Selahattin Demirtaş Yazdı: Erdoğan Öfkesinde Haklı Mı?

“Erdoğan öfkesinde haklı mı? Tüm sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen mi eleştiriliyor? Sadece Erdoğan karşıtlığından mı yapılıyor bu eleştiriler?” şeklindeki soruların yanıtlarını aradığını belirten Demirtaş, yanıtında ise şu ifadeleri kullandı:

“Madem Erdoğan tüm yetkileri kendisinde toplayıp tek adam oldu, tüm yapılması gerekenleri yapması gerekmez miydi? Çünkü bu sistemde hiç kimse Erdoğan’dan talimat almadan harekete geçmiyor. Şimdi biz Erdoğan’ı sorumlu tutmayalım da kimi tutalım? Tek adam kendisi olduğuna göre, tüm sorumluluk Erdoğan’dadır. En büyük hesabı da halka vermek zorundadır. Ve bu, er ya da geç olacaktır.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar’a “Yoksa Erdoğan haklı mı?” başlıklı bir köşe yazısı kaleme aldı.

Demirtaş yazısında “Erdoğan öfkesinde haklı mı? Tüm sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen mi eleştiriliyor? Sadece Erdoğan karşıtlığından mı yapılıyor bu eleştiriler?” şeklindeki soruların yanıtlarını aradığını söyledi.

Demirtaş’ın yazısı şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatı boyunca eleştirileri kaldırmamasıyla bilinen bir lider. Yaşanan büyük felaket karşısında ilk eleştirilmesi gereken kişi doğal olarak kendisi olmasına rağmen, kameraların karşısına yine en sert, en öfkeli haliyle çıkıyor. Peki Erdoğan öfkesinde haklı mı? Tüm sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen mi eleştiriliyor? Sadece Erdoğan karşıtlığından mı yapılıyor bu eleştiriler? Gelin, bu soruların yanıtlarını birlikte arayalım.

Depremden önce yapılması gerekenler yapıldı mı?

Doğu Anadolu fay hattının yaratacağı yakın tehlike, yıllardır bilimsel raporlarla ortaya konulmasına rağmen fay hattı üzerindeki yerleşim birimlerinde bulunan yapılar depreme dayanıklı hale getirildi mi? Hayır, tam aksine ruhsatsız, kaçak tüm yapılar imar aflarıyla yasal hale getirildi. Kamu binaları dahil olmak üzere tek bir binada bile depreme dayanıklılık koşulu aranmadı. Allah’ını seven istediği yeri istediği evi yaptı, yöneticiler de çoğu rüşvet karşılığında bu yapılara ruhsat verdi. Deprem kuşağındaki yerleşim birimlerinde deprem yardım, ulaşım, iletişim, boşaltma gibi planlar sağlıklı şekilde yapıldı mı? Yapılmadığını acı acı izliyoruz.

Depremden sonra yapılması gerekenler yapıldı mı?

Depremden önce bunlar yapılmadığı için yıkım çok büyük oldu. Peki deprem olduktan sonra yapılması gerekenler yapıldı mı? Ona da detaylıca bakalım. Erdoğan depremden sonra en geç beş dakika içinde uyandırıldı mı? Hiç sanmıyorum. En geç yarım saat içinde ilk durum tespit raporu kendisine sunuldu mu? Hiç sanmıyorum. Felaketin büyüklüğünü daha o anda anladı mı? Hiç sanmıyorum. Daha 35. dakikada Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile jandarma teşkilatına, birinci seviye alarm talimatı verdi mi? Vermediğini biliyoruz.

Mesela saraydan çıkıp AFAD merkezine doğru giderken daha 40. dakikada ayırımsız tüm siyasi partilerin, meslek odalarının, işçi ve işveren sendikalarının genel başkanlarının acilen uyandırılıp konferans yoluyla AFAD Koordinasyon Merkezi’ne bağlanmalarını istedi mi? İstemediğini biliyoruz. Felaket bölgesi dışında kalan tüm il ve ilçe belediye başkanlarının hemen uyandırılıp tüm ekip ve ekipmanlarıyla yola çıkmaya hazır olmalarını organize etmelerini istedi mi? İstemediğini biliyoruz. Diyelim ki bu sırada 45. dakikadayız ve Erdoğan halen AFAD merkezine doğru yolda. Yurt dışındaki tüm büyükelçiliklerimize ve temsilciliklerimize acil koduyla bulundukları ülkelerin devletlerinden yardım istemeleri talimatı verdi mi? Vermediğini biliyoruz.

Enerji Bakanı’na, kamu ve özel tüm maden firmalarının çalışanlarının yola çıkmaya hazır olmaları için talimat verdi mi? Vermediğini biliyoruz. Ulaştırma Bakanı’na, ülkedeki resmi sivil tüm uçak, helikopter, gemi, tren, TIR, kamyon, vinç, çekici, otobüs ve benzerlerinin deprem bölgesine hizmete hazır hale getirilmesi talimatını verdi mi? Vermediğini biliyoruz. İletişim ağının hızla onarılması emrini verdi mi? Vermediğini biliyoruz. İçişleri Bakanı’na, deprem bölgesine giden tüm yolların trafiğe açık tutulması, yollardaki hasarların hızla onarılması, yeterli sayıda emniyet biriminin, güvenliği sağlamak için deprem bölgesine hızla gönderilmek üzere hazırlanması için diğer bakanlıklarla ortak çalışması talimatını verdi mi? Vermediğini biliyoruz.

Farz edelim ki artık 55. dakikadayız ve Erdoğan AFAD merkezine yetişmiş durumda. İlk hasar raporları ulaşmıştır. Tüm bakanlar da birer birer merkeze gelmeye veya konferansla bağlanmaya başlamıştır. Sağlık Bakanı’ndan hastane, personel, ilaç, hasta ve yaralı taşınması için tüm olanakların seferber edilmesini istemiş midir? İstemediğini biliyoruz. Deprem bölgesindeki ilk müdahale ve kurtarma ekipleri enkazlara ulaşmış olmalı. Diğer kentlerdeki sivil ve resmi tüm kurtarma ekipleri depremin vurduğu 10 ile doğru koordineli şekilde yola çıkmış olmalı. AFAD Başkanı’ndan bunların teyidini almış mıdır? Almadığını biliyoruz. Dayanışma çağrısı yapan, moral veren ve uyarılar içeren en kapsayıcı, en kucaklayıcı ulusa sesleniş konuşması yapmış mıdır? Yapmadığını biliyoruz.

Diyelim ki bu esnada üzerinden 70 dakika geçmiş olsun. Depremi hissetmeyen 71 ilde yurttaşların çoğu halen uykudayken devlet tüm gücüyle harekete geçmiş, alarm halindedir. Deprem bölgesi dışındaki vatandaşlarımız uyandıklarında büyük felaketi ve enkaza müdahale eden on binlerce kamu görevlisi görebilecekti, gördü mü? Göremedik ne yazık ki.

Eğer ki Erdoğan’ın yaklaşımı bu senaryoda belirttiğim gibi olsaydı sonrasında dayanışma, birlik ve yardımlaşma ruhu da çok daha büyük olacaktı ve binlerce yurttaşımızı daha enkaz altından sağ çıkarmayı başaracaktık. Halkı için ciğeri yanan bir devlet başkanı, bunları ve çok daha fazlasını yapardı.

Peki neler yapıldı?

Peki Erdoğan bunları yapmadı da ne yaptı? Kendi partisinin belediye başkanlarına tek tek telefon etti ama böyle yıkıcı bir depremde en etkili çalışabilecek dört büyükşehir belediyesinin de dahil olduğu tek bir muhalefet belediyesiyle bile konuşmadı. Halkın karşısına ancak gün ortasında çıktı ve hayatının en öfkeli konuşmalarından birini yaparak muhalefeti suçladı, ayrıştırdı, hakaret ve tehdit etti. Depremzedelere 10 bin TL ve yeni ev vadetti. Sosyal medyayı kısıtladı. OHAL ilan etti. Yurtları boşaltıp üniversiteleri kapattı. Birkaç muhalefet liderini, o da sadece telefonla aradı, diğer liderlerle hiç iletişim kurmadı. Sivil, gönüllü yardımları engelledi. Şerefsiz dedi, namussuz dedi, soysuz dedi, dedi de dedi…

Şimdi siz söyleyin Allah aşkına, Erdoğan eleştirilere öfkelenmekte haklı mı? Madem Erdoğan tüm yetkileri kendisinde toplayıp tek adam oldu, tüm yapılması gerekenleri yapması gerekmez miydi? Çünkü bu sistemde hiç kimse Erdoğan’dan talimat almadan harekete geçmiyor. Şimdi biz Erdoğan’ı sorumlu tutmayalım da kimi tutalım? Tek adam kendisi olduğuna göre, tüm sorumluluk Erdoğan’dadır. En büyük hesabı da halka vermek zorundadır. Ve bu, er ya da geç olacaktır.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Seçimi Ertelemek Siyasi Darbe Olur

“Seçimleri erteleme” tartışmalarına dair açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar. Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur. Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.”

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “seçim erteleme” tartışmasına dair açıklama yaptı.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Gelen bilgilere göre, herkes felakete yoğunlaşmışken bir grup hukukçuya, seçimlerin ertelenmesi için çalışma yapılması talimatı verilmiş.

Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar.

Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur.

TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur.

Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.

Deprem felakettir, diktatörlüğe geçiş için “Allah’ın lütfu” değildir.

Halk buna izin vermez, nokta.”

AK Parti Kurucular Kurulu üyesi Bülent Arınç, 22. Dönem TBMM Başkanı sıfatıyla imzaladığı açık mektupta, Maraş depremlerinin yarattığı olumsuzluklar dolayısıyla genel seçimin bir yıl ertelenerek yerel seçimle birleştirilmesini istedi. Ardından sosyal medyada seçimin ertelenmesi konuşulmaya başlandı.

6 Şubat Pazartesi saat 04.17’de Maraş ili Pazarcık ilçesi merkezli 7.7 büyüklüğündeki ilk depremin ardından saat 13.24’e Elbistan ilçesi merkezli 7.6 büyüklüğünde ikinci deprem oldu. Maraş, Hatay, Malatya, Adıyaman, Antep, Urfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Kilis, Elazığ’da büyük yıkım meydana geldi. 30 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 80 binden fazla kişi yaralandı.

Paylaşın

Demirtaş: O Tek Kişi, İktidarını Sürdürebilmek İçin…

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından binlerce kişinin hayatını kaybettiği depremlere dair açıklamalarda bulundu.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, açıklamasında acı tablonun sorumlularına değinerek şu ifadeleri kullandı:

“‘Bugün siyaset yapma günü değil’ diyenler ya yanılıyorlar ya da Saray’ın propaganda merkezinin kendilerine verdiği görevi yapıyorlar.

Deprem siyaset üstü değil, partiler üstü bir konudur. Kavramlar yanlış kullanılırsa yanlış sonuçlara ulaşılır.

Neden mi? Lütfen okuyun.

Demokrasinin iyice yerleştiği ülkelerde devlet ayrı bir şeydir, hükümet ayrı bir şeydir.

Hükümete kim gelirse gelsin devletin temel işleyişinde köklü değişiklikler olmaz, olamaz.

Örneğin Japonya’da deprem konusunda hükümeti siyasi baskı altına almak için uğraşmaya gerek yoktur. Hükümetin bir eksiği olursa yerden yere vurulmasının önünde bir engel de yoktur.

Zaten depremle mücadeleyi devletin tüm kurumları, sistemli şekilde kendiliğinden yaparlar.

Oysa Türkiye’de özellikle de tek adam sistemine geçildikten sonra devlet-hükümet-parti ayrımı tamamen kalktı. Ülkenin tüm kurumları bir tek kişiye bağlandı.

O tek kişi, iktidarını sürdürebilmek için seçimde kazanmaya mecbur olduğundan her adımını seçim hesabıyla atıyor.

Hele hele Erdoğan gibi siyasi çıkarcılığın ustası olmuş birinin deprem felaketine, üstelik de seçimler öncesinde, siyasi çıkarını düşünmeden yaklaştığını sanmak siyaseten aptallık değilse saflıktır.

Şu anda Erdoğan’ın yaptığı tek şey, partisinin ve kendisinin propagandasıdır.

Ama iktidar medyası, bu gerçeği örterek deprem felaketini Erdoğan’ın kişisel ve partisel kazanımına dönüştürmek için sürekli saldırarak, insanları linç ederek tüm eleştirileri susturmaya çalışıyorlar.

Maalesef ilk günden susanlar da oldu.

Biz particilik yapmıyoruz, oy hesabı yapmıyoruz. İktidarı siyasetle sıkıştırıp kardeşlerimizi kurtarmaya çalışıyoruz.

Çünkü devlet de odur, medya da odur, yargı da polis de asker de odur.

Yani tüm devlet kurumları ancak ve sadece Erdoğan’ın çıkarına göre hareket ederler.

Gönüllülerin yardım dağıtabilmek için deprem bölgesine gitmeleri, TSK’nin deprem bölgesinde görevlendirilmesi, Twitter erişim engelinin kaldırılması halkın siyasi baskısı sayesinde oldu.

Görüyorsunuz, büyük koordinasyon eksiği var ve bu da halkın siyasi baskısıyla çözülecek.

Yanlış olan şey bu ortamda siyaset yapmak değil, parti propagandası yapmaktır. Seçim hesabı yapmaktır.

Siyaset yapmak tam da bugün toplumun en önemli savunma aracıdır. Bunu almalarına izin vermeyin.

Direnmeye ve dayanışmaya devam edelim.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nu Alıntılayan Demirtaş’tan Dayanışma Çağrısı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün gece yayınladığı videoyu alıntılayarak, dayanışma çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Deprem bölgesinde bulunan Kılıçdaroğlu, dün gece “Halkımızın halini yerinde gördüm. Yaşananlara siyaset üstü bakmayı, iktidarla hizalanmayı reddediyorum. Bu çöküş tam da sistematik rant siyasetinin sonucudur. Erdoğan’la, sarayıyla ve rant çeteleriyle hiçbir zeminde buluşmayacağım. Ben halkımın kavgasını vereceğim. Sonuna kadar” notuyla bir video paylaşmıştı.

Selahattin Demirtaş, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun bu paylaşımını alıntılayarak, şöyle yazdı: “Hem güçlü bir dayanışma hem de güçlü bir siyasi duruş, bu zor dönemi el ele vererek atlatmamız için çok önemlidir, kıymetlidir” dedi.

“Dayanışmayı büyütün”

HDP’li Demirtaş, ayrıca şu açıklamayı yaptı: “Değerli kardeşlerim, bugün devlet de sizsiniz, hükümet de. Dayanışma ne kadar büyürse o kadar insanımızı, o kadar insanlığımızı kurtarırız. Canla başla kardeşlerinin yanında olmak için didinen, malzeme gönderen gençler, kadınlar, milyonlar…

Bu ülkeyi enkazdan sizin iyiliğiniz, güzelliğiniz çıkaracak. Yaraları hep birlikte saracağız. Dayanışmayı büyütün. Başka çaremiz de kimsemiz de yok. Yok eğer felakettin büyüklüğünü ilk anda anlamalarına rağmen gerçekleri halktan saklamış, devletin tüm imkanlarını seferber etmek için 30 saat beklemişlerse bu aynı zamanda ağır bir suçtur, katliamdır.

Pandemide olduğu gibi, siyasi çıkar hesabıyla halkı ölüme terk etmektir. En büyük çözüm halkın gönüllü dayanışmasıdır. Șimdi dayanışmayı, yardımlaşmayı büyütme zamanıdır.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş Sordu: Erdoğan’ın Nerede Olduğunu Bilen Var Mı?

Binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan depremlere ilişkin açıklama yapan Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nerede olduğunu sorarak, “Cumhurbaşkanı, koordinasyon merkezinden bir dakika bile ayrılmamalı, saat başı açıklama yaparak halkı bilgilendirmeli, uyarı ve duyurular yapmalı, halka moral vermeliydi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nerede olduğunu bilen var mı? Dün gece enkazlardan çığlıklarını duyduğumuz kardeşlerimiz, herkesi dayanışmaya ve ortak akılla hareket etmeye çağırıyor. Lütfen daha fazla dayanışma ve daha fazla koordinasyonla, en azından bugün kurtarabileceğimiz kardeşlerimizi kurtaralım.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, merkez üssü Kahramanmaraş olan ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine, onbinlerce kişinin ise yaralanmasına yol açan 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Selahattin Demirtaş, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Felaketin ilk anından beri seferber olup kurtarma, yardım ve dayanışma çalışmalarına katılan herkesi kutluyoruz. Çok zor bir gündü. Emekleriniz çok değerli, sağ olun, var olun. Ne var ki daha fazlası lazım çünkü on binlerce insan halen enkaz altında. 85 milyon tek yürek olmuş, tek adam sisteminin hantallığını, beceriksizliğini, rezaletini aşarak kardeşlerini kurtarmaya çalışıyor”

İlk anda seferberlik ilan edilmesi gerektiğini belirten Demirtaş, “Halen yapılabilir. Halen hiçbir çalışma yapılmayan yüzlerce bina var. Yıllardır halkın kanını emen devasa inşaat firmalarının tüm iş makineleri, el konularak deprem bölgesine gönderilmeliydi, halen yapılabilir. Deprem bölgesine giden tüm kara yolları sivil araç geçişine kapatılarak sadece kurtarma ve yardım ekiplerinin geçişi sağlanmalıydı, halen yapılabilir.  AFAD Başkanı, saat başı IBAN verip para toplama telaşına gireceğine, gönüllüleri organize ederek deprem bölgesine götürmeliydi, halen yapılabilir. Dünden beri topladığınız para mı enkaz altındaki kardeşlerimizi kurtaracak!” dedi.

“Erdoğan nerede?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nerede olduğunu da soran Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanı, koordinasyon merkezinden bir dakika bile ayrılmamalı, saat başı açıklama yaparak halkı bilgilendirmeli, uyarı ve duyurular yapmalı, halka moral vermeliydi. Nerede olduğunu bilen var mı? Dün gece enkazlardan çığlıklarını duyduğumuz kardeşlerimiz, herkesi dayanışmaya ve ortak akılla hareket etmeye çağırıyor. Lütfen daha fazla dayanışma ve daha fazla koordinasyonla, en azından bugün kurtarabileceğimiz kardeşlerimizi kurtaralım.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Muhalefete “Ortak Aday” Çağrısı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden seçime yönelik muhalefete çağrıda bulundu.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş çağrısında, “Tüm muhalefet, uzlaşmayla ortak aday çıkarın, sonra hepiniz seçime kadar susup evde oturun. Bu halk seçimi kazanır, mazbatayı da götürür, yeni Cumhurbaşkanına evinde verir. Gerilmeye, panik yapmaya gerek yok, kazanacağız” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın söz konusu paylaşımları şöyle:

“Normalde, seçim kazanmak için siyasetçiler halkı ikna etmeye çalışır. Bizdeyse halk seçimi kazanmış durumda ama kaybetmemek için siyasetçileri ikna etmeye çalışıyor. Samimi bir çağrı yapmak istiyorum: Tüm muhalefet, uzlaşmayla ortak aday çıkarın, sonra hepiniz seçime kadar susup evde oturun. Bu halk seçimi kazanır, mazbatayı da götürür, yeni Cumhurbaşkanına evinde verir. Gerilmeye, panik yapmaya gerek yok, kazanacağız.”

“Ortak aday olmazsa sorumlusu milliyetçi kanat”

Öte yandan Selahattin Demirtaş, PİRHA Muhabiri Berfin Yıldız‘a açıklamalarda bulundu. Demirtaş’ın açıklamaları şöyle:

(Nasıl bir yüzyıl hayali var) Elbette herkesin en ciddi beklentisi adil, özgür, eşit bir yaşam. Kimliğinden, inancından, yaşam tarzından dolayı kimsenin ayırımcılığa uğramadığı, emeğin sömürülüp açlığa, yoksulluğa mahkum edilmediği özgür, demokratik bir Cumhuriyet’tir hepimizin hayali.

(Alevilerin seçimlerdeki tutumu hakkında) Alevi toplumunun siyaseten nerede durması gerektiğini söylemek hiçbir siyasetçinin haddi değil, ben de dahil tabii. Biz siyasetçiler sadece çözüm önerileri hazırlar ve sunarız, ne yapacaklarına Alevi toplumu karar verir. Zaten Aleviler siyasi bakımdan bilinçli, örgütlü ve son derece de duyarlı bir toplum. Kimin ne olduğunu Aleviler çok iyi bilir. Düşkünleri ise zaten Alevilerin kendisi de Alevi’den saymazlar. Alevi Bektaşi toplumu, 600 yıldır bu topraklara sırf düşkünleşmeyi kabul etmedikleri için ne zulümler ne acılar yaşadılar, yine de boyun eğmediler. Halen en direngen topluluk olarak demokrasi ve eşitlik mücadelesinin öncülüğünü yapmaya devam ediyorlar.

AKP-MHP faşizminin basit ayak oyunlarına kanacak tek bir Alevi olmadığına eminim. Dolayısıyla Aleviler Süleyman Soylu’nun, Erdoğan’ın ucuz hamlelerini gündemlerine alıp üzerinde konuşmaya bile tenezzül etmemeliler bence. Alevilerin, örgütlü güçlerini bu seçimde değişimden yana kullanarak AKP-MHP’ye en net cevabı vereceklerinden hiç kuşkum yok.

(Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden yürütülen tartışmalar) Bu utanç verici, ayırımcı, ırkçı bir yaklaşım. Hiçbir şekilde meşrulaşmaması lazım. Böyle tartışmaları kimse ciddiye almamalı, yaygınlaştırmamalı. Bir kişinin kimliği ya da mezhebi değil, karakteri ve erdemidir, önemli olan. Alevilerin Türkiye’de ayırımcılığa tabi tutulduklarını bilmeyen yok. Bu ayırımcılıkla hep beraber, cesurca mücadele etmeliyiz. Ben, Sünni Şafii inancına mensup biri olarak Alevi, Sünni, Hristiyan, Ezidi veya ateist olduğuna bakmadan erdemli, dürüst, liyakatli herhangi bir insan tarafından temsil edilmeye asla itiraz etmem, sadece gurur duyarım onunla.

‘Ortak aday olmazsa sorumlusu milliyetçi kanat’

(Millet İttifakı’nda, HDP ile ortak aday çıkarma konusunda en büyük engel İYİ Parti gibi görünüyor. Ortak aday çıkmaz ve seçim 2. tura kalırsa Türkiye’yi nasıl bir süreç bekler?) İlk tur için ortak adayda uzlaşma olmazsa HDP kendi adayını çıkarır elbette. Seçim ikinci tura kalınca da ne yapılacağına o zamanki koşullara göre karar verilir. Şimdiden bağlayıcı bir şey söylemek, HDP açısından mümkün değil. HDP bu konularda en uzlaşmacı tutumu sergiliyor. Ortak adayda uzlaşma olmazsa herkes bilmeli ki bunun sorumlusu Altılı Masa’nın milliyetçi kanadıdır.

(Olası bir iktidar değişikliğinde adil yargılanacağınıza, ‘siyasi rehine’liğinizin biteceğine dair umudunuz var mı?) Önce halk özgürleşsin, nefes alsın, gerisi kolay. Biz halklarımızın özgürlüğü için direniyoruz, mücadele ediyoruz, bedel ödüyoruz.

Paylaşın

Demirtaş: Seçimde Devrim Gibi Bir Değişim Potansiyeli Var Mı?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, uzun süredir paylaşımlarıyla partisi HDP dahil muhalefete seçimlere dair öneri ve eleştirilerde bulunuyor.

Muhalefetin adayının belli olmadığı bir ortamda cezaevinden seçim kampanyası için kolları sıvayan Demirtaş, şimdi de toplumun tüm kesimlerine seslendiği yazısında bu seçimlerde oy vermenin önemine değindi.

Demirtaş’ın Gazete Duvar’a yazdığı yazı şöyle:

“Önümüzdeki seçimde devrim gibi bir değişim potansiyeli var mı? Aslında devrimsel kırılma potansiyeli tarihin her anında, her yerde ve her toplumda vardır. Ben, önümüzdeki seçimi bu potansiyel ihtimali üzerinden ele alacağım. Bu seçimden bir devrimsel değişim çıkarma olasılığı var mı? Yanıtım çok net: Evet.

Bir de kavramsallaştırmam var: Zarf Devrimi. Yurttaşların oylarını bir zarfa koyup sandığa atarak başlatabilecekleri demokratik bir devrimden söz ediyorum, daha doğrusu bunun potansiyelinden. Hemen gerekçelerimi açıklayayım.

AKP-MHP iktidarı sıradan bir hükümet değildir. Onu sıra dışı kılan, karakterinin sağcı, faşist, dinci, soyguncu, militarist olması da değildir. Dünyada AKP-MHP’ye benzer çok sayıda iktidar oldu veya bazı ülkelerde görevde benzeri hükümetler var. Bu iktidarı sıra dışı kılan şey askeri bir darbe yapmadan, tam tersine askeri bir darbe mağduru gibi görünmeyi başararak hileyle elde ettiği meşruiyet zemininden ustaca faydalanıp bir tür askeri baskı rejimini kurmayı başarmış olmasıdır.

Bu hamlesiyle birlikte meşruiyet kavramını ters yüz etmeyi de başarmış oldu. Örneğin Kenan Evren rejimi hiçbir zaman meşruiyetini sağlayamamış bir askeri dikta rejimi olarak başladı ve bitti (!) Ancak Erdoğan rejimi öylesine bir ustalıkla baskı rejimi inşa etti ki, ona karşı çıkan herkes darbeci, vatan haini, kendisi ise milli ve meşru baki lider olarak konumlandı.

Bu rejimin adım adım kuruluşunda yargı, medya, sermaye, cemaatler, tarikatlar, bürokrasi ve üniversiteler ustalıkla işletildi ve yıkılması imkansız gibi görünen bir tek adam rejimi ortaya çıkarıldı. Rejim kendine o kadar güveniyordu ki seçilme şartı olarak yüzde 50+1’i getirmekten de çekinmedi. Nasılsa sistem kusursuz işleyecek, toplumun iradesi adım adım kırılacak, korku, tehdit, şantaj, hile ile kitleler teslim alınacak, hileli seçimler aracılığıyla da 2071’e ve sonrasına kadar Erdoğan rejimi sürüp gidecekti. Ama küçük bir hesap hatası yapılmıştı. Minicik, mini minnacık bir hata: Toplumun bağrındaki devrim potansiyeli unutulmuştu.

Eğer bir toplumda sadece bir devrimci bile varsa orada devrim potansiyeli vardır. İşte bunu bilmeyenler, bu basit (!) hesap hatasına düştüler. Üstelik bu topraklarda bir değil, on binlerce, yüz binlerce devrimci var. ‘Hani, nerede?’ diye soracak olursanız aynaya bakın, belki de o devrimci sizsiniz.

Şimdi toplumun ağır bedeller ödeyerek durdurmayı, geriletmeyi başardığı rejimi tek bir zarfla alt etme olanağı çıktı.

Peki bu Zarf Devrimi kimin, neyin devrimi olacak? Ne getirecek, hayatımızı nasıl değiştirecek?

Tüm bu soruların yanıtları günlük hayatlarımızda var zaten, sadece hatırlayayım yeter.

Sabah uyandınız, güne mutlu, umutlu mu başlıyorsunuz? İş yok, iş varsa maaş yetmiyor, faturalar boğazınızı sıkıyor. Sabah, öğlen, akşam çocuklarınıza ne yedireceğinizi düşünüyorsunuz. Borçlar birikti, icra kapıda, öfkeniz burnunuzda. Bugünü kurtarsanız yarını var, yarını geçirseniz öbür gün, öbür ay, öbür yıl. Yaşamak yük haline geldi. Neden? Çünkü ileride bir ışık yok, umut yok. Bir süre sonra düzeleceğini bilseniz katlanırsınız. Ama yok, derman niyetine bir damla yok, ümit yok!

Yok mu gerçekten? Ben var diyorum işte, seçim budur işte, Zarf Devrimi budur işte. Seçimlerle önce umudu yaratacağız, önce değişimin düğmesine basacağız.

Ve seçimin ertesi günü uyandığımızda bileceğiz ki, artık umut var. Kendi devrimimize işte tam da oradan başlayacağız. Bir daha başımıza bunlar gelmesin diye demokratik devrimimizi adım adım öreceğiz. Yepyeni bir siyaseti, yepyeni partileri el ele verip beraber yaratacağız. Hatalarımızdan çok dersler çıkardık kardeşlerim, barışacağız, kucaklaşacağız ve bu enkazı beraber kaldırıp yerine yepyeni bir hayat inşa edeceğiz.

Bu senin devrimin işçi kardeşim, çiftçi amcam, esnaf teyzem. Kadınlar, en çok sizin devriminiz bu. Öğrenciler, gençler, emekliler, işsizler bu devrim sizin, hepimizin devrimi bu. Yapacak çok iş var ama önce o zarfı o sandığa atacağız. Sonrası kolay, sonrası neşeli, sonrası umutlu.

Evet değerli halkımız, gençler, kadınlar, emekçiler. Önümüzdeki seçimlerde oy kabinine girerken elinize alacağınız zarfla yıkılması imkansız denilen bir tek adam rejimini tepetaklak iktidardan indirebilir ve büyük bir demokratik devrimin ilk kırılma anını yaratabilirsiniz.

‘Bir zarfla tek adam rejimi yıkılmaz, yıkılsa bile seçim sonucunu tanımaz’ diye de düşünmeyin.

Önce zarfı sandığa atacak seçim kampanyasını örgütleyin, sonra da sandığı koruyun ve oyları sağ salim oradan çıkarın. Birileri seçim sonucunu tanımaz ve darbe yapmaya kalkarsa işte o güne kadarki emeğiniz, motivasyonunuz, umutlarınız sizi öyle bir harekete geçirir ki darbecilerin sarayını başına yıkmanızın önüne kimse geçemez.

Bütün bu olasılıklar kısıtlı demokratik olanaklarla, eşitsiz koşullarda baskı ve hile altında yapılacak seçimi kazanmamıza bağlıdır.

Ve hiç de kolay değildir. Hangi devrim kolay oldu ki Zarf Devrimi kolay olsun.

İnanın, çalışın ve mücadele edin, başaracağız.

Sonrası herkes için, 85 milyon için daha güzel, daha iyi olacak.

Sonrasını nasıl mı yapacağız? Çok iyi bildiğiniz bir yöntemle yapacağız. Pazartesi gününü bekleyin. Pazartesi günü ‘parti’ var.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Talebi İle Demirtaş’ın “Kronometre” Yanıtına Erişim Engeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2018 seçimleriyle birlikte yeni yönetim sistemine geçtik. Kronometre sıfırlandı” açıklamasına ilişkin eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın “Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” yanıta erişim engeli getirildi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 28 Ocak’ta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aklınca 2018’de kronometreyi sıfırlamış, dört dönem için kendine yol yapıyor. Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” ifadelerini kullanmıştı.

‘Kişilik haklarına haksız saldırı’

BirGün’de yer alan habere göre, Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, dün (02 Şubat 2023) yaptığı başvuruda, söz konusu haberlerde müvekkili Erdoğan’ın itibarını zedeleyici, kişilik haklarına haksız saldırıda bulunulduğunu öne sürerek erişim engeli talep etti.

Avukatın başvurusu kabul edilerek Demirtaş’ın ‘kronometre’ yanıtına erişim engeli getirildi.

Söz konusu erişim engeli kararında şunlara yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bir taraftan 17. maddesi ile kişinin manevi varlığının korunma ve geliştirilmesini, 20. maddesi ile özel hayatın gizliliği ve korunmasını; bir taraftan da 22. maddesinde haberleşme hürriyetini, 25. maddesinde düşünce hürriyetini, 26. maddesinde düşünceyi açklama ve yayma hürriyetini ve 28. maddesinde debasın hürriyetini düzenlenmiş, kapsam ve sınırlarını belirlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Anayasaya uygun olarak çıkartılan (başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere ) kanunlar ve bu arada 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile de bu hak ve hürriyetlerin somut olarak nasıl korunacağı, ihlallere karşı uygulanacak yaptırımların esas ve usulleri düzenlenmiştir. Anayasa ve 5651 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine göre değerlendirme yapılırken özgürlüğün esas, sınırlamanın ise yasal şartların varlığına bağlı olarak istisna olduğu hususu daima dikkate alınmalıdır.

Anayasanın yukarıda sayılan maddeleri arasında kurulacak dengenin, hakların kesiştiği noktalarda hangi hakkın öncelikli olarak korunacağı hususunun her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken, bir taraftan kişilik haklarının ve özel hayatının gizliliğinin korunması, talep edenlerin sosyal konumu, unvan, makam ve görevleri, bunlar itibarı ile kamuya karşı sorumluluğu, şöhreti ve geçmişinde eylem ve söylemleri sebebiyle kamuoyunun ilgisine mazhar olup olmadığı, diğer taraftan somut olayın niteliği, bilinmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığı, haber değeri olup olmadığı, görünür gerçekliğe uygun olup olmadığı ve bir diğer taraftan da olayda düşünce basın hürriyetini kullandığını iddia edenin beyan ve yayınlarının içeriği, bunların düşünce, kanaat, eleştiri, yorum kapsamında kalıp kalmadığı, yayının biçim ve içeriği arasında bir denge olup olmadığı, özel bir hakaret ve aşağılama kastı taşıyıp taşımadığı gibi bir çok hususun birlikte düşünülmesi ve karar verilmesi gerekmektedir.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Kanun’un 9. maddesi gereğince erişimin engellenmesi kararıyla kişilik haklarının korunmasının sağlanması, istisnai bir koruma tedbiri olup, başvuruya konu internet yayınlarına erişimin engellenmesi için görünüşte haklılık bulunması, zararın süratle giderilmesinin zaruri olması ve yayının kişilik hakkını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşılması halinde uygulanabilecektir.”

Zaytung’un paylaşımı ve Ekşi Sözlük’te yer alan iki “entry”nin ise “düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında kalan yorumlardan ibaret olduğu, talepte bulunanın kişilik haklarının ihlal edilmediği” belirterek talebin reddedilmesine karar verildi.

Paylaşın

Demirtaş’tan “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” Yorumu: Pusulası Bozuk

Millet İttifakı’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında açıklamalarda bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım” dedi ve ekledi:

“Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.”

Demirtaş, metne ilişkin açıklamalarının son kısmında ise, “Metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde 2016 yılından beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın 9 ana başlık 75 alt başlık ve 2 bin 300’den fazla maddenin yer aldığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında gazeteci Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.

Cüneyt Özdemir’in “Sayın Demirtaş, nasıl buldunuz? Metne yönelik eleştirileriniz var mı?” sorusuna Demirtaş’ın yanıtı şöyle oldu:

Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım. Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.

Neden derseniz çünkü hep devleti gösteriyor, halkı ve bireyi değil. Yani metin devletçi bakış açısıyla kaleme alınmış, devleti büyütmeyi, her alana müdahale eden yaygın bir devleti hedeflemiş.

Devletin güçlü olması ile büyük olması birbirine karıştırılmış. Devletin müdahale alanlarını azaltıp küçülterek de güçlendirebilirsiniz. Oysa demokrasilerde formül şudur: “Az devlet, çok toplum.” Metin bu pencereden bakmamış. Bu yönüyle ideolojik bir tercihi de ifade ediyor. Özgürlükçü devlet yerine güvenlikçi devlet, zaten ilk etapta bu şekilde inşa ediliyor. Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiş oluyor.

Devlet dediğimiz mekanizma, toplumun kılcal damarlarına kadar bir defa etki etti mi giderek otoriterleşmesi, kontrol manyağına dönüşmesi engellenemez. Metin bu yönüyle bize, yeni bir demokratik devlet mimarisi vaat etmiyor, var olan otoriter devleti düzenliyor, yeni kurumlar ekleyerek devleti daha da büyütüyor. Oysa yapılması gereken şey sivil alanı özgürleştirmek ve genişletmek olmalı. Devlet birçok alanda destekleyen, ön açan, yasaklamayan, teşvik eden pozisyonda kalarak demokratik toplumun güçlenmesine alan açmalı. Demokratik devlet dediğimiz şey esasında bu zaten.

Ancak bu metin, teknokrat bir bakışla devletin dökülen sıvalarını, patlayan borularını onarmayı hedeflemiş. Ekonomide neo liberal çözümlerin ötesine geçememiş, özgürlük alanlarında da radikal demokrasi yerine devletin liberal özgürlük penceresinden bakmış.

“Dünya’ya sağdan bakmanın sonucu”

Tabii ki tüm bunlar bilinçli bir tercih çünkü Millet İttifakı sağ bir ittifak. Dolayısıyla ortaya çıkan metin de dünyaya sağdan bakmanın sonucu. Durum böyle olunca kolektif haklar, grup hakları, sınıf hakları hiçbir şekilde metne yansımamış. Mesela metnin Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı hakları, Alevilerin inanç ve eşit yurttaşlık talepleri, kadın bakış açısı da son derece sıkıntılı. Toplumsal cinsiyet kimliği penceresinden eşitlik ilişkisi kurmak yerine, erkek devletin kadına birtakım haklar lütfetmesi olarak ele alınmış. Zaten sunumun yapıldığı salon da erkek bir salondu.

Emekçilerin grev hakları, sendikal özgürlükler, eylem ve yürüyüş hakları, işçilerin sosyal güvence ve iş güvenliği hakları, LGBT+’ların ayrımcılığa uğramaktan kaynaklı beklentileri gibi temel konuların yanından bile geçmemiş. Demokratik ekonomi dediğimiz kooperatifleşme, vergi adaletinde emeğin gözetilmesi, bütçenin yapılması aşamasında emekçilerin katılımı, yatırım planlamalarına işçi sendikalarının katılımı gibi konular böylesi metinlerde olmaz. Neden? Yukarıda da belirttiğim gibi bu metin devletin çatısında oturup oradan aşağıya ve sağa doğru bakılarak yazılmış. Sokakta halkla birlikte ve sola dönerek yazılsaydı başka bir metin ortaya çıkardı.

Sonuç olarak bu metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.

 

Paylaşın

Demirtaş’tan Yeni Öykü Kitabı: “DAD” 10 Şubat’ta Raflarda Olacak

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yeni öykü kitabı ‘DAD’, 10 Şubat’ta raflardaki yerini alacak. ‘DAD’, Kürtçe’de adalet anlamına geliyor.

Dipnot Yayınevi’nin açıklamasında, daha önce “Seher” ve “Devran” adlı iki öykü kitabı, “Leylan” ve “Efsun” adlı romanları yayımlanan Demirtaş’ın yeni kitabıyla ilgili şöyle denildi:

“Selahattin Demirtaş, Dipnot Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alacak olan kitabında okurlarını benzersiz bir seyrana çıkarıyor: İstanbul çöplüğünden adliye koridorlarına, lüks villalardan vergi dairelerine, ıssız adalardan tımarhanelere uzanan; yer yer bilimkurgu ya da absürt komediye bürünen; yanlış anlamalarla, gıllıgışlı ihanetlerle, harika fantezilerle örülü; insan ruhunun gizemli dehlizlerinde acı ve tatlı kahkahalar attıran düşsel bir cümbüş. Kemerlerinizi bağlayın.”

Başak Demirtaş: Selahattin’in yeni kitabı için yeriniz var mı?

Başak Demirtaş, sosyal medya hesabından eşi Selahattin Demirtaş’ın yeni kitabı ile ilgili bir paylaşım yapmıştı. Başak Demirtaş, eşinin önceki kitaplarını ve yayıncısı Dipnot Kitap’ı etiketleyerek yaptığı paylaşımda şunları yazmıştı:

“Selahattin’in en çok hangi kitabını sevmiştiniz? Peki yeni kitabı için yeriniz var mı? @dipnotkitap”

Paylaşın