Vergi Yükü Neden Hep Aynı Omuzlarda?

Vergi yükünün neden çoğu zaman aynı omuzlara bindiğini anlamak için yalnızca bütçe tablolarına değil, kapitalizmin sınıfsal yapısına da bakmak gerekir. Çünkü bazen bir toplumun vergi sistemi, yalnızca mali politikaların değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin de aynasıdır.

Haber Merkezi / Modern devletin en temel araçlarından biri vergidir. Okulların, hastanelerin, altyapının ve kamu hizmetlerinin finansmanı büyük ölçüde vergi gelirleriyle sağlanır. Ancak şu soru uzun zamandır hem akademik tartışmaların hem de günlük hayatın merkezinde yer alıyor: Vergi yükü gerçekten toplumun tüm kesimleri arasında adil biçimde mi dağıtılıyor? Marksist perspektif bu soruya oldukça eleştirel bir yanıt verir.

Marksist ekonomi politik, devletin ekonomik yapısının sınıfsal ilişkilerden bağımsız olmadığını savunur. Karl Marx ve Friedrich Engels’e göre devlet, kapitalist toplumda çoğu zaman egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir yapı olarak işlev görür. Vergi sistemi de bu yapının önemli araçlarından biridir. Kağıt üzerinde herkes vergi öder; fakat verginin türü ve dağılımı incelendiğinde yükün büyük ölçüde emekçi sınıfların omuzlarında toplandığı görülür.

Günümüzde birçok ülkede vergi gelirlerinin önemli bir bölümü dolaylı vergilerden oluşur. Tüketim üzerinden alınan bu vergiler, gelire bakılmaksızın herkese aynı oranla uygulanır. Bu durum, düşük gelirli bireylerin kazançlarının daha büyük bir bölümünü vergi olarak ödemesi anlamına gelir. Uluslararası ekonomik raporlar, dolaylı vergilerin yüksek olduğu ülkelerde gelir eşitsizliğinin daha da derinleştiğini gösteriyor.

Buna karşılık sermaye gelirleri çoğu zaman daha düşük oranlarda vergilendirilir veya çeşitli muafiyetlerle korunur. Küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük şirketler ise vergi cennetleri, transfer fiyatlandırması ve karmaşık finansal yapıların sunduğu imkanlarla vergi yüklerini önemli ölçüde azaltabilir. Ekonomi literatüründe sıkça tartışılan bu durum, kapitalizmin küresel yapısının vergi politikalarını nasıl etkilediğini açık biçimde ortaya koyar.

Marksist analiz, bu tabloyu yalnızca teknik bir maliye politikası meselesi olarak görmez. Sorunun kökeninde üretim ilişkileri ve sınıfsal güç dengeleri vardır. Sermaye, ekonomik gücü sayesinde yalnızca üretim süreçlerini değil, vergi politikalarını da dolaylı biçimde etkileyebilir. Böylece vergi sistemi, toplumsal eşitsizlikleri azaltmak yerine kimi zaman onları yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşür.

Elbette modern devletler zaman zaman servet vergileri, artan oranlı gelir vergileri ve sosyal transferler gibi araçlarla bu dengesizliği gidermeye çalışır. Ancak küreselleşen sermaye hareketleri, bu politikaların uygulanmasını zorlaştıran yeni bir gerçeklik yaratmıştır. Sermaye mobil hale geldikçe devletler yatırım çekebilmek için vergi oranlarını düşürme baskısıyla karşı karşıya kalır. Bu durum da vergi yükünün yeniden emek gelirlerine kaymasına yol açabilir.

Marksist perspektif açısından mesele yalnızca “kimin ne kadar vergi ödediği” değildir. Asıl mesele, toplumda üretilen değerin nasıl dağıtıldığıdır. Eğer ekonomik sistem, üretimden elde edilen artı değerin büyük bölümünü sermaye lehine biriktiriyorsa, vergi politikaları bu eşitsizliği tek başına ortadan kaldıramaz.

Bu nedenle “vergi adaleti” tartışması aslında daha geniş bir sorunun parçasıdır: Ekonomik sistem, üretilen zenginliği kimler arasında paylaştırıyor? Vergi yükünün neden çoğu zaman aynı omuzlara bindiğini anlamak için yalnızca bütçe tablolarına değil, kapitalizmin sınıfsal yapısına da bakmak gerekir. Çünkü bazen bir toplumun vergi sistemi, yalnızca mali politikaların değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin de aynasıdır.

Paylaşın

Sermaye Kaçar, Emek Öder: Verginin Sınıfsal Gerçeği

Vergi, teoride herkesin gücü oranında katıldığı bir kamu yükümlülüğü olarak sunulsa da pratikte emekçiler için kaçınılmaz bir yük, sermaye için ise pazarlık konusu hâline gelmiştir.

Haber Merkezi / Dolaylı vergilerle derinleşen bu yapı, verginin sınıfsal gerçekliğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.

Vergi, modern devletin en temel gelir kaynağı, aynı zamanda yurttaşlık bağının da en somut göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Ancak bu ideal tanım, pratiğe bakıldığında ciddi biçimde sarsılmaktadır. Çünkü bugün vergi, herkesin “gücüne göre” katıldığı adil bir kamu katkısı olmaktan çok, sınıfsal bir yük paylaşımının aracı hâline gelmiştir. Daha açık söylemek gerekirse: Sermaye kaçmakta, emek ise ödemektedir.

Türkiye’de ve dünyada vergi sistemlerinin yapısına bakıldığında bu durum net biçimde görülür. Vergi gelirlerinin önemli bir kısmı dolaylı vergilerden sağlanmaktadır. Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi harcama üzerinden alınan vergiler, gelir düzeyi ne olursa olsun herkesten aynı oranda tahsil edilir. Bu da düşük ve orta gelirli yurttaşlar için gelirlerinin çok daha büyük bir bölümünün vergiye gitmesi anlamına gelir. Yani vergi, emekçinin cebine doğrudan el uzatır.

Buna karşılık sermaye, uzun süredir vergiden kaçmanın değil, vergiden “kaçınmanın” yollarını ustalıkla kullanmaktadır. Vergi cennetleri, teşvikler, istisnalar, muafiyetler ve karmaşık muhasebe teknikleri sayesinde büyük şirketler ve yüksek gelir grupları, fiilen çok daha düşük vergi yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Üstelik bu durum çoğu zaman yasalar çerçevesinde gerçekleşir. Hukuk, burada adaleti değil, gücü izler.

Devletler ise sermayenin bu hareketliliği karşısında çoğu zaman geri adım atar. “Sermaye kaçar” tehdidi, vergi politikalarının görünmez belirleyicisi hâline gelmiştir. Daha düşük kurumlar vergileri, daha cömert teşvik paketleri, daha esnek denetimler bu korkunun ürünüdür. Sermayeyi ülkede tutmak adına verilen her taviz, aslında vergi yükünün emeğin sırtına biraz daha bindirilmesi anlamına gelir.

Bu noktada vergi artık yalnızca ekonomik değil, politik bir mesele hâline gelir. Kimden ne kadar vergi alındığı, devletin hangi sınıfa yaslandığını açıkça gösterir. Emekten alınan vergi artarken sermayeye alan açılıyorsa, ortada tarafsız bir maliye politikası değil, sınıfsal bir tercih vardır.

Vergi adaletinden söz edebilmek için yalnızca oranlara değil, yapıya bakmak gerekir. Dolaylı vergilerin ağırlığı azaltılmadan, servet ve kâr üzerinden alınan vergiler etkin biçimde uygulanmadan, vergi denetimi gerçek anlamda bağımsız ve güçlü hâle getirilmeden bu adaletsizlik giderilemez. Aksi hâlde “herkes vergisini ödüyor” söylemi, gerçeği örten bir masaldan ibaret kalır.

Sonuç olarak, bugünkü vergi sistemi bize şunu söylüyor: Sermaye için vergi bir pazarlık konusu, emek için ise kaçınılmaz bir kaderdir. Eğer bu kader değiştirilmeyecekse, vergi yalnızca devletin kasasını değil, toplumsal eşitsizliği de büyütmeye devam edecektir.

Paylaşın

Otomobil İthalatına Yeni Ek Vergi

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Avrupa Birliği (AB) ve Serbest Ticaret Anlaşması bulunan ülkeler dışındaki ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatına yeni ek vergiler getirildi.

Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak, bu ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatında, konvansiyonel ve hibrit (plug-in hariç) otomobiller için yüzde 25 veya en az 6 bin ABD doları (hangisi yüksekse), plug-in hibrit otomobiller için yüzde 30 veya en az 7 bin ABD doları (hangisi yüksekse), elektrikli otomobiller için yüzde 30 veya en az 8 bin 500 ABD doları (hangisi yüksekse) ek vergi uygulanacak. Geçiş süreci nedeniyle karar iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Ticaret Bakanlığı, alınan karara gerekçe olarak “Son dönemde dünya ticaretinde artış gösteren ve ülkemizi de yakından etkileyen ticaret savaşları ve artan korumacılık eğilimleri de dikkate alınarak, otomotiv sektörümüzün büyük ölçüde artan ithalatın baskısına ve haksız rekabete karşı gerekli tedbirlerle korunması ihtiyacı ortaya çıkmıştır” açıklamasında bulundu.

Bakanlığın yazılı açıklamasında “Bu çerçevede, artan ithalat baskısı karşısında, yerli üretimin pazardaki payını ve sektörün istihdamını korumak üzere, sektör ve tüketici faydası birlikte dikkate alınmak kaydıyla, binek otomobili ithalatında uygulanan mali yükümlülüklerde, konuyla ilgili tüm kurumlarımızla istişareler ve koordinasyon yapıldıktan sonra yeni bir düzenlemeye gidilmiştir” denildi.

Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararla binek otomobil, kozmetik ve alkollü içecekler dâhil bazı ABD menşeli ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergiler kaldırıldı.

ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergilerin kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Böylece 2018 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren düzenleme yürürlükten kaldırıldı. Buna göre; binek otomobil, kozmetik ve cilt bakım ürünleri, yaprak tütün ile alkollü içeceklerin yer aldığı ABD menşeli ürünlerin ithalatında ek vergi uygulanmayacak.

Ankara, 2018 yazında Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Türkiye’de tutuklu olan ABD’li papaz Andrew Brunson nedeniyle Washington’la yaşadığı gerilim sırasında söz konusu ürünlere ek vergi getirmişti. Alınan karar doğrultusunda bu ürünlerin ithalatında yüzde 100 ek vergi uygulanıyordu.

Bu ek vergiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 80’inci Genel Kurulu’na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD’nin New York kentine gittiği saatlerde kaldırıldı.

Ticaret Bakanlığı alınan kararla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “ABD’nin 2018 yılında çelik ve alüminyum ürünleri ithalatında uygulamaya koyduğu ilave vergiler üzerine, ülkemiz de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları çerçevesinde karşı tedbirler almış ve ABD menşeli bazı ürünlerde ek mali yükümlülük uygulamaya başlamıştı. Söz konusu tedbirler, ilerleyen dönemde tarafların attığı adımlara bağlı olarak güncellenmiş olmakla birlikte, halihazırda belirli oranlarda yürürlükte kalmaya devam etmekteydi.

Süreç aynı zamanda iki ülke arasında DTÖ’de de bir süredir değişik panellerde ve müzakerelerde değerlendiriliyordu. Gelinen aşamada, ABD ile yürütülen ve olumlu ilerleyen müzakereler ve Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması kapsamındaki danışmalar ve panel raporları çerçevesindeki istişareler neticesinde, ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek mali yükümlülükler sona erdirilmiştir.”

Paylaşın

Her 100 Liralık Vergi Gelirinin 22 Lirası Faize Gitti

2025 yılının ilk yedi aylık dönemine, vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 49,6 artarak 5 trilyon 721 milyar 293 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise yüzde 51,4 olarak kayıtlara geçti.

Böylece Hazine’nin kasasına günde 26 milyar 987 milyon 231 bin lira tutarında vergi geliri kaydedildi. Faiz giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 87 oranında artarak 1 trilyon 246 milyar lirayı buldu. Her 100 liralık vergi gelirinin 22 lirası faiz harcamalarına gitti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı temmuz ayına ilişkin bütçe verilerini açıkladı. BirGün’den Havva Gümüşkaya‘nın aktardığı verilere göre, merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında 23,9 milyar TL açık verdi. 7 aylık bütçe açığı 1 trilyon 4,3 milyar TL oldu.

Ocak-Temmuz döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 7 trilyon 699,8 milyar TL, bütçe gelirleri 6 trilyon 695,5 milyar TL ve bütçe açığı 1 trilyon 4,3 milyar TL olarak belirlendi.

Vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın Ocak-Temmuz dönemine göre yüzde 49,6 artarak 5 trilyon 721 milyar 293 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise yüzde 51,4 olarak kayıtlara geçti. Böylece Hazine’nin kasasına günde 26 milyar 987 milyon 231 bin lira tutarında vergi geliri kaydedildi.

Faiz giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 87 oranında artarak 1 trilyon 246 milyar lirayı buldu. Her 100 liralık vergi gelirinin 22 lirası faiz harcamalarına gitti.

Vergi türleri itibarıyla Ocak-Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 95,5, kurumlar vergisi yüzde 14,7, dahilde alınan KDV yüzde 59,4, özel tüketim vergisi yüzde 37,8, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 70,5, ithalde alınan KDV yüzde 24,4, damga vergisi yüzde 55,6, harçlar yüzde 64,6 ve diğer vergi gelirleri yüzde 47,8 artış gösterdi.

Öte yandan hesap sorulmayan kalem olarak bilinen örtülü ödenek harcaması da Ocak-Temmuz döneminde 6 milyar 808 milyon lira olarak kaydedildi.

Büyük orman yangınları sırasında kullanılmamaları nedeniyle tartışma konusu olan THK’ya ait uçakların satılmasının ardından orman yangınlarına müdahale için uçak kiralamaları arttı. Yangınlara havadan müdahalenin yetersizliği eleştirilere konu olurken uçak kiraları için sadece temmuz ayında 2 milyar 28 milyon lira harcandı.

Birçok noktada büyük orman yangınlarının yaşandığı haziran ve temmuz aylarında toplamda 3 milyar 131 milyon lira uçak kiralama gideri olarak kaydedildi. Ocak-Temmuz döneminde ise uçak kiralarına toplam harcama 4 milyar 288 milyon lira oldu.

THK, üçü faal sekiz uçağı mayıs ayında 1 milyar 457 milyon 715 bin 800 TL’den satışa çıkarmıştı. Öte yandan geçen yıl aynı dönem uçak kiraları için bütçeden 2 milyar 315 milyon lira harcanmıştı.

İsraf kalemleri arasında gösterilen taşıt kiraları için temmuz ayında yılın en büyük harcaması kaydedildi. Temmuz ayında 456 milyon liralık taşıt kiralama giderleri, Ocak-Temmuz döneminde 2 milyar 654 milyon lirayı buldu. Bu tutar geçen yılın aynı döneminde 2 milyar 429 milyon lira düzeyindeydi.

Bütçe verilerine göre BOTAŞ’a geçen ay 22 milyar TL transfer yapıldı. BOTAŞ’a yapılan toplam transfer 101,5 milyar TL’ye ulaştı. 16,3 milyar TL aktarılan EÜAŞ’a yapılan transferler ise temmuz itibarıyla 120 milyar 200 milyon lirayı buldu.

Paylaşın

Türkiye’de Her Saniye 270 Bin Lira Vergi Ödendi

Türkiye’de, 2024 yılının ilk 11 ayında vatandaşlar saniyede 270 bin lira vergi ödedi. Toplam ödenen vergi tutarı ise 7 trilyon 793 milyar 285 milyon 845 bin liraya ulaştı.

Vatandaşlar, günlük 23 milyar 333 milyon 191 bin 153, aylık ise 779 milyar 328 milyon 584 bin 500 lira vergi ödedi.

Türkiye’deki ekonomik krizle birlikte vergi yükü de giderek artıyor. 2024 yılı itibarıyla ödenen toplam vergi tutarı 7 trilyon 793 milyar 285 milyon 845 bin liraya ulaşırken bu rakam saniyede 270 bin 60 lira, dakikada 16 milyon 203 bin 605 lira ve saatte 972 milyon 216 bin 298 lira olarak hesaplanıyor.

Günlük vergi ödemesi ise 23 milyar 333 milyon 191 bin 153 liraya çıktı. Aylık bazda değerlendirildiğinde ise Türkiye’de 779 milyar 328 milyon 584 bin 500 lira vergi ödenmiş durumda.

Vergi Uzmanı Ozan Bingöl tarafından açıklanan verilere göre, vergi ödemeleri her geçen gün artış göstermeye devam ediyor.

Paylaşın

Türkiye, Müteahhitler İçin Vergi Cenneti: Çok Kazandılar Hiç Vermediler

“ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türkiye sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti: 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında hiç vergi vermediler.

Erdoğan, “En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor” demişti.

Türkiye’de ana muhalefetin 5’li çete olarak adlandırdığı Limak, Rönesans, Kalyon, Makyol ve Kolin şirketlerin de arasında olan dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 18.5 milyar dolar tutarında proje üstlenen Türkiye sermayeli 43 şirketin 20’si 2023 yılında hiç vergi vermedi.

Engineering News Record (ENR) dergisinin, dünyanın önde gelen müteahhitlik firmalarının uluslararası piyasalarda bir önceki yılda elde ettikleri gelirlere göre sıralandığı “ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türk sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti.

Evrensel’den Uğur Zengin‘in haberine göre listeye giren Türkiye sermayeli şirketlerin 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında Türkiye’de vergi ödemedi.

İktidara yakınlığı ile tanınan Nihat Özdemir’in patronu olduğu Limak, 2023 yılında iki sıra yükselerek dünyanın en büyük 43. inşaat şirketi oldu. Limak aynı zamanda Rönesans İnşaat’ı da aynı yıl geçti. Limak son beş yılın üçünde hiç vergi ödemedi. Şirketin 2021’de ödediği vergi 5 milyon TL olurken, 2022’de 23.4 milyon TL vergi ödedi.

Limak İnşaat 2022’de 25 milyar TL ciro, 4.3 milyar TL vergi öncesi kâr elde etmişti. Limak’ın kârına oranla ödediği vergi oranı yüzde 0.54 oldu. Limak İnşaat, vergi ödemediği 2023 yılında 28.1 milyar TL ciro elde etti.

Rönesans İnşaat, dünyanın en büyük 58. inşaat şirketi oldu. Şirket 2023 yılında hiç vergi ödemedi. Rönesans Holding 2023 yılında 18 milyar TL net kâr elde etmişti.

Geçtiğimiz yıl dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 2023 yılında hiç vergi ödemeyen Türkiye sermayeli şirketler şunlar oldu: Limak, Rönesans, Yapı Merkezi, Ant Yapı, Aslan Yapı, Çalık Enerji, Tav, Nurol, Tekfen, Polat Yol, Alarko, Sembol, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, Üstay, NATA, IC İçdaş, Doğuş.

Dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve son üç yılın tamamında hiç vergi ödemeyen 13 şirket ise şu şekilde: Yapı Merkezi, Ant Yapı, Tav, Nurol, Tekfen, METAG, Polat Yol, SEMBOL, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, IC İçdaş, Doğuş.

“Büyüyen pastadan daha büyük pay alacağız”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düzenlenen ödül töreninde inşaat patronlarına şu şekilde seslenmişti:

“En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Önümüzde halen keşfedilmeyi bekleyen çok büyük bir potansiyel var. Şunun bilinmesini isterim, sizlerin başarısı ülkemizin başarısıdır. Yurt dışındaki başarılarınızla sadece ekonomimize değil ülkemizin dünya üzerindeki itibarına da büyük katkılar sağlıyorsunuz.

Biz de hükümet olarak her ihtiyacınızda, her meselenizde sizin yanınızda olmaya gayret gösteriyoruz. İş adamlarımızın, müteahhitlerimizin, girişimcilerimizin meselelerini, yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyor ve çözüm arıyoruz. İnşallah bundan sonra da sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Ekonomideki Yavaşlama Vergi Gelirlerini Etkiledi

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılı genelinde 8 trilyon 353 milyar lira gelir hedeflenirken, bunun 7 trilyon 407 milyar liralık kısmının vergiden elde edilmesi bekleniyor.

HaberTürk’ten Rahim Ak’ın haberine göre; İlk 7 ayda 4,3 trilyon lira vergi toplaması bekleniyordu, ancak 3,8 trilyon lira toplanabildi.

Planlanan hedefin yaklaşık 500 milyar lira gerisinde kalınırken, hedefe ulaşmak için izlenecek yollar ise; yılın geri kalanında vergi performansının artması, hedefe ulaşmak için ek vergiler getirilmesi, açığın borçlanarak finanse edilmesi.

Bakanlık verilerine göre, gelir vergisinde tahakkuk eden verginin yüzde 80’i toplandığından hedefe yaklaşıldığı kabul ediliyor. “Kira vergisi” gibi beyana dayalı gelir vergisi tahsilatı, tahakkuka göre yüzde 60 ile geride kalırken, 7 ayda hedefin yüzde 78,3’üne ulaşıldı. Bu vergi taksitle ödendiği için yıl sonuna doğru tahsilat oranının artması olasılığı korunuyor.

Esnaf vergi ödemiyor

Gelir vergisi özelinde, taksiciler ve küçük esnaf gibi basit usulde gelir vergisi ödeyenlerde tahsilat oranı yüzde 7,7’de kaldı. Verilerde önemli bir sorun da Kurumlar Vergisi’nde görülüyor. Maliye, yıl genelinde 1,2 trilyon TL kurumlar vergisi hedeflerken, 7 ayda 744 milyar olması gereken tahsilatta 480 milyar lira toplanabildi. Şirketler, ödemeleri gereken yaklaşık 263 milyar lirayı ödemedi ya da ödeyemedi.

Rakamlar beyana dayalı KDV tahsilatında da soruna işaret ediyor. Kesinti suretiyle alınan KDV’de tahsilat oranı yüzde 84 olurken, beyana dayanan KDV’de hedefin yüzde 28’i tahsil edilebildi. Şirketler, tahakkuk eden 535 milyar liralık KDV’nin yüzde 40’ını öderken, 321 milyar liralık KDV ödenmeyi bekliyor.

Talebin kısılması nedeniyle düşen vergiler de dikkat çekti. Otomobil fiyatlarının çok yükselmesi ve faizlerde artış ÖTV gelirlerini etkilerden, son dönemde düzenlemelerle gümrük vergisi tarafına yönelince ithalde alınan KDV de geride kaldı. Tatile gitmekte zorlananlar artınca konaklama vergisi de hedefin çok gerisinde kaldı.

ÖTV’den 2024’te 1,4 trilyon lira beklenirken, 7 ayda 818 milyar lira vergi gelirinin 75 milyar lira gerisinde kalındı. Alkollü içkilerde artan vergi oranları vergi tahsilatını olumsuz etkilerken, satışların azalması bir yana, diğer yandan da tablo kaçak, sahte içki açısından düşündürücü oluyor. Alkollü içkilerde beklenti 107 milyarken, 7 ayda yüzde 49’u toplanabildi.

Gayrimenkul satışlarının düşmesiyle tapu harçları beklenenden 35 milyar lira düşük geldi. Maliye 7 ayda tapu harcı olarak 44 milyar toplarken, yıllık 136 milyar lira olan beklentinin ancak yüzde 32’si elde edilebildi. Vergi gelirlerinde bu tablo yaşanırken devletin cezalara yüklediği görüldü. Cezalarda yıllık hedefin yakalanıp aşıldığı anlaşıldı.

Paylaşın

Patronlar İstedi; İktidar, Vergi Yükünü Yine Halka Yıktı

Vergi adaletinin her geçen gün daha yüksek sesle konuşulduğu bu dönemde, patronlar bir kez daha az vergi ödemenin yolunu buldu. İktidar, vergi yükünü yine halka yıktı.

“Enflasyon düzeltmesi” adlı uygulama bir süredir küçük ve orta ölçekli şirketlerin hedefindeydi. Daha kârlı olduğu için faaliyetlerini borçlanarak sürdüren şirketler, bu uygulama nedeniyle daha fazla vergi verecekti.

TOBB, MÜSİAD, İTO gibi sermaye örgütleri Ankara’da yoğun lobi çalışmalarında bulundu ve vergi beyannamelerinin son teslim tarihine 9 gün kala Hazine ve Maliye Bakanlığı’na geri adım attırdı.

Mehmet Şimşek dün, cirosu 50 milyon liranın altında olan şirketlerin bu yıl da uygulamadan muaf tutulacağını açıkladı. Böylece yaklaşık 1,5 milyon kişi ve işletme daha fazla vergi ödemekten sıyrıldı.

Bakanlığın geri adımı, IMF’nin bu yöndeki talebini dile getirdiği saatlerde geldi. IMF, hem maliye politikasının “daha sıkı” olmasını hem küçük ve orta ölçekli işletmelerden alınan verginin azaltılmasını istemişti.

Öte yandan geçen ay çıkarılan ve “sermayeyi vergilendireceği” savunulan vergi paketinin büyüklüğünün, patronlardan alınmayan verginin sadece yüzde 8’i kadar olduğu görülmüştü. Büyük sermaye grupları sembolik vergileri sessizlikle karşılamıştı.

Yem sıkı maliye politikası hem şirketlere sağlanan vergi muafiyetleri, sıkılaşmanın emekçilere yüklenmesi anlamına geliyor.

‘Enflasyon düzeltmesi’ neydi?

Enflasyon emekçinin cebinden eksiltirken, patronların kârlarını artırmalarına bahane oldu ve varlıklarının değerini katladı.

Yıllar sonra bu zenginliğin küçük bir kısmı “enflasyon düzetmesi” ile vergilendirilmek istendi.

“Enflasyon düzeltmesi”, şirketlerin ödeyeceği vergiyi belirleyen mali tablolarının, enflasyon nedeniyle artık gerçek değerlerini ifade edemez geldiği noktada uygulanıyor. En son 2004’te uygulanmıştı.

Örneğin bir firmanın 2004 yılında 100 liraya bir arsa satın aldığını varsayalım. Enflasyon muhasebesi uygulaması öncesinde bu arsa, firmanın 2022 yılı bilançosunda da 100 lira olarak görünüyordu.

Onlarca milyon liralık gayrimenkuller, alındıkları yıldaki alış bedelleriyle listeleniyor, mal varlığı ufak gösteriliyordu. Şimdi yeni uygulamayla firmalar, ilgili kalemin bilançoya girdiği tarihten bu zamana oluşan enflasyon kadar güncelleme yapmak zorunda.

Şirketler önce 2023’te bilançolarını, bu doğrultuda güncelledi ama ortaya çıkan yeni değerler üzerinden vergilendirilmedi. Uygulama 2024’te başlayacaktı ki, son geri adımla birlikte bu kapsamdaki şirketlerin önemli bir bölümü muaf tutuldu.

İstanbul Sanayi Odası’nın araştırmasına göre sadece en büyük 500 sanayi kuruluşunun 1,4 trilyon lira olan toplam varlıkları, 2023’te “enflasyon düzeltmesi” yapıldıktan sonra 4,7 trilyon liraya sıçradı. Aradaki astronomik fark, 2023’te ve 2024’ün ilk üç ayını kapsayan dönemde ödenen vergiye etki etmedi. Son gelişmeyle birlikte bu kapsamdaki mükellef sayısı iyice daraltıldı.

Yaklaşık 1 milyon kurumlar vergisi mükellefi var. Bunların arasında vergisinin yüzde 80’ini ödeyen mükellef sayısı 1000 civarında. Büyük bölümü zarar açıklıyor ve vergi ödemiyor.

Patronlar neden karşı çıkıyor?

Bilançolarında aktif hesapları güçlü olan şirketler bu varlıklarını sermayeleriyle edinmişlerse “enflasyon düzeltmesi”nden olumlu etkileniyorlar, vergi yükleri azalıyor.

Borçları fazla olan şirketlerse borç kaleminin düzeltmeye tabi olmaması nedeniyle daha fazla vergi ödüyorlar.

Uygulamada amortismanlar da değerlenmiş tu­tarlar üzerinden hesaplanacağı için gider miktarı artıyor ama gelir tarafı ağır basacağı için, borçlanarak yatırım yapan şirketler, “enflasyon düzeltmesi” sonrası kârları artacağından, daha fazla vergi ödüyor.

Enflasyon düzeltmesinin “haksız” bir uygulama olduğunu savunan patronlar, bunun “özel sektöre darbe” olduğunu söylüyordu.

Ekonomi yönetiminin geri adımı sonrası patron örgütlerinden “teşekkür” mesajları yağdı. Ancak yine de bu geri adımı yetersiz bulanlar vardı. Kimileri 50 milyon liralık ciro sınırının yükseltilmesini, böylelikle daha fazla şirketin muafiyet kapsamına alınmasını istedi.

Enflasyon düzeltmesi uygulamasının değiştirilebilmesi için kanuni düzenleme gerekiyor. Mehmet Şimşek, Meclis’in açılacağı Ekim ayına işaret ederek uygulamanın değiştirileceği sinyalini verdi.

Çeşitli yöntemlerin masada olduğunu kaydeden Şimşek, öne çıkan bir seçeneği şöyle özetledi:

“Devam eden yatırımlar hesabının enflasyon düzeltmesinden kaynaklı değerlenmesi nedeniyle oluşan kârların özel bir fona alınarak vergilenmemesi ve bu hesabın işletme döneminde 5 yıl gibi bir sürede vergiye tabi kazancın tespitinde dikkate alınabilmesine yönelik bir model de seçenekler arasında.”

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın

Cumhur İttifakı’ndan “Vergi Vermeyen Şirketler” Araştırılsın Önergesine Ret

CHP ve Saadet Partisi’nin “hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını” ortaya çıkarmak üzere TBMM Genel Kurulu’na sunduğu önerge AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı oylarıyla reddedildi.

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, “Atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik” dedi ve ekledi:

“Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

TBMM Genel Kurulu’nda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin gündeme ilişkin grup önerileri AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Genel Kurulda Saadet Partisi ile CHP’nin “vergi”, İYİ Parti’nin “konut aidat fiyatları” ve DEM Parti’nin “siyasi yargılamalar” hakkındaki grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.

Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün, büyük şirketlerin vergi ödememesinin ekonomik krize etkilerinin araştırılması gerektiğin söyledi.

Birçok büyük şirkete vergi indirimleri yapıldığını; en fazla kamu ihalesi alan bazı firmaların vergi levhalarında “matrahsız” yazarak yükümlülükten kaçındığını öne süren Ün, “Esnafın başına jandarma dikmeyi planlayan akıl, patronların kapısından bile geçmiyor. Çocuklarınızı taşıyan servisten vergiyi alıyor ama deve yüküyle kazanan taşıma şirketlerine istisnalar, ötelemeler, kıyaklar, matrahsızlıkla ödüllendirmeler gırla gidiyor. Bu firmalara milyarlar ödeniyor ama tek kuruş vergi ödedikleri yok. Hal böyleyse bu sistem iflas etti demektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat da vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulurken yandaş firmalara tanınan ayrıcalıklarla devletin kasasının boşaltıldığını öne sürerek, “Bu araştırma önergesi sadece bir vergi meselesi değil, aynı zamanda bir adalet ve ahlak meselesidir. Bu önergeye ‘ret’ oyu vermek, bu adaletsiz düzene onay vermek demektir” dedi.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, son 10 yılda 7 milyar 506 milyon lira vergi borcunun sıfırlandığını iddia ederek, “2002-2023 yılları arasındaki AKP iktidarı döneminde 14 vergi affı kanunu çıktı ve böylece büyük şirketlerden, mega şirketlerden vergiler silindi. Hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını ortaya çıkarmak bu Meclisin hem namusu hem de görevidir. Bu yapılmadan vergi adaletinden söz edilemez” diye konuştu.

CHP İzmir Milletvekili Rıfat Turuntay Nalbantoğlu, Saadet Partisi’nin grup önerisini desteklediklerini söyledi. “Bugün yaşadığımız sorunların en önemlisi adaletsizliktir; halk diliyle söyleyecek olursak, nimet ve külfet dengesizliğidir” ifadesini kullanan Nalbantoğlu, şöyle konuştu:

“Bu adaletsizlik ve dengesizlik 22 yıllık AKP hükümetleri döneminde daha da hızlanmış, aradaki fark uçurum boyutuna ulaşmıştır. Verginin asıl yükünü emekçiler, işçiler, ücretli çalışanlar çekerken, kamunun üzerinden aldığı ihalelerle varlığını sürdüren ve hatta en büyük şirketler sıralamasında hep en üst sırada yer alan ama hiç vergi vermemesi ya da cüzi oranlarda vergi ödemeleri, ciddi bir adaletsizliktir, haksızlıktır, utanmazlıktır. Eğer bu şirketler ekonomik ölçeklerde vergilerini ödemiş olsalar, inanın, Türkiye’de gelir adaletsizliği, yoksulluk bu seviyelere ulaşmaz.”

“Az kazanandan az, çok kazanandan çok”

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, iktidara geldikleri 2002’den itibaren her zaman “ekonomik istikrarı sağlamak ve vatandaşların vergi yükünü hafifletmek amacıyla” düzenlemeler yaptıklarını söyledi.

Önceliklerinin, kalıcı refahı sağlayarak vatandaşlara daha güzel bir hayat sunmak olduğunu vurgulayan Kocacık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapısal reformlarla destekleyerek uyguladığımız sıkı para ve maliye politikası neticesinde dünya genelinde etkisinin şiddetli şekilde hissedildiği enflasyon sorununu da en az hasarla atlatmayı öngörüyoruz. Orta vadeli programda vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergi paylarının artırılması noktasında kararlı bir duruş sergilendi.

Bu noktada atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik. Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

Kocacık, Vergi Usul Kanunu’na göre, vergi mahremiyeti nedeniyle iddialara konu olan mükellefler hakkında ilgili makamlarca detaylı bilgi paylaşımının mümkün olmadığını kaydetti.

Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

İktidardan Yeni Kaynak Çalışması: İzmarit Vergisi

Ekonomi yönetiminin, İspanya’da tütün endüstrisinde uygulanan “sigara izmariti” vergisini model alan, yeni bir vergi düzenlemesi üzerinde çalıştığı öne sürüldü.

Erdoğan’ın bu konu üzerinde çalışılması yönünde talimat verdiği, çalışmanın Meclis’in yeni yasama döneminde ele alınarak, taslak metin üzerinde çalışılacağı iddia edildi.

Ekonomi yönetimi, tütün şirketlerinin ‘sigara izmaritlerini temizlemek’ için çöp veya kirletme bedeli vergisi ödemesi üzerinde çalışıyor. Tütün ürünlerinin yasaklanmasını düzenleyen kanun ile tütün ve alkol piyasasını düzenleyen kanunda değişikliğe gidilecek.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre; AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konu üzerinde çalışılması yönünde talimat verdiği, çalışmanın Meclis’in yeni yasama döneminde ele alınarak, taslak metin üzerinde çalışılacağı öğrenildi.

Sağlık Bakanlığına sunulacak ön çalışmada, halk sağlığını korumakla yükümlü kurum ve kuruluşlar arasında yapılacak görüşmeler neticesinde belirlenecek bir tarihin esas alınması ve bu tarihten sonra doğan nesillere sigara satışının yasaklanması önerilecek.

Ticaret Bakanlığı’na ise, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanunun’da değişiklik yapılması önerisi sunulacak. Tütün şirketlerinin sigara izmaritlerini temizlemek için çöp veya kirletme bedeli vergisi ödemesi de teklif edilecek.

Çalışmalar sırasında bilim adamlarının da görüşlerinin alınacağı, aynı zamanda dünya örneklerinin de inceleneceği belirtildi. AK Parti kurmayları, İngiltere’de 2009 sonrası doğan kuşaklara sigara satışını yasaklayan modelin yanı sıra İspanya’da tütün endüstrisinden “sigara izmariti” vergisi alan modelin incelendiğini kaydetti.

Ayrıca 2025’te sigara yasağının bütün ülke geneline yayılacağı İzlanda modelinin de bir sonraki aşamada Türkiye’ye örnek olabileceğini ifade edildi. İspanya’daki kirletme ya da izmarit vergisi olarak uygulanan modelin tütün endüstrisine yönelik olduğunu aktaran kurmaylar, sigara üreticilerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın