“Erdoğan, Her Geçen Gün Daha Fazla Köşeye Sıkışıyor”

Karar yazarı Elif Çakır, bugünkü “Erdoğan’ın samimiyet sınavı” başlıklı köşe yazısında, muhalefet partilerinin AK Parti’yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı her geçen gün “samimiyet” konusunda köşeye sıkıştırdığını söyledi.

Elif Çakır, yazısında, Cumhurbaşkanı’nın geçen günlerde söylediği “Yolsuzlukların olmadığı, rüşvetin olmadığı, yoksulluğun Allah’ın izniyle olmayacağı bir Türkiye’yi biz hallederiz. Bunu biz yaparız. Şu an itibariyle onun hazırlığı içindeyiz” şeklindeki ifadeyi anımsattı.

Çakır, şunları yazdı:

Bugün ortaya çıkan tablonun sorumlusu kim? Devletin bütün kurumlarının çökmesinin, yolsuzluğun devletin neredeyse bütün kurumlarını sarmasının, yoksulluğun, işsizliğin, rüşvet zincirinin Beştepe’ye kadar uzanmasının sorumlusu kim? Ülkemizde her üç vatandaştan birinin işsiz olmasının sorumlusu kim?

Cumhurbaşkanı Erdoğan kime söylüyor? Kendisini nerede görüyor?

Konuşmasının içeriğine dair birçok şey söylenebilir ama ben Sayın Erdoğan’ın konuşmasında ayrıca bir kelimeye taktım.

Hangi kelimeyi kastettiğimi anlamışsınızdır elbette. Sayın Erdoğan yoksulluğun, rüşvetin, yolsuzlukların olmadığı bir Türkiye’yi “biz inşa ederiz” demiyor, “biz hallederiz” diyor.

Halletmek! Kim yazdı acaba bu kelimeyi konuşma metnine? Metin yazarları “Efendim AK Partiye, size yönelik halktan koptu eleştirileri var, yolsuzluğun olmadığı bir ülkeyi biz hallederiz diyelim daha sempatik, daha samimi olur” falan diye mi düşündüler?

İşin bir tuhaf yanı, salonda kimse de “ama 20 yıldır ülkeyi Erdoğan yönetiyor” falan demiyor avuçları patlayıncaya kadar alkışlıyorlar.!

İYİ Parti’nin her hafta yolsuzluklarla ilgili kanun teklifi vereceğini de anımsatan Çakır, şu yorumu yaptı:

Muhalefet partileri AK Partiyi “samimiyet” konusunda sıkıştırıyorlar, Erdoğan her geçen gün daha fazla köşeye sıkışıyor.

Bakalım İYİ Parti lideri Akşener’in “hodri meydan” demesi karşısında da el yükseltecek mi? Yolsuzluklarla mücadele konusunda İYİ Parti’nin TBMM’ye vereceği kanun tekliflerine yaklaşımları ne olacak?

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Başörtüsü’ Teklifi AK Parti’yi Böldü; Erdoğan Beğenmedi

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet Bakanlığı ve AK Partili hukukçular tarafından hazırlanan başörtüsü teklifini ‘yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği’ ifade edildi.

Öte yandan, AK Parti içinde de teklifin ‘sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği’ ve ‘sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli’ tartışmalarının yapıldığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin “başörtüsü serbestisi” üzerine “anayasa” çıkışında bulunmuş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a bu konuda çalışma yapması için talimat verdiğini açıklamıştı. Erdoğan’ın açıklamalarının üzerinden günler geçmesine karşın teklif henüz TBMM’ye sunulmadı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre, Erdoğan’a kabine toplantısında başta Adalet Bakanlığı olmak üzere AKP’li hukukçuların da katılımıyla hazırlanan anayasa değişikliği teklifi sunuldu. Ancak Erdoğan’ın hazırlanan teklifi “yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği” belirtilirken AKP içinde de teklifin “sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği” ve “sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli” tartışmaları yapılıyor. “Sadece başörtüsü serbestisini içeren bir teklif hazırlanmalı. Bunun için de anayasanın 10. ve 24. maddelerinde değişikliğe gidilmeli” görüşünü savunan kesimin elindeki en büyük sav ise “CHP’nin tavrı.”

Üzerinde çalışılan anayasa değişikliği teklifine bir başka madde eklenmesi durumunda “CHP’nin diğer maddeleri ‘bahane ederek’ kamuoyuna, ‘Samimiyet çağrısı yaptılar’ ancak kendileri samimi değil, biz başörtüsü serbestisi dedik, onlar içine aile gibi maddeleri de eklemeye çalıştılar” savunusunu yapacağını belirtiyor.

“Samimilerse evet desinler”

AKP içinde bir diğer grup ise teklifin “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altını çizdiği gibi ailenin bütünlüğünü koruyan maddeleri içermesi gerektiğini” savunuyor. CHP’nin, teklif üzerine kamuoyuna “Samimi değiller” şeklinde kullanacağı argümanın “geçersiz olacağını” savunan bazı AKP’li kurmaylar da “Eğer başörtüsü teklifinde samimilerse, gelsinler hep birlikte ailenin bütünlüğünü de koruyan bir düzenlemeyi TBMM’den çoğunlukla geçirelim. Başörtüsü teklifini TBMM’ye sunan bir CHP, ailenin bütünlüğünü korunmasına karşı çıkmasını kamuoyuna nasıl anlatacak? Kılıçdaroğlu’nun bu çağrısından sonra topluma anlatması çok zor. O nedenle Batı’nın bize dayattığı değerlere karşı kendi aile yapımızı koruma altına da almalıyız” görüşünde birleşiyor.

“Vurucu ifadeler istiyor”

Erdoğan’ın hazırlanan yasa teklifinde “daha vurucu ifadelerin yer alması gerektiğini istediği” de iddia ediliyor. Teklifin sadece “başörtüsü serbestisi” üzerine mi yoksa aile bütünlüğünü de içine alan maddelerle mi sunulacağı konusunda ise son noktayı Erdoğan koyacak. Adalet Bakanlığı ve AKP’li hukukçular, önümüzdeki günlerde bir kez daha teklifi Erdoğan’ın bilgisine sunacak.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Başörtüsü’ Tartışmasına Noktayı Koydu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsü kanun teklifine, ‘anayasa değişikliği’ ile cevap veren AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal medya üzerinde ‘Bu konu kapanmıştır’ yanıtını verdi. 

Bir dizi ziyaret için ABD’de bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden bir video mesaj paylaştı. Kılıçdaroğlu, “Burası New York, Manhattan. ABD’nin en pahalı iş muhiti… Tanıdığım bir ailenin gökdelenine “hayırlı olsuna” geldim. Erdoğan kim, anayasa, aile kim… Onunla ne aile konuşulur ne anayasa. Bu konu kapanmıştır. diyerek başörtüsü kanun teklifini hatırlattı.

TÜRGEV ve Ensar Vakfı ortaklığı ile kurulan Türken’in inşa ettiği Manhattan’da yer alan bina önünde konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Duydum ki birileri senin siyasal rehinen kalsın diye benim yaptığım öneriyi yine kabul etmemiş yan çizmiş. Anayasa ile aileyi korumaktan bahsetmişsin. Eğer bir aile konuşulacaksa konuşulacak yer burası. Senin ailen burada. Burası New York’un en pahalı yeri Manhattan. Bu da ailenin yaptırdığı gökdelen. Oğlunun kızına gönderdiği paralarla bu gökdelen yapıldı. Yapılmaya devam ediliyor. Sevgili Erdoğan aileyi konuşmak istiyorsan ve gerçekten samimiysen gel buradan başlayalım” ifadelerini kullandı.

CHP’nin kanun teklifinde ne var?

Kılıçdaroğlu ve CHP’li milletvekillerinin imzasını taşıyan “Kadınların Yürüttükleri Mesleğin İcrası Kapsamındaki Kılık ve Kıyafeti Giymek Dışında Herhangi Bir Zorlamaya Tabi Tutulamaması Hakkında Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığına sunulmuştu

Kadının kıyafetinin; bireylerin yaşam tarzı, inancı ve etnik aidiyetinin siyasetin konusu olmaması gerektiği vurgulanan teklifte, şu ifadelere yer verilmişti:

“Geçmişte yaşanmış bazı baskıcı uygulamalar toplumsal hafızamızda olumsuz izler bırakmış, ayrıca siyaseten istismar aracı olagelmiştir. Yakın geçmişimizde üniversite öğrencilerinin başörtüsüyle eğitim hakkı engellenmiş, kamuda kadınların başörtülü çalışmasına izin verilmemiştir. Benzer engellemelerin ve yasaklamaların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi almak parlamentonun ve kamu idaresinin görevidir. Genelge, talimat, yönetmelik ya da diğer idari düzenlemeler ve hiyerarşik amirlerinin emirleriyle kadının ne giyeceğine ya da giymeyeceğine yönelik yapılmış zorlamalara son vermek ve kadının kıyafet seçme özgürlüğünü kanuni güvence altına almak için bu teklif hazırlanmıştır. Teklif ile kadınlarımızın Anayasa ile güvence altına alınan kişisel ve mesleki kıyafet özgürlüklerinin korunması öngörülmektedir.”

Teklifte sadece 3 madde var

Üç maddeden oluşan teklife göre, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamayacak.

Paylaşın

Erdoğan’ın Açıkladığı Kredi Paketi Esnafın Sorununu Çözer Mi?

Ekonomistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine toplantısının ardından açıkladığı kredi paketinin, hem tüketici hem de üretici enflasyonunun yüksek olduğu bir dönemde esnafa yardımcı olamayacağını öne sürdüler.

Ekonomist Dr. Oğuz Demir, “Enflasyon %80’lerin üzerinde ve hızlı bir düşüşü olmayacak. %7,5 faizli 100 milyar TL’lik kredi paketini bugünkü şartlarda esnaf iki saatte tüketir. O kadar söyleyeyim” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından esnafa kredi kolaylığı sağlayacak yeni bir paket açıkladı.

Buna göre esnaf için Halkbank vasıtasıyla 60 ay vadeyle ve yüzde 7,5 faiz oranıyla istifade edebilecekleri 100 milyar liralık bir kredi kampanyası başlatılacak.

Kredi üst limitleri, 350 bin liradan 500 bin liraya, iş yeri edindirme ve taşıt kredisi limiti 1 milyon liradan 1,5 milyon liraya yükselecek.

Halkbank’tan kredi kullanıp da takibe düşen esnafa 6 aya kadar geri ödemesiz, 36 aya kadar vadeli, yüzde 4 faizli krediyle borcunu tasfiye imkanı sağlanacak.

Genç girişimciler için ise sıfır faizli kredi limiti 100 bin liradan 300 bin liraya yükseldi, yaş sınırı da 30’dan 35’e çıktı.

Esnafa 350 bin liradan iş yeri sunulacak

Diğer yandan Erdoğan, İlk Evim İlk İş Yerim Kampanyası kapsamında TOKİ aracılığıyla 50 bin iş yeri inşa edileceğini vurguladı.

Erdoğan proje ile ilgili şu detayları verdi:

“Proje kapsamındaki 50 bin iş yerinin ilk etabının inşasına, 28 ilimizde 10 bin iş yerinin temelini atarak başlıyoruz. Büyüklükleri 50 ila 200 metrekare arasında değişen bu iş yerleri, 350 bin liradan başlayan fiyat, 2 bin 633 liradan başlayan taksit ve 10 yıla varan vadeyle esnaflarımıza sunulacaktır. Sadece bu iş yerlerinin istihdama katkısının 100 bini bulması bekleniyor.”

Erdoğan, İlk Evim İlk İş Yerim Kampanyası’nın yaratacağı ekonomik hareketliliğin 2 trilyon liraya ulaşmasını beklediklerini aktardı.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de Erdoğan’ın açıklamasının ardından attığı tweetinde, “Bu ülke, esnaf kültürünün temelleri üzerinde yükselen, girişimci yapısını her zaman koruyacak. Esnafımıza desteğimiz her daim sürdü ve her daim sürecek” dedi.

Esnafa yardımcı olur mu?

Diğer yandan hem tüketici hem de üretici enflasyonunun yüksek olduğu bir dönemde açıklanan paketin esnafa yardımcı olmayacağını öne süren ekonomistler oldu.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin Eylül ayı raporuna göre ticari kredilerin miktarı 3,2 milyar TL’ye ulaştı.

Bu yüzden esnafa 100 milyar TL miktarında kredi sağlanmasının toplam krediler içinde az bir orana tekabül ettiği belirtildi.

Ayrıca her ne kadar açıklanan pakette faiz yüzde 7,5 olarak belirlense de Eylül ayında üretici enflasyonunun yıllık olarak yüzde 151 olduğu bir ortamda sürekli masrafları artan üretici ve esnaf için bunun da yetersiz kalacağı eleştirisi getirildi.

Ekonomist Dr. Oğuz Demir, Twitter’da yaptığı açıklamada, “Enflasyon %80’lerin üzerinde ve hızlı bir düşüşü olmayacak. %7,5 faizli 100 milyar TL’lik kredi paketini bugünkü şartlarda esnaf iki saatte tüketir. O kadar söyleyeyim” dedi.

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan ise, “Esnaf faizli kredi değil hibe istiyor. Kiradaki, elektrikteki, doğalgazdaki fiyat artışlarının durmasını istiyor. Parayı basıp ucuz kredi vermek bir imzalık iş. Esnafın maliyetlerini indirebiliyor musunuz, ondan haber verin. Enflasyon sarmalı içinde kredi bir aylık rahatlıktır” eleştirisinde bulundu.

Diğer yandan uzun zamandır piyasalarda bankaların kredi koşullarını sıkılaştırdığı ve kredi vermekte zorluk çıkardığı konuşulmaktaydı.

Twitter’daki kimi kullanıcılar ise esnafa borçlandırılarak maddi destek sağlanmasının yarardan çok zarar getireceği yorumunda bulundu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’ı Zora Sokan 18 Haziran Açıklaması

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Seçim 18 Haziran 2023’te yapılacak” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Korkusuz yazarı Can Ataklı, açıklamanın, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “zora soktuğunu” savundu. 

Can Ataklı’ya göre MHP liderinin bu çıkışı, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı tartışmalarını tekrar alevlendirecek.

Ataklı’nın bugünkü köşe yazısının “Bahçeli’den Erdoğan’ı zora sokan 18 Haziran açıklaması” başlıklı kısmı şöyle:

Seçim yaklaştıkça “Erdoğan’ın aday olup olamayacağı” konusu daha hararet kazanacaktır.

Erdoğan şu anki anketlere bakarak bir “baskın erken seçimi” göze alamıyor ama adaylık konusunun tartışılmaması için seçimi biraz erkene alıp “anayasal korumadan” yararlanmak istiyor.

Çünkü seçim gününde yapılırsa Erdoğan aday olamıyor ama seçim bir ay bile öne alınsa ve meclis kararı ile gerçekleşse, bu sakınca ortadan kalkıyor.

Bu nedenle saray medyası bir süredir “Hac, bayram, üniversite sınavları, milletin tatile gidecek olması” bahaneleri ile “Seçimi biraz öne almak daha avantajlı, 18 Mayıs çok güzel bir tarih” kampanyası sürdürüyor.

İşte tam bu aşamada Devlet Bahçeli ilginç bir çıkış yaptı ve “Seçimler 18 Haziran’da yapılacaktır” dedi.

Tabii Bahçeli, “Ama Türkiye’nin şartlarında Meclis bir karar verir, mevcut yönetim böyle bir düşünceyi diğer siyasi partiler ile paylaşırsa Türkiye’de bir sosyal kargaşa, anarşi yaratmak yerine belli bir kararı alır ve uygular” demeyi de ihmal etmedi.

Bana kalırsa Bahçeli’nin Mayıs’taki bir seçimi kabullenmesine rağmen öncelikle 18 Haziran’ı işaret etmesi sarayda huzursuzluk yaratacaktır.

Seçim kararı için nitelikli çoğunluk gerekiyor, AKP ve MHP’nin oyu buna yetmiyor, muhalefetin destek vermezse, sarayın seçimi erkene alıp “üçüncü kez aday olamaz” tehdidinden kurtulması çok zor.

Bahçeli’nin çıkışı ister istemez bu tartışmayı alevlendirecektir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Asgari Ücret’ Açıklaması: Allah’ın İzniyle…

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Derdimiz şu an itibariyle Aralık ayında yapılacak olan asgari ücreti en uygun rakama çıkarmak. Allah’ın izniyle, yolsuzluğun olmadığı, yoksulluğun olamayacağı Türkiye’yi biz yaparız. Şu an itibariyle de onun hazırlığı içindeyiz.” dedi.

Haber Merkezi / Müzisyen Onur Şener’in öldürülmesine ilişkin ise Erdoğan, “Adli vakalar üzerinden kamu kurumları ve görevlilerinin hedef gösterilmesini yanlış buluyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Açılış Töreni’nde ve TÜGVA 5. Olağan Genel Kurulu ve 6. Gençlik Buluşması öncesinde kendisini bekleyenlere hitap etti.

Erdoğan’ın katıldığı etkinliklerde yaptığı açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin üniversitemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul Resim Ve Heykel Müzesi, cumhuriyet tarihimizin en köklü yapıları arasında yer alıyor. Müzenin açılışı 1937 senesinde Dolmabahçe’de gerçekleştirilmişti. Binanın elverişsiz şartlarından dolayı müzede yer alan eserler de maalesef zarar görüyordu.

Tüm aşamalarını bizzat takip ettiğimiz İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin inşasını hamdolsun geçen yıl tamamladık. İnşaat sürecinde hasar gören eserleri elden geçirip restorasyonunu tamamladık. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi her açıdan şehrimize yakışan muhteşem bir eser oldu. Müzemizde 806 sanatçının 10 bin 666 eseri bulunuyor. Gerek binasıyla gerekse koleksiyonuyla İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin önümüzdeki dönemde ülkemizin en önemli sanat destinasyonlarından biri olacağına inanıyorum.

Türkiye’nin kültür ve sanat hayatını çoraklaştıran jakoben anlayışı 2002’de göreve geldiğimizde rafa kaldırdık. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına zenginlik katacak her türlü esere, projeye samimiyetle sahip çıktık. Sanat dalları ve sanatçılarımız arasında ayrım yapmadan başarıyı destekleme çabasında olduk. Göreve geldiğimizde desteklenen özel tiyatro sayısı sadece 59 iken bu rakam bugün 458’i buldu.

Ülkemiz genelinde 56 müzeyi ilk kez ziyarete açarken, 18 müzemizi de yeni inşa edilen binalarında milletimizle buluşturduk. Son 20 yılda toplam 164 müzenin onarım, restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmalarını yaparak tamamen yeniledik. Yurtdışına kaçırılan eserlerin vatanına dönmesi için çalışıyoruz. 9 bin 34 eseri yeniden ait oldukları topraklara ulaştırdık. Sanatı tekelleştiren çarpık bakış açılarını reddediyoruz. Bizim sanat anlayışımız yerli ve milli değerleri göz ardı etmeden evrenseli kucaklamaktan oluşur.

Onur Şener cinayeti

Adli vakalar üzerinden kamu kurumları ve görevlilerinin hedef gösterilmesini yanlış buluyoruz. Bunu siyasetin malzemesi haline getirmek, böyle elim bir hadise üstünden farklı hesaplar görmek ne ahlakidir ne insanidir. Bu başta babasını kaybeden kız çocuğuna, hayat arkadaşını kaybetmiş sevgili eşine yapılan bir zulümdür. Maktulün sevdiklerini yaralayan fevriliklerden de uzak duracağız. Faillerin hak ettikleri cezayı alması için meselenin takipçisi olacağız.

Türkiye genelinde TÜGVA’nın 310 bini aşkın üyesi var. Dindar bir nesil olarak geleceğe hazırlanmasında TÜGVA’nın konumu çok çok önemli. Sizlere elimizden ne gelirse, Gençlik ve Spor Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığımız, 17 bakanlık olarak elimizden gelen her türlü fedakarlığı yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

Rusya – Ukrayna arasındaki savaşta arabulucu rolünü oynayan hangi ülke? Türkiye. Türkiye bu olaylar karşısında yıprandı mı? Tam aksine. Avrupa’da herkes tutuşmuş vaziyette acaba bu kış nasıl geçecek? Biz tüm hazırlığımızı yaptık. Milletimize doğal gazını, kömürünü her şeyini hazırlamış vaziyetteyiz.

Asgari ücret

Derdimiz daha uygun fiyatlarla vatandaşımıza bu doğal gazı nasıl ulaştıracağız, bunun gayreti içindeyiz. AK Parti iktidarı zulme rıza göstermez, zulmedilmesini asla istemez. Derdimiz şu an itibariyle Aralık ayında yapılacak olan asgari ücreti en uygun rakama çıkarmak. Allah’ın izniyle, yolsuzluğun olmadığı, yoksulluğun olamayacağı Türkiye’yi biz yaparız. Şu an itibariyle de onun hazırlığı içindeyiz.”

Paylaşın

AK Parti Kulisi: Parti Kaybederse Tayyip Bey De Kaybeder

2023 yapılacak milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça partilerdeki hareketlilikte arttı. Seçimlerle ilgili AK Parti’nin Meclis’te oy kaybı yaşayacağı ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazanacağına dair çok sayıda iddia gündeme geldi.

Gazeteciler, AK Parti içinde de bu yönde değerlendirme yapan pek çok kişi olduğuna dair kulis haberleri yazdı. Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Ancak bu değerlendirmenin kesinlikle yanlış olduğunu söyleyen parti kurmayları da var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhur İttifakı adayı olarak AK Parti ve MHP’den oy aldığına işaret eden bir parti kurmayı, “Tayyip Bey kazanacak, AK Parti Meclis’te kaybedecek, diyenler siyaset de bilmiyor, matematik de. 2018 seçimindeki AK Parti ve MHP oyları toplanınca bunu görmek mümkün. Cumhurbaşkanının oyunun AK Parti’nin üzerinde olması normal ama partisinden aldığı oy, partinin oyundan farklı değil. Bu nedenle parti kazanırsa Tayyip Bey de kazanır, parti kaybederse Tayyip Bey de kaybeder. Tartışmasız” dedi.

AK Parti’de ‘oylar 4 puan arttı’ iddiası

Kamuoyu anketleri Cumhur İttifakı’nda ciddi oy düşüşleri yaşandığına işaret ediyor. AK Parti’den de daha önce ekonomik sıkıntılarla birlikte oyların 36-37 bandına çekildiği yönünde açıklamalar geldi. Ancak parti kurmaylarına göre son aylarda ekonomideki kısmi toparlanma, ücretlerdeki artışlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerde attığı adımlar gibi gelişmelerle ciddi toparlanma yaşandı.

“Yazdan sonraki hava çok farklı” diyen bir parti yöneticisine göre yazın oylardaki artış 4 puanı buldu. Bu durumda yeniden yüzde 40’lara gelindiğini savunan parti kurmayına göre aralık ayıyla birlikte enflasyonun baz etkisi ile gerilemesi, ücretlerin yeniden artması gibi adımlarla bu hava AK Parti lehine daha da değişecek.

Paylaşın

Erdoğan İle Esad’ın Görüşmesi Hangi Şartlarda Mümkün?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeye yeşil ışık yakan son açıklamalarının ardından Ankara ile Şam yönetiminin ne gibi konu başlıklarını ele aldığı ve uzlaşmaya varıp varamayacağına ilişkin tartışmalar devam ederken, sürecin istihbarat görüşmelerinden çıkacak sonuca göre şekillenmesi bekleniyor.

2011’de Suriye’de başlayan iç savaşta Esad rejimiyle ipleri koparan ve Suriyeli muhalif gruplara güçlü destek veren Türkiye, jeopolitik dengelerin değişmesiyle birlikte başka ülkelerle yaptığı dış politika açılımlarının bir parçası olarak ve iç siyasi gerekçelerin de etkisiyle Şam yönetimi ile ilişkileri bir süreç içinde yeniden onarmak istiyor.

Prag’daki Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısının ardından Perşembe günü düzenlenen basın toplantısında Erdoğan, bir gazetecinin “Suriye Devlet Başkanı ile bir görüşmeniz olması mümkün mü?” sorusu üzerine “Şu an itibarıyla böyle bir şey tabii söz konusu değil. Ama mümkün değildir gibi bir ifadeyi kullanmam da… alışılmış bir siyasetçi değilim. Dolayısıyla bir vakti, saati geldiğinde biz Suriye’nin Başkanı ile de görüşme yoluna gidebiliriz” yanıtını verdi.

İstihbarat görüşmelerinin sonucu bekleniyor

Gerek diplomatik gözlemcilere ve gerekse DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in ulaştığı yetkililere göre Suriye ile ilişkilere dair açılım bir süreç ve bugünden yarına tüm sorunların çözülmesini beklemek gerçekçi değil. Bu nedenle Ankara’da Şam ile ilişkilerin düzelmesinin mümkün olup olamayacağı konusunda istihbarat yetkililerinin yapmakta olduğu görüşmelerin sonucunu beklemek gerektiği görüşü hâkim.

MİT Başkanı Hakan Fidan’ın son haftalarda Suriyeli mevkidaşı Ali Memluk ile çok sayıda görüşme gerçekleştirdiği de geçtiğimiz günlerde basına yansımıştı.

Peki Şam yönetimi ile görüşmek Türkiye için neden önemli?

Dış Politika Uzmanı Gülru Gezer, Suriye ile Türkiye’nin 911 km’lik sınırı bulunduğunu anımsatarak, Suriye tarafına artık yerleşmiş olan PYD ve YPG unsurlarının Türkiye’nin istikrarını ciddi anlamda etkilediğini belirtiyor. Bu ilişkileri şu dönemde kritik kılan bir başka etmenin de Suriyeli mülteciler olduğunu söyleyen Gezer, şöyle konuşuyor:

“Dolayısıyla Türkiye’nin aracılarla değil doğrudan esasında Esad rejimiyle görüşmesi önemli. Bu bir tanıma anlamına da gelmez. Şimdi mesela Taliban yönetimiyle görüşülmüyor mu? Şam yönetimi ile de bu görüşmelerin olması bizim çıkarımızadır. Ülkenin istikrarı ve güvenliği açısından son derece önemli.”

Erdoğan Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada da ılımlı bir tonda konuşmuş ve “Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok. Devletler arasında siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz” demişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Suriye ile Türk istihbarat örgütleri arasında temasların olduğunu, Türkiye’nin Suriye ile diyalog için ön şartları olmadığını söylemişti.

Suriye’nin ön koşulları

Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan, Ankara ile Şam’ın pozisyonları arasında bazı ortak çıkar alanlarına rağmen halen bir karşıtlık durumu bulunduğunu ifade ederek, bunu şöyle açıklıyor:

“Suriye rejimi görüşmelerde sürekli olarak Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını geri çekmesini ve Suriyeli muhaliflere hem siyasi hem de silahlı gruplara olan desteğini sonlandırmasını bir ön koşul olarak öne sürüyor. Türkiye ise bu sorunun siyasi çözüm masasında neticelendirilmesini ama şimdilik terörle mücadeleye yani YPG ile mücadeleye birlikte odaklanılması konusunu ön plana çıkarıyor.”

“Terör grupları ile mücadelenin” Şam rejimi için de bir öncelik olduğunu ama Ankara’nınki gibi en başta gelen öncelik olmadığını belirten Orhan, onların önceliğinin daha çok İdlib ve diğer muhaliflerin kontrol ettiği bölgelerin statüsü ve buradaki silahlı muhaliflerin silahtan arındırılması meselesi olduğunu kaydediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad da geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir açıklamada Suriye krizinin çözümüne ilişkin Astana Platformu kapsamında Türkiye’nin verdiği sözleri tutmasını istediklerini belirterek, “Türk tarafından Astana sürecinde anlaşmaya varılan sözleri yerine getirme konusunda daha fazla ciddiyet bekliyoruz. Şu anda önümüzdeki tek engel bu. Ancak Rus ve İranlı dostlarımızın çabalarının doğru yönde ilerlediğine inanıyoruz” demişti.

Liderler buluşması için henüz erken mi?

Erdoğan’ın bu sözleri bir süredir gündemde olan ve istihbarat yetkilileri arasında teknik düzeyde devam ettiği bilinen Suriye yönetimi ile görüşme sürecini ve belki ileri tarihte Esad ile Erdoğan’ın bir araya gelme ihtimalini yeniden gündeme getirdi. Ancak uzmanlara göre liderler düzeyinde bir görüşme için henüz erken.

Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevi sırasında Şam’da da bulunan Gezer, iki ülkenin istihbarat birimlerinin bir süredir görüştüğünün bilindiğini belirterek, görüşmelerin gündemine dair şunları söylüyor:

“Şu noktada liderler düzeyinde bir toplantının yapılması söz konusu olamaz. Çünkü en basitinden belirli parametrelerde anlaşılması lazım. Mesela muhaliflerin sisteme entegre edilmesi, ondan sonra af çıkartılacaksa bunun nasıl olacağı. Göçmenlerin özgür iradeleriyle geri gitmeleri halinde neye maruz kalacakları, nasıl bir tabloyla karşılaşacakları. Bu gibi konuların hepsinin oturulup Esad rejimiyle konuşulması lazım.”

Gezer, şimdiye kadar Suriye’de pek çok kere af çıkartıldığını ancak bunların kapsamının sınırlı kaldığını da hatırlatıyor.

Bu arada Rusya da Ankara-Şam görüşmeleri için önemli bir etken olarak görülüyor.

Orhan, Erdoğan’ın son Esad açıklamalarını biraz da bu açıdan okumak gerektiğini belirterek, şunları söylüyor:

“Erdoğan esasında hem Rusya’ya hem de uluslararası kamuoyuna Türkiye’nin burada sorun yaratan taraf olmadığını da ve sorunun daha çok Şam rejimi kaynaklı olduğunu da gösterme niyetinde. Çünkü Rusya’nın bu konuda bir baskısı var. Türkiye’nin askeri operasyonunu engelleyip Şam ile sorunun çözülmesini istiyor ama Türkiye burada sorunun zaten Şam olduğunu ve görüşmelere daha uzak kaldığını göstermeye çalışıyor.”

Orhan, belki iki ülkenin güvenlik kurumları arasındaki görüşmeler neticesinde bazı güven artırıcı önlemlerin gündeme gelebileceğini ve bunun sonucu oluşan güven ortamıyla daha ileri adımların atılabilmesinin mümkün olabileceğini ifade ederek, Türkiye’nin bölgedeki diğer ülkelerle normalleşmelerine de bakıldığında bu süreçlerin yavaş ilerlediğine işaret ediyor. Orhan, bu nedenle belki olacaksa da ileri aşamalarda ancak dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşmeyi daha mümkün görüyor.

Suriyelilerin eve dönüşü nasıl mümkün olacak?

Ankara’nın Şam ile arayı düzeltme gayretlerinin temelinde Rusya ile ilişkilerin rol oynaması kadar seçim öncesi Suriyeli mültecilerle ilgili bir adım atarak, seçmenlerin tepkisini azaltma isteği de yatıyor. Ancak mültecilerle ilgili sorunu çözmenin de hemen mümkün olması beklenmiyor.

Türkiye halen dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke. Afganistan ve diğer bazı ülkelerden gelen sığınmacıların yanı sıra resmi rakamlara göre şu anda Türkiye’de yaklaşık 3,7 milyon Suriyeli yaşıyor. Ancak kayıt dışı sığınmacılar nedeniyle bu sayının çok daha yüksek olduğu da belirtiliyor.

Son aylarda iç siyasette tansiyonun artmasına da neden olan sığınmacılar meselesi muhalefet tarafından gündeme getirilirken, bu nedenle iktidar da tutum değişikliğine giderek, Suriye’de güvenli bölgelere gönüllü dönüş için proje hazırlamaya başlamıştı. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı güvenli bölgede briket evler yaparak geri dönüşü hızlandırmak istiyor. Erdoğan son açıklamasında 550 bin civarında Suriyeli’nin kendi topraklarına döndüğünü belirtirken, bağımsız gözlemcilere göre bu rakamları teyit etmek bu aşamada çok mümkün değil.

ORSAM’dan Oytun Orhan, Türkiye’deki Suriyelilerin veya İdlib’deki Suriyelilerin evlerine geri dönüşü meselesinin çözümünün son derece zor olduğunu söyleyerek, şu noktaya dikkat çekiyor:

“Çünkü Esad rejiminin bu konuda çok ciddi bir samimiyet testi içerisine gireceğini, zira bu insanların evlerine dönmesinin Esad rejimi tarafından güvenlik riski olarak algılanacağını düşünüyorum. Bu noktada da Türkiye’nin beklentilerine uygun bir tavır alması çok mümkün gözükmüyor Esad rejiminin. Ve orada da bir tıkanma yaşanması çok muhtemel.”

Dış Politika Uzmanı Gülru Gezer de Suriyelilerin insan onuruna yakışır bir şekilde kendi ülkelerinde yaşayabilmeleri için bir mekanizmanın tesis edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Aslında üzerinde mutabakata varılması gereken çok husus var. Bu kolay bir süreç değil. Ama diyaloğun da bir şekilde başlaması gerekir. Çünkü Suriye’deki iç savaş kemikleşmiş bir probleme dönüşmekte ve bundan da en fazla etkilenen Türkiye” yorumu yapıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Zorbasın, Gaddarsın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsü tartışmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz” sözlerine Twitter üzerinden yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu “Beklediğim gibi Erdoğan, başörtülü kadınları rehine olarak elinde tutabilmek için konuyu alakasız yerlere taşıdın. Samimi değilsin. Zorbasın. Milletimiz görsün istedim ve sen gösterdin. Sen kim ‘Özgürlükçü Anayasa’ kim. Sen yasakçısın, sen gaddarsın. Asla şaşırtmazsın” dedi. Kılıçdaroğlu şöyle devam etti;

“Benimle misiniz” diye seslendiğimde, elbette bu kanun teklifimin sadece başlangıç olduğunu bilerek seslendim. Daha büyük meseleler de var ve yürekli bir şekilde çözümler getireceğiz hepsine. Tekrar ediyorum, yürekli bir şekilde çözeceğiz.

“Ben siyasi ikbal düşünecek değilim. Ben siyasal hayatımın sonunda, miras olarak ardımda barışık bir Türkiye bırakacağım. Enerjisini dünya ile rekabet için harcayan bir Türkiye bırakacağım. Bu riski almak zorundayım. Başarılı olur muyum bilmiyorum… Ama deneyeceğim.

“İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99. yıldönümünde; Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarını minnetle, şehitlerimizi rahmetle anıyor, kurtuluş coşkusu yaşayan İstanbul halkını sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geldikleri gibi gittiler!

“Başörtülü kadınların hak ve özgürlüklerine kavuşması için önerdiğimiz bu kanuni zırhı sen destekle Erdoğan; eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız

“Bu kullandığın zehirli dili de artık bırak, çok çirkin bir üslubun var. Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan dönüşte yaptığı açıklamada, Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş?” demişti.

‘Aile falan hepsi bu işin içinde’

Erdoğan ayrıca “O zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. “Desteklemeyeceğiz” dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. “Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın” dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti;

“Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim”

Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması: Erdoğan: Kılıçdaroğlu Pas Verdi, Bizim De Golü Atmamız Lazım

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü açıklamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım” dedi ve ekledi:

“Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çekya ziyareti dönüşünde uçakta iktidara yakın basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüyle ilgili yasal düzenleme çağrısı üzerine konuşan Erdoğan, “Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş? Sen dürüstsen, o zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. ‘Desteklemeyeceğiz’ dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. ‘Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın’ dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” dedi.

“Sadece bu konu mu, hepsi beraber mi?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz. Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Kemal Kılıçdaroğlu, geçmiş dönemde sizin adım atmayı planladığınız konularla ilgili önceden çeşitli sosyal medya mesajlarıyla ön almaya çalıştı. Bu konuda da sizin hem başörtüsü hem aileyle ilgili düzenleme yapma kararınız eğer önceden varsa, bu karar ona ulaşmış olabilir mi?” sorusuna karşılık böyle bir çalışmalarının olmadığını söyledi.

“Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar”

“Başörtüsü problemimiz yoktu” diyen Erdoğan, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım. Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar” dedi.

İktidarın “dezenformasyonla mücadele yasası” olarak tanımladığı sosyal medya yasa tasarısıyla ilgili “Son yıllarda etnik ve mezhep temeline bölücülük yapan medya kuruluşlarına akan fonlar var. Özellikle Avrupa Birliği ve batılı ülkeler LGBT’yi, bölücülüğü fonluyorlar. Medyada bir millilik meselesi var. Dezenformasyon yasasıyla ilgili kanaatiniz nedir?” sorusuna Erdoğan’ın yanıtı şöyle oldu: “Dezenformasyonla mücadele yasasıyla ilgili 14 madde Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Bu yasanın çıkışıyla beraber inşallah bunları ciddi manada frenleyeceğiz ve gereği de neyse onu da inşallah yapacağız. Yasa bu noktada zengin, güçlü bir yasa.”

KKTC Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarını değerlendiren Erdoğan, “Bu konuda biliyorsunuz biz kimsenin düşünmediği bir dönemde ne yaptık? İlk işimiz İHA’ları, SİHA’ları Kuzey Kıbrıs’a yerleştirdik. Şu anda İHA ve SİHA’larımız oradalar ve bu söylediğiniz yerle ilgili konuda da yine benzer şeyler olabilir. Bunun olması da zaten haktır. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ı dört bir yandan, her yönüyle bizim sağlama almamız lazım. Olsa da olmasa da zaten bizim şu anda kendi ana karamızdan uçaklarımız kalktığı anda zaten anında Kuzey Kıbrıs’ta. Herhangi bir sıkıntı orada da söz konusu değil. Bir de bu akşam Anastasiadis, illa bir görüşelim, konuşalım filan dedi. Araya birilerini de soktu. Dedim ki ‘Başkan sen şimdi zaten gidiyorsun’. İki ay sonra ayrılıyor. Dedim ‘Böyle bir zamanda bunlar konuşulmaz.’ Ayrıca dedim ki ‘Siz hep bir yerden bir talimat alıyorsunuz. Bu talimatlarla falan zaten bu işler yürümez.’ Onun için bunların ipiyle kuyuya inilmez. Aksi takdirde kuyuda kalırsın” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun 9-13 Ekim arasındaki ABD ziyareti sorulan Erdoğan, “Onlar beni iyi takip etmiyorlar. Biz bir defa ilk seçimi yaptığımızda ve bu seçimden de açık ara büyük bir başarıyla birinci parti olarak çıktıktan sonra gitmiştik. Ben o zaman bir Avrupa seyahati yaptım, Avrupa ülkelerini dolaştım. Bir de Amerika’ya gittim. Avrupa’da Chirac’la, Schröder’le görüşmüştük. Lüksemburg’un Başbaşkanı Jean-Claude Juncker’le de görüşmüştük. Hatta Juncker’e bir gazeteci ‘Siz normalde seçilmişleri karşılıyorsunuz’ demişti. O da dedi ki ‘Demokrasi sandıktır. Biz sandıktan çıkana saygı duyarız. Erdoğan sandıktan çıktı. Ben ona demokrasinin gereği olarak saygı duyuyorum ve kimseyi de rahatsız etmesin.’ Geldi beni bir de havaalanına kadar uğurladı. Ben Bay Kemal’i de hiç önemsemiyorum, gidebilir. Mevla dünyayı kulları için yaratmış. Herkes istediği yere, istediği zaman gidebilir. Yani onun bu derdi bizi niye ilgilendirsin” dedi.

Paylaşın