve çağrıda bulunuyorum.

Ortaya çıkan bu tablodan hepimiz sorumluyuz ve bu sorumluluğun gereğini yapmak üzere harekete geçmek zorundayız. Sahip olduğumuz imkanların cazibesi ya da bunları kaybetmenin korkusu bizi bu sorumluluktan alıkoymamalıdır. Allah, tarih ve millet güç yozlaşması yaşayan bu iktidar kadar bizi de sessizliğimiz dolayısıyla hesaba çekecektir.

Geçmişte AK Parti’de görev yapmış ve bu sorumluluğu paylaşmış olan herkesi siyasi kimlik ve makam ayrımı gözetmeksizin bir araya gelmeye, istişare etmeye ve ortak adımlar atmaya davet ediyorum. Ramazan ayının bereketi bunun için anlamlı bir fırsattır. Kendi adıma söylüyorum. Böyle bir ortak akıl zemini kurulması için hiçbir talebim ve ön şartım yoktur. Gün küçük hesapların değil, milletin gelecek kaygılarına cevap oluşturacak büyük ideallerin, kapsamlı vizyonların ve yeni siyasi iklim kurma çabalarının günüdür.”

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan “AK Parti’yi Boykot Etme” Çağrısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, Erdoğan ve Şimşek’in fahiş fiyatları boykot etme sözlerini hatırlatarak, “Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum” dedi.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, özetle şunları söyledi:

“Bağıranlardan çok yorulduk. 85 milyon insan huzurlu bir nefes almak istiyor. İnşallah çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdüreceğiz. Tekraren milletimize yeni grubumuz hayırlı olsun.

Bizim değişmeyen gündem maddemiz Gazze. Siyonizmin korkulu rüyası milli görüş dimdik ayakta. Emperyalistten de siyonistten de dost olmaz. ABD’nin yeni başkanı Trump daha göreve gelmeden aba altından sopa göstermeye başladı. Öte yandan Türkiye’ye dair çok dostane açıklamalar yapıyor. Eski Başkanlardan Kissenger’ın şu sözünü kayıtlara geçmek istiyorum. ‘ABD’nin düşmanı olmak kötüdür ama ölümcül olan ABD’nin dostu olmaktır.’ demişti. İktidar, ABD ile ilişkilerini tekrar gözden geçirmeli.

Ülkemizde yine aynı gündemleri görüyoruz. Seçilmesine izin verip milli iradeyi yok sayarak kayyum atamak kimseye bir şey kazandırmayacak. İktidar maalesef bugüne kadar olduğu gibi bugün de belediyeleri ya baskıyla ya kayyumla geri alıyor. Beşiktaş Belediye Başkanı’nın başına gelenler Yunus Emre Enstitüsü’nü soyanların başına gelmedi. Hukuk hiç kimse için araç olamaz. Seçileni itibarsızlaştırmayla ülke yönetilemez.

Ekonomiden en çok etkilenen kurum, aile kurumu. Birkaç gündür aile diye nutuklar dinliyoruz ama bu müjdeler aslında tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. İtibarsızlaştırmaya çalışan aile kurumu tüm dünyada tehdit altında. Ülkemizde de ekonomiden en çok aile kurumu etkileniyor. Boşanan sayısı her gün artırıyor, evlenen sayısı her gün azalıyor. İktidarın görmezden geldiği bu sorun nüfus planlamasını bile etkiler hale geldi.

Gençlerimiz iş bulamadığı için evlenemiyor. Evlenenler çocuk sahibi olmaktan kaçıyor. Bunun sonuçlarının nereye götüreceğine bakmak için Japonya’ya, Güney Kore’ye bakmak yeterli. Gençlere 150 bin lira faizsiz kredi verilecek. Adımı doğru buluyoruz ama bu miktar gerçeklikten uzak bir rakam.

“Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak”

Böyle giderse bu ekonomiyi temizleyecek gassal bulmakta zorlanacaklar. Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak. Madem bu kadar kolay da iktidar niye yapmıyor? Çünkü o koltuklarda oturabilmek için faiz lobilerinin desteğine iktidarın ihtiyacı var. Makamların gerçek sahibi aziz milletimizdir. Biz çiftçi Mehmet’in ne beklediğine bakarız. Faiz lobisinin beklediklerine değil mağdur ettiklerine bakarız.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomi tarihi açısından kırılma noktasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Şimşek, vatandaşı fahiş fiyatları boykot etmeye çağırdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nı da sayın Bakan’ı da destekliyoruz. Madem tüm tedbirlere rağmen fiyatlarda değişiklik olmuyor, vatandaş son çare boykot yapmalı.

Fakat iktidarın çağrısında bir konu eksik. Sayın yetkililer neyi boykot edeceğimizi söylemediler. Bu cuma motorin fiyatı 50 lirayı geçecek. Fahiş fiyatlı benzini boykot edelim, sorumlusu iktidar. Kira artışı yüzde 58,51 olmuş. Alınan 22 bin lira maaş kiraya gidiyor, sorumlusu iktidar.

Otoyol ve köprü ücretlerine son 1 yılda yüzde 288 ile yüzde 453 arasında zam yapılmış. Boykot edilmeli, sorumlusu iktidar. Varlık Fonu’ndaki yani iktidarın kontrolündeki Turkcell’in, Türk Telekom’un fahiş fiyatlı tarifelerini boykot edelim. Tarım Kredi Kooperatifi’ndeki fahiş fiyatları boykot edelim… Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Şüphelerimiz Artıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Sorunların çözümü içeride siyasi diyalog dışarıda çok yönlü diplomasidir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülmedi, çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog sürecini önemsiyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhalefet olarak da üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Bu memleket meselesidir. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin farkındayız. Ancak ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.”

Babacan, konuşmasının devamında, “3, 5 ay oldu Bahçeli hemen hemen her hafta bir şey söylüyor ancak Sayın Erdoğan hala sürecin neresinde durduğunu açıklamış değil. Bu yeni süreç Erdoğan’ın adaylığı ve anayasa konusuyla eş zamanlı gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özetle şunları söyledi:

“Bugün Türkiye adına tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Bu salonda kimler var? Sizlere soruyorum; hak ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler burada mı? Yolsuzluğa, yasaklara ‘hayır’ diyenler burada mı? Türkiye’de demokrasi bayrağını düşürmeyenler burada mı? Gazze için ayağa kalkanlar burada mı? Güçlü bir Türkiye isteyenler burada mı? Biz iktidar sopasını ele geçirip, o sopayı kullanmaya çalışanlara da karşıyız.

Garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşıyız. Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. Ülkemizi iki kutuplu halde bırakamayız. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaset zeminini yok etmek istiyor. Çok sesliliğin önünü kapatmak istiyorlar. Bir iktidar tekeli bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar. Bu dayatmalara itirazımız var. Güvenli yeni bir yola ihtiyaç var.

Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır. Unutmayalım; iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur. Parlamenter Sistem’den dönenler de sorumludur. İşte bu sebeple yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu güç birliği ile görelim diyoruz.

Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız. Kuvvetle inanıyorum ki yeni yol yerini bulacak. Ülkemizin gerçek gündemi ekmek kavgasıdır. Siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz. Türkiye yoksullar toplumu haline geldi. Bütün vatandaşlarımızın tamamı yoksulluk derecesine göre değerlendiriliyor.

Zamları gördünüz asgariye yüzde 30. Ama vergide ne yaptılar? En az yüzde 40 oranında arttırdılar. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ekonomist olmanın sonucu bu mu? Alanı ekonomi olmanın sonucu bu mu? Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz? Bu ülkede vaktiyle 34 yıllık yüksek enflasyon sadece iki yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı? Peki bu nasıl oldu? Bunu anlamamışlar. Anlasalardı yapmazlar mıydı? “Ben imza attım enflasyon düştü” demiyor muydu? Hadi at o imzayı da yine düşsün.

Bugün Türkiye, dünyadaki en yüksek faize sahip olmasına rağmen en yüksek enflasyonlu altıncı ülke. Erdoğan ne demişti? “Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyon ve kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti. Nasıl hesap ederseniz edin. En yüksek faizinin ödendiği bütçe Sayın Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e sev edilip geçen 2023 yılı bütçesidir.

OECD ülkelerinde en berbat olan ülke biziz. ‘Ev gençleri’ diye bir şey oluştu. Böyle bi r şey olabilir mi? TÜİK’in alışveriş sepetini neden kapatıyorsunuz? Merkez Bankası ne kadar döviz alıyor, satıyor? Neden açıklamıyorsunuz.

Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinesi koydu. Kumarhane açmak yasak ama kumar oynamak serbest. Yasal olsun yasa dışı olsun ne fark eder. Yasal olandan yandaşlar kazanıyor, yasal olmayanlardan bir başkaları…

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşlara indi artık. Organize suç örgütleriyle toplum iç içe geçmiş durumda. Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük sayısı. Gelişen ülkelerde zenginken yaşlanan toplumlar vardır. Türkiye’de ise insanlar yoksulluktan yaşlanıyor.

Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten çok uzak. Hükümetin kontrolünde olan kanallarda aile kültürümüzün en büyük tehdidi o dizi senaryolarıdır. Bu kanallar aile yapımızın temeline dinamit koyuyorsa…

Sayın Erdoğan, torununun uyarısı üzerine Paris Olimpiyatları’nın açılışına gitmedi. Peki bu kanallar için kendisini uyaran bir Allah’ın kulu yok mu? Kaçamaz… Sorumluluktan kurtulamaz. Ülkemizdeki sorunların çözümü demokratik siyasettir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimini önemsiyoruz. Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Süreci takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin de farkındayız.

“Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil”

Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil. Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var… Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor… Ancak, Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil. Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, bizim şüphelerimiz artıyor.

Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez. Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.

Şimdi çok değer verdiğim gençlere seslenmek istiyorum: Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var. Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin. Biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz. Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız. Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz. Bugün, burada, üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğini başlattık.

Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur. Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin en önemli yapı taşlarıdır. İşte teşkilatlarımız eyleme geçmek için burada ve hazır. Şöyle bir soralım… Arkadaşlar hazır mısınız? Hazır mısınız? Evet hep beraber buradayız ve hazırız.

Sevgili Deva Partililer, Gelecek Partililer, Saadet Partililer; Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki… Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz. Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız. Önce gönülleri kazanacağız, sonra destek talip edeceğiz.

Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza tekrar huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için; Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor, herkesi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

“Yeni Yol”un Hedefi Belli Oldu: Parlamenter Sistem

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ile kurdukları “Yeni Yol” grubunun ortak amacının “parlamenter sistem” olduğunu söyledi.

Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti. Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirtti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bir grup gazeteciyle sohbet toplantısında bir araya geldi. BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; Babacan, önümüzdeki süreçte nasıl bir yol yürüyeceklerine ilişkin soruları yanıtladı.

Babacan, üç siyasi partinin kurumsal kimliklerini koruma koşuluyla oluşturulan Yeni Yol’un ilk grup toplantısında, üç partinin genel başkanlarının söz alacağını, daha sonra dönüşümlü olarak grup toplantılarında genel başkanların konuşma yapacağını ifade etti.

Babacan’ın verdiği bilgiye göre Yeni Yol’un grup başkanı Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Bülent Kaya olurken, grup başkanvekilliklerini DEVA Partisi’nden Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Gelecek Partisi Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ üstlendi. Yeni Yol grubunun ilk genel başkanı DEVA Partili Cemal Mümtaz Akıncı oldu.

Babacan, genel başkanın ve grup yönetiminin, her yıl Ocak ayında başka bir partiden birer yıllığına seçileceğini söyledi.

AKP hükümetlerinde AB’den sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Babacan, Yeni Yol grubunun oluşum biçimini, Avrupa Parlamentosu ve AB ülkelerindeki uygulamalara benzediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinden sonra, seçim yasasında yapılan değişiklikle, siyasi parti ittifaklarının yasal alt yapısının oluşturulduğuna dikkat çeken Babacan, şunları söyledi:

“Diğerleri siyasi kararlarla, siyasi birliklerle gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu seçim öncesinde yapılan iş birliği modellerine biz şimdi yeni bir tanesini de eklemiş oluyoruz. Bu da ortak grup. Aslında AP ve AB’ye üye ülkelere baktığınızda grup farklı. Partilerin bir araya gelip oluşturduğu yapılara aslında grup deniyor. Dolayısıyla bizde şu anda yasal altyapı buna müsait değil. Biz ne yapabiliriz diye çalıştık ve ortak bir parti tüzel kişiliği oluşturalım ve ortak parti tüzel kişiliği altında milletvekillerimiz meclis çalışmalarını yürütsünler.”

Ortak grup için geçen Eylül ayı sonunda görüşmelere başladıklarını ifade eden Babacan, ilerleyen süreçte bunun seçim işbirliğine dönüşebileceğini vurguladı.

Babacan, “Partilerin şimdiden yan yana yürümeye başlaması, şimdiden işbirliğinin bu temellerini atıyor olmaları ve bu işbirliğinin genişlemeye açık bir işbirliği olmasını çok önemsiyoruz” dedi.

Yeniden Refah Partisi’nden de gruba bir milletvekilinin katılacağı yönündeki iddiaların anımsatılması üzerine Babacan, üç parti olarak grup çalışmasına başlandığını, ancak yeni milletvekili ve parti katılımlara da kapalı olmadıklarını ifade etti.

Gruba yeni katılımlar konusunda üç partinin mutabakatını arayacaklarını belirten Babacan, “Dolayısıyla bugün için bir karar yok ama prensipte diğer partilerin de katılımına açık bir açık kapı politikası izleyeceğiz. Avrupa Birliği’nde açık kapı politikası vardır, ama üye olmak için mevcut üyelerin hepsinden onay alır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’e de yeni oluşumla ilgili bilgi verdiklerini, ancak bir davetin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ortak grup kurma çalışmaları sürerken, DEVA Partisi’nden üç milletvekili istifa etti. İstifa eden isimlerden Selma Aliye Kavaf ve Burak Dalgın, gerekçe olarak ortak grup çalışmasını gösterdi.

Partisinden istifaları değerlendiren Babacan, parti yönetimi ve teşkilatlarının ortak grup kurulmasına olumlu baktığını ve destek verdiğini vurguladı.

İstifalar konusunda üzgün olduklarını, ancak parti teşkilatlarında kızgınlık da olduğunu vurgulayan Babacan,genel merkez olarak “gidenin arkasından konuşmama” kararı aldıklarını ifade etti.

İstifa eden milletvekillerinin AKP’ye katılmaları halindeki tutumunun sorulması üzerine Babacan, “Öyle bir şey beklemem. Ama öyle bir şey olursa, üzüntüm kat kat artar” görüşünü dile getirdi.

“Yerel seçimlerde her yerde aday çıkardık”

DEVA Partisi’nin büyüyememesi yönündeki eleştirilerin sorulması üzerine de Babacan, yerel seçimlerde her yerde aday çıkardıklarını anımsattı. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü eğer bir siyasi partinin uzun vadeli bir iddiası varsa, yani bu ülkede kalıcı olarak siyaset için biz varız diyorsanız, yani seçim sonuçları öyle olmuş ya da böyle olmuş etkilememesi lazım. Yani seçim sonucu şöyle olmuş, böyle olmuş, yok anketler falan bunlar bizi etkilemiyor. Tabii ki gayret etmemiz lazım, güçlenmemiz lazım.”

Babacan, üç partinin birleşmesi konusunu daha önce konuştuklarını, ancak şu anda böyle ihtimalin zor göründüğünü de ifade etti.

Ali Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti.

Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirten Babacan, parlamenter sistem etrafında kurulan Altılı Masa’daki bazı partilerin, daha sonra fikrinin değiştiğini söyledi.

“CHP’yi mi kastediyorsunuz?” sorusuna ise Babacan, “Hangi CHP, diye sormak lazım. Bir tane değil gibi geliyor bana şu anda” yanıtını verdi. Babacan, sadece CHP değil, Altılı Masa’daki partilerde de “Bu başkanlığın yetkileri çok önemli. Biz iktidara gelince kullanmamız lazım” yaklaşımı sergilediğini söyledi.

Babacan, İYİ Parti’nin Eski Genel Başkanı Meral Akşener’in, seçimlerden sonraki tutumuna ilişkin soru üzerine de şu görüşleri dile getirdi:

“Bilemiyorsunuz ki tabi insanların, biz tabi sadece söyledikleriyle ve yaptıklarıyla ölçüyoruz. Niyetlerini okumak çok zor. Orada da ben ifade ettim yani eğer bu iş olmadıysa en önemli sebeplerden birisi kavgasız, gürültüsüz bu altı parti bu ülkeyi beraberce yönetebilir güvenini oluşturmadık. Bu sözün kime gittiğini anlaşıldı herhalde.”

Paylaşın